Daily Archives: Kasım 21, 2017

GAFLET + DELALET = İHANET

GAFLET + DELALET = İHANET

Ulaşım –İş Sendikası olarak bugüne kadar hiçbir sendikayı ve sendikacıyı hedef alarak en hafif şekilde dahi eleştiride bulunmadık. Çünkü ilk bültenimizden itibaren 4688 Sayılı yasayla sendikacılık yapılamayacağını açıkça ifade ediyoruz. Dolayısıyla bugüne kadar Sendikaların kendi aralarında yetkili sendika olabilme için girdikleri rekabetin dışında kaldık, böylede davranmaya devam edeceğiz.   Bültenlerimizi okuyanlar ve panolarımıza bakanlar sendikal sistem içersin de yapılabilecek mücadelenin yanı sıra Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun ilkelerini sahip çıkmayı ve savunmayı önceliğimiz olduğu anlamış olmalıdırlar.           

Başarısızlığı önceden belli olsa da, Toplu sözleşme sürecinde yetkili sendika olarak masada oturması münasebetiyle en fazla tepkilere muhatap olan Memur-Sen, çalışanların mali ve sosyal hakları hususunda en önemli engel teşkil eden 4688 değiştirmeyi öncelikli görev görmesi gerekirken Atatürk ve onun kurduğu kurumlara karşı mücadele etmeyi tercih etmektedir. Önce Andımızın okullarda okunmasına karşı geldiler, sonra Atatürk’ün adının müfredatlardan çıkarılsın dediler.  Yetmedi Anayasanın ilk üç maddesi özellikle resmi dil Türkçe olduğunu söyleyen madde çıkarılsın dediler.  Son olarak Genel Başkanları Ali YÜKSEL’in Mustafa Sabri denilen kurtuluş savaşı sürecinde Atatürk ve Kuvayı Milliye hakkındaki düşmanca ve haince söylem ve tavırlarına rağmen bu zevatı savunmasının ötesinde methiyeler düzerek onu yüceltmeye kalkmasını kınıyoruz.

 Bunlarla aynı zihniyette sahip olan kişilere söyleyecek sözümüz yok. Bizim sözümüz bunlarla aynı düşünceye sahip olmadığını hatta karşı olduklarını söyleyen kişilere, Arkadaşlar üç kuruşluk sığ ve gelip geçici ikballer için bu kadar omurgasızca işbirlikçiliği hazmedebiliyorsunuz. Buna değer mi? 10 Kasım günü hangi yüzle O’nun manevi huzuruna çıkabiliyorsunuz. Nasıl bir saygı ve bağlılık anlayışıdır bu.  Gaflet ve delalet içinde kalmadaki ısrarınızın getireceği nokta ihanet mehlesidir. Bunu hala göremiyor musunuz? Yapmayın arkadaşlar, Milli duruşunuzdan bu kadar ucuz ikballer uğruna vazgeçmeyin. 

Ali YÜKSEL ve O’nun gibiler, yıllardır Atatürk’ü anmanın ötesinde onu olması gerektiği biçimde anlayamamış olmamızın sonuçlarıdır. Bunda en büyük sebep bizce Atatürkçülük nedir? Sorusuna yanlışlığında yatmaktadır. Bizce Atatürkçülük nedir sorusu yanlıştır çünkü O’nun düşünceleri; İnavasyona açıktır asla bir inanç ve dogmalar bütünü değildir. Kalıplaşmış, tartışılmaz, sorgulanamaz, ete, kemiğe büründürülmüş bir ideolojide hiç değildir. Dolayısıyla Atatürkçülük nedir sorusuna karşılık olarak; “Şu” dur diye tanımlayabilmek mümkün değildir. Bunun ispatı; “Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.” Sözleridir. Bu sözü bile O’ nun geleceğe dönük öngörülerinin doğruluğunu ve derinliğini göstermeye yeterlidir.  SSCB ve Araplar ile ilgili sözlerine ek olarak  geçtiğimiz yıllarda  İskoçya da yapılan referandum örneği. Yüzyıllardır İngiltere ile bağımsızlık savaşı veren bu ülkenin halkı “Bağımsızlık mı? Ekonomik refah mı? Sorusuna “Ekonomik refah” diyerek  William Wallace ve arkadaşlarının kemiklerini sızlatan bağımsız taleplerinden  vazgeçmeleridir.       

Bu soruya cevap aramadaki ısrarın sebebi ise, bu sorunun Atatürk karşıtlığı üzerine kurgulanmış düşüncelerin söyleme dönüşmesine fırsat vermesidir. Örneğin;  

Batı Emperyalizme göre Atatürkçülük nedir?  Halkın isteği ve talebi olmayan, toplumun inanç, adet ve göreneklerine aykırı yönetim sistemini Asker, Bürokrasi ve aydın zümrenin oluşturduğu elit kesimle birlikte jakoben bir anlayışla halka dayatılması ve bir an önce vazgeçilmesi gereken bir sistemin adıdır” .

Emperyalizmin Atatürkçülüğü bu şekilde tarif etmesi kendi açısından çok haklı temellere dayanmaktadır. Cephede kaybetmesinin hazımsızlığının üstüne Müslüman toplumlara yüz yıllardır dayattıkları “Siz istesenizde batılı gibi olamazsınız. İnancınız ve görenekleriniz bizim gibi olmanıza engel teşkil eder ” paradigmasını, çağın en modern ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarak yıkmasıdır. Sömürgeleri altındaki ülkelere ve halklarına Emperyalizmin yenilebileceğini ve Müslüman toplumlarında batının gelişmişliğinde etken olan değerler üzerine bir devlet kurabileceğini göstermiş onlara hem cesaret, hem de ilham kaynağı olmuştur.  Bu Emperyalizmin Cephedeki yenilgisinden çok daha ağır ve asla kabul edemeyeceği bir durumdur. “Atatürk denedi ama başaramadı” diyecekleri güne kadar Atatürk’e ve O’nun kurallarını belirlediği Cumhuriyete karşı mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Cemaat ve Tarikatlara göre Atatürkçülük nedir? Atatürkçülüğü, Osmanlıyı yıkarak onun nizamı Mülkünü Cumhuriyeti kurarak değiştiren, yaptığı devrimler ile halkın inanç, gelenek ve göreneklerine aykırı bir an önce yıkılması gereken dinsiz sistemin adıdır. Atatürk’ü ve onun Kurduğu Cumhuriyeti Dinsizlikle itham ederek Şerri sisteme dönülmesi yönünde mücadele ederler.

Böyle davranmaların sebebi, Cumhuriyetin ilanı sonrası Atatürk; “Halkın ihtiyaç duyduğu her bilgi devlet tarafından verilmelidir dinimizin esasları ve emirleri en doğru biçimde halka anlatılmadır, halkı din istismarcılarının karanlık çukurundan çıkarmak, dinlerini ilk ağızdan öğrenebilmeleri için Cumhuriyet devleti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir” Diyerek  tarikatları  ve  tekkeleri kapatması 1453 de Anadolu da başlayan ve 1603 yılında Ehl-i Beyt olan Türk tekkelerinin  yasaklanması ile Osmanlının siyasi sisteminde önemli ağırlığa kavuşan   Eş’ari Mezhebine yakın  Nakşi Bendinin Halidi kolundan  olan bu tarikatların başta Kuranı kerimi Türkçeleştirmesi, tekrar akla ve felsefeye önem veren İmam Maturidi’nin mezhebine dönük çalışmalarda bulunulması için Cumhuriyetin ilk kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığını kurulmasına gösterdikleri tepkidir. Atatürk’ü ve Cumhuriyeti dinsizlikle itham etmelerinin esas sebebini bunlar teşkil etmiştir.

Batıdan gelen her yeniliğe karşı olmaları Osmanlının çağdaşlaşma önünde en büyük engel teşkil etmeleri Batı Emperyalizmin stratejik ortağı olmuşlardır.   Bu cemaat ve tarikatlar Kurtuluş savaşı süresince işgal devletleri ile birlikte hareket etmekten imtina etmemişlerdir.  Mustafa Kemal Atatürk ile dinsiz şeytan ordusu adını verdikleri Kuvayı Milli-ye (Halk Ordusu) için katli vaciptir fermanı çıkaran Sadrazam Dürrizade Abdullah’a yazıları ve söylemleri ile halkı bağımsızlık mücadelesine karşı kışkırtmışlardır. Bunlardan biriside Ali YÜKSEL’in methiyeler düzdüğü Şeyhülislamlıkta yapmış olan MUSTAFA SABRİ’dir. Anadolu’da İngilizler ile iş birliği yaparak isyanlar çıkaranlarda bu tarikat mensuplarıdır. İskilipli Atıf ve Şeyh Sait bunların en ünlüleridir.

Kendilerine Sol Kemalist adı verenler için Atatürkçülük nedir; “Anadolu Sosyalizmi ile Emperyalizme karşı zafer elde edilmesi üzerine kurulan ideolojidir”.  Stalin ile başlayanSSCB ile birlikte tamamen yerle bir olan Sovyet tipi Sosyalizmin çökmesi ile birlikte ideolojik temellerini kaybeden çoğunluğunun Marksist-Leninist kesimin oluşturduğu 1968 kuşağının aydın, yazar takımı  sadece cephede değil, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda Emperyalizme olan mücadelesinde zaferle çıkan  ve tam bağımsız devlet kuran Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve  yaptığı devrimlere  Anadolu Sosyalizmi adını verdiler. Daha düne kadar küçük burjuva devrimcisi diyerek  küçümsedikleri Atatürk birden  bunların idolü oldu. Kendilerinin seküler yaşam tarzlarını, Laiklik ve Atatürkçülüğün gereğiymiş gibi sunmaları halkın milli ve manevi değerlerine tepeden bakan yaklaşımları özellikle mütedeyyin kesimin adet ve geleneklerini, yaşam tarzlarını küçümseyen tavırları Atatürk’ü ve onun kurduğu sisteme diğerlerinden daha fazla zarar vermiştir.

Görüldüğü üzere Atürkçülük nedir? Sorusu doğru cevabı olmayan, Farklı kesimlerden gelen Atatürk karşıtlarını düşünce ve söylemlerine ortak zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla doğru soru Atatürk Kimdir? Sorusu yerine O’nu doğru anlamak ve anlatabilmek için en doğru cevabı Atatürk Kimdir? Sorusunda aramaktır.

Atatürk kimdir?

  Bu sorunun en güzel ve en anlamlı cevabını; O’nu 100. Doğum Yıldönümü nedeniyle “Ulusal Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri” olarak ilan ederek 1981 yılını Atatürk yılı olarak kabul eden UNESCO vermiştir. UNESCO Atatürk’ü; “Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, İnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu” Olarak tanımlamıştır.

Bu tanımlama ve özellikle bu kararın gerekçesi; “UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babasının Atatürk’tür” olarak belirtilmesidir” denilmesi Atatürk hakkında değişik kesimlerin yıllardır ürettikleri iddiaların asılsız olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca 152 üyenin tamamının imzasıyla bu yönde alınan ilk ve tek karar olması O’nun düşüncelerinin, ön görülerinin, yaptığı yeniliklerin sadece Türkiye ve kendi zamanı ile sınırlı olmadığı uluslararası boyutu olan ve sonraki yüzyıllar içinde geçerliliğini koruyan evrensel değerler taşıdığının ispatı niteliğindedir. İşte bu özellikleri Atatürk’ü çağdaşlarından ayırmış O’da farkındalık yaratmıştır. Adını ve kurduğu Cumhuriyeti ve onun ilke ve prensiplerini 21. Yüzyıla taşınmasına vesile olmuştur.

 Atatürkçüler kimlerdir?

Doğru biçimde tanımlanmaya ihtiyaç duyulan en önemli sorulardan biriside budur.

 Bize göre; “ Atatürkçülüğün tanımı olmaz şuuru ve duruşu olur”

Atatürkçüler; Kişilerin ve kurumların tekeline girmez, İradesini kimseye teslim etmezler.

Atatürkçüler; Akıl ve bilimin ışığında yaşadığı anın ve zamanın şartlarını gerçekçi ve en doğru biçimde tahlil edebilenlerdir,

  Atatürkçüler; Olayları sadece bugüne göre değil ileriye dönük olarak irdeleyebilen ve her zaman diliminde geçerliliğini koruyacak tespitleri yapabilme kabiliyetine sahip olanlardır,

   Atatürkçüler; O’ nu bulutların yere düşen gölgesine bakarak yerinden kalk, gel bizi kurtar diyerek ölülerden medet beklemezler.  

  Atatürkçüler;  İçinde Atatürk olmayan HYBİRT Milliyetçilik anlayışına ve bunu  ideoloji olarak kabul etmiş kişi ve kurumlara tevazu göstermezler.

  Atatürkçüler; Akıllı ve zeki insanlardır. Mayasını Atatürk düşmanlığının oluşturduğu fikrin uzantılarının Atatürk Maskesi takarak gerçek yüzlerini saklama çabalarına prim vermezler.     

Atatürkçüler; SSCB’nin çökmesi ile ideolojisiz kalan güruhun uydurduğu “Sol Kemalizm” safsatasına prim vermeyenlerdir,

Atatürkçüler; Milli ve manevi değerler başta olmak üzere gelenek ve göreneklerle sorunu olmayan inanç dünyalarında samimiyete önem veren insanlardır.

Atatürkçüler; Cesur ve korkusuz insanlardır. Winston Churchill’in; “Cesaret diğer erdemlerin ortaya çıkmasını sağlayan en önemli erdemdir” sözündeki manayı, “korkma”ile başlayan İstiklal marşımızın ve Habeşi Bilal’in “İlahların en büyüğü Allah’tır” sözleri ile mescide gelmeye çekinen Müslümanlara  “Korkmayın” yönündeki mesajını en doğru biçimde tahlil edenlerdir.

  Atatürkçüler; Gücün her türünün kölesi olmayı ret ederler. Geçici unvanlar için güçlüden yana görünmeyi insan onur ve haysiyetine aykırı görenlerdir. Haktan ve haklıdan yanadırlar. 

 Atatürkçüler; Tam bağımsızlıktan yanadır. Emperyalizmin her alandaki sömürüsüne karşı mücadele edenlerdir.   

Kısacası Atatürkçüler adam gibi adamlardır. O’ NUN DÜŞÜNCELERİNE, İLKELERİNE, DEVRİMLERİNE VE KURDUĞU PARLAMENTER SİSTEME VE KURUMLARINA SAHİP ÇIKANLARDIR.  Bu  özeliklere sahipseniz bizim için etnik ve inanç farklılığınızın hiçbir önemi yoktur. Sadece olmanız gereken yeri doğru tercih etmeniz O’ nun; “Aynı yerde bir araya gelin ve güçlerinizi birleştirin” tavsiyesine  uygun davranmanız yeterlidir. … Saygılarımızla.

   Cihad KORAY Gn. Bşk. Yrd.

Cemal YAMAN”Bazı Sendikalar Hükümetin Yardım Kuruluşları Haline Gelmiş”

TÜRK-İŞ Sakarya İl Temsilcisi Cemal YAMAN”Bazı Sendikalar Hükümetin Yardım Kuruluşları Haline  Gelmiş”dedi.

Habervole  Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN ,Dernekturk Genel Yayın Yönetmeni Necla Bakan TÜRK-İŞ Sakarya İl Temsilcisi Cemal YAMAN’a  Sendikaların  durumunu  sordular.

Bazı  sendikalar  ve   sivil toplum  örgütleri Hükümetin Yarım  Kuruluşları Haline  gelmiş

TÜRK-İŞ Sakarya İl Temsilcisi Cemal YAMAN “İktidarla  Paralel Haraket  Eden Ve Sesini Yükseltmeyen İktidarı  Eleştirmeyen  Sendikalar Sendika Olamaz

İşçi  Hür  İradesiyle  Sendikasını  Seçemediğine  Göre Türkiye’de  Normal Demokratik Ortam Yok.

Sendikalar Politize  Olmuş.İkinci  Fetö  Vakasını  Sendikalar  Üzerinden  Görebiliriz.Türk İş  Gücünü  İşçiden Alır.

“Taşeron işçilik modern kölelik düzenidir”

Emek, ucuz ve güvencesiz bir şekilde sömürülüyor

TÜRK-İŞ Sakarya İl Temsilcisi Cemal YAMAN “Taşeron işçilik sistemi, 21. yüzyılın modern kölelik düzeni anlamına gelmektedir. Taşeron işçisi alt işverende süreli sözleşmeli olarak çalışmaktadır. Bu sistem ile işçilerin emeği, ucuz ve güvencesiz şekilde sömürüye açık hale getirilmektedir. Taşeron işçilik sistemi, çalışma yaşamını kuralsızlaştırmaktır. Taşeron işçilerin örgütsüz olması, haklarının gasp edilmesine, ücretlerinin düşük olmasına, çok uzun çalışma sürelerine ve çalışma şartlarının ağırlaşmasına neden olmaktadır. Taşeron işçiler işin en ağırını yapmakta, ücretin ise en hafifini almaktadırlar. Aynı işyerindeki diğer çalışanlarla eşit işi yapmalarına rağmen eşit ücreti alamamakta ve ayrımcılığa uğramaktadırlar. Taşeron işçilerin önemli bir sorunu da düzenli ücret alamamalarıdır” dedi.

Sendikayı (Cılık) Tan Kurtulmak Yasal Hakkına Sahip Çıkmak Memurun Görevidir

Türkiye Kamu Sen Sakarya İl Başkanı ve Türk Büro Sen Şube Başkanı Rahim Varol, “Sendikalı olmakta ta hiç sendikasızlıktan iyidir”

SENDİKA(CILIK)HALE GETİRİLDİ

SENDİKAYI  (CILIK) TAN KURTULMAK  YASAL HAKKINA SAHİP ÇIKMAK  MEMURUN  GÖREVİDİR

Sendika kamu çalışanlarının sosyal ve ekonomik haklarının korunması  ve geliştirilmesi için mücadele edilirse  vücut bulur.Sendikalı olmakta ta hiç sendikasızlıktan iyidir.Ancak bugün sendikacılığı cılık hale getiren biz eylem yapmayız kimseyle kavga etmeyiz diyen bugün kendi koltuklarını korumak için mücadele edip yakınlarını işe aldırmaya çalışan yandaşlarına koltuk sağlamaya çalışan yetkili  sendika memur sen dir.

MUSTAFA  SABRİYİ SAVUNDUĞUN KADAR MEMURU SAVUNSAYDIN EN AZINDAN İŞİNİ YAPMIŞ OLURDUN

Şimdi bu sendikanın yetkililerine soruyorum.Siz nasıl bir sendikasınız yada sendikacısınız?Eylem yapmak yada memurun haklarını geliştirmek ne zamandan beri kavga oldu.Size kavga edin diyen yok işiniz gereği olanı yapın.Memur 4 Toplu sözleşmede en az 500 TL. kayıpta.Bugün memur yoksulluk sınırı altında maaş alıyorsa bu memur sen in toplu sözleşme masalarındaki beceriksizliğinden kaynaklanıyor.Mustafa Sabri yi savunmak memuru savunmaktan daha mı evla.

Artık yeter Kamuda işiniz gücünüz atama olmuş üç beş kişi yandaşınızı koltuk sahibi yapacağız diye kamu da çalışan bütün görevlileri toplu sözleşme masasında yok sayamazsınız.

MEMURUN ŞİMDİKİ HALİ İÇİN KİMSE  YENİ KAPI RUHUNDAN VE MİLLİ BERABERLİK SÖZÜNDEN BAHSETMESİN ATAMALAR YANDAŞLIKLAR ORTADA.

Memuru bir köşeye bırakmışlar işleri güçleri adam kayırmak koltuk dağıtmak olmuş.İnsan bu yaptığı sendikacılıktan utanır.Her sendikada her siyasi görüşten olanlar var kimin haklarını kime veriyorsunuz? Sonrada çıkıp biz haktan adaletten yanayız elhamdülillah müslümanız Peygamberimizin ümmetiyiz. Hadiyin oradan münafık iki yüzlüler siz kulu kandırıyorsunuzda Cenab-ı Allah’ı nasıl kandıracaksınız.

ZULÜM VE AYRIM İÇİNDE OLAN SİYASİLER ,BÜROKRATLAR SENDİKA(CILIK)OYNAYANLAR

Kamuda iş barışını sağlayacak olan  bürokratların  bazıları zulüm eden ayrım yapan  idarecinin neler ile karşılaşacağını biliyormusunuz? O koltuklarda tatlı tatlı oturmak bu dünyalık iyide ötesi ateş çemberi.Ya siz siyasiler seçildikten sonra her kesimi kucaklayamayan siyasiler yarın geçmişte kalan siyasiler gibi bir gün tabelalarınız indiğinde ayrım ve zulüm yaptığınız kamu çalışanlarının yüzüne nasıl bakacaksınız ? 30 Yıllık memuriyet hayatımda emekli olduktan sonra yada o koltuklarından alaşağı edildikten  sonra çok bürokrat gördüm.Selam verilmeyip hakaretle karşılaşan,çok siyasi gördüm iktidardan gittikten sonra yüzüne bakılmayan  Selma verilmeyen hiç mi ders almıyorsunuz.

Siyaset ,sendikacılık, bürokratlık ,hak için adalet için hizmette Allahın kullarına eşit mesafede olmak için yapılır.Siz ayrım yapan zulüm eden kul hakkına giren siyasetçiler ,bürokratlar ve işini düzgün yapmayan memuru masada pazarlayan  sendikacılar siz hangi dinin mensubusunuz,gerçekten anlamak zor.

Sözlerimiz işini düzgün yapan sendikacıya ,bürokrata ,siyasetçiye değil bu böylede  biline

Türkiye Kamu –Sen olarak her zaman işimiz  hakkı tutup kaldırmak,kamu çalışanlarının sosyal ve ekonomik haklarının korunması ve geliştirilmesi için mücadele etmektir.Doğruya doğru ,yanlışa yanlış diyemiyorsak sendikacılığımızdan ve insanlığımızdan utanmalıyız.