Günlük Arşivler: Şubat 13, 2015

AKP’nin dayatmalarına rağmen solun iktidarını gerçekleştireceğiz

DSP Genel Başkanı Masum Türker, BUGÜN TV’de Tarık Toros’un sunduğu “Merkez Siyaset” programında gündemi değerlendirdi.

Bürokratların milletvekili aday adayı olabilmek için istifa etmelerini değerlendiren Türker, “Bu kadar bürokratın istifa etmesi endişe vericidir. Bu bürokratlar, bir gecede AKP’li olmadığına göre tarafsız olmadıklarını kanıtladılar. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ve BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay’ın istifaları bürokratları cesaretlendirdi. Bir anlamda bürokratlar istifa ederek hükümete sadakatlerini gösterdiler. Basında yer aldığı gibi Hakan Fidan’ın dokunulmazlık zırhı için istifa ettiğini düşünmüyorum. Hakan Fidan ekibin bir parçası olduğu için Dışişleri Bakanı olacağı yönündeki iddialara da ihtimal vermiyorum. Çünkü Mit Müsteşarlığı yapmış bir kişi Dışişleri Bakanı olmaz. Bürokratların istifalarının altında biat var. Bürokratlar AKP’den aday adayı olmak için istifa ederek paralel yapı olarak adlandırdıkları cemaatle bağlantılarının olmadığını kanıtlamaya çalıştılar. Bir kısmı da terfi alabilmek için istifa edip aday adayı oluyor.” dedi.

banner121

Doların artışıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türker, “AKP iktidarı 12 yıldır dolara baskı yaptı. Kurun düşük olması demek yurtdışındaki enflasyonun gümrük kapısında tutulması demektir. Dolar kurunun yükselmemesini ihracatçılar beğeniyordu. Çünkü Dolar kuru yükselmeyince Euro kuru yükseldiğinde ihracat tutarı parite farkından dolayı yükseliyordu. Şuanda Dolar kurunun yükselmesi ihracatı olumsuz etkiliyor. Çünkü Euro Dolar karşısında değer kaybettiği için ihracat artışı gözükmüyor. Günümüzde vatandaşlarımızın borçları sürekli artmış durumda. Üretime önem verilmediği için yeni istihdam alanları yaratılmıyor.” dedi.

Solda birlik platformu önerisiyle ilgili soruyu yanıtlayan Türker, “Solda birliğin nasıl olacağı önümüzdeki günlerde netleşecek. DSP; halkın özlemlerinden doğmuş, iktidar olmuş bir partidir. Medya DSP’nin projelerini ve söylemlerimizi görmezden geliyor. Bugün aynı sansürü CHP’ye de uyguluyor. Kamuoyunda yer alan anketler algı yönetimi için kullanılıyor. AKP’nin gerçek oyu yüzde 32 ile 34 civarındadır. Yaratılan algıyla AKP yeniden iktidara gelecekmiş gibi gösteriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydanlarda 400 milletvekili istiyorum demesi AKP oylarındaki düşüşün algılanmasını önlemek amacıyla milletvekili çıtasını yükseltiyor. AKP’nin iktidarı kaybetmesi şu andaki milletvekili sayısının 33 milletvekili eksik almasına bağlıdır. Vatandaşlarımız sandığa gitmek istemiyor. Siyasetten umudunu kesmiş durumdadır. Televizyonlarda sol konuşuluyor ama kurulduğu günden beri sol parti olduğu tartışmasız olan DSP’yi gündem dışı tutma çabası görülüyor. Bu görünüm bizi, solu iktidar yapacak birlik platformu arayışına yöneltti. Kurumsal bir işbirliği yapmak için adım attık. Solda birlik platformunu oluşturabilirsek AKP’nin dayatmalarına rağmen solun iktidarını gerçekleştireceğiz.” dedi.

Masum Türker
Genel Başkan

 

1951’de Mardin’de doğdu. Pertevniyal Lisesi’nden sonra İ.Ü. İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. 1967’de öğrenciyken muhasebe mesleğine başladı. 1971’den itibaren mali müşavir olarak çalışmaya başladı. 1999 yılına kadar Türkerler Yeminli Mali Müşavirlik Anonim Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüttü.

1970’te muhasebeciliğin yanı sıra gazetecilik yaptı. GÜNEŞ Gazetesi’nde Murahhas Üye, Nokta ve Ekonomik Trend dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni, Hürriyet Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde yazar olarak çalıştı. Gazete Sahipleri Derneği Başkanlığı’nın yanısıra, HBB Televizyonu’nda Platform adlı tartışma programını hazırlayıp sundu.

1978–1982 yılları arasında Gazi Üniversitesi Bolu İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Banka yönetim kurulu üyeliği ve murakıplığı, şirket genel müdürlüğü görevlerinde bulundu.

1975–1999 yılları arasında; Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği’nde Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel Başkanlık; TÜRMOB’da (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği)’da Genel Başkan Yardımcılığı ve TESMER (Temel Eğitim ve Staj Merkezi)’de Başkanlık, merkezi Roma’da olan FCM (Akdeniz Muhasebeciler Federasyonu) Başkanlığı, IFAC (Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu) Eğitim Komitesi Üyesi ve IFAC KOBİ komite üyesidir. Türkiye Futbol Federasyonu Üyeliği görevlerinde bulundu.

2003–2008 yılları arasında Türkiye Denetim Standartları Kurulu Başkanlığı görevinde bulundu. 21.Dönem İstanbul Milletvekili olan Masum TÜRKER, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. DSP Genel Sekreterliği yapan Türker, 2008-2010 yıllarında TÜRMOB Başkanlığı görevinde bulundu. Türker 17 Mayıs 2009’da yapılan DSP’nin Olağanüstü Kurultayı’nda, Genel Başkan seçildi.

Muhasebe ve Vergi konularında yayınlanmış kitapları ve araştırmaları var. Yeminli Mali Müşavir olan Masum TÜRKER; halen İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi, FCM Başkan Yardımcısı, Avrupa Muhasebeciler Birliği KOBİ Çalışma Grubu üyesi ve SEEPAD (Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Muhasebeciler Birliği) Başkan Vekili’dir.

İngilizce ve Arapça biliyor.

Evli ve iki çocuk babası.

E-posta: masum.turker@dsp.org.tr

 

Demokrat Parti'de Herkesin aday olma ihtimali var.

Demokrat Parti  GİK Üyesi Murat Aydoğdu, CHP’nin 6, AKP’nin de 10 milletvekili isteğinin gerçekleşmeyip sözde kalacağını söyledi.

Kocaeli İl Başkanlığı’nda düzenlenen olağan toplantıda konuşan Genel İdare Kurulu Üyesi  Murat Aydoğdu bazı açıklamalarda bulundu. Demokrat Parti’deki aday adaylığı süreci başta olmak üzere birçok konuya değinen Aydoğdu, geçtiğimiz günlerde CHP İl eski Başkanı Yalçın Kuşkan’ın yaptığı açıklamalara da yanıt verdi Aydoğdu, hem CHP’nin hem de AKP’nin düşündükleri milletvekili sayısına ulaşmayı başaramayacaklarını ifade etti

Aday adaylığıyla ilgili olarak merkez yoklaması olacak

Genel İdare Kurulu Üyesi Murat Aydoğdu aday adayı başvurularının hafta sonu başlayacağını belirterek  şunları söyledi

muratdp

“Ankara’da çalışmalar devam ediyor. Bunun hazırlığı yapılıyor. Aday adaylığıyla ilgili olarak merkez yoklaması olacak, ön seçim olmayacak. Burası Demokrat Parti. Herkesin aday olma ihtimali var. Bu davaya gönül veren herkes aday olabilir. Önemli olan davanın içinden birilerinin çıkması. Üzerimize düşen her şeyi 3 yıldır aktif şekilde arkadaşlarımızla yapıyoruz. Bu davanın barajı geçmesini ve Ankara’ya gitmesini burada tüm inanmışlar gibi arzu ederiz.”

Gerçekçi değil

CHP İl eski Başkanı Yalçın Kuşkan’ın istifa sonrasında basındaki açıklamalarına değinen Aydoğdu sözlerini şöyle noktaladı:

“Sayın Kuşkan sevdiğimiz bir abimizdir ama kendisi ‘CHP olarak 6 milletvekili çıkartacağız, böyle bir gücümüz var’ dedi. Şunu sormak istiyorum kendisine; burada 13 belediyede kaç CHP’li yer aldı ki 6 milletvekili çıkarabilsin? Öte yandan Başbakan Davutoğlu 10 milletvekili istedi. Beklentilerini yükselterek sayıyı çoğaltmak istiyorlar ama AKP geçen dönemki başarıyı yakalarsa yine başarıdır. Ama bu, beklentiden ibaret. Öyle 6 vekil, 10 vekil çıkarırım söylemleri sadece sözde kalacak ve uygulayamayacaklar. Bunu önümüzdeki süreçte izleyeceğiz.”

7 Ocak 1946’da kurulan ve dört yıl sonra yapılan seçimlerde (14 Mayıs 1950’de) 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan Türk siyasi partisidir. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanmış ve on yıl boyunca (1950-1960) iktidar olmuştur. Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül 1960’ta kapatılmıştır. Demokrat Partinin kısa adı “DP”dir.

Demokrat Parti’nin kökenleri

Demokrat Parti’nin kökenleri, 1902 yılında yapılan Jön Türkler kongresine kadar uzanır. Bu kongrede Jön Türkler, merkezi otoritenin güçlü olmasını savunanlar ile liberal bir yönetim biçimini savunanlar şeklinde ikiye ayrılmıştı. Birinci grup Ahmet Rıza liderliğinde İttihat ve Terakki adını aldı. İkinci grup Prens Sabahattin çevresinde toplandı ve Osmanlı Ahrar Fırkasını oluşturdu. İttihat ve Terakki anlayışı I. Dünya Savaşı ve ardından başlayan Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM’de Birinci Grup ve sonradan Halk Fırkası’nı en sonunda da Cumhuriyet Halk Partisi’ni ortaya çıkardı. İkinci Grup, Ahrar, Hürriyet ve İtilaf ile cumhuriyetin ilanı sonrası Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası adlarıyla partileşti. İşte 1946’da kurulan Demokrat Parti bu İkinci Gruptan nüvelenmiş ve sonunda doğmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, henüz cumhuriyet devrimlerinin tam oturmadığı aşamalarda ortaya çıktığı için, demokratik hayatın birer parçası olamadılar ve tarih sayfalarındaki yerlerini aldılar.

Demokrat Parti’nin kuruluşu

1929 bunalımı ve II. Dünya Savaşı arası geçen yıllarda, dünyada Faşizm ve otoriter yönetimler güçlenmekteydi. 1924 ve 1930’da iki defa çok partili demokratik yaşama geçmeyi deneyen Türkiye, bunda başarısız olunca, özellikle 1930’dan sonra iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi devlet ile özdeşleşmeye başladı. Parti ilkeleri (1937), anayasaya girince de bu süreç doruk noktaya ulaştı. CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Atatürk 1938’de hayatını kaybedince yerine seçilen İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı başlayınca (1939), eski devrin küskünlerini de etrafında toplayarak ülkede, savaş günlerinin yıkıcılığı yanında bir çok başlılığın çıkmasına engel oldu, bunda başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Savaşın özellikle ekonomiyi kötü yönde etkilemesi, büyük kentlerde karaborsacılığın ortaya çıkması, sermayenin belirli ellerde toplanmasını kolaylaştırdı ve bu, bir Kent Burjuvazisi oluşturdu. Kırsalda, genç nüfüsun silah altına alınması küçük ve orta büyüklükteki çiftçinin üretimini düşürdü. Büyük toprak sahipleri arzı kendileri kontrol etmeye başladı. Artan talep karşısında arzdaki daralma enflasyonu ve hayat pahalılığını arttırdı. İktidarın önlem olarak düşündüğü çözümlerden ilki Varlık Vergisi oldu. Devlet tarafından salınan ağır vergileri ödeyemeyen bütün işadamları Aşkale’ye gönderilerek orada taş kırmak gibi işlerde amele olarak kullanıldı. Keyfi uygulamalara sebep olan bu vergi kent burjuvazisini iktidara cephe almaya itti. Diğer önlem ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu idi. Bu kanunla büyük toprak sahiplerinin toprakları bölünerek, küçük çiftçiye destek sağlamak hedefleniyordu. Ancak bu, Devletin Türkiye’deki bütün arazilerin zaten %70’ten fazlasına sahip olduğunu bilen toprak sahiplerini muhalefet saflarına kanalize etti. İsmet İnönü’nün devletçilik uygulamaları sonucu oluşan ekonomik darboğaz zaten toplumu da aynı yöne iletmiş durumdaydı. II. Dünya Savaşı 1945 de demokrasilerin zaferi ile son bulduğunda Türkiye bu durumda idi. Aynı zamanda savaşın sonlarına doğru ülkede özellikle basın ve aydın çevrelerde, demokrasi arzusu artık yüksek sesle dillendirilir olmuştu. Bir yandan da 2. Dünya Savaşının galiplerinden olan Sovyetler Birliği’nin lideri Stalin, Türkiye’den Kars, Ardahan ve Artvin’i istiyordu. Sovyetlere karşı Amerika ve İngiltere’ye yaklaşan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 günü yaptığı konuşmada bu arzuya yeşil ışık yaktı. Zaten TBMM içinde muhalefet 1945 bütçe görüşmelerinde su yüzüne çıkmıştı. Atatürk’ün son başbakanı Celâl Bayar, Adnan Menderes, Feridun Fikri Düşünsel, Yusuf Hikmet Bayur, Emin Sazak bütçeye red oyu verdiler. Asıl kırılma Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşülürken ortaya çıktı. Tasarının 17. ve 21. maddeleri tartışılırken Celâl Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Emin Sazak sert eleştiriler dile getirdiler. Bu yasanın görüşüldüğü günlerde Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, CHP Grubu’na Dörtlü Takrir adlı bir önerge verdiler. Önerge ülke ve parti yönetiminde özgürlükçü bir anlayış içeren düzenlemeler yapılmasını öngörüyordu. Ancak dörtlü Takrir reddedildi (12 Haziran 1945). Bunun üzerine, Menderes ve Köprülü o günküVatan Gazetesi’nde CHP iktidarına karşı o güne değin örneğine rastlanmayan sertlikte yazılar yazmaya başladılar. Sonuç olarak Menderes, Koraltan ve Köprülü partiden ihraç edildiler (Eylül 1945). Aynı gruptan olan Celâl Bayar ise önce milletvekilliğnden sonra da CHP’den istifa ettti. Celâl Bayar, 1 Aralık 1945’te parti kuracaklarını açıkladı. İnönütarafından Çankaya Köşkü’ne çağrılan Celâl Bayar, cumhurbaşkanından gerekli desteği aldıktan sonra 7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kuruldu.

Muhalefet Dönemi (1946-1950)

Demokrat Parti programını iki esas etrafında şekillendirmişti: Liberalizm ve Demokrasi. CHP’nin ekonomi politikası olan devletçiliğin aksadığı yönler vurgulanarak CHP’ye karşı çıkılmaktaydı. Demokrat Parti üzerinde daha önceki acı tecrübelerin yarattığı ilk kuşkular dağıldığında büyük kitlelerin DP’yi desteklediği görüldü. Bunu şüphesiz iktidardaki CHP de görmekteydi. Meclis tek dereceli seçim kanununu ve 21 Temmuz 1946’da seçimlerin yapılmasını kabul ederek dağıldı. DP başta seçime katılıp katılmama konusunda kararsız kalsa bile katılmaya karar verdi. Bunun üzerine iktidar basın kanununda değişikliğe gitmeye karar verdi.İktidarın basın üzerindeki baskısı daha da arttı.Bozuk olan ekonomi de dış ödeme dengesinin bozulması sonucu 7 Eylül 1946’da Türk Lirası’nın değeri düşürüldü.Bu olay DP’ye daha çok prim kazandırdı ve iktidarın güç yitirmesine neden oldu.1947 bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Recep Peker ile DP’liler arasında sert tartışmalar yaşandı.DP,TBMM’yi terk etti.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün araya girmesi ile sorun aşıldı.. 7 Ocak 1947’de DP ilk kurultayını yaptı.Bu toplantıda özgürlük ve demokrasi arzuları bir defa daha vurgulanırken bunları içeren Hürriyet Misakı kabul edildi… Bunun üzerine iktidar tarafından DP’ye sert hücumlar başladı.Haziran ayında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar arasında bir dizi görüşmeler yapıldı ve sonunda İnönü 12 Temmuz 1947’de “12 Temmuz Beyannamesi” ni yayınladı.Beyannamede İnönü, siyasal partilerin Türk demokrasisinin vazgeçilmez unsurları olduğunu vurguladı.Başbakan Recep Peker ayrıldı yerine Hasan Saka getirildi. DP içerisinde bu yumuşama ve iktidarla düzeltilen ilişkiler tepki çekti ve bunun güdümlü demokrasi olduğunu öne süren bir grup partiden ayrıldı.Bu grubu oluşturan, Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk ,20 Temmuz 1948’de Millet Partisi’ni (MP) kurdu.Böylece 12 Temmuz Beyannamesi ile hem CHP hem de DP sertlik yanlısı gruplardan kurtulmuş bulunuyordu.DP, 17 Ekim 1948’de ara seçimlere, seçime güven duymadığı için MP ile birlikte katılmadı. 16 Ekim 1949 ara seçimlerinde de bu tavrını sürdürdü… DP ikinci büyük kurultayını 20 Haziran 1949’da yaptı.Seçimlerde milletvekili adaylarının %80’ini örtgütün saptaması kabul edildi.Bu kurultayda seçimlerde alınan oylara sahip çıkılmasını içeren “Milli Teminat Andı” kabul edildi.Ancak iktidar bu anda ” Milli Husumet Andı” adını taktı.16 Şubat 1950’de gizli oy, açık tasnif ve yargı denetimini kabul eden, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşan bir Yüksek Seçim Kurulu’nu öngeren seçim yasası kabul edildi.DP bu kanuna çok çabalamasına rağmen nispi temsil ilkesini koyduramadı… Bu şartlar altında Türkiye,14 Mayıs 1950 seçimlerine gitti.

İktidar Dönemi (1950-1960)

14 Mayıs 1950 Seçimleri

14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye’de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi.1923’ten beridir tek başına ülkeyi idare eden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı halk oyu ile Demokrat Parti’ye devredecekti.Seçim sonuçlarına göre DP %52.7 oy alarak 408 milletvekilliği kazanmıştı.CHP %39.4 ile 69 milletvekili ile temsil edilme hakkı kazandı.Millet Partisi 1, bağımsızlar 9 milletvekiline sahip oldular.Atatürk’ten sonra 11,5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık anamuhalefet lideriydi.22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı.Refik Koraltan başkanlığa seçildi.Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı,İzmir milletvekili Celâl Bayar 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.Hükümeti kurmakla DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi.Aynı gün Menderes kendisinin ilk cumhuriyet’in 19.hükümetini kurdu.2 Haziran’da güvenoyu aldı.9 Haziran 1950’de DP Genel İdare Kurulu Adnan Menderes’i genel başkanlığa seçti.Dünyada belki çok nadir görülen bir olay gerçekleşmişti.uzun yıllar boyu ülkeyi kendi otoritesi ile yöneten iktidar, tamamen serbest, hür, kansız ve hilesiz bir seçim ile yerini bir başka partiye bırakmıştı.Bu yüzden 1950 seçimleri tarihimizde “Beyaz Devrim” olarak adlandırılmıştır.

Hükümet programında “devri sabık” yapılmayacağı belirtilerek,27 yıllık dönemin hesabını sormaya kalkmayacağı açıklandı. Ancak DP’nin yasal anlamda ilk çalışması Arapça ezan yasağını kaldırmak oldu. (16 Haziran 1950).Radyoda dini yayınlar yapılması ve mevlit yayınlanması üzerindeki yasaklar kaldırıldı.

II. Dünya Savaşı boyunca başarılı bir biçimde yürütülen tarafsızlık politikası, uygun dış ticaret ilişkileri geliştirmişti.Bu yüzden DP iktidarı ilk yıllarında dış kredi kaynakları bulmada başarılı oldu ve bunlardan yararlandı.Ayrıca savaş boyunca Merkez Bankası rezervleri de altın ve döviz bakımından iyi bir seviyeye ulaşmıştı.Kore’ye asker gönderilmesi ve böylece NATO’ya giriş vizesinin alınması uluslararası koşulları Türkiye’nin lehine çeviriyordu.Tarım ürünlerinin dış pazarda uygun fiyatlardan müşteri bulması ve Marshall Planı çerçevesinde dışarıdan gelen para bu ilk dönemde ciddi bir iktisadi ferahlama getirdi.Tarımda makineleşme sağlandı.Karayolları politikasına hız verildi, köyler kasabalara kasabalar da kentlere hızlı bir biçimde bağlanmaktaydı.

Kitlelerin II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan yoksulluğu henüz unutmamış olması DP’ye olan sempatiyi daha da arttırdı. ABD ve Dünya Bankası raporları çerçevesinde hazırlanan iktisadi programlar ile liberal bir ekonomik anlayışın tüm alanlarda hakimiyetine çalışıldı.Ancak KİT’lerin de büyümesi sağlandı.DP özel girişimciliği KİT’ler kanalı ile desteklemiştir. Hammadde ve aramalı transferinin KİT eli ile yapılması sağlandı.Tarım kalkınmanın en önemli aracı olarak görüldü ve bir taraftan uygun fiyatta pazar politikası bir taraftan da çağdaş giridler kullanılması yoluna gidildi.Bunda başarılı da olundu.

Kore Savaşı’na bir tugay gönderilmesi kararı sonrası 1952’de Türkiye NATO’ya girdi.Ekonomik alanda bir rahatlama devresi yaşanırken ve DP’nin halkla ilişkileri de yolundayken anamuhalefet CHP’nin üzerine gidildi.1953 yılında CHP malları hazineye devredildi.Halkevleri kapatıldı.28 Ocak 1954’te Köy Enstitüleri kapatıldı. 1954’te laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle MP kapatıldı.

2 Mayıs 1954 Seçimleri 

1950 seçimleri sonrasında ülkede yaşanan ekonomik ferahlama,II. Dünya Savaşı yıllarının üzerinden pek az bir süre geçmesi nedeniyle büyük önem kazanmaktaydı.Muhalefetteki CHP,1950-1954 yılları arasında özellikle ekonomik anlamda DP icraatlarına eleştiriler getirdi ancak ortaya çözüm olarak kabul edilebilecek bir öneri sunamadı.Bu koşullar altında gidilen 2 Mayıs 1954 seçimlerinde Demokrat Parti gücünü iyice arttırdı.DP 5.1 milyon oy alarak,Türkiye Genel Seçimleri tarihinde (bugüne kadar) kırılamamış bir oy rekoru kırdı.Bu oy miktarı toplam oyların %57,5’luk kısmı demekti.DP 502 milletvekilliği kazandı.3.1 milyon (%35,2) oy alan CHP sadece 31 milletvekili kazanabildi.Arada sadece 2 milyon oy fark olmasına rağmen milletvekili sayıları arasında bu kadar fark olmasının sebebi,1950 seçim kanunu değişikliğinde CHP’nin değişmesini istemediği “çoğunluk sistemi”dir. (CMP:5,Bğm:3 milletvekili çıkardı)Seçimlerde bu sonuçların ortaya çıkmasının ardından TBMM,17 Mayıs 1954’te açıldı.Celâl Bayar 513 milletvekilinin katıldığı oylamada 486 oy alarak bir defa daha cumhurbaşkanlığına seçildi.Adnan Menderes üçüncü kabinesini kurdu.Bu kabine cumhuriyet tarihinde günümüze kadar en yüksek güvenoyunu almış kabinedir. (491 lehte oy)

İkinci iktidar döneminde (1954-57), iktidar ile muhalefet arası gerginleşti. Ekonomide olumsuz gelişmeler görüldü. İktidar baskılarını daha da arttırdı. Parti içindeki anlaşmazlıklar partinin bölünmesine ve 20 Aralık 1955’te Hürriyet Partisi’nin kurulmasına yol açtı.

27 Ekim 1957 Seçimleri 

Ekonomide yaşanan darboğaz ve siyasi çalkantılar nedeniyle DP seçimleri bir yıl önceye aldı. 27 Ekim 1957 günü yapılan seçimler öncesinde kampanya oldukça sert geçti. Seçimler iktidarı zayıflattı, muhalefetin elini güçlendirdi. Seçimler öncesinde muhalefetin seçimlere bir cephe halinde girmesini engelleyen DP, yine de oy kaybından kurtulamadı. Sonuçlara göre DP %47.9 oyla 424 milletvekili çıkardı.Bu milletvekili sayısında çoğunluk sisteminin etkisi büyüktür. Muhalefetteki CHP ise oyların %41.1’ini alarak 178 milletvekili aldı. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi dörder milletvekilliği aldılar. Rivayete göre Adnan Menderes, dakika dakika değişen seçim sonuçları nedeniyle bir ara “Allah’ım bir daha bana böyle bir seçim gecesi yaşatma” demiştir. 1950 ve 1954 seçimlerinden sonra ilk defa muhalefetin oyu iktidarın üzerine çıkmıştı.Muhalefete göre DP artık azınlığın iktidarydı. Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü. TBMM Kasım ayında açıldı. Celâl Bayar 610 milletvekilinden 413 DP milletvekilinin katıldığı oylamada 413 oy alarak üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes beşinci hükümetini kurdu ve güvenoyu aldı.

1957 seçimlerinden sonra siyasi ortamda sertlik günden güne daha da artmaya başladı. 1958 yılında, dış ödemeler dengesindeki bozukluk alınan dış borçları ödenemez hale getirmişti. Türkiye’nin borçlandığı ülkeler arasında kurulan bir konsorsiyum ile varılan mutabakat ile 4 Ağustos 1958’de ekonomik istikrar tedbirleri yürürlüğe girdi. Yapılan devaülasyon ile Türk Lirası’nın değeri yeniden belirlendi. Doların fiyatı 2.80 liradan 9.02 liraya çıktı. Bu tedbir dış ödeme dengesini biraz olsun sağladı ise bile yaşanan ekonomik durgunluk, zamları, işsizliği ve iflasları da beraberinde getirmişti. Ağustos 1958, DP ve CHP gruplarının karşılıklı bildirileri ile geçti. İhtilal sözleri dolaşmaya başladı. Demokrat Parti lideri ve Başbakan Adnan Menderes 12 Ekim 1958’de Manisa’da yaptığı konuşmada, muhalefetin yarattığı kin ve husumet cephesine karşı bir Vatan Cephesi kurulması gerektiğini vurguladı. Radyolardan Vatan Cephesi’ne katılanların adları okunmaya başladı. Bu arada 1955 yılından beridir ağır ağır ilerleyen bir sorun daha ortaya çıktı: Kıbrıs. Kıbrıs’ta EOKA örgütü Türkler üzerinde baskı yapmaya başlamıştı. Türkiye adanın bölünmesinden yani o günlerin deyimi ile “taksim”den yanaydı. 1958 başlarında adada bulunan İngiliz askerler Türklere ateş açınca büyük bir tepki ortaya çıktı.Türkiye ayağa kalktı. Haziran ayında İstanbul’da 300 bin kişilik bir miting yapıldı ve Türkiye’nin isteği güçlü bir biçimde vurgulandı:”Ya taksim, ya ölüm”. Ankara’da da benzer gösteriler yapıldı. Nihayet 19 Şubat 1959’da Londra Antlaşması ile sorun bir süreliğine aşılmış oldı. Başbakan Menderes bu antlaşma için Londra’ya giderken uçağı düştü. 14 kişinin öldüğü kazada başbakana herhangi bir şey olmadı.

Ekonomide ve dış politikada bunlar yaşanırken iç politikada muhalefete yönelik baskılarda artıyordu. CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesi başta olmak üzere muhalefete destek veren birçok gazete aralıklarla kapatılıyordu. Mayıs 1959’da CHP lideri İsmet İnönü Uşak’ta saldırıya uğradı. İzmir’de,İstanbul’da ve Ankara’da CHP liderine saldırılar oldu.

Türkiye bu kargaşa ortamı içerisinde 1960 yılına doğru ilerlerken 31 Temmuz 1959’ta Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (sonradan “Avrupa Birliği” adını alan uluslararası örgüt) üye olmak için başvurdu.

GÜLTEKİN UYSAL

1976 yılında Afyonkarahisar’da doğdu. İlkokulu Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa İlköğretim Okulunda, Ortaöğrenimini ise İstanbul Özel Üsküdar Fazilet Erkek Lisesinde tamamladı. Üniversite eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. University of Houston’da Siyaset Bilimi alanında Lisans eğitimine başladı. Bilkent Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Ana Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

2003 – 2005 yılları arasında DYP Afyonkarahisar İl Başkanı olarak görev yaptı. Mayıs 2005’te yapılan DYP Büyük Kongresi’nde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi. Aynı dönemde, Gençlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 2007 yılı seçimlerinde Afyonkarahisar’dan Milletvekili adayı oldu. 16 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Demokrat Parti 5. Olağanüstü Büyük Kongresi ile 14 Ocak 2011 yılında yapılan Demokrat Parti 10. Olağan Büyük Kongresinde Genel İdare Kurul Üyeliğine seçildi ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan, Demokrat Parti 8. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde Demokrat Parti Genel Başkanlığına seçildi. İş Hayatını Aile Şirketi Reisoğlu Mermer’de sürdürdü. Türk Ocağı Afyonkarahisar Şubesi, Liberal Düşünce Topluluğu, Afyon Eğitim Vakfı, Yörük-Türkmen Federasyonları gibi kuruluşlarda kurucu, üye ve yönetici olarak görev yaptı.

Gültekin Uysal, “Türkiye Günlüğü” ve “Piyasa” dergilerinde çevirileri yayınlanmıştır. Gültekin Uysal Evli, Kayra ve Berrin adlarında iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

BTP abad eder, diğerleri süründürür

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, önceki gün gazetemizde yayınlanan makalesinde, Kendisine ait olan dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli’nin projelerinden Türkiye’de 2002 yılından bu yana siyasi partilerin alıntılar yaptığını ama modelden ve sahibinden hiç bahsetmediklerini, bu projeleri sanki kendilerine aitmiş gibi millete lanse ettiklerini yazdı.
Önümüzdeki seçimlerde de bu partilerin MEM’in sosyal projelerini yine kopya çekeceklerini ifade eden Sayın Baş şu uyarıda bulundu:
“Milli Ekonomi Modeli’nin sosyal devlet projelerinden alıntılar yapan siyasilerimiz bizim adımızı zikretmemiştir. İsteselerdi seve seve kendilerine destek olurduk. Ancak vaad ettiklerini kapitalizmin pençesindeki ekonomi sistemi ile verebilmelerine de imkan bulunmamaktadır.”
Diğer siyasi partiler MEM’den alıntı yaparak millete açıkladıkları vaadleri asla yerine getiremezler ama Bağımsız Türkiye Partisi MEM ile taahhüt ettiği bütün projeleri fazlasıyla hayata geçirebilir, nasıl mı?
Önce onlar niye bu vaatleri yerine getiremez bunu izah edelim. Bugün Türkiye’de ABD, AB ve onların uzantısı olan IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan bir kapitalizm uygulanmaktadır. Kapitalizm zirve olarak yaşandığı ülkelerde bile problemleri çözmekten acizken, bir de ülkemizde bu kapitalizmin en kötü uygulaması yaşanmaktadır.
siyaset-2
Yıllardan beri Türkiye, en doğal hukuki hakkı olan senyoraj gelirini, yani para basma hakkını kullanmamaktadır. Bunun yerine dışarıdan aldığı faizli sendikasyon kredileriyle ekonomisini döndürmeye çalışmaktadır bu da büyük bir borç ve faiz yükü sırtımıza yüklemektedir. Her yıl bütçe giderleri içinde aslan payının, alınan borçların faizine ayrıldığı bir gerçektir. Sırf senyoraj gelirini kullanmadığımız için karşımıza çıkan bu büyük fatura, milletten toplanan vergilerin faiz ödemelerine gitmesine neden olmaktadır.
Kamu şirketlerimiz haraç mezat yabancılara ya da yandaşlara aktarılmıştır. Ülkemiz bu şirketlerden her yıl elde ettiği 70 milyar dolarlık gelirden de artık mahrumdur. Sata sata satılacak kurum da kalmamıştır. Devlete ve millete ait olan madenlerimiz ise yine toprak fiyatına yabancılara devredilmiştir. Bugün dünyada birçok ülke sadece çıkardığı madenlerden büyük gelir elde ederken, Türkiye ve Türk milleti siyasilerimizin işbilmezliği ve taşeronluğu sebebiyle bu gelirlerden mahrumdur.
Geriye gelir olarak sadece milletten alınan vergiler kalmaktadır.
Bugün IMF aklıyla hareket eden AKP hükümetinin siyasileri ve başka projesi olmayan diğer partilerin siyasileri vatandaşa 100 lira veriyorum dese dahi bunu veremezler, çünkü vergiler dışında başka bir gelirleri yok. Bir iki ay 100 lira verebilseler bile bunun faturasını vergi olarak yine vatandaşa kesmek zorundalar. Bu partiler çiftçiye, işçiye, işsize, mamura, esnafa, ev hanımlarına, çocuklara, öğrencilere ekstradan bir kuruş daha fazla destek veremezler.
MEM’i parti programına alan Bağımsız Türkiye Partisi ise fazlasıyla verir dedik, nasıl mı? MEM 3 temel kaynak açıklamaktadır: Birincisi, senyoraj geliri, ikincisi, maden gelirleri, üçüncüsü ise 100 bin liranın üzerinde geliri olandan alınan vergi…
Senyoraj geliri, bir ülkenin emeğinin ve üretiminin karşılığı kendi parasını devreye koymasıdır. Zaten milli gelirin en az yüzde 30’u kadar milli paranın piyasada olması uluslar arası bir iktisat kuralıdır, bağımsızlık hakkıdır. MEM, piyasada ne kadar para olması gerektiği konusunda formülüne varıncaya kadar her türlü detayı ortaya koymuştur.
Milli gelirimizin 800 milyar dolar olduğunu kabul edelim. Dolar kuru 2,5 lira olduğuna göre bu 2 trilyon lira yapar. Yüzde 30’u ise 660 milyar liradır; yani ekonominin sağlıklı işleyebilmesi için en az bu kadar para piyasada dolaşması gerekmektedir.
Durum buyken piyasamızda 60 milyar lira para dolaşmaktadır, bu da belirli ellerdedir; yani Sayın Baş’ın ifadesiyle bünyede kan yoktur, vücut nasıl sağlıklı olsun?
BTP iktidarında ilk iş olarak bu eksik miktar para basılacak ve vatandaşlık maaşı, ev hanımı meslek maaşı, çocuk parası, doğum parası, 5 bin lira asgari ücret gibi sosyal devlet projeler kapsamında millete adil bir şekilde paylaştırılacaktır.
Piyasaya bu kadar paranın tüketim olarak girmesi üretimi canlandıracağından bu, yılsonunda kat kat daha büyük bir milli gelire, bununla beraber de daha fazla bir senyoraj gelirine neden olacaktır. Bunun devamı sürekli büyüme ve tam istihdamdır.
İkinci kaynak ülkemizde bulunan 3 katrilyon dolarlık ham maden rezervleridir; işlendiğinde ise bu meblağ 30 katrilyon dolara yükselmektedir. Bu kaynak Türkiye gibi yüzlercesini kıyamete kadar bakar. Bu madenler devlet-millet ortaklığıyla işletilecek.
100 bin liranın üzerinde geliri olandan vergi almak ise BTP için en önemsiz bir gelir kaynağıdır. Ama pratikte görülecektir ki, bu şekilde kat kat daha düşük oranda vergi alınmasına rağmen toplanan vergi meblağı bugünkünden kat kat fazla olacaktır; vergiler makul olacağından hiçbir esnaf, iş adamı, üretici de vergi vermekten rahatsız olmayacaktır.
BTP’nin sosyal devlet projeleri vaad değil, MEM’in gereği olan ekonomi kurallarıdır. Sistemin sağlıklı işleyebilmesi için bu projeler olmazsa olmazdır.
Milletimiz artık sürünmekten kurtulmak, dünyada MEM’i uygulayan ülkelerin halkları gibi huzurlu olmak istiyorlarsa bu seçimlerde Prof. Dr. Haydar Baş Bey’e ve Bağımsız Türkiye Partisi’ne (BTP) oy vermek mecburiyetindirler.

Ak Parti, CHP, MHP 531 trilyonu bölüşüyor.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Büyük Birlik Partisi’de 7 Haziran 2015 günü yapılacak seçimlerle ilgili müracaatların bugün itibariyle başladığını belirterek, “Erkek adaylardan 500 TL adaylık başvuru ücreti alınacaktır. Kadın ve engelli adaylardan başvuru ücreti alınmayacaktır” dedi.

531 trilyon sadece üç partiye yani Ak Parti, CHP, MHP arasında bölüşülüyor. Bunun 300 trilyonu AK Parti’ye, 170 trilyonu CHP’ye ve 80 trilyona yakın rakamda MHP’ye veriliyor

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Destici, 7 Haziran 2015’te gerçekleşecek genel seçimlerle ilgili basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Ankara Nakliyeciler Derneği Genel Başkanı Deniz Yük ve yönetim kurulu üyeleri de katıldı. Dün itibariyle kamuda çalışan memurların ve parti yöneticilerinin istifalarının son günü olduğunu hatırlatan Destici, “Bu sene hem hazine yardımı hem seçim yardımı olarak verilen 531 trilyon sadece üç partiye yani Ak Parti, CHP, MHP arasında bölüşülüyor. Bunun 300 trilyonu AK Parti’ye, 170 trilyonu CHP’ye ve 80 trilyona yakın rakamda MHP’ye veriliyor. Biz 41 ilde 4. partiyiz ama buna rağmen bir kuruş para almadan seçime gidiyoruz” diye konuştu.

desteci

Büyük Birlik Partisi olarak seçimlere hazır olduklarını ifade eden Destici, şöyle konuştu:

“Büyük Birlik Partisi’de 7 Haziran 2015 günü yapılacak seçimlerle ilgili müracaatlar bugün itibariyle başlamıştır. Aday adaylığı müracaatları 11 Şubat- 6 Mart arasında yapılacaktır. Bu süre içerisinde partimize aday adaylığı başvurusunda bulunabilecektir aday olmak isteyen arkadaşlarımız. Erkek adaylardan 500 TL adaylık başvuru ücreti alınacaktır. Kadın ve engelli adaylardan başvuru ücreti alınmayacaktır. Adaylık listelerinin kesinleştirilmesi, adayların belirlenmesi noktasında ise bu pazar günü yapacağımız Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısında merkez yoklama ile mi bu adayları belirleyeceğiz, ön seçimle mi belirleyeceğiz bunun kararını da alıp paylaşacağız.”

İç Güvenlik Paketi’ne de değinen Destici, “Biz Büyük Birlik Partisi olarak Türkiye’nin güvenliği için elbette ki her türlü yasal düzenlemenin yapılmasından yanayız. Lakin bu düzenlemeler eğer sokak güvenliğimizi özellikle Güneydoğu Anadolu’muzda, Cizre’mizde, Yüksekova’mızda, Diyarbakır’da PKK’ya karşı gerçekten bu güvenlikleri sağlamak için yapılıyorsa biz bunun yanındayız ama yok muhalefeti susturmak, haklı eylemleri bile, sesinizi duyurmak adına yapacağınız eylemleri bile engellemek adına yapılıyorsa buna da karşıyız. Biz şimdi hükümete şunu sormak istiyoruz; mevcut yasalar PKK’nın Cizre’de ya da Diyarbakır’da yaptığı eylemlere müsaade ediyor mu? Yeni güvenlik paketiyle neyi engellemeye çalışıyorsunuz? Bu yasayla iktidar kendisine karşı yapılacak eylemleri susturmak, onları cezalandırmak için yeni bir düzenleme yapılıyor” dedi.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun damadı Mustafa Afşin Yazıcıoğlu’nun AK Parti’den milletvekili aday adayı olacağı yönündeki haberlerin sorulması üzerine Destici, Afşin Yazıcıoğlu’nun konuyla ilgili bir açıklama yaptığını, Yazıcıoğlu’nun istifa dilekçesinde hangi partiden ve hangi ilden aday olduğuna dair bilgi bulunmadığını ifade etti. Destici, “Biz kendi açıklamasına itibar ederiz. Önümüzdeki günlerde nereden aday olacağını da hep birlikte görürüz” diye konuştu.

ÖZGEÇMiŞ

Muhsin Yazıcıoğlu; 1954 yılında Sivas’ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptı.

Yüksek öğrenimini yapmak üzere 1972’de Ankara’ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde tamamladı.

1968’de cemiyet (dernek) çalışmalarına başladı. Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katildi. Ankara’ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-78).

1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.

12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbenin ardından, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak cezaevine konuldu. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Muhsin YAZICIOĞLU, 7,5 yıl cezaevinde kaldığı bu davadan herhangi bir ceza almadı.

Cezaevinden çıktıktan sonra, mağdur olmuş ülkücülere ve onların ailelerine yardim amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.

1987’de arkadaşları ile birlikte MÇP’de siyasete girdi. MÇP’de Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu.

1991 genel seçimlerinde üç partinin oluşturduğu ittifak bünyesinde, milletvekili adayı oldu. “O, inançlarınızı Meclis’e taşıyacak” sloganıyla, Sivas’tan milletvekili seçildi.

1992 yılı Temmuz ayında, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için” bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP’den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde Büyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi.

24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak, yeniden meclise girdi. 28.02.1996 tarihinde ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü.

26 Nisan 1998’de yapılan 3. Büyük Kurultay’da, 8 Ekim 2000 tarihinde yapılan 4. Büyük Kurultay’da, 2 Haziran 2002 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü Büyük Kurultay’da,20 Temmuz 2003 tarihinde yapılan 5. Olağan Büyük Kurultay’da,30 Nisan 2006 tarihinde yapılan 6. Olağan Büyük Kurultay’ta ve 15 Nisan 2007 2.Olağanüstü Büyük Kurultayda tekrar BBP Genel Başkanlığına seçilmiştir.

22 Temmuz Erken Genel seçimlerinde BBP’nin seçimi protesto etmesi sebebiyle partisinden istifa ederek Sivas’tan bağımsız milletvekili adayı olup 23. dönem milletvekiliğine seçilmiştir.Daha sonra BBP’ye katılarak TBMM’de Büyük Birlik Partisi Sivas Milletvekili olarak BBP’yi Meclis’te temsil etmiştir.19 Ağustos’ta yapılmış olan BBP’nin 3.Olağanüstü Büyük kurultayında tekrar Genel Başkan olmuştur.

Muhsin YAZICIOĞLU, evli ve iki çocuk babasıdır.