Daily Archives: Nisan 8, 2020

Merkez Parti Genel Başkanı, Hukuk Profesörü Abdurrahim Karslı" Ağacı gösteren meyvesidir"

Merkez Parti Genel Başkanı, Hukuk Profesörü Abdurrahim Karslı

ABD devamlı para basıyor. İnsanların en çok öldüğü yer ve faizleri de sıfır noktasında, buna rağmen dolar değer kazanıyor. Türk parasının kıymeti ise devamlı düşüyor. İzah edecek birisini arıyorum.

Dünya krizde fakat borsalar çakılmıyor, hatta yükseliyor, kim bu hisseleri alıyor ve piyasada neler oluyor. Bizim dinamik kararlar alan bakanlarımız nerde gören var mı? Neden dolar yükselirken bizim paranın değeri düşüyor…

Abdürrahim Karslı: “Salgında toplum tehlikeye düşerse, camilerin sağlık merkezi olarak kullanılması bile düşünülebilir”

Mahkemeler en yüksek mevkiler, o yerlerde görev alanlar da en yüksek mevkidedirler. Fakat mahkemeler, asli fonksiyonlarını icra etmezlerse, mahiyetleri zıddına inkılap eder.

Senin siyasette ne işin vardı diyenlere diyorum ki; benim vazifem, bu şartlarda sadece kitapları okuyup, köşelerde sumak değildir. Doğru için başarılı olsun diye çalışmak, yanlışı da engellemek için varım. Bu ise her insanın görevidir. Yoksa insanlığımı kaybediyorum…

Akıllara seslendik olmadı, hukuk dedik olmadı, insaf dedik olmadı, adalet dedik olmadı, barış ve helalleşme dedik olmadı, vicdanlara seslendik yine olmadı. Olmuyor, olmuyor, olmuyor… Ben de bu işten bir şey anlamadım, niye olmuyor, diye…

Her ne kadar siz, zulmü adalet ve hukuk gibi gösterseniz de, bir gün bu memlekette adeletin güneşi doğacak. Karanlıkları aydınlatıp, fıtratı bozuk olanları da iyice çürütecektir. Çünkü güneş muhatabına göre tesir eder…

Arkadaşlar, ihraç edilenlerin bu hale gelmesi hukuk ve adaletle olmadı ki, KHK siyaseti ile oldu. O halde buradan çıkış, ancak siyasetin el değiştirmesi ve korkmayan, adil, vicdanlı ve dürüst siyasetçiler ile olur ve olacaktır. Bütün gelecekler yakındır…

Merkez Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Abdurrahim Karslı anlatıyor Biz ki… https://youtu.be/6gC9UXed8m8@YouTube aracılığıyla. Yollar önce hastalığa henüz giriftar olmadan söylemiştim. İnsanlığımızı tüketiyorlar diye ve tükettiler…

Hep söylüyorum bu meclis ve muhalefet iktidar ve özellikle Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarına meşruiyet kazandırmak için var…

Siyaset sahnesinde bulunduğum kısa süreden beri anladığım şudur. Bir fikir, düşünce, eğer temelinde yanlış ise, ila nihaye yanlış olarak devam etmiyor. Dolayısıyla, yanlış ve körlüğü ve kötülüğü üreten, en evvel kendisine ve ulaşmak istediği hedefine zarar veriyor.

Bir hastalığımız olan, iki kişinin bir araya gelerek kurdukları platformlar, yedi kişiden ibaret dernekler, yirmi otuz kişiden ibaret ve bir şahıs ve sadece göstermelik kurulan parti ve patırtılar da yaşayamaz. Onun için kalıcı düşünce ve ilkelerle yürümekten başka çare yoktur.

Türkiye’de bu kadar musibetler ve yaşananlardan sonra, şunlar bitmiştir. Belli bir düşünce sistemi, fikri yapısı, planı, programı ve kendinden hareketi olmayan, bağımlı ve gayri tabii oluşum ve yapılanmalar yaşayamazlar.

Daha önce denenmiş ve başımıza dert olmuş, denenmişlerin, deva olmayacağını, elli defa söyledim… Ağacı gösteren meyvesidir. Bu millet yediği ve zehirlendiği ağaçtan bir daha tatmayacaktır diye, aklı selim düşünür…

Hükumet vatandaşın aklını çelmek ve iradesini yanıltmak için her şeyi yapıyor. Evvela basını tek başına kendisine tapulamış. Onun küçük karikatürü ise muhalefet, her biri kendine tanınan alanda ve kendi imkanları ile varlığını sürdürme derdinde. Aslında milleti düşünen yok…

Bakkal dükkanının açılışından, uluslar arası yardım paketlerinin üstüne kadar “şahsınızı” deklere ederseniz, o zaman demokrasi adına sizinle yarışmak isteyenler, sadece mahkemelerde ve sadece avukatlarınızla görüşme imkanı bulabiliyorlar…

Sosyal hayatta eşit şartlarda yarışma olmalıdır ki, halkımız da farklı fikirleri, insanları, partileri tanısınlar. Siz hayatın her tarafını kendi adınıza kapatırsanız o zaman başka birisine de hayat hakkı tanımamış olursunuz.

Her yazdığımız ve eleştirdiğimizi kavga ve hakaret kabul edip, anlaşışması ve izahı olmayacak kadar, insanların hakkında davalar açıldığı gibi, farklı düşünce ve hareket tarzını da ayrılık ve birliği bozma kabul ederseniz, iş despotizme gider.

Hükumet insanları susturarak, konuşturmayarak, farklı düşünceleri yok ederek birliği ve sükunu sağlamaya çalışıyor. Hayır bizler, tartışarak, farklı düşünerek, farklı yaşayarak, barış ve hukuk içinde birliği ve beraberliği sağlamalıyız. Farklılık birliği, beraberliği yıkmaz…

Birlik her meselede aynı düşünmek ve aynı yönde hareket etmek demek değildir. Farklılıklarımızı koruyarak da birliğimizi muhafaza edebiliriz.

Demokrasiler, bütün kurum ve kuruluşların ahenkli çalışmasıdır. Yoksa bir kişinin parlatıldığı sistem değildir. Şahsım eşittir, devlet, millet ve hükumet olursa!, o zaman söylediğim suç kabul edilen manzaralar ortaya çıkıyor. Fakat söylemesem de öyle olur…

O halde bırakacaksınız, hukuk çerçevesinde, her kurum ve kuruluş kendi görevini yapacak ve vatandaşına hizmette yarışacak. Yoksa develetin beka meselesini kendi üzerinize aldığınız gibi, her türlü faaliyeti ve iradeyi de tek kişiye verirseniz, işte bu aranılan rejim olmaz…

Önümdeki seçimler, ne zaman olursa olsun fakat çok önemlidir. Şu andaki mecliste bulunan partilerin çoğunluğu, hatta tamamı meclis dışında kalsa daha iyi olmaz mı?

Abdurrahim Karslı kimdir?

Merkez Parti’nin kurucu genel başkanı ve 2002 yılından beri İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni usul hukuku ve İcra-iflas hukuku ana bilim dalı başkanıdır.

Abdurrahim Karslı, 10 Aralık 1964 tarihinde Erzurum’un Horasan ilçesinin Yıldıran Köyü’nde doğdu.

İlkokulu köyünde, ortaokulu Erzurum Yavuz Selim Orta Okulu’nda, liseyi ise Pasinler’de okudu.

1980 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Dört yıllık lisans tahsilini 1984 tarihinde bitirdi.

1986 yılında Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. 2001 yılında doçent, 2010 yılında profesör oldu.

Resim
Abdurrahim Karsli
Allah hayretsin, güzel çalışmalar diliyorum.

Covid-19 yeni bir milad mı?

Dünya bütün insanlar üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabilecek korkunç bir salgının pençesinde. Ancak her zaman olduğu gibi Covid-19’un getirdiği yüklerin de orantısız bir biçimde işçi sınıfına ve yoksul kesimlere düşeceğini öngörmek mümkündür. ABD’deki krizin merkez üssü olan New York’ta, krizin öncelikle kamusal alanlarda insanlarla doğrudan temas halinde olan market çalışanları ve toptan teslimatçıları, taşımacılık işçileri ve sağlık sektöründe çalışanları etkilediğini görüyoruz.

İşçilerin hastalık ve ölüm hikayelerini dinleyerek umutsuzluğa kapılmak kolay gibi gelmektedir. Ancak tarihten ders almak gerekirse, krizin işçi hareketi için fırsat yaratabileceğini görmek mümkündür.

109 yıl önce 25 Mart 1911 tarihinde, New York’taki Triangle Gömlek Fabrikası’nın dokuzuncu katında çıkan yangında çoğunluğu göçmen genç kadın işçilerden oluşan 146 işçi hayatını kaybetti. Kumaş hırsızlığını önlemek için işverenlerin çıkış kapılarını kilitlemesi nedeniyle, birçok işçi canlı canlı yanarken, bazı işçiler atlayarak ölmeyi tercih etti.

Peki Covid-19 ülkenin emekçilerine davranış biçiminin değiştirilmesi için tarihtekine benzer biçimde tetikleyici bir olay olacak mı? Kalıcı, olumlu bir değişim bu salgının küllerinden doğabilir mi? Tarih bize rehberlik edecek mi ve emekçileri görünmez ve harcanabilir kılan güç odaklarına karşı bir meydan okuma, bir hareketlilik görülebilir mi?

Tehlikede Olan Nedir?

Salgın süresince toplumumuz ve ekonomi açısından kimlerin (hangi işçilerin) “gerekli” olduğu belirtildi. Maalesef gereklilikleri yeni tanınan işçiler, kriz esnasında üretimin tüm yükünü üzerinde taşıyor.

Yüksek katlı gökdelenlerin ve lüks dairelerin yapım işleri durdurulmadan önce ölen ilk inşaat işçisi New York’ta inşa edilen Google binasında elektrikçi olarak çalışan Stephen Josef oldu. Ertesi gün kişisel koruyucu donanım olarak çöp torbası kullanmak zorunda olan Mt. Sinai Hastanesi hemşiresi Kious Kelly, New York’ta ölen ilk hemşire oldu.

Bu hafta itibariyle Yere Ulaştırma İşçileri Sendikası’nın 8 üyesi hayatını kaybetti. 330’dan fazla taşımacılık işçisinin testi pozitif çıktı ve Transit Authority’nin toplam 2700 çalışanı evinde karantina altına alındı. Bu olay, şirket yönetiminin haftalarca maske vermeyi reddetmesinin ardından gerçekleşti.

Temel gıda sağlayıcıları ve market çalışanları için koruma eksikliği, hem işçiler hem de tüketiciler açısından risk teşkil etmektedir. Covid-19’dan önce yemek servisi çalışanlarının yalnızca yüzde 25’i ücretli sağlık izni kullanabildi. New Yort Times gazetesinde yer alan bir haberde, Hastalık Koruma ve Önleme Merkezleri’nin 2014 yılında yayınlanan raporunda yemek servisi çalışanlarının yüzde 20’sinin kusma veya ishal belirtileri bulunmasına rağmen çalışmak zorunda oldukları belirtildi (Yazının Başlığı: “Halk Sağlığının Ötesine Kârı Getiren Şirketler”).

Yangının Küllerinden

Covid-19’dan kaynaklı olarak halkla temas hâlinde olan “ön cephe işçilerinin” trajik ölümlerinin gerçekleşmesi gerekmiyor. Triangle Yangını, emekçilerin ve ABD işçi hareketlerinin tarihinde bir dönüm noktası olmuştu. Yangından çıkan sonuçta işçiler; yangın güvenliği uygulamalarının ve bina yapılarının iyileştirilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık tesislerinin düzenlenmesi, toplu pazarlığın teşvik edilmesi, kadınların ve çocukların çalışma saatlerinin sınırlandırılması gibi kazanımlar elde edilmesini sağladı. Asgari ücretten tazminatlara ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği İdaresi’nin kurulmasına kadar her şey, Triangle-sonrası reformlar için yapılan baskılar sonucunda elde edildi.

Yangına tanıklık eden ve daha sonra Roosevelt döneminde ABD Çalışma Bakanlığı yapan Frances Perkins, Triangle Yangını’nı New Deal’ın doğum günü olarak nitelendirdi.

Triangle Hikayesi yalnızca sıradan bir başlık değil, tepkisel olarak emeğin gücünü göstermesine, sendikal mücadelelere, örgütlenmelere ve işçi hareketlerine çağrışım yapar.

Yangından iki yıl öncesinde Triangle’da çalışanlar da dahil olmak üzere 20 bin göçmen kadın konfeksiyon işçisi, Uluslararası Kadın Konfeksiyon İşçileri Sendikası (ILGWU) ile birlikte, güvenli ve sendikalı işyerleri talebinde bulundu. Binlerce işçi sendikalı ve güvenli işyeri hakkına erişti, ancak Triangle’da bu haklar elde edilemedi. Yangının yüzüncü yıldönümünde Çalışma Bakanı Hilda Solis, “Bu işçilerin bir sesi- bir sendikası- olsaydı ve koşulların düzeltilmesi hakkında taleplerini iletebilselerdi, bu olaylar muhtemelen önlenebilirdi. Onlar örgütlenmeyi denedi ve acımasız bir muhalefetle karşılaştı” dedi.

Yangından sonraki günlerde yüz binlerce New Yorklu ILGWU tarafından düzenlenen yürüyüşlerde New York sokaklarını doldurdu. New York ve ülke çapında yeniden canlanan emek hareketi, hesap verilebilirlik ve reform çağrılarına öncülük etti ve yıllar boyunca eyalet ve devlet üzerinde durmaksızın baskı uyguladı.

Büyük reformlar genellikle Perkins, Senatör Wagner ve Başkan Roosevelt gibi kişilere mâl ediliyor. Ancak yüz binlerce işçinin örgütlenmesi ve grevleri olmasaydı, -onların karşısındaki- “şiddetli muhalefet” büyük ölçüde reformları engellemeyi başarabilirdi. Yangın sonrası dönemde sendikal örgütlenmeye katılan ve örgütlenmeyi oluşturan, kamuoyu oluşturucu eylemlere katılan işçi sayısında önemli oranlarda artış görüldü. Trajik bir olayı, kalıcı bir değişime dönüştürmek için bir hareketlilik gerekliydi.

Covid-19 İçin Dersler

Bu kriz yeni arayışları tetikleyecek ve toplumun temel koruma ve haklar konusundaki anlayışını dönüştürecek mi? Değişimin tohumlarını zaten görüyoruz. İşçiler, kendilerinden önceki -tarihteki- tekstil işçileri gibi karşılıklı yardımlaşma ve eylemler için örgütleniyorlar. Pittsburgh sağlık çalışanları, kişisel koruyucu donanımlar ve ek ücret için “kara kedi grevi” (fiili grev) gerçekleştirdi. Amazon, Whole Foods ve Instacart çalışanları ücretli izin, daha güvenli çalışma koşulları ve yarı zamanlı çalışanlar için sağlık hizmetleri amacıyla grev yaptı. Chipotle işçileri, ücretli sağlık izni ve hijyenli-güvenli çalışma koşulu talepleriyle bir yürüyüş gerçekleştirdi. General Electric çalışanları da fabrikalarının ventilatör yapımında kullanılması talebiyle protesto gerçekleştiriyorlar.

Kısa bir süre önce Whole Foods grevinin öncüsü umutla şu açıklamayı yaptı: “Bu hafta inanılmaz bir küçük grev dalgası oldu ve tüm bu farklı hareketlerin bir araya geldiğini görmek istiyorum. Çünkü taleplerimizin birçoğunda ortaklık var.”

146 işçinin Triangle Yangını’nda işverenlerin kârları uğruna yaşamışını yitirmesinde olduğu gibi, Covid-19 krizi de çalışan yoksul insanların ve göçmenlerin hayatını tehlikeye atarak ve korku salarak “tetikleyici olay” olma ihtimaline sahip. Hastalık riskine karşı çalışmaya zorlanmak, kadınların ve çocukların fabrikada kapalı kapıların arkasında 24 saat kilitli kalarak çalışmak zorunda bırakılması kadar şok edicidir.

Ama her zaman olduğu gibi diğer tarafta olanlar – patronlar ve sermaye sahipleri- emekçilerin koşullarının daha da kötüleşmesi için mücadele edeceklerdir.

Garment workers march in protest.

Beyaz Saray koronavirüs salgınını kullanarak; sendika karşıtlığı, daha sıkı sınır kontrolleri, gıda güvenliği denetimleri ve çevre düzenlemelerini geri alma politikalarını uyguluyor. Patronlar sözleşmeleri feshetmeye, ücret ve sosyal güvenlik yükümlülüklerini azaltmaya, koyucu düzenlemeleri geri almaya ve denetim ve gözetimi arttırmaya çabalıyorlar.

Ancak yüz yıl önce çalışan emekçiler gibi, hareketimizin gücü bize bu trajedik olayı kalıcı bir değişime dönüştürmek için mücadele şansı veriyor. İlk adımı atmak zorundayız!

David Unger, Will COVID-19 Be Our Triangle Fire?, LaborNotes, Çeviri:Erkan Kıdak

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’ndan bankalara çağrı

Tüm bankaları sıkıntıya düşen firmalara destek olmaya çağıran Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, “Şirketlerimiz bankalar tarafından ‘limit bitti’ denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor. Buradan tüm bankalara seslenmek istiyorum. Bu dönem karlılık düşünecek, şirket seçecek dönem değil” dedi.​Hisarcıklıoğlu konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:
“Tüm dünya Koronavirüs salgını dolayısıyla oldukça zor bir dönemden geçiyor. Bu dönemde ülkemizde de pek çok işletmemizin faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Birkaç sektör dışında  tüm firmalarımızda da ciddi ciro kayıpları var.
Devletimiz bu dönemde ekonomik etkileri kontrol altında tutabilmek için birçok tedbir açıkladı. Bu tedbirlerin ana omurgasında da vergi ertelemeleri, kısa çalışma ödeneği ve düşük maliyetli işletme kredileri var. Her üç tedbir de firmalarımızın faaliyetlerinin devam etmesi ve istihdamın korunması için çok önemli.


Özellikle kredi genişlemesinin sağlanabilmesi için Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı tedbirler kapsamında KGF’nin kefalet kapasitesi 250 milyar lira artırıldı.
Ancak, 81 ilden oda ve borsalarımıza gelen şikayetler bu kredilerin bankalar tarafından finansman sıkıntısı çeken firmalarımıza ulaştırılmasında sıkıntılar yaşandığını gösteriyor. Şirketlerimiz bankalar tarafından “limit bitti” denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor. Hatta koronavirüsten olumsuz etkilenen firmalarımızın değil de, kredibilitesi yüksek büyük firmalara kredi kullandırıldığı yönünde de eleştiriler var.
Buradan tüm bankalara seslenmek istiyorum. Bu dönem karlılık düşünecek, şirket seçecek dönem değil. Hepimiz aynı gemideyiz. Reel sektör olmazsa bankacılık kesimi de olmaz. Devletimiz zaten riskin %80’ini üstleniyor. Tüm bankalarımızı sıkıntıya düşen tüm firmalarımıza destek olmaya çağırıyorum”.

Hisarcıklıoğlu, Türk Ticaret ve Sanayi Odası üyeleri ile görüştü

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Türk Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) Başkanı olarak TTSO Üyeleri ile video konferans yoluyla toplantı yaptı. ​

Toplantıya Türk Keneşi Genel Sekreteri Baghdad Amrayev ile Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan Oda Başkanları ve Macaristan, Kırgızistan Odaları katılım sağladı.

Koronavirüs salgınına karşı alınan önlemlerin paylaşıldığı toplantıda, Hisarcıklıoğlu Türkiye’de alınan tedbirleri katılımcılarla paylaştı