kategori Arşivleri: Dünya

Çölleşmeye karşı mücadelede Kubiqi Modeli umut olacak

Çölleşmeye karşı mücadelede Kubiqi Modeli umut olacak

Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nda başarılı çölleşme kontrolü uygulamaları masaya yatırıldı.

Kubiqi modeli kapsamında gerçekleştirilen uygulamalar, çölleşme sorunu ile karşı karşıya olan ülkelerde yapılabilecek çölleşme kontrolü çalışmaları açısından örnek olarak gösteriliyor. Çin’de düzenlenen uluslararası konferans, küresel ekolojik kalkınmayı desteklemek amacıyla etkili deneyimlerin paylaşılabileceği bir platform olarak öne çıkıyor.

29 Temmuz-30 Temmuz tarihleri arasında Moğolistan Ordos’taki Kubuqi Çölü’nde gerçekleştirilen Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nda ziyaretçiler, Kubuqi’yi ziyaret ederek gerçekleşen başarılı çölleşme kontrolü uygulamalarına tanıklık etme fırsatı yakaladı.

Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu kapsamında uluslararası çölleşme sorunu ile mücadelede örnek olan Kubiqi modelini hikayeleştiren BON Cloud, Çin’den seyahat, eğitim, kültür-sanat, işletme ve teknoloji gibi alanlardan hikâyeler içeren yüksek kalite içeriklerin uluslararası yayıncılara ve televizyonculara ulaşmasını sağlıyor.

Çinli içerik tedarik platformu olan BON Cloud, uluslararası olarak yayınlanması gereken bir içeriği veya olayı dünya çapında yayıncılar ve kanal yayıncıları tarafından erişilebilen ham yayın kalitesinde medya içeriği haline getirebiliyor.

Çölleşmeye karşı etkili sistematik planlama

Kubuqi Modeli’nin temel yapı taşlarını hükümetten gelen politika destekleri, endüstriyel yatırımlar, piyasa odaklı çiftçi ve çoban katılımı ve sürdürülebilir ekolojik kalkınma oluşturuyor.

Forumda söz alan Eski Yunan Başbakanı Antonis Samaras, Kubuqi Modelinin sistematik tasarımının benzersiz başarı olduğunu ve çalışmaya değer çoğaltılabilmeye sahip olduğunu belirtti.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeye Karşı Mücadele Genel Yönetmeni Pradeep Monga ise Belt ve Road Girişimiyle birlikte birçok ülkenin çölleşme problemi yaşadığını ve iyi bir tasarımın Çin’in çölleşme kontrolüne ait benzersiz bir yol olan Kubuqi Modelini geliştirmesine yardımcı olduğunu söyledi. Tüm seviyedeki yönetim organlarının, şirketlerin ve bireylerin sistematik bir şekilde çevresel sorunu çözmek için birleşmesi takdir edilecek bir davranış olduğunu da vurguladı.

Endonezya Ekonomik ve Endüstriyel Komitesi Başkanı Bachir, fotovoltaik panellerle kuzu yetiştirme uygulamaları nedeniyle Kubuqi’ye destek vererek yerel işletmelerin ekosistem tasarımındaki hayal gücünü takdir ettiğini ve Kubuqi’nin kapsamlı çölleşme kontrol deneyimlerini diğer uluslararası toplulukların yararı için paylaşmak istediğini ifade etti.

Küresel olarak popüler bir model

Kubuqi Modeli, çölleşme kontrolü açısından BM Çevre Programı tarafından ekolojik restorasyon sağlamdaki başarılı “eko-öncül” yaklaşımı nedeniyle takdir ediliyor.

Çölleşmeye karşı mücadele deneyimini desteklemek ve paylaşmak için 2007 yılında oluşturulan Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu, tüm seviyedeki yönetim organları, ilgili departmanlar, UNEP ve UNCCD sekreterliğinin desteği sayesinde beş kere düzenlendi. Forum hakkında ayrıntılı bilgi için resmi web sitesine http://en.kubuqiforum.dycw.com adresinden ulaşabiliyor.

Kubuqi Modeli Çin’in çölleşme kontrol çabalarındaki öncül uygulaması olarak öne çıkıyor. Dünya çapında 2.000 politik görevli, uzman ve ekolojik girişimci saha gezileri kapsamında profesyonellerle deneyim paylaşma etkinliklerine katılarak fayda sağladı.

Kubuqi Modeli, birçok toplantıda ve altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumunda popüler konulardan biri haline geldi. Katılan yabancı konuklar Kubuqi Modelinin Belt ve Road Girişimi boyunca ülkeler arasında paylaşılması gerektiğine inanıyor.

Japonya Tottori Üniversitesi Arid Arazi Araştırma Merkezinden Prof. Atsushi Tsunekawa, Belt ve Road Girişimindeki ülkelerin ekolojik restorasyonda işbirliği yapmasının acil bir gereklilik olduğunu belirtti. Çevresel ve sürdürülebilir kalkınmadan risk değerlendirmesi yapmaları gerektiğini ve Kubuqi Modelinin başarılı uygulamalarının referans olarak alınması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Mısır’da yer alan Kahire Çöl Araştırma Merkezinin yöneticisi Hassas Shar ise çölleri 40 yıldır inceleyen bir araştırmacı olarak diğer ülkelerde çölleşme kontrolü açısından mükemmel vakalar gördüğünü ifade etti. Kubuqi Modelinin zengin çölleşme kontrolü teknolojileri ve deneyimi içerdiğini belirten Hassas Shar, çöl ekolojik ekonomi, endüstriyel yenilik, finansal yenilik ve fakirliği azaltma denetimlerinin benzer zorluklarla mücadele eden Belt ve Road Girişimi ülkeleri için iyi bir öğrenme kaynağı olduğunu ifade etti.

Kubuqi Modeli çölleşme ile mücadelede umut veriyor

Çöl kontrolü dünya çapında bir sorun ve Kubuqi Çölü büyük ölçekli başarılı kontrol elde eden ilk çöllerden biri.

Kubuqi Modelinin başarısı temel olarak ekoloji ve endüstri, işletme kalkınması ve ekolojik yönetim alanlarının birleştirilmesiyle yeşillendirme çabalarının yerel insanların gelirlerini arttırmasına dayanıyor. Bu çabalar, vahalara doğru yayılım göstererek çölleşme ve fakirlik azaltılarak mutluluğu artırıyor.

Forumda konuşan Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nde görevli Prof. Victor Squire, Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nun tüm alanlardaki insanlarda çölleşmeyi düşünme konusunda farkındalık oluşturduğuna dikkat çekti ve Kubuqi Modeli’nin araziyi kullananları sorun ve çözümün bir parçası haline getirerek tek bir çözüm yerine birden fazla çözüm için düşünmeye yönelttiğini vurguladı

İngiliz biyo-karbon mühendisliği şirketi kurucusu Lauren Fletcher ise çölleşme kontrolünde Kubuqi’nin başarılarının oldukça etkileyici olduğunu ve şirketindeki temsilcilerin foruma katılım açısından heyecanlı hissettiklerini söyledi. Aynı zamanda ağaç eken drone teknolojilerinin geliştirilmesinin çölleşmeyle mücadelede daha etkin olacağının altını çizdi.

ABD Silver Spring Şirketi baş teknoloji yöneticisi Don Rivers da Kubuqi modelinin kapsamlı bir etkisi olduğunu ve insan hayatında büyük ölçekli değişimlere yol açarak enerji kullanımını sürdürülebilir hale getirdiğini belirterek Kubuqi için gösterilen yerel yönetim ve işletme çabalarının kalıcı değişimler getireceğini ifade etti.

Ekolojik restorasyon için Çin çözümü

Uzmanlar, forum katılımcılarının Kubuqi’nin yeşil kalkınma ve sürdürülebilir kalkınma deneyimi kavramlarının küresel anlamda 2 milyar kişiyi içeren çölleşmeye karşıtı mücadele için temel çözümleri görmesine sağlamak açısından verimli geçtiğini ifade ediyor. Katılımcıların çoğu Ordos’ta düzenlenecek olan ve daha benzersiz çözümleri ve fikir birliklerini içerebilecek 13. Taraf Ülkeler Genel Toplantısı kapsamında yer alan Çölle Mücadele BM Toplantısını bekliyor. Belt ve Road Girişimi ülkelerinde ekolojik kalkınma hem Çinli çözümlere hem de tek bir paylaşım platformu olarak Çin’e ihtiyaç duyuyor.

BON Cloud’dan Çin içerikleri 

BON Cloud Çin’in farklı şehirleri ve örgütlerinden, seyahat, CSR, sanat, işletme ve teknoloji gibi konuları içeren hikayeler sağlayan Çinli bir içerik platformudur.

BON Cloud dünya çapındaki tüm yayıncıları ve televizyoncuları Çin’in kar içeriğini yayınlamaya davet ediyor.

Çin şehirleri, şirketleri ve örgütlerinden yüksek kaliteli içerikler için kısa bilgilerinizi girin ve BON Cloud videolarının yerelleştirilmesi ve dağıtımı ile zaman aralığında ve medya kaynaklarındaki değerinizi en üst seviyeye çıkarın.

Çin içerikleri için http://premium.bon-cloud.net adresini ziyaret edebilirsiniz

Dünya; Abhazyalı öğrencilere sahip çıktı

Dünya; Abhazyalı öğrencilere sahip çıktı

UDEF tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Kent Meydanı’nda “Rengimiz Türkiye Hazırız Geleceğe” sloganıyla düzenlenen “Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’ne önce davet edilip, sonra etkinliğin dışında tutulan SAÜ’de okuyan Abhaz Öğrenciler; Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standı açtı. Abhaz Öğrencilere, çeşitli üniversitede okuyan öğrenciler ile SAÜ’de eğitim gören Dünya’nın birçok ülke vatandaşı öğrenciden de destek geldi.

Birlik ve beraberlik mesajları

Sakarya Abhaz Derneği; Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Kent Meydanı’nda “Rengimiz Türkiye Hazırız Geleceğe” sloganıyla düzenlenen “Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’ne Sakarya’da bulunan Abhazyalı öğrencilerin önce davet edildiği ve sonra bu etkinliğin dışında tutulmasıyla ilgili kamuoyuna bilgilendirici basın açıklaması gerçekleştirdi. Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standı açan Abhazyalı Öğrenciler; burada kültür, giyim, oyun, dil, örf ve adetleri ile yemeklerini tanıttı. Abhazyalı öğrencileri, Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’nde saf dışı tutulmasına Dünya’nın birçok ülkesi vatandaşı öğrencilerden ve Sakarya, İstanbul ev Kocaali’de okuyan öğrenci topluluklarından da tepki gelerek, Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standına katılarak, destek geldi. Etkinliğe; Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Abhaz Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hapat Ahmet Ceylan, Sakarya Abhaz Derneği Başkanı Oral Kobaş, Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şube Başkanı Tevhide Yağan, Kocaali Üniversitesi (KOÜKAF) Kafkas Topluluğu, Marmara Üniversitesi (MARKAF) Kafkas Topluluğu, İstanbul Üniversitesi (İÜKAF) Kafkas Topluluğu, Sakarya Üniversitesi’nde okuyan; Etiyopya, Brundi, Cibuti, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan,  Özbekistan, Ağıska Türkleri, Uygur Türkleri öğrencileri katılarak, Abhazyalı öğrencilerinin yanında ve destekçisi olduklarını söyledi. Etkinlikte, Dünya öğrenciler; “Yaşasın özgürlük, yaşasın barış, yasasın Abhazlar ve sonuna kadar yanınızdayız” mesajları verildi.

Konuyla İlgili Basın açıklaması yapan; Sakarya Abhaz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Oral Kobaş ve Abhaz Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ercan Başnuh; “Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Sakarya da Yapılan Uluslararası Öğrenci buluşması etkinliğine Sakarya’da bulunan Abhazyalı öğrenciler önce davet edilmiş, sonra bu etkinliğin dışında tutulmuştur. Dünyada pek çok ülkenin ve bölgenin kendi aralarında yaşadığı diplomatik sorunlar olmasına rağmen söz konusu etkinlikten sadece Abhazya’nın dışarıda tutulması Din, dil, ırk, mezhep ve bölge ayrımı yapmadan ülkemizi okumak için tercih eden öğrencilere ev sahipliği yapmak, onları tanımak, birbirleriyle kaynaştırmak, eğitim ve öğretim hayatları boyunca karşılaşabilecekleri maddi ve manevi ihtiyaçların çözümüne ortak olmak ve ülkemizde edindikleri birikimleri farklı coğrafyalara taşıyabilecek vasıflı insanlar olabilmelerine katkı sağlayabilmek amacıyla kurulan bir STK’nın bu tavrı tam anlamıyla bir ayrımcılıktır. Dünyanın en kadim kültürünü temsil eden biz Abhazlar biliyoruz ki, bu durum Gürcistan yönetiminin içi boş gerekçelerle Türkiye Cumhuriyetine yönelttiği dayatmaların bir sonucudur.  Abhaz halkını izole etme çabası, dünyanın vicdanlı halkların gönlünde mutlaka hak ettiği cezayı bulacaktır. Unutulmamalıdır ki, sınırları, bayrağı ve devlet kültürüyle kurulmuş ve tanınmış bir Abhazya vardır. Gürcistan yönetiminin savaş alanında kaybettiğini diplomatik hamlelerle Türkiye de araması boşunadır. Türkiye’de en fazla Abhaz nüfusunun yaşadığı Sakarya’da Abhaz halkının kurumsal sözcüleri olarak, kültür ve medeniyet gibi evrensel değerlerin siyasete mahkûm edilmesini şiddetle kınıyoruz. Barışı, kültürlerin kardeşliğini ve bir arada olma konusundaki ısrarımızı yineleyerek Abhaz kültürü ve Abhazya’nın tanıtımı konusunda Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonun eksik bıraktığı, çekimser davrandığı bu boşluğu doldurma sorumluluğunu bir daha kendilerine devretmemek üzere Sakarya Abhaz Derneği ve onun temsil etmiş olduğu Abhaz halkı olarak biz üstleniyoruz. Dünya; Abhazyalı öğrencilere sahip çıktı

UDEF tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Kent Meydanı’nda “Rengimiz Türkiye Hazırız Geleceğe” sloganıyla düzenlenen “Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’ne önce davet edilip, sonra etkinliğin dışında tutulan SAÜ’de okuyan Abhaz Öğrenciler; Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standı açtı. Abhaz Öğrencilere, çeşitli üniversitede okuyan öğrenciler ile SAÜ’de eğitim gören Dünya’nın birçok ülke vatandaşı öğrenciden de destek geldi.

Birlik ve beraberlik mesajları

Sakarya Abhaz Derneği; Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Kent Meydanı’nda “Rengimiz Türkiye Hazırız Geleceğe” sloganıyla düzenlenen “Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’ne Sakarya’da bulunan Abhazyalı öğrencilerin önce davet edildiği ve sonra bu etkinliğin dışında tutulmasıyla ilgili kamuoyuna bilgilendirici basın açıklaması gerçekleştirdi. Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standı açan Abhazyalı Öğrenciler; burada kültür, giyim, oyun, dil, örf ve adetleri ile yemeklerini tanıttı. Abhazyalı öğrencileri, Uluslararası Öğrenci Buluşması Etkinliği’nde saf dışı tutulmasına Dünya’nın birçok ülkesi vatandaşı öğrencilerden ve Sakarya, İstanbul ev Kocaali’de okuyan öğrenci topluluklarından da tepki gelerek, Sakarya Abhaz Derneği’nde ülkelerini tanıtım standına katılarak, destek geldi. Etkinliğe; Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Abhaz Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hapat Ahmet Ceylan, Sakarya Abhaz Derneği Başkanı Oral Kobaş, Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şube Başkanı Tevhide Yağan, Kocaali Üniversitesi (KOÜKAF) Kafkas Topluluğu, Marmara Üniversitesi (MARKAF) Kafkas Topluluğu, İstanbul Üniversitesi (İÜKAF) Kafkas Topluluğu, Sakarya Üniversitesi’nde okuyan; Etiyopya, Brundi, Cibuti, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan,  Özbekistan, Ağıska Türkleri, Uygur Türkleri öğrencileri katılarak, Abhazyalı öğrencilerinin yanında ve destekçisi olduklarını söyledi. Etkinlikte, Dünya öğrenciler; “Yaşasın özgürlük, yaşasın barış, yasasın Abhazlar ve sonuna kadar yanınızdayız” mesajları verildi.

Konuyla İlgili Basın açıklaması yapan; Sakarya Abhaz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Oral Kobaş ve Abhaz Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ercan Başnuh; “Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu tarafından 29-30 Nisan tarihlerinde Sakarya da Yapılan Uluslararası Öğrenci buluşması etkinliğine Sakarya’da bulunan Abhazyalı öğrenciler önce davet edilmiş, sonra bu etkinliğin dışında tutulmuştur. Dünyada pek çok ülkenin ve bölgenin kendi aralarında yaşadığı diplomatik sorunlar olmasına rağmen söz konusu etkinlikten sadece Abhazya’nın dışarıda tutulması Din, dil, ırk, mezhep ve bölge ayrımı yapmadan ülkemizi okumak için tercih eden öğrencilere ev sahipliği yapmak, onları tanımak, birbirleriyle kaynaştırmak, eğitim ve öğretim hayatları boyunca karşılaşabilecekleri maddi ve manevi ihtiyaçların çözümüne ortak olmak ve ülkemizde edindikleri birikimleri farklı coğrafyalara taşıyabilecek vasıflı insanlar olabilmelerine katkı sağlayabilmek amacıyla kurulan bir STK’nın bu tavrı tam anlamıyla bir ayrımcılıktır. Dünyanın en kadim kültürünü temsil eden biz Abhazlar biliyoruz ki, bu durum Gürcistan yönetiminin içi boş gerekçelerle Türkiye Cumhuriyetine yönelttiği dayatmaların bir sonucudur.  Abhaz halkını izole etme çabası, dünyanın vicdanlı halkların gönlünde mutlaka hak ettiği cezayı bulacaktır. Unutulmamalıdır ki, sınırları, bayrağı ve devlet kültürüyle kurulmuş ve tanınmış bir Abhazya vardır. Gürcistan yönetiminin savaş alanında kaybettiğini diplomatik hamlelerle Türkiye de araması boşunadır. Türkiye’de en fazla Abhaz nüfusunun yaşadığı Sakarya’da Abhaz halkının kurumsal sözcüleri olarak, kültür ve medeniyet gibi evrensel değerlerin siyasete mahkûm edilmesini şiddetle kınıyoruz. Barışı, kültürlerin kardeşliğini ve bir arada olma konusundaki ısrarımızı yineleyerek Abhaz kültürü ve Abhazya’nın tanıtımı konusunda Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonun eksik bıraktığı, çekimser davrandığı bu boşluğu doldurma sorumluluğunu bir daha kendilerine devretmemek üzere Sakarya Abhaz Derneği ve onun temsil etmiş olduğu Abhaz halkı olarak biz üstleniyoruz.

Recep ALP Kudüs’ü Karış Karış geziyor

Recep ALP Kudüs’ü  Karış Karış geziyor

Ortadoğu’da bulunan, Dünya’nın en eski şehirlerinden biridir. Filistin ve İsrail Kudüs’ün kendi başkenti olduğunu iddia etmektedir. Akdeniz ve Ölü Deniz’in kuzey sınırı arasında yer almaktadır. Doğu Kudüs’le birlikte düşünüldüğünde, alan ve nüfus olarak, İsrail’in büyük şehridir . 800.000 üzerinde nüfusa ve 125.1 km² alana sahiptir. Kudüs, üç semavi din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için kutsaldır. Uzun tarihi boyunca, Kudüs, iki defa yok edildi, 23 defa işgal edildi, 52 defa saldırıya uğradı ve 44 defa ele geçirilip tekrar kurtarıldı . Şehrin en eski bölümüne, İsa’dan önce 4. milenyumda ilk yerleşim gerçekleşti . 1538’de I. Süleyman hükümranlığı altında, şehri çevreleyen duvarlar inşa edildi

Sakarya Vergi Dairesi Başkanlığı’da Vergi Dairesi Başkanı Recep ALP Kudüs’te

 NERELERİ GEZDİ

Hazreti Musa nın kabri ve Kulliyesi. …

Halhul kasabasında peygamber Hz. Yusuf un kabri. …

Miraç Kandilini; Kubbetü’s Sahra, Mescid ı Aksa da idrak etmek nasip oldu. Peygamber efendimizin, diğer Paygamber lerle namaz kıldığı mağara, gök yüzüne yükseldiği Muallak taşı, biniği Burak ı bağladığı mescit

Dördüncü kutsal yerlerden olan, Filistin/El-Halil de, Harem-i İbrahimi deyiz. Paygamber Hz. İbrahim ve ailesinin (Hz.Ishak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf) kabirleri nin bulunduğu mekanlardan görüntüler.

Lut gölü; 18 km genişliğinde 300 km uzunluğun da, deniz seviyesinden 400 m aşağıdadır.

Peygamber Hz. Davut un mezarının bulunduğu yer.

Kudüs ü Şerif te; kadın kıyafetleri! ….

Hristiyanlık için, önemli üç olay; Paygamber Hz. İsa nın çarmıha gerilişi, yıkanması, göğe yükselmesi.

Kıyamet Kilisesi; Hz. İsa nın çarmıha gerildiği, yıkan dığı yer vb. İç görüntüler.

Halife Hz. Ömer in; Kudüs ziyaretinde, Namaz kıldığı yere yapılan camii ve batı girişindeki surlar.

Tel Aviv den; Filistin e yapılan duvar, …….

İsrail Yafa (Tel Aviv) da; Osmanlı Valilik binası ve topları, Bahriye Camii ve Sinegog, Ulu Cami vb.

Kudüs ü Şerif te; Kutbetü’s Sahra, aynı bölgede yeraltın da ki Mervan Mescid i

Kudüs ü Şerif te, Hristiyan bir ekiple de birarada olduk.

Zeytindağı ndan, Kudüs ün ve Kubbetü’s Sahra nın görünüşü, Selman El Farisi 

türbesi, Hz. İsa nın göğe yükseldiği yer, Hz. Meryem in mezarının olduğu kilise, Rabia’tül Adeviyye türbesi.

Lut gölü; 18 km genişliğinde 300 km uzunluğun da, deniz seviyesinden 400 m aşağıdadır.

Cuma Namazını, Mescidi Aksa da kılmak nasip oldu.

Kudüs ü Şerif te; Mescid- Aksa ve Kutbetü’s Sahra da, Sabah Namazı. Dostlarımızın, cuma ları kutluyorum.

 

EL-KUDS, dünyanın en eski ve en kutsal sayılan kentlerinden biri.

Üç büyük tektanrılı din olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam açısından büyük bir önem taşıyan Kudüs, Birleşmiş Milletlerim Filistin’i paylaştırma planında uluslararası statüde kent olarak tasarlanmıştı. Kenti 1917’de ele geçiren İngilizler çekilince (1948) Kudüs, İsrail ile Ürdün arasında bölüşüldü. 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra ise Eski Kent ve Doğu Kudüs’ün öbür bölümleri Ürdün’de, Batı Kudüs de İsrail’ de kalmak üzere paylaşıldı. İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti. Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından İsrail, Doğu Kudüs’ü de işgal ederek kentin tümünü ele geçirdi ve onu “sonsuz ve bölünmez” başkenti yaptı. 1980’de çıkarılan özel bir yasayla Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğu yeniden vurgulandı Bu girişim uluslararası düzeyde kabul görmediğinden, kentin statüsü anlaşmazlık konusu olmaya devam etmektedir. Kudüs, İsrail’in ortalarında, Lût Gölünün yaklaşık 24 km batısında, Akdeniz’den yaklaşık 50 km içeride, denizle Şeria Irmağı arasındaki akaçlama havzasında yer alır. Yüzölçümü 109 km2’dir. İklimi yan astropikaldir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar serin ve yağışlı geçer.

Kentin yapısı ve görünümü.

Kudüs kentinin özelliklerinden biri, çok çeşitli halkları ve kültürleri banndırmasıdır. Eski Kent’te Yahudi, Hıristiyan, Ermeni ve Müslüman mahalleleri vardır. Yahudi mahallesi 1947- 48 yılındaki çarpışmalarda yıkıma uğramış, bu tarihten sonra bütünüyle yeniden inşa edilmiştir. Mahalle modern bir görünüm kazanmakla birlikte, eski Ortadoğu atmosferini bir ölçüde korumuştur. Öte yandan Eski Kent dışındaki eski Yahudi semtleri, Ortadoğu kadar Doğu Avrupa’daki Yahudi yerleşmelerinin de atmosferini büyük ölçüde yansıtmaktadır. Benzer biçimde, Hıristiyan kurumlarının pek çoğu, kendi yurtlarındaki yaygın mimarlık anlayışını olduğu gibi korumuştur. Çeşitli üsluplardaki sinagoglar, kiliseler, camiler ve başka yapılar kentin mimari mozaiğini oluşturur.
Ama bu izlenimler büyük ölçüde Eski Kent ile sınırlıdır. Surların dışında geniş caddeleri, yüksek yapılan, büyük mağaza- lan, iş merkezleri, okulları, lokanta ve kahvehaneleriyle modern bir kent yayılır.

1967’de belirlenmiş olan belediye sınırlan, kentin kuzeyindeki Kudüs Havalimanından, neredeyse güneydeki Beytlehem’e, doğudaki Hazofim (Scopus) Dağının sırtlarıyla Zeytin Dağından batıdaki Herzl Dağına, En Kerem’e ve Kudüs İbrani Üniversitesi Hadassa Tıp Merkezi’nin bulunduğu yere kadar uzanır. Beş bin yıldır insanların oturduğu sanılan Eski Kent, her kenarı yaklaşık 1 km uzunluğunda surlarla çevrili bir dörtgen oluşturur. Müslümanların Haremü’ş-Şerif diye andıkları, üstünde Birinci ve İkinci Tapınak’ın yer aldığı Tapınak Dağı (İbranice Harna-Bayt) Eski Kent’in güneydoğu köşesindedir. Surların içinde kalan ve eski cadde dokusunun Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve Ermeni mahallelerine ayırdığı Eski Kent, camileri, ortaçağdan kalma kemerli ve üç bölümlü kapalıçarşısı ve bir labirenti andıran sokaklarıyla tipik bir Ortadoğu yerleşmesidir.

Surların dışında kalan ve 1860’lardan bu yana inşa edilmiş olan semtler daha çok Kudüs’e ulaşan anayol boyunca uzanır. Kudüs mimarlığının belirgin özelliği, eskiyle yeninin ve çok çeşitli üsluplardaki dinsel ve sivil yapıların bir arada olmasıdır. Kentin en göze çarpan yapısı, I. Süleyman’ın (Kanuni) 1538-40 arasında Haçlılar dönemine ait sur kalıntılarının üstüne yaptırdığı Eski Kent surlarıdır. Eski surların geçmişi yer yer Bizans, Herodes hatta Hasmon dönemlerine değin iner.

İkinci Tapınak’ın batı duvarının bir bölümü olan Ağlama Duvarı, Tapmak Tepesi’nden çıkarılmalarından beri Yahudilerce en kutsal yerlerden biri sayılagelmiştir. Tepenin üstünde de çok önemli iki yapı vardır: Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa. Surların batı bölümündeki Yafa Kapısı ve hemen arkasındaki içkale, Hasmon ve He- rodes dönemlerinden kalma yıkıntıların üstüne yapılmış, bugünkü görünümünü 16. yüzyılda almıştır. Kentteki kiliselerin çoğu temel olarak Bizans ve Haçlı dönemleri mimarlığını yansıtır. Kutsal Kabir Kilisesi her iki dönemin mimarlık üsluplarından öğeleri birleştirir. Ama cephesi ve planı romanesk özellikler taşır. Üslupların karışmasına en iyi örnek, temelleri Bizans döneminden kalma Azize Hanna Kilisesi’dir.

Kapalıçarşının orta bölümü Haçlılar zamanından kalmadır. 13-15. yüzyıllar arasındaki Memlûk dönemi yapıları daha çok Davud Caddesi ile Ağlama Duvarı yakınındadır. Mukamaslan ve iki renkli taş kemerleri bu yapıların belirgin özelliğidir. 16. yüzyıl başlarından sonraki Osmanlı yapıları Memlûk üslubunu sürdürür.

Eski Kent’in doğusundaki ve kuzeyindeki kaya mezarları, İO 1. binyılın ilk yansından (Firavunun Kızının Mezan) ve İkinci Tapınak döneminden (Kral Mezarları, Abşalom’un Mezarı, Zekarya’nın Mezarı) kalma mimarlık örnekleridir. Modem Kudüs’ün merkezindeki Haç Manastırı 5. yüzyılda yapılmıştır.

1930’dan sonra mimarlıkta köklü bir değişim yaşandı ve kentte düz damlı, cepheleri doğal taş kaplama betonarme yapılar yaygınlaştı. Önde gelen modern mimarlık örnekleri arasında üniversitenin biri kent dışında Hazofim Dağındaki, öbürü kent merkezindeki kampusları, Knesset (Parlamento), İsrail Müzesi, Kudüs Tiyatrosu ve Hebrew Union College sayılabilir.

Yönetsel ve toplumsal koşullar.

İsrail devlet başkanlığı ve Knesset Kudüs’te yer alır. 1947’de Birleşmiş Milletler kente uluslararası bir statü verilmesini önermiş, ama İsrail ve Ürdün buna karşı çıkmışlardı. Birçok devlet Küdüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımamakla birlikte, 1980’e değin yabancı misyonlann çoğu kentte bulunuyordu. Bu tarihte çıkarılan bir yasayla Kudüs’ün başkent olması resmî bir nitelik kazanınca, kentteki diplomatik temsilciliklerin büyük çoğunluğu bu karan tanımama politikasının bir göstergesi olarak Tel Avıv’e taşındı.

Bakanlıklar Kiryat Ben-Gurion’da toplanmıştır; Knesset ve İsrail Merkez Bankası da buradadır. Savunma Bakanlığı ise hâlâ Tel Aviv’dedir. Yüksek Mahkeme ve Hahambaşıhk’ın yanı sıra Dünya Siyonist Örgütü ve Yahudi Ajansı gibi kuruluşların merkezleri de Kudüs’tedir.
Otuz bir üyeli Belediye Konseyi nispi temsile dayalı seçimle işbaşına gelir. Belediye başkanı 1975’ten bu yana halk tarafından seçilmektedir. İsrail yurttaşı olmasalar bile kentte yerleşik herkes oy kullanabilir. Yerel yönetimin çeşitli kademelerde çalışan görevlilerinin yüzde 20’den fazlası Araptır. Resmî yazışmalar hem İbranice, hem Arapça yapılır.

Ekonomi.

Kudüs’te temel istihdam alam devlet ve kamu kurumlandır. Kent aynca bankacılık, maliye ve sigortacılık merkezidir. Ağır sanayi çok gelişmemiştir. Önemli hafif sanayi kollan arasında elmas kesimi ve cilalanması, basın ve yayın, ev aletleri, mobilya, kimyasal maddeler Ve ilaç üretimi, dokumacılık ve el sanatlan vardır. Çok sayıda turist ve hacının gelmesi kentin iş alanlanm genişletmiş ve canlandırmıştır.

Kültürel yaşam.

Kudüs, üç büyük dinin de kutsal saydığı tek kent olduğundan, halkı da belki en iyi biçimde dinsel eğilimlerine göre tanımlanabilir. Kentte Yahudiler çoğunluktadır. Müslümanlar en homojen, Hıristiyan- larsa en heterojen topluluğu oluşturur. Kentteki kutsal yerlerden ve dinsel topluluklardan Din İşleri Bakanlığı sorumludur. Kutsal yerlerin yönetimi, korunması ve bakımı her dinin yetkililerince yerine getirilir.

Kudüs İbrani Üniversitesi ülkenin en önemli yükseköğretim kurumudur. Başka eğitim kurumlan arasında Bezalel Resim Akademisi, Rubin Ulusal Müzik Akademisi ve Hebrew Union College sayılabilir. Bölgede yürütülen geniş arkeoloji çahşmalanyla Yakındoğu’ya ilişkin pek çok malzeme elde edilmiştir. İsrail Müzesi’nde ve çeşitli galerilerde resim sergileri düzenlenir. Ulusal Kitaplık ve Üniversite Kitaplığı’rida çok sayıda kitabın yanı sıra sanat hâzineleri ve yazma koleksiyonlan vardır.

Tarih.

Kudüs’teki en eski yerleşime ait buluntular Kalkolitik Çağ sonlanyla İlk Tunç Çağından (İÖ y. 3500) kalmıştır. Bunlar kentin güneydoğusundaki bir tepede ortaya çıkanlmıştır. Kazılarda Tapmak Tepesi’nin güneyinde bir yerleşim yeri ve Gihon kaynağının hemen yukarısında büyük bir kasabamn surları bulunmuştur. Kentin adımn en eski biçimi Urusalim’dir. Bunun Batı Sami kökenli olduğu ve “Tanrın’nın Kurduğu (Yer)” anlamına geldiği sanılmaktadır. Kentin ve ilk Mısırlı hükümdarlarının adlan İÖ y. 19-18. yüzyıl Mısır metinlerinde ve İÖ 14. yüzyıldan kalma Amama Mektuplan’nda geçmektedir. Kitabı Mukaddes’e göre Salem (Yeruşalim) kralı Kenanlı Melkisedek ile Hz. İbrahim burada karşılaşmışlardır.

Yebusiler denen kanşık bir halkın yaşadığı Kudüs’ü İÖ 1000 dolaylannda Hz. Davud ele geçirdi ve Yahudi Kralhğı’nm başkenti yaptı. Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman kenti genişletti ye Birinci Tapınak’ı inşa ettirdi. Böylece Kudüs hem krallık sarayının bulunduğu yer, hem de tektannlı dinin kutsal merkezi oldu. ..İÖ 922’de Mısır firavunu İ. Şeşonk, İÖ 850’de Filistîlerle Araplar, İÖ 786’da da İsrailli Yoaş kenti yağmaladılar. Hizkiya kenti surlarla çevirdi ve Gihon Kaynağından su getirmek için yeraltından bir kanal açtırdı. İÖ 701’de Asurlu Sinahheriba kenti haraca bağladı. İÖ 614’te Kudüs kralı Babil’e sürgün edildi ve kent yağmalandı. İÖ 586’da Nabukadnezar, Tapınak’ı ve kenti tümüyle yaktı ve Yahudileri Babil’e sürdü. Sürgünü II. Kyros (Büyük) İÖ 538’de sona erdirdi. Kudüs’e dönen Yahudiler İÖ 515’te ikinci Tapınak’ı inşa ettiler. İÖ yaklaşık 444’te Nehemya’mn kent surlarını yeniden yaptırmasıyla Kudüs’ün konumu güçlendi.

İskender’in İssos’ta kazandığı zaferden (İÖ 333) sonra Kudüs ilk kez Batı siyasetinde önem kazandı. İskender’in ölümü üzerine Kudüs, Ptolemaios I. Soter’in payına düştü. İÖ 198’de ise I. Selevkos Nikator’un soyundan gelen hanedanın eline geçti. Bu dönemde pagan Yunan etkisinin güçlenmesi ve Selevkos kralı Antiokhoş IV. Epiphanes’in Tapmak’a saldırması (İÖ 168) dinlerine sıkı sıkıya bağlı Kudüslülerin İÖ 167’de ayaklanmasına yol açtı. Ayaklanma sonucunda Selevkoslar kovuldu ve Hasmon hanedanı kuruldu.

Roma egemenliği.

İÖ 63’te Pompeius, Kudüs’ü ele geçirdi. Yahudi kavmiyetçiliğiyle Roma arasındaki çatışma, Büyük Herodes’in izlediği ustaca politikalarla engellendi. İÖ 40’ta Roma Senatosu, kendini Celile valisi ilan etmiş olan Herodes’i Yahuda kralı yaptı. Herodes’in 36 yıllık hükümdarlığı sırasında Kudüs büyük bir gelişme gösterdi ve genişledi. Dinin ve zorunlu haccın merkezi, hükümdarın ve Sanhedrin’in (Yahudi yaşlılar kurulu) bulunduğu yer olarak, Helenistik dünyanın büyük bir metropolüne dönüştü. Romahlar, Herodes’in oğlu Arkhelaos’u krallıktan indirdiler ve kendi valilerini atadılar. Kudüs’ün beşinci Romalı valisi Pontius Pilatus, Hz. İsa’yı ölüme mahkûm eden karan çnaylamasıyla tanınır.

İS 66’da Yahudiler Roma’ya karşı ayaklandılar. 70’te Romalılar kente girip Tapınak’ la birlikte neredeyse her yeri yıktılar. 130’da kent bir ölçüde yeniden iskân edildi. Yahudiler 132-135 arasında Roma’ya karşı gene ayaklandılar. Hadrianus burada Roma tarzında bir kent oluşturmaya girişti. Onun uyguladığı planın ana çizgileri 20. yüzyıla değin ulaşmıştır.

Constantinus (Büyük) 313’te Hıristiyanlığı resmen tanıdı. Constantinus’un annesi Azize Helena’nın 326’da Kudüs’e giderek Gerçek Haç’ı bulması, ünlü tapmakların inşa edilmesine yol açtı ve böylece kentin Hıristiyanlığın kutsal merkezi olarak geliştiği yeni bir dönem başladı. Bu dönem 614’teki Sasani istilasında Kudüslülerin kılıçtan geçirilmesi ve kiliselerin yıkılmasıyla kapandı.

638’de Hz. Ömer Kudüs’ü aldı. 691’de Abdülmelik bin Mervan, Kubbetü’s-Sahra’ yı inşa ettirdi. Bu dönemde kent eski önemini kazanamadıysa da, Emeviler ve Abbasiler Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı ılımlı bir siyaset izlediler. 969’da Kudüs Fatımilerin eline geçti. 1010’da Halife Hâkim, Hıristiyan tapınaklarının yıkılmasını emretti. 1099’da kenti Haçhlar ele geçirdiler ve bir krallık kurdular. Yahudilerle Müslümanlara kenti yasaklayan Kudüs Krallığı’na 1187’de Salaheddin Eyyubi son verdi. 13. yüzyıl ortalarında Yahudiler yeniden kente gelerek kendi mahallelerini kurmaya başladılar. 1517’de I. Selim’in (Yavuz) Kudüs’ü fethetmesiyle 400 yıllık OsmanlI egemenliği başladı. I. Süleyman (Kanuni) döneminde kent büyük bir gelişme gösterdi; yeni surlar, medreseler, imarethaneler yapıldı.

Mısır valisi Mehmed Ah Paşa’nın (Kavalah) oğlu İbrahim Paşa 1831’de Kudüs’ü ele geçirdi ve bir dizi reform gerçekleştirdi. OsmanlIlar kenti 1840’ta geri aldılar, ama bu reformları sürdürdüler. 1887’de Kudüs belediyesi oluşturuldu. Bu arada Avrupa devletleri kentte konsolosluklar açtılar. Doğu Avrupa ülkelerinden göçlerle gelen Yahudiler nedeniyle kentin demografik yapısı değişti. 19. yüzyıl ortalarından sonra nüfusun çoğunluğu Yahudiierden oluşmaya başladı.

Tarih

Kudüs’ün fırtınalı bir tarihi vardır. Bir zaman­lar Mısırlıların yönetimi altında kalan kenti, İÖ 1000 dolaylarında ele geçiren Hz. Davud, Kudüs’ü Yahuda Krallığı’nın başkenti yaptı. Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman İÖ 957’de burada Kudüs Tapınağı’nı kurdu. Daha son­raki yüzyıllarda Kudüs birçok kez saldırıya uğrayarak yakılıp yıkıldı. İÖ 63’te Roma İmparatorluğu’nun koruması altına giren kentte büyük çapta bayındırlık girişimleri başlatıldı. Ne var ki, İS 66’da Romalılara karşı bir ayaklanma başlayınca kentin büyük bir bölümü Roma ordusunca yıkıldı. Yahudilerin İS 132’de ikinci kez ayaklanışı üzerine Kudüs’ü yerle bir eden Romalılar, Yahudilerin girmesinin yasak olduğu yeni bir kent kurdular. 614’te Sasaniler’in saldırısına uğ­rayan ve yeniden yıkılan Kudüs, Hz. Ömer’ in halifeliği sırasında Arapların eline geçti ve uzun bir süre Arap yönetiminde kaldı. 10. yüzyılda Fatımiler Kudüs’ü ele geçirdi. 130 yıllık Fatımi egemenliğinden sonra 1099’da kenti yağmalayan Haçlılar, Kudüs Krallığı’nı kurdu. 1187’de Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü ele geçirdi. 13. yüzyıl ortalarında Yahudiler yeniden kente gelip yerleşmeye başladı.

1516’da Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü almasıyla kent Osmanlı egemenliğine girdi. Kanuni Sultan Süleyman eski kentin surları­nın büyük bölümünü yeniledi. 1918’de İngiliz birliklerinin işgal ettiği Kudüs, İngiliz manda yönetimine bırakılan Filistin’in başkenti oldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Mil­letler Kudüs’ü uluslararası bir kent durumuna getirmeyi önerdi. Bu karara İsrail ve bölgede­ki Arap devletleri karşı çıktı. 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kuruluşundan sonra İsrail, kentin batı bölümünü topraklarına kattı. Surlarla çevrili eski kent ve tarihsel Yahudi yapılarının bulunduğu doğu bölümü Arapların elindeydi. 1950’de İsrail Kudüs’ün batısının ülkenin başkenti ve yasama organı knesset’mmerkezi olduğunu ilan etti. 1967’deki Arap-İsrail Savaşı’nda, kentin 1948’den beri Ürdün’ün elinde olan doğu bölümü de İsrail’in eline geçti. İsrail bütün kenti başkent ilan etti. Ne var ki, başta Arap devletleri olmak üzere dünyada pek çok devlet bunu tanımadı.

Eski Kent

Sarp tepeler ve vadilerle çevrili yüksek bir düzlük üzerinde kurulu olan eski kent, kaba­ca her kenarı 1 km uzunluğunda bir kare biçimindedir. Dört yanını çevreleyen surların büyük bölümünü 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman eski surların üzerine yaptırmıştır. Eski kentte Müslüman, Hıristiyan, Ermeni ve Yahudi mahalleleri ile çok sayıda tarihsel yapı bulunur. Güneydoğu köşesinde Tapınak Dağı adı verilen yüksekçe bir düzlük vardır. Müslümanların Hare mü Şerif adını verdiği Tapınak Dağı’ndaki en önemli yapıt Hz. İbrahim’in kurban kestiğine inanılan Sahra (Hacer-i Muallak) adlı taşın üzerini örtecek biçimde yapılmış olan Kubbetü Sahra’dır. Tapmak Dağı’nın 25 metre batısında Kudüs Tapınağı’nın batı du­varlarının kalıntıları görülür. Ağlama Duvarı adı verilen bu kalıntılar, Yahudilerin dua etmek için geldikleri, kutsal bir yerdir. Hz. Muhammed’in miraç gecesi göğe çıktığına inanılan Mescid-i Aksa da Tapınak Dağı’nın güneyinde bulunur.

Eski kentteki Hıristiyan kutsal yapıları arasında en önemli olanı Kutsal Kabir Kilise-si’dir. Kuzeybatıda bulunan bu kilise, Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra gömüldüğü­ne inanılan yerde yapılmıştır. Hıristiyan dini­ni kabul eden ilk Roma imparatoru olan I. Constantinus’un 330 yıllarında yaptırdığı bu yapı, daha sonraları birkaç kez onarıldı. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki son saatle­rini geçirdiği Zeytin Dağı eski kentin doğu surları dışındadır. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa Zeytin Dağı’nın eteklerindeki Getse­mani Bahçesi’nde tutuklanmış ve yargılanma­ya götürülmüştü. Getsemani Bahçesi’nde baş­layıp Kutsal Kabir Kilisesi’ne uzanan yolun, Hz. İsa’nın çarmıhını sırtında taşıyarak geçtiği yol olduğuna inanılır.

Modern Kudüs

  1. yüzyıl ortalarına kadar Kudüs kenti tümüy­le surların içinde yer alıyordu. O yıllarda eski kentin batısında Tel-Aviv-Yafa’ya giden yol boyunca Yahudi göçmenlerin kurduğu yeni mahalleler gelişmeye başladı. Böylece Kudüs’ün batı bölümü yeni yapıların ve çeşitli işyerlerinin yer aldığı modern bir kent duru­muna geldi. Kudüs’te elmas kesimi, basın yayın, mobilya, kimyasal madde ve dokuma sanayileri ön plandadır. Ayrıca turist ve hacı adaylarının çokluğu kentte turizmin gelişme­sine yol açmıştır. Kudüs İbrani Üniversitesinde başka ülkelerden de gelen pek çok Yahudi öğrenci öğrenim görür.

Şeria Bölgesi

Şeria Irmağı’nın batı yakasın­daki yamaçlarda, Kudüs’ün 8 km güneyinde eski Beytlehem kenti yer alır. Beytlehem, kireç badanalı kerpıc ya da taş evleriyle, Doğu Akdeniz ülkelerinin belirgin yapı özel­liklerini taşımaktadır.

Kentin çevresinde tahıl, incir, zeytin ve üzüm yetiştirilir; yamaçlarda koyun ve keçi beslenir.Hıristiyanlar, Kutsal Kitap’ta (Tevrat-İncil) adı geçen bu kentin Hz. İsa’nın ve Davud peygamberin doğum yeri olduğuna inan­maktadır Beytlehem, Hz. İsa’nın doğum yeri olması nedeniyle, Nasıra (Nazareth) ve Kudüs gibi, Katolik, Protestan ve Rum Ortodokslar’ca hac kenti olarak kabul edilmiştir. Roma’nın ilk Hıristiyan İmparatoru I. Constantinus’un annesi, Hz. İsa’nın doğduğu sanılan kent yakınlarındaki mağaranın üzerine bir kilise yaptırmıştır.

Kudüs Krallığı’nı kuran ilk Haçlı Seferi’nin önderi I. Baudouin 1100’de bu kilisede taç giydi. Kent, 1187’de Kudüs Krallığı’nın düş­mesinden sonra Araplar’ın ve Türkler’in yö­netimine geçtiyse de, Hıristiyan dünyası için önemini her zaman korudu. Beytlehem, I. Dünya Savaşı sırasında Türkler’den geri alı­nınca, Filistin topraklarıyla birlikte İngilte­re’nin koruması altına verildi, ama 1948′ de yeniden Ürdün topraklarına katıldı.
1967’deki Arap-İsrail Savaşı’nın sonunda.İs rail, Ürdün’ün Batı Şeria bölgesi ile birlikte Beytlehem kentini de ele geçirdi.

Türk boylarının ortak kültürü: Kurut…

Türk boylarının ortak

kültürü: Kurut…

Necdet Buluz

Türkler, geçmişte göçebe hayatı yaşadıklarından, uzun süre dayanması için yiyeceklerini genellikle kurutup, onları kullanmışlardır. Bu nedenle etten, ekmeğe, ekmekten yoğurta kadar birçok yiyeceğin kurutularak tüketildiğini görmekteyiz. Uzun süre dayanması açısından Türkler arasında bu kültür günümüze kadar da gelmiştir.

Geçenlerde Türk dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan, “Türk boylarında ortak kültür: kurut” başlığı altında sosyal medyada bir yazı paylaştı. Biz de bu yazıyı biraz genişleterek (yoğurt kurusu tarifi ile) sizlerle paylaşmak istedik

Kurut göçebe Türk halklarına ait bir yiyecektir. Orta Asya’dan Altaylara kadar uzanan topraklarda kurut, özellikle göç ve savaş zamanlarında, avcılık sırasında halkın yanlarında taşıyarak yedikleri, doyurucu, tok tutan ve sağlıklı yiyeceklerindendi.


Türk halklarının geleneksel yiyeceği olan kurut, farklı yapılış tarzı ile de bir birlerinden ayırt edilir. Kurut suyu süzülmüş süzme yoğurttan yapılır. Süzme iyice ele yapışmayacak kıvama gelene kadar yoğrulur. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak yuvarlak şekil verilir. Yuvarlanmış topçukları çiğ üzerinde veya ağaç örgülü sepetlerde açık havada kuruturlar. Kurutulmuş kurutları bir bez torbaya koyup asarak saklarlar. 


Kurutun diğer bir türü ise saatlerce kaynatılarak pişirilen sütten yapılır ve adına haşlanmış kurut denilir. Kurutun bu türü genelde çorba veya sulu yemeklere katmak için hazırlanır.


Kurutun en yaygın geleneksel türü koyun, keçi ve inek sütünden yapılır. Kazakistan’da kısrak sütü ile yapılan kurut da yaygındır. Yoğurdu gölge bir ağacın dibinde bir bez torbaya doldurup suyunun tamamen damlayarak düşüp katılaşmasına kadar asarak bekletirler. Bu işlem günler sürer. Elde edilen süzmeye yuvarlak şekil vererek kuruturlar. Kurutun tuzla yapılış nedeni ise çabuk bozulmasını önlemek içindir. Güneş ve rüzgârla kuruyan kurutu uzun süre açık havada bırakırlar. Bunun nedeni ise ne kadar sert ve kuru olursa o kadar saklama süresi uzar. Uzun süreli göçlerde bunun önemi büyüktür. Kurutun muhafaza ediliş şekli her tür şartlara uygundur. Yazın en sıcak günlerinden, kışın en soğuk şartlarına kadar dayanıklıdır.


Yuvarlak şekli hem göze, hem de damağa hitap eder. Şekli ve yapımı açısından her halkta ayrı farklılık göstermektedir. Kimi halklara göre büyüklüğü en fazla kaysı kadarken bazı halklarda daha büyüktür. Başkurt Türkleri’nde ise büyüklüğü şeftali kadardır.
Kuruta bazı bölgelerde, bazı halklar kendi damak zevklerine göre şeker, bal, yarma da ilave ederek çeşitlilik yaratırlar. Kurutun diğer bir özelliği de mide bulantısı ve kusma gibi rahatsızlıklara iyi gelmesidir.
Nesilden nesile aktarılarak asırlardır süre gelen bu yemek geleneği günümüzde de devam etmektedir. Şimdilerde de kurut tıpkı eskide olduğu gibi uzun yolculuklarda ve kış için hazırlanan erzakların içinde en başta gelen yiyeceklerdendir.

KURUT (YOĞURT KURUSU)

Malzemeler: Yağlı süt 10 kg, yağsız süt 10 kg, l kâse yo­ğurt mayası

HAZIRLANMASI:10 kg yağlı süt ile 10 kg yağsız süt karıştırılıp kaynatıldıktan sonra beklemeye bırakılır. Ilık hale gelince mayalanır. Ertesi gün hazır olan yoğurt bez bir torbaya dökülür. Suyu süzüle­ne kadar birkaç gün torbada bekletilir. Bü­yükçe bir kaba alınarak biraz tuz eklenir. Katı kıvama gelmiş olan yoğurt, ceviz büyüklü­ğünde şekil verilerek tepsilere dizilir. Üzerleri ince bir bezle kapatılır ve güneşte kurumaya bırakılır. Kurut, kış aylarında suyla eritilerek yoğurt yerine kullandır.

kurut Kırgızlarda yoğurtu kaynatarak yapılıyor yani çökelek kurutu yapılıyor,

Gümüşhane’den şöyle bir tarif var:

Kurut’u ; yoğurdu süzdürüp katılaşmaya yüz tuttuğunda işkembenin futbol topu gibi olan kısmını işkembeden ayırır ve yoğurdu onun içine basar ağzını da sıkı sıkı bağlarlar. Daha sonra içi süzme yoğurt dolu işkembeyi iyice tuzlayıp rüzgalı bir dala asar orada kurumaya bırakılır. Yiyeceğiniz zaman sıcak suda ıslatır peynir gibi kesip yenir veya yayıkta çalkama yapıp ayran gibi içilir.
Özbekçe bir kurut tarifi var, aşağıda da Türkçesini okuyabilirsiniz:

Siyirdi sovib, sutini pishirasizda, sovigandan keyin unga ozgina qotiq solib, uyutib qo’yasiz. Bir kunda haligi sut qotiq bo’pqoladi. Qotiqni lattadan qilingan xoltaga(ayronxolta) solib qo’yasiz. Suvi sirig’ib og’ip ketadida chakki bo’pqoladi. Qurut qilish uchun anashu chakkiga tuz qo’ship, keyin jonggoxtay jonggoxtay qip dumalaq qilasizda sevatka sop quritip qo’yasiz. (Alashaqshaq jepketmasligi uchun sevatti ustini jovip qo’yasiz) 3-4 kunda qotip qoladi. Keyin chuqur sevatchaga sopqo’yasiz. Toshtay qotib qoladi.

Sığırı sağıp, sütünü pişiriliyorsunuz, sağdıktan sonra ona azıcak yoğurt koyup, uyutuyorsunuz, bir günde süt yoğurt olup çıkıyor. Yoğurtu bezden yapılmış ayran torbasına koyup asıyorsunuz, suyu damlayıp akıp gidiyor ve katılaşıyor (süzme yoğurt haline geliyor),
Kurut yapmak için bu süzme yoğurda tuz katıp, sonra ceviz gibi ceviz gibi yuvarlaklar yapıyoruz ve kerevete/kiremitliğe koyup kurutuyorsunuz.(börtü böcek gelmesin diye üstünü örtüp koyuy
oruz) 3-4 günde katıp kalıyor, sonra bir kaba koyuyoruz, taş gibi katıp kalıyor.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

Peki Küreselleşme Kimin İçin?

Peki Küreselleşme Kimin İçin?

Ulaşım, iletişim ve kaçınılmaz küreselleşme…

Küreselleşme, teknolojik ulaşım ve haberleşme alanlarında meydana gelen değişmeler sonucu bütün dünyanın ekonomik, politik ve kültürel anlamda bütünleşmesini ifade ediyor. Ulaşım bütünleşmeyle ilgili ilk önemli aşamaydı…

M.Ö.3000 yıllarında Rusya’nın güneyinde tekerleğin kullanılması ardından M.Ö.2500 yıllarında at’ın binek hayvanı olarak insanlığın istifadesine sunulması giderek zorba ve talan ekonomisinde kullanılması ulaşımla ilgili buluşların başlangıcıydı. Dünyanın global bir köy haline gelmesi atla başlıyor.

Bilim devrimi yani buhar gücünün bulunması, katı ve sıvı yakıtların ulaşımda kullanılmaya başlanması ile yeni teknolojik gelişmelerin ortaya çıkması ise ulaşımda dönüm noktası olmuştur. Telefon, telgraf ve telsiz bulunmasıyla iletişimin teknik boyutları daha da geliştirilmiştir.

Çeşitli düşünürler iletişim kavramı üzerine görüş ileri sürmüşlerdi. 19.yy sonunda insanların yönetimini de kapsayan gelişmelerle ilgili ilk kuramsal açıklamalar liberal görüşün savunucusu Adam Smith’e dayanmaktadır. Smith “Bırakınız Yapsınlar”ın Cosmopolis’inde bolluk ve büyüme için işbölümü ve iletişim olanaklarının gelişmesini varsayıyordu.

1789 Fransız Burjuva Devrimi ulusal bütünleşme adına bu gelişmeyi daha da özgürleştirmişti. 18.yy liberalizmin, 19. yy ise iletişimin temel teknik sistemleriyle serbest değişim ilkesinin yaratıldığı insan topluluklarında bütünleştiriciliği etken sayan görüşün başlıca kavramlarının doğuşuna tanık olmuştur: İşbölümü, ağ, gelişme, yığınların yönetimi…

Saint Simon iletişimde anahtar bir kelime olan ağı toplumsal-fizyolojik açıdan organizmal bir düşünce olarak ortaya atıp insan ve iş yönetimine geçişte toplumsal örgütleniş biçimlerinin ipuçlarını veriyordu. Ağ örgüsü ya da dokusu endüstriyel işletimde sistem olarak tanımlanır.

kure2

Herbert Spencer, organik bir sistem olarak tanımlanan iletişimle ilgili bu yaklaşımı geliştirip işlevini açıklığa kavuşturdu. İşlevler belirlenip, parçaların birbirine bağımlılığı organizma toplumunun somut örneği. İletişim sisteminin iki bileşeni dağıtıcılık ile düzenleyicilikti. İlki dolaşımı sağlarken ikincisi de egemen merkezin çevresiyle olan karmaşık ilişkilerinin yönetimini sağlamaktadır. İkincisi merkezin kendi etkisini yayabileceği medyasıdır. Yöntemler ise bildiriler, sondalamalar, basın, posta, telgraf, basın ajansları vs.

İletişimle ilgili üçüncü kavram gelişmedir. Saint Simon’un öğrencisi Auguste Comte Spencer’in görüşlerine yaklaşır. Fizyolojik gelişme yasaları ve işbölümüyle ilgilenmiştir. Tarihi teolojik yani düşsel, metafizik yani soyut ve pozitif yani bilimsel 3 döneme ayırdı. Sonuncusu bilim çağıydı. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra medyalara stratejik bir rol veren gelişme anlayışıyla canlandı. Siyasal coğrafya ve jeopolitik temeller ise 1897’de Alman Friedrich Ratzel tarafından atıldı. Gücün mekansal boyutuna ilişkin bu düşüncede mekan yaşamsal mekana dönüşür. Ağlar ve devreler ülkeye can verir. “Devlet toprağa demirlenmiş bir örgüttür” der Ratzel. Ülkedeki organizmal ilişkilerle ilgileniyordu. Değişim, etkileşim, devingenlik vs. yaşamsal enerjinin dışavurumudur.

kure

Saint Simon’ın görüşleri planlı ve kısmen bilimsel örgütlenmiş bir toplumdan burjuva toplum yapısına ilişkin kuramlara evrildi. Comte’un bilgi yoluyla toplumun dönüşümüne inanan öğretisiyle Spencer’in herşeyin kendiliğinden gelişeceğine inanan ve toplumu biyolojik organizmaya benzeten organik toplum kuramı ile çözümlenemezdi.

Ekonomik, politik, askeri, teknolojik güç odakları, yeni dünya düzenini ve küresel ilişkileri düzenleyen otorite dünyayı yöneten egemen güçtür diyordu Antonio Negri.

Egemenliğin biçimi değişti, birçok unsuru barındırıyor şimdi. Bunun araçları da ulusal ve ulus üstü kuruluşların organlarıdır. Emperyal egemenlik yani otorite ABD önderliğinde gayri resmi biçimde paylaşılmıştır aslında. Thomas Jefferson gibi federalist yazarlar ABD ideolojisinin babalarıdır. Antik dönem özellikle Roma İmparatorluğu’nun emperyal modelinden esinlendiler. Onlara göre iktidar ağ içinde etkili bir biçimde dağılmalıydı. Bütün dünyaya hükmedecek şekilde sınırlar kaldırılmalıydı. Mekansal sınrılarla birlikte zamansal sınırlarda öyle; tarih, kimlik, geçmiş vs. askıya alınıp mevcut durumlar sonsuz kılınmalıydı. Hatta yönetim doğrudan insanlar üzerinde etkili kılınmalıydı.

kure3

Foucault’a göre bu durum otoriter toplumdan kontrol toplumuna geçişti. Üretim biçimleri, dağıtım, adetler, gelenekler vs. bu mekanizmanın komut ve aygıtlarıyla düzenleniyordu.

İletişim sistemleri ve enformasyon ağları yoluyla iktidar beyinleri ve bedenleri de kontrol altına alıyordu. Bu yeni egemenlik kurma aracını Foucault, “Biyo-İktidar” olarak kavramlaştırmıştı.

Kapalı ekonomiden Pazar ekonomisine geçiş 12.yy’dan sonra başlamıştı. İnsanlığı birleştiren binlerce yıllık din ve tanrı olgusunun yerini pazar ekonomisinde para almıştı. Para, bankalar, faiz vs. dinsel açıdan bir çelişki gibi görünüyordu ancak para ile tanrı imgeleri arasında bir denge oluşturularak egemenlik tepkiyi azaltarak sürdürülebilirdi. 14.yy’da yoksulluğa isyan edenler tarafından bu imajın sarsılması gerçeğe dönüştü. Günümüzde kitle iletişim araçları yeni ideolojik silahıdır iktidarların.

Kitlesel iletişim toplumları etkileyen yeni olgudur. 20.yy başından itibaren gelişen kitle iletişim araçları insanların ilgi alanlarını biçimlendirdi. Siyasi sistemleri etkileyen önemli bir güç haline geldi.

W.Lippman “Kamuoyu” isimli kitabında “kafalarımızın içindeki resimler” kuramıyla kitle iletişim araçlarının üstün gücü ve etkisine dikkat çekti. Harold D.Laswell’in “Dünya Savaşında Propaganda Teknikleri” ve A.J.Mackenzie’nin “Propaganda Boom” adlı kitaplarında ise özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın Birinci Dünya Savaşındaki propaganda çalışmalarına yer verilmişti.

İletişimle ilgili çalışmalar özellikle askeri ve politik kaygılarla başlamıştır. Bu alandaki çalışmalara öncülük yapan kurumun ABD’nin “Ordu Enformasyon ve Eğitim Bölümü Araştırma Birimi” olması dikkat çekicidir.

Geniş halk yığınlarını denetim altında tutma, biçimlendirme, yönlendirmede kitle iletişim aygıtları yararlanılan etkili bir güç olmuştur.

1929’daki dünyanın içine düştüğü ekonomik krize karşı ABD “New Deal” adlı bir program geliştirmişti. Borsa, bankacılık ve ticaret sektörlerini vuran kriz için uygulanan programın halka benimsetilmesinde iletişim alanında yapılan çalışmalar ve kitle iletişim araçları kullanılmıştır.

ABD’nin dünyaya empoze ettiği yeni sosyal devlet anlayışının geliştirilmesi şeklinde ekonomik anlayış aslında kapitalizmin uluslar arası düzeyde rekabet edebilmesini amaçlıyordu. ABD bu gelişmeyle sosyalizm karşısında kapitalist sistemi test etmek ve kapitalizmin iç işleyişinden kaynaklanan sorunların ertelenebileceğini göstermek istemiştir.

Böylece ilk kez ABD öncülüğünde kitle toplumu, kitle kültürü, tüketim ve refah toplumu kavramları 1945 sonrasında kapitalist ekonomiyle birlikte ABD’nin tanımlanmasında başvurulan yaygın ve çekici kavramlar haline getirilmişlerdir. Batı’nın öncülüğünü de 1930’lardaki bu toplumsal sistem sayesinde ele geçirmiştir yani ABD. Batı’nın iletişim alanındaki kuramsal çalışmalarının bu öncülükteki rolünün de etkisi olmuştur. Kimdi bunlar, sayalım; Phillippe Gaillard, Jean Luc Pouthier, Paul Verschave, Joseph Pulitzer vs.

İletişim, toplumsal yaşamın başından bugününe kadar her alanda ve koşulda görülen bir toplumsal eylem olmuştur. İnsanın doğa ile ilişkilerinden doğan sınırlarını aşıyor en sonunda toplumlararası boyuta taşıyordu. Atla başlayan globalleşme böylece akıl almaz boyutlara ulaşıyordu. Küreselleşme ise teknolojik gelişme ve bilgi toplumunu doruğa ulaştırdı. Ülke ve uluslar arası alanda serbest piyasa ve serbest ticaret yaygınlaşmış, dünya ticareti artmıştır. Ancak gelişmeler istihdamı ise olumsuz etkilemiştir.

Teknolojik ağlar sadece üretimi değil, iletişimle birlikte sosyal yapıları da etkiledi. Doğal sınırlar ortadan kalkıyor, dil, aile, ülke gibi aidiyetle ilgili öğeler önemini kaybediyordu. Eski Roma, Batı’nın bugünkü kimliğini kazanmasında pay sahibidir. Çünkü Roma uygarlığı batı toplumları için bir dünya imparatorluğunu ifade etmekteydi. Bugün ABD için kullanılan yeni imparatorluk tanımlamasında olduğu gibi. Çünkü Roma askeri ve politik üstünlüğünü üretimde söz sahibi olması sayesinde kurmuştu. Örgütlenme biçimiyle, toplumsal ilişkilerdeki rolüyle, kurduğu iletişim biçimiyle tıpkı bugün ABD’nin yaptığı gibi egemenliğini kurumsallaştırmıştır. Yves Renouard “Haberleşmenin Gelişimi” adlı eserinde Roma’da bu amaçla “Cursus Publicus” isimli çağının en ileri iletişim sisteminin varolduğunu belirtmişti. Muazzam bir yol ağı üzerinde kurulu bir sistemle adeta “bütün yollar Roma’ya çıkar” sözü doğrulanırcasına askeri ve idari amaçla geliştirilen yollar çöllerin içlerine kadar uzanıyordu. Roma’nın geliştirmiş olduğu haberleşme sistemi bundan ibaret değildi. Julius Sezar döneminde “Acta Senatus”a ait tutanaklar halkın görebileceği yerlere asılıyordu.

İtalyan Komünist Partisi kurucusu marksist kuramcı Antonio Gramschi tarafından kullanılmıştır ilk kez “hegemonya” kavramı. Bir devletin diğer devletler üzerindeki gücünü, otoritesini, aynı zamanda devletler arası ilişkilerde ekonomik, politik , toplumsal, kültürel, ideolojik bakımından bütünlüğü ifade ediyor.

Yani hegemonya “emperyalizm” kavramıyla içiçe geçmiş kavram. Büyük egemen güçleri ifade ediyor. Örneğin 15.yy. da Portekiz ve 16. yy. da İspanya sömürgeci politikası nedeniyle dünyanın “hegemon güç”leri idiler. 17.yy.da Fransa, 18-19. yy da İngiltere, 20. yy da ABD hegemon güç haline gelmiştir. Emperyalist batının dünyada egemenlik kurmasıyla toprak işgallerinin nedeni belliydi. En önemlisi de ekonomik nedenliydi. Tekelci sermaye için yatırım, pazar, hammadde, nüfus alanları yaratmak amaçlanıyordu. Emperyalizmin marksist bakış açısıyla ilk ciddi yorumu 1916’da Lenin tarafından yapıldı, “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” adlı kitabında. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin tekelci aşaması olarak görüyordu. Marksistlerle beraber bazı klasik ve liberal ekonomist düşünürler de emperyalizmin nedenleri üzerine görüşlerini dile getirdiler, David Ricardo, Adam Smith, John A.Hobson bunlardan birkaçıydı. Örneğin Hobson “Emperyalizmin Ekonomik Anakökü”nde yervermiştir.

Makhiavelli, Bacon ve Hitler’in yorumları egemenlik kurma isteği üzerinedir. Stratejik ve güvenlik amaçlı yayılma, bölgelerle başka ülkelerdeki yönetimleri elegeçirme isteği de başka bir nedendi. Azgelişmiş ülkelere yapılan yardımların arkasında emperyalist amaçlar yattığı kabul edilmektedir.

Emperyalizmin önemli aşamalarından birisi Amerika kıtasının keşfedilmesiyken ikinci aşama endüstri devrimiyle gerçekleşiyordu. 16.yüzyılda Avrupa’da başlayan makina devrimi yerini 18.yy’da tarımsal üretimin makine ve fabrikalara evrilmesiyle teknolojik devrime bırakıyordu. Çok uluslu şirketlerin tekeline geçen bilimsel ve teknik buluşlar ve gelişme “teknolojik” devrimin zeminini hazırlamıştır. Hem toplumsal ilişkileri hem de yapıyı etkileyen büyük değişimler getirmiştir. Bugünün neo-emperyalizm’ine giden sürecinin temelleri işte bu dönemde atıldı. Asıl sömürü toprak işgallerinin olduğu 15.yy’da değil kitle iletişim araçlarının ülkeleri, kültürleri, dili, aileyi hatta giderek özgürlükleri ortadan kaldırdığı 19.yy’da başlamıştır. Genişleme politikalarının önemli adımı iletişim teknolojilerinin ve buluşlarının ortaya atıldığı son 200 sayılır.

1945’te hukuk ve kurumlarıyla oluşan “yeni dünya düzeni” aslında devletler arasında yapılmış bir anlaşmaydı. Bütün ilişkiler hegemon güçlerin kontrolü altında kurumsallaştırılmıştır. Bu hegemon güçlerin çıkarları için kullandığı sözde meşru bir araç olmuştur.

Emperyalizmin bir aşaması olan küreselleşme kavramı, Ellen Meiksins Wood’un sözleriyle “günümüzde solun boynuna dadanmış en ağır ideolojik albatros”. Sınıf ve devlet iktidarına ilişkin öne sürülen liberal ekonomik, sosyal, kültürel bütünleşme ve tektiplilik. Hatta daha da ileri gidip bir alternatifsizlik, ideolojik bir bozgunculuk yaratıyor.

Emperyalizmin gelişmesi birinci dünya savaşı sonrası keynesyenlik, dünya kapitalizminin gelişimi ve 3.dünya ülkelerinin doğuşu gibi bazı değişmelerin sonucu ortaya çıkıyordu. Marx, küreselleşmeye giden süreçte kapitalist üretim biçiminin temelini, dünya sermayesi tarafından atılmasına bağlıyordu. Küreselleşmeyi emperyalist yapan ise pazar kavgasıydı. Bunun sonucunda üç emperyalist blok ortaya çıkmıştı: Avrupa Birliği, Japonya ve ABD.

Aslında önceleri azgelişmiş ülkeler lehine gerçekleştirilen dünya ticaretinde haksızlığa ve rekabete neden olan döngü çok basitti; Petrol ülkeleri paralarını yüksek faizle batı bankalarına yatırıyor, batılılar da borç olarak azgelişmişlere veriyorlardı. Bunun sonucunda dünya ticareti ihracat maliyetleri nedeniyle azgelişmişler aleyhine işliyordu. Yani ulusal sermayeye kıyasla küresel sermaye sahipleri daha fazla kazanıyorlardı.

1989’da The National İnterest dergisinde “Tarihin Sonu mu?” adlı bir makale yazan futurist yazar uyama küreselleşmenin göstergelerinden biri olan Sovyetler Birliği’nin dağılmasının kapitalizmin nihai zaferi olarak kabul edilmesi gerektiğini öne sürmüştü. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD’nin hedefi yeni güç odaklarının ortaya çıkmasına engel olmaktır. Küreselleşme 3 denge üzerine kurulmuştu: Klasik ABD öncülüğünde uluslar arası denge, çok uluslu şirketler ve ulus-devletler arası denge, süper zenginler ile diğer ikisi arasındaki denge.

“Süper Piyasalar” denilen özellikle borsa oyunları ile uluslar arası pazarın kontrol edilmesi amaçlanıyordu.

Emperyalizm nedir? Sefalet, hastalık, zulüm, ölüm… Anlamı bu. Sömürgeciler toprakları işgal ediyordu, emperyalistler ise mali sermayeyi savaşla birlikte sokuyor. Aynı şey olmadıkları ortada. Yeni dünya düzeni, küreselleşme ve en sonunda emperyalizm ulusal boyutta sonuç olarak ciddi bir tehdide dönüştü. Milliyetler sorunu, yurtseverlik, ulusal çıkarların korunması, vatanın savunulması gibi burjuva ideolojik argümanlara yönelen yaklaşımlara dikkat çekti.

Buna karşılık, oysa, küreselleşme karşıtları dünyanın yüzde 20’lik azınlığı karşısında büyük bir kesimi temsil ediyor. Çevreciler, feministler, anarko sosyalistler, yeşiller, faşizm karşıtları eşcinseller, vicdani redçiler, pasifistler, savaş karşıtları, ırkçılık karşıtları, otonomlar, sendikalistler vs. insanlığa kaçınılmaz bir süreç olarak empoze edilmeye çalışılan küreselleşmeye karşı.

Öte yandan kapitalist enternasyonalciler ise ulus-devletlerin parçalanmasını gizliden gizliye savunurlarken sadece karlarını düşünmekte. Yerelleştirme ve özelleştirme politikalarının altında bu neden yatıyor çünkü. Her ulus-devlet dünya ticaretinden ve yatırımlardan, teknolojilerinden daha çok pay alma yarışında birer rakip olabileceklerdi.

Bu yüzden devletler küçültülmeli hatta eritilmeli idi. İMF, Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlar vasıtasıyla güçleri zayıflatılmaktadır aslında. Ki ulusal sınırlar kolayca aşılabilsin. İletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik ilerlemenin doğurduğu küreselleşme piyasalar arasındaki ulusal sınırları kaldırdı. Yatırım, istihdam, üretim, gelir ve pazarlama ile ilgili kararlar hatta yönetim süreçleri çok uluslu şirketlerin ellerine geçmiştir. Küreselleşmeye karşı günümüzün yeni toplumsal hareketlerinin karakteri kadın, çevre, demokratik talepler vs. biçiminde ortaya çıkıyor.

Gelecek üzerine yazanlar dünyanın “medeniyetler çatışmasına” doğru gittiğini ileri sürüyorlar. İnsanlık dünyanın bütünleşmesine karşı değil, çıkar gruplarının oluşmasına karşıdır. Bu gruplar bütün dünyaya egemen olmanın derdindeler ve Anglo-Amerikan modeli dediğimiz yeni anlayışı savunanlar Avrupa sosyal modeline karşı da ucuz işgücü, az gelir, minimum sosyal haklar istiyor. Çok uluslu şirketler ve holdinglere her türlü olanaklar sunulurken, bunlar da devletleri kontrolleri altlarına almaktalar.

George Bush ve soğuk savaş döneminden kalanların bütün kaygısı iktidarlarını antagonizmalar yaratarak sağlama almak. ABD diasporaları, AB, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkeleri kendi hegemonyası için tehdit görüyor. Tıpkı Eski Romalıların başkalarına yaptıkları gibi. Roma da demokrasi perdesi altında kendi dışındaki barbarların birleşmesine engel olmayı hedeflemiyor muydu? Bush evangelizminin altında yatan gerçek ekonomik çıkarları din düşmanlığı ile süsleyerek dünyanın tepkisini dindirmeyi denemekten başka bir şey değil. Belli ki Afganistan modeli Irak’ta da denenmiş oldu. Şimdi dünyayı yönetmek için uygun global politik strateji devletleri düşman görerek en büyük parçalanmayı sağlamak. ABD’nin İran ile Irak arasındaki savaşta gizlice İran’a silah pazarlaması da bu amacın görünen yüzüydü. 1990’ların başında tecrit ve çifte çevreleme şeklindeki Ortadoğu politikasının kendi çıkarlarına dönük olduğunu göstermiştir. Demokratik, reformcu ve devrimci muhalif kitlelere karşı ABD kukla hükümetlerle, askeri diktatörlükleri açık ya da gizli desteklemiştir.

Küresel siyaset üzerindeki etkisi sadece bugüne dayanmayan ABD her dönem kendine yeni hedefler, yeni haydutlar yaratmıştır. 1925’te Monroe doktriniyle “Amerika amerikalılarındır” ilkesini ortaya atıp sonra bu savı 1948’de yardım altında Avrupa kıtasına taşıdılar. Bu paketlerin yerini sonraları Amerikan karargahları ile garnizonlar ve müdahaleler almıştır. Neo-Emperyalizm’in mührü değişik doktrinler halinde zaman zaman bütün kıtalara vurulmuştur. Hem de başkanlarının ya da üst düzey görevlilerinin adlarıyla anılır: Marshall, Truman, Eisenhower, Nixon, Ford, Carter, Clinton doktrinleri ABD’ye çıkarları için ilan ettikleri hassas ve kritik bölgelere müdahale hakkı tanımaktadır. Bu açıdan 4 Temmuz 1492 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin özgürlüklere dokunan eşitlik sağlamayan devlet varlık nedenini yitirir, böyle bir devlete karşı mücadele meşruiyet kazanır demesi de ilgi çekicidir. 1980’lerin başında ABD Pakistan aracılığıyla Afganistan’da sonra dan bomba yağdırdığı mücahitleri Sovyetler ve komünist Afgan hükümetine karşı silahlandırmıştır. Batılı yahudi düşmanlığı ise dün anti-semitizm iken yerini önce bütün dünyada komünizme bugün ikiyüzlüce müslüman düşmanlığına bırakmıştır ama bugün Irak’ta asıl sergilenen nedenin neo-emperyalistlerin Ortadoğu ile ilgili çıkarlarının olduğu açıkça görünmektedir. İsrail’in ABD destekli fiziki olarak da ördüğü duvarın Berlin duvarından ne farkı vardır, ABD ve İngiliz çıkarlarının korunmasından öte?… İşgal edilen topraklarda İsraillilerle Araplara farklı farklı yasalar uygulanmaktadır. İkinci dünya savaşından sonra Dünya Bankası ve İMF gibi kurumlar aracılığıyla özellikle ABD ve İngiliz ekonomilerini korumak için hazırlanan planlar günümüzde küresel güç odaklarınca soykırıma varan yöntemlerle korunuyor.

Söz konusu güç odaklarının en büyük silahı askeri müdahalelere başvurmadığı yerlerde borsa, bankacılık sistemleri vs. demiştik. Küreselleşme bütün dünyada azgelişmiş ülkeler için özelleştirme, sosyal harcamalarda azalma ve çevre kirliliği demek. Bunların yerine büyümede yavaşlama, döviz ihracı, hisse senedi alım satımı gibi gelişme sağlamayan dolaylı yatırımlarda artış demek. Kriz demek.
Her yönüyle elektronik iletişimle bağlantılı olarak ortaya çıkan mali küreselleşmenin salt parasal alandan daha geniş ekonomik ve kültürel alanlara yayılması yönetim ve pazarlamacı kuramcılar tarafından tezgahlandı. “evrensel tekbiçimlenme” yani ihtiyaçların ortaklaşmasına, rekabete, pazarların tüketim için strajik olarak planlanmasına ve iletişim aygıtlarının bunlar için kullanılmasına 1983’te vurgu yapan ABD’li Theodor Lewitt bir ilktir.

Kanadalı coğrafyacı ve politik iktisatçı Harold Adam İnnis’in şu sözleri unutulmamalıdır: “İletişim teknolojisi siyasal ve ekonomik süreçlerin temelidir”. Dünya artık kaçınılmaz bir şekilde açık ekonomide bankacılık, döviz alışverişi , tröst ve borsa gibi araçlarla emperyalizm ve tekelci büyük burjuvazinin hegemonyasına girmiştir.

Peki küreselleşme kimin için?

Dün iki kutuplu olan bugün ABD’nin tek süper güç olarak kaldığı dünyada 2 bin yıllık gelişmenin son 20 yıla sığdığı değişimler yaşandı. Ancak dünyanın en zengini ile yoksulu arasındaki fark gittikçe büyüdü. Küreselleşme bütün dünyaya eşit zenginlik getirmedi. En zengin ülkeler ülkeler üretimin yüzde 86’sını, en fakirler yüzde 1’ini üretiyor şimdi. Yani ilk yüzde 20 ile son yüzde 20’si. General Motors’un, Exxon Mobil’in vs. yıllık ciroları Danimarka’nın, Avusturya’nın bütçelerinden büyüktür. 3 kişi toplam 48 ülkenin gayri safi milli hasılalarından daha fazla servete sahip. Dünyanın en zenginleri ise topu topu sadece 20 kişidir. Chossudovsky’nin deyişiyle yeni dünya düzeniyle küreselleşme, küresel soygunun bir “maske”siydi. Tıpkı eski dünyanın mitleri gibi.

Öte yandan denetimsiz teknolojilerle doğa hızla tahrip ediliyor. Azgelişmişlerle hegemon güçlerin kaynakların kullanılmasına ilişkin olanak, amaç ve çıkarları başka başka. Dünya’ya en fazla zehiri salanlar kullananlar da yine dünyayı yöneten aynı güçler. Rio’da, Seattle’da Porto Allegre’deki büyük tepkiye rağmen doğanın katledilmesi asit yağmurları, ozondaki delinme, iklim değişikliği, küresel ısınma, orman yangınları, deniz kirliliği vs. son hızla sürüyor. 2 milyar insan açlıkla karşı karşıya. 2,5 milyar insan sağlık hizmetlerinden yoksun.

Baudrillard, Lyotard ve uyama gibi geleceğe ilişkin yazanlar karamsar tablolar çiziyor. Bugün toplum ve doğa adına bütün değerler hızla aşınmakta. Günümüzde Jean Jacques Rousseau’nun bireyin toplumsal uyumunu içeren yasal önermeleri değil ama egemen güçlerin bireyci kuruluşlarının Dünya Ticaret Örgütü’nün, OECD’nin vs. prensip ve dayatmaları geçerli oluyor. Para merkezli bu kuruluşlar bu yüzden doğayı, insanlığı daha aymazca yok edebiliyor. Küreselleşme yanlıları bunu istiyor.

TAMER UYSAL

 https://tameruysal.wordpress.com

TAMER UYSAL KİMDİR?

1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı.

Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden 2015’te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır. Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press …) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı.

Türkiye çapında yazı ve şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte.

Trump, kararlarını daha İleriye taşır mı?...

Trump, kararlarını daha

İleriye taşır mı?…

Necdet Buluz

 

ABD’nin yeni Başkanı Trump,  göreve gelir gelmez İslam Dünyasını ayağa kaldıracak iki önemli karara imza attı. Bunlardan birisi İsrail ile olan ilişkilerin geliştirilmesi ve İsrail’in yayılmacı politikasına destek ve ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması için yapılan çalışmalar. İkincisi de 7 İslam ülkesini kapsayan “Amerika’ya artık giremezler” diyerek bu uygulamayı başlatmış olmasıdır.

Trump’un bu kararlarının tüm dünyayı sarstığını izliyoruz. Trump, aynı zamanda Meksika sınırına da duvar örüyor ve Meksika’ya karşı da aşırı sağ ve ırkçı yaklaşımı ile aldığı tepkileri çoğaltıyor.

Amerika’nın Yeni Başkanı’nın aldığı bu kararlar Amerika’da ve bazı İslam ülkelerinde protestolara neden oldu. Halen de olayın sarsıntıları sürüyor.

Trump’un yasak getirdiği Suriye, Irak, Libya, İran, Yemen, Sudan ve Somali vatandaşları Amerikan vatandaşı olsalar bile yine de Amerika’ya giremeyecekler. Karar onları da kapsıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan yedi ülkenin vatandaşlarına kapıları kapatan kararnameyi uygulamayacağını açıklayan Adalet Bakanı Vekili Sally Yates’i görevden aldı. Eski Başkan Barack Obama döneminde Adalet Bakanı yardımcılığı görevine getirilen Sally Yates, Trump’ın aynı koltuğa aday gösterdiği Jeff Sessions Senato onayı alana dek “vekaleten” bakanlık görevini yürütüyordu.

donald-trump

Şimdi kafalardaki soru şu:

Trump, ilerleyen zaman içinde bazı diğer İslam ülkelerine de Amerika’ya giriş yasağı uygulayabilir mi? Bu halkayı genişletir mi?

Trump’un kararlarının ileride Türkiye’yi de etkileyip etkilemeyeceği konusu tartışılıyor. Bazı Ortadoğu uzmanları “Türkiye yasaklı ülkeler arasında değil,ancak bizi iyi günler beklemiyor” diyorlar.

Şunu da hemen ekleyelim:

Trump’un İslam karşıtı duruşu birçok Avrupa ülkesini de cesaretlendirecektir. Zaten dikkat edilecek olursa Batı’da da bir aşırı sağ ve ırkçılık adeta patlama yapıyor. Daha önce Suriyeli sığınmacılara kapıları kapatanlar, bundan böyle çok daha katı kararları devreye sokabilirler.

Başkanın İsrail yanlısı politikaları da önemlidir. İsrail’i genişletme ve güçlendirme yolunda atılan her adım İslam ülkelerini, özellikle de Arap dünyasını sarsabilir.

Bu konuda yeni bir gelişmeyi de sütunlarımıza alalım:

NATO’ya üye bile olmayan İsrail, 19 Ocak’tan bu yana ittifakın Brüksel’de bulunan Genel Merkezi’nde daimi ofis sahibi oldu. İsrail cephesinden “İsrail’in güvenliği için çok önemli bir adım” olarak değerlendirilen bu gelişme İsrail’in NATO’ya resmen üyeliğinin yakın olduğunu göstermesi bakımından da önemsenmelidir.

Nitekim, AB Komisyonu Baş Sözcüsü Schinas vize kararının çifte vatandaşlığa sahip Avrupalıları etkileyip etkilemeyeceğini araştıracaklarını söylemiştir. ABD’nin Londra’daki elçiliği ise çifte vatandaş İngilizlerin vizelerini askıya almaya başladı. Bazı AB üyesi ülkeler ise sınırlarını daha çok kontrol etmek için yeni kararlar almaya başladı.

Kafasına estiğini yerine getiren ve arkasına bakmayan Trump’un bundan sonra daha nasıl kararlar alabileceğini tahmin etmek zor. Ancak görünen şu ki Trump’lu yıllar oldukça sıkıntılı ve güç geçecektir. Hatta Amerika’da Trump 5 yılını doldurmadan gidebilir” diyenlerin sayısı da artıyor. Özetle yeni Başkana az ömür biçiliyor. Amerikan derin devleti buna dur diyecektir” deniliyor.

işin ilginç tarafı, Trump’un bu İslam karşıtı tutum ve davranışları karşısında İslam dünyasının sessizliğidir. Türkiye’nin de bu konuda şu ana kadar sessiz kaldığının altını çizelim.

Trump’un kararlarına ne kadar tepki yağarsa yağsın, bazı Avrupa ve İslam ülkelerinden yükselen “Amerika süper güç, çok önemli bir müttefik. Konuyu uzun vadeye yaymak ve düşünmek gerekir” görüşleri de damgasını vuruyor.

Amerika ile bizi yakından ilgilendiren konular var. Böyle karmaşalık arasında Suriye’deki PYD konusu ile FETÖ Terör örgütünün lideri Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi gündeme geldiğinde Trump nasıl bir tavır sergileyecek? Sağı-solu belli olmayan ve aldığı kararları uygulayıp arkasına bile bakmayan Amerika’nın yeni Başkanı ile bizim de sıkıntılarımızın tavan yapabileceğini göz önünde bulundurmakta yarar var.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

14. ITUC-AP Genel Konseyi Katmandu’da gerçekleştirildi

AĞAR; “Milli İradeye karşı yapılan bu anti-demokratik girişim Türk Halkının demokrasiye olan inancı sayesinde bertaraf edilmiştir”

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Asya-Pasifik Bölgesel Örgütü 14. Genel Konseyi 15-16 Aralık 2016 tarihlerinde Nepal’in başkenti Katmandu’da gerçekleştirildi. Genel Konsey Toplantısına Konfederasyonumuzu temsilen Genel Mali Sekreter Ramazan AĞAR katıldı.

15 Temmuz tarihinde FETÖ terör örgütü tarafından Türkiye’de yapılmaya kalkışılan darbe/işgal girişimi hakkında Genel Konsey üyelerine hitaben bir konuşma yapan AĞAR, Milli İradeye karşı yapılan bu anti-demokratik girişimin, Türk Halkının demokrasiye olan inancı sayesinde bertaraf edildiğini belirtti. AĞAR ayrıca Halep’teki insanlık dışı gelişmelere değinerek tüm ülkeleri teröre ve savaşa karşı ortak tavır almaya davet etti.

nwl8qtognnyz

AĞAR, konuşmasının devamında, taşeron çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği, kıdem tazminatı, asgari ücret ve örgütlenme başlıkları çerçevesinde Türkiye’deki gelişmeler hakkında katılımcıları bilgilendirdi.

 

Nürnberg Belediye Başkanı’ndan Antalya Büyükşehir’e ziyaret

Kardeş şehir ilişkileri çerçevesinde Antalya’da temaslarda bulunan Nürnberg Belediye Başkanı Dr. Ulrich Maly, Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’i ziyaret etti.

Büyükşehir Belediyesi, Almanya’dan gelen kardeş şehir Nürnberg heyetini ağırladı. Nürnberg Belediye Başkanı Dr. Ulrich Maly, Belediye Meclis Üyeleri Thorsten Brehm, Kilian Sendner, Andrea Bielmeyer, Michael Bengl, Dış İlişkiler Daire Başkanı Dr. Norbert Schürgers ve Dr. İsmail Baloğlu’ndan oluşan heyet, Başkan Menderes Türel’i ziyaret etti.

Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Menderes Türel, Nürnberg Belediye Başkanı Dr. Ulrich Maly’a Antalya’ya kazandırmak istediği vizyon projeleri anlattı. Çılgın proje Boğaçayı Projesi ile Antalya’ya 40 kilometrelik yeni bir sahil kazandıracaklarını belirten Türel, “Proje içinde 6 tane alt proje var. Projenin bir kısmında Hollywood stüdyolarının benzerini yapacağız. Hollywood’u Antalya’ya getiriyoruz. İçinde entertainment bölümünden hayvanat bahçesine kadar her şey var. Ayrıca proje içinde bir de sinema akademisi yer alacak. Böylece sinema sektörüne kaliteli ve eğitimli personel kazandıracağız” diye konuştu

Sahil trafiğe kapatılacak

Konyaaltı Sahil Projesi’nin ihalesini yakında yapacaklarını kaydeden Türel, ciddi bir sahil düzenlemesi yaparak, şu anda kamyonların, TIR’ların geçtiği caddeyi yayalaştıracaklarını söyledi. Sahilde yürüyüş ve spor alanları olacağını anlatan Türel, Konyaaltı Varyantı’nı da proje kapsamında trafiğe yeniden açacaklarını ifade etti. Vizyon projeleri arasındaki Tünektepe projesinin Antalya’nın yeni simgesi olacağını belirten Başkan Türel, “Buraya ulaşımı sağlayacak teleferik inşaatı bitti. Antalya’ya müthiş bir seyir terası kazandıracağız. Gece de görsel bir ışık efekti olacak” dedi

nurnberg_makam_ziyaret__1_

3-4 Milyar dolarlık yatırım

Lara bölgesine Kruvaziyer Liman yapacaklarını anlatan Türel, burada dört geminin yanaşabileceği A Plus denilen en kaliteli limanlardan bir tanesinin yapılacağını dile getirdi. Tüm bu projeleri yap-işlet modeli ile gerçekleştireceklerini kaydeden Başkan Türel, “Kendi öz sermayemizden bir şey koymuyoruz. Şöyle alt alta topladığımızda bu projelerle 3-4 milyar dolarlık bir yatırım olacak” şeklinde konuştu.Balbey’in Antalya’nın ikinci Kaleiçi’si olacağını ifade eden Başkan Menderes Türel, konuk belediye başkanına Doğu Garajı, Nekropol ve Kent Müzesi projeleri hakkında da bilgi verdi. Eski stadyumu yıktıklarını ve yerine park yapacaklarını belirten Türel, “Türkiye’de eski stadyumu yıkıp, yerine AVM yapmayıp yeşil alan yapan tek belediye başkanı da benim” ifadelerini kullandı.

2.5 Yılda bitirme hedefi

11.1 kilometrelik raylı sistem hattına Meydan-Expo arası18 kilometre daha eklediklerini belirten Türel, yaklaşık 30 kilometrelik hattı üçüncü etap raylı sistem projesi kapsamında 28 kilometre daha uzatacaklarını aktardı. Başkan Türel, Boğaçay’ın birinci etabı, Konyaaltı sahili, Kruvaziyer limanı ve Hollywood stüdyoları projelerinin hepsini görev süresinde tamamlamak gibi bir hedefi olduğunu söyledi. Ziyaret sonunda karşılıklı hediyeler verildi.

Engelli merkezine hayran kaldılar

Nürnberg Heyeti, Döşemealtı Çıplaklı’daki Büyükşehir Belediyesi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni de inceledi. Fizik tedavi rehabilitasyon ünitesi, iş atölyeleri ve eğitim sınıflarını gezen Nürnberg Belediye Başkanı Dr. Ulrich Maly ve beraberindekiler, çok etkilendikleri merkeze hayran kaldıklarını söyledi.

nurnberg_makam_ziyaret__2_

EXPO’ yu gezdiler

Kardeş şehir heyeti Expo alanını da ziyaret etti. Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı İbrahim Evrim’in eşlik ettiği Nürnberg heyetine, Expo Antalya Bahçesi’nde geleneksel sanatlar tanıtıldı. Ebru ve Hat sanatlarını ASMEK eğitmenleri eşliğinde tecrübe eden temsilciler, yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan bu sanatları ilgiyle izledi. Rehberler eşliğinde Expo alanı hakkında genel bilgi alan heyetin bir sonraki durağı Almanya Bahçesi oldu. Almanya bahçesinde yine Nürnberg’den gelen Richard Darian ve Giorgi Paresi’nin mini konseri, dinleyenlerden büyük beğeni ve alkış aldı.

Nürnberg Belediyesi

Belediye Başkanı Sayın Ulrich Maly
Adı:
Ulrich
Soyadı:
MALY
Ünvanı:
Belediye Başkanı
Belediye İsmi:
Nürnberg Belediyesi
Kardeş Belediyesi:
Antalya Büyükşehir Belediyesi – Türkiye
Telefon:
09 11 / 2 31-55 55, -32 22
Fax:
09 11 / 2 31-41 44
Web Site:
http://www.nuernberg.de/
İl:
Nürnberg
Ülkesi:
Almanya
Adres:
Hauptmarkt 18 90403 Nürnberg

Almanya

KARDEŞ BELEDİYESİ

Antalya Büyükşehir Belediyesi

Belediye Başkanı Sayın Menderes Mehmet TEVFİK
Adı:
Menderes Mehmet Tevfik
Soyadı:
TÜREL
Ünvanı:
Belediye Başkanı
Belediye İsmi:
Antalya Büyükşehir Belediyesi
Kardeş Belediyesi:
Nürnberg Belediyesi – Almanya
Telefon:
+90 242 249 50 00
Fax:
+90 242 249 50 15
E-Mail:
info@antalya.bel.tr
Web Site:
http://www.antalya.bel.tr/
İlçe:
Muratpaşa
İl:
Antalya
Ülkesi:
Türkiye
Adres:
Karaalioğlu Parkı içi Merkez/ANTALYA

Türkiye

KARDEŞ BELEDİYESİ

Orta Asya Türkleri'nde Misafir Karşılama Adetleri…

Orta Asya Türkleri’nde Misafir

Karşılama Adetleri…

Necdet Buluz

Türk dünyası gelenek ve görenekleri içinde misafirin çok önemli bir yeri vardır. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra kapıyı çalan kim olursa olsun onu “Tanrı misafiri” olarak görmüş ve kabul etmişlerdir. Evin köşesi ve yatacağı yer misafir için çok önemlidir. Anadolu’da halen gelebilecek misafirler için özel hazırlanmış yatak, yargan, giysi, havlu hazır bulundurulur.

İslamiyet önce Türk gelenek ve görenekleri içinde de misafirin önemli olduğunu görmekteyiz. Göçebe halindeki Türk boyları, düşmanları bile olsa, kendilerine sığınanlara çok özel ilgi göstermişler, onları kendilerinden biri olarak koruyup kollamışlardır.

Misafir bu kadar önemli olunca hiç kuşkusuz, onların karşılanması, ağırlanması ve yolcu edilmesi de önem taşır. Gelen kim olursa olsun, evden birisi gibi, akraba görüşü ile ilgilenilir. Kardeş olarak kabul edilir.

Hoşgörülü olmak, yabancıya ve kapıyı çalana karşı saygılı olmak ancak Türklere ait bir duruştur. Bugün bile bu anlayış ve gelenek birçok yerde sürdürülüyor. Türk Devletleri Topluluğunda geçmişe sahip çıkılması, bu gelenek ve göreneklerin bazı yerlerde çok az değişikliklerle sürdürülmesi Türklerin en önemli özelliklerinden birisini oluşturmaktadır.

Geçenlerde Türk Dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan’ın “Orta Asya Türkleri’nde misafir karşılama adetleri” başlığı altında bir yazısı yayınladı. Bir Türk geleneği ve göreneği olan misafire Türk topluluklarında nasıl davranıldığı, nasıl saygı duyulduğu ve nalsı ağırlandığı bu yazıda bütün detayları ile ortaya konuluyor.

Türkiye’de de özellikle Türkmenistan’dan göçerek gelip yerleşen Türk boyları bu misafir karşılanması ve ağırlamasını halen sürdürüyorlar. Anadolu’nun birçok kentlerinde, Köylerde, Yörüklerin bulunduğu mekânlarda bu gelenek ve görenekleri görmek ve yaşamak mümkün.

Türklerin misafire olan ilgi ve saygısını Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de görmekteyiz.

Şimdi yazılarını ve paylaşımlarını büyük bir keyifle izlediğimiz Türk Dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan’ın bu güzel yazısını birlikte okuyalım:
“Orta Asya’da misafirin iyisi ya da kötüsü, zengini ya da fakiri, genci ya da yaşlısı, kadını ya da erkeği, tanıdık yada tanımadık olmasının hiç bir önemi yoktur. Onlara göre misafir her zaman Tanrı’nın bir elçisidir. Orta Asya Türk’leri gelen her misafire yemez yedirir, içmez içirir…
Kazak atasözünde olduğu gibi ” misafirle hiç bir iyecek olmazsa bile “sıcak ve samimi sohbet yeter” derler. Orta Asya’da kapısı çalınan her ev gelen misafiri evine alır, güzel bir sofra hazırlar, gerekirse gece de kalmasını sağlar ve uğurlar. Bu gelenek Orta Asya’da çok eski dönemlerden beri süre gelmektedir. Kimine göre bu gelenek Cengiz Hanın askerlerini doyurmak için geçtiği bölgelerdeki hanelere dağıtmasıyla başladığını, kimilerine göre de Büyük İpek Yolunun başlamasıyla bu yol üzerinde yaşayan halklarla tüccarların arasında gelişen konaklama ihtiyacından doğduğunu belirtirler. Burada önemli olan bu güzel geleneğin bizlere kadar ulaşmasıdır.
İhtiyacı olan herkesin güvenle kalabileceği ve rahat edebileceği ortamın sağlanmasıdır.
Karşılıksız, sorgusuz yardımlaşma ve destektir. Bunun en güzel örneklerinden biri de İkinci Dünya Savaş sırasında Orta Asya Türkler’inin ırkı ve dinine bakmadan savaştan olumsuz nasibini alan herkese evlerini kapılarını açmaları ve birlikte hayata devam etmeleridir.

gocebe-oyun
Orta Asya Türk’lerine göre bu gelenekleri yerine getirirken bazı kurallara da dikkat edilmesi gerekir. Örneğin gelen misafirin herkesle elini göğüsüne getirip eğilerek selamlayıp hal hatır sormaları, en ufak yaş farkına rağmen herkese “siz” diyerek saygıyla hitap etmesi şarttır. Bu geleneğin en önemli manevi özelliği ise herkese saygıyla, hürmetle paylaşarak iletişim kurmayı gelenek haline getirmesidir. Orta Asya’da gelen misafiri eli boş göndermezler. Aile durumuna göre hediye, iyecek vererek uğurlarlar. Özbek Türkleri’nde ” misafir babadan daha önemlidir” diye atasözü bile vardır. Buysa onların misafire saygı, hürmet göstermelerinin en önemli kanıtıdır.
Bu ani gelen misafir karşılamanın yani sıra düğün, ölüm ve eğlence durumlarımda özel olarak davet edilen misafirler için uygulanan adetler de vardır. Bu durumda gelen misafirler ev sahipleri için özel hazırlıklarla gelirler. Hanımlar bu durumda tüm mutfak hünerlerini gösterirler. Büyük ağaç dallarından örülen sepetlere elde yapılmış tatlı ve tuzlu hamur işleri, ekmek gibi iyecekler hazırlayıp sofraya sararak getirirler. Ev sahibi de geri sepeti çeşitli yiyeceklerle doldurup gönderirler. Gelen misafir akil yada yetenekli biri ise onun içtiği ve yediği yemeğinin kalanını ev sahibinin çocuğuna yedirirler. Bu adet çocuğun o kişiye çekeceği anlamına gelmektedir. Eğer gelen misafire ortaya büyük tabakla yemek sunulursa ona aileyle eş diğer mamüle gösterdiklerini ve ayrı tutmadıkları anlamına gelir. Özbek Türk’leri buna “hom tobak” yada “inok tobak”, kardeşliğin ve dostluğun tabağı derler. Orta Asya tarihine önemli izler bırakan ünlü alimler; Abu Reyhan Birûni, Abu Abdullah
Harezmi, Fıtrat, Abu Ali İbn Sinalar da hayat felsefelerinde dostluk, kardeşlik, saygı ve paylaşım gibi güzel kişilik nitelikleri her zaman öne sürmüşlerdir. Bu gelenekler bizlere babalarımızdan ve geçmişimizden kalan kutsal, altın diğerindeki manevi zenginliklerimizdir.
Orta Asya Türkler’inin misafirperverlikleri her şeyden önce iyiliğin, hoşgörünün ve saygının simgesidir. Bu özellikleriyle de hep ayrı bir yere sahip olmuşlardır ve kendilerinden söz ettirmişlerdir.”

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

ozbek1 ozbek2 ozbek3 ozbek4 ozbek5 ozbek6 ozbek8 ozbek9

Bunca kötülük neden?

Bunca kötülük neden?

Devir değişti, yitirdi anlamını her şey,

Yozlaştı insanlık.

Dost bellediklerin,  oturtu seni düşman koltuğuna,

Karlar yağdı güvendiğin sıra dağlara,

Kalabalıklar karanlığa karışıp, aydınlığa döndü sırtını hayasızca,

Ey Ademoğlu!

Sanma ki bu dünya ebedi.

Düşünürüm arada, sorarım kendi kendime,

Acaba niye bu mücadele?

Bu masmavi gökyüzünün altında “iyilik” dururken, bunca kötülük neden? diye..

Bulamam yanıtını, küserim hayata..

Zaman geçer, yumuşarım bir gece

yine de gülmek lazım derim içimden, hayata

Bozarım küskünlüğü.

Küserim küskünlüğe.

Barış isterim,

İsterim ki barış konuşsun memleketimde.

Barış türküleri okunsun maviliklerinde memleketimin.

Sevmem ben savaşı, sevmem elemi..

dunya

xxx

Dönüp duruyor dünya,

Tükeniyor zaman,

Ve ben gecelerimi,

güzel yarınların özlemiyle, kendimi motive etmeye ayırıyorum.

Elbet diyorum içimden, elbet,

İyilik kazanacak, iyiler gülecek.

Her türlü melanete rağmen,

Ümitvarım!

Şiirin yazarı: MELİS ATLI

YALOVA ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİSİ