kategori Arşivleri: Dünya

Siyonist İsrail 7 Filistinliyi daha katletti!

Siyonist İsrail 7 Filistinliyi daha katletti!

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Merkezinden yapılan  açıklama

Katil ABD Emperyalistlerini ve Ortadoğu’daki Bekçi Köpeği İsrail’i

Ortadoğu Halkları birleşip Tarihin çöplüğüne göndermediği sürece katliamlar devam edecek

AB-D Emperyalizmi demek, dünya halkları için kan, gözyaşı, ölüm demek.

İnsan soyunun en büyük düşmanı ABD Emperyalistlerinin Kuduz Bekçi Köpeği İsrail demek, Filistin Halkının vatanının gaspı, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların soykırıma uğratılması, Ortadoğu Halklarının düşmanlaştırılması demek.

Ve insan soyunun bu en büyük düşmanlarına Ortadoğu’dan defol diyememek, korkaklık demek, hainlik demek, işbirlikçilik demek.

İşkence denince, kan, zulüm, gözyaşı denince, soykırım denince akla AB-D Emperyalistleri ve onların bekçi köpeği İsrail akla gelir artık, özellikle 1950’den beri.

AB-D Emperyalistleri tarafından Filistin toprakları üzerine bekçi köpekliği yapsın diye kuruluveren kaçak ve haram İsrail, o tarihten bugüne Filistin Halkı üzerinde ve Ortadoğu Halkları üzerinde Emperyalist terör estiriyor. Bölge Halkları açısından artık ölüm sıradanlaştı. Neredeyse Siyonist İsrail saldırısının olmadığı, ölümlerin yaşanmadığı, işkencelerin olmadığı, göz altıların yapılmadığı günler olağanüstü günlerden sayılıyor.

Kanıksandı mı yaşananlar Yerli işbirlikçi Amerikancı Hanedanlıklar, Emirlikler tarafından?

Evet, kanıksandı. Onlar zaten açık, olmadı el altından bekçi köpeğini kudurtup Ortadoğu Halklarının üzerine saldırtıyorlar.

Ama özellikle Filistin Halkı kanıksamadı kendilerine yapılanları. Direniyorlar yıllardır. Taşla, sopayla, olursa, bulurlarsa silahla, çıplak göğüslerini İsrail Askerlerinin kurşunlarına siper ederek direniyorlar. Alıştılar zulümlere, işkencelere, her evden bir şehidin çıkmasına alıştılar. Ama vatanlarının gaspına, kendi topraklarında vatansız bırakılmalarına alışamadılar.

Alışamadılar, taşlı sapanlı karşı koydular tanka tüfeğe karşı.

Alışamadılar, yüreklerini ortaya koyup çıplak bedenleriyle karşı koydular canavarlaştırılan İsrail Askerlerinin kurşunlarına.

Alışamadılar, barışçıl yürüyüşler düzenlediler, silahsız, sopasız. Sadece yürüdüler. Karşılaşacakları belliydi. Gazdı, bombaydı, mermiydi karşılaşacakları. Yani zalimlikti. Ama bedel ödeyeceklerini bile bile yürüdüler.

30 Mart’tan bugüne yürüyorlar. Yürüyüşün adı; “Büyük Dönüş Yürüyüşü”.

Talepleri; sürgün edildikleri topraklarına geri dönmek ve 2006’dan beri Gazze’ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılması. Yani kendilerinde olanı istiyorlar. Daha doğrusu kendilerinden çalınanı, zorla el konulanı istiyorlar.

Ama nasıl ki akrep doğası gereği sokar, Siyonist İsrail’de kudurmuş Bekçi Köpeğinin doğası gereği yaptığını yapıyor. Masum savunmasız, silahsız sivil halkın üzerine gerçek mermilerle saldırıp, ölüm kusuyor. Dünkü son saldırılarda da 7 Filistinli daha katledildi. Yaralananların sayısı 154.

Bu katliamlar devam edecek. Ortadoğu Halkları bir süre daha acılar çekmeye devam edecek.

AB-D Emperyalistleri ve Bekçi Köpeği Siyonist İsrail’in zulmüne Ortadoğu Halkları birleşip son verene kadar bu zulümler çekilecek.

Ortadoğu Halkları, kendi halkını, topraklarının altındaki kara altını AB-D Emperyalistlerine peşkeş çeken, başlarındaki yerli satılmışları defedinceye kadar bu acılar çekilecek.

Bütün Ortadoğu’da gerçek devrimcilerin önderliğinde Halkın İktidarları kurulduğu gün, bütün Ortadoğu Halkları derin bir oh çekecek. Acılar o zaman son bulacak. Gözyaşları o zaman dinecek. Emperyalistlerden gelen ölümler işte o zaman duracak.

Zalimin zulmü sürgit devam etmiş olsaydı insanlık köleci toplumda çakılıp kalmıştı.

İnsanlık umudu yitirmiş olsaydı, Spartaküs’ler, Şeyh Bedrettin’ler, Marks-Engels’ler, Lenin’ler, Kıvılcımlı’ılar, Mustafa Kemal’ler, Fidel’ler, Che’ler, Ho Chi Minh’ler, çıkmazdı Halkların bağrından.

İçinden geçtiğimiz Karanlık günleri de aşacağız. Eninde sonunda bir ışık yaracak karanlığı. O ışık Bilimsel Sosyalizmin ışığıdır. Eninde sonunda insanlık o ışıkla buluşacak. Ama bu sefer bırakmayacak o ışığı. Bu sefer sımsıkı sarılacak. Çünkü gördü insanlık o ışık bırakılınca nelerle karşılaştığını, zalimin zulmüne karşı nasıl biçare kaldığını.

İnsanlık tarihi tanıktır, Halklar yeter artık diyerek ayağa kalkınca, teknolojinin son sözü silahların yetersiz kaldığını.

Göreceğiz Halkların yeniden ayağa kalkıp zulmün üstüne yürüdüğünü. Göreceğiz AB-D Emperyalistlerinin Tarihin çöplüğüne gönderildiğini.

Göreceğiz gerçek insanlığı.

Türkiye-Rusya-İran Zirvesi Tahran’da toplandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılımıyla İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirilen, Suriye sorununa kalıcı çözüm bulmayı amaçlayan Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi toplandı.

Uluslararası Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantı öncesinde İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’i kapıda karşıladı. Üç lider daha sonra birlikte fotoğraf verdi.

Zirve’de konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıdan çıkacak sonuçların tüm dünya tarafından sabırsızlıkla beklendiğini, alınacak kararlarla bu beklentileri boşa çıkarmayacaklarına olan inancını ifade etti.

“İDLİB, BÖLGENİN BARIŞ VE İSTİKRARI BAKIMINDAN DA HAYATİ ÖNEME SAHİP”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının başında kısa bir durum muhasebesi yapmak istediğini belirterek şunları kaydetti: “Astana ruhunun özünde asgari müştereklerde buluşma iradesi göstermemiz vardır. Bu asgari müşterekler ise, Suriye’nin siyasi birliğinin sağlanması, toprak bütünlüğünün korunması ve ihtilafa barışçıl bir siyasi çözüm bulunmasıdır. Bu amaçla baştan beri sahada şiddetin durdurulmasını, insani durumun iyileştirilmesini ve siyasi sürecin önünün açılmasını hedefledik. Aynı anlayışla Cerablus, El Bab ve Afrin gibi yerlerde sahaya inerek kendi askerimizin kanı ve canı pahasına terörist unsurları bölgeden temizledik. Böylece Suriye topraklarını güvenli hâle getirerek huzur ve istikrarı temin ederek mültecilerin evlerine dönebileceği şartları hazırlamaya çalıştık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların yanı sıra yine Astana toplantıları kapsamında hayata geçirilen en kritik adımın, gerginliği azaltma bölgelerinin tesisi olduğunu vurgulayarak “Ancak zamanla bunlar farklı bahanelerle tek tek tasfiye edildi. Bugün gerginliği azaltma bölgelerinden geriye sadece İdlib kaldı” dedi.

Bu bölgelerin tesisinin ardından yaşanan gelişmeler dolayısıyla muhalefetin kendilerinin aldatıldığını düşündüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye olarak şehitler verdiğimiz ve ciddi özveride bulunduğumuz bu sürecin şu an itibariyle çok riskli bir yere geldiğini görüyoruz. Şunu bir kere daha vurgulamak istiyorum: İdlib, sadece Suriye’nin siyasi geleceği için değil, bizim millî güvenliğimiz ile bölgenin barış ve istikrarı bakımından da hayati öneme sahiptir” şeklinde konuştu.

“İDLİB’İN KAN GÖLÜNE DÖNMESİNİ ASLA İSTEMİYORUZ”

Türkiye’nin bölgede kurduğu 12 gözlem noktasının sahadaki anlamlarından birinin Türkiye’nin İdlib halkına ve buraya sığınanlara can güvenlikleri konusunda güvence vermiş olması olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bu bölgenin ve ülkemizin sağladığı örtülü güvencenin kendi halkına yönelik katliamları hâlâ hafızalarımızda olan Esed rejiminin insafına bırakılmasına rıza gösteremeyiz. Her ne gerekçeyle olursa olsun İdlib’e yapılan ve yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla ve çok büyük bir insani dramla sonuçlanacaktır. Bölgedeki 3,5 milyonu aşkın sivilin tamamı bundan etkilenecektir. On binlerce sivil bombardımanlarda can verirken, gidecek başka yerleri kalmadığı için milyonlarcası bizim sınırımıza dayanacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çoğunluğu Suriyeli 4,5 milyon sığınmacıyı topraklarında barındıran Türkiye’nin, mülteci ağırlama kapasitesini doldurduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Rus ve İranlı dostlarımızın İdlib’teki bazı terörist oluşumlardan kaynaklanan güvenlik endişelerini elbette anlıyoruz. Bölgeye doğrudan komşu olmamız sebebiyle, benzer kaygıları en az sizler kadar bizler de duyuyoruz. Ancak, İdlib gibi her şeyin iç içe olduğu bir yerde teröristlere karşı etkili mücadelede zaman ve sabır gerektiren farklı yöntemlere ihtiyaç var. Türkiye olarak biz bu konuda gereken çabayı gösterdik, daha fazlasını göstermeye de hazırız. İdlib’in kan gölüne dönmesini asla istemiyoruz. Siz dostlarımızdan da bu çabalarımızda bize destek olmanızı bekliyoruz.”

“SURİYE’DE YENİ BİR ŞİDDET DALGASI VE İNSANİ KRİZ YAŞANMASINA İZİN VERİLMEMELİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında İdlib’te tarafların ortak kaygılarını dikkate alan makul bir çıkış yolu bulunması gerektiğine işaret ederek, “Gerek Halep’in, gerekse Hmeymim Hava Üssü’nün güvenliğine yönelik tehditlerin bertaraf edilebilmesine yönelik her türlü çabayı göstereceğiz. Bu çerçevede Rus dostlarımızın rahatsızlık duyduğu unsurları Halep ve Hmeymim bölgesine yönelik saldırılara girişemeyecekleri yerlere çekmeyi deneyebiliriz. Böylece İdlib bölgesinde kritik yerlerin kontrolü sadece ılımlı muhalifler tarafından sağlanır hâle gelecektir” ifadelerini kullandı.

Sözlerine “Meseleyi Astana ruhuna uygun şekilde ve suhuletle çözmeyi hedeflemeliyiz. Zira bu konu Astana’nın itibar ve güvenliğinin sınanacağı son fırsattır” değerlendirmesiyle devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İdlib’in akıbeti konusunda varacağımız anlayış, Suriye bağlamındaki iş birliğimizin geleceğini de şekillendirecektir. Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetinin ve kararlılığının doğru anlaşılmasını sizlerden özellikle rica ediyorum” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti: “Ülkemizin ve kardeşimiz olarak gördüğümüz Suriye halkının geleceğini bu derece yakından ilgilendiren bir konuda Türkiye’nin tavrı bellidir. Astana garantörlerinin Suriye’de yeni bir şiddet dalgası ve insani kriz yaşanmasına izin vermeyeceği mesajının, bu zirveden uluslararası kamuoyuna verilmelidir.”

“PYD/YPG DÂHİL, BÜTÜN GİRİŞİMLERE AYRIM YAPMADAN ORTAK TAVIR ALMALIYIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm gözlerin İdlib’e çevrildiği, dikkatlerin buraya odaklandığı bir zamanda Fırat’ın doğusunda arzu edilmeyen gelişmeler yaşandığına işaret ederek, birtakım yabancı güçlerin bölgede DEAŞ’la mücadele bahanesiyle attığı adımların artık bambaşka bir istikamete yönelmesinin gizlenemez bir gerçek olduğunun altını çizdi. “Artık DEAŞ tehdidi ve tehlikesi kalmamış olmasına rağmen, Amerika’nın bölgede bir diğer terör örgütünü güçlendirmeye devam etmesinden fevkalade rahatsızız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan  “Amerika’nın artık 20 bine yakın tırı silah, mühimmatla birlikte bölgeye göndermesi, üç bine yakın kargo uçağını aynı şekilde bölgeye göndermesi, bu terör örgütünün nedenli güçlendiğinin çok açık ifadesidir” şeklinde konuştu.

Suriye rejiminin de göz yummasıyla Fırat’ın doğusunda güçlenen terör örgütünün, sahadaki varlığını yabancı güçlerin desteğiyle kalıcı hâle getirmeye çalıştığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu durum sadece bizim millî güvenliğimizi ilgilendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve geleceğine de tehdit oluşturuyor. PYD/YPG dâhil Suriye’den kaynaklanan terörün her türlüsüne ve Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğüne kasteden bütün girişimlere ayrım yapmadan ortak tavır almalıyız.”

Konuşmasının devamında ülkenin bir bölümünde sergilenen hassasiyetlerin diğer bölümünde gösterilmiyor olmasının, hem Suriye halkının, hem de uluslararası toplumun burada verilen mücadeleye bakışını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, özellikle Suriye’nin siyasi, coğrafi ve sosyal bütünlüğü gerçek anlamda sağlanana kadar bölgedeki varlığını korumakta kararlıdır. Ülkemizin bekasına tehdit oluşturan yapıların hudutlarımızın hemen ötesinde cirit atmasına müsaade edemeyiz; tehdidin kaynağına ve boyutuna göre gereken adımları atmayı sürdüreceğiz” dedi.

SURİYELİ MÜLTECİLERİN ÜLKELERİNE GERİ DÖNÜŞÜ

Kendilerinin Suriye’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun kalıcı bir çözüm bulunmasından yana olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti “Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisiyle iş birliği halinde anayasa komitesinin oluşumunun tamamlanmasına, serbest ve adil seçimler yapılması için şartların bir an önce hazırlanmasına önem veriyoruz. Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü ve ülkenin yeniden inşası ancak bu gelişmelerin ardından daha anlamlı bir şekilde ele alınmaya başlanabilir. Geri dönüş sürecinin gönüllülük esasına göre uluslararası hukuka uygun olarak ve Birleşmiş Milletlerle iş birliği hâlinde yürütülmesi esas olmalıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’nin 1915’te imzalandığını, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün 1997’de kurulduğunu hatırlatarak, kimyasal silahlarla ilgili tavırlar koymanın doğru ve yerinde olduğunu ifade etti.

Sözlerine “Fakat kimyasal silahlarla ölenlerin, öldürülenlerin sayısına baktığımız zaman, orada 1000-2000-3000-5000 kişiyi görüyoruz, ancak konvansiyonel silahlarla öldürülenlere baktığımız zaman orada on binler, yüzbinler görüyoruz” ifadeleriyle devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan,  şunları kaydetti: “Şimdi biz konvansiyonel silahlarla öldürülenlere karşı veya öldürenlere karşı tavır almakta gecikiyoruz, ama kimyasal silahlara karşı tavır koyuyoruz. Neticesi ölüm olduktan sonra kullanılan kimyasal olsa ne fark eder, konvansiyonel olsa ne fark eder? Buna karşı bizim bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da bu işi gündeme getirmek suretiyle yeniden bunu güncellemenin, ortaya koymanın, kimyasal, konvansiyonel, buna karşı bir ortak tavır takınmanın ki burada birinci derecede Rusya Federasyonu’na büyük görev düşmekte, zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde de Rusya Federasyonu’nun yer alması, böyle bir kararın alınmasının da bana göre neticesini çok daha açık, net hâle getirecektir.”

İDLİB’TE ATEŞKES İLANI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveden çıkacak sonuçların Suriye halkı için hayırlı olması temennisinde bulunarak, İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye gösterdiği misafirperverlik dolayısıyla teşekkür etti.

Toplantı sonrası, 12 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınlanacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonraki toplantının Rusya’da yapılacağını ifade etti.

İdlib’te bir ateşkes ilanı yapılmasının bu zirvenin en önemli adımlarından birisi olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Bu sivilleri bu ciddi manada huzurlu kılacaktır, rahatlatacaktır ve bu konuyla ilgili bir adımın atılması ve böyle bir ilanın yapılması, bu zirvenin de zaferi olacaktır diye düşünüyorum.”

7.09.2018
“İdlib’te atılacak yanlış adımların menfi yankıları her tarafta hissedilecektir”
07.09.2018
Türkiye-Rusya-İran Zirvesi Tahran’da toplandı
07.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile bir araya geldi
07.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile görüştü
07.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan İran’da
06.09.2018
“Afrika, bizim için büyük önem arz eden bir kıta”
06.09.2018
Benin Cumhurbaşkanı Talon Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde
05.09.2018
Almanya Dışişleri Bakanı Maas Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde
05.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC Başbakanı Erhürman’ı kabul etti
04.09.2018
KKTC büyükelçisinden güven mektubu
04.09.2018
Hindistan büyükelçisinden güven mektubu
04.09.2018
Burkina Faso büyükelçisinden güven mektubu
04.09.2018
Gabon büyükelçisinden güven mektubu
03.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Konseyi 6. Devlet Başkanları Zirvesi’ne katıldı
03.09.2018
Emine Erdoğan, Kırgızistan’ın Kırçın Yaylası’nda kurulan Etno Şehir’i ziyaret etti
03.09.2018
Haftanın Özeti (27 Ağustos-02 Eylül 2018)
02.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış törenine katıldı
02.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistan Başbakanı Abılgaziyev ve Kırgızistan Meclis Başkanı Cumabekov’u kabul etti
02.09.2018
Emine Erdoğan, Cengiz Aytmatov Salonu’nun açılış törenine katıldı
02.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ata Beyit Anıt Mezarlığı’nı ziyaret etti
02.09.2018
“Kırgızistan’la ilişkilerimizi FETÖ gölgesinden kurtararak geliştirmeye kararlıyız”
02.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet Merkez İmam Serahsi Camii’nin açılış törenine katıldı
02.09.2018
“Türkiye ekonomisinin bu süreçten güçlenerek çıkacağından kimsenin şüphesi olmasın”
01.09.2018
“Türkiye ve Kırgızistan’ın ekonomik olarak potansiyellerini hayata geçirmeleri şarttır”
01.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan FETÖ uyarısı: “Yaşadığımız sıkıntıyı Kırgızistan yaşamasın istiyoruz”
01.09.2018
Emine Erdoğan, Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Hastanesi’ni ziyaret etti
01.09.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kırgızistan’da
31.08.2018
“Bilinçli avcılıkla, milletimizi yeniden balıkla buluşturmalıyız”
31.08.2018
“Ekonomik tehditler bu milleti sindiremez”
31.08.2018
“Döviz kurundaki istikrarsızlık ülkemize yönelik bir operasyondur”
30.08.2018
“Türkiye, arkasında yüzlerce milyon kardeşinin duasıyla tarihî bir mücadele yürütüyor”
30.08.2018
“Büyük ve güçlü Türkiye’nin önünde duramayacaklar”
30.08.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde tebrikleri kabul etti
30.08.2018
30 Ağustos Zafer Bayramı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir’de düzenlenen törene katıldı
29.08.2018
“2023 hedeflerimize ulaşacağımıza yürekten inanıyoruz”
29.08.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Dışişleri Bakanı Zarif’i kabul etti
29.08.2018
“Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması, tüm coğrafyamızın geleceğine yön verecektir”
26.08.2018
“Malazgirt ruhunu yaşatmayı başaramazsak, geçmişimizle birlikte geleceğimizi de kaybederiz”
21.08.2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadele operasyonlarına katılan güvenlik güçlerinin bayramını kutladı
20.08.2018
“Kurban Bayramı’nın gönüllerimize ferahlık, hanelerimize mutluluk, ülkemize aydınlık getirmesini diliyorum”

Trump, Kudüs’te de yalnız kaldı…

Trump, Kudüs’te de

yalnız kaldı…

Necdet Buluz

ABD Başkanı Trump’un ülkesinin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşına inadı öyle görünüyor ki kendisine pahalıya mal olacak. Her şeyden önce AB ülkeleri Trump’un bu girişiminin arkasında olmadıkları gibi, konuyu eleştirdiler, Başkanı bu konuda da yalnız bıraktılar.

Almanya Başbakanı Merkel’in de açıkça dediği gibi, Kudüs kararı ABD’nin Avrupa ile arasını iyice açtı. Baş müttefiki İngiltere bile Kudüs adımına karşı çıkan Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor. Türkiye gibi Amerika’nın en önemli müttefiki Kudüs konusunda Amerika ve İsrail’i hedef alan açıklamaları ile dikkatleri çekiyor.

Şunu da ekleyelim:

İran’a karşı ambargo konusunda AB ülkeleri ve diğer birçok ülke Amerika’nın yanında yer almıyor. Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler de açıklamalarında İran ile olan iyi ilişkilerini sürdüreceklerini açıkladılar. Amerika’nın attığı adımın yanlışlığına vurgu yaptılar.

Trump’un Kudüs inadının arkasında iki neden var:

Başkan, ayakta kalabilmek ve iç sorunlarını çözebilmek için Amerika’daki Yahudi lobisinin desteğine ihtiyaç duyuyor. Amerikan büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak bu konuda adım attı. Her şeyi İsrail’in güvenliği ve istekleri doğrultusunda yapmakta olduğunu da görüyoruz.

İkinci neden de ABD Başkanı her şeyden önce Kasım 2018’de yapılacak ara seçimleri kazanma derdinde. Bunun için de Kudüs hamlesiyle Yahudi lobisinin tam desteğini sağlama almayı hedeflemektedir.

Geçenlerde Verda Özer, Milliyet’teki köşesinde bu konuyu enine boyuna masaya yatırmış. Trump’un asıl derdinin İran’ı zayıflatmak olduğunu, bu konuda attığı adımlarla İsrail’i bölgede rahatlatmayı hedeflediğini kaleme almış. Hiç kuşkusuz, Yahudi lobisinin de isteği doğrultuda bölgeyi ateşe atmaktan kaçınmamıştır.

Ancak, Verda Özer, Trump’un attığı bu adımların ters teptiğini, İran’ı bölgede daha da güçlendirdiğini vurguluyor. Bunun nedenlerini de detayları ile açıklıyor. Kısa alıntı ile Özer’in bu konudaki görüşlerini yansıtalım:

“Bir kere Trump’ın asıl derdi, İran’ı zayıflatmak. Kudüs kararının arkasında bile bu var. Çünkü İran İsrail’in baş düşmanı. Şimdi ABD Başkanı büyükelçiliği Kudüs’e taşıyarak İsrail’in elini güçlendirdiğine, böylelikle İran’a karşı önemli bir hamle yaptığına inanıyor. Oysaki aksine, Tahran’ın elini güçlendiriyor. İki sebeple.

1.si İran’ın liderlik ettiği Şii ekseni; Suriye’yi, Lübnan Hizbullah’ını, Irak’taki Şii milisleri, Yemen’deki Husileri ve Filistin’de Gazze’yi kontrol eden Hamas’ı kapsıyor. Bu aktörlerin hepsi de İsrail karşıtı. Kudüs hamlesi sonrası İsrail ile bu aktörler (özellikle Hamas) arasındaki ateşin iyice alevlenmesi İran’ın ekmeğine sadece yağ sürer. Bölgedeki nüfuzunu daha da artırır.

2.si bu hamle İran’ı Sünni eksenine karşı daha da güçlendirir. Şöyle ki: Şii İran’la Sünni eksene liderlik eden Körfez ülkelerinin  (Suudlar başta olmak üzere) arası zaten uzun süredir had safhada gergin. Aynı Arap dünyası bugün İsrail ve ABD yanında hizalanmış durumda. İşte Trump Filistin meselesini kaşıdıkça da, Arapların İsrail’in yanında konumlandıkları gün gibi açığa çıkıyor. Çünkü Filistin için kıllarını kıpırdatmıyorlar. Bu da onları Müslümanların gözünde iyice gözden düşürüyor.

Dahası, bu durum İran’ı Filistin davasının Türkiye dışında- tek savunucusu gibi gösteriyor. Zaten Körfez ülkeleri dışındaki diğer ana destekçiler Irak, Suriye, Libya ve Yemen bugün kendi dertlerindeler. Ürdün deseniz, ABD’nin kontrolü altında, tepkisiz. Mısır da Körfez ülkeleriyle aynı cephede.

Kısacası, Kudüs adımı İran’ı yalnızlaştırmadığı gibi, aksine, Tahran’a altın tepside sunulmuş bir hediye. Buna mukabil, Trump’ın kendine bölgede baş müttefik olarak seçtiği Körfez ülkelerini ise zayıflatıyor.”

Özetleyecek olursak, gelişmeler Trump’u ileride daha da sıkıntılı durumlara sürükleyebilir. Çünkü, işler hiç de hesap edildiği gibi yürümeyecek gibi görünüyor.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

“Kerkük’te çatışmalar başlayabilir…”

“Kerkük’te çatışmalar

başlayabilir…”

Necdet Buluz

Irak seçimlerinde Kerkük’te oyların çalındığı iddiaları ve günlerdir süren protesto ve yürüyüşler, Kerkük’te çok büyük çatışmaların olasılığını da gündeme taşıyor. Halen oy sorunun çözülmemesi ve Türkmenler ile Arapların isyan noktasına gelmesi fitili her an ateşleyebilir.

Dış Politika Uzmanı ve Öğretim Görevlisi Kürşat Güç, haftalık olarak yayınlanan Milli Devlet Gazetesi’nin son sayısında Irak’taki seçim sürecini değerlendirdi. “Umutla Hüsran Arasında Irak Seçimleri” başlığı altında yayınlanan bu analizin bazı bölümlerini sizlerle paylaşıyoruz:

“2003 yılında ABD önderliğindeki Batılı devletlerin özgürlük ve demokrasi getirecekleri iddiasıyla işgal ettikleri Irak, aradan geçen on beş yıla rağmen bir türlü istikrara kavuşabilmiş değil. Hatta birçok Iraklı için mevcut durum Saddam döneminden bile daha kötü halde.

Irak’ın 2003 sonrası içine sürüklendiği kaosun son yansıması 12 Mayıs’ta gerçekleşen genel seçimler oldu. Bu yazı kaleme alındığında resmi ve kesin sonuçlar açıklanmamıştı. Fakat genel tablo üç aşağı beş yukarı belirginlik kazanmıştı. Açıklanan ilk sonuçlar Irak açısından paradoksal bir şekilde hem umut hem de karamsarlık tablosu şeklinde görünüyor.


Seçim sonuçlarının Irak açısından olumsuz olarak yorumlanabilecek kısımlarıyla başlayalım. Öncelikle, seçimlere katılım yüzde kırk dört gibi rekor seviyede düşük bir noktada gerçekleşti. 2003 sonrası hiçbir seçimde bu kadar düşük katılım olmamıştı. Saddam rejiminin baskılarından kurtulan Irak halkı yönetimde söz sahibi olmak ve sesini duyurabilmek için yüzde doksanlara varan oranlarla daha önceki seçimlere katılmıştı.

Bu seçimlerde halkın yarısından bile daha az sayıda kişinin sandığa gitmesi, Iraklıların seçimlere, siyasetçilere ve geleceğe dönük umutlarının çokça azaldığına işaret ediyor. Son on beş yılda yapılan seçimlerle iktidara ve çeşitli pozisyonlara gelen parti ve liderlerin Irak’ın bütünlüğünü, geleceğini, refahını ve halkını değil, kendi politik, etnik ve mezhepsel yapılarını ön plana çıkarmaları bu umut kırılmasının en önemli nedeni oldu.

Dahası, onlarca partiye bölünmüş ve uzlaşma kültürünü geliştirememiş Irak siyasetinin neden olduğu politik boşluk, IŞİD gibi örgütlerin doğup gelişmesine neden oldu. Bu da Irak halkının siyaset kurumuna olan güvenini ciddi anlamda zedeledi.

Seçimin karamsarlığa neden olan bir başka boyutu da meclisin yeniden çok parçalı bir yapıdan oluşacak olması. Seçimlerden birinci çıkan Mukteda Sadr liderliğindeki Sairun Koalisyonu bile 329 sandalyeli mecliste ancak 50 civarında bir temsile sahip olacak. Onlarca partinin temsil edileceği mecliste hükümet kurmak için çok sayıda partinin uzlaşması gerekecek.

Irak gibi etnik, mezhepsel ve politik olarak aşırı derece bölünmüş ve ötekileşmiş bir toplumda çok sayıda partiden müteşekkil bir hükümetin getireceği istikrarın niteliğinin ve ömrünün çok da umut vaat etmediği açıktır.

Seçimin Irak’ın var olan sayısız sorununa çözüm olmaktan ziyade yeni çatışma sahalarına neden olma ihtimali de bir başka olumsuz nokta. Kerkük’te yaşananlar bunun en büyük örneği. Kerkük’ün statüsü, 2003 sonrası Irak’ın belki de en önemli konusu olmuştur. Bir ara IŞİD’in kontrolüne sonra da Peşmerge’nin denetimine giren Kerkük, Ekim 2017’den bu yana Bağdat’ın kontrolünde. Seçimlerle birlikte Irak genelinde olduğu gibi Kerkük’te de sorunların çözümünü kolaylaştıracak bir süreç ortaya çıkar diye bekleyenler büyük hayal kırıklığına uğradılar.


Görünen o ki Talabani’nin partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği, Kerkük’teki seçimlere ciddi manada usulsüzlük karıştırmış. Gerek Türkmenler gerekse de Araplar seçimlerin hemen ardından meydanlara dökülüp bu durumu protesto ettiler. Protestoların artarak devam etmesi ve çatışmaya dönüşmesi hiç de ihtimal dışı değildir, özellikle Irak gibi bir coğrafyada. Seçimlerle birlikte Kerkük yeniden patlamaya hazır bir barut fıçısına dönüşmüş durumda. Üstelik Kerkük’ün patlaması sadece Kerkük’ü değil, tüm Irak’ı etkileyecektir. Bu nedenle seçim sonuçlarına ilişkin Kerkük’te bir çözüm bulunamazsa Bağdat’ta kurulacak hiçbir hükümetin ayakta kalma ya da istikrar yakalama imkânı olmayacaktır.

Zaten Sadr, işgal döneminde ABD’ye direnen en önemli hareketi örgütleyen biriydi. 2003 sonrası dönemde Sadr önderliğindeki Mehdi Ordusu yaklaşık kırk binlik kuvvetleriyle uzunca süre ABD askerlerine direndiler. 2006 sonrasında Irak’ta patlak veren mezhep savaşına da taraf olan Sadr Hareketi çok sayıda Sünniyi öldürmekle de suçlandı.

Özellikle 2006-2008 arasındaki mezhep temelli iç savaşta Sadr’a bağlı milislerin aktif olarak yer aldığı biliniyor. 2008’de Maliki Hükümeti’nin Mehdi Ordusu’na karşı Necef ve Basra’da gerçekleştirdiği operasyondan sonra Sadr, silahlı direnişten sivil ve siyasi mücadele sahasına geçti. Sadr uzun süredir mezhep temelli olmayan, seküler vurguları yüksek, ulusalcı bir söylemle siyaset yapıyor.

Iraklıların, İran’ın ya da ABD’nin gölgesinde iktidar arayışında olan siyasetçi ve partilerden ziyade, Irak’ın bağımsız bir şekilde bölge ülkelerinin tamamıyla yakın ilişkiyi savunan bir koalisyona destek vermesi önem arz etmektedir. Artık Iraklılar öncelikle kendi halkını düşünen, en azından bunu düşündüğünü iddia eden aktörlere yönelmektedir.

Irak, etnik ve mezhepsel çatışmalardan yorulmuş ve çökmeye doğru ilerleyen bir ülke görüntüsü vermektedir. Bu nedenle, küresel rekabet içinde başka aktörlerin Irak’taki temsilcisi konumunda olan veya mezhepsel aidiyetleri ve düşmanlıkları ön plana çıkaran siyaset anlayışına Iraklılar, küçük ama önemli bir itiraz geliştirmiş oldular. Fakat Sadr gibi daha önce mezhep savaşına taraf olmuş, paramiliter bir güç potansiyeli her zaman için söz konusu olan bir aktörün mezhep kalıplarından ne denli sıyrılarak ulusal bütünlüğü önceleyen bir anlayışa sahip olabileceği de soru işaretlerini içinde barındırmaya devam ediyor.

Bütün olumlu ve olumsuz sonuçları ve belirsizlikleriyle birlikte değerlendirildiğinde, seçimlerin Irak’ta her şeyi değiştirmesini beklemek mümkün değildir. Irak; siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak uçurumun kenarında bir ülke konumunda. Bu “Umutla Hüsran Arasında Irak Seçimleri”durumun tek bir seçimle değişmesi de kolay değil.”

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6. UETD Genel Kurul Toplantısı‘nda konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Zetra” Olimpik Spor Salonu’nda gerçekleşen Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 6. Olağan Genel Kurul Toplantısı’na katıldı.

Konuşmasına, Bosna Hersek Devlet Konseyi Başkanı Bakir İzetbegoviç’e teşekkür ederek başlayan Erdoğan, salondakilere Türkiye’den 81 milyon vatandaşın selamını getirdiğini söyledi.

UETD 6. Olağan Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlara hizmette bulunanlara teşekkür etti.

Kongrede görev alacaklara muvaffakiyetler dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden anlı şanlı Avrupa ülkelerinin sınıfta kaldığı bir dönemde, Bosna Hersek bizlere burada bir araya gelme imkanı sağlayarak, sözde değil, özde demokrat olduğunu göstermiştir. Gerçek dostluk, gerçek kardeşlik, gerçek yoldaşlık işte bugünlerde belli olur. Bosna Hersek halkı attıkları bu adımla, asırlara salih kardeşliğimizin hala sürdüğünü, gelecekte de devam edeceğini ispatlamışlardır.” diye konuştu.

Aliya İzzetbegoviç’i ahirete irtihalinin bir gün öncesinde hastanede ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan, kendisine “Bu topraklar evlad-ı fatihandır. Tayyip evladım buralara sahip çıkın.” nasihatında bulunduğunu aktardı.

“DÜN ACI VATAN OLAN AVRUPA BUGÜN ARTIK YENİ YURT HALİNE GELDİ”

Bosna’yı hiçbir zaman ayrı düşünmediklerini ve beraber yola devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

“Avrupa bizim için nevzuhur bir yer değildir. Ecdadımız bin yıldır Avrupalıdır. Anadolu’ya gelen atalarımızın ilk işi boğazı geçip Avrupa içlerine doğru ilerlemek olmuştur. Özellikle Osmanlı’nın yönü mücbir sebepler hariç daima Avrupa olmuştur. Osmanlı’nın yıkılışının ardından Trakya’ya kadar geri çekilmiş olmamıza rağmen Avrupa’yla ilişkilerimizi hep sürdürdük. İkinci Dünya Savaşı’nda çok büyük insan kayıpları veren Avrupa ülkelerinin iş gücü ihtiyacını karşılamak üzere bu defa gurbetçi olarak Avrupa yollarına düştük. Avrupa’ya istihdam amaçlı gidişimizin üzerinden de 65 yılı aşkın bir süre geçti. Çalışmak için gidenlerin yanında ülkemizde darbeler ve baskılar sebebiyle de Avrupa’ya ayrıca bir yöneliş oldu. Zıpkın gibi bir delikanlı olarak Avrupa’ya giden ilk kuşak, zamanla ailesini yanına aldı, orada çocukları oldu. İlk kuşak, yerini ikinci, üçüncü hatta dördüncü kuşağa bırakmaya başladı. İlk gelenler bir süre çalışıp elde ettiği kazançla Türkiye’de kendilerine bir gelecek kurmayı hayal ediyorlardı. Bunun için onlara gurbetçi diyorduk, çünkü birgün dönüp geleceklerdi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların önemli bir kısmının Avrupa’ya yerleştiğini anlatarak, “Onun için artık bu kıtada yaşayan kardeşlerimize gurbetçi değil, Avrupalı diyoruz. 
Dün acı vatan olan Avrupa, bugün artık yeni yurt haline geldi. Bin yıl önce Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu kendilerine yurt edinen atalarımız bununla kalmamışlardı. Bir ayaklarını Anadolu’ya sabitleyip, öteki ayaklarıyla Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bugün Anadolu’dan giden 6 milyonu aşkın kardeşimiz, Avrupa’da yaşıyor.” ifadelerini kullandı. 

“BU HAZİNEYİ GÖZÜMÜZ GİBİ KORUMAKTA KARARLIYIZ”

Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında Türkiye kökenli 20 milyonun üzerinde insanın yaşadığına işaret eden Erdoğan, “Batı Trakya’dan Doğu Avrupa’ya kadar pek çok yerde hala bir asır önce bıraktığımız kardeşlerimizin hayatlarını sürdürdüğünü biliyoruz. Tuna’dan çocuklar gibi şen bir şekilde geçtiğimiz o günlerden bugünlere çok şeyler yaşadık. Özellikle son iki asırda çok büyük kayıplar verdik. Buna rağmen geride kalanlar dahi başlı başına büyük bir hazinedir. Bir bölümünü de sizlerin oluşturduğu bu hazineyi gözümüz gibi korumakta kararlıyız.” dedi. 

“YAŞADIĞINIZ ÜLKELERİN VATANDAŞLIĞINI MUTLAKA ALIN” 

“Her ne kadar birileri bizleri ayırmak için ellerinden geleni yapsa da başaramayacaklar.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tek parti CHP’si döneminde milletin tarihiyle bağlarının kopartılmaya çalışıldığını belirtti. Erdoğan, ders kitaplarında Anadolu’da binlerce yıl önce yaşayan uygarlıkların öğrenildiğini, sonra birden 20’inci yüzyıla geçildiğini, aradaki bin yıllık dönemin neredeyse yok sayıldığını söyledi.  

Tarih derslerindeki Selçuklu ve Osmanlı bahislerinin afaki bir konu gibi anlatıldığını hatırlatan Erdoğan, “Medeniyetimizin ve tarihimizin binlerce yıllık birikimini yok sayan bu anlayışı biz yıktık biz…Milletimizi yeniden geçmişiyle, kültürüyle, değerleriyle buluşturduk. Üzerinde önemle durduğumuz hususlardan biri de sizler yani Avrupalı Türklersiniz.” ifadelerini kullandı.

Salondaki katılımıcılara, “Yaşadığınız ülkelerin vatandaşlığını mutlaka alın.” tavsiyesinde bulunan Erdoğan, çifte vatandaşlığa izin veren ülkelerde zaten bu sorunun olmadığına dikkati çekti.

Erdoğan, yurt dışındaki vatandaşların, “Mavi Kart” başta olmak üzere Türkiye’de haklarını hiçbir kayıp olmadan kullanabilecekleri formüller geliştirdiklerini bildirdi. 

 Erdoğan, Avrupa’da yaşayan Türklere dinlerine ve diline çok iyi sahip çıkmasını tavsiye etti. 

“Bunları kaybettiğinizde kaybolursunuz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’da yaşayan Türklerden, çocuklarına ana dillerini en iyi şekilde öğretmelerini ve bulundukları ülkelerde en iyi eğitimi aldırmalarını istedi.

Erdoğan, yurt dışındaki evlatlardan binlercesini düzenledikleri programlarla Türkiye’ye getirerek tarihlerini, kültürlerini, medeniyetlerini yakından görmelerini temin ettiklerini, yaşadıkları ülkelerden Türkiye’ye gelen vatandaşların da araçlarını Türkiye sınırları içinde kullanabilme sürelerini 2 yıla çıkardıklarını hatırlattı.

“KİMSE BU KONUDAKİ KİRLİ PROPAGANDALARA KANMASIN”

Diasporadaki vatandaşlara verilecek yeni hizmetler ile bazı müjdeleri paylaşan Recep Tayyip Erdoğan, “Yurt dışındaki çocuklarımızın ana dilimiz Türkçe’yi öğrenmeleri için proje desteklerimizi çeşitlendiriyoruz. Bu kapsamda hafta sonu okulları ile çocuklarımızın ana dilleri Türkçe’yi ve kültürümüzü öğrenmelerini teşvik edeceğiz. Diasporadaki gençlerimize ayrılan üniversitelerdeki kontenjanları 2 katına çıkartıyoruz.” şeklinde konuştu.

Yurt dışındaki vatandaşlara yönelik kamu hizmetlerini basitleştirmeye yönelik atılacak adımlara değinen Erdoğan, vatandaşların konsolosluk işlemleriyle ilgili tüm harçlarını banka kartıyla doğrudan başkonsolosluklara ödeyebileceklerini belirtti.

Bu uygulamayla bankanın aradan çıkarıldığını, vatandaşların gereksiz yere komisyon ödemesinin önüne geçildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Boşanma kararlarının başka yere ihtiyaç kalmaksızın başkonsolosluklarımızca yapılacak işlemle tanınması konusunda başvurular alınmaya başlandı. Türkiye’de tekrar dava açıp yıllarca bekleme ve binlerce avro ödeme dönemi artık geride kaldı. Dövizle askerliği 6 bin avrodan bin avroya düşürmekle kalmadık, 38 yaşını aşmış ama dövizle askerliğe başvuramamış kişilerin sorunlarını da yakında çözüyoruz. Farklı kurumlarımız tarafından yürütülen hizmetlerin koordinasyonunu çok daha etkin ve hızlı hale getirmek için Yurtdışı Vatandaşlar Koordinasyon Kurulu tesis ediyoruz. Konsolosluk bölgelerinde sekretaryası Yurtdışı Türkler Başkanlığımız tarafından yürütülecek Yurtdışı Vatandaşlar Danışma Meclisi oluşturacağız. Yeni dönemde TBMM bünyesinde ‘Yurtdışı Türkler Komisyonu’ adıyla bir daimi komisyon kurulmasını tavsiye edeceğiz. Yurt dışındaki Türkçe yerel medyayı güçlendirmek için Basın İlan Kurumunun yurt dışındaki Türk medyasına da ilan ve reklam verebilmesinin önünü açacağız. Kişisel verilerin korunması, ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak en önemlisi de vatandaşlarımızın menfaati esas alınacak şekilde bu da gerçekleştirilecektir. Bütün bunlarla beraber kimse bu konudaki kirli propagandalara kanmasın ve endişe etmesin. TRT Türk yeniden yapılandırılarak, yurt dışındaki vatandaşlarımıza daha geniş hizmet sunacak.”

Yurt dışında yaşayan Türklere yönelik bir müjdesinin daha olduğunu bildiren Erdoğan, “Yurt dışından emekli olan vatandaşlarımızın ülkemizde yarı zamanlı çalışabilmeleri konusunda, seçimlerin hemen ardından beklediğiniz adımları atmaya başlıyoruz.” bilgisini paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin, cumhurbaşkanıyla, bakanlıklarıyla, büyükelçilikleriyle, konsolosluklarıyla ve tüm kurumlarıyla vatandaşlarının yanında olduğunu ifade ederek, “Dünyanın neresinde bir vatandaşımızın başı dara düşse tüm imkanlarımızla orada olmak bizim boynumuzun borcudur.” diye konuştu.

Birlikten güç doğacağını, Avrupalı Türklerin de bu şekilde daha güçlü hale gelebileceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bizim vatandaşlarımızın sayısından çok daha küçük toplulukların siyasetten ekonomiye, sivil toplumdan kültürel çalışmalara kadar çok daha etkin olmaları, aralarındaki birlik ve beraberlik sebebiyledir. Bugün kimi Avrupa ülkeleri, şahsımıza ve ülkemize karşı terbiyesizlik düzeyine varan tavırlar sergileyebiliyorsa bunun sebebi oradaki Türklerin dağınıklığıdır. 

‘Gerçek gücümüzü ortaya koymayalım’ diye ya Türk diyerek ya Kürt diyerek, Çerkes diyerek ya da Sünni diyerek, Alevi diyerek bizleri kasten bölüyorlar, sadece bölmekle kalmıyor, birbirimize düşürüyorlar. Avrupa ülkelerine gittiğimizde kaldırımın bir tarafında Türk bayraklarıyla öteki tarafında örgüt paçavralarıyla karşı karşıya gelen kalabalıklarla karşılaşıyoruz fakat bütün bunlara rağmen geçen hafta İngiltere’de konuşmam var ve o konuşmamın yaşandığı anda ilginç olan şu. Orada Karadenizli bir bacım, elinde Türk bayrağı. PKK’lı teröristler onun elinden Türk bayrağını almaya yeltendiler ama o benim bacım, o Nene Hatun, o Şerife Bacı oldu, o Türk bayrağını o alçağa, o namussuza kaptırmadı.

Bu alçakların bizim hanım kardeşlerimize bile güçleri yetmez, bırakın erkeklerle uğraşmayı. İşte, bizi bu hale düşürenlerin oyunlarının farkına varmalı ve artık buna bir son vermeliyiz.”

“ÜLKEMİZE EN BÜYÜK HUSUMETİ TÜRKİYE KÖKENLİLER GÖSTERİYOR” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den gelmiş olan herkesin kökenine, mezhebine ve siyasi tercihine bakmaksızın ortak değerler etrafında birleşmesinin zamanının geldiğini vurguladı.

Bu birlikteliğin herkesin faydasına ve çıkarına olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bizleri küçük gruplar halinde tutarak, hakkımızı, hukukumuzu kolayca çiğneyenler, karşılarında tek yürek, tek beden olmuş bir Türk toplumu gördüklerinde emin olun çok farklı davranacakladır. Avrupa devletlerindeki parlamentolarda ülkemize en büyük husumeti Türkiye kökenlilerin gösteriyor olması, bize karşı kurulan tuzağın nerelere kadar vardığını gösteriyor. İnşallah, bu oyunu da hep birlikte bozacağız.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sizlerden benim ricam, yaşadığınız ülkelerdeki siyasi partilerde aktif şekilde rol almanızdır. O parlamentolarda ülkemize hainlik edenler değil, sizler yer almalısınız. Türk toplumu bu güce sahiptir. Yeter ki aramızdaki küçük farklılıkları büyük hedeflere yürümenin önüne bir engel olarak koymayalım. Peygamber Efendimizin, ‘Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.’ emri mucibince hareket ettiğimizde önümüzün kendiliğinden açıldığını göreceğiz.” 

Aşık Veysel’in “Allah Birdir Peygamber Hak” şiirinden “Allah birdir, Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak/ Senlik, benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası / Kürt’ü, Türk’ü ve Çerkez’i / Hep Adem’in oğlu, kızı, beraberce şehit, gazi / Yanlış var mı ve neresi?” dizelerini okuyan Erdoğan, “Dün beraber şehit, beraber gazi olduğumuz tüm kardeşlerimizle inşallah ülkemizde olduğu gibi Avrupa’da da yeniden kucaklaşacak, helalleşecek, ortak hedeflere doğru yürümeye başlayacağız.” dedi.

“24 HAZİRAN’DA ÜLKEMİZİN GELECEK BİR ASRININ TERCİHİNİ DE YAPACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale’de Boşnaklarla birlikte savaşıldığını anımsatarak, çok sayıda şehit verildiğini söyledi.

Tüm meselenin bu olduğunun altını çizen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yeniden bunu yakalamak, evlad-ı fatihan olmak çok önemli. 24 Haziran’da tarihi bir seçime hazırlanıyor Türkiye. 7 Aralık’ta da Bosna tarihi bir seçime hazırlanıyor. 24 Haziran’da sadece cumhurbaşkanı seçmekle, milletvekili seçmekle kalmayacak, aynı zamanda ülkemizin gelecek bir asrının tercihini de yapacağız.

AK Parti Genel Başkanı olarak, başbakan, cumhurbaşkanı olarak geçtiğimiz 16 yılda neler yaşadığımızın, neler yaptığımızın en yakın şahidi sizlersiniz. Bizlerin bazen içinde yaşadığımız hadiseleri gerçek boyutlarıyla kavrayabilmesi zor olabiliyor. Sizlerin yurt dışından ülkemizde olup bitenleri çok daha rahat bir şekilde görme, değerlendirme imkanına sahip olduğunuza inanıyorum. Zira her gelişinizde Türkiye’de neler değişiyor, bunu sizler çok daha iyi biliyorsunuz.

Her ne kadar cumhurbaşkanı adayı bazıları Türkiye’de neler olup neler bittiğini bilmese de onlara adres olarak ben sizi veriyorum. Şimdi bizim ülkemizde yaşayan bu cumhurbaşkanı adayları işte denizdeki balıklar gibidir, anlamazlar. Onları ancak denizden alıp da karaya attığın zaman, o zaman denizin kıymetini anlarlar.”

Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve  Osmangazi Köprüsü’nün yeni yapılmış dev yatırımlar olduğunu ve bu yatırımlara devam edeceklerini belirten Erdoğan, 25 olan havaalanı sayısını 54’e çıkardıklarını anımsattı. 

“Ülkenin özellikle son beş yıldır yaşadığı her hadise, gören gözler, duyan kulaklar, hakkı konuşan diller, vicdan sahibi yürekler için ibretlik vesikalarla doludur.” ifadesini kullanan Erdoğan, Gezi olayları ile başlayan, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimi ile süren terör olaylarıyla, kanlı bir hale dönüşen 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ihanetin tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı bir sürecin hep birlikte yaşandığını vurguladı.

“YURDUMUZA ALÇAKLARI UĞRATMAMAK İÇİN GÖVDEMİZİ SİPER ETTİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu öyle bir dönemdi ki yeri geldi en yakınımızdakilere, yıllarca birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımıza dahi hakikatleri anlatmakta zorlandığımız anlar oldu. Ülkemize kurulan tuzağı en iyi gören milletimiz oldu. Sizler, inanıyorum ki bunun farkındasınız. Şahsımıza yönelik gibi gözüken ama aslında milletimize ve devletimize diz çökertmeyi, istiklalimize ve istikbalimize özellikle diz çöktürtmeyi hedefleyenler, bu saldırılarda milletimizin dik duruşu ile avuçlarını yaladılar. Türkiye, bu dönemdeki mücadelesi ile ikinci bir Kurtuluş Savaşı veriyor.” değerlendirmesini yaptı. 

Konuşmasında İstiklal Marşı’nın “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var / Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar / ‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar? / Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın / Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın / Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın / Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.” dizelerini okuyan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz de iman dolu serhaddimize güvenerek yurdumuza alçakları uğratmamak için gövdemizi siper ettik. Önce darbecileri, teröristleri, onların gizli, açık destekçilerini durdurduk. Ardından Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile ülkemizin güney sınırları boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu delik deşik ettik. İnşallah yakında yeni kazanımlarla açtığımız bu yolda, kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz. Ülkemize silah doğrultan son teröristi de imha edene kadar bize durmak yok bu böyle biline.”

Bugüne kadar beşer planda hiç bir kulun önünde eğilmediklerinin altını çizemn Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda, rükuda ve secdede eğildik. Bundan sonra da böyle olacak.” diye konuştu. 

“YERLİ VE MİLLİ OLAN HERKESE KAPIMIZ AÇIKTIR”

Erdoğan, sadece terör örgütleri ve onların gerisindeki güçlerle mücadele etmekle kalmadıklarını, aynı zamanda ülkeyi mevcut sıkıntıları ile daha kolay baş edebileceği, geleceğine güvenle bakabileceği yeni bir yönetim sistemine kavuşturacak adımları da attıklarını belirtti.

16 Nisan halk oylamasında, millet tarafından kabul edilen Anayasa değişikliği ile kararı verilen yeni yönetim sisteminin 24 Haziran seçimlerinin ardından tümüyle yürürlüğe gireceğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

“Biz Türkiye’yi ileriye doğru götürmek istedikçe birileri de sürekli durdurmaya hatta geriletmeye çalışıyor. Bunu tek başlarına başaramayacaklarını bildikleri için işi siyasi mahremiyetlerinden bile vazgeçerek milletvekillerinden seçmenlerine kadar her şeylerini paylaşmaya kadar vardırdılar. Normal şartlarda yolda karşılaşsalar birbirlerine selam vermeyecek olanlar, el ele kol kola girip karşımıza dikildiler. Biz ise 16 yıldır hep olduğu gibi bugün de sadece ve sadece milletimizle birlikte yürüyoruz. Bu yolculuğu, yerli ve milli olan herkesle birlikte sürdürmeyi, onun için Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nı kurduk. Büyük Birlik Partisi de bize katıldı ve Cumhur İttifakı bu şekilde şu anda seçime girdi. Yerli ve milli olan herkese kapımız açıktır.”

Avrupalı Türklerin cumhurbaşkanlığı seçiminde, 1 Kasım seçimlerinde, 16 Nisan halk oylamasında açık ara farkla kendilerine destek olduğunu, şimdi 24 Haziran seçimleri için bir kez daha bu desteğe ihtiyaçlarının olduğunu dile getiren Erdoğan, salonda bulunanlara şöyle seslendi:

“Şimdi soruyorum size, öyle bir cevap verin ki Almanya’sından Fransa’sına, Belçika’sından Avusturya’sına, Hollanda’sına kadar Avrupa’nın her yerinden duyulsun. Türkiye’yi yeniden kaosa, belirsizliğe, istikrarsızlığa sürüklemek için kurulan şer ittifakına karşı 24 Haziran’da bizimle beraber yürümeye var mısınız? Cumhurbaşkanlığı seçiminde rekor bir oyla bizleri Cumhurbaşkanlığına ve parlamentoda kahir eksiereyetle milletvekillerimizi çıkarmaya var mısınız? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni güçlü bir şekilde hayata geçirecek Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmaya var mısınız? İstiklalinize ve istikbalinize sahip çıkmaya var mısınız? Terör örgütlerine, onların yerli ve yabancı iş birlikçilerine, şöyle sağlamından bir Osmanlı tokadı atmaya var mısınız? Avrupalı Türklerin gücünü tüm dünyaya göstermeye var mısınız?”

Erdoğan, salondakilerin “evet” yanıtı üzerine, “Maşallah, Saraybosna’dan yükselen bu ses 24 Haziran’daki zaferimizin müjdecisidir.” dedi.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rabia işareti yaparak, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet… Rabbim bizi bunlardan mahrum etmesin. Rabbim hepinizden razı olsun. Yolunuz bantınız açık olsun. Kazalardan belalardan hepimizi muhafaza buyursun.” ifadesini kullandı. 

Erdoğan, salonda bulunanlardan gittikleri yerlerdeki vatandaşlara saygılarını, selamlarını ve muhabbetlerini iletmelerini istedi. 

“Zetra” Olimpik Spor Salonu’nda gerçekleşen Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 6. Olağan Genel Kurul Toplantısı’na Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Bosna Hersek Devlet Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç ile eşi Sebija İzzetbegoviç, Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş katıldı.

Konuşmalardan önce iki ülke milli marşının ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı. Bosna Hersek Devlet Konseyi Başkanı Bakir İzetbegoviç, UETD Başkanı Zafer Sırakaya’nın da birer konuşma yaptığı programda katılımcılar ellerinde iki ülkenin bayraklarıyla konuşmalara eşlik etti.

DES: Türkiye’nin En Büyük Sorunu; Torpil, Kul Hakkı ve Haram…

Türkiye’nin En Büyük Sorunu;

Torpil, Kul Hakkı ve Haram…

 

Türkiye’de tüm bakanlık ve devlet kuruluşlarında akıl almaz torpiller, vicdanları yaralayan iltimas ve adam kayırma vakaları ile hak ve hukuk ilkelerini derinden sarsan acımasız kadrolaşma operasyonlarının devam ettiğini ve her gelen yeni bakanın, bakan yardımcısı ve müsteşarın kendi yakınları, akrabaları, hısım, ortak ve ekibiyle ‘Devlet Pastası’nı paylaşma kabilinden adeta kamuyu talan etmeye çalıştıklarını söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, “Torpil, adam kayırma ve kul hakkı Türkiye’nin genel bir gerceği olmaktan acilen çıkarılmalıdır” dedi.

Torpille göreve gelmiş bir yönetici torpil, rüşvet ve haramı önleyemez. 16 yıldır eğitimde sayısız devrim ve reform yapıldı. Milyarlarca para ve milyonlarca öğrencinin yılları çöpe gitti, hakkı yenildi. Hemen her eğitim reformundan geri dönülerek, tekrar değiştirilmeye başlandı. Sebebi çağdışı kafaya sahip, birikimsiz, donanımsız torpilli bürokrat ve yönetici ordusunun Milli Eğitime ve üniversitelere çöreklenmiş olmasıdır. Bu kifayetsiz muhteris yönetici çetesi beceri ve bilgi eksikliklerini ideolojik çıkıntılıklarıyla ve riyakar hamasi nutuklarıyla kapatmaya çalışıyorlar.  

Bu torpilli haramzade kifayetsizler yıllardır öğretmenleri ihmal etmiş, öğretmenlerin her talebine sağır, her isyanına kör ve şaşı bakmıştır. İl içi ve il dışı atamalarda, görevlendirmelerde, görevde yükselmelerde ve terfilerde öğretmenler, öğrenci ve veliler mağdur ve mazlum duruma düşürülmüştür. Eğitimin bütün aşamalarında, okullarda ve üniversitelerde, bakanlık makamlarında torpil, iltimas ve adam kayırma almış başını gitmiştir. Hasılı öğretmenler mesleğine küstürülmüş hale getirilmiştir.

Her türlü alavere ve dalaverenin yaşandığı üniversitelerimizde de durum her geçen gün daha bir vahim hal almaktadır. Türkiye’de üniversiteler ve akademisyenlik  “ekmek kapısı, kadrolaşma, sınıfsal konumlanma, ideolojik mücadele alanı, hırs ve kariyerizm” gibi hastalıklı şahısların ve kişilik bozukluklarının merkezi haline gelmiştir. Türkiye’de kurumsal akademik anlayış iflas etmiş ve sonuç olarak akademik kurumsallaşma ideali de ölmüştür.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANA ‘DURDURUN!’ ÇAĞRISI!

Eskimiş, statükocu, torpilli, hizipçi, hemşerici, beceriksiz ve eli akçeli işlere bulaşmış taşra ve bakanlık bürokratlarını değiştirmedikçe, nesnel ve liyakata dayalı terfi sistemi getirmedikçe eğitimde sağlıklı reformlar ve başarılı devrimler gerçekleştirilemeyecektir. Öte yandan Milli Eğitimimizin ve üniversitelerimizin kaderine yön veren yönetim noktalarındaki kibir, onursuzluk, haram ve yağcılık abidesi gibi duran kişilerin, bizim dile getirdiğimiz tavsiyeleri değil söylemek, doğruları çarpıtmak ve gerçekleri gizlemek şeklinde hareket ettiklerini biliyoruz. Bu nedenle, bağımsız eğitimcilerin, demokrat sendikacıların partiler ve ideolojiler üstü çatı örgütü olan DES adına Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Başbakanımıza buradan gerçekleri ve doğruları açıkça ve net bir şekilde iletiyor, ivedi adımların biran önce atılmasını bekliyoruz. 

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SORUNU ‘HARAM’DIR!

Bugünden tezi yok, hak ve hukuka aykırı iş ve işlemler derhal iptal edilmeli, sorumlular derhal cezalandırılmalıdır. Osmanlı devletini yıkan, Türkiye Cumhuriyetinin gelişip, güçlenmesini engelleyen bu hastalığımız ivedilikle rehabilite edilmelidir. Torpil ve iltimas bataklığını kurutma iddiasıyla yola çıktığı halde bu sefil, ahlaksız kayırmacı düzenin gelişip yaygınlaşmasına sebep olan Ak Parti yöneticilerinin vebal ve sorumluluğu çok daha büyüktür. Toplumsal huzursuzluk ve tatminsizliğin artmasının, sosyal çürümenin ana nedenlerinden birisi de torpil ve iltimas vakalarıdır. İş, makam ve mevkileri bir emanet olarak tanımlayan Peygamberimizde torpil, adam kayırma ve her nevi rüşveti yasaklamış, şefaat edilmeyeceğini bildirmiş ve yapanları lanetlemiştir.

Suriye’de kim kimin bileğini bükecek?...

Suriye’de kim kimin bileğini

bükecek?…

Necdet Buluz

Terör örgütü IŞİD’ın Suriye’den temizlenmesinden sonra iki süper Amerika ve Rusya’nın Suriye’deki bilek güreşi ön plana çıkıyor. Hiç kuşkusuz Suriye’yi parselleyen bu iki güç, aynı zamanda bölgeyi de tam kontrol edebilmenin mücadelesini verecek. Kısaca, “Bilek güreşini kim kazanacak?” sorusu gündemin tepesine oturmuş bulunuyor.

Şimdi hem Amerika’dan, hem de Rusya’dan ard arda açıklamalar geliyor. Biz, bu açıklamaları güreşten önce peşrev çekme olarak değerlendiriyoruz.

ABD, terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu PYD/YPG’nin kontrol ettiği Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı gruplarla çalışmaktan vazgeçmeyeceğini bir kez daha açıkladı. (SGD) adı altında terör örgütlerine silah ve destek veren Amer,ka’nın Suriye’de kalıcı olacağı da bu şekilde ortaya çıkmış bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın DEAŞ’la Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Suriye’de yerel güçlere verdikleri desteğin düzeyinde ayarlamalar yapılacağını söyledi. Dışişleri Bakanlığı’nda gazetecilere brifing veren McGurk’e bir gazeteci, Başkan Trump’ın telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “YPG’yle ilişkilerde ayarlamalar yapılacağını söylediği” şeklindeki haberleri sordu.

Amerika’nın Suriye’de kalıcı olup olmayacağının tartışıldığı bu günlerde McGurk’un açıklamaları damgayı vurdu. Dilerseniz özel temsilcinin bu konudaki açıklamalaşmalarına kısaca göz atalım:

“Şimdi operasyonların büyük aşamasının tamamlanmasıyla birlikte, askeri desteğin düzeyinde ayarlamalar olacak. Suriye’de kalmaya ve yerel güçlerle birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Ancak yıllar geçtikçe, desteğin türünde de ayarlamalar olacak. Operasyonların ilerleme şekline bakıldığında bu çok doğal. Bu her zaman planın bir parçasıydı. Biz Suriye’de kaldıkça yerel aktörlerle çalışmaya devam edeceğiz. Yerel halkın, ellerindeki bölgelerin yönetiminden sorumlu olmalarını istiyoruz ve Türkiye’yle tam şeffaflık politikamızı da muhafaza edeceğiz.”

Şimdi bütün sorun Suriye’de Amerika ile Rusya arasındaki bilek güreşinin kimin kazanacağı yönündedir. Rusya da ülkedeki üslerini güçlendirerek bölgede kalıcı olacağını daha önce duyurmuştu. Esad’ın en büyük destekçisi Putin,her açıklamasında Esad’ın da kalıcı olduğuna vurgu yaparak Suriye’de bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğinin de sınırlarını çizmişti.

Şimdi yüzümüzü yine McGurk’a çevirelim.

ABD’nin Suriye’de DEAŞ’a karşı savaşta 2018 boyunca da Rusya’yla temas halinde kalmayı sürdüreceğini belirten McGurk, ABD olarak Suriye’deki savaşa BM denetimindeki seçimlere uzanan bir anayasal süreç üzerinden çözüm bulmak istediklerini söylüyor. McGurk, DEAŞ’ın Suriye’de elindeki bölgelerin yüzde 98’ini kaybettiğini, BM raporuna göre her ay 1000 Suriyeli mültecinin evlerine döndüğünü de belirtiyor.

Şimdi şu konuya dikkat:

24 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde “YPG’ye bundan sonra silah gitmeyecek” diyen ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’ye 2018’de gönderilecek silahları için Pentagon’un bütçesini 12 Aralık’ta imzaladı.

ABD’nin önümüzdeki yıl terör örgütü PKK’nın suriye’deki kolu olan PYD/YPG’ye vereceği silahlar şöyle: 12 bin Kalaşnikof, 6 bin PKM Makineli tüfek, 3 bin 500 Doçka ağır makineli tüfek, 3 bin RPG-7 Roketatar, bin Tanksavar, 100 keskin nişancı tüfeği, 235 havan topu sistemi.

Özetle, Başkan Trump’a artık hiçbir şekilde güvenilemeyeceği de bütün bu gelişmelerden sonra ortaya çıkmış bulunuyor.

Bugüne kadar özellikle PKK/ PYD terör örgütleri ile mücadele konusunda Amerika Türkiye’yi hep yanıltmıştır. Birçok konuda da yalan söylenmiştir. Bu saatten sonra Amerika’nın Suriye’de halen terör örgütleri ile olan sıkı işbirliğinin Türkiye aleyhine işleyeceğini de görüyoruz.

İsim değişikliğine giderek yeni terör örgütleri ortaya çıkaran Amerika’nın bölgedeki hedefleri içinde Türkiye başta geliyor. Bu konuda bastığımız her yere dikkat edip, dış politikada yeni stratejiler de oluşturmak durumundayız. Özellikle Amerika konusunda çok dikkatli olmalıyız.

Bu arada şunu da vurgulamadan geçmeyelim:

Hiçbir ülke bizim dostumuz ve müttefikimiz değildir. Her ülke bölgede çıkarlarını ön planda tutuyor. Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde Rusya ve İran ile olan ilişkilere de pek güven duymamak gerektiğinin altını kalınca çizmekte yarar görmekteyiz.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus’ta Şehitler Anıtı’nı Ziyaret Etti

Resmî ziyaretini gerçekleştirmek üzere Tunus’ta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2011’de yaşanan Arap Baharı sırasında şehit edilen Tunuslular anısına yapılan Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti.

 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus’ta Şehitler Anıtı’nı Ziyaret Etti

Resmî ziyaretini gerçekleştirmek üzere Tunus’ta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2011’de yaşanan Arap Baharı sırasında şehit edilen Tunuslular anısına yapılan Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti.

Ziyaret vesilesiyle düzenlenen törende, iki ülkenin millî marşları çalındı ve şehitlerin anısına saygı atışı yapıldı. Şehitler Anıtı’na çelenk bırakan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra şehitler için dua etti.

Bu ziyaretiyle Tunus’taki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kartaca Uluslararası Havalimanı’na geçerek beraberindeki heyetle birlikte Türkiye’ye hareket etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı havalimanından Tunus Dışişleri Bakanı Khemaies Jhinaoui, Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Lazhar Karouichebbi, Tunus şehri Valisi Chedly Bouallegue, Belediye Başkanı Saief-Allah Lasram, Devlet Protokol Müdürü Mondher Mami ile Tunus’un Ankara Büyükelçisi Fayçal Ben Mustapha, Türkiye Cumhuriyeti Tunus Büyükelçisi Ömer Faruk Doğan ve diğer yetkililer uğurladı.

Emine Erdoğan, Tunus’ta Uluslararası Maarif Okulu’nu Ziyaret Etti

Emine Erdoğan, Tunus’ta Uluslararası Maarif Okulu'nu Ziyaret Etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resmî ziyaretine refakatle Tunus’ta bulunan eşi Emine Erdoğan, 3 Kasım 2017’de resmî açılışı yapılan Uluslararası Maarif Okulu’nu ziyaret etti.

Emine Erdoğan’ın ziyareti vesilesiyle düzenlenen ve okul öğrencileri ile velilerinin yer aldığı programda, Maarif Vakfı Okulu’nun yeni aydınlık çehresinin, Türkiye-Tunus iş birliğini güçlendireceğine olan inanç vurgulandı. Programda öğrenciler, Türkçe şarkılar seslendirdi.

Emine Erdoğan’a ziyaretinde Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ve Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün’ün yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın eşi Şule Akar ile heyette bulunan bazı bakanların eşleri de eşlik etti. Program, aile fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus’ta Şehitler Anıtı’nı Ziyaret Etti
27.12.2017
Emine Erdoğan, Tunus’ta Uluslararası Maarif Okulu’nu Ziyaret Etti
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nahda Lideri El-Gannuşi’yi Kabul Etti
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nida Genel Sekreteri El-Sibsi’yi Kabul Etti
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus Başbakanı Şahid’i Kabul Etti
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus Meclis Başkanı En-Nasır’ı Kabul Etti
27.12.2017
“Tunus’un Kalkınması Türkiye’nin de Kalkınması Demektir”
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus Cumhurbaşkanlığı Sarayında
27.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan Tunus’ta
26.12.2017
Emine Erdoğan, Encemine’de Okul Ziyaret Etti
26.12.2017
“Afrika’ya Bakışımız Sömürgeciler Gibi Olmayacak”
26.12.2017
“Çad’da Bulunan FETÖ İltisaklı Okullar Maarif Vakfımıza Devredildi”
26.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan Çad’da
25.12.2017
“Afrika ile Birlikte Üretmek, İlerlemek ve Zenginleşmek Arzusundayız”
25.12.2017
Emine Erdoğan, Sudan’da Kadın Milletvekilleri ile Görüştü
25.12.2017
“Gelecek Afrika Kıtasının Olacaktır”
25.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sevakin Adası’nı Ziyaret Etti
24.12.2017
“Türkiye’nin Afrika’ya Bakışı İnsani ve Karşılıklı Yarar İlkesi Doğrultusundadır”
24.12.2017
“Sudan’a Uygulanan Haksız Ambargonun Kaldırılmış Olmasından Memnuniyet Duyuyoruz”
24.12.2017
Emine Erdoğan, Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir’in Eşi Modawi ile Bir Araya Geldi
24.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan Sudan’da
24.12.2017
“BM İçerisinde Farklı Bir Dinamizmi Ortaya Çıkarmak Durumundayız”
23.12.2017
“Bu Milletin Tek Bir Kuruşunu Dağdaki Terör Baronlarına Peşkeş Çektirmemeye Kararlıyız”
23.12.2017
“Nerede Canı Acıtılan Biri Varsa, Onun Yanında Olmak Benim Namus Borcumdur”
22.12.2017
“BM Onurlu Bir Duruş Sergiledi”
21.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistinli Muhammed et-Tavil’i Kabul Etti
21.12.2017
“Sahip Olduğumuz Görkemli Geçmişe Layık Bir Gelecek İnşa Etmeliyiz”
20.12.2017
“Şahsi Çıkarları Uğruna Müslümanların Birliğine Çamur Atanlara Meydanı Asla Bırakmayacağız”
19.12.2017
“İslam Ülkelerinin Aralarındaki Sorunları Bir Tarafa Bırakarak, Yekvücut Olmaları Gerekiyor”
19.12.2017
Cibuti Cumhurbaşkanı Guelleh Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde
18.12.2017
“Göçmenler Konusunda Başımız Ne Kadar Dikse, Kendilerini Gelişmiş Ülke Olarak Tanımlayanların Başı O Kadar Eğik”
18.12.2017
AK Parti MYK, Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkanlığında Toplandı
18.12.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın Oğlunun Cenaze Törenine Katıldı
17.12.2017
“İçinde Bulunduğumuz Sancılı Günlerde, Hz. Mevlana’nın Mesajlarını Çok Daha İyi İdrak Etmeliyiz”
17.12.2017
“Türkiye, 2019 İmtihanını Başarıyla Vermeden Geleceğine Güvenle Bakamaz”
17.12.2017
“Doğu Kudüs’te Resmî Olarak da Büyükelçiliğimizi Açacağız”
16.12.2017
“Uluslararası Sistem Haksızlıklara Dur Diyecek Mekanizmaları Oluşturmazsa, İnsanlık Kaosa Sürüklenecek”
16.12.2017
Emine Erdoğan: “Kültürümüzü ve Geleneksel Sanatlarımızı Gelecek Nesillere Aktarmak Hepimizin Görevidir”
16.12.2017
“Sünnet ve Siret Olmadan, İslam’ın Yaşanması Mümkün Değildir”
15.12.2017
“Türk Milleti Olarak Dünyaya Son Sözümüzü Henüz Söylemedik”

Sınırımızda yeni bir oyun…

Sınırımızda yeni bir oyun…

Necdet Buluz

 

Artık şu gerçeği bütün yüzü ile görmeliyiz:

Suriye’de giderek güçlenen terör örgütü PKK’nın kolu PYD ve onun silahlı gücü YPG’ ye Amerika kadar Rusya da destek veriyor. Aynı şekilde PKK da bu topraklarda yer ediniyor.

Amerika, terör örgütü PYD ile işbirliğini bütün hızı ile sürdürürken, Rusya Genelkurmay Başkanı da yaptığı açıklamada “Bizim YPG güçleri ile olan işbirliğimiz var ve bunu sürdüreceğiz” diyerek PYD ile olan ilişkilerini saklamıyor. Geçenlerde de yazdık,bu terör örgütü iki sper güç tarafından adeta paylaşılamıyor.

Tabloya baktığımızda iki süper gücün Suriye’de PYD’den vaz geçmeyeceklerini görmekteyiz. Bütün itirazlarımıza ve baskılarımıza rağmen bu iki ülke terör örgütü ile içli dışlı olmayı sürdürüyor.

İşin ilginç yanı, sınırımız boyunca Türkiye için tehdit oluşturan bu güçlerin halen silahlandırılmasıdır. Bu örgütleri bizimle çatıştırma hesapları yapılıyor.

Yeni ve sinsi planlar devreye sokuluyor.

Amerika’nın her alanda tam destek verdiği terör örgütü PYD/YPG Gaziantep’in Kargamış İlçesi’nde sınırın hemen dibine karakol kurarak yeni bir tehdit oluşturma yoluna gitti. Hiç kuşkusuz bu karakolun oluşmasının arkasında Amerika varlığı unutulmamalıdır.

Köprübatı ve Ziyaret hudut karakollarındaki askerlerimizin de termal kamerlarla izledikleri bölgede 24 saat devriye geziyor. Terör örgütünün kurduğu karakol da sürekli kontrol altında tutuluyor.

Peki, buna izin verilecek mi?

Eğer, sınır güvenliğimiz ve Türkiye için bir tehdit oluşturuluyorsa bu karakol mutlak şekilde imha edilmelidir.

Aslında oynanmakta olan oyun hem büyük, hem de Türkiye için tehdit ve tehlike boyutlarındadır. Amerika’nın YPG’nin yanında DEAŞ’ı da Türkiye için kullanmaya başlayacağının ayak seslerini duymaktayız.

Size vereceğimiz aşağıdaki haber, sinsi planları daha net görebilmeniz açısından önemlidir.

Türkiye’nin sınırlarını teröristlerden temizleme planı doğrultusunda gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Harekâtı, bölgede güven ve huzur ortamı sağladı. Harekât, İdlib operasyonu ile devam etti ve çatışmasızlık bölgeleri genişletildi.

TSK’nın, YPG’nin kontrolündeki Afrin’e operasyon hazırlığı yaptığı dönemde DEAŞ’lı teröristlerin Cerablus’a sızdırılmaya çalışıldığı öğrenildi. Bölgede sızma girişimi sırasında yakalanan DEAŞ’lılarin YPG’nin kontrollü olarak serbest bıraktığı bölgedeki teröristler olduğu tespit edildi. Bölgedeki askeri kaynaklardan alınan bilgilere göre YPG’nin DEAŞ’dan aldığı bölgelerdeki teröristleri Fırat Kalkanı hattına doğru yönlendirdiği belirlendi.

DEAŞ’lı teröristlerin bu bölgede kanlı saldırılar yapmak üzere hazırlandığı istihbaratlarının da alındığı ve güvenlik önlemlerinin üst seviyeye çıkarıldığı belirtildi. Bilgi veren bir güvenlik bürokratı, YPG’nin DEAŞ’la yaptığı anlaşmanın görüntülerle deşifre olması sonrası, DEAŞ’lı teröristlerin TSK’nın kontrolündeki alanlarda saldırılar düzenlemesi için harekete geçirildiğini belirtti.

Bir güvenlik uzmanının şu görüşlerini de önemsiyoruz:

“Hedef, TSK’nın zayıflatılması ve YPG’nin kontrolündeki Afrin’den uzaklaştırmasıdır. Bu planların gerçekleşmesine, TSK ve güvenlik güçlerinin dikkatlerinin dağılmasına izin verilmeyecektir. YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin iş birliği içinde olduğu artık biliniyor. Türkiye’nin sınırlarında bir terör yapılanması kurulmasına asla izin verilmeyeceğinin dış güçlerce de bilinmesinde yarar var. Son gelişmelere baktığımızda Suriye’de çatışmasızlığın sürdürülebilmesi, siyasi çözüme yaklaşılmasının teröristlerin paniklemesine neden olduğunu görmekteyiz. Bu durum da hali ile dış güçlerin işini zorlaştırmaktadır.”

Burada şu noktaya da değinelim:

Son günlerde Türkiye’nin Rusya ve İran ile olan işbirliği Amerika’yı rahatsız ediyor. Ancak, bu işbirliğinde de Rusya ve İran’a da güvenilmemelidir. Çok dikkatli olmak ve adımlarımızı da buna göre atmak durumunda olduğumuzu unutmamalıyız.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

“Esad ile devam” kararı…

“Esad ile devam” kararı…

Necdet Buluz

Baştan bu yana Suriye’nin geleceği konusunda yazdığımız ve savunduğumuz şu olmuştur:

“Suriye’de savaşın sona ermesi ve yeni düzenleme ancak Amerika ve Rusya’nın anlaşması ile gerçekleşebilir. İki süper güç, bölgede ve Suriye’de etkindir ve belirleyicidir.”

Yine hep vurgulamaya çalıştığımız Esad’ın kalıcı oluşu olmuştur. Bugün gelinen nokta böyle bir gelişmenin olduğunu da gözler önüne seriyor.

Nitekim Suriye’de savaşın sona ermesi, DEAŞ ile mücadelede ortak işbirliği ve “Esad ile devam” konularında Amerika ile Rusya’nın yeni bir anlaşamaya varması ve metni imzalaması bu ön görümüzün doğruluğunu da ortaya koymuştur.

Turmp ile Putin, görüşmelerinde de Suriye Devlet Başkanı Esad’ın iş başında kalması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasında da Esad’ın rolünün olabileceği konusunda anlaşmaya vardıkları da vurgulanıyor.

Baştan bu yana gerek Amerika, gerekse Rusya Esad konusunda anlaşma içindeydiler. Esad, bugüne kadar istenilmemiş olsaydı, çoktan işi bitirilebilirdi. Bugüne kadar Esad’ın iş başında olmasında iki süper gücün ortak görüşlerinin etkili olduğu da görülüyor.

Esad’ın iş başında kalmasında DEAŞ konusunda v erdiği mücadeleye de dikkat çekiliyor.

Konu ile gelişmelere göz atalım:

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’de terör örgütü DEAŞ’ı yenme konusunda kararlılıklarını teyit ettikleri bildirildi.

Kremlin’den yapılan açıklamada, iki liderin Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) toplantısı kapsamında Vietnam’ın Da Nang şehrinde kısa bir görüşme gerçekleştirdikleri belirtildi.

Putin ile Trump’ın, görüşme sonrasında ortak bir metne imza attıkları kaydedilen açıklamada, iki liderin söz konusu metinle Suriye’de DEAŞ’ı yenme konusunda kararlılıklarını teyit ettikleri vurgulandı.

İki liderin, Suriye kriziyle ilgili Cenevre görüşmelerine tüm tarafların aktif katılması için çağrıda bulunduklarına işaret edilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“İmzalanan ortak metinle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı kararı doğrultusunda, Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne bağlılık teyit edildi. İki lider, Suriye krizi için askeri bir çözümün mümkün bulunmadığı konusunda hemfikirken DEAŞ’la mücadelede tehlikeli olayların engellenmesi için ortak iletişim kanalları kurulması için de anlaşmaya vardı.”

Tarafların ayrıca BM üyesi ülkelere çağrıda bulunarak gelecek dönemde Suriye’ye yönelik insani yardımların artırılmasını istedikleri belirtildi.

Şimdi ne olacak?

Türkiye, bu anlaşma ve kararlar doğrultusunda Esad ile ilişkilerini yeniden gözden geçirme durumundadır. Dış politikalarda eğer hatalar yapılıyor ve bunun sıkıntıları görülüyorsa, bu politikalarda değişiklikler de gerekebiliyor. Bugün Esad ile yeniden ilişkiler bu çerçeve içersinde değerlendirilmelidir.

Sınırımız boyunca terörist gruplar bizim için bir tehdit oluşturuyor. DEAŞ’ın yanı sıra PYD güçlerinin varlığından uzun yıllardır rahatsızız. Bu konuların çözümünde Suriye ile işbirliği içinde hareket ederek sorunların asgari düzeye indirilmesi de mümkündür.

Artık körü körüne siyaset yapma dönemi kapanmalıdır.

Suriye politikalarımızın baştan bu yana yanlış olduğu görülmüştür. Bu konuda çok büyük sıkıntılarımız oldu, bugün de bu sıkıntılar sürüyor.

Ülkemize gelen ve sayıları 3,5 milyonu bulan Suriyeli sığınmacılar konusunda tartışmalar bitmedi. En azından Suriye ile kurulacak işbirliği ile bunların önemli bölümünün ülkelerine dönüşleri de sağlanabilir.

Bunun yanında Suriye olan ticaret başta olmak üzere diğer konularda da işbirliği içine girilip, dostane ilişkilerin yeniden canlandırması sanıyoruz hem bizim, hem de bölge için olumlu sonuçlar verecektir.

Dikkat edilecek olursa daha düne kadar Irak ile ilişkilerimiz de son derece gergindi. Bugün Irak ile müttefiklik içinde bulunuyoruz. Teröristlere karşı da işbirliği yapıyoruz. Koşullar bunu gerektiriyorsa ortada düşmenlık da olmamalıdır.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz