kategori Arşivleri: Eğitim

Sakarya’da Akıllı Tarım Projeleri Hazır Uygulama Yok

Sakarya’da  Akıllı Köy Projeleri  Hazır Uygulama  Yok

Türkiye’de bir ilk Sakarya Ziraat Odası’nın projesi olan Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezinin  Kurulması için  5  yıl  önce  başladıklarını  Yerel  Unsurların  destek  vermemesi üzerine  hayata  geçmediğini  açıklayan  Ziraat  Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu,Ziraat Odası Delegesi Ahmet Köprülüoğlu  ile birlikte  Akıllı köy’de  incelemelerde  bulundular.

Ziraat  Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu,” Günümüzde tarımsal üretimde verim kayıplarının önüne geçmek ve sürdürülebilir karlılığı arttırmak, nitelikli bilgi ve teknoloji kullanımı ile mümkün. Gelişmiş ülkeler ve büyük çiftlikler bunu yaparak sürdürülebilir bir karlılığı sağlarken, ülkemizdeki aile işletmeleri dağınık yapısı ve teknolojinin yüksek maliyetleri yüzünden teknolojiye ve nitelikli bilgiye uzak kalıyorlar.Biz  Sakarya  ilinde  çok  güzel  proje  Hazırladık.Ancak  Adım atan  olmayınca  hayata  geçmedi.

TABİT Akıllı Tarım Teknolojileri A.Ş Proje Koordinatörü Murat Çakır” Akıllı köy işte tam bu noktada, aile işletmeleri şeklinde tarımsal üretim yapan çiftçilerimize rol model olarak oluşturulmuş bir demostrasyon alanı olarak tasarlandı.

Türkiye de bulunan genel köy yapısına uygun, tarımsal üretim faaliyetleri süren bir köy seçildi. Bu köyün proje başlamadan önceki ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri akademik bir çalışma ile belirlendi. Çiftçilerin verimlilikleri, karlılıkları, sosyal yaşamları, köyden kente göç oranı, askere ve okul için şehire gidenlerin geri dönüş sayıları kayda alındı.

Bir sonraki aşama ve aşamalarda bu köye “nitelikli bilgi” ve “tarımsal teknolojileri” deyim yerindeyse giydireceğiz. Hem bitkisel üretim hem hayvansal üretimde teknoloji kullanımının yanında, çiftçilerin sosyal hayatına da dokunan projeleri bu alanda gerçekleştiriliyor ve değişim 3 er aylık periyodlar ile raporlanmaya devam ediyor.

Bu çalışma sırasında ortaya çıkan bürokratik engel ve engellemeler, köylünün yaşam ve tarımsal üretim şeklini değiştirmekteki direnç noktaları, yaşanan her türlü zorluk ve çözümler, bu köyün modellenmesine faydalı olur düşüncesi ile kayıt altına alınıyor.

Geleneksel tarım yöntemleriyle ileri teknolojiyi bir araya getiren yeni nesil bir kırsal yaşam modeli.

Vodafone

Akıllı Köy ile

Neyi Amaçlıyoruz

Tarımsal üretimde verimliliği bilgi ve iletişim teknolojileriyle artırmak

Gençlere çiftçiliği sevdirerek göç ve işsizliğin önüne geçmek

Diğer köylere de dijitalleşmenin yayılmasını sağlamak

Dünyadaki en yeni tarım teknolojilerini kullanmak

Vodafone Akıllı Köy’ü uluslararası tarım teknolojisi üssüne dönüştürmek ve diğer ülkelere örnek bir proje hâline getirmek

Ekonomik Hedefler

  • Bitkisel üretim maliyetlerinde en az %20 tasarruf

  • Hayvancılık maliyetlerinde en az %22 tasarruf

  • Hayvancılıkta %30 gelir artışı

  • Toplam üretimde %10 artış

  • Bu bilgiler ışığında 2 yılda hane başına yıllık 40.000 TL gelir artışı

Çevresel ve Sosyal Hedefler

  • Tarımsal sulama ile en az %20 su tasarrufu

  • Yanlış ilaçlama ve gübrelemeden oluşan toprak ve su kirliliğini önlemek

  • Kırsalda yaşam kalitesinin artması

  • Sürdürülebilir ekonomik güçlenme

Vodafone Akıllı Köy Nerede?

Ülkemizdeki bitkisel çeşitliliğin %93’üne sahip

Aydın’ın Koçarlı ilçesi Kasaplar Köyü’nde.

Köy, bu projede en hızlı sonuç verebilecek

köylerden biri olduğu için seçildi.

Ayrıca iş ortaklarımız ve teknoloji sağlayıcı firmaların

yaptıkları yatırımları, hedefine ulaştıracak ideal

bir saha oluşturuyor.

Vodafone Akıllı Köy’deYeni Nesil Tarım Nasıl Olacak?

  • MERACILIK

Mera münavebeli ekim, sürü yönetimi, hayvan hastalık ve kızgınlık takip sistemleri, akıllı kapı, güvenlik sistemi, hayvan kaşıma aparatları, toplu sağım ve hayvan sahiplerine anlık veriler ileten sistemler kullanılarak verim artacaktır.

  • ARICILIK

Vodafone Akıllı Köy’de hem arıcılık hakkında eğitimler verilecek, hem de son teknoloji sistemlerle kurulacak Arıcılık takip otomasyonu ile veriler alınacak. Arıcılık ajandası ile doğru zamanda doğru çalışmalar yapılması sağlanacak, GPS takip sistemi ile tüm bu bilgiler çiftçilerimizin akıllı telefonlarından takip edebilecekleri sistemlere aktarılacak.

  • SERACILIK

Seralarda IoT aracılığıyla seradaki hava, nem, su ve vitamin durumları takip edilip, gerektiğinde ayarlama yapılabilecek. Her türlü fonksiyon ekranlardan takip edilerek gerektiğinde müdahale edilebilecek. Bu özellik sayesinde seraya günlerce hiç uğramadan kontrol sağlanabilecek.

  • TAVUKÇULUK

Vodafone Akıllı Köy’de Tavukçuluk sektörünün geliştirilmesi, verimliliğin artırılması yolunda gerekli olan bilgi ve teknolojilerin desteği ile mümkün olacaktır. Tavuk refahının artırılması ile hayvan haklarına saygılı ve yemden sofraya kadar gıda güvenliği sağlanacak.

  • MEYVECİLİK

Tarımsal meteoroloji, erken uyarı sistemi, meteoroloji direği ve yazılımı, sulama ve gübreleme otomasyonları, akıllı gübre yönetimi, hassas ilaçlama, rekolte tahmin ve izlenebilirlik yazılımları ile işçilik ve girdi maliyeti düşük, verimi yüksek, kalıntısız ve sağlıklı ürün yetiştirilmesi sağlanacak.

  • TÜL ALTI YETİŞTİRİCİLİK

Nethouse sistemi ve ona bağlı teknolojiler ile izleme merkezinden gözlemler ve çalışmalar yapılarak verimlilik artışı takip edilecek ve programlar çiftçilerle paylaşılarak yaygınlaşması sağlanacak.

  • TEKNOLOJİ MERKEZİ

Tarımsal otomasyonlar, karar destek çözümleri ve tarımsal yazılımlar bu merkezde birleştirilecek ve çiftçi deneyimlerinin yüksek teknolojiyle sentezlenerek kırsal alandaki verimliliğin artırılması hedeflenecek.

  • EĞİTİM & SPOR

Çocuk kulübü, kadın eğitim merkezi, çiftçi eğitim merkezi ve deneyim atölyeleri sayesinde köy halkının refah düzeyinin artırılması hedeflenecek. Ayrıca kurulacak olan halı saha, voleybol sahası ve basketbol sahası sayesinde de insanların spor olanaklarına sahip olmaları sağlanacak.

SAKARYA   2014

Türkiye’de sadece Sakarya’da olacaktı

Projeyi Sakarya Ziraat Odası hazırladı

Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezi projesinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başlandı. Sakarya Ziraat Odası tarafından hazırlanan projenin bin 200 dekar büyüklüğünde bir alanda hayata geçirilmesi planlanıyor.

Konu ile ilgili olarak bilgiler veren Sakarya Ziraat Odası başkanı Hamdi Şenoğlu, Sakarya ve yakın çevresinden gelebilecek çiftçilerin eğitim düzeyini yükseltmek, entansif (yoğun) tarıma hazırlamak, ara eleman yetiştirmek ve teknik eleman hizmet içi eğitimi vermek, aynı zamanda üniversite ile işbirliğine giderek hem akademik destek almak, hem de yüksek okul öğrencilerine uygulamalı staj vermek amacıyla böyle bir proje hazırladıklarını söyledi.

Arazinin büyüklüğü 1200 dekar

Şenoğlu, Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezi projesinin ‘Dernek Kırı’ merasında uygulanmasının planlandığını ifade ederek projenin detayları ile ilgili şu bilgileri verdi: “Arazinin büyüklüğü bin 200 dekar. 1999 yılı depreminde geçici konutların yapıldığı alan. Arazinin bir bölümünde TMO depoları bulunuyor. Son hazırlanan çevre nazım planında tarıma ayrılan bölgenin ortasında. Adapazarı ilçesine 7-8 km. mesafede. Dünyada sadece Nil nehri kıyılarında dar bir bölgede bulunan, bir de Akova’da bulunan derin bir alüvyon toprağa sahip ve toprak derinliği 800-1000 metre arasında.”.

Örnek projeye destek bekliyoruz

Hamdi Şenoğlu, hayata geçirildiğinde bu projenin Türkiye’de örnek olacağını belirterek, burada aynı zamanda modern tarımın uygulamalı olarak yapılmasının da sağlanacağını söyledi.

Şenoğlu, proje ile ilgili olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası gibi kurum ve kuruluşlarla görüşmelerin devam ettiğini de ifade ederek alan çalışması tamamlanan bu projenin 5-6 milyon liralık bir bütçe ile 2 yılda hayata geçirilebileceğini söyledi.

Sakarya’da Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezinde; 50 yatak kapasiteli misafirhane, 150 kişilik konferans salonu,30 kişilik toplantı salonu, laboratuvar, yemekhane ve idare ofisler, özel hal binaları, botanik bahçe, meyve ve sebze plantasyon sahaları, seralar, dış mekan süs bitkileri, tarla bitkileri, yem bitkileri, biogaz tesisi, süt sığırcılığı ve süt sığırcılığı yetiştirme alanları ile tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği alanları bulunacak.

Vali Çakacak, Mersin Çocuk Festivali’nde Çocuklarla Bir Araya Geldi

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ilki gerçekleştirilen Mersin Çocuk Festivali Vali Özdemir Çakacak’ın katılımıyla başladı.

CNR Expo Fuar Alanında düzenlenen festivale Vali Çakacak’ın yanı sıra, Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, il protokolü, vatandaşlar ile çok sayıda çocuk katıldı.

Çocukların gönüllerince eğlendiği festival alanında kurulan stantları gezerek, görevlilerden bilgi alan Vali Özdemir Çakacak, çocuklar tarafından sergilenen gösterileri de ilgiyle izledi. Çocukların yoğun sevgi gösterileriyle karşılaşan Vali Çakacak, festival alanında kurulan oyun parklarını gezmeyi de ihmal etmedi.

Palyaçolar ve maskotların da renkli görüntüler sergilediği festivalde tüm çocuklarla yakından ilgilenen ve sohbet eden Vali Çakacak, onlarla bol bol fotoğraf çektirdi.

Fehmi DUMAN"Suyun bir bedel karşılığında satılması savurganlığı arttırır"

Suyun  bir bedel karşılığında satılması tasarrufu değil tam da tersi savurganlığı arttırır

Bugün Dünya Su günü. Birleşmiş Milletler’in (BM) 1993 yılında aldığı karardan bu yana 22 Mart, “Dünya Su Günü” olarak karşılanıyor.

Bugün, konunun uzmanları ve yetkili kişiler televizyonlardan halka seslenecek: “Su kaynaklarımız tükeniyor, sularımız kirleniyor, insanlığı su kıtlığı bekliyor, su tasarrufu yapmalıyız” diye. Bunları dinleyen halk, su faturasını ödemekte zorlandığı için kıstığı musluklarını bütün bu olumsuzlukların sorumlusu hissederek biraz daha kısma yollarını arayacak. Peki tükenen su kaynaklarının sorumlusu evdeki damlayan musluğa göz yuman mı?

İşte veriler: BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre, 1960’da OECD üye ülkelerinde tüketilen toplam suyun yüzde 12’si tek başına endüstriye aitti. Bu oran 2000’li yıllarda yüzde 59’a ulaştı.

Sakarya  Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma  Derneği Başkan Vekili  Fehmi DUMAN  “Suyun metalaşması dediğimizde yalnızca marketlerde plastik şişelerde satılan suyu değil, evlerimizde musluklardan akan suların da piyasa fiyatlarıyla satılmasını kast ediyoruz. Bu bağlamda, istemeyen veya gücü yetmeyen marketten su almayabilir, ama evdeki musluk suyunu maliyet yüzünden kullan(a)mamak düşünülebilir mi?” diye sordu.


‘SUYUN METALAŞMASI TÜM CANLILAR İÇİN YOKSUNLAŞMA’

“Suyun metalaşması” kavramı ile kast edilen bir başka durumun ise doğal su varlıklarının şirketlerin emrine tahsis edilmesi olduğunu söyleyen DUMAN, “Ki bu yalnızca insanlar değil bu su kaynaklarında yaşayan tüm canlılar açısından bir yoksunlaşmadır” diye ekledi. DUMAN , “Benzer şekilde, suyun metalaşması geçimlik tarımın son bulmasına yol açacağı için, kırdan kente göçün hızlanması, kent işsizliğinin daha da artması ve sermayenin kontrolüne geçen topraklarda endüstriyel tarımın başlamasıyla birlikte gıda güvenliğinin tamamen risk altına girmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

BÜYÜK YANLIŞ: ‘BEDAVA OLURSA İNSANLAR SUYU FÜTÜRSUZCA HARCAR’

Çoğu insan tarafından suya bir bedel konulması kabul görüyor. Fehmi DUMAN, “bedeli olmazsa insanlar suyu fütursuzca harcar” şeklindeki tartışmanın doğru olmadığın söyledi ve ekledi: “Emek gücü tarafından üretilen ürünler ile doğanın sunduklarının bir bedel karşılığında satılması tasarrufu değil tam da tersi savurganlığı arttırır. Bunun en çarpıcı örneği bugün dünyadaki balık tüketiminin üçte birine eşit miktardaki balığın sadece paketleme standartlarına uygun büyüklükte olmadığı için ‘çöp’ olarak atılıyor olmasıdır.

‘SUYUN SATILMASI SAVURGANLIĞI ARTIRIYOR’

Duman suyun bir bedelinin olması tasarruf edilmesi değil aksine savurganlığına yol açtığını söyledi. Sermayenin kâr için daha fazla satış istediğine işaret eden DUMAN, fakat su kaynakları ve şebekeleri üzerinde özel mülkiyetin tesis edilmesi yoluyla bu kaynaklar üzerinden kâr elde edileceği için suyun daha çok daha çok satılması, yani aşırı miktarlarda, savurganca tüketilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde su şirketlerinin ‘üretelim ama satmayalım’ demesi gerekir ki bu imkansızdır. Dolayısıyla suyun bir bedel karşılığında satılması tasarrufu değil, su savurganlığını artırır.”
‘SU TASARRUFU KÂRI KORUMAK İÇİN İSTENİYOR’

Su tasarrufu için, su tüketimine dair yayınlanan “kamu spotlarına” dikkat çeken Fehmi DUMAN , “Bu duyurular (kamu spotları) sanılanın aksine ortak bir iyiyi yansıtmaz, yalnızca devletin en fazla desteklediği sermaye fraksiyonunun hangisi olduğu bilgisini ele verir. Görünen o dur ki Türkiye’de devlet, su söz konusu olduğunda en fazla sanayinin ve hidroelektrik enerji sektörlerinin arkasındadır.

Bu bağlamda, kâr odaklı üretimi korumak ve desteklemek için halkın suyu tasarruflu kullanması istenmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
BİR MİLYAR İNSAN TEMİZ SUYA ERİŞEMİYOR

BM’nin 2006 yılı İnsani Gelişim Raporundaki veriler gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 1.1 milyar insanın suya yeterli oranda erişimi olmadığını gösteriyor. Rapor, suya erişimin olmaması ile yoksulluk arasında organik ilişkiye dikkat çekiyor. Buna göre temiz suya erişimi olmayan her üç kişiden ikisinin günde 2 doların altında; üç kişiden birinin ise günde 1 doların altında bir gelirle yaşamak zorunda. En temel sağlık hizmetlerinden yoksun 660 milyondan fazla insan günde 2 doların altında bir gelir elde ederken; aynı kategorideki 385 milyondan fazla insan da günde doların altında bir gelir elde ediyor.
Dünyadaki suyun sadece yüzde 2,5 tatlı su. Bu rezervlerin yalnızca yüzde 1’i kullanılabiliyor. Dünya Bankası ve Waternet gibi konuyla yakından ilgilenen birçok kurumun güncel verilerine göre ise dünya genelinde 1 milyardan fazla kişi kullanılabilir suya erişemiyor ve buna rağmen su talebi 2020 yılına kadar yüzde 40 artacak. Bun karşın 2030 yılında dünya yüzde 40 oranında bir su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı öngörülüyor.
Öte yandan kirli su dünya genelinde her yıl başta çocuklar olmak üzere 10 milyon kişinin salgın hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmesine neden oluyor.


‘HER ŞEYİN KÂR OLDUĞU SİSTEMDE SUYU KORUMAK İMKANSIZ’

Üretiminin ihtiyaca göre değil kâr için yapıldığı sürece suyun korunmasının imkansız olduğunu belirten Fehmi DUMAN  şunları söyledi: “Tarımda 1950’lerde başlatılan ‘yeşil devrim’ toprakların ve yer altı sularının zehirlenmesine, toprağın aşırı derecede tuzlanmasına yol açarken; sanayi üretimine ağırlık veren merkez ülkelerde de en fazla yer altı su kaynaklarının tüketildiği biliniyor.

Fakat yer altı ve yüzey suları arasında simbiyotik bir ilişki var, hangisi azalırsa ötekini de azaltıyor. Yüzey suları savurganca kullanıldığında yer altı suları derinlere kaçıyor; yer altı suları sonuna kadar çekildiğinde yüzey suları azalıyor ve nehirler kuruyor. Dolayısıyla su kaynaklarının bu üretim koşullarında korunabilmesi imkansız.”

Down Sendromlular Farkındalık Günü Etkinlik Yapıldı

Down Sendromlular Farkındalık Günü Etkinlik Yapıldı

Engelli Ve Yardımlaşma Derneğinin Projesi Olan Sakarya Aşçılar Ve Pastacılar Derneği Ve Kainat Kültür Ve Sanat Derneğinin Katılımlarıyla Düzenlenen Geleneksel “Down Sendromlular Farkındalık Günü “ Programı 21 Mart Salı Günü Açık Havada Çay Keyfi Mekanında Gerçekleşmiştir.

Programda Engelli Ve Aileleri Bu Günü Kutlamak Üzere Pasta Kesmiş Ve Ardından Eğlence Yapmışlardır.

Amaç Engelli Kardeşlerin Yüzünün Gülmesi Olup Hedefe Fazlasıyla Ulaşılmış Ve Gelen Tüm Misafirler Programdan Mutlu Ve Memnun Bir Şekilde Ayrılmıştır.

Arı Yetiştiricileri Birliği 9.Arıcılık Paneli Sakarya’da Yapıldı

Arı Yetiştiricileri Birliği  9.Arıcılık Paneli Sakarya’da Yapıldı

Sakarya’da son dönemde artan arı ölümleri ve besleme konusundaki sıkıntılar ile sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla Arı Yetiştiricileri Birliği tarafından 9. Arıcılık Paneli Erenler Belediyesi Kültür Merkezinde Büyük bir  katılımla  gerçekleşti.

Açılış konuşmasını  yapan Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Ör, artan arı ölümleri ve besleme konusunda sıkıntılar ve sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla böyle bir girişimde bulunduklarını söyledi. Başkan Ör, arıcılara yönelik eğitimlere önümüzdeki dönemlerde de devam edeceklerini belirtti.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem YÜCE,Erenler Kaymakamı Salih Karabulut,Sakarya Ziraat  Odası Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi  Hamdi Şenoğlu, Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun,Sakarya Medya  Derneği Başkanı Mehmet SAĞLAM, Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN,Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları  Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR,Kainat Kültür ve  Sanat Derneği Başkanı Hatice BULUT ile   Arı üreticileri  katıldı

ARICILIK, KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLERLE GELİŞECEK

Doğu Karadeniz Projesi  Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca uygulanan “Arıcılığın Geliştirmesi Projesi” ile bal üretiminin artırılması ve katma değeri yüksek ürünler elde edilmesi hedefleniyor.

DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem Yüce panelde yaptığı  konuşmada  Türkiye’nin arıcılıkta, dünyada Çin’den sonra ikinci sırada olduğunu söyledi.

Yüce, Türkiye’nin bal üretiminin beşte birinin Doğu Karadeniz’de yapıldığını ifade ederek, “Türkiye’de 107 bin ton bal üretimi var ve bu üretimin 22 bin tonunu Doğu Karadeniz gerçekleştiriyor.” dedi.

Doğu Karadeniz’in, coğrafyası ve bitki örtüsünden dolayı çok zengin aromalı bitkilerle kaplı olduğuna dikkati çeken Yüce, bunlar arasında ıhlamur, enginar ve kestanenin ön plana çıktığını belirtti.

Ballı bitkilerin yoğun merkezi olan Doğu Karadeniz’de arıcılığa teşvik verdiklerini anlatan Yüce, “Bir yandan bal üretimini artırırken bir yandan da bal dışındaki katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi konusunda çalışmalarımız var. Bin 140 kişiyi eğitimden geçirdik, sertifika ve destek verdik. Şu anda arı sütü, polen, propolis ve arı zehri üretilmesiyle ilgili çalışmalarımızı hızlı şekilde sürdürüyoruz.” diye konuştu.Marmara  Bölgesi  de  Bal  üretiminde  çok  güzel  noktaya  gelebilir.Toplantılarınız ve  hayatımızın  bal  gibi olmasını  dilerim.”

.Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun, ODÜH Şube Müdürü İhsan Köse Sakarya Arı Yetiştiricileri Birliğinin “9. Arıcılık Panelinde” Bal Ormanları Hakkında Bilgilendirme Sunumu Yapıldı..

Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun konuşmasında “Arıcılık, biyolojik çeşitliliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılması, ülke ekonomisinin geliştirilmesi, sürdürülebilir gıda güvenliğinin sağlanması ve aynı zamanda tozlaşmayı artırarak toprağı koruyan otsu ve odunsu bitkilerin yayılmasını sağlaması ile topraklarımızın büyük bir kısmını tehdit eden erozyonun önlenmesi bakımından desteklenmesi gereken stratejik bir sektördür. Arıcılık, düşük girdi maliyeti ve kolay uygulanabilirliği sayesinde yeterli yatırım hizmetlerini alamayan ve tarıma elverişli alanın yetersiz olduğu kırsal alanlarda gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve artırılması ile kırsal kalkınmaya katkıda bulunması bakımından büyük önem arz etmektedir.

Arıcılığı desteklemek amacıyla; Bakanlığımız ve Orman Genel Müdürlüğümüz ile Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği arasında 2010-2012 yıllarını kapsayan sürede ve gerektiğinde ek protokol ile süre uzatılabilecek nitelikte “Arıcılığın Geliştirilmesi ve Bal Üretim Ormanlarının Kurulmasına İlişkin İşbirliği Protokolü” yapılmıştır. Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğümüz tarafından “Arıcılığın Desteklenmesi” amacıyla “02.03.2010 tarihli ve 175 sayılı Genelge” yayınlanmış ve “Bal Ormanı Eylem Planı” hazırlanmıştır.

Bu bağlamda; Genel Müdürlüğümüzce bugüne kadar ülke genelinde 32.500 Ha. alanda 238 adet Bal Üretim Ormanı kurulmuştur.

Bölge Müdürlüğümüz görev alanında; Sakarya İli dâhilinde Söğütlü, Hendek, Kocaali, Pazarköy, Karapürçek, Çinardibi, Karasu ve havza bazlı olarak Doğançay olmak üzere 566 Ha. alanda 8 adet,  Kocaeli İli dahilinde Kartepe, Pınarlı ve havza bazlı olarak Değirmendere olmak üzere 912 Ha. alanda 3 adet olmak üzere toplamda 1.478 Ha. Ormanlık alanda ve 11 adet Bal Üretim Ormanı planlanarak kurulmuş ve arıcılığın hizmetine sunulmuştur.

Sakarya ve Kocaeli ili dahilinde kurulan 13 adet Bal ormanı projesi kapsamında; Arıcılık faaliyetine uygun olarak yalancı akasya, kestane, ıhlamur, ceviz, muşmula, kiraz, badem, erguvan, incir, erik, kızılcık, sandal vb. gibi polen ve nektar bakımından zengin olan ballı bitkiler olmak üzere toplam 102.170 adet fidan ile ağaçlandırma yapılarak erozyonun önlenmesi, yöre halkının işlendirilmesi ve alternatif geçim kaynağı oluşturulması ile biyolojik çeşitliliğinin ve ekosistemin devamlılığı açısından olumlu katkıları görülecektir.2019  yılına  kadar   19  Bal  ormanına  ulaşacağız”dedi

Genel Müdürlüğümüz ve Orman Bölge Müdürlüğümüzce Arıcılığın geliştirilmesi ve desteklenmesi amacıyla Bal Ormanları Eylem Planı kapsamında kurulan Bal Üretim Ormanlarının ülkemiz ve yöremiz halkına hayırlı olmasını dilerim” dedi.

Programın devamında diğer konuşmacıların sunumları ve ODÜH Şube Müdürü İhsan Köse’nin Bölge Müdürlüğünde arıcılıkla ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirme sunumunu   gerçekleştirdi

Ülkemizde 10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   var

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Turan Karadeniz” Türkiye uygun    ekolojisi, zengin    florası ve  arı  materyalindeki genetik     varyasyonu ile   arıcılıkta 21.yy’da söz   sahibi    olacak ülkelerden biridir.    Aynı   zamanda ülkemiz dünyanın en  önemli    12  gen   merkezi    arasında olup,   10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   ve  bölgesel koşullara uyum    göstermiş arı  ırk  ve  ekotipleri bulunmaktadır. Bir  kıta ülke    durumunda olan    ülkemizde, farklı coğrafi     bölgelerin bulunması, birbirinden değişik    iklimlerin yaşanmasına, buna   bağlı olarak    da   zengin    bitki   tür   ve   çeşitliliğin ortaya çıkmasına imkan vermiştir.Tozlayıcı böcekler arasında en önemlisi arılardır. Dünyada yayılış    gösteren 250   binden    fazla   çiçekli    bitki   türü   arasında yaklaşık 20  bininin    arılar   tarafından ziyaret edildiği    kaydedilmektedir. Türkiye’de doğal veya    kültüre alınan    yaklaşık 300   bitki türünün     nektarlı    olduğu    ve  arıcılık    açısından önem    taşıdığı    bildirilmektedir. Arılar    nektar ve  polen   toplamak amacıyla çiçekleri ziyaret etmekte, nektarı karbonhidrat kaynağı olarak,    polenleri ise  daha   çok   protein    kaynağı olarak değerlendirmektedirler Polinasyonda Bal Arılarının Rolü ve Önemi Apis  türleri    önemli    çiçek    ziyaretçisi ve   çeşitli    bitkilerin tozlayıcısıdırlar. Tüm balarısı türleri    içerisinde sadece Apis mellifera, tarımsal ürünlerin ve   diğer bitkilerin  ticari tozlaşması  için yaygın bir  şekilde kullanılmaktadır. Bal arısı tarafından gerçekleştirilen tozlaşma meyve türlerinde meyve bağlama ve ürün için gerekli olup, uygun tozlaşma sadece bitkisel üretim acısından değil, aynı zamanda meyve kalitesi ile de yakından ilişkilidir.

Propolis antioksidon olarak gıdalar içinde en yüksek ürün.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Ümran Şahan “Apiterapi öncelikle sağlıklı yaşamı destekleme, ikincisi de bazı kronik hastalıklarda klasik tedaviyi destekleme açısından bizlere yeni bir kapı sunuyor. Bal, mide ve bağırsak şikayetlerinin giderilmesinde, kemoterapi ve radyoterapi hastalarında kullanılıyor. Yüzde 47’si protein olan polen de zihinsel ve mental gelişimlerde çok önemli. Propolis antioksidon olarak gıdalar içinde en yüksek ürün. Sadece bal, polen ve propolisin değil, arı sütü ve zehrinin de birçok kronik hastalığın tedavisinde kritik roller üstlenebiliyor. Ana kraliçe sadece arı sütü ile besleniyor ve yıllarca yaşayabilir. Kadınlarda rastlanan şikayetlerin giderilmesinde, erkeklerde sperm hareketsizliğinde çok iyi sonuçlar verdiği yazıyor. Arı zehrine karşı alerjisi yoksa, özellikle kas iskelet sistemine ait kronik rahatsızlıkların giderilmesinde büyük yararları var” dedi.

Arılardan elde edilen propolisin kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarını  Yok ediyor

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Hasan Hüseyin Oruç “Arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini kaydetti.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, işçi arılar tarafından ağaçların tomurcuk filiz ve sürgülerinden toplanan çok kuvvetli antibakteriyal ve antifungal etkiye sahip yapışkan organik madde özelliğindeki propolisin insan sağlığına önemli katkılarının bulunduğunu kaydetti.

Oruç, özellikle Kırklareli’nin Sislioba köyünde yetişen Trakya arısından elde edilen propolisin sadece hasta kişilerin değil sağlıklı kişilerin de tüketmesi gerektiğini belirtti.

Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür

Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Araştırma Merkezi (HARÜM) Merkez Müdür Yardımcısı  Doç.Dr. Aslı Özkırım “arı hastalıkları, sağlığı ve korunma yolları hakkında görsel bir sunum yapmıştır. Sunumunda Amerikan, Avrupa ve adi yavru çürüklük hastalıkları, kireç hastalığı, taş hastalığı, nosema ve varroa gibi hastalık ve zararlıların bulaşması, meydana getirdikleri zararlar ve korunma yolları hakkında yetiştiricileri bilgilendirdi. Arının gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı, arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere yayılmasına neden olmaktadır.

 Benzer şekilde, gezginci arıcılık da hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir. Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni ilkbahar aylarında özellikle yavru yetiştirme faaliyetinin büyük hız kazanmış olması ve beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için, koloni kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir.Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan etmene göre; bakteriyel (Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü, Septisemi), fungal (Kireç ve Taş hastalığı), viral (Kronik ve Akut Arı Felci), paraziter (Varroa jacobsoni ve Acarapis voodi) ve Protozoan (Nosema ve Amoeba) ya da hastalığın oluştuğu konukçuya göre; Ergin ve Yavru Arı Hastalıkları olarak sınıflandırılabilir. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Ancak bu patojenlerin hepsi aynı derecede tehlikeli değildir. Amerikan yavru çürüklüğü ve varroa gibi çok tehlikeli ve hızlı yayılıcı bazı arı hastalık ve zararlılarının kontrolünde “Ulusal Kontrol Programları”na ihtiyaç duyulur. Ülkemizde Vespa orientalis ve Vespa crabro adlı türleri oldukça yaygındır. Yavru yetiştirme dönemlerinde bal arılarını arazide besin toplarken veya kovan uçuş tahtası üzerinden yakalayarak yuvalarına götürürler. Bazı yıllarda arılara ciddi zarar verirler. Eşek arıları ile kesin bir mücadele yöntemi olmamakla birlikte; yuvaların tahrip edilmesi, içine et, balık, ciğer konan tuzaklarla sayılarının azaltılması, kovan giriş deliğinin daraltılması, böcek öldürücü ilaç ve kıymadan yapılacak zehirli yem ile yuvalarındaki yavrularının öldürülmesi faydalı olabilecek bazı uygulamalardır. En iyi yol, eşek arısı sayısının çok arttığı dönemlerde kolonilerin bu bölgeden taşınmasıdır.”

Arıların En Büyük Düşmanı ‘Yalancı Bahar’

Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, dünyada ve Türkiye’de arı kolonilerinde kış kayıpları yaşandığını, bunun çeşitli nedenlerinin bulunmasının yanında en büyük problemin ise ‘Yalancı Bahar’ olduğunu belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, ‘Yalancı Bahar’ tabir edilen olayı, kışın ortasında havaların ısınması dolayısıyla, arıların dışarıya çıkarak polen ve nektar arayışına, yavru faaliyetlerine başlaması ve daha sonra da havanın soğuması ile kovanlarda toplu ölümler yaşanması olarak ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Oskay, NKÜ’de bal arılarıyla ilgili çalışmalar yaptıklarını belirterek, bal arılarının gerek insan yaşamı için sağlıklı beslenmeyi sağlamaları açısından gerekse bitkilerde yaptığı tozlaşma nedeniyle çok önemli olduğunu söyledi.

Bal arılarının besin zincirinin önemli bir parçası olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Devrim Ozkay, “Eğer bal arıları yok olursa, bugün dünya üzerinde açlık yaşanabilir. O yüzden bal arılarını muhafaza etmemiz, korumamız, arıcılığı geliştirmemiz lazım” dedi.

“Yüksek miktarda kış kayıpları yaşıyoruz”

Arıcılığın bazı sorunlar ile karşı karşıya olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, “Özellikle dünyada ve ülkemizde yaşanan kış kayıpları var, bu yılda bölgemizde ve ülkemizde yüksek miktarda kış kayıplarını yaşıyoruz. Bunların arkasında yatan nedenlere gelince, neden bu koloni kayıpları oluyor? Bir çok faktörün bir araya gelmesi ve arıların buna dayanamaması olayı. Bunlardan bir tanesi, sonbaharda iklim değişikliği nedeniyle yaşanan kuraklık. Sonbaharda, bal arıları, doğadan aldıklarıyla yeni, genç popülasyonları, yavruları geliştirmek zorundalar. İşte doğadan eğer polen ve nektar gelmezse, ikisinin dengesi bozulursa, bu sefer arılar genç nüfus oluşturamıyor ve kışa giren yaşlı popülasyonlar kış ortasında yok olup gidiyor” ifadelerini kullandı.

Arıcıların kolonilerini koruyabilmek için dikkat etmeleri gereken noktalar olduğunu belirten Ozkay, “Arıcılarımız özellikle sonbaharda, kolonilerinin bakımlarını yaparken dikkat etmeleri lazım, yiyecek stoklarının tam olmasını sağlamaları lazım, hastalıklarla mücadele etmesi lazım, eğer bunlara dikkat edersek arıcılıkta koloni kayıplarının yaşanmayacağını düşünüyorum. Bunun yanında, etraftaki tarım ürünlerine uygulanan kimyasal zehirlerin de arıları öldürdüğünü biliyoruz, buna da dikkat edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

“Yerli arı ‘Yalancı Bahara’ inanmaz”

Arıcıların en büyük korkularından birinin de ‘Yalancı Bahar’ olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, “Bir de ‘Yalancı Bahar’ denen bir olay var, kışın ortasında havalar birden güzelleşiyor, sıcaklık artınca bu sefer arılar aktif hale geliyor, dışarıya çıkıp nektar ve polen aramaya başlıyor. Nektar ve polen getirmek için uçmaya başlıyor, uçma faaliyeti arıların ömrünü kısaltıyor. O nedenle biz bu dönemlerde arıların kovandan çıkmamasını tercih ediyoruz. Tabi bunu nasıl sağlarız? Eğer bulunduğumuz bölgenin arısıyla çalışırsak, yerli arı bunu bilir, yani kışın ortasında yaşanan baharın yalancı olduğunu, etrafta çiçek ve polen bulunmadığını bildiği için kovandan dışarıya çıkmıyor. Ama farklı bir bölge ya da ülkeden gelen koloni varsa onlar bu durumu bilmediği için uçmaya başlıyorlar, yavru faaliyetlerine başlıyorlar. Arkasından da soğuk vurduğu zaman, koloni, yavrulu alanı ısıtamadığı için yavru üşümeleri ve arkasından yavru hastalıkları dediğimiz Amerikan yavru çürüklüğü hastalığı, Avrupa yavru çürüklüğü hastalığı ortaya çıkıyor ve bunlar nedeniyle koloni kayıpları yaşanıyor” dedi.

Arıların ‘Yalancı Bahar’ tabir edilen zamanlarda dışarı çıkmaması için de üreticilerin bazı önlemler almaları gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Özkay, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı:

“Üretici, eğer o bölgenin arısıyla çalışmıyorsa, bu sefer bal ve polen stoğu olan arılar bu havalarda dışarı çıkmıyor, bunun dışında kolonide bir açlık olayı varsa, stoklar yeterli miktarda değilse, arı da dışarı çıkıp yiyecek bulma davranışı gerçekleşiyor. İşte arıcılarımız bunun önüne geçmek için o kışın ortasındaki güzel günlerde arılara şeker şurubu vermesi lazım. Şeker şurubu ile beslendiği zaman arı verilen o besinle kendi stoklarını oluşturmaya çalışacaktır. O şurubunda iki birim pancar şekeri bir birim su olarak hazırlanması lazım, bala yakın bir kıvamda olması gerekir. İkinci beslenme olayı da içeride yavru faaliyetlerini gerçekleştirebilmesi için polen gerekli, arıcılarımız o zaman da baharda topladıkları ve difrizde sakladıkları polenler ile kek yaparak veya arı sağlığına uygun ham maddelerden yapılmış ikame polen yemlemesiyle arılarını yemlemeleri gerekiyor.”

 

MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem"Öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılmalı"

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 26. Dönem 2. Yasama Yılı  73. Birleşiminde  Gündem dışı ilk söz, öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılması hakkında söz isteyen MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’e aittir.

ARZU ERDEM “Değerli milletvekilleri, evet, malumunuz, öğretmen atamalarıyla ilgili, istihdamla ilgili kadro sayısı açıklandı. Sayın Bakanımızın da açıkladığı gibi, 20.127 öğretmen alınacak. 20.127 öğretmenimiz bu konuda maalesef muzdarip, neden muzdaripler? “Evet, bizler müracaatlarımızı yapacağız. KPSS’yle ilgili gerekli gayreti gösterdik, gerekli emeği de ortaya koyduk. Alacağımız puanlar nispetinde kendimize de güveniyoruz…” Geçen gün gelen 2-3 öğretmen adayının tam anlatımlarını aslında sizlere anlatmak istiyorum. Gencecik, pırıl pırıl arkadaşlar bunlar, şunu söylediler: “Bizim KPSS puanımız yüksek Sayın Vekilim fakat şu dosyayı bir elinize alır mısınız.” Elimize aldığımız dosyada daha önce KPSS puanıyla mülakata girmiş olan öğretmenlerin isim, soy isimleri ama bir tarafta da mülakattan aldıkları puanlar vardı. Neydi bu puanlar? İnanın beni çok şaşırttı. KPSS’den 1’inci kişinin adı soyadı, yanında 65 puan KPSS puanı ancak mülakatta 100 almış; 60 puan KPSS puanı, mülakatta 90 almış. Şimdi burada orantı olarak bir sıkıntı var. Olabilir, belki KPSS puanı olarak düşük bir puan almış olabilir ama mülakatta bu kadar yüksek puan almak suretiyle dengenin ortadan kalktığını, KPSS için çok büyük emek vermiş olan kişilerin bu anlamda mağdur edildiğini görmek, o insanların umudunun kırıldığını görmek de hepimiz için üzücü bir şey.

Değerli milletvekilleri, eminim ki bu müracaatlar sizlere de geliyordur. Gelen arkadaşlar şunu söylüyor… Doğal olarak akıllara bu sefer şu geliyor: “Acaba birilerinin adamı olanlar mı mülakatta bu puanları alıyor?” Gelin biz bunları ortadan kaldıralım, gelin bu zihniyeti, bu düşünceyi ortadan kaldıralım. Mülakat gerçekten vebali çok ağır bir süreç.

Şimdi, ben eğitimciyim. Eğitimci olarak benim karşıma insanlar geldiğinde -aranızda mutlaka eğitimciler vardır- bu çocuklara baktığınız zaman bunlar konuştuğunda 5 tane soruyla onların gerçekten vatana sevdalı olup olmadığını, millete sevdalı olup olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz, liyakatlerinin olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz? Mülakat bu kadar sıkıntılı bir süreç. Kısacık bir sürede bir insanın o mesleğe uygun olup olmadığını tespit etmek, bu anlamda da istihdam konusunda ona bir yer vermek büyük bir adaletsizlik.

Burada olması gereken ne? Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda kanun teklifini vermiştir, bize göre mülakat kalkmalıdır. Mülakat kalktıktan sonra güvenlik soruşturması çok önemli. Hain FETÖ darbe girişimi bize gösterdi ki, evet, güvenlik soruşturması mutlaka yapılmalı, bu anlamda da insanların ölçümlemesinin çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu mülakatı kaldırdıktan sonra KPSS puanı, güvenlik soruşturması ve belki ilave birtakım tedbirler alınabilir. Ama, mülakat kalacaksa da -burada da çok önemli bir detay var- mutlaka kayıt altına alınmalı yani kamera sistemi olmalı ki…Burada mutlaka kamera sistemi olmalı ki bu insanlar yani kendini mağdur hisseden öğretmen dönüp “Ben adalete sığınıyorum, mülakatta benim hakkım yeniyor.” dediği zaman gidip adalete sığındığında adalet mekanizması işleyebilsin.Nedir delil olan orada? Mülakat esnasında kayıt altına alınmış olan o belgeler, o bilgiler kayıttır. O anlamda da müracaatı sonucunda mahkeme heyeti kararını verebilir ve diyebilir ki: “Evet, bu itirazınız haklı ya da haksız.” Şu an mülakata girip itirazı olanların, bu itirazların karşısında herhangi bir delil ortada olmadığı için itirazları reddediliyor. Gelin, öğretmenlerimizi, hepimizin evlatlarını emanet ettiği öğretmenler bunlar… Gelin, hep birlikte bu konuda senelerden beri bu milletin, bu toplumun kanayan bir yarası olan mülakatları kaldıralım, kaldırırken de biz vicdanı rahat bir şekilde diyelim ki -herkes bileğinin hakkıyla- nasıl olsa artık sorular da denetim altında, bu anlamda devlet de gerekli önlemleri artık alacaktır. KPSS’yle ilgili şaibeler de ortadan kalktıktan sonra güçlü devlet, güçlü millet olmanın karşılığı olan adalet ve liyakat esasına dayalı… Gelin, herkes sınava girsin, bileğinin hakkıyla alan sorularını cevaplandırsın, bu alan sorularına göre hak eden öğretmenler de eğitim sisteminde istihdam görsün ki ne bu eğitim sisteminden hain yetişsin ne bu eğitim sisteminden vatanını sevmeyen insan yetişsin. Gelin, öğretmenlerimizin değerini güçlendirelim. Birbirlerine şu soruyla bakmasınlar: “Ya, acaba bu öğretmen torpille mi geldi? Acaba diğeri birinin adamı olarak mı geldi?” Gelin, bu kuruntuların hepsini de ortadan kaldıralım.Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda öğretmenlerin yanında olmuştur şu ana kadar, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Adı Duyulmamış Kahramanlar kitabı söyleşi programı gerçekleşti

Moderatörlüğünü Yılmaz Yürek’in yaptığı  Yazar Ali ÇETİNKAYA’nın Adı Duyulmamış Kahramanlar kitabı söyleşi programı Sait Tanış kültür Merkezinde  gerçekleşti.

Eğitimci – Yazar Ali Çetinkaya tanıtım toplantısında yaptığı konuşmasında; katılımları için konuklarına teşekkür etti ve neden böyle bir kitap yazmak ihtiyacı duyduğunu, yazarken duyduğu heyecanını ve karşılaştığı zorlukları anlattı ve kitaptaki bazı kahramanları tanıttı.

“Türk Milleti büyük bir millettir.Türk çocukları kimlerin torunları olduklarını,nasıl bir milletin evlatları  olduklarını  Türk Tarihinden  öğreneceklerdir.Bu nedenle Türk çocuklarına tarihimizi en anlamlı bir şekilde öğretmeliyiz.Aksi halde geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz.”

“Bugün gençlik yıkıcı,bölücü ve hain saldırıların karşısında  korumasız  bırakılmıştır.Hatta Türk olmamakla övünen bir güruk meydana  gelmiştir.Bunun adına da  kimileri ilerici,kimileri dindarlık,kimileri eşitlik  gibi kavramları kargaşa halinde gençliğe  empoze etme  çabaları yoğunlaşmıştır.”

 

Amacının “Canını Türk Milletine siper edip, vatan ve millet için gerektiğinde gözünü kırpmadan canını feda eden ve ömrünü bu uğurda harcayan başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün kahraman Türk evlatlarını tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevimiz ve boynumuzun borcudur.” olduğunu açıklayan Eğitimci Yazar Ali Çetinkaya şu bilgileri verdi:

” Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta, Balkanlarda, İstiklal Savaşında binlerce kahramanlarımız var. Yokluklarla dolu mücadelelerini zaferlerle kapatmışlardır. Bu kahramanların tanınmasını istedim. Bunu da bir boyun borcu gördüm. Bir yıllık çalışma süremde 70 başlıkta 85 kahramana ulaşabildim. Bundan sonra diğer tarihçiler tarafından da çalışmalar yapılır diye umuyorum. Bu kahramanları, Türklerin yaşadığı coğrafyadan derledim. Mesela; Makedonya’dan Ohri’li Kemal var. Hemen hemen her bölgeden kahramanlarımız var.

Ailemden de var, babamın babası var, Adapazarı Bakırlı’lı Mehmet Çavuş. Ferizli İlçesine bağlı (Abdulrezzak) Konuklar köyünden Karatepeli Halil, benim dedem olur onun da annesinin abisi. Kadınlarımızın da bu kahramanlar arasında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Gene Bakırlı ‘dan Gülsüm Gelin ki benim babaannemdir. Tarihimiz sayılamayacak kahramanlar ile dolu. Ben 85 kahramanla bir çalışma yaptım.”dedi

Sakarya Şairler  ve Yazarlar Derneği Başkanı Çetin ELVEREN”Milli şuur oluşumuna katkı sağlayan güzel bir beyin fırtınası içinde geçen söyleşi idi.Katılmaktan keyif aldım .Kutluyorum”

Türkiye Yazarlar Birliği  Sakarya Şube  Başkanı Hasan Topçu “Adı Duyulmamış Kahramanlar adlı kitaba ahde vefa gözüyle bakılmasını tavsiye ederken yazar Ali Cetinkaya yı yazdıgi bu güzel kitap için tebrik etti”

Sakarya  Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Bölüm Başkanlığından Okutman Adem ARI” Hem Büyük zaferleri hem kara  günleri anmak,tarihimizdeki kahramanları yaşatmak,milletimizi milli ruha büründürmek ve inançları kuvvetlendirmek için şarttır”

Yazar  Mustafa Hamdullah Ergin”Ali ÇETİNKAYA Üstadın bu kitabını bütün öğrencilerimiz mutlaka okumalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı bu işin üzerine mutlaka eğilmelidir…”

Habervole  Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN” Avrupa,Asya ve Afrika’da yenmediğimiz  millet  kalmamıştır.Yaklaşık 500 yılın yarısı  savaşlarla geçtiği halde  yıkılmayıp, dimdik ayaktadır.Kazandığımız  bu  zaferler şanla  şerefle  doludur.Binlerce  kahramanımız da  ölmezler arasına  girmiştir.Türk Milletinin evlatları bu  zaferlerle  ve  kahraman atalarıyla ne  kadar iftihar  edip göğüsünü kabartsa azdır.İşte  Yazarımız  Ali Çetinkaya’da  atanın  ,vatanın   ne  anlama  geldiğini  bildiği  için  Çanakkale’den Cumhuriyet’e Adı  Duyulmamış  Kahramanları  bulup  bizlere  ulaştırarak  büyük birişi  başarmıştır.Kendisini  kutlarım.”

Azerbaycan Yazarlar Birliği,Azarbaycan Gazeteciler Birliği,Türkiye Yzarlar Birliği,Irak Türkmen Yazarlar Birliği,Türkiye İlim Edebi Eser Sahipleri Meslek Birliği Üyesi, “Turana Doğru” gazetesi imtiyaz  sahibi Gazeteci Yazar Nezmiyye HİCRAN” Bütün cihan bilir şunu,İki devlet,bir  milletiz!Yaranıştan-ahirete;İki devlet,bir  milletiz!,Kimse bizi ayıramaz,Mert,mübariz erenleriz,Kimse bize karışamaz,İki devlet,bir  milletiz! Ali  Çetinkaya’ın Milli şuur oluşumuna katkı sağlayan Adı Duyulmamış Kahramanlar adlı  eserini bir  başlangıç olarak  görüyorum.Her  biri  Roman  olacak  kahramanlar var.Geçmişinİ,Atasını  unutmaması  için  bir araç  olarak  görüyorum.Kutlarım.Başarılarının devamını dilerim”dedi.

         

Hasan Tahsin ve İlk Kurşun

Hasan Tahsin ya da gerçek adıyla Osman Nevres (1888, Selanik – 15 Mayıs 1919, İzmir), 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkartma yapan, seçkin askerlerden oluşan Yunan Efzon Alayı işgal askerine, Kordonboyu’ndan ilk kurşunu sıkarak Türk direnişini başlatan ulusal sembol kişi, yazar ve gazeteci.İzmir’i Yunanlara teslim etmek istemeyenlerce “Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi” isimli bir dernek kurmuşlardı. 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece binlerce İzmir’li eski musevi mezarlığında (Maşatlık meydanı) toplanmıştı. Bu esnada İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve Yunan zırhlıları İzmir Körfezi’nde bulunuyordu. Kalabalığa hitap eden önemli bir isim, o zamanın Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa’ydı. Belediye Başkanının yanı sıra topluluğa hitap eden bir diğer önemli isim ise Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin’di. Halkı direnmeye çağırıyorlardı.

Tahsin, konuşmasında Paris Barış Konferansı kararlarını sert bir dille eleştiriyor, gazetede yazdığı gibi “Burayı Yunan’a vermeyeceğiz. Vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var” diyordu. Bu geceye yakın akşam üzeri Moralızade Halit Bey, Mustafa Necati ve Ragıp Nurettin’in bir grup vatansever ile birlikte hazırladığı, “Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi” tarafından dağıtılan bildiride[8];

“              …Ey bedbaht Türk!.. Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık Meydanındadır. Oraya yüzbinlerle toplan.. Orada zengin, yoksul, bilgin, cahil yok. Fakat Yunan egemenliğini istemeyen bir mutlak çoğunluk var. Geri kalma!.. Binlerler, yüzbinlerle Maşatlık’a koş. Ve Milli Kurul’un buyruğuna uy..           „yazıyordu

Milli Mücadelede İlk Kurşunu Hatay Dörtyol Karakese’de Mehmet Çavuş (KARA MEHMET ) Atmıştır

Yakın zamana kadar Milli Mücadele’de  ”İlk Kurşun’un ” İzmir’in işgali sırasında Hasan Tahsin (Asıl adı Osman Nevres)’in Yunanlılara attığı kurşun,Milli Mücadele’nin İlk Kurşunu olarak biliniyordu. Son yıllarda yapılan araştırmalarda,  Milli Mücadele’de düşmana karşı  sıkılan ”İlk Kurşun’un,(İzmir’in 15 Mayıs 1919’daki Yunanlılara sıktığı ilk kurşundan 5 ay önce) Dörtyol’da 19 Aralık 1918’de Mehmet Çavuş (Mehmet KARA) tarafından atıldığı ortaya çıkmıştır.
Bu çarpışmaların ardından Dörtyol’a dönen Fransız askerleri, Jandarma Komutanı Teğmen Hasan’ı  sebepsiz olarak ağır şekilde yaraladılar.
Dörtyol civarındaki Çaylı Köyü’nde Mehmet (Osmanoğlu lakaplı) oğlu Mustafa da  Kurtkulağı Köyü’nde şehit edildi. Bu ve buna benzer  haksız  davranışların  devamı, Türk halkını direnişe sevketti.
Yöre halkı canını ve namusunu kurtarmak için her türlü imkanını kullanarak silah
satın almaya başladı.Kara Hasan da Fransızlardan  kardeşinin intikamını almak için Kuzuculu
Köyü’nde bir teşkilat kurarak direnişe geçti. Mal  ve hayvanlarını satarak  silahlanan  yöre  insanları da Kara Hasan’a katıldılar. Böylece, zamanla sayısı 300-400’e  varan bir  milli teşkilat ortaya çıktı.1919 yılı başlarında harekete geçen  Kara Hasan Paşa ve çetesi de, Türkiye’de  işgal güçlerine karşı milli direnişi ilk başlatan teşkilat olmuştur.
Kara Hasan’a halk ”PAŞA” unvanını verir. Çetesi de ”Kara Hasan Paşa Çetesi”
olur. Kara Hasan Paşa artık Fransız ve Ermenilerin korkulu rüyası olmuştur.Kara Hasan Paşa,
halkın dilinde bir milli kahramandır artık. Çetesi ile Gavur Dağları, Antakya, Adana, Maraş, Antep, Osmaniye, Ceyhan dolaylarında  Fransızlara baskınlar yapıyordu. Türklerin can, mal ve namuslarını korumaya çalışıyordu. Kara Hasan Paşa, Türkiye’nin en büyük Kuvay-i Milliye Teşkilatını kurarak Fransız ve Ermenilerle mücadele ederek 9 Ocak 1922’de düşmanların bu vatan topraklarından kovulmasını sağlamıştır.

​Gedik’ten Savunma Teknolojileri Konularında Üniversite- Sanayii İşbirliği

Milli Savunma Bakanlığının (MSB) son yıllarda önemle üzerinde durduğu konulardan birisi yerli savunma sanayinin geliştirilmesi. Bu kapsamda MSB Türk Silahlı Kuvvetleri ile güvenlik kurumlarının savunma sistem ihtiyaçlarının maksimum ölçüde yurt içi olanak ve kabiliyetlerin oluşturularak sağlanması için yoğun bir çalışma içinde bulunmaktadır.

Bu güne kadar yapılan çalışmalar sonucunda MSB ihtiyaçların %50 civarında yurtiçi olanaklarla sağlanmakta olduğu belirtilmektedir. İhtiyaçların daha fazla oranlarda sağlanabilmesi için ileri teknolojileri gerektiren kara, hava ve deniz araçları; muhabere elektronik ve bilgi sistemleri, elektronik harp ve algılayıcılar, roket-füze ve mühimmat konularında sanayinin oluşturulması için en önemli unsur nitelikli insan alt yapısının geliştirilmesidir.

savunma_2

Bu noktada yerli sanayinin mihenk taşlarından biri olan Gedik Holding yarım asrı aşan Gedik Kaynak ve Gedik Döküm ve Vana iştirakleri ile MİLGEM (Milli Gemi) gibi projelerde savunma sanayine yönelik ürün tedariği sunarken, İstanbul Gedik Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirdiği AR&GE çalışmaları ve Savunma Teknolojileri Yüksek Lisans ve Doktora Programları ile de nitelikli insan alt yapısının geliştirilmesine destek sağlamaktadır. Pratikte sanayiden aldığı gücü teoriyle birleştiren İstanbul Gedik Üniversitesi, üniversite sanayi işbirliğinin benzersiz bir sinerjisini ortaya koymaktadır.

Sualt__ROV_Laboratuar_

İstanbul Gedik Üniversitesi’nin dikkat çeken bir projesi de yakın dönemde Makine Mühendisliği öğrencilerinden oluşan bir ekip ile Hovercraft aracı üzerine yaptıkları çalışmalar. Aynı zamanda Sualtı araçları ile ilgili de pek çok üniversite ile de gerçekleştirilen ortak projeleri bulunmakta.

20050612ran8095516_175.JPG

Sualtı Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (GESUT) İstanbul Gedik Üniversitesi çatısı altında, sportif ve sanayi dalgıçlık eğitimlerinden başlayarak, su altında endüstriyel faaliyetleri yapabilecek gençlerin uluslararası düzeyde eğitim ve sertifikalandırılmaları ile Sualtı Teknolojilerinde gerekli olan robotik (ROV), sensörik ve otomasyon sistemlerinin geliştirilmesi çalışmalarını bünyesindeki Mekatronik bölümü ile birlikte yürütmektedir.

Uyuşturucuya ile Mücadeleye Dikkat Çekecekler

Uyuşturucuya ile Mücadeleye Dikkat Çekecekler

Sakarya Üniversitesi organizasyonunda, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı, Sakarya Spor Kulübü’nün destek ve katılımlarıyla 17 Ocak Salı günü saat 19 00 da Sakarya Üniversitesi Kapalı spor salonunda bir futbol karşılaşması düzenlenecek.

“Bağımlı Olma, Özgür Ol” temasıyla yapılacak olan karşılaşma ile Sakarya’nın ulusal politikalar eşgüdümünde uyuşturucuyla mücadele çalışmalarına destek vermek ve kamuoyunda madde bağımlılığı konusunda farkındalık oluşturmak amaçlanıyor.

Aile ve Sosyal Politikalar, Adalet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor, İçişleri, Milli Eğitim, Gümrük ve Ticaret ile Sağlık Bakanlıkları tarafından oluşturulan Uyuşturucu İle Mücadele Yüksek Kurulu’nca belirlenen hedefler çerçevesinde planlanan karşılaşma kapsamında, gençlerin madde ve zararlı alışkanlıklardan korunması ve bağımlılık konusunda bilgi ile bilinç düzeylerinin arttırılarak sağlıklı nesillerin yetişmesine katkıda bulunulması amaçlanıyor.

Her yıl düzenlenecek

Sakarya Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Ercan Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, ve Sakaryaspor Teknik Direktörü Tuncay Şanlı işbirliğiyle yapılan organizasyon, topluma örnek şahıs ve kurumlarca gençlerin ilgi alanlarına yönelik her türlü sanat ve sportif faaliyetlere destek verilmesi ve bu alanda yapılacak tüm çalışmaların sürdürülebilir olması amacıyla her yıl düzenlenecek.

“Adı Duyulmamış Kahramanlar”Kitabının Tanıtım Proğramında İzdiham Yaşandı

“Adı Duyulmamış Kahramanlar”Kitabının Tanıtım Proğramında İzdiham Yaşandı

Eğitimci-Yazar Ali Çetinkaya’nın ilk kitabının Tanıtım Proğramına Eski Sakarya Bayındırlık ve İskan Müdürü Cengiz ALBAYRAK ,Habervole Genel Yayın Yönetmeni  Fehmi DUMAN, Sakarya Yazarlar Şairler Derneği Başkanı Çetin Elveren ve dernek üyeleri Refi Yener, Ayhan Akgül, Muharrem Aytekin, Dursun Yelkenci ile Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Başkanı Hasan Topçu, MHP Yönetim Kurulu Üyeleri ve eski başkanlar  Cemalettin DİNÇER,Ahmet Pehlivan,Geyve  Belediyesi  Meclis  Üyesi  Engin TOKLU , Ülkücü Gençler, Öğretmenler, vatandaşlar, veliler ve öğrenciler , Çevre  il ve  ilçelerden katılım  oldu

Eğitimci Yazar Ali Çetinkaya  Çanakkale’den Cumhuriyete “Adı Duyulmamış Kahramanlar” Kitap Tanıtımı ve  Söyleşi   Geyve Anadolu İmam Hatip Lisesi Konferans  Salonunda  Geyvelilerin  büyük ilgi  göstermesiyle  gerçekleşti.

Geyve İlçesi merkez Kazımpaşa İlkokulu öğretmenlerinden Ali Çetinkaya, Çanakkale’den Cumhuriyete kadar işgalci güçlere karşı yaşadığı toprakları savunan ve bu güne kadar ” Adı Duyulmamış Kahramanlar ” ın bazılarını bir kitapta buluşturdu.

ali-cetinkaya-a1

Amacının da; ” Canını Türk Milletine siper edip, vatan ve millet için gerektiğinde gözünü kırpmadan canını feda eden ve ömrünü bu uğurda harcayan başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün kahraman Türk evlatlarını tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevimiz ve boynumuzun borcudur.” olduğunu açıkladı ve şu bilgileri verdi:

ali-cetinkaya-adi-duyul

” Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta, Balkanlarda, İstiklal Savaşında binlerce kahramanlarımız var. Yokluklarla dolu mücadelelerini zaferlerle kapatmışlardır. Bu kahramanların tanınmasını istedim. Bunu da bir boyun borcu gördüm. Bir yıllık çalışma süremde 70 başlıkta 85 kahramana ulaşabildim. Bundan sonra diğer tarihçiler tarafından da çalışmalar yapılır diye umuyorum. Bu kahramanları, Türklerin yaşadığı coğrafyadan derledim. Mesela; Makedonya’dan Ohri’li Kemal var. Hemen hemen her bölgeden kahramanlarımız var.

istiklal-madalyasi-mehmet-cavus

Ailemden de var, babamın babası var, Adapazarı Bakırlı’lı Mehmet Çavuş. Ferizli İlçesine bağlı (Abdulrezzak) Konuklar köyünden Karatepeli Halil, benim dedem olur onun da annesinin abisi. Kadınlarımızın da bu kahramanlar arasında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Gene Bakırlı ‘dan Gülsüm Gelin ki benim babaannemdir. Tarihimiz sayılamayacak kahramanlar ile dolu. Ben 85 kahramanla bir çalışma yaptım.”

“93 Harbi, yanı Rus Savaşı Balkanlara düşen ateş topu gibiydi. Canlar gitti, vatan toprağı gitti. Kimileri can pahasına düştü yollara, İstanbul İstanbul diye. Kimileri direnmeye çalıştı, kolay mı terketmek evi, barkı, yeri, yurdu,geçmişi, anıları..

Mehmet Çavuş daha çocuk yaşlardaydı. Meydanı boş bulan Bulgar Çeteleri köylere baskın yapıyor, öldürüyorlardı çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden. Ağa idi babası Mehmetin. İki köyü, malı, mülkü çoktu. Kolay değildi bırakıp gelmek. Birde büyük aile, köyün yarısı aileden. Amcalar, halalar, kardeşler, kardeş çocukları herkes onun gözüne bakıyordu. Birkaç defa püskürttüler Bulgar Çetelerini fakat daha fazla böyle gitmeyecek belli.

Topladı Ali Ağa ileri gelenleri. Karar çıktı, yarın yola çıkılacak. Bir öküz arabası nekadar alırsa, en değerli yükünüzü toplayın düşelim yollara.

Haberini almışlardı gidenlerden, İstanbul yığınla dolu. Birde yollarda soygun oluyormuş. Üç beş paralarını gocuklarının astarının içine gizlediler. Geldiler İstanbul’a, beklediler sokaklrada günlerce. Muhacir Komisyonu Adapazarına gönderdi onları. Fakat sıtma yaygın. Adapazarı sulak, sıtma canlar alıyor. Yürüdüler kuzeye doğru. Havadar güzel bir yer buldular, kurdular köyü oraya. Bakırlı Köyü.. Tarla açtılar ormandan, kömür yaktılar sattılar, geçimlerini sağlamaya başladılar.

Mehmet askerlik çağına gelmişti, gitti. Askerliğini yaparken I. Dünya Harbi patlak verdi. Ver elini Çanakkale Cephesi. Ateşin, ölümün ortasında buldu kendini. Birgün bir top mermisi çukurunda kuru tayınlarını yudumladılar, üç arkadaştılar. Tam ayağa kalktılar ki açılan ateşte iki arkadaşınıda kaybetti. Kendisi şanslıydı tüfeğinin dipçiği koptu sadece.

Sonra başka bir gün yaralandı omuzundan. Kurşun yarası, sargı yerinde iyileştirdiler. Tekrar cepheye döndü. Bir başka sefer süngü hücumunda yarandı. Yine iyileşti, tekrar cepheye. Bir başka hücumda esir düştü İngilize. Fakat künyesinin ipi kopmuş, savaş meydanında düşmüştü künye. Buldular arkadaşları, gönderdiler köyüne. “Başka bir şey bulamadık sadece künyesi var elimizde. Şehit oldu Ali oğlu Mehmet” dediler.

Feryatlar yükseldi anadan, babadan. Yeni evlenmişti Mehmet. Daha çocuğu bile yoktu. Gülsüm Gelin derlerdi eşine. Yıkıldı dünya başlarına. Derken dört yıl geçti, savaş bitti. Yıl 1918.. Teslim oldu Osmanlı. Almanlar yenildi bizde yenik sayıldık dediler. Mondros Ateşkesi imzalanınca bırakılan esirler yuvalarına dönerken Ali Oğlu Mehmet de çıkageldi. Şaşırdı herkes, sevinç, mutluluk şaşkınlık birarada.

Aradan bir yıl geçmişti ki, duyuldu Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmıştı. Ümitler yeşerdi tekrar. Yunan kuvvetlerinden sayıca azdık. Genel seferberlik ilan edildi. Ali oğlu Mehmet tekrar askere çağırıldı. Batı Cephesi.. Yunanı bozguna uğrattıkları gün esir düştü Yunana. Esir değişimlerinde sağ salim dönmüştü tekrar yuvaya. Ali Ağanın büyük oğluydu ama Ağalık Bulgaristan’da kaldı. Mal, mülk, anılarla beraber.

Okumuş adamdı Mehmet. Muhtar yaptılar köye. Bütün yenilikler onun muhtarlığında yapılmış. Yeni yazı, kılık kıyafet, hatta sonra türkçe ezan denemesi. Birde soyadı kanunu, en çok da onu anlatırmış.

Yunan işgalinde başta İzmir olmak üzere, bölge vali ve garnizonlarına emir göndermiş İstanbul Hükümeti. Bir Hasan Tahsin çekmiş silahını düşmanın alnına, şehit olurcasına. Birde Ayvalık Jandarma Alay konutanı Albay Ali Bey uymamış İstanbul Hükümetinin emrine. Askerleriye birlikte karşı koymuş düşman işgallerine. Bu Albay Ali Bey’i anlatırmış anılarında.

Sonra Mustafa Kemal, Albay Ali Beyi Ankaraya çağırmış. Beraber vermişler Kurtuluş ve Cumhuriyet mücadelesini. İstiklal Mahkemeleri Başkanı olmuş Albay Ali Bey. Sonraları da ilk hükümetlerde İmar ve İskan Bakanı olmuş. Soyadı Kanunu çıkınca da Çetinkaya soyadını almış Albay Ali Bey.

Mehmet Çavuş da, bizimde soyadımız Çetinkaya bundan böyle demiş. Gururla taşıyoruz Çetinkaya soyadını. Mustafa Kemal, İstiklal Madalyasıyla ödüllendirmiş diğer kahramanlar gibi Mehmet Çavuşu da.

Madalya Kanununa göre madalyayı taşıma hakkı bende. Madalyası da, beratı da, Mehmet Çavuşun askerlik fotoğrafıda duvarımda asılı. Rahat uyu Mehmet Çavuş. Madalyanı da, soyadını da gururla taşıyorum. Mekanınız cennet olsun. Allah sizden ve sizin gibi kahramanlardan razı olsun.”

15 Mayıs 1919 Yunan zırhlı gemileri İzmir açıklarında ve bir kısım askerlerini yolcu gemileriyle getirmişler. Karaya çıktıklarında saat 10:30’ du. İstanbul Hükümeti, İzmir Valisi ve garnizonlarına ve Egedeki diğer vilayetlerin vali ve garnizon komutanlarına ve inzibat birimlerine işgale karşı konulmayacak emrini telgrafla bildirmişti. Düşmanın yerli işbirlikçileri de, “Yunan ordusu padişahımız efendimizin daveti üzerine gelmiştir” propagandası yapıyordu.

Yunan ordusu karaya çıktığında İzmirli Rumlar ve yerli işbirlikçiler ellerinde Yunan bayraklarıyla, alkışlarla karşıladılar.

Türklerden de büyük bir kalabalık vardı. Öfke ve korku içerisinde bir şey yapamamanın çaresizliği ile işgalci Yunan Birliklerini ellerinde Yunan bayrakları ile karşılayan yerli Rumların ve yerli işbirlikçilerinin en önünde baş kilisenin baş papazı Hrisostomos arkasında bir gurup papazla Yunan Komutan Albay Zafiri’nin yanına gelerek önce çizmelerini öptü, sonra ayağa kalktı, “Hoş geldiniz” dedikten sonra Yunan milletinin 3000 yıllık bir ayrılık sonunda buradaki ırkdaşlarını Türklerin zulmünden ve esaretten kurtardıklarından dolayı tanrıya minnet ve şükran duygularını sunmuş ve sevinç gözyaşları içinde gelenleri takdis ettikten sonra elindeki İncili havaya kaldırarak, Yunan askerlerine, “ne kadar Türk kanı dökerseniz o kadar sevap kazanacaksınız” diye vaaz vermiştir. Olanları izlerken aralarından biri bu durumu onuruna yediremedi. Bağırdı, “Böyle elinizi kolunuzu sallayarak gelemezsiniz, vatanımızı böyle işgal edemezsiniz!” diye haykırdıktan sonra çekti belinden silahını, beş kurşun vardı silahında. Yunan bayrağını atının üstünde elinde dimdik tutan Yunan sancaktarına doğrulttu silahını, beş kurşunu da boşalttı. Biri alnının ortasına, ikisi göğsüne isabet etti. Devirdi bir kütük gibi yere.

Yunan birlikleri önce panikledi. Sonra baktılar ki bir kişi. Çevirdiler Hasan Tahsin’in etrafını, süngülediler oracıkta. Önce göğsünden, sonra neresine gelirse oradan… Şehit ettiler Hasan Tahsin’i. Biraz ötede panikleyen bir kalabalığın üzerine ateş açtılar. Tam 63 kişi oracıkta şehit edildi. Garnizonlara girdiler. İşgale karşı bile koymayan askerleri de komutanlarını da çıkardılar sokağa, üzerlerinde ne varsa aldılar. Aşağılarcasına bir kısmını gemilerine götürdüler. Bir kısmını da yığdılar meydana, “Zito Venizelos” diye bağırmalarını istediler. Bağırmayanları süngülediler oracıkta şehit ettiler. “Zito Venizelos” diye bağırmayan Süleyman Fethi Bey şehit edildi. Sonra bir bir İzmir’in sokakları, ilçeleri işgal edildi. Her girdikleri yerde zulümleri artarak devam etti. Taa ki 9 Eylülde denize dökülene kadar.

Efeler, çeteler, kahramanlarımız, köylüler direndiler düzenli ordu kurulana dek. İnönü’de iki defa püskürttük geriye, fakat tekrar toparlandılar. Sakarya Meydan Savaşı’nda zafer bizimdi, ancak bu da kesin bir sonuç değildi.

Başkomutan Mustafa Kemal 26 Ağustos 1922’ye kadar orduyu hazırladı. Yanında değerli komutanlar. Savaşın başından sonuna kadar savaşın içinde olan birde Yüzbaşı Şerafettin vardı, bölüğünün başında.

26 Ağustos sabahı başlatılan Büyük Taarruz, 30 Ağustosta zafere dönüştü. Artık kaçan Yunan kuvvetlerini takip ve çevirme harekatı başlamıştı. Dağılan Yunan kuvvetlerini imha ederek, esir alarak, kaçanları da kovalayarak İzmir’e geldiğimizde 9 Eylüldü. İzmir’e ilk giren komutan, Süvari Birliğinin başında Yüzbaşı Şerafettin’di. Bir düşman kurşunu ile vücudundan yaralanmasına rağmen Yunan kuvvetlerinin peşini bırakmadı.

O gün İzmir’in halini görmeliydiniz. Kaçan Yunan birlikleri her yeri ateşe vermiş, İzmir alevler içindeyken vapurlara, kayıklara atlayanlar, boğulanlar… Mahşer yerine döndü İzmir. Yunanlılara cehennem oldu.

Tam o sırada İzmir’e ilk giren komutan Yüzbaşı Şerafettin’di. Atından indi. Yanında arkadaşı ile birlikte koşarak Konak’taki Hükümet Binasına yöneldi. Merdivenleri hızla çıkarak yunan bayrağını indirip, üniformasının içinde sakladığı bayrağı çıkardı. Bayrak vücudundan sızan kanla kanlanmıştı. O Türk bayrağını Hükümet Konağının gönderine çekti. O sırada İzmir Rumlarının baş kilisesinin papazı Rum Metropolit Hrisostomos, Konak Meydanına getirilip linç edildi. Baş kilise Ayafotini’de top atışlarıyla yıkıldı. Ve işgal 9 Eylülde bitirildi.

Sakarya Meydan Muharebesinden sonra dünyanın her yanından Türk temsilciler kutlama telgraflar, heyetler gönderip zaferimizi kutluyorlardı. O yıllarda Rusya’daki Bolşevik İhtilali’nden bir fırsat bularak Buhara’da Türkler Buhara Türk Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Devlet Başkanları bir heyet göndererek Mustafa Kemal Paşa’yı ve Türk zaferini kutladılar. Heyet ile bazı hediyelerde gönderilmişti. Astragan deriler, kalpaklar, Timur’un Kur’an-ı Kerim’i de Mustafa Kemal’e gönderilen hediyeler arasındaydı. Bunlardan başka üç tane de altın kılıç gönderilmişti. Sapları değerli taşlarla süslenmiş üç altın kılıç. Bunlardan biri İnönü Savaşlarını kazanan İsmet Paşa’ya, diğeri Sakarya Savaşını kazanan Mustafa Kemal Paşa’ya verilmek üzere, üçüncü kılıç ise İzmir’e ilk giren komutana verilmek üzere gönderilmişti.

Kılıçların biri Mustafa Kemal Paşa’ya, biri İsmet Paşa’ya hediye olarak verildi. Üçüncü kılıç ise İzmir’e ilk giren komutana verilmek üzere muhafaza edildi.

İşte bu üçüncü kılıç 9 Eylülde İzmir’e ilk giren Komutan Süvari Yüzbaşı Şerafettin’e, 11 Eylül 1922 günü yapılan bir törenle Mustafa Kemal Paşa tarafından verildi.

“Bütün cihan işitsin ki efendiler. Artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır.”

Mustafa Kemal Atatürk.

Orhun Yayınları tarafından basımı yapılan kitap, Çanakkale’den Cumhuriyete adı duyulmamış kahramanların hikâyelerini konu alıyor.

Ali Çetinkaya kitapla ilgili şunları söyledi: “Uzun zamandan beri üzerinde çalıştığım “Adı Duyulmamış Kahramanlar” adlı kitabım 15 Ekim itibariyle basımı yapıldı.

Kurtuluş Savaşı’nın adı duyulmamış kahramanlarını, onları ön plana çıkaran olaylarla birlikte kaleme aldım. Kadın kahramanlar, çocuk kahramanlar, efeler, çeteler, casuslar, havacı kahramanlar, din adamları, futbolcu kahramanlar ve en son bayrağı 9 Eylül’de İzmir’de hükümet konağı gönderine çeken Yüzbaşı Şerafettin ile bitirdim.

Orhun Yayınları’ndan çıkan kitap 10 bin adet basıldı. Kendi kategorisinde kapsamlı ve iyi bir çalışma meydana getirmeye gayret ettim. Takdiri değerli okuyuculara bırakıyorum. İnşallah hayırlı olur, saygılar sunarım.”

ali-cetinkaya-a

Ali Çetinkaya kimdir?

1964 yılında Adapazarı Bakırlı Köyünde doğdu. İlköğrenimini Bakırlı da tamamladı. Ortaokul ve Lise eğitimini Arifiye Öğretmen Lisesinde ve Samsun Ladik Akpınar Erkek Öğretmen Lisesinde yaptı. Trakya Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitirdi. Kahramanmaraş ve Bartın İllerinde görev yaptı. 1998 yılında Sakarya Geyve İlçesine atandı. Geyve Çengel Köy İlkokulunda  görev yaptıktan  sonra , Geyve İlçesi merkez Kazımpaşa İlkokulunda  görevine  devam ediyor. Evli ve dört çocuk babasıdır.

frhmialifrhmiali1frhmiali2frhmiali3frhmiali34frhmiali35frhmiali36aliali1ali2ali3ali4ali5ali6ali8ali9ali10ali11ali12ali13ali14ali15ali18ali19ali20ali21ali22ali23ali24ali25ali27ali29ali32ali33alicetinkaya1alicetinkaya2alicetinkaya3alicetinkaya4alicetinkaya12alicetinkaya13alicetinkaya17alicetinkaya21alicetinkaya22alicetinkaya45alicetinkaya46alicetinkaya47alicetinkaya48alicetinkaya410alicetinkaya411alicetinkaya413alicetinkaya414alicetinkaya415alicetinkaya416alicetinkaya418alicetinkaya420