Gültekin Uysal Dava bayrağını yaşatan gönül dostu Çerkes kardeşlerime selam olsun!

Demokrat Parti Genel Başkanı Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal

İnsanlığın yüzünü kızartacak zulüm ve soykırımları icad edenlerin tarihe acıları kazıdığı bir gün… #21MayısCerkesSoykırımı… Hayatlarını kaybedenlerin ruhları şadolsun! Dava bayrağını gittiği heryerde yaşatan gönül dostu Çerkes kardeşlerime selam olsun!

Resim
Resim

Millet ile devleti birbirine yakınlaştıran Anavatan Partisi, 20 Mayıs 1983’te, bundan tam 37 sene önce 8.Cumhurbaşkanımız Turgut Özal tarafından kurulmuştu.

Demokrat Parti Genel Başkanı Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal İfade hürriyeti,inanç hürriyeti ve teşebbüs hürriyeti” üzerinde partiyi inşa eden kurucu genel başkan 8.Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ı,aramızdan ayrılmış olan kurucu kadrolarını ve çalışma arkadaşlarını rahmetle yad ediyor, hayatta olanlara sağlıklı bir ömür diliyorum.

Partimiz çatısı altında 2009 yılında birleşmemizin sonrasında Anavatan Partisi ruhunu yaşatmaktayız. Ülkemizin refahı ve gelişimi için çok önemli hamlelerin icracısı,fikriyatı ve kadroları ile tam bir bütünleşme sağladığımız Anavatan Partisi’nin kuruluş yıldönümünü kutlarım.

Bu manada Anavatan Partisi, kesintiye uğrayan Adalet Partisi ve Süleyman Demirel’in icraat çizgisini sürdürmüş demokrat geleneğin bir temsilcisi ve uygulayıcısı olarak milletin gönlünde taht kurmuştu.

O meşhur hareket, elleri birleştirerek başın üzerinde tutarak yaptığı hareket ile de hafızalara kazındığı üzere, Turgut Özal, 12 Eylül döneminde ayrışmış Türk milletini yeniden birleştirmeye yönelik bir siyaseti benimsemişti.

Resim
Dünya’yı, tarihi değiştiren, çağlar açıp kapatan her mühim olay bir “adım”la başladı. Kâh kavimlerin yurtları dışına attıkları bir adım, kâh “Dünya Başkenti”ne atılmış bir adım, kâh Ay yüzeyinde ilk adım… Adımlar değiştiriyor tarihleri ve elbette kaderlerimizi.
Resim

Bandırma Vapuru İstanbul’dan hareketinden önce ‘Vize Kontrolü’ vesilesiyle arandı. Kızkulesi açıklarında işgal güçleri tarafından arama yapılan vapur, akşam saatlerine doğru Samsun’a doğru yola çıktı.

Bir varolma/yokolma mücadelesi 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru’nun İstanbul’dan hareketi ile başladı. Ve bundan 101 yıl önce bugün Samsun’da Anadolu toprağı ile buluştu.

Resim
76 yıl evvel bugün; habis,farklılıkları tehlike addeden,tek tipçi Stalin rejimi,insanlığın gözü önünde kıyıma varan bir sürgün ve 423.100 Kırımlı soydaşımız… Kaybettiğimiz soydaşlarımızı rahmetle anıyor, tanıklarını saygı ile selamlıyor,faillerini bir kez daha lanetliyoruz.
Resim
Azim, inanç ve cesaret taşıyan bir vapurla İstanbul’dan “istiklâl”e kut’lu bir yolculuk. Samsun’da İstiklal ateşini yakan heyetin İstanbul’dan hareketinin 101. yılında, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm heyeti saygı ve rahmetle anıyoruz.
Resim
Bugün,Türk Demokrasi Tarihinin makus kaderini değiştiren,iki asır denenen lakin birçok sebeple vakıf olunamayan “demokrasiye geçiş” teşebbüslerinin başarılı olduğu, “bir devre son verilen ve başka bir devrin açıldığı” o müstesna günün 70. Yılı; bizim için “demokrasi bayramı”

Gamze Akkuş İlgezdi Kültür- Sanatta Büyük Erozyon Yaşanıyor

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, iktidarın kültür ve sanatı dışlayan tutumu nedeniyle opera, bale ve orkestra seyirci sayılarının yüzde 27 düştüğünü kaydederek, “Sanatı bina yapmak sanan iktidar kültür sanatta büyük bir erozyon yaşanmasına neden oluyor. Opera, bale ve koraların seyirci sayıları, temsil sayıları, kadroları sürekli azalıyor” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, opera, bale, orkestra, koro ve toplulukları ile ilgili istatistiklerden derlediği Kültür Sanat Raporunu açıkladı. 
CHP’li İlgezdi, Türkiye’de geçtiğimiz 7 sene içerisinde Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı opera, bale, orkestra, koro ve toplulukların seyirci sayısı yüzde 27 oranında azaldığını ortaya koyarak, “2013-2014 sezonunda seyirci sayısı 816.573 iken, 2018-2019 sezonunda bu sayı 597.532’ye geriledi. Nüfus 6,5 milyon arttı ama seyirci sayısı bırakın nüfus oranında artmasını, yüzde 27 azaldı. Opera ve Bale alanında geçtiğimiz yıl hizmete giren yeni koltukların yüzde 86’sı boş kaldı” dedi. 
Çarpıcı verileri açıklayan İlgezdi, “Daralma sadece seyirci sayısıyla sınırlı kalmadı. Bakanlık bünyesinde görev yapan sanatçı sayılarında ciddi bir azalma var. Geride bıraktığımız 6 sene içerisinde sanatçı kadrolarının yüzde 11’i boşaldı. Boşalan kadroların çoğunluğu ise kadın sanatçılara aitti” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi


KOLTUKLARIN YÜZDE 86’SI BOŞ KALDI 
İlgezdi bina yaparak sanat yaptığını sanan bakanlığa istatistiklerin yanıt verdiğinin altını çizerek, “2018-2019 sezonda seyirci sayısı 322 bine yükselirken, bir önceki sezona göre artış yüzde 10 olarak kayıtlara geçti. Ancak koltuk sayısında bir önceki sezona göre 2018-2019 sanat yılında yüzde 96 artış meydana geldiği düşünüldüğünde, yeni hizmete giren koltukların yüzde 86’sının boş kaldığı ortaya çıktı” açıklamasını yaptı.  
HER ALANDA GERİLEME  
Bütünlüklü bir kültür sanat politikası yerine Devlet Opera ve Balesini yap-boz tahtasına çeviren zihniyetin sonuçlarını ortaya koyan Genel Başkan Yardımcısı İlgezdi “2018-2019 sezonunda 2013-2014 sezonuna kıyasla gösteri sayısında yüzde 26, oynanan eser sayısında yüzde 5 ve salon sayısında yüzde 13 azalma meydana geldi” dedi. 
KADROLAR BOŞALIYOR, KADINLAR DIŞLANIYOR
Kadını toplumun her alanından yok etmeye çalışan iktidarın, sanat kurumlarında da aynı politikayı güttüğü ifade eden Gamze Akkuş İlgezdi, “Devlet Opera ve Balesinde görev yapan sanatçı sayısı her yıl azalıyor. 2014-2015 sezonunda 2.737 olan sanatçı sayısı, 2018-2019 sezonunda 321 kişi azalarak 2.416’ya geriledi. 2018-2019 itibariyle kurumda görev yapan sanatçı sayısı 2014-2015 sezonuna göre yüzde 12 oranında azalmış oldu. Dikkat çeken ayrıntı ise kurumdan ayrılan 321 kişiden 273’ünün kadın sanatçılardan oluşması. Buna göre 2014 yılından günümüze kurumda boşalan kadroların yüzde 85’inde daha önce kadın sanatçılar görev yapıyordu” diye konuştu. 
Kültür Sanat istatistiklerinin durumu özetlediğini vurgulayan İlgezdi, “Türkiye’de kültür ve sanat alanında bütün doğruları ve kazanımları ortadan kaldıracak negatif bir dönüşüm yaşanıyor. Köklü sanat ve kültür kurumları birer ikişer kapatılıyor. Yasak, sansür ve baskı her alanda kendini hissettiriyor. Sanat faaliyetlerini kendi ideolojik kodlarına uygun biçimde dönüştürmeye çalışan iktidar, başarılı olmadığı noktada devlet aygıtını bir güç olarak devreye sokuyor” dedi. 

Resim
21 Mayıs 1864… Bir halkın vatanından koparıldığı; anaların, çocukların aç, susuz Karadeniz’in azgın sularına sürüldüğü tarih… Binlerce Çerkes’in soykırıma uğradığı, sürgün edildiği bu günü asla unutmayacağız.
Resim
Kadir Gecesi’nin tüm dünyaya sağlık, barış ve mutluluk getirmesini diliyorum. #Kadirgecesi
Resim
Ulu önderimizin bizlere miras bıraktığı ülkemizi, çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarıp, bizden sonraki nesillere teslim etmek en büyük görevimiz. Kadın, erkek, genç, yaşlı demeden bu şanlı görevin istikametinde tüm gücümüzle ilerlemekten asla vazgeçmeyeceğiz. #19Mayıs
Resim
İleri görüşlülüğü ve bilime olan sayısız katkısıyla çağdaş bir Türk kadınıydı Türkan Saylan… Işığıyla aydınlattığı on binlerce kardeleni görünür kılan Türkan Saylan iyi ki bu topraklar senin gibi güçlü, mücadeleci ve asla pes etmeyen bir kadın gördü.
Resim
Anadolu insanının sevdası da döküldü onun sazından kederi de… Haksızlığa hiçbir zaman boğun eğmedi, türküleriyle halkının sesi oldu. Değerli ozanımız Âşık Mahzuni Şerif’e bin selam olsun! #AşıkMahzuniŞerif

CHP’li Gülizar Biçer Karaca: Hayvanları katledenler adalet önünde hesap vermeli

Karaca: Hayvanları katledenler, hayvana eziyet ve işkencenin cezasız kalacağından cesaret alanlar ve katliamlara göz yumanlar adalet önünde hesap vermeli! 
CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca Denizli Büyükşehir Belediyesi Katı Atık Bertaraf Tesisi Harfiyat Atık Bölgesi’nde, üstelik Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı besleme odağının hemen yakınındaki bölgede araçlardan çöpe atılan cansız hayvan bedenleri görüntüleri üzerine açıklamalarda bulundu.
Genel Başkan Yardımcısı Karaca’nın açıklaması şöyle:
Denizli Büyükşehir Belediyesi Katı Atık Bertaraf Tesisi Harfiyat Atık Bölgesi’nde, üstelik Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı besleme odağının hemen yakınındaki bu bölgede araçlardan çöpe atılan cansız hayvan bedenleri görüntüleri sosyal medya başta olmak üzere yüzlerce mecrada yer almış, hayvanların öldürülüp çöpe atıldığı görüntüler sadece duyarlı Denizli halkını değil, hayvan hakları alanında yıllardır emek veren dernek ve oluşumları, aktivistleri derinden üzmüştür. Belediye Başkanı Osman Zolan’ın canlarınız bize emanet yönündeki açıklamaları, hayvanların cansız bedenlerini taşıyan araçların üzerindeki sözde hayvan dostu sloganlar ile tamamen çelişen bu görüntüler telafisi olmayan bir katliamdır.
CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili olarak, doğadaki tüm canlıların uyum içinde yaşaması gerekliliğinden hareketle bugüne dek hayvanların mal değil can olarak görülmesi, mevcut yasadaki yetersizliklerin ortadan kalkması, hayvanları koruma kanunun hayvan hakları kanunu olarak acilen ve ertelenmeksizin çıkarılması, üyesi olduğum TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nda verdiğimiz emeğin boşa gitmemesi ve kamuoyuna da açıkladığımız raporda yer alan önerilerin hayata geçirilmesi için mücadele ederken memleketimde yaşanan bu felaketin sorumlularının derhal açığa çıkarılması, Adalet önünde hesap vermesi için konunun takipçisi olacağım.
Hayvana her türlü şiddet, kötü muamele ve eziyetin cezasız kalacağından cesaret alanlar bilmeli ki, katledilen canlar geri gelmeyecek ancak bir tek canın dahi incinmemesi, hayattan koparılmaması için hayvan dostlarıyla birlikte haklı ve ısrarcı mücadelemiz sürecek. Bizler ise vicdan yoksunları, yasaya aykırı hareket eden kamu görevlileri ile onca hayvanın öldürülüp “çöp” e atışması talimatı verenlere sormayı, görevlerini hatırlatmayı sürdüreceğiz.

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca


Denizli halkının ödediği vergileri hayvan barınağı için kullandığını iddia ederek, hayvan dostlarımız üzerinden reklam yapan, vicdanları kanatan bu yaşananların sorumlusu olan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Bilgi edinme talebinde bulunacağım, soru önergeleriyle TBMM’de de konunun takipçisi olacağım. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan’ı bu gerçekliğe dair hesap vermeye, kamuoyuna açıklama yapmaya davet ediyoruz. Vicdanları yaralayan, Ramazan ayında hemşehrilerimizin haklı tepkileriyle isyanına yol açan hayvan katliamının tekrarının yaşanmaması için TBMM’ye sunduğum teklifin de derhal yasalaşması gerektiğini hatırlatmayı görev olarak görüyoruz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sürgünde hayatını kaybeden Çerkesleri saygıyla anıyorum.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 156. yılı nedeniyle paylaşımda bulundu.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Twitter’daki paylaşımında, şunları kaydetti:
“Bugün 21 Mayıs!
1864’te Rus Çarı’nın emriyle; ölümle, yoklukla dolu bir yolculuğa zorlanan büyük sürgünde hayatını kaybeden Çerkesleri saygıyla anıyorum. Tarihleri acılarla olduğu kadar, kahramanlıklarla da dolu olan Çerkes kardeşlerimize yaşatılan zulmü unutmadık, unutmayacağız.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: VATANDAŞIMIZ İLK SEÇİMDE İKTİDARI, DEMOKRASİDEN YANA OLANLARA VERECEK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gazete Duvar’dan Özlem Akarsu Çelik’e verdiği röportaj şöyle:

Türkiye’de ekonomik buhran yaşandığını ancak gerçeklerle yüzleşmek istemeyen hükümetin, dövize endeksli, Hazine garantili ihalelerin müteahhitlerini daha çok düşündüğünü söyleyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na göre ‘hayali darbe’ senaryosu da halkın gerçek gündemini bastırmak için dolaşıma sokuluyor. “Bayram geliyor ve milyonlarca vatandaşımız çocuklarına sembolik bir bayram harçlığı dahi veremeyecek” diyen Kılıçdaroğlu, ‘çok geniş toplumsal bir mutabakat’la ilk seçimde iktidarın el değiştireceğini de ifade etti.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, TBMM 23 Nisan Özel Oturumu’nda kamuoyuyla paylaştığı 16 maddelik önerisinin her bir maddesini gündemdeki başlıklarla sorduk ve ayrıntılı yanıtlar aldık. Kılıçdaroğlu, ekonomik krizden baskın veya erken seçim ihtimaline, CHP’li belediyelerin icraatlarından toplumsal barışın nasıl sağlanacağına, siyasette popülizmden darbe tartışmalarının ne amaçla gündemde tutulduğuna kadar birçok konuda açıklamalar yaptı.
Biz iktidarın seçimler yoluyla el değiştireceğini söylüyoruz. Vatandaşlarımız ilk seçimlerde, iktidarı kullanma yetkisini demokrasiden, şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, denetlenmekten, yaşamın her alanında adaletten yana olan bizlere verecek. Buradaki biz atfı sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ni de içermiyor. Bahsettiğim bu kriterlere uygun bir iktidarı öngören, hedefleyen tüm siyasi partileri kapsıyor” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 16 maddelik önerisine ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

FARKLI TOPLUMSAL KESİMLER, AYNI MASADA BULUŞABİLECEĞİNİ 31 MART’TA GÖSTERDİ
1-Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla, yeni bir demokratik anayasa yapmalıyız.
“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”ni getiren anayasa değişikliği, 16 Nisan 2017 halkoylamasında, mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla kabul edilince “Bu seçimi tanımıyoruz, tanımayacağız” dediniz. “Adalet” talebiyle 15 Haziran 2017’de Ankara’dan başladığınız ve İstanbul’da sonlandırdığınız “Adalet Yürüyüşü”nün başlattığı rüzgârla gidilen 31 Mart Yerel Seçimi’nde, CHP’nin öncülüğünde oluşturulan Millet İttifakı başarılı oldu. Ancak Millet İttifakı içinde yer alan veya yakınında duran siyasi yapılar birbirinden o kadar farklı ki, yeni bir anayasada nasıl ortaklaşılacak? Olası bir baskın seçimde CHP’nin, DEVA Partisi ile GELECEK Partisi’ne, tıpkı İYİ Parti’ye yaptığı gibi milletvekili desteği verebileceği yönündeki açıklamanıza MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tepki gösterdi ve bir dizi öneride bulundu. Bahçeli’nin önerilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu söyleyeyim, bizim için, 16 Nisan 2017 Referandumu, tüm sonuçlarıyla birlikte gayrimeşruluğunu sürdürmektedir. Ancak bu “16 Nisan Referandumuyla ortaya çıkan yeni anayasal düzeni meşru bulmuyorum, dolayısıyla bu oyunda oynamıyorum” demek değildir. Biz demokrasi mücadelemizi, yeni anayasal düzenin meşru olmadığını savunmaya devam ederek sürdürüyoruz. Bu nedenle her zaman yeni bir anayasanın yapılması gerektiğini savunuyoruz. Adalet Yürüyüşü ve sonrasındaki sosyal ve siyasal gelişmeler bizim haklılığımızı göstermektedir. Zaman zaman şu örneği veririm: Adalet Yürüyüşü’ne Ankara’nın Çankaya ilçesi sınırları içinde bulunan Güvenpark’tan başladım. İkinci gün belediyesi CHP’li olan Yenimahalle ilçesini geride bırakmıştık. Yürüyüşün 23’üncü gününe kadar CHP’li başka tek bir belediyenin sınırları içinden geçmedik. Önce Kartal ve nihayetinde Maltepe’ye vardığımızda beni milyonlar karşılamıştı. Bugün, yürüyüşe başladığımız Ankara’yı, Bolu’yu, Kocaeli’nin İzmit ilçesini ve İstanbul’u CHP’li belediyeler yönetiyor. Yani toplumsal muhalefetin örgütlenmesinde ne bir gecikme ne de bir ürkeklik var. Maltepe’de “Bu yürüyüş bir son değil, yeni bir başlangıçtır” demiştim; Maltepe’de bulunduğumuz nokta bir duvarın önüydü. Biz yerel seçimlerle birlikte o duvarın arkasına geçtik. Peki, nasıl oldu bu? Toplam 25 gün süren yürüyüşümüz ve sonrasındaki kararlı duruşumuz bizi de bizimle yürüyenleri de bizi izleyenleri de değiştirdi. Siyasi gelenek ve dünya görüşü ayrımı gözetmeksizin, adalet ve demokrasi için herkesle birlikte olunabileceğinin toplumsal zihni dönüşümü bu yürüyüş sayesinde olgunlaştı. Bizimle hiçbir zaman bir araya gelemeyeceklere, “Herkes için adalet” istediğimizi en yalın halimizle göstermiş olduk. Dolayısıyla 31 Mart Yerel Seçimleri sadece CHP’nin, sadece Millet İttifakı’nın başarısı değildir. Kendisini, Millet İttifakı’nı oluşturan partilerden herhangi birine ait ve/veya yakın görmeyen seçmenlerimizin de katkı sağladığı bir başarıdır. Yani demokrasiye, adalete bağlılıklarını sandıkta göstermiş tüm seçmenlerimizin başarısıdır. “Ne olursa olsun CHP’ye oy vermem” şeklinde özetlenebilecek politik bir yargıyı yıkmış olan herkesin parçası olduğu haliyle de hak talep edebileceği bir başarıdır. Kararında ve zamanında atılan, içten ve samimi adımların sonucunu aldık. Haliyle de yeni anayasa yapmak bu sürecin belki de en kolay yolu. Çünkü farklı toplumsal kesimler, demokrasi ve adalet adına aynı masada buluşabileceklerini 31 Mart Seçimleriyle birlikte göstermiştir.

‘BU İTTİFAK, AK PARTİ’NİN GİTMESİ İÇİN DEĞİL YEPYENİ BİR PARLAMENTER DEMOKRASİ İSTEYENLER İÇİN KURULDU’
Elbette ortaya çıkan metin, o metnin hazırlanmasına katkı sağlayan tüm kesimleri azami düzeyde tatmin etmeyebilir. Ancak o metnin hazırlanmasına katkı sağlayan tüm kesimlerin ortak noktası şu olacaktır: Asgariyi de aşan düzeyde uzlaştık. Örneğin, “Parlamenter demokraside uzlaştık, toplumun çok büyük bir kısmının iradesinin parlamentoya yansımasına olanak tanıyan bir seçim sisteminde uzlaştık, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasında uzlaştık, din ve inanç özürlüğü ile ifade ve fikir özgürlüğünde, medya özgürlüğünde, örgütlenme ve sendikalaşma özgürlüğünde uzlaştık” denilecektir.
Bu bağlamda, bizim “Demokrasi ittifakı” dediğimiz -elbette başka bir kavramla da isimlendirebilir- ittifakın ana felsefesi, mevcut siyasi iktidara yönelik bir ittifak değildir. Yani biz, AK Parti’nin gitmesi için ittifak kurmuş değiliz. Bu ittifak, “Ülkemiz demokrasiyle taçlansın, ülkemiz yeniden demokratik parlamenter sistemin evrensel kurallarıyla da birlikte yönetilsin, eski dönem parlamenter demokrasinin tüm arazlarından da temizlenmiş olarak yepyeni bir parlamenter demokrasi kurulsun” diyenlerin birlikteliğidir. Boşuna mı diyoruz, “Türk hukuk sistemi darbe hukukundan arınsın…” Dolayısıyla bu ittifakı AKP karşıtlığı üzerinden konumlandırmak, tanımlamak son derce yanlıştır. Biliyorum ki AK Parti içinde hâlâ siyaset yapan çok sayıda arkadaşımız, AK Parti’ye oy veren ve hatta vermeye de devam edecek yüz binlerce vatandaşımız, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, ilk günden itibaren yanlış bir tercih olduğunu gördü.

‘DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEME AK PARTİ VE MHP’Lİ KARDEŞLERİMİZDEN DE DESTEK GELECEK’
Sorunuzun diğer bölümüne gelirsek, katıldığım bir internet televizyonu programında gazeteci arkadaşımız, 2018 Genel Seçimleri öncesinde İYİ Parti’nin seçimlere girmesini engellemeye dönük girişimi boşa çıkarmış olmamızı anımsatarak, “Gelecek ve DEVA Partisi’nin de seçimlere girmelerinin engellenmek istenmesi halinde benzer bir adım atar mısınız?” diye sormuştu. “Böyle bir kumpas yaparlarsa demokratik yöntemler içinde bütün o kumpasları aşmak mümkündür” yanıtını vermiştim. Yani bizim için tüm sorunların çözümünde demokratik yöntemler esastır. Ne yapılacaksa demokrasi için ve demokratik yöntemler içinde yapılır, yapılmalıdır. Sayın Bahçeli’nin önerileriyle ilgili konuşmayı da doğru bulmam. Bizim amacımız, Türkiye demokrasinin güçlenmesi, kökleşmesi; cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlanmasıdır. Sayın Bahçeli’nin tercihi de farklı bir doğrultuda. Ancak hiç şüphem yok, demokratik parlamenter sisteme AK Parti ve MHP’li kardeşlerimizden de büyük destek gelecek, “Evet, demokratik parlamenter sistem ülkemiz için ihtiyaçtır” diyeceklerdir. Buna inanıyorum…

‘NE BUGÜNÜN DÜZENİ NE DÜNÜN PARLAMENTER SİSTEMİ!’
2-Yeni anayasanın omurgası “Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması” olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü bir demokratik parlamenter sistem olmalıdır.
Türkiye’de parlamenter sistem arızalıydı ki, buralara geldik. Peki, şimdi nasıl bir parlamenter sistem olmalı? Korona salgını sonrası Türkiye’de işsizliğin ekonomik krizle birlikte daha da büyüyeceği ve bunun olası bir sosyal patlamaya zemin hazırlayacağı ihtimalinden bahsediliyor. Bir sosyal patlama öngörünüz var mı? Siyasi iktidarın CHP’yi darbeyi çağırmakla suçlamasının arkasında da bu ihtimalin yattığı ve siyasi iktidarın buna hazırlık yaptığı yorumu yapılıyor. Siyasi iktidar darbe tartışmalarını neden gündemde tutuyor?
İlk soruda değinmiştim, biz eskinin yeniden kurulmasını değil yeni bir parlamenter demokrasinin yani toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla kurulmasını savunuyoruz. Darbe hukukundan arındırılmış bir düzeni savunuyoruz; TBMM 23 Nisan 2020 Özel Oturumunda da vurguladığım gibi darbe hukukunun tüm yasalardan, yönetmeliklerden, genelgelerden temizlenmesini savunuyoruz. Örneğin seçim barajının kaldırılmasını ya da demokratik dünyadaki örnekleri, uygulamaları düzeyine düşürülmesini savunuyoruz. Denge ve denetim mekanizmasının, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir daha geri dönülemeyecek bir biçimde yaşama geçirilmesini savunuyoruz. Bakın, Mustafa Kemal Atatürk, yazılı kaynaklara geçmiş haliyle 1916’dan yaşamının son anına kadar ödünsüz bir şekilde halkçılığı savunur. Halkçılık, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunun tartışmasız bir şekilde kabul edilmesidir. Ki onlarca sosyal bilimci, Atatürk’ün Halkçılık ilkesini, demokrasinin bir başka şekilde adlandırması olarak kabul eder, doğrusu da budur. Haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı’ya da uzanan bir parlamenter sistemi vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan da önce, 1920’yle başlayan demokratik yani halkçı bir parlamenter sistemimiz vardır. Bu sistem zaman zaman askeri darbeler yoluyla kesintiye uğradı ve darbelerin sonucu olarak yıprandı. Dolayısıyla yeni anayasal düzen de bu yıpranmanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Şimdi biz diyoruz ki ne bugünün düzeni ne de dünün parlamenter sistemi. Biz yeni bir demokratik parlamenter sistem kuralım, kuracağız. Cumhuriyetimizi 100’üncü yılında demokrasiyle taçlandıracağız.

‘İKTİDAR, HALKIN GERÇEK GÜNDEMİNİ BASTIRMAK İÇİN DARBE SENARYOSUNU GÜNDEME GETİRDİ’
Bugün Türkiye’de ekonomik bir buhran yaşıyoruz. İşsizlik verileri yükseliyor; yüzbinlerce ailenin geliri düştü. Ekonomik krize bağlı psikolojik rahatsızlıkların arttığı vurgulanıyor. Ekonomik buhrana yönelik önlemlerin vakit geçirmeksizin alınması gerekiyor. Biz, KOVİD 19 sürecinin başından itibaren kamuoyu aracılığıyla siyasi iktidara yapılması gerekenleri iletiyoruz. Ancak iktidar gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Saray ve çevresine göre ekonomik buhran yok, işsizlik yok, fakir fukara yok. İktidar, dövize endeksli, Hazine garantili ihalelerin müteahhitlerini daha çok düşünüyor. Yükü ise işçi, çiftçi, sanayici, esnaf, fakir fukara çekiyor. Hal böyle olunca da iktidar halkın gerçek gündemini bastırabilmek için hayali bir darbe senaryosunu gündeme getirmek istedi. Bakın o da tutmadı. Ne yaparlarsa yapsınlar, ülkenin gerçek gündeminin üstünü örtemiyorlar. Bakın bayram geliyor ve milyonlarca vatandaşımız çocuklarına sembolik bir bayram harçlığı dahi veremeyecek.

‘TÜRKİYE, TOPLUMSAL MUTABAKATLA CUMHURİYETİMİZİ DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRMA HEDEFİNE İLERLİYOR’
3-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve hukuk devletinin en önemli ayaklarından biri olan yargı kurumunun bağımsızlığı, kesin olarak sağlanmalıdır. Adalete erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
21 Nisan 2019 günü Çubuk’ta, PKK ile girilen çatışmada hayatını kaybeden Piyade Sözleşmeli Er Yener Kırıkcı’nın cenaze töreninde linç girişimine maruz kaldınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın size geçmiş olsun dememesi, siyasi iktidarın sizi halkı tahrik etmekle suçlaması, saldırganların tutuklanmaması, tüm muhalif kesimlere, vatandaşlara bir gözdağı mıydı? Son günlerde organize suç örgütü yöneticilerinin sosyal medya üzerinden birtakım açıklamalar yapması, bir organize suç örgütü yöneticisinin infaz düzenlemesiyle serbest bırakılması, “90’lı yıllara mı dönülüyor?” sorusunu sorduruyor. Neler oluyor?
Bana yönelik linç girişimini kişisel olarak önemsemiyorum. CHP Genel Başkanlarının neredeyse tümü benzer saldırıların hedefi olmuştur. Hal böyleyken bana yönelik linç girişimini öne çıkartmayı ahlaken ve vicdanen doğru bulmam. Burada beni üzen tek konu, son yolculuğunda şehidimize hak ettiği bir uğurlamayı yapamamış olmamız. Şehidimizi, dini vecibelerimize ve geleneklerimize uygun bir şekilde uğurlayamamış olmamız. Hukuk devleti çerçevesinde değerlendirmem gerekirse bana saldıranların korunmasından daha önemi olan, bu saldırının arkasında kimlerin olduğu. Er ya da geç ortaya çıkacaktır saldırının arkasındaki güçler. Ancak demokratik bir hukuk devletinde mümkün olabilir bu. Yoksa böyle bir hukuk düzeninde saldırının arkasındaki güçlerin ortaya çıkartılabileceğine yönelik bir umut içinde değilim, meşgul de değilim. Biz, çok geniş bir demokrasi ittifakı kurduğumuz ve bu ittifakı başarıyla sürdürdüğümüz için saldırıya uğradık. Dolayısıyla bu ittifak, cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırdığında saldırının arkasındaki güçleri ortaya çıkaracaktır.
Peki, benim için böyle olduğunda sıradan vatandaşlarımız için de böyle mi olmalı? Elbette ki hayır! Yaşamın her alanında, herkes için adalet talebini kararlılıkla dile getirmemizin nedeni de bu zaten. Mesele Kılıçdaroğlu meselesi değil. Ben yargıya erişim hakkı elinden alınmış vatandaşlarımızın hakkını savunuyorum. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle, içtihatlarla, vicdanlarıyla değil, sarayın işaretine göre karar alan, hüküm talep eden yargı mensuplarına karşı, haberleri nedeniyle tutuklanan gazetecilerin hakkını savunuyorum. FETÖ Borsaları sayesinde haklarındaki iddialardan kurtulanlara, kardeşi FETÖ’cü olduğu halde büyükelçi olanlara karşı, adil yargılanma hakkı dahi ellerinden alınanların hakkını savunuyorum. Tutuklu milletvekillerinin hakkını savunuyorum. Organize suç örgütlerinin ve onların elebaşlarının durumlarına gelince, Türkiye geçmişin hiçbir kötü dönemine dönmüyor. Türkiye büyük bir toplumsal mutabakatla, cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırma hedefine doğru ilerliyor. Umutsuz olacak, geçmişin kötü dönemlerini anımsayacak bir durum söz konusu değil.

‘İHALE TAKİPÇİLERİNİN, RÜŞVETÇİLERİN TBMM’DE NE İŞİ VAR!’
4-TBMM’de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir. Bir “Siyasi Ahlak Kanunu” çıkarılmalıdır.
“Sosyal medya etik kurallarının denetiminin sağlanması” iddiasıyla “etik” kavramının içi boşaltılırken medya üzerinden insanları ölümle tehdit eden bir kişinin açıklamaları için RTÜK Başkanı, “Çok büyütülecek bir mesele değil” diyebiliyor. Bugün, bizzat siyasi iktidarın eylem ve söylemleriyle etik sınırlar aşınmış durumdayken siyasetçilere ve siyaset kurumuna güven nasıl sağlanacak?
Bizim görüşümüze göre “siyasi ahlak” siyasetle uğraşan herkesi kapsamalı. Belli bir zümre, yapı, siyasi hareket, parti vb. siyasi ahlak ölçütlerinin dışında kalamaz. Doktorların etik kuralları var, hukukçuların etik kuralları var, eczacıların etik kuralları var ezcümle neredeyse tüm mesleklerin etik kuralları var. Esnaflığın da etik kuralları var, Ahi Evran’ın kurallarıdır bu. Ancak siyasetin etik kuralları yok. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Koyalım, belirleyelim etik kurallarımızı. Aslında siyasi ahlak yasası TBMM’nin saygınlığı için de önemlidir. Vatandaşla siyasetçi arasındaki güvenin pekişmesi için de önemlidir. Gerçekten de ihale takipçilerinin rüşvetçilerin, TBMM’de ne işi var! Siyaseti ahlak dışı uygulamalardan arındırmalıyız. Kim yasayla belirlenen etik kurallara aykırı hareket etmişse siyaset mekanizmasının dışında kalmalı.

‘YENİ BİR ANAYASA VE YENİ BİR DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEM HERKESİ BARIŞTIRACAK’
5-Yürütme, tüm icraatıyla mutlak denetime ve hesap verebilirliğe açık olmalıdır. TBMM’de kurulacak Kesin Hesap Komisyonu’nun başkanlığı da muhalefet partilerine verilmelidir.
Parlamentonun üçüncü büyük partisi olan HDP’nin dahi yok sayıldığı bir Meclis’ten muhalefetin hesap sorduğu bir Meclis’e geçiş için önce toplumun ayrıştırılan, birbirine düşmanlaştırılan kesimlerinin barıştırılması gerekmez mi?
Bakın “Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız” diyoruz, “Toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla yeni bir anayasa yapacağımızı, yeni bir demokratik parlamenter sistemin kurulacağını” söylüyoruz. Bunlar olduğunda herkes barışmış olacak zaten, merak etmeyin siz. TBMM’deki Kesin Hesap Komisyonu’nun durumu bu açıdan da önemli. TBMM’nin temel asli görevlerinden biri de denetim görevidir. Bu denetimin en önemli kısmı ise modern demokrasilere de temel olan Bütçe Hakkı’nın kullanımı ve denetimidir. Biz, TBMM’de Meclis İç Tüzüğü’nün değiştirilerek bir Kesin Hesap Komisyonu’nun kurulmasını ve başkanlığının da muhalefete verilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu durum, iktidardaki siyasi iradenin hesap vermekten korkmama, denetimden kaçmamasıdır. Bu aynı zamanda bir özgüven durumudur. Denetlenmekten ve gerektiğinde hesap vermekten korkmayan iktidar, her icraatını hukuka, vicdana, toplumsal barışa ve etik kurallara uygun yapan iktidar da demektir.

‘GENEL SİYASET BİZİM İŞİMİZ, BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN GÖREVİ HALKA HİZMET ETMEK’
6-Yerel yönetimler, rant ilişkilerini düzenleyici kurumlar olmaktan çıkarılmalı, refah devletinin asli unsurları haline getirilmelidir.
31 Mart’ta CHP’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere 11 büyükşehir belediyesini kazanması, siyasetin bundan sonra yerel yönetimler üzerinden yapılacağı, siyasi iktidarın buraları hedef alacağı şeklinde yorumlanmıştı, öyle de oldu. CHP’li belediyelerin, salgınla mücadele kapsamında halka yaptığı yardımların siyasi iktidarca engellenmesi halkta nasıl karşılık buluyor? CHP’li bazı büyükşehir belediye başkanlarının CHP’li olmayan seçmenden oy alması bir yana, o makamlara CHP yönetiminin onayıyla aday gösterilmelerine rağmen CHP’li kimliğini benimsememiş görünmesi partide eleştiriliyor mu?
CHP’li kimliğini benimsememiş belediye başkanlarımız mı var? Yok böyle bir şey. Bir belediye başkanının, başkanlık yaptığı beldeye yönelik en önemli hedefi, tek bir çocuğun dahi yatağa aç girmemesini sağlamaksa ve bu doğrultuda hizmet üretiyorsa, harcadığı her kuruşun hesabını veriyorsa, istihdamda ve atamalarında liyakati önceliyorsa, ihalelerinde yolsuzluğa kayırmacılığa izin vermiyorsa, hizmet verdiği beldede tek bir kişi dahi ötekileştirmiyorsa, özellikle yoksul mahallelere yönelik pozitif ayrımcılık yapıyorsa -ki CHP’li belediyelerimizin tümü böyle- CHP’nin kimliğini benimsemiş demektir. Biz belediye başkanlarımızdan siyaseti hizmet odaklı ve ayrımsız yapmalarını istiyoruz. Genel siyaset bizim işimiz. Onların görevi yukarıda saydığım ve elbette çoğaltılabilecek hedefler doğrultusunda belde sakinlerine hizmet üretmek.

‘VATANDAŞLAR BELEDİYELERİMİZİN BAŞARISINDAN MEMNUN, BUNU ERDOĞAN DA BİLİYOR’
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Siyasi iktidar belediyelerimize yönelik hangi engellemeleri yapıyor olursa olsun bir faydası yok. Vatandaşlarımız, kimin haklı kimin haksız olduğunu çok iyi görüyor. Siyasi iktidar bizimle, iyilikle yarışamayacağını kabullenmiştir. Oysa biz iyilikte yarışmak isterdik. Çünkü içinde bulunduğumuz salgının yarattığı ekonomik ve sosyal tablo çok ağır ve gün geçtikçe de ağırlaşıyor. Dolayısıyla da nerede yardıma muhtaç bir vatandaşımız varsa onun yanında olmak hepimizin görevi. Ancak bu zorunluluk, istediğimiz şekilde olmadı. Siyasi iktidar, bizimle iyilikte yarışmak yerine kendisinin yapamadığı ancak belediyelerimizin başarıyla yaptığı çalışmaları engelleme yoluna gitti. Peki sonuç ne oldu? CHP’li belediyeler yüksek bir başarı düzeyini yakaladılar ve vatandaşlarımız bu sonuçtan çok memnun. Bu gerçeği Sayın Erdoğan da biliyor. “CHP’li belediyeler yardımları kesecek, belediyeler terör örgütlerine teslim edilecek” vb. suçlamalar da yerle bir oldu. Bir elin verdiğini diğer elin görmediği, insan onuruna yakışan bir anlayışla yardımları kimseyi ötekileştirmeden ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Olayın bir diğer boyutu da yardım etmek isteyenlerin güven duygusu. Veresiye defterlerinin sıfırlanması, doğalgaz faturalarının, su faturalarının ödenmesi gibi kampanyaları biliyorsunuz. Bu kampanyaların başarıyla sürdürülmesinin nedeni, yardımsever vatandaşlarımızın CHP’li belediyelere duyduğu güven. Yardımseverlerimiz, yardımlarının en doğru yerde, amacına uygun bir şekilde kullanılacağına yönelik bir şüphe duymuyor.

‘TAYYİP BEY NE DERSE ONUN OLDUĞU BİR YÖNETİM ANLAYIŞI VAR’
7-Kamu istihdamında nepotizmden uzak, liyakate dayalı, bir personel politikasına ivedilikle geçilmelidir.
AK Parti’de “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinin siyasete dahil olmasıyla her şey değişti” yorumu yapılıyor. Bir yanda böyle bir kırılma var diğer yanda ise kabine içinde sadece iki bakandan söz ediliyor: İçişleri Bakanı ve Hazine-Maliye Bakanı… Süleyman Soylu ile Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak arasındaki husumet, zaman zaman taraftarlarının medyaya da yansıyan tartışmalarıyla ayyuka çıkıyor. İki bakanın kavgası kabineyi nereye götürür? Siyasi iktidar değişse, kurumlar liyakatsiz kadrolardan nasıl temizlenir?
İki bakanın arasında olduğu ileri sürülen tartışma bizim ilgi alanımızda değil. Türkiye bir tek adam rejiminin boyunduruğu altında. Tayyip Bey ne derse onun olduğu, onun oldurulmaya çalışıldığı bir yönetim anlayışı var. Liyakat yok, kayırmacılık en üst seviyede. Türkiye’nin en büyük ihaleleri belli grupların tekelinde. Tank palet fabrikasının peşkeş çekilmesi bu anlayışın sonucu; Hazine garantili köprülerin, otoyolların, şehir hastanelerinin ihaleleri bu anlayış doğrultusunda dağıtılıyor. Saray ve çevresi, ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeye dayalı bir düzen kurmuş durumda. Böyle bir düzende haliyle liyakat yok olur, göz ardı edilir çünkü liyakat onların amaçları doğrultusunda hareket etmelerinin önündeki en büyük engeldir. Devleti çıkarları doğrultusunda kullanamazlar. Oysa her kim kamuda işe girecekse siyasi bir yakınının torpiliyle veya şu ya da bu partiye yakın olduğu gerekçesiyle işi girmemeli. Devlet hak edene iş vermeli, ayrıca iş tanımının gereği iyi bir eğitimden geçirmeli. Sosyal devlet aynı zamanda çalışmak isteyen her işsiz için de -kamuda ya da özel sektörde- iş alanı yaratacak önlemleri almalı.

‘KIŞLAYA, CAMİYE VE ADLİYEYE SİYASET GİRMEMELİ’
8-Liyakate dayalı istihdam politikaları kapsamında özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte “sıfır” istihdam açığı hedeflenmelidir.
Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamalarından Diyarbakır Belediye Başkanlığı’na kayyım olarak atanan Diyarbakır Valisi’nin AK Parti il ilçe teşkilat başkanlarını video konferans ile toplayıp muhalefeti yok saymasına kadar bürokrasi siyasi iktidarın söylem ve eylemlerinin takipçisi durumunda. Hal böyleyken eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlik gibi kritik alanlardaki yanlışlarla nasıl mücadele edilebilir?
Parti olarak bir duyarlılığımız var. Biz Türk Silahlı Kuvvetleri (Genel Kurmay Başkanlığı) ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sıcak siyasi tartışmalara konu edilmesini doğru bulmuyoruz. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında, Beştepe’de düzenlenen toplantıda ve Yenikapı’da düzenlenen mitingde “Kışlaya, camiye ve adliyeye siyaset girmemeli” uyarısında bulunmuştum. Özellikle bu üç alan, siyasetin ve siyasetçilerin hâkimiyet kuracağı alanlar olmamalı; siyaset kurumu bu üç alan üzerinde bir hâkimiyet oluşturma çabasında bulunmamalı. Sorunuzla ilişkili olarak da (Diyanet İşleri Başkanı’nın LGBTİ’leri ve kadınları hedef alan son açıklamaları… ÖAÇ ) iki eski Diyanet işleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu ve Sayın Mehmet Görmez gerekenleri söyledi. Hatta Sayın Bardakoğlu, sanki olacakları tahmin etmişçesine, düşüncelerini tartışmanın öncesinde ifade etmişti. Dolayısıyla bu iki değerli ilahiyatçının sözlerini yeterli görüyorum.
Bizim, siyaset kurumunun aktörleri olarak yapmamız gereken, vatandaşlarımızın en doğru bilgiye ulaşmalarını sağlayacak kanalları açmak, açık olan kanalların da tıkanmamasını sağlamaktır. Bir başka önemli görevimiz de vatandaşlarımızın ekonomik, sosyal ve kültürel refahını yükseltmektir. Bu kapsamda ben, sevgili Peygamberimizin “İçki bütün kötülüklerin anasıdır” hadisinden ilhamla, Hikmet Kıvılcımlı’nın kullandığı “İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır” sözünü sıklıkla anarım. Gerçekten de işsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. İşsiz bir babanın, annenin, işsiz bir gencin yaşadığı sorunların tarifi yok. İşsizliği biz sadece ekonomik boyutuyla ele alamayız; işsizliğin psikolojik-sosyal boyutlarını göz ardı ederek de işsizlikle mücadele edemeyiz. Çocuğuna harçlık veremeyen, önüne bir tas sıcak çorba koymakta zorlanan bir ebeveynin yaşadığı dramın eşi benzeri yoktur. İşsizlik sadece işi olmayanların da sorunu değildir. Aldığı eğitime uygun bir işte çalışamayan ya da liyakatine uygun olmayan bir ücretle çalışmak zorunda kalanları da kapsar “işsizlik” sorunu. Haliyle biz diyoruz ki devlet özellikle dört alanda eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlik alanlarında “sıfır istihdam açığı” politikasıyla hareket etmelidir. Öğretmen sayımızı, sağlık çalışanı sayımızı, engellilerin, yaşlılarımızın ve benzer dezavantajlı grupların bakımını üstlenen sosyal hizmet çalışanı sayımızı, toplumsal yaşamın her alanında güvenliğimizden sorumlu çalışan sayımızı yükseltmeliyiz. Bu hedefin merkezinde de kamu istihdamı olmalı. Özellikle hâlihazırda bu dört alanda istihdam edilen çalışanlarımızın da mesleki tecrübe ve birikimlerini de arttıracak çalışmalar yürütmeliyiz. Bu politikanın iki temel sonucu olacaktır: Birincisi istihdamın artması ve işsizliğin azalması. En azından milyonlarca eve en az bir maaş girecek olmasının sağlayacağı ekonomik, sosyal ve kültürel iyileşme. İkincisi ise basit örnekler üzerinden gidersek çocuklarımız daha iyi eğitim alacak, vatandaşlarımızın özellikle temel sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaşacak, engelli ve yaşlı vatandaşlarımız ile ailelerinin yaşamları rahatlayacak. Sadece ülke güvenliği açısından değil yaşamın diğer alanlarındaki güvenlik algısı da “baskıcı” olmayan, evrensel hukuk kuralları ile insan haklarına uygun bir anlayışla yeniden düzenlenmiş olacak.

‘POPÜLİST İKTİDARLARIN SONUNUN GELDİĞİNİ GÖREN BİR SİYASETÇİYİM’
9-Vatandaşlarımıza asgari bir gelir güvencesi sağlanmalı, bu bağlamda “Aile Yardımları Sigortası Kanunu” ivedilikle çıkarılmalıdır.
Kasım 2018’de “Aile Sigortası”nı önerirken, “Siyasiler genelde sorunlara popülist anlayışla yaklaşırlar ancak bütüncül bir anlayışla sorunu çözmek iktidarların görevidir” demiştiniz. Bunca yıl geniş halk kesimleri popülist dile, “öfke de bir belagat sanatıdır” diyerek siyasi rakiplerine hakaret eden siyasetçilere maruz kaldı. Bu üslubu benimsemeyen siyasetçiler topluma kendisini nasıl anlatacak?
Aile Yardımları Sigortası, Türkiye’de güçlü bir sosyal devletin inşası sürecinde atılacak en önemli adımlardan biridir. Adı üzerinde, aile sigortası ailenin sigortasıdır. Aile Yardımları Sigortası; yoksulluk, eşitsizlik gibi temel sorunları çözmeye yönelik politika araçlarının yanı sıra yoksullukla mücadelenin sürekliliğini de içermektedir. Bir aile düşünün ki gerekçesi ne olursa olsun asgari bir gelirden yoksun kaldığında bilecek ki aile sigortası var. Yani o ailenin “asgari bir geliri” var. Bakın, Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 102 sayılı “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi”ni 1971’de imzaladı. Aile Sigortası da bu sözleşmenin kapsamı içinde bulunuyor. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, sözleşme kapsamındaki sekiz sigorta dalını uygulamasına karşın, Aile Yardımları Sigortası’nı uygulamıyor. Yaklaşık 49 yıldır göz ardı edilen bu sigorta dalının önemi, içinde bulunduğumuz KOVİD 19 sürecinde çok daha net bir şekilde anlaşıldı. Asgari düzenli bir gelirden mahrum milyonlarca aile var. Geçici ödemelerle destek olmak, bu ailelerin sorununu çözmüyor. Bir başka örnek de emeklilik yaşı kapsamında verilebilir. İşsizliğin yüksek olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Emekliliğine kısa süresi kalan bir kişinin yeniden iş bulması son derece güç. Aile Yardımları Sigortası bu aşamada da devreye giriyor. Prim ödeme gün sayısını doldurup, emeklilikte yaşa takılan işsiz kişiye ve ailesine Aile Yardımları Sigortası emekliliğine kadar destek olacaktır.
Ben vatandaşlarımıza her zaman doğruları söyleyen bir siyasetçiyim. Babamın da öğüdü böyle, “Sen doğru dur, eğri belasını bulur.” Buna inanan bir siyasetçiyim. Bu toprakların bereketine, insanlarının ferasetine her zaman güvenmiş bir siyasetçiyim. Ben popülist iktidarların sonunun geldiğini gören de bir siyasetçiyim. Vatandaşlarımıza doğruları söylemeye devam edeceğiz.

‘İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUM BİR AÇMAZ DEĞİL GEÇİCİ BİR DÖNEMDİR’
“Mevcut siyasi iktidar popülist, halkımızın bilinç seviyesi de düşük. Haliyle de buradan güzel bir sonuç çıkmaz” türünden yaklaşımların kabul edilebilir yanı yoktur. Bu yaklaşım öncelikle vatandaşlarımıza yönelik bir saygısızlıktır. Bu toprakların tarihinde benzer iktidarlar olmuştur ancak her seferinde sağduyu, dayanışma kazanmıştır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından temelleri atılan TBMM, 23 Nisan 1920’de bu duygularla açılmıştır. 2023’te 100’üncü yaşını kutlayacağımız cumhuriyetimiz Atatürk ve arkadaşları tarafından bu inançla kurulmuştur. Bu inancın temelinde halkımızın yüksek feraseti ve vatan sevgisi vardı. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz durum bir açmaz değil geçici bir dönemdir. Ve bu dönemin sonunda cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracak, gerçek anlamda demokratik, laik bir sosyal hukuk devletine ulaşacağız. Kimsenin şüphesi olmasın.

‘VATANDAŞIMIZ İLK SEÇİMDE İKTİDARI KULLANMA YETKİSİNİ, DEMOKRASİ VE ADALETTEN YANA OLANLARA VERECEK’
10-Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir Kamu İhale Sistemi’ne geçilmelidir.
18 yıllık siyasi iktidar kendi zenginlerini yaratmış ve onları ihalelerle daha da zengin etmişken sermaye sahipleri bu iktidardan neden vazgeçsin? Kısa Çalışma Ödeneği’ni ortadan kaldıran ve çalışanları günlük 39 lira 29 kuruşa mahkûm eden düzenlemeler, AK Parti’nin yoksul seçmeninde nasıl karşılık buluyor? Baskın bir seçim olmasa da bir erken seçim öngörüyor musunuz?
Mevcut iktidarın iktidardan vazgeçmesini beklemiyoruz ki! Biz iktidarın seçimler yoluyla el değiştireceğini söylüyoruz. Vatandaşlarımız, güzel ülkemizin iyi yönetilemediğini hatta savrulduğunu görüyor. Freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gittiğimizi görüyor. Ve bu gidişattan kurtulmanın tek yolunun da ilk seçimlerde yapacağı tercih olduğunu biliyor. Vatandaşlarımız ilk seçimlerde, iktidarı kullanma yetkisini demokrasiden, şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, denetlenmekten, yaşamın her alanında adaletten yana olan bizlere verecek. Buradaki biz atfı sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ni de içermiyor. Bahsettiğim bu kriterlere uygun bir iktidarı öngören, hedefleyen tüm siyasi partileri kapsıyor. İktidar erki el değiştirdiğinde göreceksiniz, bu değişiklik çok geniş bir toplumsal mutabakatın sonucuyla sağlanacak. Neredeyse herkesin kendisini ait gördüğü bir seçim başarısıyla gelecek bu değişim. Haliyle de mevcut siyasi iktidarın muhalefeti düşmanlaştırma çabalarının, muhalefeti ötekileştirme çabalarının bir manası yok, alabileceği bir sonuç da yok. Bunu, bizim bildiğimiz kadar, mevcut siyasi iktidar da iyi biliyor.

‘CHP, MUHAFAZAKÂR ÇEVRELERDE ELİTİST OLARAK GÖRÜLÜYORSA BUNUN SORUMLULUĞUNU O ÇEVRELERE YIKMAK DOĞRU DEĞİL’
11-Ücretliler üzerindeki vergi yükü makul düzeylere çekilmelidir.
“Sessiz yığınların sesi” olma iddiasıyla iktidara gelen AK Parti’nin bugün o kesimlerle arasında büyük uçurum var. Buna rağmen CHP’yi elitistlikle, din düşmanlığıyla, Türkiye’yi yönetme becerisine sahip olmamakla eleştirdiğinde bu söylem toplumun bir kesiminde hâlâ karşılık bulabiliyor. Sizin dindar, muhafazakâr kesimle temasınız, 31 Mart seçimine de olumlu yansıdı. Bu temas halinin amacı, siyasi iktidara alternatif olarak geniş bir cephe yaratmak mı?
Öncelikle şunu ifade etmek isterim, hiçbir cephe(!) arayışı içinde değiliz. Cephe sözcüğü ayrışmayı, kutuplaşmayı çağrıştırıyor. O nedenle siyasette bu sözcüğü kullanmamaya özen gösteriyorum. CHP, muhafazakâr çevrelerde elitist olarak görülüyorsa bunun sorumluluğunu muhafazakâr çevrelere yıkmak doğru değil. Dönüp kendimize bakmalı ve kendimizi sorgulamalıyız. CHP adı üstünde halkın partisidir ve halkın partisi olarak siyasette yerini almak zorundadır. Bugün biz taşeron işçilerinin haklarını savunuyorsak, orman köylülerinin haklarını savunuyorsak – Türkiye’nin en yoksul kesimi orman köylüleridir-, apartman görevlilerinin haklarını savunuyorsak, kayıt dışı çalıştırılanların haklarını savunuyorsak, emeklilere dini bayramlarda birer aylık verilmesini savunuyorsak halkçı olduğumuz içindir.

‘VERGİ ÖDEMEDİĞİMİZ BİR SOLUDUĞUMUZ HAVA KALDI’
Türkiye’nin vergi gelirinde dolaylı vergiler önemli bir kalem. Neredeyse vergi ödemediğimiz bir soluduğumuz hava kaldı. Öldüğümüzde bile kefenin vergisini ödeyerek defnediliyoruz. Dolaylı vergiler de özellikle orta ve alt gelir grupları için ağır bir yük. Özellikle de asgari ücretle geçinen vatandaşlarımız için. Bu vergi sistemi sürdürülebilir değil. Üstelik vergi tüm toplumsal kesimlerin sorunu; siyasi, etnik ya da fikri kimliğiniz sizi bu vergi yükünden kurtarmıyor. Ancak belli bir kesime sağlanan vergi avantajları da var ki bu da kabul edilebilir değil. Vergi aslında en temel demokratik parametrelerden biridir. Gerçek anlamda vergi adaletini sağlamış ülkelerin büyük bir bölümünün demokrasisi de gelişmiş durumda. Biz vergi konusuna da demokrasi, şeffaflık, hesap verebilirlik ve benzer başlıklarla bakıyoruz.

‘MUHAFAZAKÂR CAMİAYLA İLİŞKİMİZ İÇTEN BİR İLİŞKİ. BİRBİRİMİZDEN ÇOK ŞEY ÖĞRENİYORUZ’
Türkiye’nin diğer temel problemlerinin çözümünde olduğu gibi ekonomi alanındaki problemlerin çözümünde de toplumun tüm kesimleriyle irtibat halindeyiz. Muhafazakâr vatandaşlarımızla da bu kapsamda diyalog içindeyiz. Geçmişten gelen bazı ön yargılar oluşmuş olabilir. Ancak bu ön yargılarla yaşamaya devam etmenin de bir anlamı yok. Türkiye’nin temel problemlerine yönelik çözüm önerilerinizi, o problemleri yaşayan tüm toplum kesimleriyle konuşmayacaksınız da ne yapacaksınız? Bizim muhafazakâr camiayla ilişkimiz son derece samimi ve içten bir ilişkidir. Karşılıklı olarak birbirimizden de çok şey öğreniyoruz. Ben onların gözlerine baktığımda gördüğümle onların benim gözüme baktığında gördüğü aynı şey aslında; vatan sevgisi bu. Hepimiz bu vatanı seviyoruz, ülkemizi seviyoruz, bayrağımızı seviyoruz.

‘KAYIT DIŞI İSTİHDAMLA MÜCADELENİN EN ETKİN YOLU SENDİKALAŞMAKTIR’
12-Kayıt dışı istihdamla toplumsal destek sağlanarak mücadele edilmelidir. Bu mücadelede en etkili yolun sendikalaşma olduğu artık öğrenilmelidir.
Cumhuriyet gazetesinde 22 Nisan’da yayınlanan yazınızda korona salgını sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını vurgulamış, önerilerinizi sıralamıştınız. Peki eskinin kurumlarıyla, buna “hükümetin arka bahçesine dönüşen” sendikalar, sivil toplum örgütleri de dahil, eşit bir dünya düzeni yaratmak mümkün mü?
Türkiye’de her üç çalışandan biri kayıt dışı, sosyal güvenlik çatısı altında değil. Kayıt dışı istihdamla mücadelenin en etkin yolu da sendikalaşmaktır. Sendikalaşma özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldırdığınızda doğrudan bir denetim oluşuyor zaten. Öte yandan kayıt dışı istihdamın en aza indirilmesi, kamunun vergi gelirini ve sosyal güvenlik gelirlerini arttıran, aynı zamanda sosyal güvenlik harcamalarını azaltan bir unsur. Nerede bir çalışan varsa o çalışanın kayıt altına alınması hukuki olduğu kadar aynı zamanda ahlaki bir zorunluluktur da. Kamu, vatandaşının kayıt dışı çalıştırılmasına göz yumamaz. Dünyanın da geldiği nokta itibariyle işverenler de hem sosyal hem de ahlaki temelde çalışanlarının kayıt dışı çalışmasına göz yummamalı. Kayıt dışı çalıştırmanın sonuçta topluma da aileye de maliyeti iyi bilinmelidir. Bir işveren yanında çalıştırdığı işçiyi sigortalı yapmıyorsa sadece o işçinin değil ailesinin de geleceğini çalıyor demektir. Çünkü sadece çalışan işçi değil işçiyle birlikte çalışanın tüm aile bireyleri de sigorta kapsamı dışında kalmaktadır. Bu bağlamda işçi ve işveren sendikalarının yapısı da yeniden ele alınmalı. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz demokrasiden yana olan anlayışlardır. “Yaşamın her alanında adalet” anlayışı, işçi ve işveren örgütlenmelerini de kapsamalıdır. Özetle sosyal devletin bütün kurumlarının insani çerçevede yeniden ele alınması ve gerekiyorsa yeni kurumların oluşturulması -Aile Yardımları Sigortası gibi- gerekmektedir.

‘YOKSULLUK AZALACAĞINA ARTACAK VE UZAYDAN SÖZ EDECEKSİN. ALLAH AKIL FİKİR VERSİN!’
13-Türkiye, yeni bir planlama anlayışı çerçevesinde, katma değeri yüksek ürün üretme hedefine kilitlenmelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Ey CHP, istesen de istemesen de biz uzaya çıkacağız, bu adımı atacağız. Bunlar geride nal toplasın” sözleri, hakikat sonrası (post-truth) denilen kavramın çarpıcı örneklerinden biri değil mi? Hakikatler, algı yönetimiyle başka bir kılıfa sokularak pazarlanırken muhalefet olarak topluma gerçekleri anlatmakta zorlanıyor musunuz?
Evet, hakikat sonrası (post-truth) kavramının çarpıcı örneklerinden biri. Bunları söyleyen kişinin oturup düşünmesi lazım. Türkiye 1920’lerde uçak fabrikaları kurdu. 1930’larda dünyada uçak üreten beş ülkeden biriydik. 1940’larda uçak ihraç eden ülkeydik. Bu güzel ülkeyi yönetiyorsan önce tarihini bileceksin. Daha acı olanı ise aynı şahsın Avrupa’nın en büyük entegre tank palet fabrikasını Katarlılara peşkeş çekmesi. Ne söyleyeyim, Allah akıl fikir versin! Devleti yöneteceksin tam 18 yıl, yoksulluk azalacağına artacak! Sonra da uzaydan söz edeceksin. Kapı kapı dolaşıp dolar dileneceksin, sonra da uzaydan söz edeceksin. Şuna benziyor, adaletten, yargının bağımsızlığından söz edeceksin, Trump telefon edince de papazı serbest bırakacaksın!
Aslında muhalefet olarak gerçekleri anlatmakta zorlanmıyoruz. Zorlandığımız alan, medyanın kontrolü nedeniyle anlatımlarımızın geniş kitlelere beklediğimiz ölçüde ulaşamaması. Ama bu konuda da epey mesafe aldık. Örgütlerimiz, belediye başkanlarımız söylemlerimizi geniş kitlelere ulaştırmaya çalışıyorlar.
Bir diğer önemli gerçek de şu… Katma değeri yüksek ürün üretmek istiyorsanız üniversitelerin bilgi üretmesi gerekir. Üniversitenin ürettiği bilgiyi sanayici elle tutulabilir metaya dönüştürür. Acı olanı ise Türkiye’de gerçek anlamda üniversite sayısının yetersizliği… Farklı düşündü ya da barış istedi diye bilim insanını üniversiteden atarsanız orası üniversite olmaktan, bilim üretim merkezi olmaktan çıkar. Maalesef Türkiye’nin geldiği nokta bu. Acı ama gerçek.

‘SAĞLIĞA ERİŞİM TEMEL HAKTIR VE BU HAKKI PİYASALAŞTIRAMAZSINIZ’
14-Sağlık hizmetlerine ön koşulsuz erişim bir haktır ve ücretsiz olmalıdır. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri bu doğrultuda planlanmalıdır.
Korona salgını kamucu sağlığın önemini tüm dünyaya ispatladı. Siyasi iktidar, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yanı sıra AK Parti hükümetlerinin gerçekleştirdiği ve “sağlığı piyasalaştırmakla” eleştirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı” sayesinde Türkiye’nin salgınla başarılı mücadele ettiğini söylüyor. Türkiye sağlık sisteminde neler yapılmalı?
Ben içinden geçtiğimiz süreçle ilgili olarak tüm sağlık çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum. Olağanüstü bir çabayla, kendi yaşamlarını da tehlikeye atarak ülkemizin KOVİD 19 salgınından en az zararla çıkmasını sağladılar, sağlamaya da devam ediyorlar. Hemen hemen tüm sağlık çalışanları ki sadece ülkemizde değil dünyada da böyle, mevcut sağlık sistemiyle devam edilemeyeceğini de vurguluyorlar. Peki, ne yapmalıyız? Temel ve koruyucu sağlık hizmetleri başta olmak üzere tüm sağlık hizmetlerini uluslararası düzeyde herkesin ulaşabileceği bir düzene sokmalıyız.
Sağlıkta özne insandır. Dolayısıyla insanın sağlığa erişim hakkı temel bir haktır. Ve bu temel hakkı piyasalaştıramazsınız. Yıllardır hekimler ve onların birlikleri söyler, tutarlı bir sağlık zincirinin oluşturulması gerekiyor. Sağlık sadece hastane de değildir. Olaya bütüncül bir çerçevede bakmak gerekiyor. Sağlığın hasta yönü var, sağlık çalışanları yönü var, ilaç eczacılık yönü var, teknoloji donanım yönü var, hizmetin sunulacağı alan yönü var. Soruna bütüncül bakmazsanız çözemezsiniz. Kaldı ki sorun sadece yurt içinde de değil; yurtdışı kaynaklı sorunlar da var. Sağlık teknolojisi ve ilaç tekelleri gibi oligopol piyasalar etkili.
AK Parti iktidarları sağlık sorunlarının çözümünde yabancılara başvurmuş ve onların önerilerine uymuştur. Sağlık Bakanlığı’nın arşivleri yabancıların öneri dosyaları, raporlarıyla doludur. Oysa Cumhuriyetin ilk yıllarına bakarsak sorunun nasıl akılcı politikalarla çözüldüğünü görürüz. Yine o yıllarda sağlık kurumlarının nasıl oluşturulduğuna da tanıklık edebiliriz. Acı olan ise bu kurumların hemen hemen tümünün AK Parti iktidarları döneminde kapatılması ya da çalışamaz noktaya getirilmesidir. Şehir hastanelerini de -biz buna “şirket hastaneleri” diyoruz- öneren yabancılardır. İngilizlerin uyguladığı daha sonra verimsizlikleri nedeniyle uygulamadan vazgeçtikleri hastaneler. Bu hastanelerin kurulum danışmanlığını da yabancıların yaptığını belirtelim. Evet sağlıkta bir dönüşüm oldu. Faturası ağır ve halka çıktı. Daha da çıkacak. Bedelini sadece bizler değil torunlarımız da ödeyecek.



‘KOVİD 19 SALGINIYLA MÜCADELENİN KAHRAMANLARI SAĞLIK ÇALIŞANLARIMIZDIR’
Kovid 19 salgınıyla mücadelenin kahramanları sağlık çalışanlarımızdır. Günün 24 saatinde çalışan, evlerine bile gidemeyen, hastasının sağlığına kilitlenmiş sağlık çalışanları. Başarı onlarındır. Onları yürekten kutluyoruz…
Sağlığın kamu için vazgeçilmez olmasının temel nedeni, sosyal devlettir. Bu nedenle sağlık piyasalaştırılamaz. Kuşkusuz bu özel hastanelerin açılmayacağı anlamına da gelmemektedir.

‘CHP’Lİ BELEDİYELER MEVCUT İKTİDARA DERS VERİYOR, TARİH YAZIYORLAR’
15-Planlamada tarım, temel stratejik sektörlerden biri olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda, gıdaya sağlıklı koşullarla erişim hakkına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Korona salgını sonrası yaşanabilecek bir gıda sorunu tüm dünyanın problemi. CHP’li belediyeler kendi aralarında bir gıda takası yoluna gidiyor. CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının yaptığı düzenli telekonferanslarda alınan “sözleşmeli tarım”, üreticiyi destekleyecek krediler ve alımlar gibi kararlar, CHP yönetimiyle eşgüdüm içinde mi alınıyor?
CHP’li belediyeler, KOVİD 19 sürecinde son derece başarılı çalışmalar yürütüyor. Bu gerçek sadece benim değil CHP’li olsun olmasın, yerel seçimlerde CHP’li adaylara oy vermiş olsun olmasın tüm vatandaşlarımızın ortak fikri. Sosyal yardımların hangi kriterlerle yapılması gerektiği açısından da mevcut iktidara ders veriyorlar. Açıkça söylemek gerekiyorsa CHP’li tüm belediyeler gerçekten de tüm engellemelere rağmen bir tarih yazıyorlar. Bizim için sosyal yardımların kimseyi rencide etmeden, kimsenin yoksunluğunu teşhir etmeden yapılması önceliktir. Verdiğimiz hizmette bir elin verdiğini diğer el dahi görmüyor. Bir diğer duyarlılığımız da yardım yapıyoruz gerekçesiyle haksız bir zenginleşmeye yol açmamak. Örneğin yardım paketlerinin hazırlanma süreci son derece şeffaf yürütülüyor. Belediyelerimiz bazı önemli yardım kalemlerinde de aracı oldular, “askıda fatura” uygulaması gibi. Bu ve benzer uygulamalarda da son derece başarılılar. Çünkü muhtaç bir ailenin elektrik, su, doğalgaz faturasını ödemek isteyen bir vatandaşımız, büyük bir güven duyuyor belediyelerimizin kurduğu sisteme.

‘BELEDİYELERİMİZİN ÇALIŞMALARINI MERKEZDEN KOORDİNE EDİYORUZ’
Belediyelerimiz hem kendi beldelerindeki hem de diğer bölgelerdeki üreticimizi doğrudan alımlarla destekliyorlar. Her alanda ülke çapında bir dayanışma yaşanıyor. Belediyelerimizin çalışmalarını da merkezden koordine ediyoruz. Her yeni yardım modeli için arayıp danışıyorlar. Benim düşündüğüm bir model varsa kendilerine iletiyorum, değerlendirmelerini istiyorum. Beldelerine ve bütçelerine uygun bir modelse yaşama geçiriyorlar. İstismara kapalı, sosyal yardım normlarına uygun bir belediyecilik çalışması. “CHP’li belediyeler geldiğinde tüm yardımlarınızı kesecekler” yalanı, döndü mevcut siyasi iktidarın ayağına dolandı. Yardımların kesilmesi bir yana daha da arttı ve üstelik hakkaniyeti de yükseldi. Mevcut siyasi iktidar bizimle iyilik yarışında geride kaldı. Belediyelerimizin yardımlarını engelleme, gölgeleme çabası da bundan kaynaklı.
KOVİD 19 süreci bize dayanışmanın, yardımlaşmanın önemi kadar tarımın stratejik bir sektör olduğunu da gösterdi. Sadece tarımın kendisi değil tüm gıda üretiminin ve dağıtımının da ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Gıdaya erişim hakkıyla ilgili tüm yasal düzenlemeler tamamlanmalıdır. Vatandaşlarımız ucuz ve kaliteli gıdaya rahatlıkla ulaşabilmelidir. Özellikle üretim kooperatifleri yaygınlaştırılmalıdır.

‘EĞİTİM SİSTEMİMİZ TAM BİR KAOS İÇİNDE’
16-Eğitim, Türkiye’nin kalkınma stratejisinin en önemli, en temel parçası olarak yeniden ve paydaşlarıyla birlikte planlanmalıdır. Üniversitelerimizde, her türlü fikir, düşünce özgürce tartışılmalı, her türlü bilimsel çalışma özgürce yürütülmelidir.
Ebeveynlerin, koşullarını zorlayarak çocuklarını özel eğitim kurumlarına göndermesi bile tek başına devletin verdiği eğitimin niteliksizleştiğinin kanıtı değil mi? “Dindar nesiller yetiştirmek” amacıyla yapılan değişiklikler, dindarları da ikna edebilmişe benzemiyor. Bu değişiklikler kim için ve neden yapılıyor?
Bir ülkeyi geri bırakmanın en kolay yollarından biri eğitim sistemini bozmaktır. Bakın 18 yılda yedi kez Milli Eğitim Bakanı değişti. Her bakan döneminde de eğitim sistemi, “reform” adı altında değişikliğe uğradı. Kişiye göre, bakana göre eğitim politikası olmaz. Şayet her gelen kendi anlayışı ile bir eğitim politikasını uygulamaya koyarsa ülkenin çocukları denek olarak kullanılmış olur. Maalesef Türkiye’de geldiğimiz nokta bu. DGS’yi getirdiler olmadı, OKS’yi getirdiler olmadı, TEOG’u getirdiler olmadı. Neredeyse alfabede harf kalmadı. 4+4+4 sistemi nasıl geldi? Eğitim şuralarında tartışılmadı, Bakanlar Kurulu’nda tartışılmadı, kalkınma planlarında yoktu, Milli Eğitim Bakanlığı’nda oluşturulmadı. Kanun teklifini beş Ak Partili milletvekili verdi ve onların hiçbiri eğitimci değildi.
Her çocuğumuzun ilköğretimden üniversiteye kadar iyi bir eğitim alma hakkı var ve bu hakkı teslim edecek, altyapısını hazırlayacak olan da siyaset kurumudur. Eğitim kişiye, aileye, topluma sınıf atlatan en önemli unsurdur. Eğitilen bir toplum çağdaş uygarlığı yakalayabilir. Bugün aileler çocuklarını özel okullara gönderiyorlarsa bunun temel nedeni devlet okullarının eğitimdeki kalite düşüklüğüdür. Okullar arasındaki eğitim kalitesi farkı uçuruma dönüşmüş durumda. Acı ama söylemek zorundayım, eğitim sistemimiz tam bir kaos içindedir. Anaokulundan üniversitelere kadar bir sorunlar yumağına dönüşmüştür.
18 yılda üniversite öğrencilerinin yurt sorunu çözülememiştir. Özellikle üniversite öğrencilerinin yurt sorunu çözülmeli. Taşımalı eğitime son vermeli ve her yerde ilköğretim okulu açmalıyız. Öğretmenler Meslek Kanunu çıkararak öğretmenlik mesleğini ayrıcalıklı hale getirmeliyiz. Öğretmenlere 3600 ek gösterge vermeliyiz. Tüm öğretmenler kadrolu olmalı. İş güvencesi olmalı, oysa bugün çok parçalı bir yapı var, kadrolu-sözleşmeli-ücretli öğretmenlik gibi. 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde hâlâ birleştirilmiş sınıflar var. Eğitime gerekli yatırımları yapmalı ve bu utancı çocuklarımıza yaşatmamalıyız. Okul aile birlikleri daha fazla yetkilendirilmeli ve aktif hale gelmeli. Laik, bilimsel bir eğitim politikasını eğitimin tüm bileşenlerinin katılımıyla yaşama geçirmeliyiz. Eğitim fırsat eşitliğinin önemli bir aracına dönüşmeli. Bu ülke eğitim politikalarını, “Kuş uçmaz, kervan geçmez” diye nitelendirilen, yani olanakların kısıtlı olduğu bölgelerde, semtlerde, ilçelerde yaşayan ailelerin çocuklarını kapsayacak şekilde yeniden planlamalıdır. Üniversitelerimiz de bilimsel özgürlüğün merkezi olmalı. Üniversitelerimizde, her türlü fikir özgürce tartışılmalı. Üniversitelerimiz ülkesinin sanayisine, güzel sanatlarına, hukukuna, fen ve sosyal bilimlerine uluslararası düzeyde katkı veren kurumlara dönüşmeli.

Resim
Resim
Resim
Resim

Demokrasi ve Atılım Partisi

Ben de varım!..

Gençler görüşlerini paylaşıyor.

“Artık gençlerin de sesi duyulsun” diyorsanız siz de “Serbest Kürsü”ye yazabilirsiniz.

Demokrasi ve Atılım Partisi, parti programında yer alan politikaların gerçekleştirilmesi suretiyle; kuvvetler ayrılığı esasına ve hukukun üstünlüğüne dayanan; yargının tarafsız ve bağımsızlığı ile hukuk güvenliğinin en üst düzeyde sağlandığı; katılımcı ve çoğulcu demokrasinin hakim olduğu; uluslararası sözleşmeler ve evrensel değerler çerçevesinde temel insan haklarının ve başta ifade ile basın özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklerin garanti altına alındığı; şiddet, korku, baskı, ötekileştirme, ayrıştırma ve ayrımcılığın yaşanmadığı; hukuka bağlı, vatandaş odaklı, katılımcı, tarafsız, saydam, hesap verebilir, denetlenebilir, etkili ve verimli bir kamu yönetiminin hayata geçirildiği; herkesin insan onuruna yaraşır yaşam ve refah standartlarına ulaştığı; çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe umutla baktığı, milletimizin barış ve huzur içinde yaşayacağı, saygın ve güçlü bir Türkiye idealini gerçekleştirmek amacıyla kurulmuştur.

Partimiz tüm politika oluşturma, karar alma ve uygulamalarında; şeffaflık, hesap verebilirlik, dürüstlük, çoğulculuk, katılımcılık, kurumsallaşma, her alanda liyakatı esas alma, işi ehline verme, istişareye ve ortak akla dayalı yönetim, vatandaşlarımız arasında hiçbir ayrım yapmama, her koşulda gelişmiş bir demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunma,  toplumun değerlerine, ihtiyaç ve taleplerine duyarlı olma, kendini değerlendirmede tevazu ve ahlakı temel alma, politika uygulamalarında tutarlılık, öngörülebilirlik ve bütüncül yaklaşımı esas alma ilkelerine bağlı kalacaktır.

Bu ilkeler doğrultusunda amacımızı gerçekleştirmek için bütün samimiyet ve gayretimizle çalışacağımıza tüm vatandaşlarımıza söz veriyoruz.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarının iç işleyişlerinde demokratik mekanizmaların güçlendirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapacağız.

Temel Haklar ve Özgürlükler

Temel hak ve özgürlükler;  var oluşla kazanılan, uzun tarihi mücadelelerin sonunda insanlığın ortak değerleri olarak kabul gören, insan onurundan kaynaklı vazgeçilmez ve devredilmez hakları ve özgürlükleri ifade eder.

Partimiz, “özgürlük, eşitlik, adalet” temelleri üzerine kurulu bir demokrasi anlayışının savunucusudur. Bu itibarla, temel hak ve özgürlükleri etnik köken, dil, din, mezhep, cinsiyet, siyasi ve sosyal aidiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlar için tanıyor ve iç hukukumuzu bu standartlara göre uyarlamayı hedefliyoruz. 

Partimiz, insan aklının, sağduyusunun ve vicdanının beslediği birliktelik ruhunun, topluma yönelen her türlü ayrıştırıcı söylem ve eyleme karşı en doğal savunma mekanizması olduğuna inanmaktadır. Bu bağlamda, huzur ve güven, adalet ve hukuk, insan hakları ve özgürlükler, insan onuru ve insana saygı, sosyal refah gibi gelişmiş değerlerle her kesimden insanımızı buluşturmak temel hedefimizdir.

Yaşam hakkı, bizim için en temel, vazgeçilmez ve devredilemez bir haktır. Her hal ve şart altında bu hakkın korunmasını devletin birincil görevi olarak kabul ediyoruz.

Düşünce ve ifade özgürlüğü açık ve demokratik toplumun vazgeçilmezidir. İnsanın her bakımdan gelişmesinin özgür bir ortamda gerçekleşeceğine, ülkenin gelişmesinin, uluslararası rekabetteki başarısının ve ekonomik zenginliğinin ancak özgür ve özgüvenli insanlarla mümkün olacağına inanıyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engellerin, korkuların, sınırların olduğu bir ülkede bunların mümkün olamayacağının bilincindeyiz.

Devletin görevi, her alanda özgürce düşünmenin ve düşünceyi ifade etmenin önündeki engelleri kaldırarak açık toplum şartlarını oluşturmaktır. En geniş sivil toplum kuruluşu olan siyasi partilere düşen de bu konuda öncülük etmek, ülkemizde çoğulcu toplumsal yapının savunucusu olmaktır.

Düşünce ve ifade özgürlüğüne dayalı eleştirilerin ceza hukukunun konusu olması kabul edilemez. Düşünce ve ifade özgürlüğünün varlığı, yolsuzluk, adaletsizlik, ayrımcılık, kayırma ve hukuksuzlukların ortaya çıkarılması ve kamuoyu vicdanında yargılanması açısından hayati önem taşımaktadır. Partimiz, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasını engelleyecek her türlü uygulamanın karşısındadır.

İnanmanın, düşünmenin, inancını ve düşüncesini ifade etmenin ve bunlara göre yaşamanın, bu amaçla örgütlenmenin insanın en temel hakları olduğuna inanıyoruz.

İnanç alanına müdahaleden ziyade, insanların inançlarını korkusuzca ve tam bir huzurla yaşayabilecekleri özgür ortamı sağlamak ve insanların inançlarının gereğini yaşamalarının önündeki engelleri kaldırmak devletin temel görevidir.

Vatandaşlarımızın inanç, kültür ve referans ekseninde, hak ve özgürlük taleplerini adalet temelinde karşılayacak, ötekileştirme hissi doğuracak uygulamaları ortadan kaldıracağız. Bu bağlamda Alevi vatandaşlarımızın başta Cem Evlerine ilişkin talepleri olmak üzere inanç, düşünce ve davranış temelinde birikmiş sorunlarının çözüme kavuşturulması için gerekli adımları atacağız.

Farklı din ve inanç gruplarının; varlıklarını koruma, sürdürme, yaşama ve örgütlenme özgürlükleri, kamusal görünürlüklerinin önündeki tüm kanuni ve idari engelleri ortadan kaldıracağız. İnsan onuruna zarar veren ve bir bütün olarak demokrasiyi tehdit eden nefret söylemlerine karşı kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Türkiye’nin insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk devleti olma konusundaki eksiklikleri, Kürt sorununun da kaynağında yatan temel faktördür. Uzun bir tarihi arka plana sahip olan bu sorun, iktisadi, siyasi ve insani açılardan pek çok olumsuz sonuç doğurmaktadır. Hayati önemi haiz bu konunun birçok boyutu bulunmakla beraber esasında bu sorun, Kürt vatandaşlarımızın demokratik hak, özgürlük ve eşit vatandaşlık taleplerinin karşılanmasıyla ilgilidir.

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak Kürt sorununu, vatandaşlarımıza güven temelinde siyasi kanalları açık tutarak, taleplerin rahatlıkla tartışılacağı demokratik zemini inşa ederek, özgürlük alanlarını genişleterek ve hukuku tahkim ederek çözeceğiz.

Kürt sorununu çözüme kavuşturmuş bir Türkiye’nin demokraside ilerleyeceğine, kaynaklarını ihtiyaç duyduğu alanlarda kullanarak ekonomisini güçlendireceğine, hukuki standartlarını yükselteceğine, dış politikada hareket alanını genişleteceğine ve sosyal dokusunu kuvvetlendireceğine olan inancımız tamdır.

Bu bağlamda öne çıkan en önemli konu, anadilin korunması, kullanılması ve geliştirilmesidir. Vatandaşlarına resmi dili öğretmek ve kullanmalarını sağlamak, her devletin hem hakkı hem de görevidir. Bununla birlikte, demokratik devletler, vatandaşlarının anadillerine yönelik taleplerine cevap üretmekle de yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin hem toplumsal çoğulculuğun muhafazasını sağlayacağına hem de vatandaşların ülkelerine olan aidiyet duygularını pekiştireceğine inanıyoruz.

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak, anadilin bir çatışma konusu haline getirilmesini doğru bulmuyoruz. Resmi ve ortak dilimiz olan Türkçe’nin iyi öğretilmesi esas olmakla birlikte anadile ilişkin talepleri, vatandaşlarımızın kültürel farklılıklarının tanınması, temel bir insan hakkı ve pedagojik bir gereklilik olarak ele alıyoruz. Bu itibarla, anadil hakkı kapsamında bütün vatandaşlarımızın anadillerini kullanmaları ve geliştirmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmayı hedefliyoruz.

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak, etnik, dini, mezhebi ve kültürel çeşitliliğimizi dikkate alarak toplumdaki tüm farklılıkları kapsayacak ve kuşatacak bir vatandaşlık anlayışını savunuyoruz. Ülkemizde bugüne kadar herkesi kucaklayan bir vatandaşlık anlayışının hayata geçirilememesi hem Kürtlerin hem de diğer bazı toplumsal grupların kendilerini dışlanmış hissetmelerine yol açmıştır. Bu yüzden daha kapsayıcı ve kuşatıcı yeni bir vatandaşlık anlayışının geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Böylesine güçlü bir vatandaşlık anlayışının hâkim kılınmasının, hiç kimsenin bir ayrımcılığa maruz kalmamasını ve herkesin kendini bu ülkenin eşit ve özgür bir vatandaşı hissetmesini sağlayacak temel dayanaklardan biri olduğuna inanıyoruz.

Partimiz, şiddet, sömürü ve ırkçılığı açıkça reddeder. Ülkemizde hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ve onur kırıcı davranışa uğramasına asla izin vermeyeceğiz. Gözaltındaki kişileri kötü muameleden koruyacak güvenceleri acilen geliştireceğiz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve taraf olduğumuz diğer uluslararası sözleşmelerin ihlali iddialarının etkin bir şekilde soruşturulmasını teminat altına alacağız.

Ülkemizde adaleti tam olarak tesis etmek amacıyla; masumiyet karinesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği, hukuki belirlilik, savunma hakkı, bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ilkesi, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi ve itiraz haklarının etkin bir biçimde kullanılması hususunda hiçbir taviz vermeyeceğiz.

Cezaların, insan onuruna yakışır şartlarda ve yeni sorunlara neden olmayacak şekilde infaz edilmesi ve infaz süresince tutuklu ya da hükümlüye verilecek olan disiplin cezalarından ailelerinin ve yakınlarının olumsuz etkilenmemesi için gerekli mekanizmaları kuracağız.

Suç ve cezalara ilişkin evrensel ilkelerin uygulanmasını sağlayacak, idarenin hiçbir şekilde suç ve suç kriteri ihdas etmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu çerçevede, Kararnameler yoluyla işlerini kaybetmiş ve yargı kararlarıyla suçsuz bulunmuş veya haklarında idari ve adli bir soruşturma bulunmayan kişilerin hak ve itibarlarının iadesi ile ilgili düzenlemeleri ivedilikle yapacağız.

Eşit yurttaşlık ve fırsat eşitliğinin ayrılmaz bir parçası olan cinsiyet eşitliğini temin etmek için, ayrımcılığa yol açan mevzuatı yeniden düzenleyecek, devletin bütün eylem, işlem ve kararlarında bu eşitliği hâkim kılacağız.

Bireylerin bir araya gelerek toplanma ve toplu olarak seslerini duyurması demokrasinin temel unsurlarındandır. Bu çerçevede, toplanma, gösteri ve örgütlenme özgürlüğü alanındaki bütün engelleri kaldıracak, mevcut düzenlemeleri demokratik toplumun gerekliliğine uygun hale getireceğiz.

Herkesin özel hayatının, aile hayatının ve haberleşmesinin gizliliğini korumak devletin görevidir. Bu konudaki ihlallerin önüne geçecek ve bireylerin bu haklarını güvence altına alacağız.

Hukuka, adil yargılanma hakkına ve masumiyet karinesine dayanmayan gerekçelerle seçme ve seçilme hakkının engellenmesinin ve özüne dokunulmasının karşısında yer alacağız. Kesin hükme dönüşmüş adli bir karar olmadıkça seçilmişlerin görevden alınmasına izin vermeyeceğiz.

Mevcut hak arama kurullarını yeniden düzenleyeceğiz. Hak arama kurullarına sivil toplum temsilcilerinin katılımını sağlayacak, bireylerin bu kurullara başvurusunu kolaylaştıracak ve kurullarda alınan kararların gecikmeksizin ve etkin bir şekilde hayata geçirilmesini temin edeceğiz.

Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, uluslararası sözleşmelerde yer alan sosyal hakların tanınmasına ve korunmasına özel bir önem vereceğiz. Sosyal yardımlarda bireyleri kendisine muhtaç gören bir devlet anlayışı yerine bu yardımları hak temelli bir yükümlülük olarak gören anlayışı hâkim kılacağız.

Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğü, demokrasinin temel taşlarından ve güvencelerinden birini oluşturur, özgür ve çoğulcu bir kamuoyunun oluşumunu sağlar. Bu özgürlüğün doğrudan ya da dolaylı olarak kısıtlanması, insan haklarına dayalı demokratik hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil eder.

Basın, kamunun “gözetleyicisi” olarak farklı kaynaklardan bilgi ve düşünceleri yayarak demokratik toplumun vazgeçilmez unsurları olan şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanmasına da katkıda bulunur.

Özgür basın, kamu siyasetine ilişkin konularda kamuoyunun bilgilenmesine ve tartışmalara katılmasına zemin hazırlayarak, siyasi karar alma süreçlerini katılımcı ve çoğulcu bir niteliğe kavuşturur. Bu suretle basın, siyasi iktidarların halk tarafından denetlenmesine ve gözetlenmesine aracılık ederek, demokratik toplum düzeni açısından hayati bir işlevi yerine getirir.

Halkımızın doğru ve güvenilir şekilde bilgilendirilmesine, eleştirilerden ve farklı görüşlerden haberdar olmasına hizmet etmesi gereken medya çeşitli sindirme, müdahale ve baskılar nedeniyle görevini özgürce yerine getirememektedir. Bugün medya kuruluşlarının önemli bir kısmı siyasetin etkisine girmiş ve belli bir siyasi söylemin propaganda aracı haline dönüşmüş, toplumun iktidarı denetleme imkanı ortadan kaldırılmıştır. Sosyal medya, yurttaşlarımızın fikir ve eleştirilerini özgürce paylaşabilecekleri bir ortam olmaktan çıkmış, bilgiye erişimin giderek zorlaştığı bir mecra olmaya başlamıştır.

Parti olarak, basın özgürlüğünün, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir devlet için ne denli yaşamsal bir değere sahip olduğunun bilincindeyiz. Bu bilinçle, basın özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldıracağımızı taahhüt ediyoruz. Basının kendinden beklenen işlevi hakkıyla yerine getirebilmesi için gerekli olan her türlü tedbiri alma konusundaki kararlığımız tamdır.

Basının görevini bağımsız bir şekilde ve kaygı duymaksızın yerine getirdiği, güvenli, çoğulcu ve elverişli bir ortam oluşturacağız.

İnternet mevzuatının uluslararası standartlara uygun, bilgiye erişimi ve ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak biçimde uygulanmasını sağlamak için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz.

Basın Meslek Kuruluşlarının editoryal bağımsızlığın oluşturulmasına yönelik çalışmalarına destek vereceğiz.

Basın etik kurallarının uygulanması ve özdenetim mekanizmalarının çalıştırılmasında ilgili sivil toplum kuruluşlarına her türlü desteği vereceğiz.

Basın kartı verilmesi konusundaki yetkiyi yeniden düzenleyerek gerek mesleğe kabulde gerekse de basın kartlarının yenilenmesinde, meslek örgütleri tarafından oluşturulacak bir kurulun etkin olmasını sağlayacağız. Keyfi akreditasyon kararlarını engelleyeceğiz.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun mevzuatını basın özgürlüğünü genişletecek bir anlayışla yeniden tanzim edeceğiz. Kurulun oluşumunda TBMM’nin yanında sivil toplum ve meslek örgütlerinin sürece katılımını sağlayacak, kurulun bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendireceğiz.

Anadolu Ajansı ve TRT’yi, halkın doğru, tarafsız ve bağımsız haber almasını sağlayacak şekilde yeniden yapılandıracağız.

Basın İlan Kurumu’nun resmi ilân ve reklamları tüm basın kuruluşlarına adil ve şeffaf olarak, yerel medyayı da kapsayacak biçimde, dağıtmasını sağlayacağız.

Yerel radyo, televizyon ve gazeteler ile internet yayıncılığının güçlendirilmesi için gerekli adımları atacağız.

Bağımsız ve tarafsız bir yayın politikasının güçlendirilmesi için medyada tekelleşmeye karşı her türlü önlemi alacağız.

Gazetecilere karşı açılan çok sayıda davanın gerekçesini oluşturan ceza mevzuatındaki hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik içtihatları çerçevesinde basın özgürlüğünü esas alarak gözden geçireceğiz.

Yeni Bir Anayasa, Kuvvetler Ayrılığı ve Güçlü Parlamenter Sistem

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak, Türkiye’nin siyasal sorunlarının temelinde anayasal düzen tercihlerine ilişkin hata ve eksikliklerin yattığına inanmaktayız. Yeterli demokratik denge ve denetim mekanizmalarına sahip olmayan, katılımcılığa ve çoğulculuğa yeteri ölçüde alan tanımayan, katı merkeziyetçi ve dışlayıcı anayasal düzenlerin olağan sonuçlarını yaşıyoruz.

Türkiye’de anayasalar, toplumun özgürlük ve demokrasi taleplerini yansıtmaktan ve toplumsal barışı tesis etmekten uzak kalmıştır. Bireye ve devlete yüklenen anlam, toplum tasavvuru, kimlik ve inanç tercihleri, devleti hakem olmaktan çıkarıp bir taraf haline getirmiştir. Devlet; toplum ve birey tarafından tanımlanan değil, toplumu ve bireyi tanımlayan, onun kimliğine müdahale eden, ideolojik tarafsızlığı bulunmayan bir yapı olagelmiştir.

Anayasal düzen tercihlerinden kaynaklanan sorunlar 2017 Anayasa değişiklikleriyle başlamamış, ama bu değişikliklerle birlikte derinleşmiştir. Son Anayasa değişiklikleriyle, demokratik denge ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmış, iktidar tek elde toplanmış, Meclis ve yargı işlevini yitirmiştir. Bu durum, demokrasinin seçim sandığına indirgenmesine, insan haklarının yoğun olarak ihlal edilmesine ve devlet kurumlarının işleyişinin tahrip edilmesine yol açmıştır.

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak anayasayı, milletimizin “bir arada yaşama ilkeleri” olarak görmekteyiz. Bu çerçevede, Türkiye’nin bugüne kadarki anayasa deneyimlerinden de yararlanarak, toplumsal talepleri merkeze alan, tüm farklılıkları değerli gören toplumsal sözleşme niteliğindeki bir anayasayı hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Yeni bir anayasa yapımının ve anayasa değişikliklerinin olağan dönemlerde, katılımcı ve müzakereci bir yöntemle, geniş bir mutabakatla olması gerektiğine inanıyoruz.

İnsan onurunun dokunulmazlığını, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik bir düzeni, yaşamın temeli olan doğanın ve çevrenin korunmasını, eşitliği ve adaleti, laiklik ilkesini ve hukukun üstünlüğünü, devletin ideolojik tarafsızlığını, yerinden yönetimi ve yerel yönetimler ile sivil toplumun güçlendirilmesini anayasal düzenin temel ilkeleri olarak kabul ediyoruz.

Toplumun anayasal düzeni benimsemesi ve sahiplenmesi ancak demokratik katılımla mümkündür. Demokratik katılımın, ülkemizin istikrarının ve gücünün temel şartı olduğuna inanmaktayız. Bu çerçevede, Devletin tüm kurumsal yapılanmasını, hiçbir istisna tanımaksızın tüm toplumsal farklılıkların ayrımsız ve ön koşulsuz katılımına ve temsiline dayandıracağız.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, özgürlükleri güvence altına alabilmenin bir gereği olarak yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden ayrılması gerektiğini ifade eder. Bütün güçlerin tek bir elde toplanması halinde yönetimin denetlenemeyeceği, keyfiliğe kaçacağı ve bu sebeple de özgürlüklerin güvence altına alınamayacağı açıktır. 

İktidarın tek elde toplanmasına bir tepki olarak ortaya çıkan kuvvetler ayrılığı ilkesi, iktidarın yozlaştırıcı olduğuna ilişkin tarihsel tecrübeden beslenir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin amacı, iktidarı yozlaşmadan alıkoymak, keyfiliğe kaymasını önlemek, frenlemek ve sınırlamak suretiyle özgürlükleri korumak ve güvence altına almaktır.

Başarılı demokratik ülkeler ile Türkiye’nin hükümet sistemleri konusundaki deneyimleri birlikte dikkate alındığında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye için doğru bir tercih olmadığına inanıyoruz. 2017 öncesinde Türkiye’de geçerli olan parlamenter sistemin de esaslı sorunlarının bulunduğunu bilmekteyiz. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının ağırlıklı olarak temsili yetkilere sahip olduğu, tarafsızlığıyla bütünleştirici ve güven verici işlevinin bulunduğu, güçlü bir parlamenter sisteme geçilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, millet iradesinin en yüksek oranda temsil edildiği, siyasal sistemin merkezinde yer alan ve yürütmeyi etkin şekilde denetleyen bir organ haline getireceğiz.

TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetlerini uzlaşmacı ve çoğulcu yöntemlerle gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Meclis komisyonlarının teknik kapasitesini güçlendirerek yasama ve denetim faaliyetlerinin niteliğini artıracağız. TBMM’nin, yürütmenin sadece siyasi kanadını değil, başta güvenlik, istihbarat ve dış politika alanlarındakiler olmak üzere kurum ve kuruluşları denetlemesini de sağlayacağız.

Öngördüğümüz parlamenter sistemin bir gereği olarak, Kanun Hükmünde Kararname gibi TBMM’nin yasama yetkisinin devri anlamına gelen uygulamalara son vereceğiz.

Teknolojinin sunduğu imkânlardan da en üst düzeyde yararlanarak vatandaşlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarının yasa yapma sürecine daha etkin biçimde katılımını sağlayacağız.

Olağanüstü Hal Kararname’leriyle temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların, hakkın özüne dokunamayacağı esasını benimseyeceğiz. Bu kararnamelerin yargısal denetime açılmasını ve Anayasa Mahkemesi tarafından temel haklar bakımından re’sen incelenmesini sağlayacağız. OHAL’in sona ermesi halinde, kararnamelerin tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını temin edeceğiz.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin vazgeçilmez unsuru olan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını tam olarak sağlamak amacıyla, yargı sistemini yeniden tanzim edeceğiz. Bu alanda Avrupa demokratik standartlarını yansıtan Venedik Komisyonu çalışmalarından yararlanacağız.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından son derece önemli olan yüksek yargı kurullarını, yargının demokratik meşruiyeti ve çoğulculuğu ilkeleri çerçevesinde yeniden tanzim etmeyi hedefliyoruz. Yüksek yargı kurulları üyelerinin, tek başına devlet başkanı, parlamentodaki bir siyasi parti çoğunluğu veya yargıda gruplaşmalara neden olacak yöntemlerle belirlenmesinin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle, hukukun üstünlüğü ve sınırlı iktidar ilkesi doğrultusunda yüksek yargı kurullarında tarafsızlığın ve bağımsızlığın ve çoğulculuğun sağlanması amacıyla, üye seçiminde kaynak çeşitliliğine önem verilmesini, Meclis’in etkinliğinin arttırılmasını ve seçimlerin nitelikli çoğunluğa dayalı olarak yapılmasını savunuyoruz.

Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruiyetini güçlendireceğiz. Mahkeme üyelerinin seçiminde TBMM tarafından seçilecek üye sayısını arttıracak ve seçimlerde nitelikli çoğunluk arayacağız. Bireysel başvuruların daha kısa sürede sonuçlanması için Mahkemenin kapasitesini arttıracak tedbirleri alacağız.

Anaysa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuk güvenliği üzerinde büyük tahribat oluşturmaktadır. Bu kararların Anayasa’da öngörüldüğü şekilde derhal uygulanmasını sağlayacak adımları atacağız.

Siyasi Partiler, Seçimler, Siyasetin Finansmanı ve Siyasi Etik

Demokrasinin başlangıç noktasının siyasi partiler ile milletvekili seçimlerine ilişkin düzenlemeler olduğu, yine demokrasinin inşasını imkânsız kılan engellerin de bu düzenlemelerin içinde yer aldığını biliyor ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için bu konuya özel bir hassasiyetle yaklaşıyoruz.

Bu kapsamda, siyasi partiler yasasında, parti içi demokrasiyi kurumsallaştıracak ve parti üyelerinin siyasi çalışmalara, parti içi eğitim faaliyetlerine, siyasetin finansmanına ve siyasal kararlara katılma usul ve şartlarını demokratik esaslar çerçevesinde sağlayacak değişiklikleri hayata geçireceğiz.

Seçim yasasında temsilde adaleti sağlamak amacıyla, barajın düşürülmesi ve seçim bölgesinin daraltılmasıyla ilgili düzenlemeleri gerçekleştireceğiz.

Siyasetin finansmanının şeffaflığı ve denetlenebilirliği sağlıklı demokratik bir sistemin en temel unsurlarındandır.

Siyasi partilerin kaynaklarının, edinim yollarının ve harcamalarının kayıt altına alınması ve finansal tablolarının bağımsız denetim firmaları tarafından denetlenmesi ve denetleme raporlarının kamuoyuna açıklanması gerektiğine inanıyoruz.

Partimiz, siyasetin finansman maliyetinin düşürülmesinin partiler ve bağımsız adaylar arasındaki yarışın demokratik ve adil bir şekilde yapılabilmesinin önemli bir ön şartı olduğunu savunur. Siyasi çalışmaların ve seçim kampanyalarının dijital çağın gerekleri ve getirdiği imkanlar dikkate alınarak, seçmen ve çevre dostu bir hassasiyetle yürütülmesinin maliyetleri önemli ölçüde azaltacağına inanıyoruz.

Temiz finansmanın sadece partiler için değil, ülkemiz demokrasisi için de hayati derecede önemli olduğuna inanan partimiz, seçimle gelinen tüm görevlerde; kampanya döneminde özel bir kampanya hesabı açılmasını, seçmenin kampanyaya desteğinin sağlanmasını, kampanya hesabının seçim sonrası denetlenerek denetleme raporlarının kamuoyuna açıklanmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmasını hedeflemektedir.

Siyasi Partilere Hazine aracılığı ile verilen toplam yardım miktarının, dağıtım oranlarının yeniden ele alınması kaçınılmazdır. Toplam miktar ve bunun dağıtımının daha adil bir şekilde planlanması, siyasi partilerin de kendilerine verilen yardımı yerel teşkilatları ile hakkaniyetli bir şekilde bölüşmeleri gerektiğine inanıyoruz. 

Şeffaf ve temiz finansmana dayalı siyaset anlayışımızın bir tamamlayıcısı olarak, Avrupa Birliği müktesebatı ve ülkemizin de üyesi olduğu “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)”nun tavsiye kararları ile tam uyumlu bir siyasi etik yasasının hayata geçirilmesini hedefliyoruz.

Sivil Toplum

Sivil toplum, demokrasilerin asli unsurlarındandır. Katılımcı demokrasinin gerçekleşmesi için sivil toplumun güçlendirilmesi elzemdir.

Kamu gücü, kaynağı ve yetkisi kullanan kişi ve kurumların bunları kamu yararına, etik ve hukuk ilkelerine uygun kullanıp kullanmadığının, yozlaşma ve yolsuzluk sayılabilecek eylemlerinin denetimi için en etkin unsurlardan biri olan sivil toplumun güçlenmesi öncelikli hedefimiz olacaktır.

Sivil toplum örgütlerinin vesayet altına alınması, ifade özgürlüklerinin kısıtlanması ve bağımsızlıklarını kaybetmeleri demokrasiye büyük zarar vermektedir.

Türkiye’nin refah ve ilerleme potansiyelini gerçekleştirmek ve sosyal sermayemizden daha fazla yararlanmak amacıyla, devlet, özel sektör ve sivil toplum arasında iş birliğinin sağlanması önceliklerimizden birisidir.  

Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkemiz gereği, kamu kuruluşlarının uygulamaları ve karar alma süreçlerine ilişkin bilgilendirmede Sivil Toplum Kuruluşlarına (STK) açık kapı ilkesini esas alacağız.

Sivil toplum örgütlerinin bireylerin kendilerini özgürce gerçekleştirme kanallarından biri ve aktif vatandaşlığın hayata geçirilmesi için öğrenme ve sosyalleşme mecraları olduğu bilinciyle hareket edecek ve bu anlayışı destekleyen program ve projeleri teşvik edeceğiz.   

Birlikte çalışma kültürünün geliştiği bir platform olarak sivil toplum bilincinin gençler arasında yaygınlaşmasını ve gençlerin sivil toplum faaliyetlerine etkin olarak katılmasını destekleyeceğiz.

STK’ların kendi aralarında ve kamu kurumları ile hızlı iletişime geçebileceği bir altyapı oluşturacağız.

Kamu yararı statüsü ve vergi muafiyeti gibi desteklerden yararlanmak isteyen STK’lar için adil ve şeffaf bir yöntem uygulanmasını sağlayacağız.

STK’ların toplanma ve gösteri düzenleme gibi haklarına getirilen yer ve süre kısıtlamalarını ifade özgürlüğü lehine olmak suretiyle yeniden düzenleyeceğiz.

STK’ların denetimi ile ilgili yasal düzenlemeleri açıklığa kavuşturarak, denetimlerin bu kuruluşların amaçları ve yasalar çerçevesinde faaliyet göstermelerini temin etmenin ötesine geçerek, iç işlerine müdahale gerekçesi olarak kullanılmasını engelleyeceğiz. Cezai yaptırımların uygulanması gerektiği durumlarda hakkaniyet ilkesinin gözetilmesini sağlayacağız.

STK’lara yönelik her türlü kayırmacılık ve dışlayıcılık uygulamalarına son vereceğiz.  

Adalet Değeri

Adalet; herkese hak ettiğini vermek ve herkesin hakkını koruyup güvence altına almaktır. Bu içeriğiyle adalet, insan haklarını ve onun özünü oluşturan insan onurunu gözetmek demektir.  İnsan haklarını ve insan onurunu referans alan adalet kavramı, hukukun üstünlüğüne dayalı devlet anlayışının temelidir.

Devletlerin meşruiyeti, gücü ve sürekliliği, üzerine kurulu oldukları adalet temelinin sağlamlığıyla ölçülür. Adalet değeri üzerine kurulu olan ve adaleti tesis eden devletler güçlü ve daim olurlar, adalet değerinden uzaklaşan ve zulme saplanan devletler ise yok olurlar. “Adalet mülkün temelidir” düsturunu, bu evrensel gerçekliğin veciz bir ifadesi olarak görmekteyiz.

Partimiz, adaleti toplumsal ve siyasal yaşamın vazgeçilmez bir ilkesi olarak kabul eder. Adalet; toplumsal barışın, huzurun, güvenliğin ve refahın güvencesidir. Adaletin olmadığı yerde haksızlık ve zulüm hâkim olur. Haksızlığın ve zulmün yaygın olduğu toplumlarda çatışma, kamplaşma ve kutuplaşma eksik olmadığı gibi, refahı sağlamak da mümkün değildir. Böylesi bir toplumda kanunlar, haksızlığı ve zulmü meşrulaştırmaktan başka bir işlev görmezler.

Toplum olarak, adalet değerinden uzaklaşan ülkemizde devlet sisteminin temellerinin sarsıldığına tanıklık etmekteyiz. Ülkemizde yaşanan sorunların ve krizlerin temelinde adalet prensibinden sapma yatmaktadır. Toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamımızın her alanında kendisini hissettiren adalet açığı, toplumsal barışı zedelemekte, toplumun kendi içinde ve toplum-devlet ilişkisinde onarılması güç yaralar açmaktadır.

Parti olarak, toplumda adalet beklentisinin çok yaygın ve güçlü olduğunun farkındayız. Partimizin temel felsefesi, siyaset ve yönetim anlayışı, adalet değeri üzerine kurulmuştur.   

Hukuk ve Hukukun Üstünlüğü

Hukuk, adalet değerini somutlaştıran ve onu gerçekleştirmeye yönelen kurallar bütünüdür. Hukukun özü adalettir. Adalet değeri hak ve özgürlük eksenli olduğundan, adalet değerini gerçekleştirmeyi hedefleyen hukukun amacı da kişilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına almak olmalıdır.

Kişilerin hak ve özgürlüklerini koruma amacını gütmeyen, insanlar arasında ayrımcılık yapan ve eşitlik ilkesini hiçe sayan kanunların ve uygulamaların yürürlükte olduğu bir devlet, hukuk devleti olarak nitelendirilemez.

Hukuk, adalet esasına dayalı bir toplumsal düzeni tesis etmeyi hedefler. Adalet esasına dayalı toplumsal düzen, aynı zamanda toplumsal barışın da teminatını oluşturur. Ülkemizin en fazla ihtiyacı olan da budur.

Hukuk devletinin özü, “adalet devleti”dir. Hukuk devletinin amacı, adalet devletini gerçekleştirmektir. Hukuk adalet süzgecinden, devlet de hukuk süzgecinden geçtikten sonra geriye kalan şey hukuk devletidir.

Adaletsiz hukuk, yalnızca “yanlış hukuk” değil, her türlü hukuk doğasından yoksunluktur; hukukta zorbalıktır.

Hukuk; eşitlik, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerleri referans alan kurallar bütünüdür. Hukukun toplumsal yaşamda ve devletin işleyişinde üstün bir konumda olması, demokratik hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir.

Hukukun üstünlüğüne dayalı devlet, herkesin hukuk karşısında eşit olmasını öngörür.  Hukuk devletinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin herkes kanun ve hukuk önünde eşittir. Hukuk devletinde hiç kimseye ayrıcalık ve imtiyaz tanınamaz.

Hukuk, yönetilenleri olduğu kadar yönetenleri de bağlar. Millet adına iktidarı kullananların ve yönetim mevkiinde olanların hukuk karşısında herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Hukuk devleti, üstünlerin ya da güçlülerin değil, hukukun üstün olduğu bir devlettir.

Hukuk devleti, devletin hukukla çerçevelenmesini ve kayıtlanmasını öngörür. Devletin yapılanmasının ve işleyişinin hukuka uygun olmasını gerektirir.

Hukuk devletinde kişisel ve keyfi yönetime yer yoktur. Devletin bütün kararları, eylem ve işlemleri hukuka uygun olmak zorundadır. Yasama, yürütme ve yargı organları hukuka bağlı olarak görev icra ederler. Hiçbir kurum, kuruluş, organ ya da şahıs hukuktan bağışık değildir. 

Hukuk devleti adaletli bir toplum düzeni oluştururken, aynı zamanda, toplumsal istikrarı da sağlar. Bu istikrarın özü, hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir.

Hukuk devletinin temel gereklerinden biri olan hukuki güvenlik, yurttaşların kamu otoriteleriyle ilişkilerinde bugüne ve geleceğe ilişkin olarak güven duygusu içinde olmaları demektir. Hukuk devleti ilkesinin işlevsel olabilmesi için hukukun, yönetilenlere güven duygusu vermesi gerekir. Bunun için de özellikle bireysel özgürlükleri etkileyen hukuk kurallarının açık ve önceden bilinebilir olması gerekir. Hukuka olan güvenin sağlanabilmesi için hukuk alanında belirsizlik ve keyfiliğe yer verilmemelidir.

Hukuki öngörülebilirlik ise, sağlanan hukuki istikrar sayesinde kişilerin geleceği öngörebilmeleri ve bu öngörüler doğrultusunda her türlü etkinliklerini yürütebilmelerini ifade etmektedir. Buna göre hukuk devleti, yasaların egemenliğine dayanan istikrarlı bir hukuk düzeni kurmak suretiyle yurttaşların ne tür işlem ve eylemleri yapabileceklerini ve ne tür yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceklerini önceden bilerek ona göre hareket etmelerine olanak tanır.

Hukuki güvenlikten ve hukuki öngörülebilirlikten yoksun olan ülkelerin sosyal barışı sağlamaları mümkün olmadığı gibi, ekonomik kalkınmayı sürdürmesi de mümkün değildir.

Parti olarak, ülkemizde yaşanan toplumsal huzursuzluğun ve ekonomik krizin temelinde hukuk sistemimizin güvenilirlikten ve öngörülebilirlikten uzak istikrarsız yapısının yattığına inanmaktayız. Hukukun sağladığı istikrar ortamında güvensizliğin ve belirsizliğin azalacağına, üretim ve yatırım kararlarının korkusuzca ve güvenle alınacağına, böylece kalkınma sürecimizin hızlanacağına inanıyoruz.

Mevzuatımızdaki temel insan haklarına ilişkin kimi yasakçı hükümler ile kamu yönetiminin hukuk dışı keyfi uygulamaları ve toplum vicdanını zedeleyen bazı yargı kararları nedeniyle ülkemiz hukuk devletinden çok, keyfiliğin yaygın olduğu bir kanun devleti görüntüsü vermektedir.  Ülkemizin, özellikle son yıllarda hukuk devletinin temel gereklerini yerine getirmekten hızla uzaklaştığına ve itibar kaybettiğine tanıklık etmekteyiz.  

Hukuk devleti konusunda ülkemize kaybettiği itibarını yeniden kazandırmak ve güçlü demokrasiler seviyesine ulaşmak Partimizin öncelikli hedeflerinden biridir. Bu amaçla; başta OHAL mevzuatı olmak üzere, insan haklarına ve hukukun evrensel ilkelerine aykırı düzenlemeleri, özgürlük, eşitlik ve adalet gibi evrensel değerleri referans alarak yenileyeceğiz. Hukuki güvenliği ve hukuki öngörülebilirliği temin ederek, hukuk alanında istikrarı sağlayacağız.

Parti olarak, kamu yönetiminin hukuka bağlılığını sağlamak amacıyla, idari ve yargısal denetimi etkin hale getireceğiz.

İdari yargının alanında kalan mevzuatın dağınık ve ilişkisiz olarak düzenlenmiş olması, yanlış uygulamalardan sonra yürütülen yargılamalar sonucunda telafisi mümkün olmayan hatalara ve kamu zararlarına sebep olmaktadır. Bu çerçevede, idari yargı alanına giren mevzuatı kolay anlaşılabilir, somut ve çelişmez bir şekilde düzenleyeceğiz. Uygulama birliği oluşturarak bireylere ve kamuya yüklenen tazminat külfetini ortadan kaldıracağız.

Bağımsız ve Tarafsız Yargı

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devletlerde yargılama yetkisi, yasama ve yürütmeden bağımsız kılınan yargı organlarına bırakılır. Yargının, yasama ve yürütmeden ayrı ve onlardan bağımsız bir erk olması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin temel bir gereğidir.

Kuvvetler ayrılığının ve buna bağlı olarak “denge ve denetleme” sisteminin temel gereklerinden biri, yasama ve yürütme tasarruflarının üçüncü bir güç olan yargı tarafından denetlenmesidir.

Yargının, bir yandan yasama ve yürütmenin hukukun sınırlarını aşıp aşmadığını denetleyebilmesi, diğer yandan da siyasi iktidarın keyfi karar ve eylemlerinden bireyleri koruyabilmesi için her iki erkten de bağımsız olması gerekir.

Yargının en önemli varlık sebebi, bireylerin hak ve özgürlüklerini devlet karşısında korumaktır. Yargı; bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alabilmesinin, herkese hak ettiğini teslim edebilmesinin ve adil kararlar verebilmesinin bir gereği olarak bağımsızlık zırhıyla donatılır. Yargıya tanınan bu ayrıcalık, adaleti sağlama amacına yöneliktir.

Yargı bağımsızlığı ilkesi başlı başına bir amaç değil, adaleti sağlayabilmenin bir aracıdır. Yargının adaletli kararlar verebilmesi için tarafsız olması, tarafsız olabilmesi için de bağımsız olması gerekir.

Ülkemizdeki yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi sorunlar olduğunun farkındayız. Yargı alanında yaşanan sorunları, tek başına anayasal ve yasal düzenlemelerdeki eksikliklerle açıklamak mümkün değildir.  Sorunun büyümesinde, uygulamadaki baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı yatmaktadır.

İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasi anlayışından sapıldığı, otoriter ve baskıcı politikaların yürürlüğe konduğu, toplumsal ve siyasal muhalefetin sindirildiği ve korku ikliminin yaratıldığı bir ortamda yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak mümkün değildir.

Yargının; bağımsızlığını, tarafsızlığını, hesap verilebilirliğini ve denetimini sağlayabilmek, hızlı, etkin ve verimli çalışıp adil kararlar verebilmesini temin edebilmek için bir dizi yapısal düzenleme gerekmektedir.  Bu çerçevede;

Hâkimlerin ve savcıların mesleğe atanmalarında, kamu hizmetlerine girmede eşitlik ilkesine uygun, objektif kriterlere dayalı ve her türden kayırmaya kapalı bir sistem getirmeyi amaçlıyoruz.

Hâkim ve savcıların özlük işleri hakkında karar verme yetkisine sahip bağımsız yüksek yargı kurullarını, yargının demokratik meşruiyeti ve çoğulculuğu ilkeleri çerçevesinde yeniden tanzim etmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nu “Hâkimler Kurulu” ve “Savcılar Kurulu” olarak ikiye ayıracağız.

Yargı sistemi içerisinde farklı görevlere ve konumlara sahip olan hâkimlik ve savcılık mesleklerini birbirinden ayıracağız. Hâkimlerin savcı, savcıların da hâkim olarak görevlendirilmelerine son vereceğiz. Hâkimler ve savcıların sınavlarını, eğitimlerini, mesleğe alım süreçlerini ve fiziki mekânlarını birbirinden ayıracağız. Savcıların, adliye binalarının dışında kendilerine ait binalarda görev yapmalarını sağlayacağız.

Partimizin en çok önem verdiği konulardan biri, hâkimlerin uzmanlaşmasıdır. Hâkimlik mesleğine dair genel bir eğitim verildikten sonra, hâkimlerin belli bir alanda uzmanlaşması ve uzmanlaştığı mahkemelerde görev yapması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştireceğiz. Hâkimlerin tayin ve görev yeri değişikliklerinde, önceden belirlenecek ihtisas alanlarının dikkate alınmasını öngören bir sistem kuracağız.

Yargıda etkinlik ve verimliliği arttırabilmek amacıyla hâkim ve savcı yardımcılığı uygulamasına bir an önce geçeceğiz.

Hâkimlerin herhangi bir endişe duymadan görevlerini yürütebilmeleri ve hakkaniyetli bir karara varabilmeleri için, görev yaptıkları bölge için öngörülen süre dolmadan görev yerlerinin değiştirilmesini mümkün olmaktan çıkaracağız. Partimizin hedefi bütün hâkimler için coğrafi (kürsü) teminatın getirilmesidir.

Yürütmenin ceza soruşturmalarını etkileme olanağını ortadan kaldırmak, savcıların bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirmek ve yargılamanın etkinliğini ve verimliğini artırmak için, adli kolluğu idari kolluktan ayırarak adli teşkilata bağlı görev yapan birimler haline getireceğiz.

Hukukun üstünlüğü yargının işlevselliği ve hızıyla da doğru orantılıdır. Yargı süreçlerinin hızlandırılması için gerekli tedbirleri alacağız. Bu bağlamda, başta hâkim ve savcı ihtiyacının karşılanması ve hâkim ve savcı yardımcılığının bir an önce hayata geçirilmesi olmak üzere nicelik ve nitelik bakımından yeteri kadar personelin istihdamını sağlayacağız. Teknolojik altyapıyı iyileştirecek ve yargı makamlarının kamu kurum ve kuruluşlarından istedikleri bilgi ve belgelere geciktirilmeksizin en kısa sürede ulaşmasını sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri alacağız.

Yargı sürecinin hızlanması ve ‘‘adil yargılanma süresinin’’ aşılmaması için yargı sistemini büyük oranda ihtisas mahkemelerinden oluşacak şekilde yeniden yapılandıracağız.

Böylece yargıyı, uyuşmazlıkların çözümünde tercih edilir hale getirecek, hukuki normların caydırıcılığını arttıracak ve bireyleri hukuk dışında çözüm aramaktan kurtaracağız.

Arabuluculuk ve uzlaştırma uygulamalarının etkinliğini arttıracağız.

Yargıda şeffaflığın ve denetimin sağlanabilmesi için, her düzeydeki mahkeme kararlarını kişisel verileri koruyarak vatandaşların erişimine açacağız.

Duruşma zabıtlarının, mahiyetine uygun tutulmasını temin etmek amacıyla duruşmaların dijital ortamda kayıt altına alınması için gerekli olan altyapıyı kuracağız.

Hâkimlerin terfilerinde, verdikleri kararların Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uyumunun dikkate alınması gereken bir ölçüt olmasını sağlayacak yasal düzenleme yapacağız.

Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu’nun atama yapılacak hâkim ve savcı kadrolarını önceden ilan etmeleriyle ilgili gerekli düzenlemeleri yaparak, atamalarda şeffaflığı egemen kılacağız.

Adalet Komisyonlarını güçlendirerek işlevsel hale getireceğiz. Komisyonlarda çoğulculuğu sağlamak amacıyla, komisyonların görev yaptıkları yargı çevrelerindeki barolardan temsilcilerin de komisyonlarda yer almasını sağlayacağız.

Adaletin tesisinde kilit rol oynayan hukukçuların daha iyi yetişmeleri gayesiyle, hukuk fakültelerinin açılmasını öğretim üyesi sayısı ve fiziki koşullar gibi nesnel kriterlere bağlayacağız. Belirlenmiş kriterlere, belirli süre içerisinde uymayan fakültelerin durumunu gözden geçireceğiz.

Adliyelerin bünyesinde, hukuk fakülteleri ile adliyeler arasında bir köprü işlevi görecek ve iş birliği sağlayacak eğitim birimleri oluşturacağız.

Hukukta belirli bir alanda uzmanlaşmanın önünü açmak için hukuk lisans eğitiminin son senesinde modüler eğitim modeline geçilmesini, öğrencilerin ilgilerini çeken belirli uzmanlık modüllerinden birini seçmelerini ve bu modülde yer alan dersleri alarak eğitimlerini tamamlamalarını sağlayacağız.

Türkiye Adalet Akademisi’nin eğitim kadrosunu daha çoğulcu ve sivil bir niteliğe kavuşturarak, hâkim ve savcı adaylarının eğitimlerini daha nitelikli bir hale getireceğiz.

Avukatlık stajını kâğıt üzerinde işleyen bir süreç olmaktan çıkaracağız. Avukat adaylarının staj sürecini verimli hale getirebilmek için ekonomik yönden rahatlatıcı tedbirler alacağız.

KAMU YÖNETİMİ
EKONOMİ
SEKTÖREL POLİTİKALAR
SOSYAL POLİTİKALAR
KADIN
GENÇLİK
SPOR
KÜLTÜR VE SANAT
GÖÇ POLİTİKALARI
ÇEVRE, KENTLEŞME VE AFET YÖNETİMİ
GÜVENLİK VE SAVUNMA
DIŞ POLİTİKA

Ali Babacan
Ankara, Mühendis

4 Nisan 1967 tarihinde Ankara’da, Hilmi Babacan ve Güner Babacan çiftinin oğlu olarak dünyaya geldi. Gençlik yıllarından itibaren dedesinin 1928 yılında başlattığı aile işinde çalıştı.

TED Ankara Koleji’nden 1985 yılında birincilikle mezun oldu. Lisans eğitimini tamamlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’ne giren Ali Babacan, bu bölümden 1989 yılında 4.00 üzerinden 4.00 ortalamayla üniversite birincisi olarak mezun oldu.

1990 yılında dünyanın birçok ülkesindeki üstün başarı gösteren öğrencilere verilen Fulbright bursunu kazanarak, Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Babacan, 1990-1992 yılları arasında Northwestern University Kellogg School’da işletme dalında yüksek lisans (MBA) yaptı.

Yüksek lisans çalışmalarında pazarlama, organizasyon davranışı ve uluslararası iş idaresi dallarında uzmanlaştı, 1992-1994 yılları arasında finans sektörünün üst düzey yöneticilerine danışmanlık yapan özel bir şirkette danışman olarak çalıştı.

1994 yılında Ankara’ya döndükten sonra aile şirketinin başına geçti; 2001 yılında AK Parti’nin kurucu üyesi oldu, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Ankara’da uzun yıllar ticaretle uğraşan Babacan ailesinin bir ferdi ilk defa siyasete girmiş oldu.

58. ve 59. Hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. Türkiye tarihinin en yıkıcı ekonomik krizlerinden olan 2001 krizinin ardından, ekonomiden sorumlu devlet bakanı koltuğuna oturduğunda 35 yaşındaydı.

58. Hükümet’te Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 2008’de dünyayı etkileyen ekonomik kriz sonrası 2009 yılında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı oldu. 28 Ağustos 2015’e tarihine kadar Başbakan Yardımcılığı görevine devam eden Babacan, aynı zamanda 22.,23.,24. ve 26. Dönemlerde TBMM’de Ankara milletvekilliği görevinde bulundu. 13 yıl boyunca kesintisiz bakanlık yapan Ali Babacan, son dönemlerin en uzun süre bakanlık yapmış ismi oldu.

8 Temmuz 2019 tarihinde kurucu üye olduğu AK Parti’den istifa etti. Babacan, istifasının ardından kamuoyuna yaptığı açıklamada, Türkiye’nin geleceği için yeni bir siyasi parti oluşturmak üzere çalışmalara başladıklarını duyurdu.

Ali Babacan, 1995 yılında Zeynep Babacan ile evlendi. Kerem, Dilara ve Emir adlarında üç çocuk babasıdır.

AŞKANLIK KURULU

Ali Babacan

Ali Babacan

Ankara, Mühendis

Genel BaşkanÖzgeçmişi

Birol Aydemir

Birol Aydemir

Erzincan, İktisatçı

Sektörel Politikalar BaşkanıÖzgeçmişi

Ali Rıza Babaoğlan

Ali Rıza Babaoğlan

Diyarbakır, Mühendis

Halkla İlişkiler BaşkanıÖzgeçmişi

Yasemin Bilgel

Yasemin Bilgel

Ankara, Akademisyen

Doğa Hakları ve Çevre Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Abdurrahman Bilgiç

Abdurrahman Bilgiç

Adıyaman, Emekli Büyükelçi

Dışişleri ve Güvenlik Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

İbrahim Çanakcı

İbrahim Çanakcı

Elazığ, Ekonomist

Ekonomi ve Finans Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Burak Dalgın

Burak Dalgın

Bursa, Mühendis

Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Canberk Demirci

Canberk Demirci

İzmir, Yazılım Mühendisi

Bilgi ve İletişim Sistemleri BaşkanıÖzgeçmişi

Zehra Zeynep Dereli

Zehra Zeynep Dereli

İstanbul, Eğitimci

Eğitim Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Mehmet Emin Ekmen

Mehmet Emin Ekmen

Batman, Avukat

Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Sadullah Ergin

Sadullah Ergin

Antakya, Avukat

Genel SekreterÖzgeçmişi

Nihat Ergün

Nihat Ergün

Kocaeli, İktisatçı

Teşkilat İşleri BaşkanıÖzgeçmişi

Elif Esen

Elif Esen

İstanbul, İşletmeci

Sosyal Politikalar BaşkanıÖzgeçmişi

Münevver Helün Fırat

Münevver Helün Fırat

Adıyaman, Serbest Meslek

Kültür ve Sanat Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Arzu Kılıçlar

Arzu Kılıçlar

Ankara, Öğretim Üyesi

Kadın Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Sanem Oktar

Sanem Oktar

İzmir, İletişimci/Girişimci

Kurumsal İletişim ve Tanıtım BaşkanıÖzgeçmişi

İdris Şahin

İdris Şahin

Çankırı, Avukat

Seçim İşleri BaşkanıÖzgeçmişi

Doğa Şanlıoğlu

Doğa Şanlıoğlu

İstanbul, Avukat-İş İnsanı

Gençlik Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Mustafa Uçak

Mustafa Uçak

Antalya, Sanayici

İdari ve Mali İşler BaşkanıÖzgeçmişi

Nazlı Seda Vural

Nazlı Seda Vural

Ankara, İnsan Kaynakları Yöneticisi

İnsan Kaynakları ve Parti İçi Eğitim BaşkanıÖzgeçmişi

Mustafa Yeneroğlu

Mustafa Yeneroğlu

Bayburt, Avukat

Hukuk ve Adalet Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

Medeni Yılmaz

Medeni Yılmaz

Muş, Doktor

Sağlık Politikaları BaşkanıÖzgeçmişi

YÖNETİM KURULU

Ali Babacan

Ali Babacan

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Altuğ Ankaralı

Altuğ Ankaralı

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Bekir Sıtkı Aslan

Bekir Sıtkı Aslan

Adıyaman, Göz DoktoruÖzgeçmişi

Gülçin Avşar

Gülçin Avşar

Konya, AvukatÖzgeçmişi

Cem Avşar

Cem Avşar

Malatya, İş İnsanıÖzgeçmişi

Birol Aydemir

Birol Aydemir

Erzincan, İktisatçıÖzgeçmişi

Oğuzhan Aygören

Oğuzhan Aygören

Denizli, AkademisyenÖzgeçmişi

Ali Rıza Babaoğlan

Ali Rıza Babaoğlan

Diyarbakır, MühendisÖzgeçmişi

Yasemin Bilgel

Yasemin Bilgel

Ankara, AkademisyenÖzgeçmişi

Abdurrahman Bilgiç

Abdurrahman Bilgiç

Adıyaman, Emekli BüyükelçiÖzgeçmişi

Nevim Bilici

Nevim Bilici

Trabzon, Ev HanımıÖzgeçmişi

İbrahim Çanakcı

İbrahim Çanakcı

Elazığ, EkonomistÖzgeçmişi

İlker Çelik

İlker Çelik

Yozgat, İşadamıÖzgeçmişi

Cavit Dağdaş

Cavit Dağdaş

Siirt, EkonomistÖzgeçmişi

Burak Dalgın

Burak Dalgın

Bursa, MühendisÖzgeçmişi

Canberk Demirci

Canberk Demirci

İzmir, Yazılım MühendisiÖzgeçmişi

Hatice Selvi Demirel

Hatice Selvi Demirel

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Zehra Zeynep Dereli

Zehra Zeynep Dereli

İstanbul, EğitimciÖzgeçmişi

İkram Dinçer

İkram Dinçer

Van, ÖğretmenÖzgeçmişi

İbrahim Dönertaş

İbrahim Dönertaş

İzmir, SanayiciÖzgeçmişi

Mehmet Emin Ekmen

Mehmet Emin Ekmen

Batman, AvukatÖzgeçmişi

Fazıl Hüsnü Erdem

Fazıl Hüsnü Erdem

Elazığ, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Sadullah Ergin

Sadullah Ergin

Antakya, AvukatÖzgeçmişi

Nihat Ergün

Nihat Ergün

Kocaeli, İktisatçıÖzgeçmişi

Elif Esen

Elif Esen

İstanbul, İşletmeciÖzgeçmişi

Münevver Helün Fırat

Münevver Helün Fırat

Adıyaman, Serbest MeslekÖzgeçmişi

Gülay Göktürk

Gülay Göktürk

İstanbul, GazeteciÖzgeçmişi

Deniz Karakullukçu

Deniz Karakullukçu

İstanbul, ÖğrenciÖzgeçmişi

Hasan Karal

Hasan Karal

Rize, Eğitimci-İlahiyatcıÖzgeçmişi

Candan Karlıtekin

Candan Karlıtekin

Ankara, EkonomistÖzgeçmişi

Arzu Kılıçlar

Arzu Kılıçlar

Ankara, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Kadircan Köşdere

Kadircan Köşdere

İstanbul, İşletmeciÖzgeçmişi

Sanem Oktar

Sanem Oktar

İzmir, İletişimci/GirişimciÖzgeçmişi

Ramiz Ongun

Ramiz Ongun

Adana, Veteriner HekimÖzgeçmişi

Seyit Halil Özsoy

Seyit Halil Özsoy

Kayseri, Diş HekimiÖzgeçmişi

Gül Didem Pekuz

Gül Didem Pekuz

Ağrı, AvukatÖzgeçmişi

Evrim Rızvanoğlu

Evrim Rızvanoğlu

Van, İş İnsanıÖzgeçmişi

İdris Şahin

İdris Şahin

Çankırı, AvukatÖzgeçmişi

Doğa Şanlıoğlu

Doğa Şanlıoğlu

İstanbul, Avukat-İş İnsanıÖzgeçmişi

Mehmet Şanver

Mehmet Şanver

Yozgat, E. KorgeneralÖzgeçmişi

Tuğba Tapsız

Tuğba Tapsız

Kadirli, DiğerÖzgeçmişi

Zeynep Tatar

Zeynep Tatar

Trabzon, İş İnsanıÖzgeçmişi

Mustafa Uçak

Mustafa Uçak

Antalya, SanayiciÖzgeçmişi

Bünyamin Ünlü

Bünyamin Ünlü

Sinop, ÖğretmenÖzgeçmişi

Cennet Uslu

Cennet Uslu

Ankara, AkademisyenÖzgeçmişi

Nazlı Seda Vural

Nazlı Seda Vural

Ankara, İnsan Kaynakları YöneticisiÖzgeçmişi

Burcu Yağan

Burcu Yağan

Ankara, GirişimciÖzgeçmişi

Ali Ufuk Yaşar

Ali Ufuk Yaşar

İzmit, SendikacıÖzgeçmişi

Mustafa Yeneroğlu

Mustafa Yeneroğlu

Bayburt, AvukatÖzgeçmişi

Ayşe Ezgi Yıldırım

Ayşe Ezgi Yıldırım

İstanbul, AkademisyenÖzgeçmişi

Medeni Yılmaz

Medeni Yılmaz

Muş, DoktorÖzgeçmişi

DİSİPLİN KURULU

Mustafa Nuri Akbulut

Mustafa Nuri Akbulut

Erzurum, Avukat

Birim BaşkanıÖzgeçmişi

Abdurrahim Aksoy

Abdurrahim Aksoy

Bitlis, İş İnsanı

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Haldun Hakçı

Haldun Hakçı

Ankara, Ticaret

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Hüseyin Kaderoğlu

Hüseyin Kaderoğlu

Karaköy, Avukat

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Fahriye Oya Kuyumcu

Fahriye Oya Kuyumcu

Ankara, Mimar

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Mahmut Sami Topbaş

Mahmut Sami Topbaş

Konya, Sanayici

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Yusuf Türkmen

Yusuf Türkmen

Erzurum, Avukat

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM KURULU

Selma Aliye Kavaf

Selma Aliye Kavaf

Denizli, Öğretmen

Birim BaşkanıÖzgeçmişi

Kerem Altun

Kerem Altun

Van, Eğitimci

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Metin Kaşıkoğlu

Metin Kaşıkoğlu

Düzce, Avukat

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Ahmet Edip Uğur

Ahmet Edip Uğur

Balıkesir, Kimya Mühendisi

Birim ÜyesiÖzgeçmişi

Abdurrahman Müfit Yetkin

Abdurrahman Müfit Yetkin

Şanlıurfa, Eczacı

Birim ÜyesiÖzgeçmişi


KURUCU ÜYELER

İbrahim Alper Akalın

İbrahim Alper Akalın

Gaziantep, Finansal EkonomistÖzgeçmişi

Mustafa Nuri Akbulut

Mustafa Nuri Akbulut

Erzurum, AvukatÖzgeçmişi

Abdurrahim Aksoy

Abdurrahim Aksoy

Bitlis, İş İnsanıÖzgeçmişi

Kerem Altun

Kerem Altun

Van, EğitimciÖzgeçmişi

Altuğ Ankaralı

Altuğ Ankaralı

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Bekir Sıtkı Aslan

Bekir Sıtkı Aslan

Adıyaman, Göz DoktoruÖzgeçmişi

Essum Aslan

Essum Aslan

Şanlıurfa, İş İnsanıÖzgeçmişi

Mehmet Avcı

Mehmet Avcı

Van, İş İnsanıÖzgeçmişi

Cem Avşar

Cem Avşar

Malatya, İş İnsanıÖzgeçmişi

Gülçin Avşar

Gülçin Avşar

Konya, AvukatÖzgeçmişi

Birol Aydemir

Birol Aydemir

Erzincan, İktisatçıÖzgeçmişi

Furkan Aydoğan

Furkan Aydoğan

Konya, ÖğretmenÖzgeçmişi

Oğuzhan Aygören

Oğuzhan Aygören

Denizli, AkademisyenÖzgeçmişi

Kadriye Esra Aygün

Kadriye Esra Aygün

Şanlıurfa, Mühendis-İş İnsanıÖzgeçmişi

Ali Babacan

Ali Babacan

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Ali Rıza Babaoğlan

Ali Rıza Babaoğlan

Diyarbakır, MühendisÖzgeçmişi

Baran Deniz Bağatur

Baran Deniz Bağatur

Ankara, ÖğrenciÖzgeçmişi

Yasemin Bilgel

Yasemin Bilgel

Ankara, AkademisyenÖzgeçmişi

Abdurrahman Bilgiç

Abdurrahman Bilgiç

Adıyaman, Emekli BüyükelçiÖzgeçmişi

Nevim Bilici

Nevim Bilici

Trabzon, Ev HanımıÖzgeçmişi

İbrahim Çanakcı

İbrahim Çanakcı

Elazığ, EkonomistÖzgeçmişi

Hasan Canpolat

Hasan Canpolat

Ankara, Emekli ValiÖzgeçmişi

İlker Çelik

İlker Çelik

Yozgat, İşadamıÖzgeçmişi

Bilgehan Çetiner

Bilgehan Çetiner

Yozgat, AkademisyenÖzgeçmişi

Cavit Dağdaş

Cavit Dağdaş

Siirt, EkonomistÖzgeçmişi

Burak Dalgın

Burak Dalgın

Bursa, MühendisÖzgeçmişi

Canberk Demirci

Canberk Demirci

İzmir, Yazılım MühendisiÖzgeçmişi

Hatice Selvi Demirel

Hatice Selvi Demirel

Ankara, MühendisÖzgeçmişi

Zehra Zeynep Dereli

Zehra Zeynep Dereli

İstanbul, EğitimciÖzgeçmişi

İbrahim Dönertaş

İbrahim Dönertaş

İzmir, SanayiciÖzgeçmişi

Mehmet Emin Ekmen

Mehmet Emin Ekmen

Batman, AvukatÖzgeçmişi

Bahar Ekşi

Bahar Ekşi

İstanbul, AkademisyenÖzgeçmişi

Tunahan Elmas

Tunahan Elmas

İzmir, Stajyer AvukatÖzgeçmişi

Fazıl Hüsnü Erdem

Fazıl Hüsnü Erdem

Elazığ, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Mustafa Ergen

Mustafa Ergen

Konya, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Sadullah Ergin

Sadullah Ergin

Antakya, AvukatÖzgeçmişi

Ahmet Ergin

Ahmet Ergin

Bağdat, YöneticiÖzgeçmişi

Nihat Ergün

Nihat Ergün

Kocaeli, İktisatçıÖzgeçmişi

Elif Esen

Elif Esen

İstanbul, İşletmeciÖzgeçmişi

Münevver Helün Fırat

Münevver Helün Fırat

Adıyaman, Serbest MeslekÖzgeçmişi

Ömer Rıfat Gencal

Ömer Rıfat Gencal

İstanbul, Finansal Dan. EkonomistÖzgeçmişi

İbrahim Gezer

İbrahim Gezer

Malatya, Öğretim Üyesi MühendisÖzgeçmişi

Gülay Göktürk

Gülay Göktürk

İstanbul, GazeteciÖzgeçmişi

İhsan Günaydın

İhsan Günaydın

Trabzon, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Kemal Can Gür

Kemal Can Gür

İzmit, TersanecilikÖzgeçmişi

Metin Gürcan

Metin Gürcan

Bilecik, Akademisyen/AraştırmacıÖzgeçmişi

Meltem Gürler

Meltem Gürler

Aydın, İletişimci, PsikologÖzgeçmişi

Haldun Hakçı

Haldun Hakçı

Ankara, TicaretÖzgeçmişi

Sedat Kadıoğlu

Sedat Kadıoğlu

Erzurum, Emekli BürokratÖzgeçmişi

Deniz Karakullukçu

Deniz Karakullukçu

İstanbul, ÖğrenciÖzgeçmişi

Hasan Karal

Hasan Karal

Rize, Eğitimci-İlahiyatcıÖzgeçmişi

Metin Kaşıkoğlu

Metin Kaşıkoğlu

Düzce, AvukatÖzgeçmişi

Selma Aliye Kavaf

Selma Aliye Kavaf

Denizli, ÖğretmenÖzgeçmişi

Merve Mollamehmetoğlu Keleş

Merve Mollamehmetoğlu Keleş

İstanbul, SanayiciÖzgeçmişi

Arzu Kılıçlar

Arzu Kılıçlar

Ankara, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Kadircan Köşdere

Kadircan Köşdere

İstanbul, İşletmeciÖzgeçmişi

Fahriye Oya Kuyumcu

Fahriye Oya Kuyumcu

Ankara, MimarÖzgeçmişi

Ali İhsan Merdanoğlu

Ali İhsan Merdanoğlu

Diyarbakır, ÇiftçiÖzgeçmişi

Hüseyin Nalbantoğlu

Hüseyin Nalbantoğlu

İstanbul, İnşaat MühendisiÖzgeçmişi

Ferai Ökmen

Ferai Ökmen

Bitlis, Kimya MühendisiÖzgeçmişi

Sanem Oktar

Sanem Oktar

İzmir, İletişimci/GirişimciÖzgeçmişi

Rojhat Ölmez

Rojhat Ölmez

Hakkari, Stajyer AvukatÖzgeçmişi

Ramiz Ongun

Ramiz Ongun

Adana, Veteriner HekimÖzgeçmişi

Hatice Dudu Özkal

Hatice Dudu Özkal

Afyon, EğitimciÖzgeçmişi

Seyit Halil Özsoy

Seyit Halil Özsoy

Kayseri, Diş HekimiÖzgeçmişi

Gül Didem Pekuz

Gül Didem Pekuz

Ağrı, AvukatÖzgeçmişi

Evrim Rızvanoğlu

Evrim Rızvanoğlu

Van, İş İnsanıÖzgeçmişi

İdris Şahin

İdris Şahin

Çankırı, AvukatÖzgeçmişi

Doğa Şanlıoğlu

Doğa Şanlıoğlu

İstanbul, Avukat-İş İnsanıÖzgeçmişi

Mehmet Şanver

Mehmet Şanver

Yozgat, E. KorgeneralÖzgeçmişi

Mustafa Satıcı

Mustafa Satıcı

Gaziantep, İhracatçıÖzgeçmişi

Muhammed İkbal Seyda

Muhammed İkbal Seyda

Şırnak, İş İnsanıÖzgeçmişi

Tuğba Tapsız

Tuğba Tapsız

Kadirli, DiğerÖzgeçmişi

Zeynep Tatar

Zeynep Tatar

Trabzon, İş İnsanıÖzgeçmişi

Mahmut Sami Topbaş

Mahmut Sami Topbaş

Konya, SanayiciÖzgeçmişi

Mustafa Uçak

Mustafa Uçak

Antalya, SanayiciÖzgeçmişi

Ahmet Edip Uğur

Ahmet Edip Uğur

Balıkesir, Kimya MühendisiÖzgeçmişi

Bünyamin Ünlü

Bünyamin Ünlü

Sinop, ÖğretmenÖzgeçmişi

Ahmet Faruk Ünsal

Ahmet Faruk Ünsal

Diyarbakır, Makine MühendisiÖzgeçmişi

Cennet Uslu

Cennet Uslu

Ankara, AkademisyenÖzgeçmişi

Nazlı Seda Vural

Nazlı Seda Vural

Ankara, İnsan Kaynakları YöneticisiÖzgeçmişi

Burcu Yağan

Burcu Yağan

Ankara, GirişimciÖzgeçmişi

Ali Ufuk Yaşar

Ali Ufuk Yaşar

İzmit, SendikacıÖzgeçmişi

Kerem Yavaşça

Kerem Yavaşça

Ankara, AkademisyenÖzgeçmişi

Mustafa Yeneroğlu

Mustafa Yeneroğlu

Bayburt, AvukatÖzgeçmişi

Ahmet Burçin Yereli

Ahmet Burçin Yereli

İzmir, Öğretim ÜyesiÖzgeçmişi

Abdurrahman Müfit Yetkin

Abdurrahman Müfit Yetkin

Şanlıurfa, EczacıÖzgeçmişi

Ayşe Ezgi Yıldırım

Ayşe Ezgi Yıldırım

İstanbul, AkademisyenÖzgeçmişi

Musa Malik Yıldırım

Musa Malik Yıldırım

Trabzon, TurizmciÖzgeçmişi

Medeni Yılmaz

Medeni Yılmaz

Muş, DoktorÖzgeçmişi

Bölgeler ve Komisyon Başkanları

Aşağıdaki tabloda, belirlenen 18 bölgedeki iller ve bölgelerin komisyon başkanları yer almaktadır.


BÖLGELERKOMİSYON BAŞKANI
İstanbulMustafa Yeneroğlu
Ankaraİbrahim Halil Çanakcı
İzmir, ManisaAbdurrahman Bilgiç
Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, ÇanakkaleElif Esen
Aydın, Denizli, Muğla, UşakMetin Kaşıkoğlu
Bursa, Eskişehir, Bilecik, YalovaAhmet Edip Uğur
Kocaeli, Sakarya, Düzce, BoluCandan Karlıtekin
Konya, Karaman, Afyonkarahisar, KütahyaSelma Aliye Kavaf
Antalya, Isparta, BurdurMünevver Helün Fırat
Adana, MersinBirol Aydemir
Hatay, Kahramanmaraş, OsmaniyeAbdurrahman Müfit Yetkin
Kayseri, Sivas, Yozgat, Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, KırşehirMahmut Sami Topbaş
Tokat, Çorum, Amasya, Kastamonu, Bartın, Karabük, Zonguldak, Sinop, Rizeİdris Şahin
Samsun, Trabzon, Ordu, Giresun, Artvin, Gümüşhane, ÇankırıHasan Karal
Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, ArdahanMedeni Yılmaz
Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli, Van, Muş, Bitlis, HakkariMustafa Nuri Akbulut
Gaziantep, Adıyaman, Kilis, ŞanlıurfaMehmet Emin Ekmen
Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt, Şırnakİkram Dinçer

BİRİNCİ BÖLÜM

KURULUŞ, AMAÇ ve İLKELER

Konu

Madde 1 (1) Bu Tüzük, Demokrasi ve Atılım Partisinin kuruluşunu, amaç ve ilkelerini, organlarını, işleyişini, görev, yetki ve sorumlulukları, üyelik ve disipline ilişkin hususları düzenlemektedir.

Kuruluş

Madde 2 (1) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Siyasi Partiler Kanunu, ilgili diğer mevzuat ile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu diğer uluslararası sözleşmeler çerçevesinde faaliyet göstermek üzere Demokrasi ve Atılım Partisi kurulmuştur.

(2) Demokrasi ve Atılım Partisi’nin kısa adı “Deva” şeklindedir.

Demokrasi ve Atılım Partisi’nin amblemi aşağıda yer alan su damlası ve deva yazısıdır.

Demokrasi ve Atılım Partisi’nin adresi Yukarı Öveçler Mahallesi, 1235. Cadde, No:9/22, 06410 Çankaya, Ankara’dır.

Amaç ve ilkeler

Madde 3 (1) Demokrasi ve Atılım Partisinin amacı, parti programında yer alan politikaların gerçekleştirilmesi suretiyle; kuvvetler ayrılığı esasına ve hukukun üstünlüğüne dayanan; yargının tarafsız ve bağımsızlığı ile hukuk güvenliğinin en üst düzeyde sağlandığı; katılımcı ve çoğulcu demokrasinin hakim olduğu; uluslararası sözleşmeler ve evrensel değerler çerçevesinde temel insan haklarının ve başta ifade ile basın özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklerin garanti altına alındığı; şiddet, korku, baskı, ötekileştirme, ayrıştırma ve ayrımcılığın yaşanmadığı; hukuka bağlı, vatandaş odaklı, katılımcı, tarafsız, saydam, hesap verebilir, denetlenebilir, etkili ve verimli bir kamu yönetiminin hayata geçirildiği; herkesin insan onuruna yaraşır yaşam ve refah standartlarına ulaştığı; çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe umutla baktığı, milletimizin barış ve huzur içinde yaşayacağı, saygın ve güçlü bir Türkiye idealini gerçekleştirmektir.

(2) Partimiz tüm politika oluşturma, karar alma ve uygulamalarında; şeffaflık, hesap verebilirlik, dürüstlük, çoğulculuk, katılımcılık, kurumsallaşma, her alanda liyakatı esas alma, işi ehline verme, istişareye ve ortak akla dayalı yönetim, vatandaşlarımız arasında hiçbir ayrım yapmama, her koşulda gelişmiş bir demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunma,  toplumun değerlerine, ihtiyaç ve taleplerine duyarlı olma, kendini değerlendirmede tevazu ve ahlakı temel alma, politika uygulamalarında tutarlılık, öngörülebilirlik ve bütüncül yaklaşımı esas alma ilkelerine bağlı kalacaktır.

Etik İlkeler

Madde 4- (1) Partinin tüm üye, organ ve kurulları görevlerinin ifasına ilişkin işlem, karar, icra, tutum ve davranışlarında; delege, organlara üyelik, yerel ve genel seçimlerde aday olma, seçme ve seçilme süreçlerinde, seçim çalışmalarında, toplum, diğer siyasi partiler ve medya ile ilişkilerinde ve sosyal medya etkinliklerinin yürütülmesinde etik ilkelere uygun davranmak zorundadırlar.

(2) Etik ilkelerin neler olduğu ve ilgili diğer hususlar çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

ÜYELİK
PARTİ TEŞKİLATI
MERKEZ TEŞKİLATI
İL TEŞKİLATI
İLÇE TEŞKİLATI
BELDE TEŞKİLATI
İL VE İLÇE KONGRELERİNİN ORTAK HÜKÜMLERİ
İLÇE VE İL YÖNETİM KURULLARINA İLİŞKİN ORTAK HÜKÜMLER
PARTİ GRUPLARI
DİSİPLİN İŞLEMLERİ
SEÇİMLER VE ADAYLIK İŞLEMLERİ
MALİ HÜKÜMLER
PARTİ DEFTERLERİ
ÇEŞİTLİ VE SON HÜKÜMLER

Fatih Erbakan ; Hakkı ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

Fatih Erbakan’dan iftiralara sert cevap:
Hakkı ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz!
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir röportajımızda ifade ettiğimiz apaçık gerçekler, belli bir kesim tarafından maksatlı olarak başka noktalara çekilmiştir.” dedi.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, aile kurumunu ifsat eden İstanbul Sözleşmesi’ni ve sebep olduğu binlerce ‘erken evlilik mağdurlarını’ dile getirdiği konuşmasından 1 cümle alınıp malum odaklar tarafından iftiralara uğradıklarını kaydetti.
Zina fiili bir an önce suç kapsamına alınmalı
‘Bu filmi biz 50 senelik Milli Görüş tarihinde defalarca izledik, bu gibi durumlara son derece alışkınız ve dayanıklıyız.’ diyen Erbakan açıklamasında şunları ifade etti:
“Biz söz konusu röportajda da, önceden beri de ne söylediğimizin farkındayız . Yeniden Refah Partisi olarak; Aile yapımızı bozan, nesilleri ifsat eden “İstanbul Sözleşmesi” ve bunun uzantısı olarak çıkarılan İç Hukuk’taki kanunlara karşı olduğumuzu belirttik. Zinanın suç olmaktan çıkartılması, aile yapımızda derin yaralar açmıştır. Bu durum nesillerimizi tehdit etmektedir. Bir an önce zina fiilinin suç kapsamına alınması zorunluluktur. Türk Ceza Kanunu’nun 103 ve 104 maddelerindeki düzenlemeye göre, erken yaşta bir kız nikahsız bir şekilde, kendi rızası ile başka birisiyle birlikte olabiliyor. Bu eylem suç teşkil etmiyor. Birlikte olduğu insan isterse babası yaşında olsun; kızın kendisi şikayetçi olmadıktan sonra kimse bir şey diyemiyor. Bu durum Türk Ceza Hukuku’nda “Cinsel Özgürlük“ olarak tanımlanıyor.”
Binlerce aile çoluk çocuk perişan durumda!
Erbakan, ilgili kanunların yıllar sonra mağduriyetlere sebep olduğunu ifade ederek; “Bundan yıllar önce Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle, anne-babaların, gelin ve damadın rızasıyla evlilik yapmış, çoluk çocuğa karışmış insanlar, yıllar sonra hapse atılıyor. Devlet aradan yıllar geçtikten sonra kocayı alıyor, sen erken yaşta evlilik yapmışsın diye 10 yıl – 15 yıl hapse atıyor. Bugün bu aileler, 2-3 çocukla perişan halde hayat sürmektedirler. Zira kocalar fail olarak hapse atılmış, genellikle her iki eşin babaları da yardım ve yataklık suçundan hapse atılmış bulunmaktadır. Ortada çocuklarıyla bir anne yapayalnız ve perişan halde kalmaktadır.” dedi.
‘Zina serbest nikah yasak’ anlayışına karşıyız!
Yeniden Refah Partisi olarak çarpık anlayışı ve kanunlardaki bu yanlışlılığı ortaya koymaya çalıştıklarını dile getiren Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan


“Erken yaşta bir kızla nikahsız birliktelik yaşamak serbest, fakat nikah kıyarak, anne babaların ve gelinin rızasıyla evlenmek suç! Nikahsız birliktelikte erken yaştaki kızın rızası geçerli, nikahlı-meşru evlilikte erken yaştaki kızın rızası geçerli değil. Bu akla, mantığa, aynı zamanda Anayasanın 10. maddesi gereğince “Eşitlik İlkesine” de aykırı bir durumdur. Bu düpedüz “ZİNA SERBEST, NİKAH YASAK” anlayışıdır.”
‘Gerçekleri söylememizden rahatsızlık duyuyorlar’
Erbakan, “Bugüne kadar ekonomi, adalet, eğitim, tarım gibi konularda tüm milletimizin takdirini kazanan, ülkemizin yararına olan çok sayıdaki fikirlerimizi, görüş ve projelerimizi, kaynak paketlerimizi görmezden gelen, bir satırlık dahi yer vermeyen kesimlerin bizi bu şekilde gündeme getirmeleri iyi niyetten ne kadar uzak olduklarını ispatlamaktadır. Bunun asıl sebebi de; birtakım odakların, aile yapımızı bozacak, toplumu ahlaki olarak ifsat edecek yasa ve sözleşmeleri gündeme taşımamızdan rahatsızlık duymalarıdır.” dedi.
Hakkı ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz!
Erbakan, ‘Yeniden Refah Partisi olarak, Hakkı ve hakikati haykırmaktan asla geri durmayacaklarını vurgulayarak sözlerini şöyle noktaladı:
“Aile kurumunu yıkmak, milletimizi içinden çökertmek için Dış Güçler tarafından özel olarak hazırlanan CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’ne, ve bu sözleşmeler doğrultusunda çıkarılan aile ve sosyal politikalar alanındaki çarpık kanun ve düzenlemelere karşı mücadelemizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en güçlü şekilde devam ettireceğiz.”

“Sağlık sistemlerinin çöktüğü bir dönemde, Türkiye ve Japonya örnek bir başarı sergiliyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Sağlık sistemlerinin çöktüğü, kamu düzeninin yara aldığı bir dönemde Türkiye ve Japonya örnek bir başarı sergiliyor. Gerek vaka sayısı, gerek vefat sayısı, gerekse sağlık sisteminin sorunsuz işleyişi bakımından son derece iyi bir konumdayız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin açılış törenine katıldı.

Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin de video konferans yöntemiyle katıldığı açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hizmete sokulan hastanenin hayırlı olmasını diledi.

“KÖKLÜ VE ÇOK BOYUTLU TÜRK-JAPON DOSTLUĞUNA YENİ BİR HALKA DAHA EKLİYORUZ”

Japonya Başbakanı Abe’ye açılışa katıldığı için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüklenici firmasından mühendisine, işçisinden müteahhidine kadar bu eserin inşasında emeği, alın teri, katkısı bulunanlara teşekkürlerini sundu.

Geçmişte Japon firmalarla Marmaray ve Osman Gazi Köprüsü gibi çok önemli altyapı projelerine imza attıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün köklü ve çok boyutlu Türk-Japon dostluğuna yeni bir halka daha ekliyoruz. Hastanemizin adını iki ülkenin iş birliğine yaraşır şekilde Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi olarak belirledik. Yine ismiyle müsemma olması için hastanemizin çevresindeki 15 dönümlük alanı binden fazla çam ve baharın müjdecisi kiraz çiçeği sakura ağacıyla donattık, donatmaya da devam edeceğiz” dedi.

İstanbul’un gurur abidelerinden olacak bir eseri daha Türkiye’ye kazandırdıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rönesans ve Sojitz firmalarının müşterek olarak bu muhteşem eseri inşa etmelerinin Türk-Japon iş birliğinin, dayanışmasının bir ifadesi olduğunu vurguladı.

“İSTANBUL, ULUSLARARASI SAĞLIK MERKEZİ DURUMUNA GELMİŞTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 789 bin metrekare arsa alanı üzerine kurulu 1 milyon 21 bin metrekare kapalı alanıyla hastanenin şimdiden dünyanın sayılı hastaneleri arasına girdiğinin altını çizerek çevre ve enerji dostu olan hastanenin, kamu-özel ortaklığının en güzel örneklerinden biri olduğunu, 456’sı yoğun bakım olmak üzere 2 bin 682 yatağı, 725 poliklinik odası ve 90 ameliyathane masasıyla bu eserin bilhassa Kovid-19 salgınıyla mücadelede kritik bir rol oynayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplam 107 branşta hizmet verecek hastanede tam kapasiteye ulaşıldığında günlük 35 bin ayaktan hasta alınmasını ve 500 özellikli ameliyat yapılmasının planlandığını belirterek 8 bin 134 araçlık otoparkının yanı sıra üç helikopter pisti de olan hastanenin İstanbul Havalimanı’na yakınlığıyla yabancı misafirlere de hizmet vereceğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bu şu demektir: Yani artık İstanbul aynı zamanda uluslararası bir sağlık merkezi durumuna gelmiştir. Bunun özellikle başatı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’dir. Öbür tarafta yine Yeşilköy’de hemen pistin yanında malum rahmetli Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’dir. Bir diğeri de Kovid sürecinde rahmetli olan Feriha Öz Hastanesi, o da Sancaktepe’dedir. Bunlar bin 5 artı bin 5 olmak üzere yataklı iki hastanedir. Bunlar geçici bir sahra hastanesi değildir. Bunları kalıcı özellikte inşa ettik. Bunlar da gerçekten plan, proje noktasında muhteşem hastaneler oldu. Yine bu süreç içerisinde bir de 100 yataklı Hadımköy’de daha önce askerlerimiz için Sultan 2. Abdülhamid tarafından inşa edilmiş olan hastaneyi restore ederek, o da muhteşem bir eser oldu. İnşallah onu da Yeşilköy Acil Hastanesi’yle beraber aynı gün açacağız. Kaliteli ve kapsayıcı sağlık hizmetinin değerinin çok daha iyi anlaşıldığı bir dönemde burası sağlık turizminde Türkiye’nin marka eserlerinden biri olacaktır.”

“GÜNLÜK VAKA SAYIMIZI BİNİN ALTINA DÜŞÜRDÜK”

Koronavirüs salgınının insanlığın son bir asırda karşılaştığı en büyük sağlık sorunu olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Az önce Sayın Başbakanın ifade ettiği şu anda buldukları aşı noktasında ve ürettikleri ilaç noktasında adil bir paylaşımı tüm insanlıkla paylaşacaklarını ifade etmesi ve Türkiye’yi de bu kapsam içerisinde ifade etmeleri gerçekten bizim Sayın Abe’ye ancak bir şükran borcumuzun olduğunun ifadesidir. Kendisine şahsım, milletim adına çok çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdiye kadar 330 bin kişinin hayatını kaybettiği salgın karşısında çoğu ülkenin ciddi zorluklar, sıkıntılar çektiğini belirterek, Türkiye’nin bu süreçte 82’i ülkeye tıbbi ürün gönderdiğini, göndermeye de devam ettiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü bu bizim insani bir görevimizdir, vicdani bir görevimizdir ve bunu yapmakla da iftihar ediyoruz. Sağlık sistemlerinin çöktüğü, kamu düzeninin yara aldığı bir dönemde Türkiye ve Japonya örnek bir başarı sergiliyor. Gerek vaka sayısı, gerek vefat sayısı, gerekse sağlık sisteminin sorunsuz işleyişi bakımından son derece iyi bir konumdayız. Nitekim dün itibariyle günlük vaka sayımızı binin altına düşürdük. Diğer tüm göstergelerde de olumlu yönde gelişme var” değerlendirmesinde bulundu.

Normalleşmeyle ilgili adımlar atılırken, tedbirleri de asla elden bırakmadıklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilaç, maske, koruyucu malzeme ve tıbbi teçhizat noktasında hiçbir eksik bulunmadığını, sağlık malzemesi sıkıntısı yaşayan dost ve kardeş ülkelere de yardım malzemesi göndermeye devam edileceğini bildirdi.

“ELİMİZDEKİ İMKÂNLARI SALGINA KARŞI TÜM İNSANLIK İÇİN SEFERBER ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Kaderimiz ve kederimiz ortaktır inancıyla elimizdeki imkânları salgına karşı tüm insanlık için seferber etmeyi sürdüreceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin bu mücadeleye büyük katkı sağlayacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnşallah sakuranın o farklı renklerdeki çiçeklerini göreceğimiz zamanlar var. Gerçi bizim erguvan gibidir sakura 15-20 gün kadar bu çiçekler kalır, ama yeşilini muhafaza eder. Çam çok sağlıklıdır, kalıcıdır, onun için mevsim koşulu diye bir şey yok dört mevsim diridir” ifadesini kullandı.

Japonya Başbakanı Abe’ye heyecanlarına ortak olduğu için teşekkürlerini yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, koronavirüs salgınında hayatını kaybeden Japonlara taziyelerini sundu.

Vatandaşların ve tüm İslam âleminin yaklaşan Ramazan Bayramını tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra hastanedeki bazı birimlerde çalışan sağlık personeliyle canlı bağlantı yöntemiyle görüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Anjiyo Laboratuvarı’ndan Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez ve Doç. Dr. Fatih Uzun’dan, Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik ve Doç. Dr. Didem Karaçetin’den, ameliyathaneden Prof. Dr. Ali Can Hatemi’den ve Doç. Dr. Ömür Günaldı’dan bilgi aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurdele kesimi öncesinde, hastaneye ulaşım konusunda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının talimatlandırıldığını, süratle metronun tamamlanıp hizmete gireceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra, açılış kurdelesini; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve yüklenici firma temsilcileriyle kesti.

Ali Babacan: “Türkiye’yi kapatıp küçülterek yönetmek istiyorlar”

DEVA PARTİSİ Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV canlı yayınında Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğurun sorularını yanıtladı, gündeme dair görüşlerini paylaştı.

Ali Babacan’ın konuşmasından bazı satırbaşları şöyle:

Türkiyenin orta vadeli bir programa ihtiyacı var, hükümet ise günü kurtarmak derdinde.”

“Türkiye çok zayıf bir finansal ve ekonomik bünyeyle bu krize yakalandı. Merkez Bankasının bir zamanlar 136 milyar dolar olan rezervi 85-90 milyar dolara zaten inmişti, net rezerv ise 25-30 milyar dolara inmişti. Hatta bazı hesap metotlarıyla baktığımızda, Koronavirüs salgını öncesinde rezervin eksi olduğu görülüyordu. Tarihi yüksek genç işsizlik oranını biz yüzde 27 olarak bu kriz öncesinde gördük. Dolayısıyla Türkiye’nin durumu gerçekten kolay değil. Ama aşılmayacak da hiçbir kriz yok, biz en kötü krizleri yönettik. Ve Türkiye en kötü krizlerden en az hasarla çıktı.

2001 krizi biliyorsunuz çok kötü bir krizdi. Ben Bakan olduğum gün Hazine yüzde 66 faizle borçlanıyordu, enflasyon yüzde 29’du. Yüzde 29’luk enflasyonu biz iki yılda tek haneye indirdik ve paradan 6 sıfırı attık, iki yılda yaptık bunu. 34 yılın iki haneli, üç haneli enflasyonunu iki yılda tek haneye indirdik. Çözülemeyecek hiçbir sorun yok, hepsi çözülür, yeter ki akılcı işler yapılsın, bilim ön planda olsun ve Türkiye için doğrular yapılsın.

Şimdi bu son haftalarda Türkiye döviz açısından çok sıkışmış durumda. Bir yandan Merkez Bankası sürekli para basıyor ve bütçe açığını ancak öyle karşılıyor. Ama para bastıkça, bunun karşılığında döviz yoksa paranın değeri düşüyor; bunu gördük, yaşadık. Değerinin çok çok düştüğü bir Türk Lirası var şu anda karşımızda.

Peki, ne yapıldı bugüne kadar derseniz? Sermaye hareketleriyle ilgili, döviz transferleriyle ilgili ve uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye ile olan işlemleriyle ilgili ciddi kısıtlamalar getirildi. Aslında Türkiye’nin finans piyasası kademe kademe kademe dışarıya kapatıldı. Özetle sermaye hareketini sınırlıyorsunuz, bu ne yapıyor? Türkiye’den döviz çıkışını bir miktar frenliyor. Ama döviz çıkışını frenleyen bir ülkenin yarın dünyadan dövizi nasıl sağlayacağıyla ilgili büyük bir soru işareti oluşuyor.

Eğer Türkiye’ye para getiren insanlar ben bugün paramı geri alabilecek miyim acaba diye sormaya başlarsa, şüpheler uyanmaya başlarsa, Türkiye uzunca bir süre uluslararası sermaye çekemeyebilir.

Mevcut yabancı sermayeyi, içerideki parayı tutarsınız, sınırlarsınız, ama ileride sermaye gerektiğinde, finansman gerektiğinde o kaynaklar Türkiye’ye nasıl bakacak? Bunlar çok önemli konular. Güveni zedelediğiniz zaman onun geri oluşması yıllar alır. Hükümetin bunlara çok dikkat etmesi lazım. Günü kurtarmak için yapılan işlerin uzun vadede Türkiye’nin kredibilitesini, Türkiye’nin güvenirliliğini zedelememesi lazım. Ama şu anda o kaygının olduğunu ben görmüyorum maalesef. Bugün paçayı kurtaralım, şu kuru bir yerlerde tutalım da gerisini sonra düşünürüz gibi bir yaklaşım var ve bu doğru bir yaklaşım değil.

Üstelik ister adı swap anlaşması olsun, isterseniz uluslararası finans kuruluşlarından bir kredi sağlayın, döviz kaynağı ne olursa olsun Türkiye’nin bu krizden çıkışta ne yapacağıyla alakalı, çıkış senaryosunu içeren bir orta vadeli programın acilen ortaya konulması lazım.

Eğer bir orta vadeli program acilen ortaya konmazsa, ister gelen döviz rakamı 5 milyar olsun, ister 10 olsun, ister 20 olsun bunun etkisi sınırlıdır. Hazıra dağ dayanmaz. Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz; bunlar hep bizim önemli atasözlerimiz. Her yerde geçerlidir.

Türkiye’nin öncelikle kendisine çekidüzen vermesi lazım. Öncelikle düzgün bir ekonomik programı ortaya koyması lazım, kurumlarının güvenini inşa etmesi lazım. Bugün Merkez Bankamız başta olmak üzere bağımsız kurumların birçoğu maalesef önemli ölçüde kredibilitesini yitirdi. Günlük iç siyaset neyi gerektiriyorsa, bağımsız kurumlar talimat üzerine teknik olarak doğru olup olmadığına bakamadan gereğini yapmak zorunda kalıyorlar. Kurumlarımızın güvenirliliği de maalesef çok çok aşınmış durumda. “

Türkiyeyi kapatarak yönetemezsiniz”

“Türkiye’nin petrolü yok, doğal gazı yok, Türkiye’nin büyümesi, ulaşması gereken refah seviyesi için Türkiye’nin elinde şu anda hazır bir finansman yok. Bu finansman yabancı sermaye olarak dünyadan gelecek. Ancak ister BDDK olsun, ister diğer kuruluşlar olsun son dönemde aldıkları kararların tamamı Türkiye’yi dışarı kapatan kararlar.

Bu kararlar niye alınıyor? Döviz çıkmasın dışarı diye alınıyor. Peki, Türkiye’deki dövizi gelip çıkaramayan birisi yarın ihtiyaç olduğunda Türkiye’ye niye döviz getirsin, niye parasını riske atsın; bunları düşünmek lazım.

Türkiye ancak dışa açık bir ekonomi olduğu sürece büyüyecektir. Türkiye’yi içine kapatmak Türkiye’yi küçültür, fakirleştirir, bunun altını çize çize defalarca söyledim, iki aydır da sürekli söylüyorum.

Türkiye’yi kapatarak yönetemezsiniz. Türkiye’deki özgürlükleri sınırlarsanız, Türkiye’deki düşünce hayatını sınırlarsınız, Türkiye’deki bilimi sınırlarsınız, ilim adamlarını sınırlarsınız, Türkiye bilim üretemez, ilim üretemez, yeni fikir üretemez, orayı kısırlaştırırsınız. Finansal olarak, ekonomik olarak, ihracat-ithalat olarak Türkiye’yi kapatırsanız, bu sefer Türkiye’nin ekonomisini kısırlaştırırsınız, küçültürsünüz, daraltırsınız.

Şu olabilir tabii: Hükümet çıkıp ilan edebilir; biz yalnız ve fakir bir ülke olmak istiyoruz. Dünyada bize bizden başka dost yok, herkes düşman. Düşünün ki, 200 daireli bir sitede oturuyorsunuz ve 199 tane düşmanım var diye ailenizin içinde anlatıyorsunuz. Çocuklar bakın, tüm site bize düşman, 199 tane aile bize düşman, bütün daireler bize düşman, biz bize yeteriz. Böyle bir ailenin psikolojisini düşünün. Şu anda Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan psikoloji budur. 200 ülkelik bir dünyada yalnızlaşan, herkesi düşman ilan eden, kimseyle konuşamayan, ihtiyacı olduğunda kimseden gerekli desteği bulamayan bir ülke haline geldik, bu yazıktır, günahtır, bunun sonu fakirleşmektir.”

Asıl sorunumuz kötü yönetimdir”

“Türkiye’nin tek çıkışı, alnının teriyle, bileğinin gücüyle çalışmak, üretmek, ihraç etmektir.

Bakın, bizim ilk devraldığımız 2002 yılında Türkiye’nin ihracatı sadece 36 milyar dolardı, biz bunu 3-4 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde 100 milyar doların üzerine çıkarttık. Üstelik bunu Türk Lirasının dolar karşısında değerlendiği bir dönemde yaptık.

2008-2009 krizinde Avrupa kasıp kavrulurken biz büyüme rekorları kırdık ve bütün dünyada parmakla gösterilen ülke olduk. Hatta çok meşhur oldu, benim Davos’ta katıldığım büyük bir panelde, Davos’taki o en büyük salonda Financial Times’ın Başyazarı bana sordu, nasıl başardınız diye. Soru bu ve ertesi gün bütün gazetelerde manşetti bizim çözüm formüllerimiz. Bunların hepsini yaptık, yine yaparız, çözümler çok zor çözümler değil.

Koronavirüs pandemisi bütün dünyayı olumsuz etkiliyor, ama bir yandan da eksi faizli likidite var şu anda dünyada. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz dövize yüzde 6-7-8 faiz öderken, hemen yanımızda Bulgaristan eksi faizle borçlanabiliyor. Avrupa’daki pek çok ülkenin borçlanma faizi şu an da yüzde 0, yüzde yarım, yüzde 1. Bu kadar bol bir likidite var ve bizde de genç yetişmiş bir insan gücü var. Yani un var, şeker var, bütün malzeme hazır, ama helva yapmakta güçlük var, çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Asıl sorunumuzun kaynağındaki mesele maalesef bu kötü yönetimdir.”

“ 15 Temmuz sonrasında hukuk devletine yakışmayan pek çok iş yapıldı.”

“KHK konusu önemli bir konu, oldukça çok sayıda vatandaşımızı ilgilendiriyor. Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da çok ağır bir sendrom yaşadık. Özellikle devlet yapısı için büyük bir sendromdu, sosyal yaşamımız için büyük bir sendromdu ve o sendromun etkileri en az 2 yıl sürdü. Devlet yapısını da biraz içine kapattı, oldukça emniyetli tarafta olmaya sevk etti ve açıkçası bu yapılırken de hukuk devletine yakışmayan pek çok iş yapıldı.

Bu uğurda evrensel hukuk ilkelerinden şaşılmaması lazım. Bizim genel yaklaşımımız; bağımsız ve tarafsız yargı tarafından suçu tespit edilmedikçe her vatandaşımız suçsuzdur şeklindedir.

Ancak, devletin özellikle yönetim kademelerinde, bir miktar dikkatli olmakta büyük fayda var. Herkes yönetimde olmak zorunda değil, herkesin eline böyle çok güçlü farklı yetkiler vermek zorunda değilsiniz. Ama insanların bir ekmek parası derdi var, insanların içinde bulunduğu bir sosyal çevre var. İşte bir apartmanda oturuyor, 20 tane, 30 tane, 40 tane komşusu var, o ailelerin çocukları var. Yani sağlam delile dayanmadan, bir yargı kararına dayanmadan insanların bir kısmını, belli sayıda vatandaşı böyle dışlayıcı, toplumda adeta damgalayıcı, sosyal yapının dışına itici bir tutum da asla evrensel hukuk ilkeleriyle örtüşen bir tutum değil.

Burada hakkaniyetli olmak lazım, öte yandan da devletin özellikle karar verici o üst yönetim noktalarında da çok dikkatli ve ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü bu tür yapılar tamamen sönmüş, ölmüş, bitmiş yapılar değil. Dikkat edilmezse FETÖ yeniden canlanabilir, bu konuda herkesin uyanık olması lazım.

Öte yandan da, bu tür yapılarla böyle işler iyiyken ortak, iş tersine dönünce düşman, bu da doğru değil. Toplumun tümünün, bu vatandaşlarımızın tümünün devlet yönetiminde temsil edilmesi lazım. Toplumun tümü kendisini devlet yönetiminde en üst kademelerde bile görebilmesi lazım. Belli bir kesimi dışlayan, öteleyen, belli bir kesime devlet yönetiminde hiç yer vermeyen bir tutum doğru değil. Türkiye’nin farklı bir toplumsal coğrafyası var, farklı etnik kimlikler olabilir, farklı inanç grupları olabilir, farklı mezhepler olabilir, bu Türkiye’nin sosyolojisidir ve bunların mutlaka temsil edilmesi lazım. Ama hiçbir devlet biriminde de bir öbeklenme, bir grubun, bir hemşeri grubunun ya da bir yapının öbeklenmesi ve oranın adeta kendi içinde minik bir bağımsızlık alanı, minik bir yönetme alanına gelmesine kesinlikle izin vermemek lazım. Devlet hukukla yönetilir ve fırsat eşitliğine dayanan bir kamu personel rejimiyle yönetilir.”

Kayyum atama meselesi ile ilgili olarak devlet hukuk devletine yaraşır bir şekilde hareket etmek zorundadır.”

“Bu kayyum atama meselesini parti programımızda da çok açıkça yazdık. Biz bu konuya ilkesel olarak bakıyoruz. Her bir belediye başkanıyla ilgili konu nedir, dosyalarda neler vardır bilemeyiz, ama hükümetin tek taraflı olarak ve hiçbir yargı kararına bağlı olmadan bir belediye başkanını görevden alıp da onun yerine atanmış bir kişiyi koymasına ilkesel olarak karşıyız.

Bağımsız ve tarafsız yargı eğer yaptığı incelemede, soruşturmada gerçekten ciddi suç unsurları bulduysa, yargı kararı kesinleşmese bile hakim tedbiren belediye başkanının görevden almasını talep edebilir. Kesin hükümle bu iş kalıcı hale de getirilebilir.

Yine bizim mevzuatımızda açık bir konu vardır ki, orada seçilmiş bir sürü belediye meclis üyesi var, yani belediye meclis üyelerinden niye bir başkası düşünülmüyor da hükümetin tek taraflı atadığı bir kişi oraya belediye başkanı, kayyum başkan olarak atanıyor?

Şimdi bunların hepsi ciddi soru işareti. Bunlarla belki günü kurtarırsınız, devletin elinde bazı bilgiler olabilir, istihbarat bilgisi olabilir, ama devlet hukuk devletine yaraşır bir şekilde hareket etmek zorundadır.

Hele hele seçilmiş bir belediye başkanı demek arkasında bazı yerlerde 5 bin kişinin, bazı yerlerde 500 bin kişinin, bazı yerlerde 5 milyon kişinin oyu var demektir. O kişinin arkasında bir irade vardır, bir toplumsal irade vardır. Halkın iradesi oradadır. Bu seçim öyle çok yıllar önce olan bir seçim de değil, daha geçen sene Mart ayında yapılan bir seçimden bahsediyoruz. Taze bir irade var orada ve bu toplumun iradesi. Eğer bunu böyle alışkanlık haline getirirseniz seçimleri anlamsızlaştırırsınız. O zaman Türkiye’nin bazı bölgelerinde insanlar artık sandığa gitmemeye başlar. Oysa ki demokrasilerde halkın sözü sandıktadır. Eğer sandığı siz anlamsızlaştırırsanız o zaman insanlar başka yöntemler, başka çıkış yolu aramaya başlar.

DEVA PARTİSİ Genel Başkanı Ali Babacan

Bizim yapmamız gereken bu ülkenin vatandaşlarının demokrasiye bağlılığını, bu ülkenin vatandaşlarının seçime inanmasını, seçimlere güvenmesini, seçimlerin sonucuna güvenmesini sağlamaktır. Aksi halde bu tip atamalar memleketi tam da terör örgütünün istediği sonuca doğru götürür. İnanın ki bunlar terör örgütünün hoşuna gidiyordur. Diyordur ki; tamam bak demokrasi diyordunuz, hak diyordunuz işte ne oldu? İşte seçime gittiğiniz de oy kullandınız da ne oldu? Verdiğiniz oylar ne oldu? Yarın bunu propagandasını yaparlar o bölgede. Buna niye izin vereceksiniz ki?

Devlet terör örgütüyle adam akıllı mücadelesini verir, her türlü mücadelesini verir, ama kendi ülkesinde de hukuk devletine yakışır şekilde hareket eder, demokrasinin temel ilkelerini özünü mutlaka korur ve kendi vatandaşlarına da özgürlük alanını olduğu gibi açar. Devlete yakışan budur. Yasaklarla ben yaptım oldu, ben dedim oldu demekle yönetmeye başlarsanız, uzun vadede hem toplumsal yapımıza hem demokrasimize hem de ülkenin genel anlamda güvenliğine büyük zararı dokunur.”

Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek bayram müjdesi verdi

Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek bayram müjdesi verdi

BAŞKAN ŞİMŞEK’TEN BELEDİYE ÇALIŞANLARINA İKRAMİYE MÜJDESİ

Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, Gölbaşı Belediyesi çalışanlarını ziyaret ederek bayram müjdesi verdi.

Belediye bünyesinde çalışan Bellas Personelleri ile bir araya gelerek, toplamda 800 TL ikramiyeyi çalışanları ile buluşturan Ramazan Şimşek “Her şeyden önce biz bir aileyiz. Bu süreçte özellikle herkes evlerindeyken sizler gece gündüz demeden çalışarak Gölbaşı halkımızın refahı için çalışmalarına devam ettiniz. Salgın ile mücadele kapsamında birçok görevi hız kesmeden yerine getirdiniz. Sizler Gölbaşı’nın kahramanlarısınız. Emekleriniz yadsınamaz. Bu salgından kurtulana kadar sizlerle omuz omuza mücadelemize devam edeceğiz. Alkışın en büyüğü sizlere. Sizlerin bu özverili çalışmasını ikramiye ile ödüllendirdik. İlk ödemeleri Mart ayında yapmıştık. Kalan kısmını bugün size takdim etmekten onur duyuyoruz. İyi günlerde harcayın. Bayramınız şimdiden mübarek olsun” ifadelerini kullandı.

Personelden Başkan’a Teşekkür

Belediye Başkanı Şimşek’e teşekkürlerini ileten belediye çalışanları ‘Başkanım sizden Allah razı olsun. Bu dar günlerimizde bize büyük desteğiniz oldu teşekkür ederiz. Hizmetlerimizde Gölbaşılı vatandaşlarımızın istekleri önceliğimiz’ dedi.

img


İsmail KARA
 0312 485 55 55
 i.kara@ankaragolbasi.bel.tr

img


Oğuz Kağan TANRIVERDİ
 0312 485 55 55
 o.kagantanriverdi@ankaragolbasi.bel.tr

img


Murat ILIKAN
 0312 485 55 55
 m.ilikan@ankaragolbasi.bel.tr

  • 21
  • Mayıs
BAŞKAN ŞİMŞEK’TEN BELEDİYE ÇALIŞANLARINA İKRAMİYE MÜJDESİ

BAŞKAN ŞİMŞEK’TEN BELEDİYE ÇALIŞANLARINA İKRAMİYE MÜJDESİ

Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek bayram müjdesi verdiBAŞKAN ŞİMŞEK’TEN BELEDİYE ÇALIŞANLARINA İKRAMİYE MÜJDESİGölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, Gölbaşı Belediyesi çalışanlarınıDevamını Oku 

  • 21
  • Mayıs
GÖLBAŞI CAMİLERİNE DEZENFEKSİYON İŞLEMİ

GÖLBAŞI CAMİLERİNE DEZENFEKSİYON İŞLEMİ

Gölbaşı camileri dezenfekte edildi…Koronavirüs salgını kapsamında önlemlerin genişletilmesi amacıyla 29 Mayıs tarihinde açılacak olan Gölbaşı camilerinin dezenfektan ve temizlik çalışmalarıDevamını Oku 

  • 19
  • Mayıs
GÖLBAŞI BELEDİYESİ 19 MAYIS COŞKUSUNU YAŞATMAK İÇİN 2 BİNİN ÜZERİNDE BAYRAK DAĞITTI

GÖLBAŞI BELEDİYESİ 19 MAYIS COŞKUSUNU YAŞATMAK İÇİN 2 BİNİN ÜZERİNDE BAYRAK DAĞITTI

Gölbaşı Belediyesi vatandaşlara ve esnafa bayrak dağıttıGölbaşı Belediyesi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nın 101. Yılında 2 bininDevamını Oku 

  • 16
  • Mayıs
TOHUMLAR TOPRAKLA BULUŞACAK

TOHUMLAR TOPRAKLA BULUŞACAK

Geleceğimiz güzelleşsin diye 80 bin organik fide…Gölbaşı Belediyesi hayata geçirdiği yeni proje ile elleri toprakla buluşturacak. 80 bin organik fideyiDevamını Oku 

  • 15
  • Mayıs
BAŞKAN RAMAZAN ŞİMŞEK GENÇLER İLE BİR ARAYA GELDİ

BAŞKAN RAMAZAN ŞİMŞEK GENÇLER İLE BİR ARAYA GELDİ

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Öncesi Başkan Şimşek, Gençler ile BuluştuBinlerce gencin merak içerisinde beklediği sokağa çıkmaDevamını Oku 

  • 14
  • Mayıs
GÖLBAŞI BELEDİYE BAŞKANI SAZANLARI SULARA BIRAKTI

GÖLBAŞI BELEDİYE BAŞKANI SAZANLARI SULARA BIRAKTI

Gölbaşı’nın suları sazanlarına kavuştu..TARIM ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nce yürütülen proje kapsamında, ilk olarak 35 binDevamını Oku 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23. dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23. dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kamuoyuna açıkladığımız Yargı Reformu Stratejisi çerçevesinde Türkiye’nin mevzuat ve uygulama standartlarını yükseltmenin gayreti içindeyiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 23. dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’ne video konferansla katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesleğe kabulleri yapılan 23. dönem hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kura töreninin Türkiye’ye, adalet teşkilatına ve yargı mensuplarına hayırlı olmasını dileyerek görev yerleri belli olacak bin 379 hâkim ve Cumhuriyet savcısına meslek hayatlarında başarılar temenni etti.

“HÂKİM VE SAVCININ ASIL MURAKIBI KENDİ VİCDANIDIR”

“Adalet mülkün temelidir” sözünün hâkim ve Cumhuriyet savcılarının daima rehberleri olması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsanlığın var oluş mücadelesinin en temel unsurunun adalet olduğuna, dünyanın adalet üzere ayakta kaldığına inanmayan hiç kimsenin bu mesleği hakkıyla yapması mümkün değildir” dedi.

“Hâkim ve savcı elbette Anayasa, kanunlar ve diğer mevzuata göre görevini icra eder. Ama unutmayınız, hâkim ve savcının asıl murakıbı kendi vicdanıdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Kendi iç dünyasında Hakk’a, hakikate, ahlaka ve bütün bunlarla kuşatılmış adalet anlayışına sahip olmayan için kâğıt üzerindeki yazıların anlamı yoktur. Vasat bir kanunla iyi hakim ve savcılar adaleti tesis edebilir ama vicdanı olmayan hakim ve savcıların elinde en mükemmel kanunlar bile birer zulüm aracına dönüşebilir. Adaletle zulüm arasındaki ince çizgiye dair kadim inançların temel kaynakları yanında pek çok filozofun, pek çok devlet adamının ikazları, görüşleri vardır. İnsanların adalete güvenmediği bir toplumda ne huzur ve emniyet iklimi korunabilir ne de devlet düzeni sağlanabilir. Türkiye geçmişte çeşitli dönemlerde maalesef bu sıkıntıları yaşamıştır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de kimi zaman darbe ve vesayet güçlerinin, kimi zaman FETÖ gibi terör örgütlerinin etkisi altına giren adalet sisteminin milletin gözünde epeyce örselendiğine dikkati çekerek, “Milletimizin hafızasında ve kalbinde rahmetli Menderes’in ve arkadaşlarının idamı da 12 Eylül yargılanmaları da FETÖ ihanet çetesinin kumpasları da acı izler bırakmıştır. Bunun için sizlerden vicdanınızı ve imzanızı Allah korkusu ve uygulamakla yükümlü olduğunuz kanunlar dışında asla hiçbir kimsenin, hiçbir gücün emrine vermemenizi istiyorum” diye konuştu.

“HÂKİM VE SAVCILIK MESLEĞİNİ SEÇENLERİN AĞIR BİR YÜK ÜSTLENECEKLERİNİN BİLİNCİNDE OLMASI GEREKLİ”

Hâkim ve savcıların evlatlarına bırakacağı en büyük mirasın tüm ömrünü adalete adamış, onurlu, saygın tertemiz bir isim olacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İçinizde çok para kazanmak isteyen varsa yanlış mesleği çektiğini bilmelidir. Gidip iş adamı, girişimci, profesyonel üst düzey yönetici olmalıydı. İçinizde şan şöhret peşinde olan varsa, o da yanlış mesleği seçtiğini bilmelidir. Gidip sanatçı, sporcu, siyasetçi, herhangi bir alanın fenomeni olmalıydı. Hâkim ve Cumhuriyet savcısı olarak size düşen görev; şahsınıza emanet edilen adalet kulesini sessiz sedasız bir şekilde tıpkı merhum şehit Mehmet Selim Kiraz Savcımız gibi gerektiğinde hayatınız pahasına korumanızdır” uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görevinizi hakkıyla yerine getirdiğinizde sadece iyi bir hâkim, iyi bir savcı olarak anılacaksınız. Buna karşılık Hazreti Mevlana’nın tarifiyle, üzerinize düşenleri yapmadığınızda zalim sıfatıyla yaftalanacaksınız” ifadesini kullandı.

Hâkim ve savcılık mesleğini seçenlerin ağır bir yük üstleneceklerinin bilincinde olması gerektiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugün burada yaptığım hatırlatmaların sebebi; fiilen mesleğe başlamasında olan sizlere itimadımı, sizlerden olan beklentimi ifade etmektir. Fırat’ın kıyısında gezen kuzuların sorumluluğunu üzerinde hisseden yöneticilere ve bunun hakkıyla yapılıp yapılmadığını gözetecek adalet sistemine sahip olduğumuz sürece geleceğimize hep güvenle bakabiliriz. Her ne kadar yüz yüze olamasak da tüm hâkim ve Cumhuriyet savcısı arkadaşlarımın yüreğinin de aynı hislerle kaplı olduğuna inanıyorum.  Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak Anayasaya, kanunlara ve en önemlisi vicdanımıza göre attığınız her adımda, verdiğiniz her kararda yanınızda olacağımdan şüpheniz bulunmasın. Rabbim sizleri de, bizleri de utandırmasın.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kamuoyuna açıkladığımız Yargı Reformu Stratejisi çerçevesinde Türkiye’nin mevzuat ve uygulama standartlarını yükseltmenin gayreti içindeyiz” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk iki reform paketinin Meclis’te kabul edilerek yürürlüğe girdiğini, Meclis’in yeni yasama döneminde yeni reform paketleriyle de milletin huzurunda olacağını söyledi.

Konuşmasının son bölümünde, şehit düşen güvenlik güçlerine, adalet teşkilatı mensuplarına ve tüm kamu personeline Allah’tan rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gece gündüz vazife başında olan adalet teşkilatı mensuplarına gayretleri ve fedakârlıkları için teşekkür etti.

Hâkim ve savcı adaylarına kurayla belli olacak görev yerlerinde başarılar temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların Ramazan Bayramını da tebrik ederek, bayramın İslam âleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını diledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından hâkim ve savcı adaylarının kurasını izledi ve dönem birincisini tebrik etti.