Daily Archives: Ocak 8, 2017

Araştırmacı Yazar Hakan Boz"Sarıkamış Harekatında bütün aktörler masaya yatırılmalı"

Araştırmacı Yazar Hakan Boz Geyve Sosyal Gelişim Merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, 102 yıl önce çetin zorluk ve kış şartlarına rağmen Allahu Ekber Dağlarını aşarak ülkesini savunmak, topraklarını geri kazanmak arzusunda bulunan vatan evlatlarının kaybedildiği Sarıkamış Harekatı ele alındı. Gerek miktar olarak gerekse de mevcut silahları yönünden çok zayiat ve kayıpların yaşandığı olayda, binlerce şehidimiz donarak şehit oldu.

Bu harekatı Araştırmacı Yazar Hakan Boz’dan dinleyen katılımcılar, milli duyguları hat safhada yaşadı. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı tarihi açısından en dramatik sayfalarından biri olan Sarıkamış Harekâtı hakkında bilgi veren Araştırmacı Yazar Hakan Boz, “Bu olayda kan dondurucu noktanın binlerce askerimizin tek kurşun bile atamadan, donarak vatan uğruna nasıl şehit olduğudur.” dedi

Sarıkamış Harekâtı: Efsaneler ve Gerçekler “Donma olayları”, “90.000 şehit”, “Turan hayali” ve “Enver Paşa’nın maceraperestliği” gibi kelime kalıplarına sıkıştırılan Sarıkamış Harekâtı, hakikatte askeri bir gerekliliğin sonucu olarak ortaya çıkmış ve stratejik değeri son derece yüksek bir plan olarak uygulamaya konulmuştu .Türk Ordusu’nun Aralık 1914’te gerçekleştirdiği Sarıkamış Harekâtı, aradan geçen bir asra rağmen ardında birçok tartışmalı konu bırakmış, harekâtın birçok yönü hala tam anlamıyla aydınlatılamamıştır. Özellikle harekâta katılan birlik komutanlarının daha sonra yayınlanan hatıratları, Sarıkamış Harekâtı’na ışık tutmaktan ziyade kafalarda daha fazla soru işaretinin uyanmasına neden olmuştur. Tarafsız olmaktan oldukça uzak olan bu yayınlar daha sonraları Sarıkamış Harekâtı’yla ilgili kaleme alınan çalışmalara da kaynaklık etmiş ve Sarıkamış’ta yaşanan gerçekler şehir efsaneleri haline getirilmiştir. Soğuk ve açlık arasında dramatize edilen her öykü, Sarıkamış Harekâtı’nın yapılış gerekçesini ver gerçekleşme şeklini gölgede bırakmıştır. “Donma olayları”, “90.000 şehit”, “Turan hayali” ve “Enver Paşa’nın maceraperestliği” gibi kelime kalıplarına sıkıştırılan Sarıkamış Harekâtı, hakikatte askeri bir gerekliliğin sonucu olarak ortaya çıkmış ve stratejik değeri son derece yüksek bir plan olarak uygulamaya konulmuştur.  Buna karşın Sarıkamış Harekâtı öncesinde yaşanan siyasi ve askeri gelişmelerden bağımsız şekilde yapılan değerlendirmeler, harekâtın keyfi bir düşüncenin ürünüymüş gibi sunulmasına neden olmuştur. Özellikle de “tek kurşun atmadan 90.000 kişinin donarak şehit düştüğü” gibi hiçbir bilimsel dayanağı olmayan savlar, dramatize edilen öykülerle toplumsal bir kanaat haline getirilmiştir. Sarıkamış Kuşatma Harekâtının Nedenleri Sarıkamış Kuşatma Harekâtı’nın en temel gerekçesi, Köprüköy ve Azap muharebelerinde yarım kalan işin tamamlanması olmuştur. Bu paralelde III. Ordu’ya orduya bağlı 83. Alayın komutanı olan Ziya Yergök’e göre Köprüköy muharebelerini yaptıktan sonra orduyu hareketsiz durdurmak ve tatbikatlarla uğraştırmak doğru bir hareket olmazdı. Eğer ordu, uygun olmayan şartlar altında bekletilirse her türlü bulaşıcı hastalıktan erir mahvolurdu. Zaten Ruslar, yiyecek giyecek sıkıntısı olmadığı için muharebeyi uzatarak kazanmak istiyorlardı. Bu kaynaklar bizde az olduğu için bir an önce harekete geçmek istiyorduk. Bu yüzden taarruz yaza bırakılamaz, sınırlı kaynaklarla muharebe uzatılamazdı. Sarıkamış Harekâtı’nın planlanmasını sağlayan önemli gerekçelerden biri de sürekli toprak kayıpları yaşayan Osmanlı’nın bu durumdan kurtularak yeniden güçlü bir devlet olma arzusuydu. Bu nedenle imparatorluğun aydınları devleti içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için İslamcılık ve Türkçülük gibi fikirleri bir çıkış yolu olarak görüyorlardı. Yavuz Özdemir’e göre özellikle Enver Paşa’nın aksiyoner olarak başını çektiği Turancılık, İran eyaletlerinden Azerbaycan ve Erdilan, Kafkasya, Kırım, Volga Bölgesi, Türkistan, Hive ve Buhara’nın Osmanlıya iltihakını öngörmekteydi. Bu öngörünün altında yatan sosyolojik neden ise bu tarihte dünyada Türkçe konuşan nüfusun 2/3’ünün Rus idaresi altında yaşıyor olmasıydı.  Enver Paşa bu jeopolitik kurguyu gerçekleştirebilmek için Sarıkamış Harekâtı’nın ardından Rusları ezerek Kafkasya’daki Müslüman ve Türkleri ayaklandırıp, Kafkasya’yı Rus boyunduruğundan kurtarmak istiyordu. Sarıkamış Harekâtı da Rusya’ya karşı geliştirilen büyük stratejinin önemli aşamalarından birini oluşturmaktaydı. Üstelik Ermenilerin bölgedeki taşkınlıkları, Kafkasya’daki Rus ordu ihtiyatının azlığı, Artvin ve Güney Acaristan’ın Müslümanların eline geçmiş olması, Türk çetelerinin Çoruh Vadisinde elde ettikleri başarılar, Kafkas mıntıkasındaki bakır madenleri, Bakü’deki petrol yataklarının varlığı da taarruz kararının alınmasında etkili olan amillerin başında gelmiştir.  Böylece harekât başarılı olursa Rusya’nın en önemli petrol üretim tesislerinden biri olan Bakü havzası el değiştirecek, Ruslar bu zenginlikten mahrum kalacak ve bölgede yaşayan Müslümanlar, Rus hakimiyetinden kurtulacaktı.  Hürriyete kavuşan Kafkas Müslümanlarının Osmanlı Devleti lehine isyan başlatacakları ve bunun Kafkasya, İran ve Türkistan’daki tüm Türk ve Müslüman unsurları etkileyebileceği düşünülmüştü. Sarıkamış Kuşatma Harekâtı Nasıl Planlandı? Sarıkamış Harekatı’nın bir kuşatma harekatı olarak planlanmasında Berlin’de bulunan Türk ataşesinin Hindenburg karargahından Rusya hakkında gönderdiği rapor etkili olmuştur. Raporda “Rusların berkitilmiş mevzilerine taarruz etmenin yararsız olduğu, Ruslara karşı en etkili hareketin kuşatma olacağı” savunulmuştur. Böylece Alman Ordusu’nun 26-28 Ağustos 1914’te kendisinden üstün kuvvetlere sahip Rus Ordusu’na karşı Tannenberk’de kazandığı muharebenin bir benzeri de Sarıkamış’ta uygulanmak üzere tavsiye edilmiş, tüm bunlar Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta bir kuşatma harekatı yapma düşüncesini pekiştirmiştir. Sarıkamış Harekatı ana fikir olarak III. Ordunun biri kuvvetli diğeri ise zayıf olmak üzere iki gruba ayrılmasını; zayıf grubun Rusların Aras Nehri’nin iki yanından Erzurum doğrultusunda yapacakları taarruzları önlerken diğer kuvvetli grubun, Rus mevziinin kuzey yan ve gerisine derin ve kuşatıcı bir taarruz yapmasını öngörmüştür.  Bu maksatla 11. Kolordu ile 2. Nizamiye Süvari Tümeni düşmanı cepheden durdururken, 9. Kolordu Pitkir-Çatak doğrultusunda düşmanın kuzey kanadını kuşatacak ve 10. Kolordu da Oltu üzerinden Bardız-Sarıkamış doğrultusunda Rus mevziinin gerilerine düşecekti. Artvin bölgesinde bulunan Ştanke Bey müfrezesi ile sınır birlikleri ve diğer özel milis kuvvetleri Olur-Şenkaya üzerinden, Oltu-Vartanik doğrultusunda ilerleyerek 10. Kolordu’nun harekâtını kolaylaştıracaktı.  Bu doğrultuda III. Ordu özetlenen plana göre gerekli tertiplerini almaya başlamış ve harekât 22 Aralık 1914’te başlatılmıştır. Harekatın Başarısını Etkileyen Faktörler Sarıkamış Harekâtı, iyi planlanmış ve stratejik değeri yüksek bir plan olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Hiçbir içtimai meselede olmadığı gibi Sarıkamış Harekâtı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasını da bir tek nedene ya da bir tek kişiye mal etmek doğru olmayacaktır. Buradan hareketle Sarıkamış Harekatı’nın başarısını etkileyen başlıca nedenleri ordunun durumu yani sahip olunan erzak, giyim, moral ve lojistik imkânları, ikmal durumu, haberleşme, harita hataları, iklim şartları, firarlar, salgın hastalıklar, bölgenin demografik yapısı ve komuta hataları olarak sıralamak mümkündür. Ordunun Durumu 3 Ağustos 1914 tarihli seferberlik emrine göre III. Ordu, 9. Kolordu ( 17, 28, 29 ncu Piyade Tümenleri), 10. Kolordu ( 30, 31, 32 nci Piyade Tümenleri), 11 Kolordu (18, 33, 34 ncü Piyade Tümenleri), 13. Kolordu (37. Piyade Tümeni) 2. Nizamiye Süvari Tümeni ve Erzurum Müstahkem Mevkii Komutanlığı 1, 2, 3, 4. İhtiyat Süvari Tümenleriyle Van Bağımsız İhtiyat Süvari Tugayından oluşmaktaydı.

hakanboz hakanbozgeyve1 hakanbozgeyve2

Harekattan hemen önce ise III. Ordu’nun genel mevcudu 118.660; muharip er sayısı 75.660 idi.  Ordunun moral durumu ise oldukça iyiydi. Özellikle Balkan Savaşı’ndan sonra ordunun gençleştirilmesi moral durumunu üst düzey bir durumu çıkartmıştı.  Özellikle Enver Paşa’nın 3 Ocak 1914’te generalliğe yükseltilerek Harbiye Nazırlığına atanmasının ardından, Balkan Savaşı’nda modern muharebe usullerini bilmedikleri tespit edilen yaşlı komutan ve subaylar emekli edilerek özellikle kolordu, tümen ve alay komutanlıklarına genç ve enerjik subaylar atanmıştır. Askeri okulların eğitim programları yeniden modern usullere göre düzenlenmiş ve kolordulara yabancı dil kursları açılmıştır. Kolordu ve tümen sevilerinde tatbikatlar düzenlenmiş ve muharebe atışları yaptırılmıştır. İkmal İmkânları Sarıkamış Harekatı’nın gidişatını olumsuz yönde etkileyen en önemli faktör, ikmal imkânlarının yetersizliği olmuştur. Harekat bölgesine gönderilecek birliklerin geç kalması, erzak, mühimmat ve üniforma gibi ihtiyaçların bölgedeki birliklere ulaştırılamaması gibi çok önemli sorunlar harekat bölgesinin ulaşım ağından yoksun olmasından kaynaklanmıştır.Osmanlı arazisinin ulaşım imkânlarından yoksun oluşunun iki temel nedeni bulunmaktadır. İlki dış baskılar ikincisi ise arazi şartlarıdır. Bu konuda dış baskıların odak ülkesi Rusya olmuştur.Rusya, Türk hududuna kadar şoseler ve demir yolları yaparken, Ermeni Islahatı adı altında bölgeye müdahale ederek Osmanlının yol yapmasına engel olmuştur.Buna karşın harekat bölgesindeki ikmal ve iaşe yolları yetersiz olduğundan ötürü seferberliğin ilanı ile bu alanda da çalışmalar başlatılmıştır. Bu maksatla silah altına alınan askerlerden “turuk ameliyat taburları” kurulmuştur. Muhabere Sarıkamış Harekatı’nın en kritik anlarında haberleşme imkanlarının bulunmayışı ya da geç yürümesinden ötürü birçok olumsuzluk yaşanmış, muhabere eksikliği nedeniyle ortaya çıkan bu durumlar harekatın kaderini belirlemiştir. Buna karşın Enver Paşa, henüz harekat başlamadan önce askeri posta merkezlerinin kurulmasını istemiş ve Telgraf Nezaretini devreye sokarak meseleye ne kadar önem atfettiğini göstermiştir. Enver Paşa’nın bu gayretleri sonucunda 7 Aralık 1914’te Kafkas Cephesi’nde sahra telefonlarının kullanılması sağlamıştır. Ancak muhabere araçlarını kullanacak personelin yetersiz oluşu ve Ermeni çetelerinin haberleşme ağına yönelik sabotajları harekatın başarısını olumsuz yönde etkilemiştir. Hatalı Haritalar Sarıkamış Harekatı esnasında da yararlanılan haritalardan kaynaklanan hatalar, birçok yanlışın yapılmasına neden olmuştur. Örneğin Sarıkamış Harekatı’nın en kritik yanlışlarında biri harita hatasından kaynaklanmıştır. 10. Kolordu, 24 Aralık’ta Oltu’ya gelince kendisi için önceden belirlenen istikameti takip etmek yerine Rusları takip etmek için Kosur Boğaz’ına yönelmiş, kolordunun kurmay başkanı Binbaşı Lange, elindeki haritaya bakarak Allahuekber Dağları’nın 5 saatte aşılabileceğini düşünmüştür. Ancak Binbaşı Lange’nin elindeki haritada Arsenek-Başköy arasını 15 mil gösteriyordu. Gerçekte bu uzaklık 25 milin üzerinde idi. Binbaşı Lange bu bilgiden hareketle bu mesafenin 5 saatte yürünebileceğini hesap etmiştir.  Ancak bu yürüyüş 19 saat sürmüş ve Sarıkamış Harekatı’ndaki donma olaylarının çok önemli bir bölümü bu yürüyüş esnasında meydana gelmiştir. İklim Koşulları Türk Ordusu, Sarıkamış’ta sadece Rus askeri ile değil doğa şartları ile de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Harekatın başladığı Aralık ayının son haftasında Ardahan civarında hava sıcaklığı eksi 36 derece ölçülmüştür. Daha da kötüsü 9. Kolordunun yürüyüş kolları harekatın 3. ve 4. günü tipiye yakalanmıştır. Sarıkamış önüne gelen birlikler 24-25 Aralık gecesi Sarıkamış’a giremeyince sonraki günlerde açıkta gecelemek zorunda kalmıştır. Başköy üzerinden Allahuekber Dağlarını aşmaya çalışan 10. Kolordunun öncü birlikleri de aynı sıkıntıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Firar Hadiseleri Savaş boyunca Türk Ordusu açısından önemli sorunlardan biri de firar hadiseleri olmuştur. III. Ordu’nun Erzurum’da toplanmaya başlamasından itibaren önemli oranda firar olayı tespit edilmiştir. Bazı askerler bölgeden kurtulmak için kasten ayaklarını üşüterek kaçmaya çalışmıştır.  Kaçak ve perakende erlerin sayısının artması üzerine Enver Paşa 27 Aralık’ta Oltu ve Bardız’da firarların önüne geçmek için bir jandarma taburunun yarısının Bardız’a diğer yarısının da Oltu’ya gönderilmesini emretmiştir.  Yarbay Guze ise Ocak ayı başında Erzurum’da toplanan firari sayısının 12.000’i bulduğunu ileri sürmüştür. Hastalık Zayiatı Sarıkamış Harekatı’nı olumsuz yönde etkileyen önemli nedenlerden biri de salgın hastalıklar olmuştur. III. Ordu’nun sıhhiye reisi Tevfik Sağlam’ın yayınladığı istatistiklere göre Sarıkamış Harekatı’nda en az 40.000 asker hastalık nedeniyle savaşta saf dışı kalmıştır.  Savaş başlamadan önce küçük salgınlar halinde var olan lekeli humma, hummayı racia, tifo ve dizanteri gibi salgın hastalıklar, harekâtın başladığı günlerde askerin iyi giydirilememiş, iyi beslenememiş olması; aşı ve temizlenme imkânlarının kısıtlı olmasından ötürü orduyu etkisi altına almıştır. Ermeni Çetelerinin Faaliyetleri Osmanlı devleti henüz savaşa girmeden önce Ermeni gönüllüleri Rus ordusuna ve çetelere katılmak için toplama yeri olan Tiflis’e yönlendirmiştir. Ermeni Ulusal Bürosu, gönüllülerin silahaltına alınmasından sorumlu bir komite kurmuş ve gönüllüler dört grup lejyonlar halinde teşkilatlandırılmıştır.  Bu paralelde Osmanlı sınırını geçen Ermeni çeteleri gizli yollarla içeri girip Türk Ordusu’nu yandan ve geriden vurmayı ve bölgede kaos çıkartmayı kararlaştırmıştır.Bu Ermeni lejyonları, Rus birlikleri için önemli faaliyetler yürütmüş, keşif, kılavuzluk ve haber toplama işlerini üstlenmiştir.  Böylece Ermeniler, Sarıkamış Harekatında bin yıl önce varlık gösterdiğine inandıkları krallıklarının armaları ile süslü bayraklarıyla Rus ordusunun bayrakları yan yana getirmiştir.  Rus istihbaratı, harekat alanındaki Ermenileri kullanarak Osmanlı ordusunu arkadan vurmayı hedeflemiştir. Özellikle 10. Kolordu’dan firar eden Ermeniler kolorduya dair önemli bilgileri Rus ordusuna sızdırmışlardır. Ruslar, özellikle 10. Kolordunun gücünü, içinde bulunduğu sıkıntıları, açlığını ve cephane durumunu Osmanlı Ordusundan kaçan Ermenilerden öğrenmişlerdir. Komuta Hataları Sarıkamış Harekâtı’nın sonuçlarını doğrudan etkileyen en önemli konu komuta hataları olmuştur. Kolordu komutanlarının yaptığı komuta hataları harekâtın seyrini değiştirmiş hatta nihai sonucunu belirlemiştir. Bu paralelde III. Ordu’nun komutanlığını bizzat üzerine alan Enver Paşa’nın hatası umumi ordu karargahını kolorduları sevk ve idare edebileceği hakim bir noktaya kurmak yerine ön saflarda bulunması ve kolordular arasındaki koordinasyonu tam anlamıyla kuramamasıdır. Genel hatlarıyla incelendiğinde 9 ve 11. Kolordu komutanlarının yaptıkları hata bir baskın etkisi yaratması planlanan harekâtın gerektirdiği çevikliği gösterememeleri olmuştur. Aktif ve gayretli bir asker olan 10. Kolordu komutanı Hafız Hakkı’nın en büyük hatası ise Enver Paşa’nın verdiği umumi emre itaatsizlik etmesi olmuştur. Hafız Hakkı, Oltu’ya gelince kendisi için önceden belirlenen istikameti takip etmek yerine Rusları takip etmek için Kosur Boğaz’ına yönelmiştir. Allahuekber Dağları’nı aşarak kuşatma yayını 100 km genişletmiştir. Bu hata nedeniyle Sarıkamış’a planlanan tarihte ulaşması gecikmiş ve Rus birlikleri mevziilerini güçlendirme imkanı bulmuştur. Türk Ordusu, Sarıkamış Harekâtı’nda 23.000 Şehit Verdi Türk Ordusu, Sarıkamış Harekatı’nda 23.000 şehit, 7000 esir, 10.000 yaralı olmak üzere toplam 40.000 kayıp vermiştir. Harekat esnasında 90.000 kişinin şehit olduğu düşüncesi, bilinçsizce ve keyfi olarak kullanılmaktadır. Zira muharip gücü yaklaşık 75.000 kişi olan bir ordunun 90.000 şehit vermesi mümkün değildir. 90.000 rakamının hangi yöntemle elde edildiği anlaşılamamaktadır. Hatta bu rakamın Türk Ordusu’nun harekat boyunca donma, yaralanma, hastalık, şehit ve esir düşenlerin tamamını mı yoksa yalnızca şehit sayısını mı ifade ettiği konusunda 90.000 rakamı üzerinde ısrar edenler arasında da görüş birliği bulunmamaktadır. Sarıkamış Harekatı’nı “90.000 kişi donarak şehit olmuştur” kurgusu üzerinden anlamaya çalışmak ve bütün sorumluluğu Enver Paşa üzerine yüklemek kolaycı bir yaklaşım olacaktır. Bu doğrultuda Sarıkamış Harekatı tarihi hakikatlere göre değerlendirilip bir sonuca varılmak isteniliyorsa harekatın başarısız olmasındaki bütün etkenleri tek tek incelemek, harekatın bütün aktörlerini hak ettiği ölçüde eleştirmek ve bu tarihi olaydan ders çıkarmak en doğru tavır olacaktır

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 12 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve oturan insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, oturan insanlar

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve at

Geyve Ülkü Ocakları Tarafından Bugün saat 19;00’da Araştırmacı-Yazar Hakan BOZ’un katılımıyla Sarıkamış Şehitlerimizin konu edildiği konferans Geyve Sosyal Gelişim Merkezinde verildi.Büyük katılımın olduğu konferansa MHP Geyve  ilçe  Başkanı Şerafettin KAYA,Belediye Meclis Üyeleri Sebati KOÇSAR,Engin TOKLU ,Geyve Ülkü Ocakları Yönetimi  ve  çok  sayıda Geyveli  katıldı.

İbrahim ÇELEBİ "Biat etmeyenlere ne ekmek verdiler, ne iş, ne de aş…"

Anavatan Partisi  TÜRKİYE’nin Yeni Lideri Genel Başkanı İbrahim ÇELEBİ Başkanlığında Anavatan Partisi Genel Merkezinde, Ülke Gündemindeki ; Şehitlerimiz, Terör, Ekonomi ve Anayasa Değişikliği ile ilgili, Parti Politikalarımıza ait Kararlar Almak Üzere Toplandı.

GÜNDEM TÜRKİYE & ANAVATAN PARTİSİ

Anavatan Partisi Genel Başkanı İBRAHİM ÇELEBİ “Biliyoruz, Bunaldınız, sıkıldınız, yoruldunuz.
Sürekli acılar ve felaketlerle beslenen gerilimler, endişeler, korkular esir aldı hayatınızı…
Teröre kurban giden şehitler, patlayan bombalarla sönüp giden hayatlar o kadar sıradanlaştı ki, artık sadece birer sayıdan ibaret kaldı hepsi…
Sıra ne zaman, nerede, kime gelecek endişesi sosyal hayattan kopardı hepinizi.
Diğer yandan dış politikada ardı ardına sergilenen büyük hatalar ve yanılgılarla Türkiye dünyanın en yalnız ülkelerinden biri haline geldi.
Bunun elbette siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel sonuçları en olumsuz haliyle gündelik yaşamımıza yansıyor.
Devlet işleriyle siyasi meselelerin birbirine karıştırılması neticesinde insanlar devletine karşı daha güvensiz hissediyor kendini artık.
Son dönemde yakın tarihimiz, geleneksel kültürümüz, dini ve insani değerlerimiz temelinde yaratılan çatışmalar ve toplum olarak bizi bir arada tutan milli-manevi değerlerimizle süregelen anlamsız savaş yüzünden artık kamplara bölündük; birbirimizi sevemez, birbirimize güvenemez olduk.
Eğitim sistemindeki yozlaşma ve vatandaşlarını düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaştıran, koşulsuz biata dayalı köleleştirme faaliyetleri neticesinde dini, siyasi kör inançların peşinden sürüklenir olduk milletçe. Eğriyi doğrudan, yalanı gerçekten ayıramaz hale geldik.
Aldatmak kolay oldu artık bizi.
Mirasyedi ekonomi ile elde ne var ne yoksa sattılar savdılar. İstihdam yaratacak bir tek yatırım yapmadılar. Köprüyle, otoyolla, tünellerle gözlerimizi boyadılar; “Türkiye kalkınıyor, dünya bizi kıskanıyor” diye pembe yalanlarla büyük yanılgılara sürüklediler bizi.
Açlığa ve yoksulluğa mahkum, hatta razı bir toplum haline getirdiler Türkiye’yi…
Açlık, yoksulluk, işsizlik tarihte olmadığı kadar tavan yaptı.
Biat etmeyenlere ne ekmek verdiler, ne iş, ne de aş…
İsyan edenlerin nefesini kestiler. Baskıyla, zulümle susturdular hak arayanları.
“Senin hakkın istediğin kadar değil, benim verdiğim kadar” dediler, bir de minnet beklediler.
Kendi sermayelerini büyütmek adına iş adamlarının hayat damarlarını kestiler.
Çiftçiyi perişan, esnafı derbeder ettiler.
İktidar olmadan önce kıyamet koparırcasına yaptıkları çay-simit hesabını unuttular; asgari ücretliyi açlığa mahkum ettiler.
Emekliyi yük gördüler, nefes alacak hal bırakmadılar.
Askerleri, aydınları, gazetecileri, bilim adamlarını birer birer sindirdiler.
Bir dönemin hainleri bugün kahraman, dünün kahraman ilan edilenleri bugün hain oldu.
Dün hasretle yad ettiklerine emanet edilen devlet, devlet olmaktan çıktı; birilerinin karargahı haline geldi.
Taciz, tecavüz, şiddet, cinayet neredeyse günlük hayatın parçası haline geldi.
Failler cezasız kaldı, mağdurlar suçlu ilan edildi.
Toplumsal psikolojimiz alt üst oldu.
Bugün böyle…
Ya gelecek nasıl olacak?
Çocuklarımız nasıl bir Türkiye’de, hangi şartlar altında yaşayacak?
Şimdi hepinizin, hepimizin aklındaki soru bu değil mi?
Ülkemizi, milletimizi, çocuklarımızı gelecekte ne bekliyor?
Peki bu yarayı kim saracak, kim derman olacak?
Yılların ihmaliyle semiren hain terörü kim, ne zaman, nasıl bitirecek?
Mücadeleyi kesip, müzakere masasına oturanlar mı?
Terörist başını itibar sahibi yapanlar mı?
Şehirler birer cephaneliğe dönüşürken “aldatıldık, kandırıldık” diyenler mi?
Yoksa koynunda beslediği, ne istediyse verdiği yılan başını gösterince ordu, istihbarat, emniyet demeden devletin tüm kurumlarını yerle bir edenler mi?
Dünyada yapayalnız kalan Türkiye’ye kaybettiği itibarı kim geri kazandıracak?
Dün başka bugün başka konuşan, cüreti boyunu aşıp herkese kafa tutan ve sıkıyı görünce her defasında çark edenler mi? Uyguladıkları hesapsız politikaların bedelini sürekli Türkiye’ye ve vatandaşa ödetenler mi?
Bu ekonomiyi tekrar rayına kim sokacak?
Elde avuçtakini satıp sermaye edinen, bu sermayeyi de yandaşa ihale vermek için kullananlar mı? Çiftçiye “ananı da al git”, işçiye “açgözlülük yapma”, asgari ücretliye “aslında fena para vermiyoruz” diyenler mi?
Vatandaşı sürekli borçlandırarak, istikrar bozulmasın safsatıyla kendi iktidarlarına bağımlı hale getirenler mi?
Kendileri dolar istiflerken vatandaşa döviz bozdurtanlar mı?
Peki bozulan toplumsal nizamı yeniden kim tesis edecek?
Bu ülkenin, bu devletin tek sahibi kendisi olduğuna inananlar mı? Vatandaşı kendisinin kulu, hizmetkarı olarak görenler mi? Her eylemiyle her söylemiyle bizi birbirimizden koparmaya çalışan, toplumu benden olan ve olmayanlar diye ayıranlar mı?
Dahası ve en önemlisi Türkiye’yi geldiği uçurumun kenarından kim çekip alacak?
Ülke derdin, çilenin, belanın her türlüsüyle boğuşurken tek gündemleri zaten ellerinde topladıkları bütün gücün daha da fazlasını isteyenler mi?
Başı her sıkıştığında “Millet İradesi” diye nutuk atıp, kendisi dışındaki bütün iradeyi ortadan kaldırmayı gaye edinen Başkanlık sevdalıları mı?
Yoksa “milliyetçilik ayaklar altına alınırken” sessiz sedasız kalan, ihtiyaç duyulan her noktada gayri milli tavır ve politikalarla destekçilik yapanlar mı?
Ya da Tek sığındığı liman Atatürk olan, ama Atatürk’ü daha kendisi bile anlayamamış, kavrayamamış olanlar mı?
Aziz milletim, karar senin…
Bugün gerçek olan tek bir şey var.
Ülkemiz günden güne bir felakete doğru sürükleniyor.
Bu gidişattan tek dönüş, ancak senin iraden ve kararlılığınla mümkün.
GELİN, Türkiye’de en kapsamlı kalkınma hamlesini başlatan ve Türkiye’ye çağ atlatan ANAVATAN Partisi’nde buluşalım.

En büyük eleştirilere bile hoşgörüyle bakan Rahmetli Kurucu Genel Başkanımız olan Özal’ın ruhunun yaşadığı, Demokrasi ve hoşgörünün beşiği olan ANAVATAN’a GELİN…

Terör kıskacından çıkarak, birlik ve dirlik içerisinde yönümüzü ve yörüngemizi yeniden medeni ve kalkınmış ülkelere çevirmek için,

Gençlerimizi hurafelerin ve terör örgütlerinin elinden kurtararak; eğitimde, teknolojide, ilimde ve kalkınmada dünyayla yarışan, yenilikçi bir eğitimle genç nesillerimizi geleceğe hazırlamak, ülkemizi eğitimde gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarmak için,

Belirsizlik, korku ve aşağılanmadan dolayı yurtdışına kaçırdığımız beyin ve sermaye gücünü yeniden Ülkemize kazandırmak; kendi beyinlerimizle atılım hamlelerimizi güçlendirmek için,

Dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayacak güzelliklere sahip bu güzel ülkemizi yeniden huzurla, güvenle yaşanabilir bir ülke haline getirmek için,

Etnik kökeni ve inancı ne olursa olsun “ALLAH’ın yarattığı her can değerlidir, kutsaldır”, “farklılıklarımız, zenginliğimizdir” anlayışıyla insanı yücelten ve baş tacı eden bir devlet ve yönetim anlayışı için,

Fikirlerin, düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, kurumların her türlü baskıdan uzak, hür ve bağımsız çalışabildiği demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti için,

Milli ve manevi değerleriyle çatışan değil, bu değerleriyle birbirine bağlanan ve yücelen bir toplum yapısı için,

Önce kendi toplumuyla, sonra tüm dünya ülkeleri ile medeni ölçüler içinde dostluk, barış ve dayanışma olgusuyla hareket eden; politikalarını devlet aklıyla yürüten bir yönetim anlayışı için,

Geleceğe endişeyle değil, güvenle bakabilmek için,

anap anap1 anap3 anap4 anap5 anap6

ANAVATAN PARTİSİ’ne GELİN.

Bu bunalımlı tufandan, bu korku deryasından tek kurtuluş, son çare ANAVATAN’dır. Unutmayın ANAVATAN, ülkemizi bu tufandan kurtaracak NUH’un Gemisidir.

MİLLETİM, ümitsiz olma, gaflete dalma, “bana ne” deme, iş işten daha fazla geçmeden bu gemide yerini al..ANADOLU’YA SAHİP ÇIKMAK İSTİYORSAN, ANAVATAN’A GEL…..

Anavatan Varsa Umut her zaman vardır.

İnanırsak Başarırız.

Biz başka partilere benzemeyiz.

Biz Milletin ta kendisiyiz.

ana