Aylık Arşivler: January 2018

Adapazarı Şeker'de Herşey Yolunda Gidince Yüzler Gülüyor

Adapazarı Şeker’de Herşey Yolunda Gidince Yüzler Gülüyor

Türkiye ekonomisinin önemli sanayi kuruluşlarından biri olan Adapazarı Şeker Fabrikası, bölge ekonomisine ve tarım hayatına büyük katkıda bulundu. Adapazarı Şeker Genel Müdürü Hasan Çapraz, “bu kampanya döneminde 450 milyon TL’lik bir ekonomik hacme ulaşarak, 10 bin aileye ekonomik katkı sağladık” değerlendirmesinde bulundu.

Yıldız Holding iştiraki Adapazarı Şeker, 2017/2018 şeker üretim kampanyası ve sosyal sorumluluk ve çevre duyarlılığı ilkeleri kapsamında, 20 milyon lira yatırımla kurulan ileri teknoloji arıtma tesisinin işletme sonuçlarını bir basın toplantısıyla açıkladı.

Adapazarı Şeker Genel Müdürü Hasan Çapraz, bu yıl bölge ekonomisi adına sevindirici gelişmelerin yaşandığını belirterek, “Geçen yıl bölgemizden tedarik edilen pancar miktarı 35 bin ton iken, pancar üreticilerimizin teveccühü ve başarılı ziraat uygulamalarımız ile iyi geçen iklim değerleri sonucunda bölgemizden 94 bin ton pancar alındı” dedi.

Merkez Bölge Pancar Üreticilerimize ödenecek ürün bedeli tutarı 2,5 kat arttı

Dekar başına alınan pancar miktarında üreticilerin yüzünü güldüren sonuçlar elde edildiğini aktaran Çapraz, şöyle devam etti:

“Dekara 12 ila 14 ton pancar hasadı yapan çiftçilerimizin mutluluğunu hep birlikte yaşadık. Bölgemiz pancar üreticilerine ödenecek ürün bedeli miktarının bu yıl 2,5 kat artmış olması bizleri daha da cesaretlendirdi. Sektörel şartların ve rekabetin elverdiği ölçüde pancar tedarikini bölgemizden yapma önceliğimiz devam edecektir. Bölgemizden tedarik edemediğimiz miktarı daha önce ekim yaptığımız alanlarla, T.C Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın müsaadesi ile devam edeceğiz.”

Bölge ekonomisinin temel taşı olmayı sürdürdük

2017-2018 kampanya döneminde 497 bin ton pancarı 450 kişilik Adaşeker ailesi ile 96 günde işlediklerini dile getiren Çapraz, “Kampanya sonucunda Şeker üretim tonajımız, önceki yılın üzerinde gerçekleşerek 65.780 ton olarak gerçekleşti. Aynı zamanda 20 bin ton melas ve 120 bin ton pancar küspesi üreterek, maya, yem ve hayvancılık sektörünün temel hammadde tedarikçileri arasında yer almaya devam ettik. 450 milyon TL’lik bir ekonomik hacme ulaşarak, bölge ekonomimizin temel taşlarından olmayı sürdürdük” diye konuştu.

Şeker kotası 5.500 ton arttı

Önümüzdeki yıl 500 milyon TL’lik bir ekonomik hacme ulaşacaklarını öngördüklerini ifade eden Genel Müdür Çapraz, şunları kaydetti:

“Bu bölgemiz açısından ticaretin ve ekonomik refahın tüm iş ortaklarımıza daha fazla değer katacağının bir müjdesi olacak. Ayrıca bu hafta başında T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından şirketimize tebliğ edilen Şeker Kotası artış yazısı, Adaşeker ailesinin çalışmalarını taçlandırdı. Fabrikamızın geçen yıl 50 bin ton olan Şeker kotası yüzde 11 oranında 5.500 ton artarak 55.500 tona yükseldi. Kotamızın artışı ile fabrikamızın 99 bin ton olan şeker üretim kapasitesine ulaşma hedefimizde önemli bir basamağı da aşmış bulunuyoruz. Orta vadede kotamızı 70 bin tona ulaştırarak, 99 bin hedefini daha güçlü hissedeceğiz.”

Atıksu arıtmada başarılı bir sezon geçirdik

Şeker sanayinde yapılan en yüksek bütçeli ve en hızlı hayata geçen proje olan İleri Teknoloji Arıtma Tesisinin işletme sonuçlarını da açıklayan Genel Müdür Çapraz,  “Kampanya sürecinde arıtmada da başarılı bir sezon geçirdik. Başarımızın somut bir delili olarak SASKİ tarafından yapılan Atıksu Deşarj ölçümlerinden 800 KOİ olan üst sınırın altında +,- %30 marj ile 100 KOİ civarında bir deşarjın gerçekleşmesi oldu. Bu yıl atık sudan dolayı ceza gerektirecek bir sonuç elde edilmedi. Yıldız Holding’in hedefleri arasında yer alan; üretim proseslerinde kullanılan su miktarının düşürülmesi hedefine bağlı olarak geçen yıl 100 ton pancarın işlenmesi için kullanılan 90 m3 su seviyesi bu yıl 60 m3 seviyelerine indirildi. Su kullanım miktarlarında sağlanan yüzde 27 oranında bu iyileşmeyi 2018 yılında da sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

Koku sorunu kökten çözüldü

Önceki yıllarda hissedilen kokuyu, bu kampanya dönemde kökten çözdüklerini vurgulayan Çapraz, şöyle devam etti: “Çevreye duyarlıyız. Koku ile çıkan haber ve yorumları titizlikle değerlendiriyoruz. Koku konusunda bu yıl kanuni değerleri sağladık. Hatta uluslararası standartların da üzerinde değerlere ulaştık. Koku giderici uygulamalarımız devam ediyor. Arıtma yatırımının son aşamalarında SASKİ’nin tavsiyesi ile arıtma havuzlarının üstünü kapatmak için 1 milyon TL’lik tutarda plastik malzemeyi ithal ederek havuzlara yerleştirdik. Şu anda herhangi evin mutfağında hissedilen haşlanmış pancar kokusunun dışında dışarıya çıkan bir koku söz konusu değil. Çıkan atıkları da en iyi şekilde bertaraf ettik. Ayrıca dökme olarak satılan küspe miktarını azaltarak; 500 kg’lık paketli küspenin imalatına ağırlık verdik. Müşterilerimiz, hava ile teması kesilmiş ve bir yıl süre bozulmaya karşı dayanaklı paketli küspeye yönlendirdik. 2018 yılında bu uygulamamız artarak devam edecektir.”

Haber-Fehmi DUMAN  Sakarya54 -Sakarya54 TV -Habervole Genel Yayın Yönetmeni

Necla Bakan Marmarabook Genel Yayın Yönetmeni

Zeytinin yaprağında şifa bulan Yusuf HOŞ  ile  Zeytin’in Mucizesini  Konuştuk

Zeytinin yaprağında şifa bulan Yusuf HOŞ  ile  Zeytin’in Mucizesini  Konuştuk

Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN Zeytin yaprağından elde edilen öz ile  ilgili  gerçekleri  Modern Tıp  uygulamalarını  bırakıp Doğal Bitkilerden oluşan içersinde 101 madde içeren Zeytin Yaprağı  oluşumu ile  sağlık  bulan  Yusuf HOŞ  ile   Söyleşi Yaptı

Fehmi DUMAN -Önce  Yusuf Hoş Kimdir?

Yusuf HOŞ-1950  Yılında  Şark Beynevit Sakarya’da  dünya’ya  geldim.Ortaokul  Akyazı  ilçesinde,Liseyi Kabataş Lisesinde  tamamladım. Almanya Technische Hochschule Darmstadt’ta Makina mühendisliği okudum.İş dünyasına 1972 yılında Adli Yeminli Tercüman olarak göreve başladım.Daha  sonra Market İşletmeciliği,Seyehat Acenta  İşletmeciliği,Tercümanlık Bürosu işini 1989  yılına  kadar  sürdürdüm.1989 yılı içinde  Vücuduma  giren virüs ile  hastalandım.Almanya’da Doktorlar 5 yıllık  ömür  biçtiler.Bende  Doktorların  verdiği  reçeteyi  kullanmayarak  Doğadan kendime şifa aradım.Zeytin Ağacı ile  tanıştım.Zeytin  yaprağının  çayıyla  bir ay da kendime  geldim.Elips  olarak  gördüğüm  dünya  düzeldi.Vücut performansı yükseldi.Vücudum  tekrar kendini toparladı.

Beni  sağlığa  kavuşturan Zeytin Ağacını  araştırmaya  devam ettim.Bütün geçmiş  ve kadim tıp,yabancı  literatürü taradım ve  Kuran-ı Kerimi  taradım.Sadece çayı ile  yetinmeyip Anadolu  Üniversitesinden  aldığım  teknik destekle Zeytin Yaprağı özütü üretimine başladım.Ve  bunu Türk insanına  tanıtmak  için Yola  çıktım.Şu anda  Tesisimizde Bütün   Şifalı bitkilerin son teknoloji ve bitki özlükleri,   kadim tıp  yöntemiyle en yüksek  etkinlikte   bitki özlükleri ,yağları,esensiyel yağları ve  solusyonları  üretimi yapılmaktadır.

“Zeytin ağacı Cennetin en zengin armağanıdır.”

Kuran-ı Kerim’de Zeytin Ağacı

NÛR Suresi, 35. Ayeti Tefsiri: ‘Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak kadar berraktır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.’

Antioksidan Etki

Zeytin ağaçları, dünyadaki en dayanıklı ağaçlardandır. Uzun süreli yaşamlarını büyük ölçüde, kendilerine hastalık ve zararlılara karşı direnç kazandıran “oleuropein” adlı bir madde üretmelerine borçludurlar.

Antimikrobiyal Etki

Test edilen mikroorganizmalara, diyalizle elde edilen çeşitli konsantrasyonlardaki zeytin yaprağı suyu ekstraktı aşılandı. %0.6 (w/v) zeytin yaprağı suyu ekstraktı, 3 saat içinde test edilen bütün bakterileri öldürdü.

Metabolizma

Oleuropein içeriği dolayısıyla kronik yorgunluk sendromunun bazı semptomlarını azaltır. Bu kronik yorgunluk sendromunda etkisi fazlaca olan mycoplasma bakterisinin zeytin yaprağınca elimine edilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir

Deriyi Besler-Korur

Zeytin yaprağı, derideki çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü hafifletir.Aspergillus mantarları tarafından üretilen aflatoksinin engellenmesinde, Oleuropein kullanımı ile ilgili araştırmalar yapılmaktadır. Psoriasis(sedef) hastalarının durumlarında gelişmeler sağlar.

Ekstraktı Nasıl Yapıyoruz?

En İyi Yapraklar

Balıkesir civarından, en iyi zamanında el değmeden, toprağa düşmeden özenle toplanan Zeytin Yapraklarını kullanıyoruz.

Sağlıklı Üretim

Özenle toplanan Zeytin Ağacı Yapraklarını, hijyenik tesisimizde, kimyagerlerimiz, gıda mühendislerimizle birlikte sağlıklı ürünler kullanarak işliyoruz.

Doğal Mineraller

Sizler için, şifa kaynağı olabilmesi için lokman Hekim’den İbni Sina’dan ve bir çok alimden günümüze gelebilmiş çok ender bilgiler ışığında şifa kaynaklarını harmanlıyoruz.

Ekstrak-siyon Nedir?

Yapılan araştırmalara göre zeytin yaprağı, 101 madde içerir. İçindeki en etken madde polifenolik antioksidanlardan biri olan oleuropeindir. Oleuropein, vücutta ”kalsiyum elenolat”a çevrilir.

Zeytin Ağacı

Hemen hemen her bölgede yetişir ve bölgelerine göre özellikleri artar.

Şifa Kaynağı

Zeytin Ağacı kopmlike olarak bir şifa kaynağıdır.

Özel Formül

Yılların arge çalışması sonucu özel bir formülle üretiyoruz.

Zeytin Ağacı

Doğada 2000 yıldan fazla yaşayabilen nadide canlıdır.

Sağlığa Zararsız.

Araştırmalar sonucu sağlığa zararlı bir yan ekitisi bulunmamıştır.

101 Bileşik

250 mikrogram A vitamini, 40 mikrogram selenyum, 250 miligram C vitamini, 20 mg Askorbil-palmitat bulundurmaktadır.

Sağlıklı Yaşamın Sırrı

Doğal Zeytin

Sofranızdan doğal zeytini eksik etmeyin.

Doğal Zeytinyağı

Isıya mağruz bırakmadan sofranızdan zeytinyağını eksik etmeyin.

Doğal Su

Günümüzde kaliteli su tüketimi vücudumuz için elzemdir.

Temiz Hava

Mümkün olduğunca her fırsatta oksijen ihtiyacımızı karşılamalıyız.

Stres

Çağımızın en önemli sorunu olan stresten kaçınmalıyız.

Dengeli Beslenme ve Spor

Kaliteli öğün ve kaliteli spor bizi zinde tutmaya yarar.

Özünde Güçlü

Doğal Gıda Takviyesi

 (SAYBİR) 1. Olağan Kongresi Yapıldı

 (SAYBİR) 1. Olağan Kongresi Yapıldı

Sakarya Şairler ve Yazarlar Dayanışma Derneği  (SAYBİR) 1. Olağan Kongresini dernek binasında yaptı.

Sakarya Şairler ve Yazarlar Dayanışma Derneği  (SAYBİR) Başkanı Halil Müftüoğlu, yapmış olduğu konuşmada, Her şey siz şairlerimiz için, her şey şiir için her şey edebiyat için dedi.

Bu vesile ile bana güvenerek bana ve yönetim kurullarına güvenerek iki yıl daha bu görevi bizlere veren siz arkadaşlarımıza şahsım ve yönetime seçilen arkadaşlarıma teşekkür ederim dedi.,

Kurucular kurulunda olup bu yönetimde olmayan Sayın Osman Karataş ve Dursun Yelken beyefendilerede şu ana kadar olan hizmetlerinden dolayı da çok teşekkür etti. Yeni seçilen yönetim kurulu üyelerine başarılar diliyorum dedi.

YÖNETİM KURULU ASİL

Halil Müftüoğlu

Osman İbrahim Baş

Erdal Dursun

Ebubekir Tuncer

Hülya Bilgin Çolakoğlu

Temel Ata

Pınar Tabakoğlu

Fikret Cengiz

DENETLEME KURULU

Mehmet Yaşar

Aytaç Güner

Bulunç Başer seçildi

Anadolu Ahi Evran İş Adamları Genel Başkan Mehmet Gürbüz Açıklaması

Anadolu Ahi Evran İş Adamları Genel Başkan Mehmet Gürbüz Açıklaması

Tarihsel ve arkeolojik belgelerin şahitliginde ögreniyoruz ki,degişik isimlerle de ifade edilse dahi,tanrı inacına sahip olmayan bir toplum,hiç bir zaman var olmamıştır.Hatta daha önemlisi,bu tanrı inancı çogu zaman”Tek Tanrı”inancı biçimin’de dir bu dururm putperest olan toplumlar içinde aynen geçlerli dir. Çünki putperest toplumlardaki putlarla ilgili inançların mahiyetleri araştırıldığın da putların,tek olan tanrıya ulaşmada aracı olan unsurlar kabul ettikleri,yoksa putların tanrı (Tanrının kendisi,aslı)kabul edilmediği görülmektedir.

Tanrının işlerinde O’nun’la ”Ortak”mevkiinde kendini gösteren kişiler,şüphesiz ki kendilerine diger insanlardan farklı özellikler olduguna inandırmış olmalılar toplumları;öncelikle de etrafında’kinle’ri. Kendilerin’de ”farklı güçler”,”İnsan Üstü Özellikler”O’lagan üstü” nitelikler olduguna inanılan insanlar,toplumun daha çok ”idarecileri”,ve ”din adamları”kesimi olur.Çünki görünür gücü yetkiyi elinde bulunduran bunlardır.Dolayısyla başkalarını kendilerine inandırma kabul ettirme,boyun egdirme imkanları vardır.üstekinlerin boyun eğdirme imkanları her an toplumun tepesin’de dir.Dolayısıy’la yüceltilme zemini hazırdır.

Tanrıya yaklaşılmanın en büyük nesnesi ise ”Din”ve onun yaşama kuralarını içinde barındıran ”Şeriat” ile biçimlendirilmiştir. İnsanlıgın ilk yaşam algıları ihtiyaçları belirgenliştikten sonra yaratılış gayaesindeki arınma ve temizlenme kulluk vazifesini yerine getirme dilek ve ihtiyaçlarını temenni edecek bir tapınma olgundan yola çıkarak ilkel kabilelerde bile yaşam duygusu ”Tanrı”iç güdüsü kutsalını araması ile başlamıştır bazan hoş olan bir agaç veya o agaç ın gövdesine yaptıgı bir resim şekil verilen taş,süt veren bir inek gibi arayışlarını hiç bir zaman vazgeçirmemiştir.İnsan oglu bunu fırsat bilen bazı uyanık kabile reisleri,kilise papazları ülke idarecileri hep toplumları ”Tanrı”iç güdüsüyle yönetmeye kalkmışlardır dinler icat ettirmişler dinleri kendi lehlerine kullandırmışlardır,etraflarındaki sahte havarilerlen şeyh uçmaz uçurur mantıgı ile yürütmüşlerdir toplumu,

Yer küre oluştugundan bugüne kadar toplumların idarecileri olan kabile reisleri,kralların ve keşişlerin çıkardıkları sahte din’le rin bir tozlu satırlarına bakarsak eger,

Mezopotomyada yaşamış sümer dinlerinde ”İlahlar insan şeklinde”tasavvur ediliyorlardı.Şehir devletinin başında rahip kral bulunurdu.Dünyevi ve uhrevi hakim sayılırlardı,eger bir ülkeyi bir kral yönetiyor ise ve kendilerini tek dini otorite olarak kabul ettirmedikleri zaman,ilk uzlaşacakları sınıf yine din adamları sınıfıydı

.Asur ve babillerde de durum farklı degildir.Devletin başında tanrını yeryüzündeki vekili ve oglu sayılan ve tebaa ile semavi varlıklar arasında bir aracı olan kral bulunuyordu,kral tanrının yeryüzündeki gölgesi idi.

Asur banibalın kütüphanesinde bulunan kil tabletlerin birinde ”Tanrıdan Kork Kralı say!”denilmekte’dir.

Eski Yunan Tarihinin her devresinde bütün insanlar temelden tek yanrı inancına sahip olmuşlardır,ancak ”İnsan Kutsala daima şekil vermiştir”ifadesinin dile getirdigi gibi bu tek tanrıyı ifade eden”Yüce Varlık”hep aracılarla somutlaştırılıp şahıslaştırılmış tır.bu yüzden hep bu yüce varlık,bazılarına göre gök baba,taoprak ana,tabiat ana olarak kendini somutlaştırırken,bazılarına göre şimşek yada gök gürlemesi biçiminde varlıgını hissettirir.Özellikle kadim yunan toplumunda görüldügü gibi o’nu insanlaştırmışlardır (Antropomorfizim).Bu inanç tanrı olmaya en layık varlık ve yüce varlıkla irtibat kura bilecek ona en yakın olan varlıgın mevcudiyetine inanılmış olmasıdır.Yunan insanının düşüncesindeki tanrı,yarattıkları ile ilgilnemiyen bir tanrı dır insanlarla ilgilenmek gibi basit işleri ,Yunan inanışlarında kral’lara devrettigi anlaşılıyor,Tanrı teselyadaki 3000 mt yüksekliginde ekseriyetle bulutlar kaplı ola olimpus dagının tepesinde oturdukları tasavvur edilir…Devlet işlerinikoloni kurmalar ve günlük işlerle ilgili hususlarda tavsiye için Apollon mabedine gidilirdi,Harp,salgın hastalıklar veya kötü mahsul durumlarında tanrının öfkesini bertaraf için gerekli kefareler orada tespit edilirdi.

Yeryüzündeki kralların soyu Zeus un soyundan geldiğine,Zeus’un onları kral seçtigine inanırladı. Krallar,Zeus temsilcileri olarak tayin leri idare etmekle yükümlü idiler.

Hintte’ki tanrılarda aracı varlıklar’dır ”Hint inanışına göre 3333 adet tanrı varlıgına inanış vardı” ama bunlar aracı varlıklardır ve temel’de tek tanrı vardır.O tek Tanrı’da Veda Tanrı’sı:Dyaus gökle simgeleşmiştir ve yarattıkları ile lgilenmiyecek kadar yücedir(!)bu nedenle yarattıkları ile ilgilenecek olanlar diger aracı tanrılardır.Hint dinlerine yönelik araştırmasında sosyal tabakanın puta tapıcılıgında ortak egilim taşımalarına karşılık her sosyal tabakanın putu diger tabakaların’da ‘kin den farklıdır üst tabakların çıkarları putların yüceliği nedeniyle alt tabakalar arası sefaleti acizliği nedeniyle meşrulaştırlımıştır.Ve put degiştirmek tabakalar arasında geçişin imkansızlığı nedeniyle yasaktır.

Çin denince akla Konfiçyus ögretisi akla gele bilir”Konfiçyusa” göre iyilik ve kendine hakim olmak bütün insanlıgı bir birine baglaya bilir.Devletin görevi ise halka bu yönde yardımcı olmakve halkı yetiştirmektir”Konfüçyus böyle bir görev yüklüyor devlete:Devlet ise onun ölümünden sonra,ögretisini devlet dini haline getirerek iktidarına dayanak yapıyor.Konfüçyus hayatında ve ölümünün ilk devresinde pek hürmet görmedi.Ne zaman ki çin hükümdarı o’nun ahlak görüşünü devlet dini yaptı ve kendisini ilahlaştı’rdı o zaman konfüç’yü sa tazim başladı .VII.yüzyılda kendisine ”üstadı Kebir” ünvanı verilerek şerefine mabed yapılması emredildi XI.yüzyılda ise ”Prenslik ve Evliyalık”ünvanı verildi ”Kofüçyanizim” devlet doktirinine yükseltildi.Pek çok idarenin oldugu gibi:Çininde dine ihtiyaç vardı,kitleleri uyuşturmak için;o zaman krallar saraylarında rahat ederlerdi.Çin imparatorunun halk la bir ilişkisi dahi yoktur.Sarayın bulundugu şehir dahi yasak bölgedir. XX.Asrın ikinci yarısında yasak olamaktan çıkmıştır.Demek kominizm ilginç bir fonksiyon görmüştür.

Japonyada Mikadonun kutsallaştırılması bununla ilgilidir.Mikadonun yemek tabakları elbiseleri kendisinden başka hiç bir kimse tarafından kullanılamazdı.

Bu tasavvur ilkel kabile reisleri içinde geçlerli dir.Kabile reislerinin kimse eşyalarını kullanamaz ;sebebi mevcut olduguna inanılan tabiat üstü kuvvettir.

Bu kuvvet havaya dahi tesir ede bilir…Normal insanlar için çok kuvvetli şiddetli olan bu güç kimseyi çarpıp öldüre bilir ”Şİntoizim”reform hareketi budizm in geriletmesi,Şintoizm in devlet dini oması planlandı bununla milli hisler ve imparatorun otoritesi kuvvetlen’dirilmek istenmektedir.İmparator tanrının oglu oldugu iddasını burada da göre biliriz

İslam ülkelerinde de islamdan önce hiçte farklı degildir.Araplar ın da farklı durumda olmadıgını görüyoruz,kral tanrının yeryüzündeki vekili olarak bulunuyor ve onun adına idare ediyor.pek çok vesikalar eski devletin teokratik bir devlet ve imparatorluk tanrısının da ülkenin tek hakimi oldugunu,hükümdarın tanrının yer yüzündeki vekili sayıldıgını gösterir

.İran ülkesinin eski güçlü şairlerinden.’Firdevs”in”Şahname”sinde başta ”Zaloglu Rüstem”olmak üzere bir çok kahraman hakanların dünyaya gelişleri buna benzer mitolojilerle anlattıkları;kendilerine insan üstü nitelikler verilmektedir.

Asyanın diger medeniyetlerinde ”Budha”,”Kofüçyus”gibi yarı filozof ve yarı tanrı olarak kendilerine inanılan ve bugüne kadar felsefi doktrinleri milyonlrca insan tarafından benimsenen büyük moralistler aynı tanrısal mitolojiler ve inananlarla dünya gelmişlr ve benimsemişlerdir.

Eski mısır da durum biraz daha katı.Her şey bir tanrı olarak kendini kabul ettirmiş olan Firavunun kendisinindir.Toprak onundur insanlarda.Düzenli bir ordu ve bunun yanıda polis birlikleri merkezi otoriteyi elinde bulunduran Firavun tanrılaşır;ülke bütünüyle onun mülkü haline gelir.

Firavun toprakların işletilmesini memurlarına ve yerel soylulara bırakır.İşleyenler ise kölelerdir.Tanrının bizzat kendisi oldugunu izah eden fravun aynı zamanda baş komutan,baş rahip,ve baş yargıçtır.Piramitler onun sembolü,sarayda görkemli alanın uygulama alanıdır.

”Tanrı Kralın emirleri halka memurları aracılıgı ile ulaşır”,”Mısır’da Kralın oglu veya ilah adde’dildigi için,aynı zamanda en büyük dini reistir”ilk devirler de kral tamamıyla ilah mevkiindedir.Onun içindir ki kral a verilen lakab ”Horüstür”

Kral bu vasıflarıyla bütün insanların üstünde bir varlıktır

Dini ve siyasi ototriteyi nefsinde toplayan hükümdar,bütün idare mekanizmasının başıdır. Memleket ve halk işleriyle bizzat meşgul olur. Adaleti tevzi edende kendisidir. Mısırda nasıl bir tek kral varsa bir tek ölü vardır; oda kraldır

evet degerli dava arkadaşlarım bugün de bu anlayışlar ,ilk anda ters gibi görünüyor olmasına ragmen,modern toplumlar içinde ölü liderlerden bu dünyadaki hayatları için medet umanların bulunmadıgını söylemek mümkün degildir pek toplumlar aslında ”Yaratıcı”,”Halk” edici bir Allah a inanıyorlar ama bir vasıta olarak yardımcı olarak dünyada”Şefaatçilik”makamını da Yaratıcının vekili olarak başkasını tanıyorlardı.”Onlar Mutlak yaratıcının oldugunu kabul etmekte zorlanmıyorlardı.Çünki biliyorlardı kendileri ne yaparsa yapsınlar hiç bir şey yaratamazlar.Allah’ın İlah,Rab ve Melik oldugunada hem fikirdiler ancak O’nun gibi mutlak yücelige sahip olan bir varlıgın insan ve insanı ilgilendirir aşagı basit konularla ilgilenmiyecegine inanıyorlardı.buna baglı olarak Allahın genel olarak kainatın ilahı,Rab’bı,Meliki oldugunu ve insanların İlahının,Rabbının,Melikinin ise yine insanın kendisinin olduguna inanıyorlardı .Zanlarınca insan elbetteki insanların da hepsi degil sadece ileri gelenleri insanın ilgilendiren konuların ilahı.Rabbı ve Meliki olma sıfatlarına mutlak anlamda bu sıfatlara sahip olan Allah a vekaleten sahiptir.

Bugün ki pek çok idare aynı anlayışta değilmi?”Tanrı kainatın Tanrısı ama toplumun yönetiminde hüküm bizim diyorlar”

Buradan sözlerimin son cümlerleri ise şu olacaktır ki islamla müşerref olan biz”Türk toplum u oarak tek bir hedefimiz vardır ”İlayı kelimetullahı dünyaya hakim kılmaktır

”Son osmanlı impartorlugunun kurucusu olan atam osman be, oglu orhan gazi ye nasihatı ile anlıyoruz ki dünyanın ve kainatın mutlak hakiminin Allah cc oldugunu ruhuna ve bedenine nakşetmiş bir anlayışın sözü ile son veriyorum”

”Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız.Allah’n dinini yaymaktır.Yoksa kuru bir cihanğirlik davası değildir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yoktur"

AK Parti Kocaeli Gençlik Kolları Kongresi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yoktur. Ama gönül sınırlarımız içindeki hiçbir kardeşimizin mahzun kalmasına, hele hele zulüm görmesine de seyirci kalamayız. Ülkemizden binlerce kilometre uzaktaki Arakan Müslümanlarına sahip çıkan bir Türkiye, Hatay’ın, Kilis’in, Gaziantep’in hemen karşısındaki Suriye topraklarında yaşayan Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimize nasıl sırtını dönebilir?” dedi.

Play
Current Time0:00
/
Duration Time0:00
Loaded: 0%
Progress: 0%
0:00
Fullscreen
00:00
Mute

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kocaeli Şehit Polis Recep Topaloğlu Spor Salonunda düzenlenen Kocaeli Gençlik Kolları Kongresi’ne katıldı. Kongre öncesinde spor salonu önünde bekleyen vatandaşlara selamlama konuşması yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra kongre alanına geçerek partililere hitap etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylamasında Anayasa değişikliğine Türkiye ortalamasının üstünde yüzde 57’lik bir oranla “evet” diyerek büyük ve güçlü Türkiye mücadelesine destek veren Kocaelilere teşekkür ederek başladı. Önümüzdeki seçim döneminin önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 virajı sağlam alınmadığı takdirde 2023 hedeflerinin tehlikeye düşebileceğine dikkat çekti.

“AK Parti tek başına iktidar olamayınca, kimlerin ellerini ovuşturmaya, kimlerin göbek atıp oynamaya başladığını, kimlerin kibirlerinden yanlarına dahi varılamadığını hep birlikte gördük, yaşadık” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin sağduyusu, irfanı, metaneti sayesinde, bu sıkıntılı dönemi kısa sürede geride bıraktıklarını ve Kasım ayından itibaren yeniden asli gündemlerine döndüklerini belirtti.

“MİLLETİMİZ MEYDANLARA İNEREK, DARBECİLERİN YUVALANDIĞI HER DELİĞİ FETÖ’CÜ HAİNLERE DAR ETTİ”

Daha önce 2013’te, 2014’te, 2015’te farklı yol ve yöntemlerle deneyip başaramadıklarını, 15 Temmuz’da silah zoruyla tekrarlamaya kalkıştıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, o güne kadar sözünü sandıkta söyleyen, gövdesini seçim meydanlarında gösteren milletimizin, bir anda meydanlara inerek, sokakları, caddeleri, köprüleri, darbecilerin yuvalandığı her deliği FETÖ’cü hainlere dar ettiğini ifade etti.

Milletin aynen 15 Temmuz’da olduğu gibi şimdi de Afrin’e yürüdüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte gittim gördüm, askerimizi gördüm, subaylarımızı gördüm, generallerimizi gördüm, Allah’ıma hamd ettim. Bu sabah itibariyle 394 terörist etkisiz hâle geldi. 20 şehidimiz var, ÖSO ve Mehmetçik olmak üzere. Rabbimiz ne buyuruyor: ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak bilemezsiniz’ buyuruyor. İşte bu müjdeye ulaşırcasına, bu müjdeye kavuşurcasına benim Mehmedim, Mehmetçiğim Afrin’e yürüyor, İdlib’e yürüyecek Allah’ın izniyle. Kardeşlerim, sınırlarımızı taciz eden, bu vatana ihanet edenler bedelini ödeyecekler. PKK’sı, PYD’si, YPG’si, DEAŞ’ı, hepsi bunu ödeyecek, FETÖ’sü, hepsi bunu ödeyecek ve onun için de bu mücadele kararlı bir mücadele. Fırat Kalkanı Harekâtı’nda ilk örneğini verdik. Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan sonra elhamdülillah bu Afrin mücadelesinde de kararlı bir şekilde şu anda Silahlı Kuvvetlerimiz, hükûmetimizle el ele, omuz omuza bu mücadeleyi yürütüyoruz”

Tarih boyunca Sultan Alparslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten Yavuz Sultan Selim’e, Sultan Abdülhamid-i Sani’den Gazi Mustafa Kemal’e kadar kesintisiz bir mücadeleyle vatanımıza sahip çıktığımızı söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi de vatanımıza sahip çıkıyoruz. Cumhuriyet tarihimiz boyunca da vatanımıza yönelik saldırılar dolayısıyla verdiğimiz mücadele hiç eksilmedi. Terör örgütleri birbiri ardına üzerimize salınarak bin yıllık sahibi de olsak bu topraklarda rahat bırakılmayacağımız bize hep hatırlatıldı” dedi.

“GENÇLERİMİZİ AK PARTİ’DE SİYASET YAPMAYA DAVET EDİYORUM”

Terörle mücadelede verilen binlerce şehidin acısının hâlâ yüreklerde olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu’nun neresine gidilirse gidilsin mezarlıklarda dalgalanan bayrakların görüleceğini, her bayrağın altında bir şehidin yatmakta olduğunu ifade etti. Şehitlerin canlarından vazgeçerek yaptıkları fedakârlığa layık olup olmadığımızı takip ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerden şehitlerimize layık olmak için çok çalışmalarını, emanetlerine sahip çıkmak için kendilerini en iyi şekilde yetiştirmelerini, klasik eğitim yanında manevi eğitimde de kendilerini en üst noktaya taşımalarını istedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlere yönelik tavsiyelerine şöyle devam etti: “Mühendislik bilimleri, sağlık bilimleri, sosyal bilimler, hiç fark etmez hangi alanda eğitim görürse görsün her kardeşimden beklentim, kendini çok yönlü yetiştirmesidir. Öncelikle her biriniz kendi alanınızda en mükemmele ulaşmanın çabası içinde olacaksınız. Bunun için en az bir yabancı dili mutlaka bileceksiniz. Kendi alanınızda dünyadaki muadillerinizden asla geri kalmayacaksınız. En iyi mühendis, en iyi doktor, en iyi iktisatçı olacaksınız. Ama aynı zamanda ülkemizin ve milletimizin tarihini, kültürünü, güncel gelişmeleri de ihmal etmeyeceksiniz. Yıllarca ülkemizde insanlara, özellikle de gençlere siyaset kötü bir uğraş gibi gösterilmeye çalışıldı. Hâlbuki siyaset, ülkenin geleceği için söz söyleme, fikir belirtme, irade ortaya koyma sanatıdır. Bunun için tüm gençlerimizi AK Parti’de siyaset yapmaya davet ediyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında seçme yaşını 18, seçilme yaşını 18 olarak yasal hâle getiren partinin AK Parti olduğunu hatırlattı. Fatih’lerin torunları olarak bu adımı atıp, seçme seçilme yaşını 18’e indirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin kendi gayreti, emeği, birikimiyle siyaset kademesinde yer almasının en doğrusu olduğuna inandıklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlere ‘okulunuzda ve işinizde en iyisi olun’ derken kariyer fetişizmini kastetmediğini, kariyerle birlikte ilkelerine ve ülkemize sahip çıkmalarını, hizmet etmelerini istediğine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerin ‘Reis bizi Afrin’e götür’ tezahüratlarına karşılık olarak, “Afrin’in kenar kıyılarına ben gittim, komutana sordum, ‘Ne durumdayız, ihtiyaç var mı?’, ‘Şimdilik henüz yok’ dediler. Olduğu anda beraber gideceğiz” dedi.

“TÜRKİYE, ÖZ KARDEŞLERİNİN FERYATLARINA KULAKLARINI TIKAYAMAZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin tarihin her döneminde kendi sınırlarının çok ötesinde sorumluluklar üstlenmiş bir ülke olduğunu söyledi. Ecdadımızın Güney Asya’nın uçlarından Afrika’nın derinliklerine, Avrupa’nın farklı köşelerinden Orta Asya’ya kadar her yerde bu sorumluluklarını yerine getirmenin gayreti içinde olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün de bu mirası kendilerinin sürdürdüğünü belirtti. Suriye sınırları boyunca yaşanan tacizler, vatandaşların can ve mal güvenliğine yönelik tehditler karşısında daha fazla sabretme imkânının kalmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan bıçağın kemiğe dayandığını söyledi. Bunun yanında ülkemizde yaşayan 3,5 milyon Suriyelinin kendi evlerine dönüp huzur içinde hayatlarını sürdürmelerini sağlamanın sorumluluğunu da üzerlerinde hissettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye toprakları içinde terör örgütlerinin tasallutu altında inleyenlerin yardımına koşmayı da görev olarak gördüklerini ifade etti.

Türkiye’nin fiziki sınırlarının başka, gönül sınırlarının bambaşka olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yoktur, ama gönül sınırlarımız içindeki hiçbir kardeşimizin mahzun kalmasına, hele hele zulüm görmesine de seyirci kalamayız. Ülkemizden binlerce kilometre uzaktaki Arakan Müslümanlarına sahip çıkan bir Türkiye, Hatay’ın, Kilis’in, Gaziantep’in hemen karşısındaki Suriye topraklarında yaşayan Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimize nasıl sırtını dönebilir? Peki, 12 bin kilometre uzaklıktan buraya gelenlere ne demeli, soruyorum sizlere. Afrika’nın en ücra köşelerinde insanların yaralarını sarmanın, dertlerine derman olmanın çabası içindeki bir Türkiye, öz kardeşlerinin feryatlarına nasıl kulaklarını tıkayabilir?”

“İNSANLIK VİCDANI, SURİYE’DE KATLEDİLENLER KARŞISINDA NASIR TUTTU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan terör örgütlerinin dünyanın başka yerlerinde eylem yapınca her türlü müdahaleyi, her türlü kınamayı, her türlü tepkiyi hak ettiğini, ama iş Suriye’ye gelince dokunulmazlık kazandığını vurgulayarak, insanlık vicdanının Suriye’de katledilen çoğu çocuk ve kadın 1 milyon insanın karşısında nasır tuttuğunu ifade etti. Amerikalı için, Avrupalı için, Çinli için, diğer ülkeler için Suriye, Irak, Kuzey Afrika coğrafyalarının ve buralarda izledikleri politikaların günlük çıkarları bakımından elverişli gördükleri taktik bir araç olabileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendileri içinse bu coğrafyanın Karadeniz’den, Ege’den, Akdeniz’den, İç Anadolu’dan, diğer bölgelerimizden bir farkı olmadığını söyledi. “Annemiz, babamız, evladımız, kardeşimiz başka eve, başka şehire, hatta başka ülkeye taşındı diye nasıl onları kalbimizden silemez, yaşadıkları her acıyı yüreğimizde hissedersek, bu coğrafyalar da bizim için aynıdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölücü terör örgütünün ülkemizin ne kadar düşmanıysa, bu coğrafyalardaki insanların da o derece düşmanı olduğunu, DEAŞ denilen İslam düşmanı örgütün ise orada yaşayanlar kadar bizim için de büyük bir tehdit olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı: “Bize öz kardeşlerimizin politik hesaplara kurban edilmesine göz yummak yakışır mı? Bize masum insanların bedenlerinin ve geleceklerinin masa başında hazırlanmış projelerin dolgu malzemesi gibi kullanılmasına rıza göstermek yakışır mı? Gençler, biz koskoca bir coğrafyanın, adeta sınırsız bir coğrafyanın umudu olan Türkiye’yiz. Çünkü biz arkasında yüz milyonlarca kardeşinin duası olan Türk Milletiyiz. Varsa bu onurlu duruşun bir bedeli, onu ödemeye de hazırız. Nitekim tarih boyunca olduğu gibi, dün çukur eylemlerinde, dün 15 Temmuz’da, dün Fırat Kalkanı’nda, bugün Zeytin Dalı Operasyonu’nda, yarın da neresi gerekiyorsa orada bu bedeli ödemekten asla çekinmeyeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kocaeli Gençlik Kolları Kongresi’nin ardından, Yuvacık Çarşı Meydanı’nda kendisini bekleyen vatandaşlara da hitap etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yola çıkarken “Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece” dediklerini anımsatarak, şöyle devam etti: “Ne demiştik? Gideceğiz gündüz gece. Şu anda bu yolculuğumuz devam ediyor. Oradan kardeşimiz şöyle bir ifade kullandı, ‘kefenimizle’ dedi. Eyvallah. Biz bu yola çıkarken ne dedik? ‘kefenimizle beraber bu yoldayız’. Ta ki bu can bu tende oldukça biz Rabbimizin tayin ettiği ömrü inşallah bu davada tüketmenin gayreti içerisinde olacağız. Bu nedir, bu? Millete efendilik değildir, bu sadece halkımıza hizmettir. Biz şuna inanıyoruz, insanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olanıdır. Biz bu yolda yolumuza devam ederken önümüze bazen işte bu terör örgütleri çıkacaktır. Bu terör örgütleri yolumuza çıktığı zaman da işte sabah aldığım netice 394 teröristi saf dışı etmişler. Bunu kimler yaptı? Bunu Mehmet’im yaptı, bunu ÖSO’lar yaptı. Hani o, bu CHP’nin kendini bilmez bazı terbiyesizleri var ya hani, o terörist diye ifade ettiği ÖSO’lar var ya. Sen sıcak yatağında yatarken o ÖSO’lar benim Mehmet’imle beraber senin kol kanat gerdiğin teröristleri yok ediyorlar. 394 sabahtı şimdi kim bilir 400’ün üzerinde.”

“BUNLARIN KÖKÜNÜ KAZIYACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşması sırasında bazı vatandaşların “500” demesi üzerine şunları kaydetti: “Ne 500’ü? Dur bakalım bunların kökünü kazıyacağız. Kökünü kazıyacağız. Siz kalkıp da oradan Hatay’a, Reyhanlı’ya, Kilis’e, Şanlıurfa’ya, Akçakale’ye buralara oradan havan atacaksın. Bunun bedelini ödeyeceksiniz. Bizim şehitlerimizin bedeli öyle ucuz değil. Kökünü kazıyacağız, hem içeride hem dışarıda. Bu yolda yorulmak yok.”

Türkiye Hazır Beton Birliğinden millî duruş çağrısı

Türkiye’de standartlara uygun beton üretilmesi ve inşaatlarda doğru beton uygulamalarının sağlanması için 30 yıldır çalışan Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye’nin Suriye’nin Afrin kentinde terör tehdidini sonlandırmak amacı ile başlattığı “Zeytin Dalı Harekâtı” sonrası gelişmeleri değerlendirerek millî duruş çağrısında bulundu.

Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, Türkiye’nin Suriye’nin Afrin kentinde terör tehdidini sonlandırmak amacı ile başlattığı “Zeytin Dalı Harekâtı”na destek vererek millî duruş çağrısında bulundu. Yavuz Işık, THBB olarak ulusal güvenliğimizi korumak amacıyla devletimizin aldığı operasyon kararını desteklediklerini söyledi. Türkiye’nin, uluslararası kurallardan doğan hakkını kullandığını ifade eden Yavuz Işık, herkesi sağduyulu olmaya davet ederek birlik ve beraberlik içinde olunması gerektiğine dikkat çekti.

“Türkiye, ekonomik altyapısının kuvvetli olduğunu tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir”  

TSK’nın Suriye’nin Afrin kentinde terör tehdidini sonlandırmak amacı ile başlattığı “Zeytin Dalı Harekâtı” sonrası ekonomik gelişmeleri de değerlendiren Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “Son açıklanan rakamlar ışığında Türkiye inşaat sektörü 3. çeyrekte %18,7 gibi muhteşem bir büyüme performansı sergilemiştir. 2017 yılının tamamında inşaat sektörü rekor bir büyüme ile yılı tamamlamıştır. Suriye’deki operasyonlar, Türk inşaat sektörünün ve hazır beton, çimento, demir çelik, yapı malzemesi gibi bağlantılı tüm imalat sanayi sektörlerinin 2018 yılındaki performansını hiçbir şekilde olumsuz etkilemeyecektir. Operasyonun başından itibaren Türkiye’deki hiçbir ekonomik gösterge olumsuz etkilenmemiş aksine kurda gevşeme yaşanmış, Borsa İstanbul Endeksi rekor seviyelere ulaşmıştır. Tüm bunlar Türkiye ekonomisinin altyapısının ne derece kuvvetli olduğunu tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.” dedi.

Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini ifade eden Yavuz Işık, “Milletimiz, içeriden ya da dışarıdan gelebilecek her türlü tehdide karşı bugüne kadar olduğu gibi birlik ve beraberlik içerisinde kenetlenmelidir. Ülkemize tehdit oluşturan terör unsurlarına karşı Afrin’deki tüm kahraman askerlerimizin yanındayız. Operasyonda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah´tan rahmet, şehitlerimizin kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Aziz Milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.” dedi.

Türkiye Hazır Beton Birliği hakkında

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), 1988 yılından beri güvenli ve dayanıklı yapıların inşası amacıyla standartlara uygun beton üretilmesi, tekniğine uygun beton uygulamalarının yaygınlaşması ve ülkemizde kaliteli, yüksek dayanım sınıflarında beton kullanılması için uğraş veren mesleki bir kuruluştur. THBB; Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (The Concrete Sustainability Council) Üyesi; Beton Sürdürülebilirlik Konseyi “Bölgesel Sistem Operatörü”dür. THBB’ye üye olacak şirketlerin tüm hazır beton tesislerinde standartlara uygun üretim yapması, THBB Kalite Güvence Sisteminin (KGS) sürekli habersiz denetimlerine tabi olunarak KGS Uygunluk Belgesi alması, uygun laboratuvar bulundurması, teknik, çevre, iş sağlığı – işçi güvenliği, yasal ve etik kriterleri eksiksiz yerine getirmesi zorunludur.

Şehit Teğmen Şenol Kamış Mezarı Başında Anıldı

Geyveli Şehit Teğmen Şenol Kamış şehit edilişinin 28. yıl dönümünde  Mezarı başında Anıldı

25 yaşında hayatının baharında vatan uğruna toprağa düşen Geyveli Şehit Piyade Teğmen Şenol Kamış 1987 Mezunları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinden devre arkadaşlarının öncülüğünde Şerefiye Camiinde Mevlüt okutulduktan sonra Şerefiye Mahallesi içinde Sakarya-Eskişehir Karayolu Kenarında bulunan Mezarı başında Anma Programı Gerçekleşti. Anma Programında Kamış’ın kişiliği, edebi yönüyle ilgili konuşmalar yapıldı, ardından Kur’an-ı Kerim okundu ve dua edildi.

Kara Harp Okulu 1987 Mezunları Derneği Üyesi ( E) AlbayFaik Derya ECEVİT törende yaptığı konuşmasında şunları söyledi:

“Şenol Kamış Kardeşimizin Muhterem ailesi, Hemşehrileri, değerli misafirler ve kıymetli silah arkadaşlarım;

Bugün burada Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğü için,vatan için,Bayrak için,çocuklarımız ve geleceğimiz için 28 yıl önce (25 Ocak 1990 tarihinde) şehadet’e erişen Aziz şehidimiz Şenol Kamış kardeşimizi anmak , ruhuna bir Fatiha bağışlamak için toplanmış bulunuyoruz”

Bugün burada bir araya gelebiliyorsak,vatanımız bölünmemiş,Al bayrağımız göklerde nazlı nazlı dalgalanıyor ise O ve onun gibi kahramanlarımız sayesindedir.

Şenol’u tanıyan herkes; onun sakin görünümünün altında tam bir kurşun asker oluşunu, duygusal yanının çok güçlü olduğunu, Adalet ve Dürüstlüğe verdiği önemi bir de Futbol ile sanata olan düşkünlüğünü hatırlar.

Şehit Piyade Teğmen Şenol Kamış (1987-185),Kara Harp Okulu’nun ardından Piyade Okulu ve Eğirdir Dağ Komando Okulundaki eğitimlerini tamamlamayı mütakip İstanbul 23.üncü Mot.Piyade Tümeninde göreve başlamış,kısa bir süre sonra da geçici görevle Şırnak’a gitmiştir.25 Ocak 1990 tarihinde (28  yıl önce bugün) Silopi’de şehit edilmiştir.

Çıktığı sayısız operasyonlardan hep başarı ile dönmüş Askerlerine her zaman örnek olmuş, hem abi hem arkadaş olmuştur.Bölük içersinde kısa zamanda sevilmiş, Komutanlarının takdirini , Arkadaşlarının beğenisini ve Askerlerinin sevgisini kazanmıştır.

Ne mutlu bu Aileye ki böyle güzel bir evlat yetiştirmişler, Vatana millete hizmet için yollamışlar.

İçinde bütünlüğümüz şu günlerde de ne yazık ki, ülkemiz BTÖ ile mücadeleyi sürdürmekte, şanlı ordumuz kararlılıkla mücadele etmekte ve bu uğurda şehitler vermekteyiz. Bu acıların bir an önce son bulması hepimizin ortak temennisidir. Daima gönlümüze ve anılarımızda yer alan Şenol Kamış kardeşimizi,1987 mezunları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin tertip ettiği bu buluşma sayesinde bir kez daha anma ona ve ailesine vefa, minnet ve şükran duygularımızı ifade etme imkanını elde ettik.

Biz silah arkadaşları olarak bu kahraman kardeşimize “Hakkımızı bir kez daha HELAL ediyoruz. Dileriz ki Şenol Kardeşimiz de bizlere hakkını helal etmiştir.

1987 mezunları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği olarak başta Ablası ve Abisi olmak üzere geride kalan tüm yakınlarının acısını paylaşıyoruz. Dernek olarak şehitlerimizin yakınlarına ulaşmayı, onlarla tanışmayı ve varsa taleplerini imkanlar dahilin de karşılamayı borç bildiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Bu anma töreni münasebetiyle başta Ebedi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile kahraman silah arkadaşlarını Vatan , Millet ve Bayrak sevgisi uğruna hayatlarını feda eden Aziz Şehitlerimizi, ebediyete intikal etmiş Kahraman Gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor, Aziz hatırları önünde saygıyla eğiliyoruz.

1987 Mezunları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği olarak başta ablası ve abisi olmak üzere, geride kalan tüm yakınlarının acısını paylaştığımız bu günde Vatan ve Millet için, Ülkemizin bölünmez bütünlüğü için başta Güneydoğu’da devleşen, tarih yazan, gönüllerimizde ebedileşen yüce kahramanlar, ruhlarınız şad olsun sizleri unutmadık, unutturmayacağız.” Dedi.

Anma Programına katılanlar  Ne  dedi

 MHP Geyve İlçe Başkanı Şerafettin Kaya  “Rahmetli Şehit Piyade Teğmen Şenol Kamış Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istiklali ve istikbali için canla başla, cansiperane bir şekilde çalışarak etkin verimli ve mümtaz hizmetlerde bulunmuştur. Şairin dediği gibi, ‘Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.’ Şehit Piyade Teğmen Şenol Kamış vatanına sahip çıkmıştır”

CHP Geyve İlçe Başkanı Recep GÜNER”Ne mutlu bu Aileye ki böyle güzel bir evlat yetiştirmişler, Vatana millete hizmet için yollamışlar Şehit Piyade Teğmen Şenol Kamış  Şehidimiz bizim emanetimizdir. Mekani cennet olsun”dedi.

Sakarya Medya Derneği Başkan Vekili Fehmi DUMAN
”Geyve Boğazının Tam ortasında Şehidimiz bizim emanetimizdir. Mekani cennet olsun”

Saim BAĞCI “Daha 25’indeydi…
Yaşayacak, paylaşacak hayalleri ümitleri vardı.
Hainler alıp kopardı bizden, sevenlerinden…
Bizler unutmadık ve seni hep özlüyoruz…
Rahat uyu…. dualarımız seninle kardeşim..

Anma Proğramına Katılanlar 1’inci Mot.P.Tug.K. P.Alb. Mustafa Cüneyt ARIKAN ile  Kardeşleri Sabiha IŞIK, Ayşe HATİPOĞLU,Ali KAMIŞ,Erol Kamış,yengesi Ayşe KAMIŞ, Gülşen Kamış,yeğeni Oğuzkaan  IŞIK,Şenol KAMIŞ, Emircan Ertan,Abisi İbrahim Ertan, eniştesi Nazmi IŞIK ,   arkadaşları Recep ÇINAL, Geyveli Ortaokuldan beri arkadaşı olan (E) Kur.Alb. Saim BAĞCI, arkadaşının eşi Ayşe Bağcı, ve  akrabaları ile  Işıklar Askeri Lisesi  ve Kara Harp Okulu devre   arkadaşları ,CHP Geyve İlçe Başkanı Recep GÜNER,MHP Geyve İlçe Başkanı Şerafettin Kaya, Sakarya Medya Derneği Başkan Vekili Fehmi DUMAN,Dernekturk Genel Yayın Yönetmeni Necla BAKAN,CHP Geyve Kadın Kolları Başkanı  Ebru BOĞAZ ,Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Kamuran Tan Katıldılar

Şenol KAMIŞ Kimdir?
Geyve ilçesinde altı kardeşin 5.si olarak 20 Ağustos 1965 tarihinde dünya’ya geldi.Çocukluk Yılları Geyve ilçesinde geçti. İlkokulu Geyve Atatürk Okulu,Orta Okulu Geyve Lisesinde sürdürdü.Askeri Lise sınavlarına girerek 1980 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesine girdi. Askeri Lisesi bitince 1983-1987 Öğretim yılında Ankara Kara HARP Okuluna girdi.4 Yıl sonunda Harp Okulundan mezun oldu.Daha sonra 2 Yıl Tuzla Piyade Okulunda eğitim gördükten sonra 8 ay Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulunda eğitim gördü.İstanbul Samandıra’da 23’üncü Mot. P. Tümeninde göreve başladı. Daha sonra Geçici görevle Timiyle beraber Şırnak’ta göreve gitti. Cudi Dağında 25 Ocak 1990 günü şehit oldu.Cenazesi Geyve Boğazında Şerefiye Mahallesinde aile kabristanlığına defnedildi.
Şenol Kamış
19 Aralık 1989’da Çekmeköy Tabur Komutanlığı takdir belgesi
Haziran 1989 1.Piyade Bölük Komutanlığı takdir belgesi
12 Ocak 1990 Genel Kurmay Başkanlığı Ödüllendirme
Şenol KAMIŞ Futbol yeteneğinin yanında Sanata Yatkınlığı da çok fazlaydı. Geyve Lisesi Bandosunda bas çalmaya başladı.Türk Sanat Müziği enstrümanlarından trombon, tenor ayrıca saz ve neyde de iyiydi..Masa tenisi , bilardo da da söz sahibiydi.

Beykoz Üniversitesi mezunları fark yaratacak

Beykoz Üniversitesi, 21. yüzyılın gereksinimlerine uyum sağlayacak mezunlar yetiştirmek için Yetkinlik Geliştirme Programı’nı hayata geçirdi. Öğrenciler, günümüzde iş dünyasının talep ettiği 12 yetkinlik için alanında uzman farklı isimler ile bir yarıyıl süresince buluşuyor, sonrasında ise kendi kişilik ve yetkinlik düzeylerine uygun dersleri öğrenimleri süresince alıp, iş hayatlarında fark yaratacak donanıma sahip olarak mezun oluyor

Alanınızda ne kadar yetkin bir işletmeci, psikolog, mühendis, lojistikçi olursanız olun, 21. Yüzyıl iş dünyası artık sizden fark yaratacak bazı yetkinliklere sahip olmanızı istiyor ve bu yetkinlikleri iş görüşmesi öncesinde değerlendirme testleri ile ölçüyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkan Beykoz Üniversitesi de öğrencilerinin belirli yetkinliklere sahip olarak mezun olması için, ‘Beykoz Üniversitesi Yetkinlik Geliştirme Programı’nı hayata geçirdi. Mottosu, ‘Eğitim Hayata Hazırlık Değil, Hayatın Kendisidir’ olan Beykoz Üniversitesi, öğrencilerini iş hayatlarında ileri seviyelere taşımak için bilginin yanında yetkinliğin de önemli olduğuna inanarak her öğrencisine özel ‘Yetkinlik Programı’ uyguluyor. Üniversite 21. Yüzyılda iş dünyasının talep ettiği 12 yetkinliği öğrencilerine kazandırma amacı ile çıktığı yolda önce öğrencilerini bu yetkinlikler ile tanıştırıyor. Öğrenciler bir yarıyıl süresince alanında uzman kişiler ile buluşarak 12 yetkinliğin önemini ve bu alanlarda kendilerini nasıl geliştirebileceklerini dinliyor. Öğrenim süresinin kalan kısmında ise kişiye özel bir yol izleniyor.

Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman

Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, “İkinci yarıyılın başında her öğrencimizin bu yetkinliklere hangi düzeyde sahip olduklarını, hangi yönde gelişime açık olduklarını uluslararası kabul görmüş Ennegram metodolojisi ile belirliyoruz. Hangi bireysel özellik ve yetkinliklerinin geliştirilmeye ihtiyacı var ise gerek ders gerekse de kişisel eğitim programları ile bunları geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Yetkinlik gelişimi ayrıca, konferanslar, seminerler ve atölyeler ile de destekleniyor. Son aşamada ise öğrencilere mezuniyetlerinde diplomaları ile birlikte yetkinlik düzeylerini gösteren ‘Yetkinlik Sertifikası’ veriliyor” diyor.

12 alanda yetkinlik kazanıyorlar

Beykoz Üniversitesi’nin Yetkinlik Geliştirme Programı’nda desteklenen 12 yetkinlik ise şöyle; ‘Sorunları Analiz Edebilme ve Çözebilme’, ‘Liderlik’, ‘Başkaları ile Uyum İçerisinde Çalışabilme’, ‘Etik ve Sosyal Sorumluluk’, ‘Yazılı ve Sözlü İletişim’, ‘Eleştirel Düşünebilme’, ‘Sorumluluk Alma ve Bağımsız Çalışabilme’, ‘Küresel Bakış Açısı Geliştirme’, ‘Yaratıcı ve Yenilikçi Düşünce Geliştirme’, ‘Girişimcilik’, ‘Değişime Ayak Uydurabilme’, ‘Yaşam Boyu Öğrenme ve Kişisel Gelişim’.

Uzmanlar öğrenciler ile buluştu

Dönem boyunca gerçekleştirilen Yetkinlik Geliştirme Programı kapsamında; Koç Holding Dayanıklı Tüketim Malları Grubu Eski Başkanı Aka Gündüz Özdemir, Logosoft Akademi Danışmanı Birol Cabadak, Küresel ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Tarkan Deniz, BASF Türk Kimya Sağlık ve Gıda Türkiye ve Ortadoğu Bölge Sorumlusu Tanju Cepheli, CitiPR Marka ve İletişim Danışmanlığı Kurucusu ve Genel Koordinatörü Derya Aslan, Ekol Lojistik İK Direktörü Berrin Tavman ve Turkon Line Genel Müdür Yardımcısı Ersin Denizseven gibi alanında uzman isimler Beykoz Üniversitesi öğrencilerine ders verdi.

Editöre Not: İstanbul Kavacık’ta 2016 yılında kurulan Beykoz Üniversitesi’nin temeli, 2008’de Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun kurulması ile atıldı. Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman’ın yönetimindeki Beykoz Üniversitesi’nde; ‘İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’, ‘Sanat ve Tasarım Fakültesi’, ‘Sosyal Bilimler Fakültesi’, ‘Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’ olmak üzere dört fakülte, ‘Yabancı Diller Yüksekokulu’, ‘Sivil Havacılık Yüksekokulu’ olmak üzere iki yüksekokul, ‘Meslek Yüksekokulu’, ‘Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’ olmak üzere iki meslek yüksekokulu ve yüksek lisans ve doktora programlarının sunulacağı bir ‘Lisansüstü Programlar Enstitüsü’ yer almaktadır.

DP Lideri Gültekin Uysal ‘Geçmişimizi  Sattılar Geleceğimizi de  satıyorlar”

DP Lideri  Gültekin Uysal ‘Geçmişimizi  Sattılar Geleceğimizi de  satıyorlar”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Sakarya’da İl Başkanlığı’nın Loqum Cafe & Lounge’de, düzenlediği kahvaltıda STK’lar, muhtarlarımız ve demokrat dava arkadaşlarımızla biraraya geldik.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Türkiye’nin olası Afrin operasyonuna ilişkin, “Ardımızda bıraktığımız bütün o hicranlı toprakların sorumluluğunu taşıyan bir devlet olarak Türkiye bir iradenin sahibi elbette olmalıdır.” dedi. Sakarya İlinde  Coşku içinde partisinin üyeleriyle buluştuğu programda konuşan Uysal, İslam dünyasının bütün başkentlerinden kan ve gözyaşının aktığını söyledi.  Türkiye’nin kendi kaderini kendisi tayin edebilmiş bir millet olduğunu belirten Uysal, o iradeyle kurulan devlete bugün yeniden, yeni bir derinlik, yeni bir boyut katma mecburiyetinde olduklarını ifade etti. Bunu yapabilmenin yolunun, işleyen bir demokrasiyi ve hukuk sistemini gelecek nesillere miras olarak bırakmaktan geçtiğini ifade eden Uysal, “Çok açık yürekle ifade etmek isterim, biz ecdadımızın devraldığımız bu toprakların bir santimini, bir çakıl taşını eksiksiz bir şekilde bizden gelecek nesillere devretme hususunda andımız var, kutsal bir inadımız var.” şeklinde konuştu.

 ‘Türkler iradenin sahibi olmalıdır’

Türkiye’nin Afrin’deki PYD/PKK terör örgütü hedeflerine yönelik muhtemel harekatına da değinen Uysal; “Türkiye, milli güvenliğine bir tehdit varsa, bugün, bir asır sonra bölgemizde yeniden siyasal kadastro geçirircesine bölgeye şekil verilmeye çalışıldığı noktada hem Türk milletinin hem de bölgede yaşayan tüm milletlerin, halkların, devletlerin huzuru ve istikrarı için bu bölgenin, ardımızda bıraktığımız bütün o hicranlı toprakların sorumluluğunu taşıyan bir devlet olarak, bir iradenin sahibi elbette olmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Sakarya-Ferizli İlçe kongresine katıldı. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Görev alan tüm dava arkadaşlarımızı tebrik ediyor, başarılar diliyorum.dedi

Başka  Bir Türkiye Mümkün

7 Ocak 1946’da kurulan ve dört yıl sonra yapılan seçimlerde (14 Mayıs 1950’de) 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan Türk siyasi partisidir. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanmış ve on yıl boyunca (1950-1960) iktidar olmuştur. Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül 1960’ta kapatılmıştır. Demokrat Partinin kısa adı “DP”dir.

Demokrat Parti’nin kökenleri

Demokrat Parti’nin kökenleri, 1902 yılında yapılan Jön Türkler kongresine kadar uzanır. Bu kongrede Jön Türkler, merkezi otoritenin güçlü olmasını savunanlar ile liberal bir yönetim biçimini savunanlar şeklinde ikiye ayrılmıştı. Birinci grup Ahmet Rıza liderliğinde İttihat ve Terakki adını aldı. İkinci grup Prens Sabahattin çevresinde toplandı ve Osmanlı Ahrar Fırkasını oluşturdu. İttihat ve Terakki anlayışı I. Dünya Savaşı ve ardından başlayan Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM’de Birinci Grup ve sonradan Halk Fırkası’nı en sonunda da Cumhuriyet Halk Partisi’ni ortaya çıkardı. İkinci Grup, Ahrar, Hürriyet ve İtilaf ile cumhuriyetin ilanı sonrası Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası adlarıyla partileşti. İşte 1946’da kurulan Demokrat Parti bu İkinci Gruptan nüvelenmiş ve sonunda doğmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, henüz cumhuriyet devrimlerinin tam oturmadığı aşamalarda ortaya çıktığı için, demokratik hayatın birer parçası olamadılar ve tarih sayfalarındaki yerlerini aldılar.

Demokrat Parti’nin kuruluşu

1929 bunalımı ve II. Dünya Savaşı arası geçen yıllarda, dünyada Faşizm ve otoriter yönetimler güçlenmekteydi. 1924 ve 1930’da iki defa çok partili demokratik yaşama geçmeyi deneyen Türkiye, bunda başarısız olunca, özellikle 1930’dan sonra iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi devlet ile özdeşleşmeye başladı. Parti ilkeleri (1937), anayasaya girince de bu süreç doruk noktaya ulaştı. CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Atatürk 1938’de hayatını kaybedince yerine seçilen İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı başlayınca (1939), eski devrin küskünlerini de etrafında toplayarak ülkede, savaş günlerinin yıkıcılığı yanında bir çok başlılığın çıkmasına engel oldu, bunda başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Savaşın özellikle ekonomiyi kötü yönde etkilemesi, büyük kentlerde karaborsacılığın ortaya çıkması, sermayenin belirli ellerde toplanmasını kolaylaştırdı ve bu, bir Kent Burjuvazisi oluşturdu. Kırsalda, genç nüfüsun silah altına alınması küçük ve orta büyüklükteki çiftçinin üretimini düşürdü. Büyük toprak sahipleri arzı kendileri kontrol etmeye başladı. Artan talep karşısında arzdaki daralma enflasyonu ve hayat pahalılığını arttırdı. İktidarın önlem olarak düşündüğü çözümlerden ilki Varlık Vergisi oldu. Devlet tarafından salınan ağır vergileri ödeyemeyen bütün işadamları Aşkale’ye gönderilerek orada taş kırmak gibi işlerde amele olarak kullanıldı. Keyfi uygulamalara sebep olan bu vergi kent burjuvazisini iktidara cephe almaya itti. Diğer önlem ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu idi. Bu kanunla büyük toprak sahiplerinin toprakları bölünerek, küçük çiftçiye destek sağlamak hedefleniyordu. Ancak bu, Devletin Türkiye’deki bütün arazilerin zaten %70’ten fazlasına sahip olduğunu bilen toprak sahiplerini muhalefet saflarına kanalize etti. İsmet İnönü’nün devletçilik uygulamaları sonucu oluşan ekonomik darboğaz zaten toplumu da aynı yöne iletmiş durumdaydı. II. Dünya Savaşı 1945 de demokrasilerin zaferi ile son bulduğunda Türkiye bu durumda idi. Aynı zamanda savaşın sonlarına doğru ülkede özellikle basın ve aydın çevrelerde, demokrasi arzusu artık yüksek sesle dillendirilir olmuştu. Bir yandan da 2. Dünya Savaşının galiplerinden olan Sovyetler Birliği’nin lideri Stalin, Türkiye’den Kars, Ardahan ve Artvin’i istiyordu. Sovyetlere karşı Amerika ve İngiltere’ye yaklaşan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 günü yaptığı konuşmada bu arzuya yeşil ışık yaktı. Zaten TBMM içinde muhalefet 1945 bütçe görüşmelerinde su yüzüne çıkmıştı. Atatürk’ün son başbakanı Celâl Bayar, Adnan Menderes, Feridun Fikri Düşünsel, Yusuf Hikmet Bayur, Emin Sazak bütçeye red oyu verdiler. Asıl kırılma Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşülürken ortaya çıktı. Tasarının 17. ve 21. maddeleri tartışılırken Celâl Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Emin Sazak sert eleştiriler dile getirdiler. Bu yasanın görüşüldüğü günlerde Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, CHP Grubu’na Dörtlü Takrir adlı bir önerge verdiler. Önerge ülke ve parti yönetiminde özgürlükçü bir anlayış içeren düzenlemeler yapılmasını öngörüyordu. Ancak dörtlü Takrir reddedildi (12 Haziran 1945). Bunun üzerine, Menderes ve Köprülü o günküVatan Gazetesi’nde CHP iktidarına karşı o güne değin örneğine rastlanmayan sertlikte yazılar yazmaya başladılar. Sonuç olarak Menderes, Koraltan ve Köprülü partiden ihraç edildiler (Eylül 1945). Aynı gruptan olan Celâl Bayar ise önce milletvekilliğnden sonra da CHP’den istifa ettti. Celâl Bayar, 1 Aralık 1945’te parti kuracaklarını açıkladı. İnönütarafından Çankaya Köşkü’ne çağrılan Celâl Bayar, cumhurbaşkanından gerekli desteği aldıktan sonra 7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kuruldu.

Muhalefet Dönemi (1946-1950)

Demokrat Parti programını iki esas etrafında şekillendirmişti: Liberalizm ve Demokrasi. CHP’nin ekonomi politikası olan devletçiliğin aksadığı yönler vurgulanarak CHP’ye karşı çıkılmaktaydı. Demokrat Parti üzerinde daha önceki acı tecrübelerin yarattığı ilk kuşkular dağıldığında büyük kitlelerin DP’yi desteklediği görüldü. Bunu şüphesiz iktidardaki CHP de görmekteydi. Meclis tek dereceli seçim kanununu ve 21 Temmuz 1946’da seçimlerin yapılmasını kabul ederek dağıldı. DP başta seçime katılıp katılmama konusunda kararsız kalsa bile katılmaya karar verdi. Bunun üzerine iktidar basın kanununda değişikliğe gitmeye karar verdi.İktidarın basın üzerindeki baskısı daha da arttı.Bozuk olan ekonomi de dış ödeme dengesinin bozulması sonucu 7 Eylül 1946’da Türk Lirası’nın değeri düşürüldü.Bu olay DP’ye daha çok prim kazandırdı ve iktidarın güç yitirmesine neden oldu.1947 bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Recep Peker ile DP’liler arasında sert tartışmalar yaşandı.DP,TBMM’yi terk etti.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün araya girmesi ile sorun aşıldı.. 7 Ocak 1947’de DP ilk kurultayını yaptı.Bu toplantıda özgürlük ve demokrasi arzuları bir defa daha vurgulanırken bunları içeren Hürriyet Misakı kabul edildi… Bunun üzerine iktidar tarafından DP’ye sert hücumlar başladı.Haziran ayında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar arasında bir dizi görüşmeler yapıldı ve sonunda İnönü 12 Temmuz 1947’de “12 Temmuz Beyannamesi” ni yayınladı.Beyannamede İnönü, siyasal partilerin Türk demokrasisinin vazgeçilmez unsurları olduğunu vurguladı.Başbakan Recep Peker ayrıldı yerine Hasan Saka getirildi. DP içerisinde bu yumuşama ve iktidarla düzeltilen ilişkiler tepki çekti ve bunun güdümlü demokrasi olduğunu öne süren bir grup partiden ayrıldı.Bu grubu oluşturan, Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk ,20 Temmuz 1948’de Millet Partisi’ni (MP) kurdu.Böylece 12 Temmuz Beyannamesi ile hem CHP hem de DP sertlik yanlısı gruplardan kurtulmuş bulunuyordu.DP, 17 Ekim 1948’de ara seçimlere, seçime güven duymadığı için MP ile birlikte katılmadı. 16 Ekim 1949 ara seçimlerinde de bu tavrını sürdürdü… DP ikinci büyük kurultayını 20 Haziran 1949’da yaptı.Seçimlerde milletvekili adaylarının %80’ini örtgütün saptaması kabul edildi.Bu kurultayda seçimlerde alınan oylara sahip çıkılmasını içeren “Milli Teminat Andı” kabul edildi.Ancak iktidar bu anda ” Milli Husumet Andı” adını taktı.16 Şubat 1950’de gizli oy, açık tasnif ve yargı denetimini kabul eden, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşan bir Yüksek Seçim Kurulu’nu öngeren seçim yasası kabul edildi.DP bu kanuna çok çabalamasına rağmen nispi temsil ilkesini koyduramadı… Bu şartlar altında Türkiye,14 Mayıs 1950 seçimlerine gitti.

İktidar Dönemi (1950-1960)

14 Mayıs 1950 Seçimleri

14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye’de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi.1923’ten beridir tek başına ülkeyi idare eden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı halk oyu ile Demokrat Parti’ye devredecekti.Seçim sonuçlarına göre DP %52.7 oy alarak 408 milletvekilliği kazanmıştı.CHP %39.4 ile 69 milletvekili ile temsil edilme hakkı kazandı.Millet Partisi 1, bağımsızlar 9 milletvekiline sahip oldular.Atatürk’ten sonra 11,5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık anamuhalefet lideriydi.22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı.Refik Koraltan başkanlığa seçildi.Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı,İzmir milletvekili Celâl Bayar 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.Hükümeti kurmakla DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi.Aynı gün Menderes kendisinin ilk cumhuriyet’in 19.hükümetini kurdu.2 Haziran’da güvenoyu aldı.9 Haziran 1950’de DP Genel İdare Kurulu Adnan Menderes’i genel başkanlığa seçti.Dünyada belki çok nadir görülen bir olay gerçekleşmişti.uzun yıllar boyu ülkeyi kendi otoritesi ile yöneten iktidar, tamamen serbest, hür, kansız ve hilesiz bir seçim ile yerini bir başka partiye bırakmıştı.Bu yüzden 1950 seçimleri tarihimizde “Beyaz Devrim” olarak adlandırılmıştır.

Hükümet programında “devri sabık” yapılmayacağı belirtilerek,27 yıllık dönemin hesabını sormaya kalkmayacağı açıklandı. Ancak DP’nin yasal anlamda ilk çalışması Arapça ezan yasağını kaldırmak oldu. (16 Haziran 1950).Radyoda dini yayınlar yapılması ve mevlit yayınlanması üzerindeki yasaklar kaldırıldı.

  1. Dünya Savaşı boyunca başarılı bir biçimde yürütülen tarafsızlık politikası, uygun dış ticaret ilişkileri geliştirmişti.Bu yüzden DP iktidarı ilk yıllarında dış kredi kaynakları bulmada başarılı oldu ve bunlardan yararlandı.Ayrıca savaş boyunca Merkez Bankası rezervleri de altın ve döviz bakımından iyi bir seviyeye ulaşmıştı.Kore’ye asker gönderilmesi ve böylece NATO’ya giriş vizesinin alınması uluslararası koşulları Türkiye’nin lehine çeviriyordu.Tarım ürünlerinin dış pazarda uygun fiyatlardan müşteri bulması ve Marshall Planı çerçevesinde dışarıdan gelen para bu ilk dönemde ciddi bir iktisadi ferahlama getirdi.Tarımda makineleşme sağlandı.Karayolları politikasına hız verildi, köyler kasabalara kasabalar da kentlere hızlı bir biçimde bağlanmaktaydı.

Kitlelerin II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan yoksulluğu henüz unutmamış olması DP’ye olan sempatiyi daha da arttırdı. ABD ve Dünya Bankası raporları çerçevesinde hazırlanan iktisadi programlar ile liberal bir ekonomik anlayışın tüm alanlarda hakimiyetine çalışıldı.Ancak KİT’lerin de büyümesi sağlandı.DP özel girişimciliği KİT’ler kanalı ile desteklemiştir. Hammadde ve aramalı transferinin KİT eli ile yapılması sağlandı.Tarım kalkınmanın en önemli aracı olarak görüldü ve bir taraftan uygun fiyatta pazar politikası bir taraftan da çağdaş giridler kullanılması yoluna gidildi.Bunda başarılı da olundu.

Kore Savaşı’na bir tugay gönderilmesi kararı sonrası 1952’de Türkiye NATO’ya girdi.Ekonomik alanda bir rahatlama devresi yaşanırken ve DP’nin halkla ilişkileri de yolundayken anamuhalefet CHP’nin üzerine gidildi.1953 yılında CHP malları hazineye devredildi.Halkevleri kapatıldı.28 Ocak 1954’te Köy Enstitüleri kapatıldı. 1954’te laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle MP kapatıldı.

2 Mayıs 1954 Seçimleri

1950 seçimleri sonrasında ülkede yaşanan ekonomik ferahlama,II. Dünya Savaşı yıllarının üzerinden pek az bir süre geçmesi nedeniyle büyük önem kazanmaktaydı.Muhalefetteki CHP,1950-1954 yılları arasında özellikle ekonomik anlamda DP icraatlarına eleştiriler getirdi ancak ortaya çözüm olarak kabul edilebilecek bir öneri sunamadı.Bu koşullar altında gidilen 2 Mayıs 1954 seçimlerinde Demokrat Parti gücünü iyice arttırdı.DP 5.1 milyon oy alarak,Türkiye Genel Seçimleri tarihinde (bugüne kadar) kırılamamış bir oy rekoru kırdı.Bu oy miktarı toplam oyların %57,5’luk kısmı demekti.DP 502 milletvekilliği kazandı.3.1 milyon (%35,2) oy alan CHP sadece 31 milletvekili kazanabildi.Arada sadece 2 milyon oy fark olmasına rağmen milletvekili sayıları arasında bu kadar fark olmasının sebebi,1950 seçim kanunu değişikliğinde CHP’nin değişmesini istemediği “çoğunluk sistemi”dir. (CMP:5,Bğm:3 milletvekili çıkardı)Seçimlerde bu sonuçların ortaya çıkmasının ardından TBMM,17 Mayıs 1954’te açıldı.Celâl Bayar 513 milletvekilinin katıldığı oylamada 486 oy alarak bir defa daha cumhurbaşkanlığına seçildi.Adnan Menderes üçüncü kabinesini kurdu.Bu kabine cumhuriyet tarihinde günümüze kadar en yüksek güvenoyunu almış kabinedir. (491 lehte oy)

İkinci iktidar döneminde (1954-57), iktidar ile muhalefet arası gerginleşti. Ekonomide olumsuz gelişmeler görüldü. İktidar baskılarını daha da arttırdı. Parti içindeki anlaşmazlıklar partinin bölünmesine ve 20 Aralık 1955’te Hürriyet Partisi’nin kurulmasına yol açtı.

27 Ekim 1957 Seçimleri

Ekonomide yaşanan darboğaz ve siyasi çalkantılar nedeniyle DP seçimleri bir yıl önceye aldı. 27 Ekim 1957 günü yapılan seçimler öncesinde kampanya oldukça sert geçti. Seçimler iktidarı zayıflattı, muhalefetin elini güçlendirdi. Seçimler öncesinde muhalefetin seçimlere bir cephe halinde girmesini engelleyen DP, yine de oy kaybından kurtulamadı. Sonuçlara göre DP %47.9 oyla 424 milletvekili çıkardı.Bu milletvekili sayısında çoğunluk sisteminin etkisi büyüktür. Muhalefetteki CHP ise oyların %41.1’ini alarak 178 milletvekili aldı. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi dörder milletvekilliği aldılar. Rivayete göre Adnan Menderes, dakika dakika değişen seçim sonuçları nedeniyle bir ara “Allah’ım bir daha bana böyle bir seçim gecesi yaşatma” demiştir. 1950 ve 1954 seçimlerinden sonra ilk defa muhalefetin oyu iktidarın üzerine çıkmıştı.Muhalefete göre DP artık azınlığın iktidarydı. Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü. TBMM Kasım ayında açıldı. Celâl Bayar 610 milletvekilinden 413 DP milletvekilinin katıldığı oylamada 413 oy alarak üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes beşinci hükümetini kurdu ve güvenoyu aldı.

1957 seçimlerinden sonra siyasi ortamda sertlik günden güne daha da artmaya başladı. 1958 yılında, dış ödemeler dengesindeki bozukluk alınan dış borçları ödenemez hale getirmişti. Türkiye’nin borçlandığı ülkeler arasında kurulan bir konsorsiyum ile varılan mutabakat ile 4 Ağustos 1958’de ekonomik istikrar tedbirleri yürürlüğe girdi. Yapılan devaülasyon ile Türk Lirası’nın değeri yeniden belirlendi. Doların fiyatı 2.80 liradan 9.02 liraya çıktı. Bu tedbir dış ödeme dengesini biraz olsun sağladı ise bile yaşanan ekonomik durgunluk, zamları, işsizliği ve iflasları da beraberinde getirmişti. Ağustos 1958, DP ve CHP gruplarının karşılıklı bildirileri ile geçti. İhtilal sözleri dolaşmaya başladı. Demokrat Parti lideri ve Başbakan Adnan Menderes 12 Ekim 1958’de Manisa’da yaptığı konuşmada, muhalefetin yarattığı kin ve husumet cephesine karşı bir Vatan Cephesi kurulması gerektiğini vurguladı. Radyolardan Vatan Cephesi’ne katılanların adları okunmaya başladı. Bu arada 1955 yılından beridir ağır ağır ilerleyen bir sorun daha ortaya çıktı: Kıbrıs. Kıbrıs’ta EOKA örgütü Türkler üzerinde baskı yapmaya başlamıştı. Türkiye adanın bölünmesinden yani o günlerin deyimi ile “taksim”den yanaydı. 1958 başlarında adada bulunan İngiliz askerler Türklere ateş açınca büyük bir tepki ortaya çıktı.Türkiye ayağa kalktı. Haziran ayında İstanbul’da 300 bin kişilik bir miting yapıldı ve Türkiye’nin isteği güçlü bir biçimde vurgulandı:”Ya taksim, ya ölüm”. Ankara’da da benzer gösteriler yapıldı. Nihayet 19 Şubat 1959’da Londra Antlaşması ile sorun bir süreliğine aşılmış oldı. Başbakan Menderes bu antlaşma için Londra’ya giderken uçağı düştü. 14 kişinin öldüğü kazada başbakana herhangi bir şey olmadı.

Ekonomide ve dış politikada bunlar yaşanırken iç politikada muhalefete yönelik baskılarda artıyordu. CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesi başta olmak üzere muhalefete destek veren birçok gazete aralıklarla kapatılıyordu. Mayıs 1959’da CHP lideri İsmet İnönü Uşak’ta saldırıya uğradı. İzmir’de,İstanbul’da ve Ankara’da CHP liderine saldırılar oldu.

Türkiye bu kargaşa ortamı içerisinde 1960 yılına doğru ilerlerken 31 Temmuz 1959’ta Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (sonradan “Avrupa Birliği” adını alan uluslararası örgüt) üye olmak için başvurdu.

Ahmet Vakkas YILDIZ “Söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz”

Ahmet Vakkas YILDIZ “Söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz”

Saadet Partisi Gemlik İlçe Başkanı Ahmet Vakkas YILDIZ” Ordumuz tarafından başlatılan “Zeytin Dalı Harekatı’nın” ülkemizin huzur ve güvenliğine, bölgemizin barış ve istikrarına vesile olmasını diliyorum.

Dün 1071’de Anadolu kapılarındaki ordu neyse,
1453’te İstanbul surlarını hangi ordu kuşattıysa, Yemen’de, Galiçya’da, Balkanlarda, Trablus’ta, Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda hangi ordu vatan için mücadele ettiyse bugünkü ordu da odur. “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz, ancak söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz !”

Temel Karamollaoğlu

Ordumuz tarafından başlatılan “Zeytin Dalı Harekatı’nın” ülkemizin huzur ve güvenliğine, bölgemizin barış ve istikrarına vesile olmasını diliyorum.