Category Archives: Ekonomi

Gaziantep’te Ekilmedik Alan Bırakmayacağız

Gaziantep’te Ekilmedik Alan Bırakmayacağız

TARIMA DAYALI SANAYİDE TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN ÜRETİM MERKEZLERİNDEN OLAN GAZİANTEP, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN DESTEĞİ İLE TARIM VE HAYVANCILIKTA DA ÜRETİM ATAĞINA GEÇTİ. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, BAŞTA TOHUM, GÜBRE, İLAÇ, FİDAN, FİDE, KOVAN VE MAKİNE OLMAK ÜZERE HER KONUDA ÇİFTÇİYE BÜYÜK DESTEK VERİYOR. GAZİANTEP BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI FATMA ŞAHİN, TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ İLE YAPILAN ANLAŞMAYLA ALIM GARANTİLİ ÜRETİME BAŞLADIKLARINI BELİRTEREK, “HEDEFİMİZ GAZİANTEP’TE EKİLMEDİK ALAN BIRAKMAMAKTIR” DEDİ.

Tarıma dayalı sanayide Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden olan Gaziantep, Büyükşehir Belediyesinin desteği ile tarım ve hayvancılıkta da üretim atağına geçti. Büyükşehir Belediyesi, başta tohum, gübre, ilaç, fidan, fide, kovan ve makine olmak üzere her konuda çiftçiye büyük destek veriyor. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Tarım Kredi Kooperatifleri ile yapılan anlaşmayla alım garantili üretime başladıklarını belirterek, “Hedefimiz Gaziantep’te ekilmedik alan bırakmamaktır” dedi.

TARIM STRATEJİK SEKTÖRDÜR

Türkiye’deki belediyeler içerisinde Tarım Daire Başkanlığını kuran ilk belediye olan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kentte tarım ve hayvancılığın gelişimine de öncülük ediyor. “Kalkınma yerelde başlar” diyen Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Hedefimiz ilimiz sınırlarında ekilmemiş alan bırakmamaktır. Dünyayı etkisi altına alan KOVİD-19 salgını da tarımsal üretimin ne kadar önemli, ne kadar stratejik olduğunu bir kez daha bizlere göstermiştir” diyerek tarımın önemine dikkat çekti.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

TARIMSIZ KALKINMA OLMAZ

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, tarımı ihmal ederek kalkınmanın mümkün olmadığını söyledi. Başkan Şahin, “Tarımı ihmal ederek kalkınmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Tarımda ne kadar güçlü olursak, sanayimiz de o kadar güçlü olacak. Çünkü bizim sanayimiz büyük ölçüde tarıma dayalı. Bu nedenle sanayi kenti olan Gaziantep’in aynı zamanda bir tarım kenti olması için de Büyükşehir Belediyesi olarak çiftçilerimize her türlü katkıyı sunmaya devam ediyoruz” diye konuştu.

ÇİFTÇİLERE BÜYÜK DESTEK

Başkan Şahin, çiftçilere verdikleri destek ve yardımları şöyle anlattı: “Çiftçimizin tohumluk, gübre, ilaç, fidan, fide, kovan gibi ne sorunu varsa yanındayız. Çiftçilerimize 5 milyon 500 adet coğrafi işaretli yöremize ait patlıcan, domates ve biber fideleri dağıttık. Ayrıca yine sertifikalı 100 ton buğday, 80 ton arpa ve 80 ton mercimek tohumu dağıtık. Arıcılıkla uğraşan çiftçilerimize 2000 adet arı kovanı dağıtımı yapıldı. Antep fıstığı ağaçlarında verimi artırmak için ve zararlı böceklerini öldürmek için 2000 adet fenomen tuzak verildi. Hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize de bin 500 ton süt yemi, 150 süt sağım makinesi, meralarda koyunlarını sulamaları için 20 adet güneş enerjili su deposu, 60 ton korunga fiğ tohumu ve 80 ton yeşil altın gübresi dağıttık.”

ALIM GARANTİLİ ÜRETİM

Çiftçinin her türlü sorununa çözüm bulacak bir yapı oluşturduklarına dikkat çeken Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, çiftçinin ürettiği ürünlere de alım garantisi verdiklerini açıkladı. Tarım Kredi Kooperatifleri ile yapılan anlaşma sonucu çiftçilerin ürünlerinin değerinde alınacağını açıklayan Başkan Fatma Şahin, “Çiftçilerimizin ürünleri değerinde alınacak. Böylece çiftçilerimiz pazarlama sorunu yaşamayacak. Çiftçilerimizin ihtiyaçları ne ise, ne istiyorlarsa ona göre çözüm üretiyoruz. Hedefimiz Gaziantep’te ekilmedik alan bırakmamaktır” şeklinde açıklamada bulundu.ÇETİN KARABIYIK

Fatma Şahin, 20 Haziran 1966 Gaziantep doğumludur. Babası Mustafa Kıymık, annesi Perihan Kıymık’tır. 2 kız 1 erkek kardeşin en büyüğüdür. İlköğrenimini İstiklal İlkokulunda, lise öğrenimini Kız Lisesinde tamamladıktan sonra. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya ve Metalürji Fakültesi’nden Kimya Mühendisi olarak mezun olmuştur. Okul bittikten hemen sonra özel bir şirkette İşletme Mühendisi olarak göreve başlamış, 18 yıl boyunca İşletme Mühendisi ve İşletme Müdürü olarak görev yapmıştır.

Evli ve 2 çocuk annesi olan Fatma Şahin, 2001 yılında Ak Parti Gaziantep İl Kurucu üyesi olmuş, 2002 seçimlerinde Gaziantep milletvekili seçilmiştir. 22. 23. ve 24. Dönem Gaziantep milletvekilliği görevinde bulunmuştur. 2007 yılında Ak Parti Kadın Kolları Genel Başkanlığı görevine seçilmiştir. Sanayi, Ticaret ve Enerji Komisyonu ve AB Uyum Komisyonu ile TBMM Töre-Namus cinayetleri ve Çocuklara Karşı Şiddeti Araştırma Komisyon’unda görev yapmıştır.

Fatma Şahin, 6 Temmuz 2011’de açıklanan 61. Hükümette, Aile ve Sosyal Politikalar Kurucu Bakanı olarak görev almıştır. Yürüttüğü bakanlık görevinden 26 Aralık 2013 tarihinde ayrılıp Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmuştur. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yüzde 54,7 lik oy oranıyla seçilerek, Türkiye’nin İlk Kadın Büyükşehir Belediye Başkanlarından biri olarak göreve başlamıştır.

Belediye Meclisi

 Fatma ŞAHİN
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı
 
    
Mehmet İhsan TAHMAZOĞLU
Şahinbey Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 M. Rıdvan FADILOĞLU
Şehitkamil Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet SARI
Nizip Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Kemal VURAL
İslahiye Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
M. Kemal SAKAROĞLU
Yavuzeli Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Ökkeş KAVAK
Nurdağı Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet Sait KILIÇ
Oğuzeli Belediye Başkanı
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Hasan DOĞRU
Araban Belediye Başkanı 
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
ALİ DOĞAN
Karkamış Belediye Başkanı 
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Abdullah ALTUNBAŞ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Abdullah KORKMAZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Ahmet İNAL
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Ayşe Nur MİRKELAM
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Beyhan KÜLEKÇİ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Celalettin TERLEMEZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Cuma GÜZEL
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Feray YILMAZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Gamze KAHRAMANLI
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Hakan KURT
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Halil UĞUR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Hanifi SÖNMEZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Hasan SAKAR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Hülya KILIÇ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 İbrahim ÇOBANOĞLU
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
İbrahim ŞAHİN
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Şükran YILMAZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Latif KARADAĞ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 M. Murat ÖZGÜLER
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Mehmet BERK
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet HAMZAOĞLU
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet KESİK
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet OKYAY
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Mehmet Salim UĞUR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mehmet ÜZÜM
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mustafa DOKTOROĞLU
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mustafa GÖKKAYA
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Mustafa KAPLAN
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Mustafa İNAL
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 Müslüm ASLAN
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 Nurettin ZİREK
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 
        
    
Osman TOPRAK
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 Osman YILMAZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 Ökkeş DÖNER
Büyükşehir Bld. Meclis Üyes
 Ömer OĞUZ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Sabri ATEŞ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Salih UYGUR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Turhan CANDEMİR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Yakup BAHAR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 
        
    
Yılmaz KİREÇ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Yusuf Erdem GÜZELBEY
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Yusuf UĞUR
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi
 Yunus Emre KILIÇ
Büyükşehir Bld. Meclis Üyesi

Gaziantep Coğrafyası

Konumu:36° 28′ ve 38° 01′ doğu boylamları ile 36° 38′ ve 37° 32′ kuzey enlemleri arasında yer alan kentindoğusunda Şanlıurfa; batısında Osmaniye ve Hatay; kuzeyinde Kahramanmaraş; güneyinde Suriye; kuzeydoğusunda Adıyaman; güneybatısında da Kilis yer almaktadır. 6222 km²’lik alanıyla Türkiye topraklarının yaklaşık olarak %1’lik bölümünü kapsamaktadır.


Genel Bilgiler:Güneydoğu Torosların uzantısı olan Sofdağları’nın bulunduğu ilde;Dülükbaba, Sam,Ganibaba ve Sarıkaya Dağları yer alır. İslahiye, Barak, Araban, Yavuzeli ve Oğuzeli ilin önemli ovalarını; Fırat Nehri, Nizip Çayı, Afrin Çayı, Merziman Çayı ve Alleben Deresi ise ilin önemli akarsularını oluşturmaktadır.Ziraata elverişli olan il toprakları zeytin, fıstık, meyve ve sebze bahçeleri, üzüm bağları pamuk ve buğday tarlaları ile kaplıdır. İlin dağlık kesimlerinde kısmen çam, köknar, sedir ormanları, step ve yarı step bitki örtüsü görülmektedir. İl dâhilindeki ormanlarda bol miktarda keklik, turaç, yaban ördeği, yaban kazı, çil, kınalı baykuş, güvercin, serçe, an kuşu, yaban domuzu, tavşan, su kuşları, kirpi ve bıldırcın görülmektedir.


İklimi: Akdeniz ve kara ikliminin geçiş noktasında yer alan ilin güney kesimleri, Akdeniz ikliminin etkisinde olmakla beraber genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve yağışlıdır. Yağış en fazla kış ve ilkbahar aylarında görülür.


İlçeleri:Araban, İslahiye, Karkamış, Nizip, Oğuzeli, Nurdağı, Şahinbey, Şehitkamil, Yavuzeli’dir.

Milli Mücadele Döneminde Gaziantep

Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle diğer Osmanlı kentleri gibi Antep için de zor günler başlamıştır. 15 Ocak 1919 tarihinde İngilizler tarafından, Mondros Mütarekesinin 7.Maddesi gerekçe gösterilerek işgal edilmiştir. İngilizler, daha sonra Musul bölgesindeki petrol topraklarına hâkim olmak için Eylül 1919’da Fransızlar ile yaptıkları bir antlaşmayla Antep’i Fransızlara bırakmıştır. Bu antlaşma, İngiltere ve Fransa arasında imzalanan “Suriye İtilafnamesi”dir. Antlaşmanın ardından önce Suriye sonra da Ekim 1919 sonunda Antep, Urfa ve Maraş boşaltmıştır. 21 Ekim 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti Gaziantep şubesi açılmıştır. 

29 Ekim 1919’da Ermeni halkın coşkulu gösterileri arasında, içlerinde gönüllü Ermeni birliklerinin de bulunduğu Fransız işgal kuvvetleri Antep’e girmiş, büyük bir tepkiyle karşılanan işgal 29 Ekim günü 13.Kolordu Kumandanı Ahmet Cevdet Bey tarafından işgal kuvvetleri kumandanına bir telgraf yazılarak protesto edilmiştir. 23 Kasım’da Antep’te büyük bir miting yapılarak, Gaziantepliler bir taraftan bu haksız işgali hem şehirde hem de sulh konferansı ve İstanbul nezdinde proteste ederken bir taraftan da vatanlarını müdafaa için tertibat almışlardır. Halep’e hususi adamlar göndererek silah ve cephane temin etmişlerdir. Ocak 1920’de şehir dışında ilk savaşlar başlamış, Fransızlar’ın Kilis ve Maraş’a giden kuvvetleri yollarda çevrilerek imha edilmiştir. Şahin Bey, Antep-Kilis yolunu kapatmış, Fransız garnizonunun Katma’daki tümeniyle irtibatını kesmiştir. 21 Ocak 1920’de, Şehit Kamil olayı gerçekleşmiştir. 12 yaşındaki Kamil ile annesi İnönü Caddesi’nde bulunan askeri fırın önündeki yoldan geçtiği sırada orada bulunan iki sarhoş Fransız askeri Kâmil’in annesine sarkıntılık etmeye çalışmış, Mehmet Kâmil’de annesini korumak için Fransızlara taşla hücum etmiştir. Bunun üzerine Fransız askerleri küçük Kamil’i süngülemiştir.  Bu olay şehirde geniş yankı bulmuş ve tarihe Şehit Kamil olayı olarak geçmiştir. 

Şahin Bey’in 28 Mart 1920’de Kilis yolunda Fransızlarla Milis güçleri arasında Elmalı Köprüsü üzerinde çıkan çatışmada şehit düşmesinin ardından, 1 Nisan 1920’de şehirde şiddetli bir harp başlamıştır. Şehir, 27 semte ayrılarak her semte bir semt reisi tayin edilmiştir. Antep halkı, 1 Nisan 1920’den 7 Şubat 1921’e kadar Fransızlar’a karşı direniş göstermişlerdir. Açlık, mühimmat-cephane kıtlığı ve Fransızlar’ın şehrin dört tarafını muhasarası karşısında, TBMMAntep’e 6 Şubat 1921’de “Gazi” unvanı vermiştir. Bundan sonra şehir “Gaziantep” adıyla anılmıştır. Fransızlar Ankara Antlaşması’nın ardından 25 Aralık 1921’de şehri boşaltmaya başlamış ve şehir iki yıl süren işgalden sonra inancın zaferini yaşamıştır.

6 Şubat 1921 yılında “Gazi” unvanından sonra, halkın Milli Mücadelede gösterdiği takdire şayan hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından, mücadeleden 87 yıl sonra, 7 Şubat 2008 tarihinde çıkarılan 5734 sayılı kanunla Gaziantep’e “İstiklal Madalyası” verilmiştir.

Gaziantep Tarihi

Türkiye’nin altıncı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ise en büyük kenti olan Gaziantep; nüfusu, ekonomik potansiyeli, kültürel zenginlikleri, tarihi dokusu ve büyükşehir statüsüyle metropol bir kenttir.

Anadolu’nun ilk yerleşim merkezlerinden biri olan Mezopotamya ile Akdeniz Bölgesi’nin kesişme noktasında yer alan kent, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve tarihin her döneminde önemini korumuştur.Farklı uygarlıkların, kültürlerin ve dinlerin biraraya gelerek birbirleri içinde sentezlendiği gizemli bir tarihe sahip olan Gaziantep; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Hurri-Mitanni, Asur, Pers, Büyük İskender, Selevkoslar Krallığı, Roma, Bizans, Selçuklu, Memluklar, Dulkadiroğluları ve Osmanlı dönemlerine ait izleri-eserleri günümüze kadar taşımaktadır. Tarihi İpek Yolu’nun buradan geçmiş olmasından dolayı uygarlıkların uğrak yeri olmuş, tarihin her döneminde kültür ve ticaret merkezi olma özelliğini korumuştur. Gaziantep’te bulunan tarihi eserlerin çeşitliliği kentin kültürel zenginliğinin bir göstergesidir. 

Günümüzdeki Gaziantep’in tarihsel bağlantıları eski Dülük ve Kale ile ilişkilidir. Dülük, antik kaynaklarda “Doliche”, Bizans kaynaklarında “Teluck”, Arap kaynaklarında “Duluk” adıyla geçmektedir. Dülük, tarihin en eski çağlarından beri kullanılan bir yol şebekesinin düğüm noktasında yer almış, bölgedeki yerleşim Dülük’ten sonra Gaziantep Kalesi etrafında gelişerek şehirleşme bu alandayoğunlaşmıştır. 

Gaziantep Kalesi, Roma döneminde kuzeyi doğal kaya, güneyi ise höyük olan bir tepe üzerine gözetleme kulesi olarak kurulmuştur. Bizans İmparatoru Iustinianos döneminde günümüzdeki halini almıştır. Memluklar, Dulkadiroğluları ve Osmanlılar döneminde çeşitli onarımlar geçiren kale, anıtsalmimarisiyle varlığını korumaktadır. 

Antep, Bizans kaynaklarında en erken 12.yy. olaraktarihlenmektedir. Haçlı seferleri sırasında iseAntep’ten “Hantap” olarak bahsedildiği görülmektedir. Antep 1151 yılında Sultan I.Mesud zamanında, Anadolu Selçukluların eline geçmiş, Sultan Mesud’un ölümü üzerine Antep, Musul ve Halep Atabek’î Nureddin Zengi tarafından alınmıştır. Bunun üzerine Selçuklu tahtına geçen II.Kılıçarslan, 1157’de Antep’i kuşatmıştır. 1183 yılında Selahaddin Eyyubi, Fırat Nehri’ni geçerek Antep’e girmiştir. 1218’de Selçuklu Sultanı I.İzzettin Keykavus’un ordusu Antep’i tekrar almıştır. 1271 yılında,Moğollar’ın Kuzey Suriye seferleri sırasında Antep işgal edilmiştir. Memluk Sultanı Baybars’ın 1277’de Moğollar’a karşı düzenlediği Anadolu seferi sırasında Antep,Memlukluhakimiyetinegirmiştir. 1390 yılında Dulkadiroğulları ordusu Antep’e gelmiş, şehri yağmalamış fakat kuşatamamıştır. Antep 1400 yılında Besni ile beraber Timur tarafından alınmış, şehir büyük ölçüde yıkıma uğramıştır. Daha sonra Antep, Karakoyunlu sülalesinden Kara Yusuf’un ve Dulkadiroğluları’nın yönetimi altına girmiştir. 1522 yılına kadar bölgede egemenliğini sürdürmüştür. 1480 yılında Alauddevle Bozkurt Bey’in başa geçmesinden sonra Osmanlı ile Dulkadiroğluları Beyliği arasındaki ilişkiler gelişmiş, Antep istikrarlı bir dönem yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim’in İran seferi sırasında Alauddevle Bozkurt Bey’den yardım gelmemesinden dolayı, Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Seferi sonunda savaş açmış ve Alauddevle öldürülmüştür. Karışıklıktan yararlanan Memluklar, Antep’i ele geçirmişlerdir. Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık ve Ridaniye zaferlerinden sonra 1516’te Antep, Osmanlı yönetimi altına girmiştir. 

Osmanlı yönetiminden sonra şehir hızla imar edilmeye başlanmış, yeni yapılar yükselmiş, halk Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine kadar refah içinde yaşamıştır.  Kent, 1818-1819’da geçici olarak Halep’in kazası olmuştur. Bu durum Antep’i sosyal, ekonomik ve ticari yönlerden gelişmesini sağlamıştır. I.DünyaSavaşı’na kadar devam eden bu durum, 1919’da İngilizler’in daha sonra da Fransızlar’ın işgaliyle bozulmuştur. Antep harbinde 10 ay 9 gün boyunca düşmana karşı kadını, erkeği, büyüğü, küçüğü ile mücadele veren şehir, 8 Şubat 1921’de “Gazi” unvanını almıştır. 25 Aralık 1921 yılında, düşman işgalinden kurtulan Gaziantep Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte hızla gelişmeye devam etmiştir. Bugün tarihi, kültürel değerleri, birbirinden lezzetli Antep yemeklerini barındıran mutfağı, beş organize sanayi bölgesi, şehirlerarası ve uluslararası bağlantı yolları ile bölgenin en önemlikentlerinden biriolan Gaziantep, her yıl binlerce turist ağırlamaktadır.

Türker Aygündüz'den 19 Mayıs kutlama mesajı

Aygündüz’den 19 Mayıs kutlama mesajı

Dünya Gençlik Ve Spor Konfederasyonu Genel Başkanı Türker Aygündüz, 19 Mayıs Atatürk´ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Dünya Gençlik Ve Spor Konfederasyonu Genel Başkanı Türker Aygündüz, gençlerin gençlik haftasını kutlayarak, “İnşallah sizlerle birlikte olan yürüyüşümüz, hem gençlik haftası süresince, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı münasebetiyle ve sonrasında tüm faaliyetlerimizde devam edecek. Sizler de bu faaliyetlerin başkahramanları olarak bu kutlu yolun, bizim yol arkadaşlarımız olarak inşallah bu heyecanla, bu coşkuyla, bu yürüyüşe devam edeceksiniz” dedi.

Genel Başkan Aygündüz, koronavirüs salgını nedeniyle kutlama programlarını planladıkları gibi yapamadıklarını kaydederek, “Normal şartlar altında sizlerle burada beraber olacaktık. Bu hafta boyunca hem sizlerle hem ülkemizin dört bir yanına dağılmış diğer arkadaşlarımızın bir kısmını da buraya davet etme düşüncemiz vardı. Fakat pandemi süreci bu fiziksel birlikteliğimizi şu an için kesintiye uğrattı. Ama biliyorsunuz bizlerin sizlerle, sizlerin bizlerle arasındaki gönül bağı, gönül köprüsü çok kuvvetli. Hiçbir şey birbirimize olan sevgimizi, saygımızı, muhabbetimizi, dostluğumuzu, kardeşliğimizi engelleyemeyecektir. Bilakis bizler her zorluğa ve karşılaştığımız sorunlara moralle, inançla, kararlılıkla yaklaşacağız ve hem engelleri kaldıracağız hem de aramızdaki bağı, aramızdaki hukuku, kardeşliği daha güçlü noktalara birlikte taşıyacağız” diye konuştu.

“Gençler bizim en büyük umudumuz, en önemli yol arkadaşlarımız”
Aygündüz; gençliğin gelecek yürüyüşünde kendilerinin en büyük yol arkadaşı olduğunu vurgulayarak, “Gençlik bizim sadece bir hafta boyunca, bir gün sürecinde gündemimizde, ajandamızda olan bir konu değil. Gençlik bizim hayatımız, gençler bizim en büyük umudumuz, en önemli yol arkadaşlarımız. O yüzden sizlerle beraber olmak, sizleri dinlemek, sizlerle hasbihal etmek, sizlerin görüşlerini, sizlerin önerilerini almak bizim için önemli bir sorumluluk ve önemli bir hayat tarzı.

Ziyaretlerimizde olsun, diğer faaliyetlerimizde, programlarımızda olsun, sizlerin bu anlamdaki gözlerindeki ışık bizlere hep güç veriyor. Biz de her fırsatı, her anı sizlerle buluşma adına, sizlerle hasbihal etme, dertleşme adına bir imkan görüyoruz.

Rabbim bu imkanlarımızı arttırsın diyorum. Ve inşallah en kısa zamanda yine sizlerle bir araya gelme ümidimi, duamı yineliyorum” ifadelerini kullandı.

DGSKON Genel Başkanı Türker Aygündüz, gönüllü gençlerin Türkiye’nin dört bir yanında örnek çalışmalar yaptığını belirterek, “Her birinizi tebrik ediyorum. Gönüllü olarak yaklaştığınız halkımızın tüm fertlerine, gençlerimize, büyüklerimize olan sevginiz, saygınız bizleri hem mutlu kıldı, hem duygulandırdı. Bu yüzden sizlerdeki bu çaba, sizlerdeki bu güzel niyet, güzel kalp olduğu müddetçe bizim geleceğe olan yürüyüşümüz, bugünlere ve yarınlara olan umutlarımız her daim diri olacaktır. Bu anlamda koyduğumuz hedefleri de inşallah her geçen gün daha yukarılara taşımanın inancını ve kararlılığını yaşayacağız” dedi.

“Ezanlarımıza, istiklalimize, istikbalimize hiçbir şekilde mani olamayacaklar”
Aygündüz, “Maalesef öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; iyilikle kötülük her zaman karşı karşıya. İyiyle kötünün, doğruyla yanlışın, hakla batılın kavgası devam etti ve devam edecek. Bünyemizdeki Federasyonlarımız, Vakıf, dernek, spor kulüplerimiz, ile Milletimize, ailelerine ve siz değerli gönüllü gençlerimize sabrı cemil temenni ediyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar bu şanlı bayrağa, bu ay yıldıza hiçbir şekilde zarar veremeyecekler.

Ezanlarımıza, istiklalimize, istikbalimize hiçbir şekilde mani olamayacaklar. Siz değerli gençlerimizin bu gönlü zengin ekibimizin, arkadaşlarımızın yürüyüşünü engelleyemeyecekler. Bilakis biz saflarımızı sıklaştıracağız, sizlerle olan gönül birliğimizi güçlendireceğiz ve yol arkadaşları olarak, yoldaşlar olarak hem yürüyüşümüzü güçlendireceğiz, hem saflarımızı sıklaştıracağız, hem de ‘insanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır’ ilkesiyle her gün nasıl daha fazla üretiriz, nasıl daha fazla insana katkı sağlarız, iyilik yaparız, bunun gayreti içerisinde olacağız. Sadece bugünler için değil, sadece bu süreç için değil, her daim her türlü imkanımızı tıpkı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sizlere, sizlerin hizmetine sunmanın çabasını göstereceğiz.” dedi.

“İnanıyoruz ki yarınların Türkiye’si çok çok daha güçlü olacak”
Türkiye’nin dört bir yanına yapılan tüm tesislerin gençlerimizin, hizmetinde olduğunu vurgulayan Aygündüz; “Sayın Cumhurbaşkanımız, sizlerin hakikaten her zaman en büyük destekçisi. Gençlerimizin seçme ve seçilme haklarından tutun,  spor imkanlarımızla ilgili pek çok alanda, pek çoğunuzun hatırlayamadığı bir süreçten geliyor Türkiye. Bugün geldiğimiz noktada yurtlarıyla, üniversiteleriyle, imkanlarıyla, gençlerimizin seçme ve seçilme yaşının düzenlenmesi ve hem de her alanda ortaya koyulan katılımcı felsefeyle sizler bunun en büyük şahidisiniz. Bizler de inşallah sizlerle birlikte bu çıtayı her gün daha ileri taşıyacağız. İnanıyoruz ki yarınların Türkiye’si çok çok daha güçlü olacak. Bizler, sadece bu ülkenin bu milletin umudu değiliz, insanlığın umuduyuz bu ruhla çalışacağız. Hiçbir kötü odağa teslim olmayacağız. Teslim olmadığımız gibi onlar bizi hiçbir şekilde motivasyon anlamında çökertemeyecekler” şeklinde konuştu.

“Daha çok okuyacağız, daha çok dinleyeceğiz, daha çok konuşacağız”
DGSKON Genel Başkanı Aygündüz; gençlere zamanlarını iyi değerlendirmeleri tavsiyesinde bulunurken, “Vakit en büyük imkanlarımızdan, en büyük nimetlerden bir tanesi tıpkı sağlık gibi. Sağlığın ne kadar değerli olduğunu görüyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesi hangi büyüklükte bir ekonomiye sahip olursa olsun bir sağlık sorunu karşısında tamamıyla kitlenmiş durumda.

O yüzden sağlığınızı hem fiziki anlamda hem ruhsal anlamda hem de sosyal anlamda koruma adına tüm güzel olan imkanları değerlendireceğiz.

Gönül dünyamızı, ruh dünyamızı takviye etme adına daha çok okuyacağız, daha çok dinleyeceğiz, daha çok konuşacağız İmkanlarımızın hepsi sizler için, çünkü sizler insanlığın umudu olan genç arkadaşlarımızsınız. Tekrar Gençlik Haftanızı kutluyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı kutluyorum. Ve inşallah 101 yıl önceki milli mücadele ruhuyla, demokrasimize, milli irademize ve yüksek adalet anlayışımıza sadakatle ve her zaman çıtaları yükseltme ilkesiyle, motivasyonuyla yarınlara birlikte diyorum” ifadelerini kullandı.

Otelcilerden Bakanlık Genelgesine tam not, Bilgi kirliliğine isyan.

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkan Yardımcısı ve Etap Altınel Çanakkale oteli işletmecisi Sabahattin Duman yazdı.

Yüz yılda bir yaşanacak bir kriz ile karşı karşıyayız. Tekrarlanan bir durum olmadığından bizleri bu duruma hazırlayacak veya gidişatı hakkında bilgi verecek bir büyüğümüz de yok.

Beklemediği bir anda arkasından itilip azgın sulara düşmüş bir gurup insan gibi herkes kendini kurtarma derdinde. Kimi kafa üstü,kimi çömlekleme, kimi anaforun ortasına kimi kayalara denk geldi.

Kimi yüzme bilir kimi bilmez, kenardan atılan can yelekleri kimine geldi kimine denk gelmedi. Kimi suyun yüzeyine çıkamadı,kimi zar zor sırt üstü bıraktı suyun akışına kendini kimi güçlü kuvvetli hamlelerle kendini suyun sakin tarafına attı kenara çıkacakları uygun bir yer bekliyorlar.

Her kafadan bir ses çıkıyor şu aralar.

– Bizi biri itti

– Hayır iten falan yok ayağı kayan biri vardı o kurtulayım derken herkesi peşinden çekti

-Siz hayal kuruyorsunuz üzerinde durduğumuz platform çürüktü çökünce biz de suyu boyladık.

…..

Şimdi de kıyıya nasıl çıkarız, çıktıktan sonra neler olur telaşı başladı. Tabii ki bir yandan suyun üstünde kalmaya çalışırken bir yandan da mantıklı çözümler bulmak zor. Beyne az oksijen  gittiği de açık.

Herkes her konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi. Otellerin açılması ve açıldıktan sonraki öyle proje ve kriterler ortaya atılıyor ki ayağa kalkması zor görünen sektörün oteli açması mümkün olmaz. Zihni Sinir projeleriyle yarışacaklar var aralarında.

Devlet 10 isterken sektör 40 şart koşuyor. Bakanlığın kriter planı gecikdikçe dernek,birlik ve tesislerin yaptığı kriter hazırlıklarına otellerin zor durumundan  nemalanmaya çalışan mutfakçı, büfeci,deterjancı gibi yan sektörler de daldı.

Birileri devletten çok devletçi oldu  herşey dahil sistemini ve açık büfeyi  yasakladı, Bakan bazı kriterlerle  serbest bıraktı…

Buna benzer o kadar bilgi kirliliği var ki artık bir kaçından sonrasını okumadım. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 72764 sayılı genelgesi işletmelere ayağı yere basan zorlaştırıcı olmayan bir çerçeve çizmiş.Tabici caizBakan Mehmet Nuri Ersoyse gerekeni yapmayanın çaresine bakarız demiş.

Bunları yapanları anlamaya çalışıyorum. Herkes evine kapalı vakit çok olunca doğal olarak bir  şeyler üretmeye çalışıyor. Fakat o kadar çok belge bilgi ortaya atıldı ki gerçekten bilimsel ve mesleki gerçeklerle örtüşen ciddi projeler gözden kaçtı. Hatta bazılarının yayınlanmadığını biliyorum.

Neslimizin ilk defa karşılaştığı bir durum olduğundan hangi önerinin doğru olduğu konusunda hem fikir olmak zor görünüyor.

Projecilere not: Aşı bulunana kadar geçecek   kontrollü süreçte uygulanması düşünülen projelerin olmazsa olmazı ‘ olabildiğince temassız ve olası temas zincirini koparmaya yönelik,mesafeli bir ortam yaratmak olmalıdır.

Covid-19 dünyada küreselleşmenin çöküşünü hızlandıracak

Covid-19 dünyada küreselleşmenin çöküşünü hızlandıracakTarihte salgınlar ve neden olduğu değişikliklerYazılı tarihin başlangıcından itibaren birçok salgın hastalık, çok fazla sayıda ölüme sebep olmakla birlikte sosyo – ekonomik değişimleri beraberinde getirdi. Salgınların yeni tarihsel olguların oluşumunda önemli rol oynadığına dikkat çeken uzmanlar, “Günümüzde tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs Covid-19 salgını da dünyadaki küreselleşmenin çöküşünü belirginleştirecek” dedi.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, geçtiğimiz yıl Aralık ayında Çin’de başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs ile birlikte insanlık tarihinde etkili olan büyük çaptaki salgınlar hakkında değerlendirmelerde bulundu.


Salgınlar, tarihi her dönemde etkiledi
Salgınların dünya tarihinde çok önemli değişikliklere yol açtığını söyleyen Doç. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Gılgameş Destanı’nda ‘Tufan yerine keşke veba olsaydı’ denilerek aslında bilinen ilk salgın hastalığın da veba olduğuna işaret edilmiştir. Veba daha yüzyıllarca insanlık tarihini etkilemeye devam edecektir. Bu etkiler, tabii ki öncelikle ekonomik ve siyasi hayatı değiştirmiş etkilerdir. Örneğin veba salgını, MÖ 14’üncü yüzyılda Hititler’de tahtın sahibinin değişmesine, çocuk yaştaki bir kralın tahta geçmesine sebep olarak Hititlerin kaderini etkiledi. Bu durumun Roma imparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus’un, 7’nci yüzyılda da Sasani hükümdarının vebadan hayatını kaybetmesi gibi tarih boyunca benzer pek çok örneği vardır. Yani salgınlar siyasi iktidarlarda değişikliklere yol açmışlardır. Bazen iktidarı değiştirmese de büyük halk isyanlarının çıkmasına sebep olmuş kimi zaman ise iktidarı değiştirmekle birlikte bir devletin sonunu da hızlandırmıştır. Örneğin Büyük Roma’nın yıkılışında ya da Sasani ordularının Müslüman orduları karşısında yenilgiye uğrayarak 7’nci yüzyılda tarih sahnesinden silinmesinde yine salgınların etkisi büyüktür” dedi.

1.Dünya Savaşının bitmesinde İspanyol Gribi etkili oldu
Doç. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, salgınların yeni tarihsel olguların oluşumunda da rol oynadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Örneğin savaşlar başlatmış, savaşlar bitirmiştir ya da daha doğru ifadeyle bu olguları hızlandırmıştır. Thukydides’in anlattıklarına göre MÖ 5’inci yüzyılda 100 bin kişinin hayatını kaybettiği Atina, vebadan kırılmasaydı Peloponez Savaşı 14 yıldan daha uzun sürebilirdi. Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı 30 Yıl Savaşları, tifüs salgını nedeniyle askeri güç büyük oranda tükendiği için Vestfalia Barışı’nı getirdi. Salgın, yalnızca bir savaşın bitişini değil, bugünün devletlerarası sisteminin doğumunu da hızlandırmış oldu. Şüphesiz İspanyol Gribi de ilk dünya savaşının bitiş tarihini öne çeken etkenlerden olmuştur. Salgınlar savaş bitirmiş ancak savaşların başlamasında da rol oynamıştır. On yıllar boyunca süren Haçlı Seferleri’nin organize edilmesinde açlık, yokluktan başka salgın hastalıklardan da kırılan Avrupalı’nın daha refah, daha zengin, daha sağlıklı topraklara sahip olma motivasyonu yüksektir.”
Veba sosyal sınıfları ortadan kaldırdı
Salgınlar nedeniyle oluşan yeni koşullarda eski ekonomik sistemlerin değişmesinin insanların hayatında büyük değişimlere yol açtığını kaydeden Odabaşı, “Tarihte salgınlar nedeniyle nüfusun hızla azalması, insan gücüne dayalı toprağa bağlı ekonomiyi zayıflattı. Onun yerini zamanla ticaret alırken yeni ekonomik alan yeni kültürel-sosyal yaşamları da biçimlendirdi. Salgın karşısında çaresiz kalan insanın araştırma ve keşfetme güdüsü tetiklendi ve Aydınlanma Çağı’nın yeniliklerini ortaya çıkaracak ‘bilimsel anlayışa yöneliş’ bu devirde filizlenmeye başladı. Örneğin halk sağlığı ve tıp alanında gelişmeler, iş gücü azlığı nedeniyle sanayiye yönelik buluşlar birbirini izledi. Avrupa’yı kasıp kavuran veba, coğrafi keşifleri, yani yeni yerlerin keşfedilme zorunluluğunu tarihsel olarak dayattı. İş gücü azaldığı için ücretler arttı, serfler serbest bırakılarak sosyal bir sınıf ortadan kalktı. Ciddi nüfus kaybı nedeniyle yiyecek bollaştı. Vebaya çare olamayan kilisenin otoritesi zayıfladı ve hümanizme giden yolun kapısı açıldı. Bu dönemde yaşanan başka bir ilginç gelişme ise vebanın farelerden bulaştığının keşfedilmesi üzerine ortaçağda kötü ruh taşıdığına inanılan ve katledilen kedilerin artık canlarının kurtulmasıdır” dedi.
Salgınlar dünya düzenini değiştirdi
Odabaşı, tarih boyunca en yüksek insan kaybına yol açan salgınların çarpıcı rakamlarından şöyle bahsetti: “6’ncı yüzyılda Bizans’ta yaşanan Justinian Vebası’nda 25 milyon, 14’üncü yüzyılda Kara Ölüm veba salgını nedeniyle sadece Avrupa’da 25 ve toplamda 100 milyon, 16’ncı yüzyılda Meksika’da çiçek hastalığı salgını sonucu 40 milyon ve 1918-1919’da ABD merkezli yayılan İspanyol gribi nedeniye 40 milyon insan hayatını kaybetti. Verilen kayıpları o günkü dünya nüfusuna oranlarsak, Justinian Vebası devrinde dünya nüfusu 300 milyon iken nüfusun yüzde 8.3’ü kaybolmuş. Kara Veba devrinde ise dünya nüfusu 400 milyon iken nüfusun yaklaşık dörtte biri kaybedilmiş. İspanyol Gribi’nin salgın olduğu 20’nci yüzyıl başında dünya nüfusu 1,5 milyar iken nüfusunun yüzde 2.6’sı kayba uğramış. Bu salgınlar arasında dünya düzeninin büyük oranda değişmesine vesile olan salgınlar Kara Ölüm ve İspanyol Gribi’dir. Kara Ölüm, Avrupa’da ortaçağ ve feodalitenin sona ererek günümüze uzanacak batı uygarlığının ve onun etkisiyle tüm dünyanın erken modern serüveninin başlamasında etkili olmuştur. İspanyol Gribi ise dünya sağlık örgütünün kurulmasından, kadın iş gücünden faydalanma zorunluluğu dolayısıyla kadın hakları meselesinin önem kazanmasına kadar günümüzün pek çok hadisesinin köklerinin oluştuğu bir süreci tetiklemiştir.”
Covid – 19 yeni yapılanmalar oluşturabilir
Önceki salgınların neden olduğu tarihsel olaylardan yola çıkarak Covid – 19 pandemisinin de savaşlar başlatabileceğini ya da savaşlar biterebileceğini söyleyen Odabaşı sözlerini şöyle sürdürdü: “İktidarları değiştirip yeni siyasi iktidarlar ortaya çıkarabileceğini de. Yeni ekonomik sistemler geliştirebileceğini de söylemek mümkün. Yeni sosyo-kültürel, psikolojik yapılanmalar da ortaya çıkarabilir. Ancak karantina münasebetiyle tüm dünyada üretim ve tüketimin gerilediği gibi bazı muhtemel gelişmeleri öngörmek mümkün. Temel gıda sektörü hariç tekstilden hizmet sektörüne ciddi bir durgunluk söz konusu. Şüphesiz bu durumun tüm dünya ekonomilerine bir faturası olacaktır. Yine öngörülebilecek bir gelişme, sağlık sektörünün ve sağlık politikalarının dünyanın her yerinde önem kazanacak olması. Bu süreci başarıyla yönetmiş iktidarlar, tıpkı başarısız olmuş iktidarlar gibi yakın gelecekte bir geri dönüş alacaklardır.”
Milli iktisat modelleri yükselebilir
Salgınların sebep olabileceği ekonomik değişimlere de değinen Doç. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Dünya çapında bakıldığında, aslında Covid-19’dan önceki bir gelişme olan küreselleşmenin çöküşü olgusunun salgınla belirginleşeceği söylenebilir. Globalizme karşılık glokalizmin yükselişi tetiklenebilir. Bu perspektiften hareketle de, salgın dolayısıyla yaşanan ekonomik gerileme de göz önünde bulundurularak yeniden milli iktisat modelinin yükselebileceği öngörülebilir. Ancak altı kalınca çizilmelidir ki, eğer böyle bile olsa 1930’ların devletçiliğinden ziyade 2000’lerin ruhuyla sentezlenmiş yeni bir devletçilik anlayışını beklemek daha yerinde olur. Öte yandan salgın, tüm insanlığa sosyal devlet anlayışının vazgeçilmezliğini ve bilimsel gelişmelerin hayati önemini bir kez daha hatırlattı. Salgın sonrasında bu iki alanda gelişmeler beklenebilir” dedi.

Koronavirüs tarımın önemini ortaya koydu

Koronavirüs tarımın önemini ortaya koydu

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) İzmir Şubesi tarafından düzenlenen ve Zoom uygulaması üzerinden gerçekleştirilen online basın toplantılarının ilk konuğu Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi oldu.

Toplantıya 25 ekonomi muhabiri katılırken, gündeme ve sektörlere ilişkin konular ele alındı.

Tarım artı veren tek ihracat kalemimiz

Korona virüs salgını sürecinde ihracat açısından en güçlü olan sektörün tarım olduğunu aktaran Başkan Eskinazi, “Koronavirüs ile tarımın ne kadar olduğunu sadece bizler değil, diğer ülkeler de anlamış durumda. Hatta bizim ihracatımızda artı veren tek ihracat kalemi tarım ihracatıdır. Bu açıdan gelecekte tarıma daha çok önem vermemiz gerekir” dedi.

Gerekli adımlar atılacaktır

Salgın sonrası hükümetlerin tüm politikalarını gözden geçireceğini söyleyen Başkan Jak Eskinazi, “Bizim de tarım politikalarımızın gözden geçirilip tarımda yine ön plana çıkan bir ülke olmamız için gerekli adımlar hızla atılacaktır. Salgında şunu da gördük ki, Türkiye gıda konusunda diğer ülkelere göre çok daha iyi bir konumda. Fakat salgın sürecinde yurtiçinde ihtiyaç duyulan bazı ürünlere karşı ihracata yönelik kısıtlamalar gelebilir” diye konuştu.

En kötülerden biri tekstil

Tekstil ve konfeksiyonun ihracat konusunda şu an için en kötü sektörler arasında yer aldığını da kaydeden Eskinazi, “Nisan’ın 15 günlük sürecinde tekstil sektörü yüzde 70, konfeksiyon sektörü ise yüzde 60 ihracat düşüşü yaşadı. Önümüzdeki süreçte Avrupa’da bazı mağazaların açılmış olması, ayrıca maske ve koruyucu tulumların ihracatının önünün açılması ile sektörün kendini toparlayacağını ve ihracattaki düşüş rakamlarında toparlanma olacağını tahmin etmekteyiz” ifadelerini kullandı.

İstihdamda kesilmeler olabilir

Önümüzdeki sürece ilişkin görüşlerin de paylaşan Eskinazi şunları söyledi:

“İstihdam konusunda özellikle emek yoğun sektörlere baktığımızda, koronavirüs salgını sonrası çalışma şartları farklılaşacağı için bazı işletmelerde eksilmeler olabilir. Ama bu süreçte Türkiye’nin dışa bağlı olduğu bazı ürünleri üretmesi, bunu da kısa sürede başlatması gerektiğini gördük. Özellikle ara mamul malların ithalatında ülkemiz artık daha temkinli olacaktır. Hatta bu tür ürünlerin Türkiye’de üretilmesi sağlanacaktır.”

Fuarlar dijital ortama taşınacak

Jak Eskinazi, “Uluslararası ticarete büyük katkı sağlayan yüksek katma değerli fuar turizminin devamı için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan’ın da geçtiğimiz günlerde belirttiği gibi fuarları, B2B toplantılar ve ticaret heyetlerini dijital ortama taşıyacağız. Online Fuarlar düzenlemek için de çalışıyoruz. İZFAŞ ile bu konularda temas halindeyiz. Hatta bugün yine bu konuda İZFAŞ yetkilileriyle bir toplantımız olacak.” dedi.

Ege bölgesi çok etkilenmeyecek

Koronavirüs sonrası için tarım sektöründe bir sıkıntı yaşanmayacağını vurgulayan Eskinazi şöyle devam etti:

“Ege ve İzmir’de pamuk fiyatlarındaki düşüş nedeniyle ekiminde biraz azalmalar olacak. Otomotiv yan sanayi çalışmaya devam ederken, mermer sektöründe de satışlar başladı. Ambalaj sektörü ise 24 saat çalışıyor. Hatta şu anda en önemli sektörlerden biri. Tüm bu noktaları dikkate aldığımızda salgının Ege Bölgesi’ne çok büyük etkisi olmayacaktır.”

Ege’nin ihracatı yüzde 23 azaldı

Tüm dünyayı etkileyen pandemi nedeniyle Türkiye’nin ihracatı Mart ayında yüzde 17’lik düşüşle 13 milyar 426 milyon dolar oldu.

1 Ocak-19 Nisan döneminde ise Türkiye’nin ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 azalarak 44 milyar 235 milyon dolara geriledi.

Yılın ilk 4 ayında ihracatçılar, ülkemizin bayrağını 207 ülke ve bölgede dalgalandırmayı başardı. Türkiye’nin ihracatında 4,1 milyar dolarla Almanya ilk sırada yer aldı.

Almanya’yı 2,6 milyar dolarla İngiltere, 2,3 milyar dolarla Amerika Birleşik Devletleri, 2,2 milyar dolarla İtalya izledi.

Nisan’ın ilk 19 gününde Türkiye’nin ihracatı yüzde 47’lik düşüşle 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken Ege’nin ihracatı ise Nisan’ın ilk 15 gününde yüzde 23 azalarak 410 milyon dolar oldu.

1 Ocak – 15 Nisan döneminde ise 3 milyar 659 milyon dolar ihracata imza atan Ege İhracatçı Birlikleri, son 1 yıllık dönemde 13 milyar 179 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırdı.

Psikoloji Uzmanı Emrah Polat korona virüs kaygısıyla baş etmenin yollarını anlattı

Koronavirüs nedeniyle yaşanan zorluklar ve belirsizlikler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlar üzerinde hem fizyolojik hem de psikolojik olarak ciddi etkiler yaratıyor. Virüsün kişinin kendi sağlığı ve yakın çevresindekilerin sağlığını tehdit ediyor olmasının, kaygı ve stres duygularını beraberinde getirdiğini söyleyen Liv Hospital Ulus Klinik Psikoloji Uzmanı Emrah Polat korona virüs kaygısıyla baş etmenin yollarını anlattı.

Belirsizlik yüksek kaygı yaratabilir

Yaşadığımız korku ve stres aslında ilk kez başımıza gelen olağanüstü bir duruma verdiğimiz olağan bir tepkidir. Yaşanan tehlike anında ortaya çıkan korku ve kaygı, aslında bizi tehlikeden kurtarma yollarını arayıp bulmamıza ve zamanında eyleme geçmemize yarar. Yaşadığımız salgında olduğu gibi dışarıdan gelen tehdit karşısında kontrolün elimizde olmaması, geleceği öngörememe gibi belirsizlik durumları, bizi savunmasız bırakarak yüksek kaygının ortaya çıkmasına sebep olan psikolojik nedenlerdir.

Korona kaygısıyla baş etmek için 10 Öneri

– Kirli/güvenilir olmayan bilgilerden uzak durun. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü bilgilendirmelerini referans alın.

– Koronavirüs’ten korunma yöntemlerini bilimsel ve güvenilir kaynaklardan öğrenin ve bunları uygulamaya çalışın.

– İçinde bulunduğumuz sürecin ve duyguların normal ve geçici olduğunu kabul edin, olumsuz duygularınızı anlayın ve kendinize zaman verin.

– Kaliteli uyku uyumaya ve beslenmeye özen gösterin. Bol meyve, sebze tüketmek, su içmek, evde üretilen yiyecekleri tüketmek ve sigarayı bırakmak hastalıktan koruyucu etki sağlayacaktır.

– Yeni koşullarınıza uygun olarak, günü planlayın, yeni rutinler oluşturun, uyumu kolaylaştırıcı düzenlemeler yapın. Günlük planlar, zaman yönetimi, öz bakıma özen gösterme gibi.

– Sosyal çevrenizle iletişimde kalın. Sevdiklerimizden uzak kalmak, onlara dokunamamak kendinizi yalnız ve üzgün hissettirebilir. Görüntülü arama metotları ile yapılan sohbetler aynı etkiyi vermese de aranızdaki bağın kuvvetini hissetmeniz açısından iyi bir araçtır.

– Ailenizle korkularınızı paylaştığınız aile sohbetleri gerçekleştirin. Bu paylaşım korkunun azalmasına yarayacaktır.

– Nefes egzersizleri yapın.

– Olumsuz duyguları azaltmanın en iyi yollarından biri olan bedeninizi hareket ettirdiğiniz egzersizleri (Yoga, pilates, kültür fizik hareketleri vb) yapın.

– Tüm bu başa çıkma yöntemlerine rağmen hala kaygınızı yönetemediğinizi düşünüyorsanız, hızlı bir şekilde ruh sağlığı alanında uzman kişilerden destek almalı ve yardım talep etmelisiniz.

Aşırı streste neler ortaya çıkabilir?

– Kişi kendi ve sevdiklerinin sağlığı hakkında korku ve kaygı

– Keyifsizlik, bıkkınlık, yorgunluk

– Aktivitelere karşı ilgisizlik

– Uyku ya da yeme düzeninde artma/azalma

– Konsantrasyon ve dikkati toplamada güçlük

– Çaresizlik, huzursuzluk, hayal kırıklığı, üzüntü ve öfke gibi duyguların ortaya çıkması

– Duygusal hassasiyet

– Sosyal ilişkilerden uzaklaşma

– Alkol, tütün veya diğer ilaçların kullanımında artma

Başkan Bostancı’dan Veda Mesajı

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Konya Ovası Projesi (KOP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığında 2015 yılından bu yana Başkanlık görevini yürüten İhsan Bostancı, sosyal medya hesabından yayımladığı duygu dolu veda mesajı ile görevinden ayrıldığını duyurdu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Konya Ovası Projesi (KOP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığında 2015 yılından bu yana Başkanlık görevini yürüten İhsan Bostancı, sosyal medya hesabından yayımladığı duygu dolu veda mesajı ile görevinden ayrıldığını duyurdu.

Aksaray, Karaman, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat’tan oluşan KOP Bölgesinin topyekûn kalkınmasını hızlandırmak amacıyla; bölgenin ihtiyaç ve önceliklerini yerinde ve zamanında tespit edebilmek adına bölge insanı olmanın da verdiği avantajla gecesini gündüzüne katarak 2012 yılından bu yana KOP İdaresinde üst düzey yöneticilik görevleri yürüten İhsan Bostancı, 13 Nisan 2020 Salı günü yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile görevinden ayrıldı.

KOP İdaresi çalışma arkadaşları ile internet üzerinden vedalaşan Başkan Bostancı, birlikte çalışmaktan zevk ve onur duyduğu KOP Ailesine teşekkür ederek, bölge kalkınması için çalışmaya devam edeceğini vurguladı.

KOP İdaresindeki ilk görevine 20 Eylül 2012 günü Başkan Yardımcısı olarak atanan Bostancı, 10 Şubat 2015 tarihinde boşalan Başkanlık görevine önce vekaleten, 10 Ağustos 2015 tarihinde ise asaleten atanarak İdarenin üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu. KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, görevden ayrılması dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

İHSAN BOSTANCI’NIN VEDA MESAJI

“2012 yılından bu yana bir çalışanı olmaktan onur duyduğum KOP Bölge Kalkınma İdaresinden ve 6 yıldır yürütmekte olduğum KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı görevinden Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile bugün itibarı ile ayrılıyorum.

Bu süre zarfında ekmeği ile büyüdüğüm, toprağı ile yoğrulduğum İç Anadolu’nun hepsi birbirinden güzide 8 vilayetine hizmet etme hazzını yaşamama imkan tanıdıkları için, başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sn. Mustafa Varank Bey’e ve daha önce çalışma fırsatı bulduğum Kalkınma Eski Bakanlarımız Sn. Cevdet Yılmaz ve Sn. Lütfi Elvan Beylere şükranlarımı sunuyorum.

Ayrıca bu süre boyunca beraber çalıştığım tüm yöneticilerime ve hassaten, eğer ortaya konulan bir eser var ise bu eserin gerçek sahibi olan, isimlerini tek tek sayamadığım KOP idaresindeki tüm çalışma arkadaşlarıma, en kalbi duygularla teşekkür ediyorum.

Ülkemizin ve bölgemizin daha da kalkınması mefkuresi ile yürütülen bu çalışmalarda uzaktan, yakından katkısı bulunan tüm ülke sevdalılarına saygıyla anıyor, haklarınızı helal etmenizi istirham ediyorum. Allah’a emanet olun.”

Yunus Tever, Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında önemli açıklamalarda bulundu.

AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever, Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında devletin sağladığı yeni teşvikleri ve gündemi değerlendirerek, önemli açıklamalarda bulundu.

AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever, Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında devletin sağladığı yeni teşvikleri ve gündemi değerlendirerek, önemli açıklamalarda bulundu.

İl Başkanı Tever: “Devletimiz ve hükümetimiz, Kovid-19 ile ulusal mücadelesini büyük bir başarı ile sürmeye devam ediyor. Dünya devletleri insanlarını ölüme terk ederken Türkiye Cumhuriyeti, 40’tan fazla ülkeye insani ve tıbbi yardım ulaştırarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yoluna emin adımlarla devam ediyor. Koronavirüs tedavisinde vatandaşlarından ücret talep etmeyen nadir ülkelerden birisi olan Türkiye, bu süreçte de gurur kaynağımız olmaya devam ediyor. Başarımızın en büyük sırrı; hiç şüphesiz ki devlet olarak aldığımız sıkı tedbirlerdir. Her vatandaş gibi AK Parti teşkilatları olarak bizler de salgının ülkemize sirayet ettiği ilk günden bu yana her türlü önlem ve tedbiri alarak parti çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Koronavirüs ile mücadelede tüm birimlerimizin şehrimizde yürüttüğü çalışmaları, teşkilatlarımızın, partimizin ve yerel yönetimlerimizin hemşerilerimize yönelik hizmet ve desteklerini yaptığımız video konferans toplantılarında sürekli değerlendiriyor, eksik noktalarını tespit ederek tamamlanması hususunda gerekli çalışmayı yapmalarını sağlıyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, takım elbise

Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında 2 milyon 300 bin haneye yapılacak olan bin liralık nakdi destek ödemesi bugün başladı. Kaymakamlıklarımızın bünyesinde, sosyal yardımlaşma vakıflarında kayıtlı bulunan tüm dar gelirli ailelere biner liralık nakdi destek yardımı yapılacak. Bu kayıtlı hanelerimiz PTT şubelerinden bu yardımları elden veya bulaş riskini azaltmak için görevliler eşliğinde evlerinden teslim alabilecekler. Yine Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızca Kovid-19 ile mücadele sürecinde çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 268.717 firmaya, 3 milyonu aşkın çalışana kısa çalışma ödeneği yardımında bulunuldu. Devletimiz ve hükümetimiz bu süreçte tüm imkânlarını seferber ederek KOBİ’lerimizin, işletmelerimizin, işverenlerimizin ve çalışanlarımızın yanında olarak, onları korumak adına elinden geleni yapıyor. Biz Allah’ın izniyle bu salgından çok daha güçlenerek çıkacağımıza inanıyoruz. O güne kadar tek bir gayemiz var. Salgınla da, salgının neden olduğu ekonomik tahribatla da sonuna kadar mücadele etmek. Bu süreçte bizler böylesine bir mücadele verirken, farklı görüşten siyasi parti mensupları da muhalefet olarak felaket tellallığı yapmakta. Sadece gündeme gelebilmek adına kamuoyunu yalan yanlış söylemlerle yanıltmaya kalkışarak toplumsal dayanışmamızı hedef almaktalar. Milletimiz müsterih olsun. AK Parti olarak her zaman en güzelin ve en doğrunun peşinde olduk, bundan sonra da böyle olacaktır” dedi.

AK BELEDİYECİLİK, RAMAZAN AYINDA DA TİTİZ BİR ÇALIŞMA YÜRÜTECEK

Kovid-19 ile mücadelede her anlamda örnek olan AK Belediyelerimiz, Ramazan Ayı’nda da hizmetlerini aksatmadan sürdürmeye devam edecek. Malumunuz olduğu üzere devletimizin aldığı koronavirüs tedbirleri kapsamında toplu iftarlar, iftar çadırı kurulumları ve iftar davetleri gibi organizasyonları gerçekleşmeyecek. İaşe yardımlarını mümkün olduğunca Ramazan başlamadan önce ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştıracağız. Belediyelerimiz, Vefa Sosyal Destek Grupları ile koordineli olarak ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza durumlarına göre yardım ve sıcak yemek ikramı yapmaya devam edecek. Ayrıca çat kapı iftar sofralarına yapılan sürpriz misafirlikler yerine bizzat belediye başkanlarımız her gün farklı hemşerilerimizin hanesine telefon ile misafir olacak ve yanlarında olduğunu hissettirecekler. Sosyal mesafeyi koruyan, minimum teması sağlayan bu görüşmelerde vatandaşlarımızın ihtiyaçları sorgulanacak ve evde kalmaları hatırlatılacaktır. Allah’a hamdolsun ki Büyükşehir Belediyemiz başta olmak üzere, devletimizin ilgili tüm kurumları ve yerel yönetimlerimizde bulunan AK Belediyelerimiz her türlü önlemi almış vaziyette, vatandaşlarımıza gece-gündüz demeden hizmet vererek, çalışmalarını sürdürüyorlar. Ben her bir belediyemize ve kurumumuza ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Allah her birinden razı olsun.

Koronavirüs ile mücadelede hastalarımız ve kayıplarımız var. Her akşam Sağlık Bakanlığımız tarafından salgınla ilgili paylaşılan vaka ve ölüm verileri asla bir sayıdan ibaret olamaz. Her biri bir; eş, anne, kardeş, baba. Her kaybın acısını yüreğimizde hissediyoruz. Rabbim her birine rahmet eylesin. Yoğun bakım ünitelerimizdeki insanlarımız için edilen her duayı üzüntüyü, yüreğimizin en derininde hissediyoruz. Rabbim hepsine acil şifalar nasip eylesin. Bu küresel salgın hepimizi tehdit etmeye devam ediyor. Ben bu süreçte can siperane çalışarak hizmet eden tüm sağlık camiamıza en kalbi teşekkürlerimi sunuyor, çalışmalarında Rabbim ’den muvaffakiyetler diliyorum. Bu tehditlere karşı tüm siyasi ayrılıklarımızı ve önyargılarımızı bir kenara bırakarak topyekûn mücadele etmeliyiz” ifadelerine değindi.

Koronalı Günlerde Vergi Düzenlemeleri

CSK Denetim ve Mali Müşavirlik’in sahibi Bağımsız Denetçi ve S. M. Mali Müşavir Serkan Kumdakçı Covid-19 virüsü sonrası gerçekleşen vergi düzenlemelerini MAG Business’a özel verdiği röportajında anlattı.


KORONA VİRÜSÜN KDV’Sİ
CSK Denetim ve Mali Müşavirlik’in sahibi Bağımsız Denetçi ve S. M. Mali Müşavir Serkan Kumdakçı Covid-19 virüsü sonrası gerçekleşen vergi düzenlemelerini MAG Business’a özel verdiği röportajında anlattı.
“2019’un son günlerinde ilk kez Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs küresel salgınının dünya üzerinde yayılmasını haber bültenlerinde izlerken 11 Martta ilk vakanın ülkemizde de görülmesi ile birlikte bir anda kendimizi bir korku filminin setinde bulduk” ifadelerini kullanan Kumdakçı sözlerine şöyle devam etti: “Ülkemizin sağlık politikaları salgını daha makul düzeyde atlatmamız açısından umut verse de yinede endişeli bekleyişimiz devam ediyor.Ülke genelinde evde kalma konusunda bir irade ortaya koymaya çalışsak da dönmeye devam eden ekonomi çarkları bazı kesimler açısından hala çalışma ortamlarında içerisinde bulunmayı zorunlu hale getiriyor. Devlet bütçesi olarak bütçe gelirlerimizin yaklaşık %90 ‘ının vergi gelirlerinden oluştuğu düşünülürse , salgın dolayısı ile devletin sağlık politikalarının yanı sıra vergisel anlamada mali politikalarının da ne kadar önemli olduğu daha net anlaşılacaktır. Bu dönemde hem vergisel olarak hem istihdam ve sosyal güvenlik anlamında bir çok düzenleme yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.”
MÜCBİR SEBEP
Bu dönemde en çok telaffuz edilen kavramlardan biri ‘’ Mücbir Sebep ‘’ yani ; önüne geçilmesi elde olmayan, istek dışında dışında oluşan olağanüstü durum. Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere , ortada bir mücbir sebep durumunun olduğu sanırım su götürmez bir gerçek. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından İlk önce vergisel anlamda mücbir sebep hali içerisinde olan sektör belirlemeleri yapıldı. 24 Mart tarihli 518 sayılı VUK genel tebliği ile; AVM ler dahil perakende, sağlık hizmetleri, mobilya imalatı, demir çelik, madencilik, bina inşaat hizmetleri, endüstriyel mutfak imalatı, otomotiv, araç kiralama, depolama faaliyetleri ,ulaşım, sanatsal hizmetler, matbaacılık, konaklama faaliyetleri, lokanta, kıraathane dahil yiyecek ve içecek hizmetleri, tekstil , etkinlik ve organizasyon hizmetleri sektörlerinde faaliyette bulunan mükelleflerin bu salgından etkilendiği ve mücbir sebep halinde olduğu belirlendi.
Mücbir sebep hali içerisinde olan sektörlerde faaliyet gösteren firmaların KDV-Muhtasar-Ba/Bs –Defter Beratları gibi beyan süreleri, temmuz ayına ( 27 Temmuz ) bu beyanlara ilişkin ödemeler sırası ile Ekim-Kasım-Aralık aylarına ertelendi. Aynı şekilde Sosyal Sigortalar kurumuna yapılacak ödemeler de aynı takvimler dahilinde ertelendi.
Yapılan işlem çok yerinde ve zamanında, ama bu sektör ayrımı biraz mağduriyet yarattı,mesela bir inşaat şantiyesi düşünün burada elektrik taşeronluğu yapan firma bu salgından etkilenmemiş ama ana müteahhit inşaat şirketi salgından etkilenmiş gibi bir durum oluştu. Bu tip vergi ertelemesi müessesesinden hiçbir sektör ayrımı gözetmeksizin tüm sektörleri faydalandırmak sanırım daha yerinde bir karar olurdu.Şunu da kabul etmek gerekir perakende yada toptan gıda ticareti yapan firmalar dışında tüm sektörler bu krizden fazlasıyla etkilendi.
Bu mücbir sebep durumunun belirlenmesinde bu kez NACE kodu adıyla bilinen ada faaliyet kodları sıkıntı yarattı. Çünkü Hazine ve Maliye bakanlığı Mücbir sebep halindeki şirketleri belirlerken sektör ayrımını NACE koduna göre yapıyordu. Ama bu kez NACE kodu farklı, yaptığı faaliyet farklı olan firmalar mağduriyet yaşama endişesine kapıldı. Bu durumu da Gelir İdaresi Başkanlığı 03.04.2020 tarihinde yayınladığı bir iç genelge ile düzelmeye çalıştı. Firmaların NACE kodlarının herhangi başka bir tespite gerek kalmaksızın,elde ettikleri oransal gelir dağılımına göre yeniden belirlenmesine imkan tanındı.Tabi yapılan bu düzenlemeler mükelleflerin mağduriyet yaşamaması adına yapıldı ama en başta sektör ayrımı yapılmaksızın tüm mükellefler “Mücbir Sebep” kapsamına alınsa daha yerinde bir düzenleme olurdu diye düşünmeden edemiyoruz.
KISA ÇALIŞMA ÖDENEKLERİ
Kısa Çalışma Ödeneği de İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında sağlanan bir imkan olarak, bu salgın dolayısı ile iş yerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltan veya süreklilik koşulu aranmaksızın iş yerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durduran iş yerlerine işçi maaşlarının bir kısmının devlet tarafından karşılanması olarak sunuldu.
Burada ödenecek ücret hesaplaması, sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları üzerinden hesaplanacak günlük ortalama kazancın %60’ı üzerinden yapılmaktadır. Bir işçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, işverence Kuruma yapılan başvurunun uygun bulunmasının yanında, kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün içinde kesintisiz çalışmış olması ve son üç yıl içinde adına en az 600 gün işsizlik sigortası primi bildirilmiş olması gerekmektedir. Asıl sorunda burada başlıyor , çünkü işsizlik sigortası almaya hak kazanmayan işçiler bu bahsedilen Kısa Çalışma Ödeneği nden de faydalanamıyor. Hal böyle olunca mesela, iş yerinde çalışmaya 4 aydan daha önceki sürede başlayan işçiler bu imkandan maalesef faydalanamıyor.Bu konuda oluşan mağduriyet 16.04.2020 tarihinde yayınlanan 7244 sayılı yasa ile yapılan düzenlemeler ile giderilmeye çalışıldı. Bu yasa ile KÇÖ den faydalanamayan çalışanı ,ücretsiz izne ayırarak , günlük 39,24-TL ödeme alması sağlanabilecek şeklinde düzenleme yapıldı.
7244 SAYILI YASA
Bu kanunun genel gerekçesini şirketlerin varlıklarının sürdürülebilmesi açısından şirket likiditesinin Korunmasının sağlanması ve istihdamın devamlılığına yönelik bazı tedbirlerin alınması olarak özetleyebiliriz.
Yasal düzenlemelerden bazı ana başlıklar şöyle;
-Sermaye Şirketlerinden nakit çıkışlarını azaltmak ve likidite planlaması açısından , kar dağıtımı %25 ile sınırlandırılmıştır.
-Covid-19 Sebebiyle yapılan kısa çalışma ödeneği başvuruları uygunluk tespiti beklenmeksizin mükellef beyanına göre sonuçlandırılacaktır . Bu düzenleme ile KÇÖ ile ilgili bürokrasi azaltılması ve başvuruların daha hızlı sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.
-Tüm iş yerlerinde işten çıkartma “Ahlak ve iyi niyet kuralına aykırı hareketler hariç olmak üzere” 3 ay yasaklanmıştır.
-İşveren tarafından ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmayan çalışanlar ile 15 Mart 2020 tarihinden sonra iş akdi feshedilenlere günlük 39,24 TL işsizlik fonundan ödeme yapılacaktır.
-Dernekler tarafından yapılacak bildirim ve beyanlar ile dernek toplantıları dahil bazı toplantılar ertelenmiştir.
Görüldüğü gibi bu salgından psikolojik olarak etkilenmenin yanı sıra ekonomik olarak da oluşan travmanın biraz da olsa üstesinden gelebilmek adına bazı düzenlemeler yapıldı. Kimine göre yeterli kimine göre yetersiz olarak görünse de en azından bu etkilerin azaltılması adına bazı adımların atılması memnuniyet verici olarak karşılanabilir.
SALGIN SONRASI
Asıl mesele bence bu kriz ortamı bitip toz duman dağıldıktan sonra gün yüzüne çıkacak. Bu kez de sektörel bazda destek ve teşvik paketleri beklentileri oluşacak . Çünkü bazı sektörler gerçekten de bu süreçten sonra ciddi destekler bekliyor. Aklıma ilk gelen şehirler arası otobüs işletmeleri seyahat kısıtlamaları dolayısı ile bu süreçten çok yara alacağa benziyor aynı şekilde restaurantlar, hazır giyim ve AVM sektörleri bu süreçte hep kapalı kaldılar. Çarklar tekrar dönmeye başladığında bu sektörler başta olmak üzere tüm sektörler üzerinde yine vergiler üzerinden teşvik paketleri gündeme gelecektir. Örneğin; Hava yoluna uygulanan KDV indirimi karayolu ile insan taşımacılığı yapan firmalara uygulanabilir yine AVM lerde ödenen kiralardan alınan KDV belirli bir süre kaldırılabilir. Tabi bunları bu süreç bittikten sonra Hazine ve Maliye bakanlığımız en iyi şekilde değerlendirerek sonuçlandıracaktır.
Sonuç olarak devlet-millet el ele gerçekten zor bir süreçten geçiyoruz. Her kesim kendince fedakârlıklar yapıyor ve millet olarak Korona Virüs maliyetine( Koronavirüs + KDV ) olarak fazlasıyla katlanıyoruz. Umarım bu süreç en kısa zamanda atlatılır ve yine eski güzel günlerimize sağlıkla döneriz.
CSK Denetim ve Mali Müşavirlik’in sahibi Bağımsız Denetçi ve S. M. Mali Müşavir Serkan Kumdakçı 

Merkez Partisinden kamuoyuna açıklama

Merkez Partisinden kamuoyuna açıklama
Çağımızda artık devletlerin milletlerin sınırlarını bir öneminin olmayacağı küresel bir sistem içinde her şeyin en ince ayrıntılarına kadar Dizayn edildiği koca bir yeni dünya düzeni öngörülüyor 
Buna göre dünya kocaman bir köydür ve bu köyü idare eden elit bir grup olmalıdır Bu sistemde sadece bağımsız bir devlet ve millet değil bağımsız bir insan dahi düşürmüyor

Toplumlar bugüne ve bu noktaya gelinceye kadar birçok devirlerden geçtiler. Çok eski dönemleri bir kenara bırakırsak yakın bir geçmişte devletler topraklarının büyüklüğü ve askeri güç ile ifade edilen daha sonradan sanayi devrimi ile birlikte makineleşme ve teknoloji yarışına girişildi Şimdi ise Sibel sistemler, Dijital teknoloji , gen teknolojileri endüstri devrimleri yapay zeka ve daha büyük data bulunduran sistemler gündemde :
Yani ; ayrıştırılmış ve küçük küçük parçalara bölünmüş kuvveti yok edilmiş topluluklar bağımsız düşünmeyen fertler alışkanlıklar ve yönlendirmelerle Global bir sisteme bağlanmak suretiyle kocaman bir köy şeklinde bir dünya ve onu idare edecek elitler öngörülüyor .
Dijital bir dünyada herkesin her ilişkisini bilen ve büyük datalara sahip insanları hem yönlendirme hem de yönetme noktasında ipleri elinde tutan bir Elit Grup….

Bu sistemde ilah ise sadece madde ve para Eğer siz paraya hükmediyor iseniz kanunları kimin çıkardığı veya idare eder kimin olduğu Hiçbir önemi yoktur. 
Türkiye Dünya için her zaman önemli bir noktada olmuştur.
İşte bu sistem içinde gelen rüzgar ve fırtınayı görür ve ona göre kendini ve fertlerinin maddeden ve mânen iyi hazırlarsa bu pozisyonu korur .

Yoksa küresel sistem içinde sahibine hizmet eden bir köle olur
İnsanlık tarihinde salgınlar hayatımızın bir parçası olarak hep var Olmuştur .

Sonraki yıllarda da olmaya devam edecektir
Veba ,sıtma Kolera verem influenza Yani grip ve benzerleri salgılar ve şimdi de bu Corona virüsü yani Covid 19 önceki salgınlarda olduğu gibi bu salgınında neden kaynaklandığı sorusu herkesin merakıni celp etmiştir. 
Corona virüsünün doğduğu Topraklar Çin olunca insanları , acaba Bu hastalık yenilmesi gereken şeyin yenilmesinden kaynaklanmış olabilir mi diye düşünmeleri ile bir beis yoktur
Bu doğru da olabilir yanlış da ciddi bir kesim ise Covid19’un da laboratuvar ortamında üretildiği iddia ediyorlar ama daha önceki grip salgınlarını düşündüğümüzde bu çok gerçekte görünmüyor 
Bir hukukçu olarak ispat edilmemiş ve delili ortaya konulmamış iddialara inanmam 
İnsanın laboratuvarlarda bu yönde katkısının olabileceğini de Gözden Uzak tutmadan sorun tespitine ve çözüme yönelmeliyiz .
Önemli olan Sebebi ne olursa olsun bunun ilacının aranmak insanın faniliğini ve acizliğini bilmek dünyanın ebedi olmadığını görüp insanlara faydalı olmaya çalışmaktır

Salgınlar Dünya Savaşı olarak yada onun parçasıdır

Salgınları Dünya Savaşı olarak ya da onun parçası olarak görmek de bir tezdir Salgınların sonuçlarını askeri ya da ticari olarak kullanmak emperyalizmin tüccarlarının amacı olabilir
Dünyanın ezilen insanların milletlerin devletlerin artık uyanma sömürüye ve adaletsizliğe karşı birlik olma zamanı geldiğini düşünmeliyiz
Bizim Kurtuluş savaşımız bağımsızlık felsefemiz ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma hedefimiz ezilen uluslar içinde Manifestoydu : fakat onu devam ettiremedik ,
sağlık dahil pek çok şey de dışarıya bağımlı hale geldik 
Bir virüs salgınının ülkemize nasıl yayıldı konusunda Umre’den gelen vatandaşlarımızla ilgili bir tartışma devam ediyor 
Devlet en başından itibaren hızlı olarak Umre’den dönen tüm vatandaşlarımızı Karantina için uygun yer bulabilse ve disiplinli bir şekilde gereken müdahaleleri yapılsa idi.

Sadece “miş” gibi yaparak devlet yönetilmez

Sorun ve tartışma bu boyuta gelmeye bilirdi Burada tartışılan inanç değil tetbirin gereğinin yerine getirilip getirilmemesidir 
Konu inanç olunca kendisini onun koruyucusu ilan etmiş AKP iktidarı maalesef akıl ve bilim yolunu unutarak davranıyor

Ayrıca sorun sadece umreden gelenler ile ilgili değil Avrupa’dan gelen bütün vatandaşlarımıza yönelik gerekli tedbirlerin alınmamış olmasıdır Yönetenler tetbirle görevlendirilmiştir 
Bu nedenle sadece “miş” gibi yaparak devlet yönetilmez.
Yönetenler felaketlerin salgınların Allah’tan geldiğine inanabilir 
Buna iman edilebilir olabilirler 
Ama tedbirden geri durmaları da iman eksikliğidir 
Devlet Sen eğer vatandaşını koruyan tetbirleri süratle düzen ve intizam içinde ayrımsız olarak zengin yoksul ayırmadan ama yoksulu kollayarak yapmalısın. İnsanlık tarihi salgın ve onlarla mücadele tarihidir İslam’da gerektiği temizlik vb kurallarla hastalığa salgına karşı tedbirlerin önemini tevekkülü emretmek suretiyle her zaman göstermiştir

Tetbirsiz tevekkül deliliktir Cumhurbaşkanının son günlerde birbirinden çelişkili açıklamalar da tetbir gibi sunuluyor

Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'MERKEZ PARTİ'

Ancak halka esnafa ve ihtiyaç sahiplerine yönelik alınmış tedbirleri Maalesef hala ortada yok
Bu günler devletin yastık altında bile çıkarıp halkı için seferber etme Günleridir gün gelir halk elindeki yine fazlasıyla Devleti’ne vermekten imtina etmez 
Yeter ki aradaki Güven ilişkisi bozulmasın salgın nedeniyle alınan önlemlerden biri de camilerde toplu halde ibadet edilmesini yasaklanması oldu.
Camiler ibadet için sadece bir mekandır inancın kendisi değil ibadetin aracıdır 
Yani hiç Cami kalmasa inanç bitecek diyebilirmiyiz?
Komünist rejim camileri kiliseleri yıkınca Rusya’da inançlar bitti mi ?
Bu nedenle camilerin bu dönemde kapalı tutulmaları Dinayetin Vatikanlaşması mal mülk sahibi olarak camileri eleştirmesi sürecinin de artık bir son bulmasına vesile olmalıdır 
İnanç eşittir camiler olarak düşünmekten vazgeçilmelidir

İnancı bitiren şey onu metalaştırmak endüstri değiştirmektir olduğu gibi ibadet için özel bir yere gerek yoktur
Bütün yeryüzü bize göre bir Mescit cami Mekke Mihrap Medine bir minber Resulü Ekrem (asv) ise imamdır
Bu niyet ile bir mümin Dünyanın her yerinde ibadet edebilir 

Kurtuluş Savaşı’nda yeri geldiğinde camiler silah deposu olmuşsa gün gelir salgın büyük toplumu tehlikeye ďüşürürse camilerin sağlık merkezi olarak kullanılmasını her inanan insan düşünmelidir Öyle bir gün geldiğinde insanlık için salgınla mücadele de ibadet demek olacaktır 
Ayrıca bu musibet sadece camileri kapattırmadı.
Herkesi her türlü mabedini terk ettirdi ve insanları evlerine hapsetti 

Bugün siyasi iktidarın salgın nedeniyle geniş kitlelerin işsiz kalması ve toptan bir ekonomik yıkım gerçeği karşısında ilgisiz ve fütursuzca davranıyor olması ya güç zehirlenmesinden veya geleceği tam idrak edememek den kaynaklanıyor 
Oysa bütün iktidarlar geçicidirler 
Çünkü her güç alternatifi de büyüktür
Aslında gücün en yüksek noktası düşüşün de başladığı noktadır ve bugün düşünün safhalarını yaşamaktadayız 
Bize düşen şey bu çöküşten halkın en az zararla yeni düzene geçmesine rehberlik etmek ve gerçek manada doğru bir alternatif olabilmektir Burada çıkış kısayolu ehliyeti insanlarla Hürriyet temelinde serbest müzakere zemini oluşturmaktır 
Yani kısaca iki kelimedir meşveret ve Şura yaşanmış pek çok felaket de olduğu gibi bu salgında elbette geride bırakılacaktır 
Türkiye kaynakları zengin bir ülke bu ülke ehliyet ve Liyakat yöneticilere elinde yaralarını hızla sarma kabiliyetine sahiptir 
Bunu daha önce pek çok kez göstermiştir 
AKP ile 18 yılda ekonomi ile ne kazandık ne kaybettik bunun muhasebesini siyasi angajmanları dışına çıkıp yapmalıyız 
Gerçekten 18 yılda bağımsız ekonomiden neleri taviz verdik neler kazandık 
Bunu muhasebeleştirme liyiz asıl matematik budur Bundan çıkış aklıselim ve ehliyetli insanlardan oluşan ekip çalışmaları ile olabilir
Türkiye mutlaka değişecek dönüşecek Önemli olan Ödediğimiz bedellerinin karşılığını tam olarak alacakmıyız

Yoksa Bedel ödemeye devam mı edeceğiz 
Bu sorunun cevabını Herkes kendi değeri içinde vermelidir 
Siyaset artık halk için yeni bir siyaset anlayışına dönüştürülmelidir 
Ancak bu yolla gelecek yıllarda ivmemizi olumluya doğru götürecek
bir iktidara kavuşabilir
Bu iktidar mutlaka Biz oluruz demiyoruz
Biz bu siyaset anlayışının iktidar olmasını Arzu ediyoruz ve bunun için Merkez Parti olarak çalışıyoruz 
İlkelerinde karşılığını olacağımıza inanıyoruz Bunu hep birlikte göreceğiz