Daily Archives: Haziran 24, 2017

Nayıf Çelebi ‘den Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı

Nayıf Çelebi ‘den Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı
Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
İslam Âleminin Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten  Nayıf Çelebi “Manevi huzurla idrak ettiğimiz, bir bütünün parçası olduğumuzu anlamamıza vesile olan, 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayını, elimizdeki maddi zenginliği, dilimizdeki güzel söz ve dileği, gönlümüzdeki sevgiyi herkesle paylaşarak yaşayıp, Ramazan Bayramına ulaşmış bulunmaktayız. Sevinmek kadar sevindirmenin de büyük önem taşıdığı bu özel günlerde, nefsimizin ve bencilliğimizin bizi yönlendirmesine fırsat vermeden kırgınlıkları, dargınlıkları zihnimizden ve davranışlarımızdan söküp atmalıyız”
“Büyük Türk Milletinin en güzel hasletlerinden olan, yardım etmek, kim olursa olsun hiçbir ayrım gözetmeksizin güçsüzün, muhtacın yanında olmak anlayışıyla, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın da gereği olarak yoksul, kimsesiz, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek, bitap düşmüş yürekleri onarmalı, yetimlerin, gariplerin, kimsesizlerin tebessümüyle, bayram sevincimize onları da ortak etmeliyiz” dedi.

Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi  son 2 yılda Türkiye’nin çok zor badireler atlattığını vurgulayarak, “Ramazan Bayramının birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin kenetlenmesine vesile olmasını diliyorum” dedi.
“ Unutmamalıyız ki; bu güzel bayramı, bugün ülkemizde huzur içerisinde yaşayabilmemizi, mukaddes değerleri uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. En değerli varlıklarını bu vatan için feda eden şehitlerimizin aileleri, hepimize emanet ve başımızın tacıdır. Bu duygu ve düşüncelerle; Şanlıurfa halkının, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla kutluyor, bayramın tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur getirmesini temenni ediyorum” dedi.

HAK VE HUZUR PARTİSİ

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar, yemek yiyen insanlar, masa, yiyecek ve iç mekan

Doğan OCAK ‘dan Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı

Doğan OCAK ‘dan Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı
Hak ve Huzur Partisi Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK  İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK   İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
İslam Âleminin Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten  Doğan OCAK  “Manevi huzurla idrak ettiğimiz, bir bütünün parçası olduğumuzu anlamamıza vesile olan, 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayını, elimizdeki maddi zenginliği, dilimizdeki güzel söz ve dileği, gönlümüzdeki sevgiyi herkesle paylaşarak yaşayıp, Ramazan Bayramına ulaşmış bulunmaktayız. Sevinmek kadar sevindirmenin de büyük önem taşıdığı bu özel günlerde, nefsimizin ve bencilliğimizin bizi yönlendirmesine fırsat vermeden kırgınlıkları, dargınlıkları zihnimizden ve davranışlarımızdan söküp atmalıyız”
“Büyük Türk Milletinin en güzel hasletlerinden olan, yardım etmek, kim olursa olsun hiçbir ayrım gözetmeksizin güçsüzün, muhtacın yanında olmak anlayışıyla, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın da gereği olarak yoksul, kimsesiz, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek, bitap düşmüş yürekleri onarmalı, yetimlerin, gariplerin, kimsesizlerin tebessümüyle, bayram sevincimize onları da ortak etmeliyiz” dedi.

Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK  son 2 yılda Türkiye’nin çok zor badireler atlattığını vurgulayarak, “Ramazan Bayramının birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin kenetlenmesine vesile olmasını diliyorum” dedi.
“ Unutmamalıyız ki; bu güzel bayramı, bugün ülkemizde huzur içerisinde yaşayabilmemizi, mukaddes değerleri uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. En değerli varlıklarını bu vatan için feda eden şehitlerimizin aileleri, hepimize emanet ve başımızın tacıdır. Bu duygu ve düşüncelerle; Sakarya halkının, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla kutluyor, bayramın tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur getirmesini temenni ediyorum” dedi.

HAK VE HUZUR PARTİSİ

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

Uzundere Kentsel Dönüşüm Projesi devam ediyor

Asıl bayram bir yıl sonra

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Uzundere’de sürdürdüğü kentsel dönüşüm çalışmalarında konutlar yükseldikçe, hak sahiplerinin heyecanı da artmaya başladı. “Yerinde ve uzlaşmayla” gerçekleştirilen ilk etaptaki inşaat kalitesi ve hızı, ikinci etabın uzlaşma görüşmelerinin de çok daha kısa süre içinde tamamlanmasını sağladı. Tüm alt yapısıyla birlikte 2018 Haziran’da teslim edilecek evlerini dört gözle bekleyen Uzundereliler, en çok konutların “depreme dayanıklı” olmasına seviniyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’de kentsel dönüşüm çalışmalarına örnek olan Uzundere Kentsel Dönüşüm Projesi’nde ilk etabın binaları yükseldikçe heyecan da artmaya başladı. 32 hektarlık alanda gerçekleştirilen proje, ülkenin “yüzde 100 uzlaşma ve yerinde dönüşümle gerçekleştirilen ilk kentsel dönüşüm projesi” olarak daha şimdiden tüm dikkatleri üzerinde toplamayı başardı. Birinci bölge birinci etap çalışmalarının sürdüğü projede 5 blokta 8’er kata ulaşıldı. 4 bloğun da kazı çalışmaları devam ediyor. İlk etap inşaatlar, tüm alt yapı çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte, 2018 Haziran ayında teslim edilecek.

Evleri dönüşüme giren vatandaşlar, heyecanlı bir bekleyiş içinde konutların yükselmesini izliyor. 1 yıl içinde tamamlanacak olan konutlarına yerleşmeyi bekleyen hak sahipleri konforlu, güvenli, estetik, modern ve depreme dayanıklı sağlam yapılara taşınacak olmanın mutluluğunu yaşıyor. Uzundere kentsel dönüşüm projesinin ilk etabında 280 konut ve 33 işyeri yer alıyor.

Binalar yükseldikçe uzlaşmalar arttı

Uzlaşmaların tamamlandığı 19 bin 974 metrekare büyüklüğündeki Uzundere ikinci etapta 12 blok, 422 konut ve 40 işyerinin yapımı için geçtiğimiz ay Meclis kararı alınmıştı. İkinci etap uzlaşma sürecinin çok daha kısa sürdüğünü belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, projenin kapsamındaki ilk etabında binaların yükseldiğini gören vatandaşların endişelerinin ortadan kalktığını ve ikinci etabın da hemen başlamasını dört gözle beklediklerini söyledi.

Uzundere Mahalle Muhtarı Osman Sarı, “Benim evim ikinci etapta yer alıyor. Binaların yükseldiğini gördükçe biz de hemen ihalenin yapılmasını ve inşaatlara başlamasını dört gözle bekliyoruz” dedi.

Aziz Başkan’a teşekkürler

30 senedir Uzundere’de yaşayan Ümmühan Eliş, “Biz zamanında burada çok büyük rezillik çektik. Su, elektrik, yol hiçbir şey yoktu ama şimdi bize verdikleri daireler çok güzel olacak. Örnek daireleri gezince heyecanlanıyoruz. Yıkık dökük, eksik binalardan usandık. Gerçekten evlerin alt katlarında fareler oynuyordu, üst katlarımız biraz güzeldi ama onlar da her an yıkılacak gibiydi. Şimdi Başkanımız Aziz Kocaoğlu sayesinde güzel evlerde oturmak nasip olacak inşallah.. Burayı gören arkadaşlar, hemen kendi inşaatları da başlasın istiyorlar” diye konuştu.

Hak sahiplerinden Münire Tunçel ise düşüncelerini şöyle anlattı:

“Bizim evimiz ikinci etapta yer alıyor, binaların böyle hızlı ve çabuk yükseldiğini gördükçe heyecanlanıyoruz. Bizim evlerimiz için de hemen ihaleye çıkılsın istiyoruz. Oturduğumuz evler çok kötüydü. alt yapısı yoktu. Şimdi burada inşaatın nasıl ilerlediğini de görüyoruz. Bütün her şeyi mükemmel yapıyorlar. Aziz Başkanıma ve burada çalışan ekiplere çok teşekkür ediyoruz.”

Çocuklarımız bizim gibi çile çekmeyecek

Depremlerden psikolojik olarak çok etkilendiğini söyleyen Zeliha Kaçar, “Evlerimiz çok kötüydü, hiçbir şeyimiz yoktu. Depreme dayanıklı değildi. Çok ufak bir deprem olduğunda bile çok sallanıyorduk, korkuyorduk. Şimdi yeni binalarımız depreme dayanıklı yapılıyor. Allah razı olsun Belediye Başkanımızdan. Onun sayesinde güzel ve sağlam evlerde oturacağız. Çoluk çocuğumuzun güzel evleri olacak, bizim gibi çile çekmeyecekler” dedi.

Bir diğer hak sahibi olan Alpaslan İstemi de şunları söyledi:

“Bir kere binaların sağlam, depreme dayanıklı yapılıyor olması çok önemli. Memleketimiz deprem bölgesinde.. Yeni evlerimizde oturmak tedirginliğimizi ortadan kaldıracak. İnşaatlar hızlı ilerliyor, zamanında evlerimize geçeceğiz inşallah. Biz bir an önce yeni evlerimize yerleşmeyi istiyoruz; daha rahat, daha mutlu bir hayat yaşamak için.”

 

Heyecan dorukta

Binaların yükseldikçe heyecanlarının arttığını söyleyen Sevgi Urhan “Binaların yükseldiğini gördükçe endişemiz, çekincemiz bitti, yerini heyecan aldı.

Çok teşekkür ediyoruz Büyükşehir Belediyesi’ne, Allah razı olsun bizi o kötü evlerden kurtarıyor” derken, heyecanlarının gittikçe arttığını söyleyen bir başka hak sahibi İsmet Tunçel, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımıza bu öncülüğü yaptığı için çok teşekkür ediyoruz. Çok mutluyuz çünkü sağlıklı ve sağlam evlerde oturacağız.  Gelecek ve İzmir için çok faydalı bir dönüşüm olacak” şeklinde konuştu.

Karabağlar Yurtoğlu Mahalle Muhtarı Duran İmrek ise şunları söyledi:

“1995 yılından beri bu mahallede oturuyorum. Önceki hali içler acısıydı. O yüzden İzmir Büyükşehir Belediyesine ve Başkanımız Aziz Kocaoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Burada emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Vatandaşların huzur içinde yaşayabilecekleri ve oturabilecekleri, kaliteli yaşama sahip olabilecekleri konutların yapılmasında öncü oldukları için çok teşekkür ediyoruz. Bize önem verdiler; bu kadar kısa zamanda binalar yükseldi. Buradaki insanlar imza atmıyorlardı, uzlaşma aşamasında çekinceleri vardı. Çok zorlanıldı. İnsanları ikna yolunda çok uğraşıldı ama şimdi bu insanlar binaları gördükçe inanılmaz bir heyecana kapılıyorlar. İnşallah her yerde bu dönüşüm ilerler, sağlıksız ve çarpık yapılardan kurtuluruz. İnsanlar korkusuzca, seve seve, rahat rahat yaşamaya devam ederler.”

Sakarya Üniversitesi Akreditasyonda Liderliğini Sürdürüyor

Sakarya Üniversitesi Akreditasyonda Liderliğini Sürdürüyor

Sakarya Üniversitesi, Türkiye’de en çok programı akredite edilen üniversite olma unvanını sürdürüyor.

YÖK tarafından yayınlanan 2017 Tercih Kılavuzunda Sakarya Üniversitesi, en çok akredite olmuş programı ile yine lider oldu.

Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nin tüm bölümleri ile Teknoloji Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin bazı bölümlerinin akreditasyonu tamamlanan Sakarya Üniversitesi, bu alandaki rekoru elinde tutuyor. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kalite ve akreditasyon temelli yeni vizyonu doğrultusunda bu süreçlere ağırlık veren Sakarya Üniversitesi, stratejik yönetim ve kurumsal yaklaşıma verdiği önem ile hedeflerine emin adımlarla ilerliyor.

Dünyadaki tüm kalite ve akreditasyon süreçlerine büyük oranda uyumlu bir model geliştirdiklerini dile getiren Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, bölümlerin akreditasyonu konusunda büyük başarı elde ettiklerini, tüm fakültelerin akreditasyon sürecine girdiğini söyledi. Her yerde geçerliliği olan bir model kurduklarını aktaran Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Üniversitemizin modeli evrensel bir modeldir. Bu yönetim modelimizin başında liderlik modeli var. Üniversite olarak dünyadaki değişime açık, kendini sürekli geliştiren iyi öğrenciler yetiştirme amacındayız. İyi mezunlar yetiştirmek için çabalıyoruz. Sıralamalarda en üstte olmak için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Yükseköğretim Kurulu’nun da son iki yıldır en çok önem verdiği konulardan birinin üniversitelerin karnesi olduğunu belirten Prof. Dr. Elmas, “YÖK’ün bu konuyu önemsemesi ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın akreditasyon sürecinde üniversiteler arasında rekabetin oluşması ve bunun sonucunda eğitim öğretim kalitesinin daha da artacağı yönündeki söylemleri bizi akreditasyon konusunda oldukça motive etti. Çalışmalarımız devam ediyor. Mevcut programlara Eğitim Fakültesi, siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme Fakültesi programlarını da akredite yolunda hızlı adımlarla ilerliyoruz” şeklinde konuştu.

Herkes için adalet!

Herkes için adalet!

 

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 615. hafta açıklamasında Ortadoğu’da ABD eksenli güçlerin operasyonlarına dikkat çekerken FETÖ ile mücadelenin sulandırılarak içinin boşaltılmaması için hukuki ilkelere ve adalete azami ölçüde riayet edilmesi gerektiği vurgulandı 

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 615. hafta basın açıklamasına “Ramazan Bayramı’nın tüm halkımız ve İslam ümmeti için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyoruz.” temennisi ile başladı. Platform adına Fethi Gürler’in okuduğu açıklamada ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonel müdahalelerine dikkat çekilerek şu değerlendirme yapıldı: “Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Libya, Suriye ve Yemen’de devam eden iç savaşlar, 15 Temmuz’da Türkiye’deki darbe teşebbüsü, İran’da patlayan bombalar ve Katar krizi gibi bölgemizde olup biten her şey küresel egemenlerin marifetidir. Sorun tüm ümmeti derinden etkilemektedir. Sorunun çözümü için; ümmetin başta Amerika olmak üzere küresel egemenlere karşı tavır alması kadar, kendi içimizdeki kardeşliğin ve adaletin tesis edilmesi de büyük önem taşımaktadır. Çünkü iç bünyesi sağlam hiçbir varlığa mikroplar kolay kolay etki edemez. Mübarek Ramazan Bayramı’nın da vesilesi ile ülkemizdeki kamplaşmaların sonlanması, etnik, mezhebi ve siyasi farklılıklarımızın asla ayrışmaya dönüşmesine izin vermeyecek bir olgunluğa erişilmesi noktasında başta iktidar olmak üzere, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına ve tüm halkımıza önemli görev düşmektedir.”

Açıklamanın devamında  FETÖ  ile mücadele sürecine değinilerek “Olağanüstü hal ile başlayan süreçte adalet konusunda ciddi zaafiyetlerin ortaya çıktığını Ak Parti iktidarının fark etmesi ve gerekli önlemleri alması gerekmektedir. FETÖ ile mücadele adı altında yürütülen operasyonlarda, söz konusu örgüt ile hiçbir ilgisi olmayan insanların tutuklandığına ve yapılan yanlışlığın bir türlü düzeltilemediğine defalarca şahit oluyoruz. Diğer taraftan düşünce ve ifade özgürlüğüne dönük kısıtlamalar ve baskıların artmasının endişesini taşıyoruz. FETÖ ile hiçbir ilişkisi olmayan ancak iktidara muhalif görüşleriyle bilinen  bazı insanların da işten atılmak, tutuklanmak gibi adaletsiz muamelelere maruz kaldığını görüyoruz… Buradan iktidara sesleniyoruz: İç barışı temin etmek için adaleti ayakta tutmak zorunludur.  Adalete dönük eleştirilere kulağınızı tıkamayınız. Türkiye’nin zor bir süreçten geçtiğinin elbette farkındayız. Ancak bu sürecin atlatılabilmesi için iç barışa, iç barış için de adalete ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla adalet konusunda bir özeleştiri yapmak iktidarın görevidir.” denildi.

615. Hafta Basın Açıklaması

Herkes İçin Adalet!

Bugün Ramazan’ın son gününü idrak ediyoruz. Yarından  itibaren başlayacak Ramazan Bayramı’nın tüm halkımız ve İslam ümmeti için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyoruz.

Ramazan ayı; nefislerin arındırıldığı, Müslümanların iç dünyalarını muhasebe ettiği, yıl boyunca yapılanların ne ölçüde Allah’ın rızasına uygun olup olmadığının analiz edildiği özel bir aydır.

Ramazan ayı; mağdur ve mazlumların özel olarak hatırlandığı, mağdur ve mazlumlarla dayanışma örnekliğinin zirve yaptığı müstesna bir aydır.

Ramazan ayı; Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarının tazelendiği, sorunların müzakere yoluyla çözümlenmeye çalışıldığı, farklılıkların ayrışmaya meydan vermeyecek bir olgunlukla karşılandığı bir barış ayıdır.

Ramazan ayını hakkıyla ifa edenlerden olmayı ümit ederek Ramazan Bayramı’na giriyoruz.

Ramazan Bayramı’nın; özelde Müslümanlar, genelde tüm dünya mazlumları için kardeşliğin, adaletin, eşitliğin hakim olduğu, çatışmanın, ölümlerin, zulmün nihayete erdiği yeni bir aşamanın müjdesi olmasını Allah (c.c)’tan niyaz ediyoruz.

Ülkemiz ve bölgemiz zor bir süreçten geçiyor. Ortadoğu’da tüm halklar örtülü veya örtüsüz bir operasyon ile karşı karşıya…

Operasyonu planlayan ve hayata geçirmeye çalışan küresel egemenler hedeflerine ulaşmak için her yolu mübah görüyorlar.

Özellikle de 2001 provakasyonundan sonra Afganistan ile başlayan, Arap Baharı ile zirve yapan süreç İslam dünyası için tam bir kabusa dönüştü.

Başını Amerika’nın çektiği küresel egemenler bölgemize yeni bir format atmaya çalışıyorlar.

Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Libya, Suriye ve Yemen’de devam eden iç savaşlar, 15 Temmuz’da Türkiye’deki darbe teşebbüsü, İran’da patlayan bombalar ve Katar krizi gibi bölgemizde olup biten her şey küresel egemenlerin marifetidir.

Sorun tüm ümmeti derinden etkilemektedir. Sorunun çözümü için; ümmetin başta Amerika olmak üzere küresel egemenlere karşı tavır alması kadar, kendi içimizdeki kardeşliğin ve adaletin tesis edilmesi de büyük önem taşımaktadır. Çünkü iç bünyesi sağlam hiçbir varlığa mikroplar kolay kolay etki edemez.

Mübarek Ramazan Bayramı’nın da vesilesi ile ülkemizdeki kamplaşmaların sonlanması, etnik, mezhebi ve siyasi farklılıklarımızın asla ayrışmaya dönüşmesine izin vermeyecek bir olgunluğa erişilmesi noktasında başta iktidar olmak üzere, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına ve tüm halkımıza önemli görev düşmektedir.

Olağanüstü hal ile başlayan süreçte adalet konusunda ciddi zaafiyetlerin ortaya çıktığını Ak Parti iktidarının fark etmesi ve gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

FETÖ ile mücadele adı altında yürütülen operasyonlarda, söz konusu örgüt ile hiçbir ilgisi olmayan insanların tutuklandığına ve yapılan yanlışlığın bir türlü düzeltilemediğine defalarca şahit oluyoruz.

Menfaat gereği ya da manevi beklentilerle Fethullah Gülen Hareketi’ne sempati duymuş, ancak örgütün işleyişi ile ilgili hiçbir bilgisi olmayan insanlara dönük tutuklama, meslekten ihraç ve mallarına el koyma kararlarının çok ağır olduğunu düşünüyoruz.

Cumhurbaşkanı ve Ak Parti kurmaylarını içeren tüm iktidar unsurlarına tövbe imkanı tanınırken, Gülen Hareketi’ne sempati duymuş, 15 Temmuz öncesi bu harekete destek vermiş insanları rehabilite etmek ve onlara tövbe imkanı vermek de adaletin gereğidir.

Diğer taraftan düşünce ve ifade özgürlüğüne dönük kısıtlamalar ve baskıların artmasının endişesini taşıyoruz. FETÖ ile hiçbir ilişkisi olmayan ancak iktidara muhalif görüşleriyle bilinen  bazı insanların da işten atılmak, tutuklanmak gibi adaletsiz muamelelere maruz kaldığını görüyoruz.

Bir diğer önemli nokta da FETÖ fobisi ile memur/işçi alımlarında adaletin tamamen ortadan kalktığı, torpilin tek çözüm olduğu bir süreci yaşıyor olmamızdır. Liyakat yerini tamamen mülakata bırakarak adalet hiçe sayılmaktadır.

Buradan iktidara sesleniyoruz: İç barışı temin etmek için adaleti ayakta tutmak zorunludur.  Adalete dönük eleştirilere kulağınızı tıkamayınız. Türkiye’nin zor bir süreçten geçtiğinin elbette farkındayız. Ancak bu sürecin atlatılabilmesi için iç barışa, iç barış için de adalete ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla adalet konusunda bir özeleştiri yapmak iktidarın görevidir.

user comment

Adaletin ve kardeşliğin tesis edilmesinde bir dönüm noktası olması temennisiyle tüm Sakarya halkının Ramazan bayramını kutluyoruz.

Adalet ve Özgürlükler Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi

DSP Genel Başkanı ÖNDER AKSAKAL Ramazan Bayramı Mesajı Yayınladı.

DSP Genel Başkanı sayın ÖNDER AKSAKAL Ramazan Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınladı. AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

“Dünya tarihinde yeni bir dönem kurgusu, egemen sistemin acımasız kuralları gölgesinde hız kesmeden devam ediyor.

Dünya’nın “Ortadoğu’sunda” her türlü insanlık değerleri ayaklar altına alınmış, dünyevi ihtiraslar uğruna çoluk-çocuk, genç-yaşlı ayırmaksızın yaşanan şiddet ve savaş can alıyor.

Oysa inançların tümü yaradana bağlılığı, insanlığın huzurunu ve mutluluğunu temel değer olarak görmeyecek miydi?

15 yıldır bu coğrafyada akıtılan Müslüman kanı artık durdurulmalı ve insanlar geleceğe umutla bakabilmeli.

Siyasetin asli görevi de budur.

Kutsal Ramazan ayı’nın bu duygu ve düşüncelere vesile olması temennisiyle tüm inananların ve islâm âleminin Mübarek Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.”

Tarihçe

(Onursal Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’in 28 Kasım 1999 günü Ankara’da DSP’nin 14. Yıldönümü kutlama töreninde yaptığı konuşma)
Merhaba,
Sevgili Demokratik Solcular, sayın konuklar, değerli gazeteciler:
Bugün Demokratik Sol’un doğuş ve gelişme sürecini özetleyeceğim.
DSP 14 Kasım 1985’te kuruldu. Ama DEMOKRATİK SOL’un bir düşünsel akım ve siyasal hareket olarak başlangıcı 1960’lı yıllardadır. Bu akım ve hareket, 1963’te, demokratik işçi hakları için verilen ve kazanılan mücadeleden doğmuştur. Eski CHP’de parti içi muhalefete dönüşen bu harekete, ilkin, ORTANIN SOLU adı verilmişti. O yıllarda SOL sözcüğünü kullanmak kolay değildi. Parti içinden de toplumdan da yoğun tepkiler geldi… Partide derine inen bölünmeler oldu. O yıllarda SOSYAL ADALET kavramı bile kuşku uyandırıyordu. Fakat hareketi başlatanların direnci, ülkemizde, SOL kavramına siyasal meşruluk kazandırdı. Bunu, en başta, Marksist ideolojiyle farklılığımızı vurgulayarak başardık. Bunu başarabilmek için, yalnız sağa karşı veya eski CHP’nin tutucu kanadına karşı değil, aynı zamanda başka bazı sol akımlara karşı da kararlı bir mücadele vermemiz gerekti. Hareketi toplumsal ve ulusal özelliklerimize dayandırmamız ve laikliği inançlara saygı ile bağdaştırmamız da, giderek, halkın güvenini kazanmamızı sağladı. Özellikle de 12 Mart 1971 ara rejimi dönemindeki ödünsüz demokrasi mücadelemiz bu güveni pekiştirdi. Oylarımız %25’lere kadar gerilemişken, 1973’te %32’ye, 1977’de %42’ye yükseldi. Böylece, DEMOKRATİK SOL hareketin güçlenişiyle birlikte, CHP birinci parti konumuna erişti ve iktidarın belirleyici unsuru oldu.

1960’lı yılların sonlarında, harekete verdiğimiz ORTANIN SOLU adını değiştirerek, DEMOKRATİK SOL tanımını benimsemiştik. O da kolay olmamıştı. Parti içinde tartışmalara neden olmuştu. Kimi, hareketi, SOSYALİST olarak, kimi de SOSYAL DEMOKRAT olarak adlandırmamızı istiyordu. Kuşkusuz Batı ve Kuzey Avrupa’nın SOSYAL DEMOKRAT akımlarından esinlenmiştik. Ama hem kökenlerimiz hem de toplum yapımız farklı idi. O nedenle, kendimize özgü bir tanımlama olarak, DEMOKRATİK SOL’da karar kıldık. 12 Eylül dönemi ardından da, bu tanımlama, kurduğumuz yeni partinin adı oldu. Bayrağımız da barış ve sevgi simgesi ak güvercin oldu. Bu simgeyi bize halk vermişti. 1960’lı, 1970’li yılların kanlı bıçaklı siyasal ortamında izlediğimiz barışçı tutum dolayısı ile toplantılarımıza ak güvercinle gelen halkımız DEMOKRATİK SOL’u bu simgeye layık bulmuştu.

12 Eylül döneminde de yoğun bir demokrasi mücadelesi verdik. Mücadelenin güçlüklerini göze alamayanlarla yollarımız ayrıldı ve DSP’yi kurduk. Ben o sırada yasaklıydım. Partinin kuruluşuna RAHŞAN ECEVİT öncülük etti. Çok zor koşullarda Genel Başkanlığı üstlendi. Rahşan Ecevit’in, kurucusu olduğu KÖYLÜ DERNEKLERİ’nden gelen örgütlenme deneyimi vardı. O deneyimini DSP’ye aktardı. Paramız yoktu… Fazla bir desteğimiz de yoktu. Ama azmimiz vardı. Rahşan Ecevit, iki odalı bir bodrum katında, bir avuç arkadaşıyla göreve başladı. İğneyle kuyu kazarcasına çalışarak, Partinin sağlam bir zeminde güçlenmesine ve doğrultu tutarlılığına ödünsüz özen gösterdi. Bu davranış da, giderek, DSP’ye halkın güvenini kazandırdı.

1987’de oylarımız %8.54’ten ibaretti. Barajı aşıp Meclis’e girememiştik. Fakat yılmadık; adım adım ilerledik. 1991’de .75 oranında oy alarak, 7 milletvekili ile meclise girmeyi başardık. İstifalarla milletvekili sayımız 3’e indi. Ama güçlenişimiz sürdü. 1995 seçimlerinde oylarımız .64’e, milletvekili sayımız da 76’ya yükseldi. 1999 seçimlerinde de %22.19 oyla 136 milletvekilliği kazandık. Böylece, 1995 seçimleriyle solum birinci partisi olan DSP, 1999 seçimlerinde bütün Türkiye’nin birinci partisi oldu ve bugün başında bulunduğu üçlü koalisyon hükümetini kurmayı başardı. Solun birinci partisi olduk. Ardından Türkiye’nin birinci partisi olduk.

Peki geriye ne kaldı?.. Geriye, bundan sonraki seçimlerde, salt çoğunlukla tek başımıza iktidar olmak kaldı. Bunu hayal gibi görenler olabilir. 1999 seçimleri öncesinde DSP’nin birinci parti olması da hayal gibi görünüyordu. Ama hayal gerçek oldu. Kaldı ki artık Türkiye’ye DSP’siz bir hükümet düşünülemez oldu.

1997’de, Türkiye, REFAH-YOL kabusundan, ancak DSP’li bir hükümetle kurtulabildi. 1999 seçimlerine gidilirken de azınlık Hükümeti kurma sorumluluğu bize emanet edildi. Çünkü DSP, onun siyasal doğrultusunu benimsemeyenlerin bile gözünde, güvenilir parti idi. Her türlü partizanlıktan uzak durarak bu güvene layık olduğumuzu gösterdik.

1999 seçimleri öncesinde Meclis’te temsil edilmiş olan partilerin tümünün oyları düşerken sadece DSP’nin oyları yükseldi… ‘lerden %22’lere yükseldi. DSP güçlendikçe laik demokratik Cumhuriyet de güçleniyor.

1999 seçimleri ardından, yeni TBMM’nin ilk gününde, DSP grubu, tek yürekle ve tek sesle, laiklik karşıtlığına geçit vermeyeceğimizi kanıtladı. Biz içimizde herşeyi özgürce tartışırız; ama, bir sonuca vardıktan sonra, tek yürek – tek ses oluruz. Bu özelliğimizi ve doğrultu tutarlılığımızı sürdürdükçe, hiçbir engel veya zorluk DSP’nin güçlenişini önleyemeyecektir.

Bugün Partimizin 14’üncü yaş günü toplantısına sunulan bildiriler, üyelerimizin görüşlerini yansıtmaktadır. Her üyemizin Parti politikalarına katkı yetkisi de, yeteneği de vardır. Bu katkılara uzman arkadaşlarımızın ve yetkili kurullarımızın da katkıları eklendikçe, ülke sorunlarına en sağlıklı çözümler DSP çatısı altında üretilmektedir ve üretilecektir.

Başında bulunduğumuz 57’nci Hükümet, çok partili dönemin en hızlı çalışan, en başarılı Hükümeti oldu. Gerek demokrasi alanında, gerek ekonomik ve sosyal alanda başlattığımız reformcu atılımlar birbirini izliyor. Zorluklarla dolu bir dönemden geçiyoruz. Ama inanıyorum ki zorlukları kısa sürede aşacağız. Hükümetin hızlı ve kararlı çalışması bütün dünyada Türkiye’nin saygınlığını arttırıyor.

Tüm DSP’lilere, ATATÜRK’ün en büyük değeri bilime veren aydınlık yolunda, sürekli başarılar dilerim. Toplantımıza değerli katkılarda bulunan sanatçılara teşekkür ederim.

Saygılar, sevgiler sunarım.