kategori Arşivleri: Ekonomi

Covid-19 yeni bir milad mı?

Dünya bütün insanlar üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabilecek korkunç bir salgının pençesinde. Ancak her zaman olduğu gibi Covid-19’un getirdiği yüklerin de orantısız bir biçimde işçi sınıfına ve yoksul kesimlere düşeceğini öngörmek mümkündür. ABD’deki krizin merkez üssü olan New York’ta, krizin öncelikle kamusal alanlarda insanlarla doğrudan temas halinde olan market çalışanları ve toptan teslimatçıları, taşımacılık işçileri ve sağlık sektöründe çalışanları etkilediğini görüyoruz.

İşçilerin hastalık ve ölüm hikayelerini dinleyerek umutsuzluğa kapılmak kolay gibi gelmektedir. Ancak tarihten ders almak gerekirse, krizin işçi hareketi için fırsat yaratabileceğini görmek mümkündür.

109 yıl önce 25 Mart 1911 tarihinde, New York’taki Triangle Gömlek Fabrikası’nın dokuzuncu katında çıkan yangında çoğunluğu göçmen genç kadın işçilerden oluşan 146 işçi hayatını kaybetti. Kumaş hırsızlığını önlemek için işverenlerin çıkış kapılarını kilitlemesi nedeniyle, birçok işçi canlı canlı yanarken, bazı işçiler atlayarak ölmeyi tercih etti.

Peki Covid-19 ülkenin emekçilerine davranış biçiminin değiştirilmesi için tarihtekine benzer biçimde tetikleyici bir olay olacak mı? Kalıcı, olumlu bir değişim bu salgının küllerinden doğabilir mi? Tarih bize rehberlik edecek mi ve emekçileri görünmez ve harcanabilir kılan güç odaklarına karşı bir meydan okuma, bir hareketlilik görülebilir mi?

Tehlikede Olan Nedir?

Salgın süresince toplumumuz ve ekonomi açısından kimlerin (hangi işçilerin) “gerekli” olduğu belirtildi. Maalesef gereklilikleri yeni tanınan işçiler, kriz esnasında üretimin tüm yükünü üzerinde taşıyor.

Yüksek katlı gökdelenlerin ve lüks dairelerin yapım işleri durdurulmadan önce ölen ilk inşaat işçisi New York’ta inşa edilen Google binasında elektrikçi olarak çalışan Stephen Josef oldu. Ertesi gün kişisel koruyucu donanım olarak çöp torbası kullanmak zorunda olan Mt. Sinai Hastanesi hemşiresi Kious Kelly, New York’ta ölen ilk hemşire oldu.

Bu hafta itibariyle Yere Ulaştırma İşçileri Sendikası’nın 8 üyesi hayatını kaybetti. 330’dan fazla taşımacılık işçisinin testi pozitif çıktı ve Transit Authority’nin toplam 2700 çalışanı evinde karantina altına alındı. Bu olay, şirket yönetiminin haftalarca maske vermeyi reddetmesinin ardından gerçekleşti.

Temel gıda sağlayıcıları ve market çalışanları için koruma eksikliği, hem işçiler hem de tüketiciler açısından risk teşkil etmektedir. Covid-19’dan önce yemek servisi çalışanlarının yalnızca yüzde 25’i ücretli sağlık izni kullanabildi. New Yort Times gazetesinde yer alan bir haberde, Hastalık Koruma ve Önleme Merkezleri’nin 2014 yılında yayınlanan raporunda yemek servisi çalışanlarının yüzde 20’sinin kusma veya ishal belirtileri bulunmasına rağmen çalışmak zorunda oldukları belirtildi (Yazının Başlığı: “Halk Sağlığının Ötesine Kârı Getiren Şirketler”).

Yangının Küllerinden

Covid-19’dan kaynaklı olarak halkla temas hâlinde olan “ön cephe işçilerinin” trajik ölümlerinin gerçekleşmesi gerekmiyor. Triangle Yangını, emekçilerin ve ABD işçi hareketlerinin tarihinde bir dönüm noktası olmuştu. Yangından çıkan sonuçta işçiler; yangın güvenliği uygulamalarının ve bina yapılarının iyileştirilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık tesislerinin düzenlenmesi, toplu pazarlığın teşvik edilmesi, kadınların ve çocukların çalışma saatlerinin sınırlandırılması gibi kazanımlar elde edilmesini sağladı. Asgari ücretten tazminatlara ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği İdaresi’nin kurulmasına kadar her şey, Triangle-sonrası reformlar için yapılan baskılar sonucunda elde edildi.

Yangına tanıklık eden ve daha sonra Roosevelt döneminde ABD Çalışma Bakanlığı yapan Frances Perkins, Triangle Yangını’nı New Deal’ın doğum günü olarak nitelendirdi.

Triangle Hikayesi yalnızca sıradan bir başlık değil, tepkisel olarak emeğin gücünü göstermesine, sendikal mücadelelere, örgütlenmelere ve işçi hareketlerine çağrışım yapar.

Yangından iki yıl öncesinde Triangle’da çalışanlar da dahil olmak üzere 20 bin göçmen kadın konfeksiyon işçisi, Uluslararası Kadın Konfeksiyon İşçileri Sendikası (ILGWU) ile birlikte, güvenli ve sendikalı işyerleri talebinde bulundu. Binlerce işçi sendikalı ve güvenli işyeri hakkına erişti, ancak Triangle’da bu haklar elde edilemedi. Yangının yüzüncü yıldönümünde Çalışma Bakanı Hilda Solis, “Bu işçilerin bir sesi- bir sendikası- olsaydı ve koşulların düzeltilmesi hakkında taleplerini iletebilselerdi, bu olaylar muhtemelen önlenebilirdi. Onlar örgütlenmeyi denedi ve acımasız bir muhalefetle karşılaştı” dedi.

Yangından sonraki günlerde yüz binlerce New Yorklu ILGWU tarafından düzenlenen yürüyüşlerde New York sokaklarını doldurdu. New York ve ülke çapında yeniden canlanan emek hareketi, hesap verilebilirlik ve reform çağrılarına öncülük etti ve yıllar boyunca eyalet ve devlet üzerinde durmaksızın baskı uyguladı.

Büyük reformlar genellikle Perkins, Senatör Wagner ve Başkan Roosevelt gibi kişilere mâl ediliyor. Ancak yüz binlerce işçinin örgütlenmesi ve grevleri olmasaydı, -onların karşısındaki- “şiddetli muhalefet” büyük ölçüde reformları engellemeyi başarabilirdi. Yangın sonrası dönemde sendikal örgütlenmeye katılan ve örgütlenmeyi oluşturan, kamuoyu oluşturucu eylemlere katılan işçi sayısında önemli oranlarda artış görüldü. Trajik bir olayı, kalıcı bir değişime dönüştürmek için bir hareketlilik gerekliydi.

Covid-19 İçin Dersler

Bu kriz yeni arayışları tetikleyecek ve toplumun temel koruma ve haklar konusundaki anlayışını dönüştürecek mi? Değişimin tohumlarını zaten görüyoruz. İşçiler, kendilerinden önceki -tarihteki- tekstil işçileri gibi karşılıklı yardımlaşma ve eylemler için örgütleniyorlar. Pittsburgh sağlık çalışanları, kişisel koruyucu donanımlar ve ek ücret için “kara kedi grevi” (fiili grev) gerçekleştirdi. Amazon, Whole Foods ve Instacart çalışanları ücretli izin, daha güvenli çalışma koşulları ve yarı zamanlı çalışanlar için sağlık hizmetleri amacıyla grev yaptı. Chipotle işçileri, ücretli sağlık izni ve hijyenli-güvenli çalışma koşulu talepleriyle bir yürüyüş gerçekleştirdi. General Electric çalışanları da fabrikalarının ventilatör yapımında kullanılması talebiyle protesto gerçekleştiriyorlar.

Kısa bir süre önce Whole Foods grevinin öncüsü umutla şu açıklamayı yaptı: “Bu hafta inanılmaz bir küçük grev dalgası oldu ve tüm bu farklı hareketlerin bir araya geldiğini görmek istiyorum. Çünkü taleplerimizin birçoğunda ortaklık var.”

146 işçinin Triangle Yangını’nda işverenlerin kârları uğruna yaşamışını yitirmesinde olduğu gibi, Covid-19 krizi de çalışan yoksul insanların ve göçmenlerin hayatını tehlikeye atarak ve korku salarak “tetikleyici olay” olma ihtimaline sahip. Hastalık riskine karşı çalışmaya zorlanmak, kadınların ve çocukların fabrikada kapalı kapıların arkasında 24 saat kilitli kalarak çalışmak zorunda bırakılması kadar şok edicidir.

Ama her zaman olduğu gibi diğer tarafta olanlar – patronlar ve sermaye sahipleri- emekçilerin koşullarının daha da kötüleşmesi için mücadele edeceklerdir.

Garment workers march in protest.

Beyaz Saray koronavirüs salgınını kullanarak; sendika karşıtlığı, daha sıkı sınır kontrolleri, gıda güvenliği denetimleri ve çevre düzenlemelerini geri alma politikalarını uyguluyor. Patronlar sözleşmeleri feshetmeye, ücret ve sosyal güvenlik yükümlülüklerini azaltmaya, koyucu düzenlemeleri geri almaya ve denetim ve gözetimi arttırmaya çabalıyorlar.

Ancak yüz yıl önce çalışan emekçiler gibi, hareketimizin gücü bize bu trajedik olayı kalıcı bir değişime dönüştürmek için mücadele şansı veriyor. İlk adımı atmak zorundayız!

David Unger, Will COVID-19 Be Our Triangle Fire?, LaborNotes, Çeviri:Erkan Kıdak

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’ndan bankalara çağrı

Tüm bankaları sıkıntıya düşen firmalara destek olmaya çağıran Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, “Şirketlerimiz bankalar tarafından ‘limit bitti’ denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor. Buradan tüm bankalara seslenmek istiyorum. Bu dönem karlılık düşünecek, şirket seçecek dönem değil” dedi.​Hisarcıklıoğlu konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:
“Tüm dünya Koronavirüs salgını dolayısıyla oldukça zor bir dönemden geçiyor. Bu dönemde ülkemizde de pek çok işletmemizin faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Birkaç sektör dışında  tüm firmalarımızda da ciddi ciro kayıpları var.
Devletimiz bu dönemde ekonomik etkileri kontrol altında tutabilmek için birçok tedbir açıkladı. Bu tedbirlerin ana omurgasında da vergi ertelemeleri, kısa çalışma ödeneği ve düşük maliyetli işletme kredileri var. Her üç tedbir de firmalarımızın faaliyetlerinin devam etmesi ve istihdamın korunması için çok önemli.


Özellikle kredi genişlemesinin sağlanabilmesi için Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı tedbirler kapsamında KGF’nin kefalet kapasitesi 250 milyar lira artırıldı.
Ancak, 81 ilden oda ve borsalarımıza gelen şikayetler bu kredilerin bankalar tarafından finansman sıkıntısı çeken firmalarımıza ulaştırılmasında sıkıntılar yaşandığını gösteriyor. Şirketlerimiz bankalar tarafından “limit bitti” denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor. Hatta koronavirüsten olumsuz etkilenen firmalarımızın değil de, kredibilitesi yüksek büyük firmalara kredi kullandırıldığı yönünde de eleştiriler var.
Buradan tüm bankalara seslenmek istiyorum. Bu dönem karlılık düşünecek, şirket seçecek dönem değil. Hepimiz aynı gemideyiz. Reel sektör olmazsa bankacılık kesimi de olmaz. Devletimiz zaten riskin %80’ini üstleniyor. Tüm bankalarımızı sıkıntıya düşen tüm firmalarımıza destek olmaya çağırıyorum”.

Hisarcıklıoğlu, Türk Ticaret ve Sanayi Odası üyeleri ile görüştü

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Türk Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) Başkanı olarak TTSO Üyeleri ile video konferans yoluyla toplantı yaptı. ​

Toplantıya Türk Keneşi Genel Sekreteri Baghdad Amrayev ile Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan Oda Başkanları ve Macaristan, Kırgızistan Odaları katılım sağladı.

Koronavirüs salgınına karşı alınan önlemlerin paylaşıldığı toplantıda, Hisarcıklıoğlu Türkiye’de alınan tedbirleri katılımcılarla paylaştı

DİSK "Türkiye tarihinin en büyük işsizlik felaketi ile yüz yüzeyiz"

Nisan 2020 Pazartesi günü saat 12:00’da “Zoom” üzerinden gerçekleştirilen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu’nun katıldığı online basın toplantısında okunan basın açıklaması metni

Değerli basın emekçileri,

Covid-19 salgını döneminde ikinci çevrimiçi basın toplantımızda sizlerle birlikteyiz.

Hepinize, bütün işçilere ve yurttaşlara sağlıklı günler diliyorum.

Öncelikle Covid-19 ile mücadeleyi canları pahasına yürüten sağlık çalışanları başta olmak üzere işinin başında olanları sevgiyle saygıyla selamlıyor ve bu onurlu mücadelede yaşamını kaybeden hocalarımızın ve sağlık çalışanlarının anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Covid-19 salgınında yitirdiğimiz yüzlerce yurttaşımızı saygıyla anıyor, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Bu büyük felaketi, bu eşi görülmemiş salgını bilimle, bilim insanlarının ve emekçilerinin çabaları ile yeneceğiz.

Covid-19 ile mücadele öncelikle bir halk sağlığı mücadelesidir. Öncelik halkın sağlığının korunmasıdır. Ve en baştan hatırlatmamız gerekirse milyonlarca işçi ve ailesi de halkın büyük kısmını oluşturmaktadır. Ancak başından beri vurguladığımız gibi salgınla mücadele tıbbi olduğu kadar sosyal bir mücadeleyi de gerektiriyor.

Covid-19 salgını öte yandan dünyada ve Türkiye’de milyonlarca çalışanın işini ve gelirini kaybetmesine yol açıyor. Türkiye tarihinin en büyük işsizlik felaketi ile yüz yüzeyiz.

DİSK olarak başından beri böylesine vahim ve uzun dönemli etkileri olacak bir salgınla mücadelenin birden çok boyutu olduğunu vurguluyoruz. Salgınla mücadelenin sosyoekonomik boyutunun ciddiyetine dikkat çekiyoruz. Bugüne kadar, yapılması gerekenleri zamanında ve ayrıntıları ile açıkladık, kamuoyuna ve yetkililere sunduk.

Üzülerek söylemek zorundayım ki ısrarla dile getirdiğimiz ve kamuoyunda büyük yankı bulan öneri ve taleplerimiz yetkililerce dikkate alınmadı.

Vakit giderek daralıyor.

Üzerimizdeki kamusal sorumluluk gereği, halkımıza ve Türkiye işçi sınıfına karşı sorumluluğumuz gereği, bilime, akla ve hukuka bağlılığımızın gereği, bugün bir kez daha kamuoyunun karşısındayız.

Yaptıklarımızı anlatacağız, yapacaklarımızı ve Hükümet’in yapması gerekenleri açıklayacağız.

DİSK olarak hem merkezi düzeyde hem de sendikalarımız tarafından Covid-19 ile mücadelede önemli adımlar attık.

Bugün bunları sizlerle paylaşmak istiyoruz.  Covid-19 vakasının ilk olarak ortaya çıktığı 11 Mart 2020 tarihinden bu yana bütün çalışmalarımızı salgının yaratacağı sosyal tahribatla mücadeleye yönelttik.

Salgınla mücadelede alınması gereken sosyal ve ekonomik önlemleri kamuoyuna sunduk. Bunları Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı ile paylaştık. Yerel düzeyde alınabilecek önlemler konusunda DİSK Genel Merkezi ve üye sendikalarımız aracılığıyla yetkililerle temasa geçtik.

Kamuoyuna mal olan temel taleplerimiz her platformda açıkladık. Bu taleplerimizi hatırlatmak isterim.

1- İşten çıkarmalar yasaklanmalı

2- Zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında ücretli izin uygulanmalı

3- Tüm çalışanların gelirleri güvence altına alınmalı

4- İşsizlik sigortası ödeneğinden yararlanma koşulları kolaylaştırılmalı

5- Fatura ve kredi borçları ertelenmeli

6- En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmeli

Covid-19 ile mücadelenin sosyal boyutunu güçlendirmek için diğer iki işçi konfederasyonu Türk-İş ve Hak-İş ile üç temel ilke konusunda mutabık kaldık ve şu üç öneriyi üç konfederasyon kamuoyuna duyurduk.

1- İşten çıkarmaların yasaklanması

2- Zorunlu ve acil işler dışında mal ve hizmet üretiminin durdurulması

3- Gelir kayıpları için kısa çalışma ve işsizlik ödeneğinin koşulsuz devreye sokulması

Ayrıca KESK, TTB ve TMMOB ile salgınla mücadelede 7 temel talep etrafında yaygın bir imza kampanyası başlattık. Bu kampanya büyük yankı buldu. Yüzlerce emek ve meslek örgütü ile siyasi parti ve dernek, yüzlerce milletvekili, aydın, sanatçı, gazeteci ve on binlerce yurttaş bu kampanyaya destek verdi.

Ayrıca DİSK olarak bir yandan uluslararası sendikal alanda yaşanan gelişmeleri öte yandan konuya ilişkin verileri de zamanında ve hızlı biçimde kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Bu süreçte en önemli hedeflerimizden biri de üyelerimizin Covid-19’a karşı sağlıklarının, işlerinin ve gelirlerinin korunması. Bugün sizlerle DİSK olarak örgütlü olduğumuz işyerlerindeki tabloyu ve üyelerimizin sağlıklarını, işlerini ve gelirlerini korumak için yaptığımız çalışmaları paylaşmak istiyorum.

Sendikalarımızdan gelen bilgilere göre Genel-İş, Lastik-İş ve Birleşik Metal-İş sendikalarımızın örgütlü olduğu işyerleri başta olmak üzere en az 88 üyemizde Covid-19 pozitif tespit edilmiştir. En az 172 üyemiz karantinadadır. Ne yazık ki Genel-İş üyesi bir arkadaşımızı Covid-19 nedeniyle, Lastik-İş üyesi bir arkadaşımızı da Covid-19 şüphesiyle kaybetmiş bulunuyoruz.

Sendikalarımız bu süreçte örgütlü oldukları kamu ve özel işyerlerinde salgına karşı etkin önlemler alınması için, Covid-19 pozitif vakaların olduğu işyerlerinde üretimin durdurulması için harekete geçti, gereken yerlerde üretimi durdurdu ve kamu makamları ile işverenler nezdinde girişimlerde ve uyarılarda bulundu.

Bazı işyerlerinde üyelerimiz çalışmaktan kaçınma haklarını kullandı. Sendikalarımız işyeri düzeyinde ücretsiz izin uygulamalarına karşı çıktı ve işin durması ve azalması durumunda kısa çalışma olanağının kullanılmasını talep etti ve büyük oranda sonuç alındı.

Bildiğiniz gibi DİSK üyelerinin önemli bir bölümü belediyeler ve hizmet sektörü gibi zorunlu ve temel hizmetlerin yürütüldüğü işyerlerinde çalışıyor. Zorunlu olarak çalışan üyelerimizin sağlıklarının ciddi bir biçimde korunması için kamu ve özel sektör işverenleri ile sürekli temas halindeyiz, önlemleri denetliyoruz ve eksik saptadığımızda bunların giderilmesi için harekete geçiyoruz.

Bu kapsamda eksik veya kalitesiz koruyucu malzeme ile ilan edilen sosyal mesafe kuralına uygun olmayacak şekilde çalıştırılan işverenler uyarılmış, belediyelerde zorunlu ve yaşamsal önem taşımayan işlerden vazgeçilmesi, işçilerin bu işlerde çalıştırılmaya son verilmesi istenmiştir.

Bilindiği gibi kamuda çalışma düzeni 22 Mart tarihinde yayınlanan genelge ile belirlenmişti. Bu genelgenin belediyelerde kadrolu-şirket işçisi ayrımı olmaksızın uygulanması hukukun gereğidir. Bu konuda uyarılarımız yapılmıştır. Buradan bir kez daha belediye şirketlerinin kamusal niteliğini hatırlatmak gereğini duyuyoruz.

Ayrıca bu dönemde en kritik alanların başında gelen sağlık hizmetinin bir ekip hizmeti olduğunu, sağlık çalışanları arasındaki ayrımcılığa da son verilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Sendikalarımızın yaptığı çalışmaları ve DİSK’in Covid-19 ile mücadeleye ilişkin yaptıklarını ayrıntılı bir raporla yakında kamuoyuna sunacağız.

Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim. Sendikalarımızdan gelen bilgiler sendikalı işyerlerinde işçiler olarak kendimizi korumanın daha olanaklı olduğunu gösteriyor. Ancak milyonların çalıştığı sendikasız işyerlerinde, daha doğrusu sendikasız bırakılan işyerlerinde durum çok daha vahim.

İşte bu işyerlerinde çalışanların sağlığının, işinin ve gelirinin korunması için çok daha net kamusal politikalara, sosyal politikalara ihtiyaç var.

Değerli basın emekçileri

Şimdi ülkeyi yönetenlerin yaptıkları ve yapmadıkları ile yapılması gerekenler üzerinde durmak istiyorum.

Hükümet etkin önlemler almakta geç kalıyor ve geçen her gün tehlikeyi büyütüyor.

Salgınla mücadelenin en etkin yolunun evde kalmak ve teması kesmek olduğu artık herkes tarafından biliniyor ve ısrarla söyleniyor. Evde kalmak tek çözüm.

Aklın ve bilimin gösterdiği çözüm bu. Kesinlikle evde kalmak! Ancak aklın ve bilimin gösterdiği yol ısrarla takip edilmiyor.

Milyonlarca işçi halen işe gitmek zorunda bırakılıyor. Milyonlarca işçi her gün servise biniyor, toplu taşıma kullanıyor. İşyerlerinde diğer işçilerle yan yana çalışıyor, yemekhanelerde yemek yiyor, soyunuyor, giyiniyor.  Sonra evine, ailelerinin yanına gidiyor.

Halk sağlığı hizmetlerindeki tüm çalışanlara, sağlık ve belediye çalışanları başta olmak üzere zorunlu olarak çalışan tüm emekçilere ayrımsız olarak, eksiksiz ve nitelikli kişisel koruyucu ekipman sağlanmalı, düzenli test ve sağlık taraması yapılmalıdır.

Öte yandan bu süreçte kadına yönelik şiddeti artıyor. Kadınlar salgın günlerinde şiddete karşı güvencede olmayı talep ediyor. Kadına yönelik artan şiddete karşı kamu otoriteleri acilen önlem almalıdır.

Evet Covid-19 dil, din, cinsiyet, milliyet ayırımı yapmıyor. Ancak Covid-19 ile mücadelede açık bir sınıf ayrımcılığı yaşanıyor.  İşçiler ölüme gönderilirken “evde kal” çağrıları yapılıyor.

İşçilere dönük ayrımcılık ve önemsememe öyle boyutlara ulaştı ki artık vicdanlar sızlıyor. Bilindiği gibi salgınla mücadelede 65 yaş üstünün ardından 20 yaşın altına da sokağa çıkma yasağı geldi.

Ancak 20 yaş altına getirilen sokağa çıkma yasağından 24 saat sonra, 18-20 yaş arası çalışanların bu yasaktan muaf oldukları, yani işe gidebilecekleri açıklandı. 20 yaş altında toplam çalışan sayısı 1 milyon 531 bindir. Bunların 720 bini 17 yaş ve altı çalışan çocuk işçilerdir. Bunları dışındaki 811 bin genç işçinin işe gitme mecburiyetinde bırakılması insafsızlıktır, vicdansızlıktır ve izansızlıktır.

İşten çıkarmalar yasaklanmalı ve zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında tüm işler en az 15 gün süreyle durdurulmalıdır

Oysa bu genç işçilere üç ay boyunca sağlanacak asgari ücret desteğinin toplamı 5,6 milyar TL’dir. Ülkeyi yönetenler 811 bin gence 5,6 milyar TL ödemek yerine onları ölüme gönderiyorlar. Bu ülkenin, genç işçileri salgına karşı korumak için ayıracağı 5-6 milyar lirası yok mu?

Elbette var. Daha fazlası var. Sadece İşsizlik Sigortası Fonu’nda 132 milyar TL var. Olmadı Merkez Bankası var. Bağış yapmak yerine bütçeye kaynak aktarabilir. En önemlisi servetin yüzde 42’sini elinde tutan toplumun yüzde 1’i var, sürekli vergi aflarıyla vergileri sıfırlanan devasa şirketler var.

Bilim salgınla mücadele için Evde Kalın diyor. Ama Hükümet “evde kalmak” için gerekli adımları atmıyor. Evde kalmanın yaygın ve etkili olabilmesi için gerekli olan zorunlu ve acil işler dışında işleri durdurmaya yanaşmıyor, çarklar dönmeye devam etmeli diyor. Siyasi kaygılarla bilim dışı kararlar alıyor, ülkenin geleceğini karartıyor.

Çarkların dönmesi daha çok işçinin hasta olması demek, çarkların dönmesi demek daha fazla temas demek, daha fazla risk demek.

Salgına karşı yaşamı savunmalıyız, parayı pulu değil.

Şimdi enflasyon hesabı yapmanın zamanı değil.

Şimdi bütçe açığı ve üretim hesabı yapmanın zamanı hiç değil.

İnsanlar can derdinde, iş ve aş derdinde.

Her şeyden önemli olan budur.

Bilim evde kalın diyor. Evde kalmanın yegâne yolu zorunlu ve acil işler dışındaki işleri durdurmak ve işten çıkarmaları yasaklamaktır.

Ancak maalesef işveren örgütleri bilimin gösterdiği yolu göz ardı ediyor. İnsanlar can derdindeyken, işçiler ve aileleri risk altındayken “Üretim ve hizmet kapasitemizi koruyarak üretmeye devam edelim”diyorlar. Bu yaklaşım, ölen ölür kalan sağlar bizimdir demekten farklı değildir. Bu zincirlerinden boşalmış kapitalist zihniyeti reddediyoruz.

Bugün işçilere, hayatını riske atarak çalışma zorunluluğu getirenleri bilimin ışığında uyarmayı bir borç biliyoruz:

“Çarklar dönecek” dayatmanızın en büyük bedelini bu salgın koşullarında çalışmak zorunda bıraktığınız büyük oranda örgütsüz işçiler ve aileleri ödeyecektir. Ancak meselemiz salgındır ve bedel bununla sınırlı kalmayacaktır.

Ezberlenmiş sınıfsal reflekslerle milyonlarca işçinin salgın sürerken hiç de zorunlu olmayan işlerde çalıştırılmasının bedelini bütün bir toplum ödeyecektir.

Evde Kalması fiilen engellenen işçiler olarak, “Evde kalmak benim de hakkım” diyerek atacağımız her adım meşrudur ve sadece kendimiz için değil toplumun ve ülkenin bu salgına karşı savunmasını sağlayacaktır. Evde kalma mücadelesi memleket mücadelesidir!

Salgının yükseliş dönemindeyiz. Dünya örnekleri de göstermiştir ki salgının alevlenme döneminde, toplumsal bulaşın yaygın olduğu, enfekte insan sayısının katlanarak arttığı dönemlerde zorunlu işler dışında her yerde mutlak izolasyonu sağlamak şarttır.

Covid-19 salgınının bilimsel takibi ile yükselişin sona erip bulaşma ve hasta olma sayısında grafiklerin plato çizmesi ve salgının kontrol altına alındığının bilimsel kabulüyle birlikte gerekli tüm önlemler alınarak aşamalı olarak işbaşı yapılması anlaşılabilir.

Bugün, Sağlık Bakanı’nın da her fırsatta söylediği gibi, enfekte bir kişinin en az 16 kişiye hastalık bulaştırdığı dönemde, işçiler açısından, 6331 Sayılı yasanın 13. Maddesinde de açıkça belirtildiği gibi“ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durum” mevcuttur ve “çalışmaktan kaçınma hakkı”vardır. DİSK ve DİSK’ e bağlı sendikalar bu hakkın kullanımı için gerekli hazırlıkları yapmıştır ve pozitif vaka tespit edilen işyerlerinden başlayarak bu hakkın kullanımını hayata geçirmeye devam edecektir.

Covid-19 salgını ile birlikte akılları başa almanın zamandır. Neoliberal küreselleşmenin iflası tam olarak tescil edildi. Şimdi sosyal devlete dönmenin, kamucu ve toplumcu politikaların zamanıdır.

Salgının tahribatı büyüyor. Bu tahribatı azaltmak için hala yapılması gerekenler var.

Üzerimize düşen tarihsel sorumlulukla Hükümet’e bir kez daha çağrı yapıyoruz. Covid-19 salgını ile mücadele için ortak akla ihtiyaç var. “Ben dedim oldu” zihniyeti ile Covid-19 yenilmez. Bilimin ve aklın yol göstericiliğinde ve katılımcı bir yöntemle salgınla mücadele edilebilir.

Acil atılması gereken adımları bir kez daha sıralıyoruz:

  • Zorunlu ve acil işler dışında mal ve hizmet üretimi salgın süresince durdurulmalı ve yurttaşların böylece evde kalması sağlanmalıdır.
  • İşten çıkarmalar yasaklanmalı ve tüm çalışanların geliri güvence altına alınmalıdır. Halen işten çıkarılan işçilerin işsizlik sigortasından koşulsuz yaralanması sağlanmalı. İşlerin durmasıyla gelir kaybına uğrayan işçilere kısa çalışma ödeneğinden koşulsuz destek sağlanmalıdır.
  • Başta büyük kentler olmak üzere etkili bir karantina uygulanmalı
  • Karantina ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle işini ve gelirini kaybedenlerinin kendilerinin ve ailelerinin geçimi devlet tarafından sağlanmalıdır.
  • Karantina sürecinde kadına yönelik artan şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
  • Hanelerin temel tüketim faturaları ve borçları ertelenmelidir.
  • En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir.

Covid-19’a karşı toplumsal dayanışmaya, güçlü sosyal politikalara ve sosyal devlete ve bilimin yol göstericiliğinde ortak akla ihtiyacımız var.

Türkiye ekonomisi salgının yarattığı krizle başa çıkmak için ne yapmalı?

Türkiye ekonomisi salgının yarattığı krizle başa çıkmak için ne yapmalı?

Sibel Arslan -Ekonomist

“İnsanın elinde çekiç olunca her sorunu çivi gibi görürmüş” ve sürekli kafasına kafasına vururmuş.
Şu anda bir salgın var.

Sadece Türkiye’de değil, bütün dünya ve neden ortaya çıktığına değil nasıl yok edileceğine dikkat çekiliyor.
Ülkemizde sağlık kurallarına uyan, bu konuda kendini düşünen bir bireyler olduğumuzdan malesef söz edemiyoruz.
Yaptırımlar ve uyarılar karşılık buldu mu ?

Kocaman bir hayır.
Bu tür salgınlarda sağlık tarafını çözmeden ekonomik tarafının çözülmesi söz konusu bile değildir. “Ekonomiden feragat etmeyelim” diye sağlıkta atılması gereken adımları öteledikçe aslında çok şey kaybediyoruz.
Borçlarınızı öteledik, borç yine ödenecek faiz ödemenizi erteledik, ama faiz işlemeye devam edecek. Şunu hatırlamak lazım, Türkiye’deki müesseselerin büyük çoğunluğu, günlük geliri ile günlük giderini karşılayan müesseseler.

Günlük gelirini karşılayamadığı anda da sallanmaya başlıyorlar.

Asıl sorunumuzda müesseselerin geleceği öngörememesi ve ufacık bir krizde sallanması 
O yüzden şu an ihtiyaç duyulan şey bu şirketlere kredi vermek, borç vermek değil. Şirketlere doğrudan kaynak aktarmak.

Sermayelerini eritmelerini engellemek. Birtakım yükleri devletin üstüne alıp kamulaştırması gerekiyor, sonra da devletin onu sırtlanacak gücü olmadığı için onunla uğraşmak gerekecek.”başka dikkat çekilecek sorun da burada al sat yapan birtakım fırsatçılar, biz üretime kaynak yaratmadıkça, yine eskisi gibi tarıma ve hayvancılığa fabrikalara en mühimi eğitime ve insana önem vermedikçe biz daha çok krizler görürüz. 
Bütün iktisatçılar sürekli üretim diye çırpınırken tarım yerinde sayıyorsa hayvancılık yok olduysa eğitimsiz bir gelecek bizi bekliyorsa insana önem verilmiyorsa çıkış olarak kültür ve inanç turizminde hala yerinde sayıyorsak, bize düşen susmaktır. 
Kendi ustalığına çıkmış ancak sonrası için bir usta hala yetiştirememiş yani el verememiş yine kendi işini sadece kendim bilirim diyenler,
Değişim ve yenilikler rekabet stratejilerini de değiştirdi, artık çok üstün ve rakiplerinizden ayırıcı özellikleri olmayanlar 
Biz yine yeniden elbet biz oluruz, bir çıkış yolu buluruz.

Sivil toplum kuruluşlarından ortak açıklama

Türkiye’nin önde gelen meslek örgütü, sendika konfederasyonları ve sivil toplum örgütleri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkili olan yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı yürütülen mücadele sürecine ilişkin ortak açıklama yaptılar.​

Ortak açıklama şöyle:

“Şu an dünyanın neredeyse tamamı, son yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olarak tanımlanan Covid-19 salgınından mustarip durumda.

İki cihan harbinden sonra, dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük krizi yaşıyoruz.

Herkes tedirgin ve yarına nasıl bir günde uyanacağı endişesinde.

Pek çoğumuz gönüllü karantina hayatı yaşıyor.

Halen bu virüs dünyanın 174 ülkesine yayılmış durumdadır.

Ülkemiz de buna karşı topyekûn mücadele veriyor.

Bu süreçte sağlık çalışanlarımız başta olmak üzere işinin başında olan tüm çalışanlarımıza, girişimcilerimize ve işverenlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.

Bu süreçte bizim yapmamız gereken, dayanışma içinde olmaktır.

Bu salgına karşı 83 Milyon hep birlikte mücadele vermektir.

Bir olduğumuzu, iri olduğumuzu, diri olduğumuzu herkese göstermektir.

Korona virüse karşı belirlenen tedbirleri alarak ve kurallara sıkı sıkıya uyarak, hem çalışanlarımızı, hem de firmalarımızı korumaktır.

Üretim ve hizmet kapasitemizi koruyarak üretmeye devam etmek, istihdamı korumaktır.

Bunun için Hükümetimiz, Kısa Çalışma Ödeneğinden yararlanma şartlarını önemli oranda iyileştirdi.

Başvuru için gereken belge sayısını düşürdü.

Bizler de şimdi hep birlikte diyoruz ki;

“Çalışanını işten çıkarma, istihdamını koru, ihtiyacın olan kaynak Kısa Çalışma Ödeneğinde” Faaliyetlerini durduran veya azaltan firmalarımız, 3 ay süreyle çalışanlarının maaşlarını buradan karşılayabilir.

Tüm firmalarımızı, bu imkânı kullanmaya çağırıyoruz.

El ele verelim, bu zor günleri hep birlikte geride bırakalım.

Allah hepimizin yardımcısı olsun diyor, sizleri saygıyla selamlıyoruz.”

Ortak bildiriye katılan kuruluşlar: 

1.Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) 

2.Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)

3.Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ)

4.Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER)

5.Memur Sendikaları Konfederasyonu (MEMUR-SEN)

6.Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)

7.Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK)

8.Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği ( TÜMSİAD)

9.Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED)

10.Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD)

11.Türk Veteriner Hekimler Birliği

12.Türkiye Barolar Birliği (TBB) 

13.Türkiye Emekliler Derneği (TÜED)

14.Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez (TESKOMB)

15.Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) 

16.Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD)

17.Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu (TÜGİK)

18.Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)

19.Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD)

20.Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İş)

21.Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)

22.Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (KAMU-SEN)

23.Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) 

24.Türkiye Noterler Birliği

25.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)

26.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)  Kadın Girişimciler Kurulu

27.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genç Girişimciler Kurulu

28.Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) 

29.Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED)

Hisarcıklıoğlu, TOBB Yönetim Kurulu üyeleri ile görüştü

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, TOBB Yönetim Kurulu üyeleri ile video konferans aracılığıyla görüştü.​

Toplantıda, Koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomiye etkilerini azaltmaya yönelik alınan tedbirler ve yapılan çalışmalar ele alındı. 

“Türkiye, koronavirüs salgınını yenecek güce ve kapasiteye sahiptir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Belediye Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Panik yapmadan akılcı, dengeli ve gerçekçi adımlarla mücadelemizi kararlılıkla yürütüyoruz. Türkiye, Allah’ın izniyle, bu salgını yenecek güce ve kapasiteye sahiptir. Daha önceki sıkıntılar gibi milletimiz bu badirenin de üstesinden gelecek, inşallah aydınlık, müreffeh ve huzurlu günlere kısa sürece kavuşacaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Huber Köşkü’nden, video konferans yöntemiyle belediye başkanlarına hitap etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin belediyelerde gösterdiği emsalsiz başarıyla Türkiye’nin yönetimini üstlenmiş bir parti olduğunu belirterek belediyelerinin halkın günlük hayatına dokunan çalışmaları ve yaptıkları altyapı yatırımlarının önemli olduğunu kaydetti.

“BELEDİYELERE ÇOK BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR”

Kovid-19 hastalığı sürecinde belediyelere çok büyük görevler düştüğüne vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamu hizmet binaları, toplu ulaşım araçları, pazar yerleri, çöp toplama alanları gibi yerlerin temizliğinin ve dezenfeksiyonunun aksatılmadan yapılması uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, maske, eldiven, kolonya, tulum gibi temizlik ve korunma malzemelerinin temini ve dağıtımının mümkün olduğu kadar yaygın şekilde sürdürüldüğünü, meslek edinme kursları olan belediyelerin, buralarda temizlik ve korunma malzemelerini kendilerinin yapabileceğini söyledi.

Halkı bilgilendirmeye yönelik her türlü faaliyetin kesintisiz devam etmesi, gıda ve temizlik ürünlerini vatandaşlara ulaştırırken de kurallara riayet edilmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yaşlılarımız ve öğrencilerimiz başta olmak üzere evlerinden çıkmasını istemediğimiz vatandaşlarımızın alışveriş, internet, kitap gibi ihtiyaçların teminine yardımcı olmalıyız. Bilhassa işsiz  kaldığı veya yetersiz gelire sahip olduğu için geçim sıkıntısı yaşayan vatandaşımızı asla yalnız bırakmamalıyız. Bu konuda valiliklerimizle de kaymakamlıklarımızla da iş birliği hâlinde olmalısınız. Evinde tencere kaynamadığı için gözü yaşlı, kalbi kırık, yüreği daralmış her vatandaşımızın vebali sizlerin üzerindedir” dedi.

“TÜRKİYE, HER ALANDA İHTİYAÇLARINI KARŞILAYABİLECEK SEVİYEDE OLDUĞUNU İSPATLADI”

Belediyelerin bu süreçteki çalışmalarına kaynak sağlamak için İller Bankası ödeneklerinden Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesinti yapılmayacağını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimiz göz boyamaya çalışanla halis niyetle hizmet edenin ayrımını böyle dönemlerde daha iyi yapar. AK Parti olarak bugüne kadar milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık.  İnşallah bu salgın döneminde de uğratmayacağız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe, sanayiden ulaşıma kadar her alanda kazandırdıkları güçlü alt yapının önemini, kriz döneminde çok daha iyi görebildiklerini belirterek gelişmiş ülkelerin bile pek çoğu kriz karşısında âdeta çökerken, Türkiye’nin hemen her alanda kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyede olduğunu ispatladığını söyledi.

Türkiye’nin pek çok dost ve kardeş ülkeye imkânlar nispetinde destek verdiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “En büyük önceliğimiz, vatandaşlarımızın geçim sıkıntısına düşmeden temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayabilmektir. Aldığımız tedbirlerin büyük bir bölümü, doğrudan dar gelirli insanlarımıza destek vermeye yöneliktir. Bu çerçevede, sosyal devlet ilkesi gereği ihtiyaç sahibi 2 milyon haneye, biner lira nakit yardımı gerçekleştiriyoruz. Faaliyetine ara veren her işletmenin çalışanlarının ücretlerinin yüzde 60’ı oranında ve asgari ücreti geçmeyecek şekilde ödeme yapıyoruz. İstihdamı korumak amacıyla faaliyetlerine ara veren işletmelerimizin telafi çalışma sürelerini iki katına çıkardık. İşletmelerimizin vergi ve sigorta ödemelerini erteleyerek bu sıkıntılı dönemi nispeten daha rahat şekilde geçirmelerini temin ediyoruz.”

“KOVİD-19 SALGINI İLE MÜCADELE TÜM SİYASİ PARTİLERİN, TÜM KURUM VE KURULUŞLARIN MESELESİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, pek çok bankanın müşterilerinin ödemelerini erteleme yoluna gittiğini, kamu bankalarının hane halkı geliri 5 bin liranın altında vatandaşlara destek için kredi paketi sunduğunu anlatarak bankaların, bu vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için altı ayı ödemesiz, 36 ay vadeyle yüzde 0,49 maliyetle 10 bin liraya kadar destek kredisi verdiğini aktardı.

Her alanda alınan tedbirlerle çalışanların, esnaf ve sanatkârın, sanayicinin, ticaret erbabının, 83 milyonun tamamının yanında olduklarını göstermeye çalıştıklarını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kovid-19 salgını ile mücadelenin sadece hükûmetin, devletin değil, tüm siyasi partilerin, tüm kurum ve kuruluşların meselesi olduğuna dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda alınan kararları tek tek hayata geçirdiklerini, Türkiye’nin gerçekleri ve ihtiyaçlarına göre çalışmaların yürütüldüğünü vurgulayarak dünya çapında 1 milyona yaklaşan vaka ve 50 bine varan ölümün yaşandığını, Türkiye’nin birçok ülkeye kıyasla iyi bir yerde olduğunu ancak bunu da yeterli görmediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Panik yapmadan akılcı, dengeli ve gerçekçi adımlarla mücadelemizi kararlılıkla yürütüyoruz. Türkiye, Allah’ın izniyle bu salgını yenecek güce ve kapasiteye sahiptir. Daha önceki sıkıntılar gibi milletimiz bu badirenin de üstesinden gelecek, inşallah aydınlık, müreffeh ve huzurlu günlere kısa sürece kavuşacaktır” ifadelerini kullandı.

“BU MİLLETİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİĞİDİR, BERABERLİĞİDİR”

İstiklal Marşı şairi merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir. Bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir. 83 milyon olarak birbirimize kenetlendiğimiz sürece bizi yıkabilecek, kutlu yolculuğumuza set çekecek hiçbir engel yoktur. Bunun için her fırsatta salgına karşı almamız gereken tedbirleri hatırlatırken aynı zamanda milletimizin birliğine, beraberliğine ve kardeşliğine de vurgu yapıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” Millî Dayanışma Kampanyası’nın hedeflerinden birinin de birlik, beraberlik ve dayanışmanın önemine dikkat çekmek olduğunu belirterek, benzer kampanyaların ekonomik gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun dünyanın diğer ülkelerinde de yürütüldüğünü anlattı.

Yardım kampanyasında toplanacak tutarın doğrudan ihtiyaç sahiplerine aktarılacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bu kampanyaların gayesi milletimizin fertleri arasındaki güçlü dayanışmayı ortaya koymaktır. Sergiledikleri hukuksuzluk ve tehlikeli söylemlerle dayanışma yerine ayrışma peşinde olanlara izin vermeyeceğiz. Kendilerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dışında ve üstünde görenlere milletimiz de hak ettiği cevabı veriyor, verecektir. Hele hele 83 milyonun kader ortaklığını sembolize eden bir projeyi dinamitlemeye çalışmak açık söylüyorum, gafletten öte bir davranıştır.”

“GÜN, TÜM FARKLILIKLARIMIZI BİR TARAFA BIRAKARAK EBEDÎ VE EZELÎ KARDEŞLİĞİMİZİ HATIRLAMA GÜNÜDÜR”

Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi sulandırmaya, bunu günlük siyasetin malzemesi hâline dönüştürmeye hiç kimsenin hakkı olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu an hepimiz vatanımızın geleceğini ve milletimizin hayatını tehdit eden sinsi bir düşmanla mücadele ediyoruz. Karşımızdaki düşmanın adını koronavirüsüdür. Bu düşmanı ancak birbirimize, birbirimizle kenetlenerek yenebiliriz. Bu tehdidin üstesinden ancak dayanışmayla gelebiliriz” dedi.

“Gün siyasi, etnik, mezhebi tüm farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak ebedî ve ezelî kardeşliğimizi hatırlama günüdür. Gün tıpkı İstiklal Harbimizde olduğu gibi ortak düşmana karşı birleşme günüdür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir dönemde siyasi rant hesabı yapanların, umut vermek, güven aşılamak, katkı sunmak yerine, karamsarlık pompalayanların asla affedilemeyeceğini söyledi.

YENİ BİR DÜNYA VE YENİ BİR BİZ

YENİ BİR DÜNYA VE YENİ BİR BİZ
İnsanlık aslında dünyaya yaptıklarının karşılığını buluyor, bekli de hiçbir şey tesadüf değil sonun başlangıcındayız ve hala umut var bunu hissediyoruz. 
Şöyle bir hafızamızı zorlayalım çok değil (tabiî ki benim yaşıtlarım ) nelere değer verirdik ,nelerle mutlu olurduk? çok klişe laflar değil mi ? 


Telefonlar tabii ki kablolu ,hala hatırladığımız telefon kulübeleri ,mutlaka yolumuz düşmüştür bu kulübelere ,evinde telefon olan özel kişiler komşularının aileleri için köprü olurlar onlardan haber getirirlerdi ,üzüntülerini sevinçlerini paylaşırlardı , mahalle bakkallarımız , sütçülerimiz , ebeler hemşire teyzeler, doktorlar 
Ve yolda oyun oynayan yaramaz bir gençlik daha ne güzel şeyler..

peki ne oldu bunlara ?

Kimse çalışmıyor muydu ?

Fabrikalar mı yoktu ? oysa ne planlar yaptık,plan yaparken unuttuk değil mi dünya bizden bir şekilde intikamı alacak .kendimizi hiç tahmin etmediğimiz bir kaos ortamında bulacağız 
O kadar değer verdiğimiz değersiz şeyler , farkında bile değildik hiçbir güzelliğin çiçeğin böceğin ve sevdiklerimizin .

Şimdi uzak kalıyoruz .
Ölüm korkusu ne kadar da müthiş bir anlam aldı. Galiba biz hala korkuyoruz ölmekten Niye ki dünyayı mahvederken ölümü düşündük mü ?ufacık karıncayı ezerken .

Sibel ARSLAN 
Ekonomist
www.sibelarslan.com.tr

Doğadan bekliyoruz değil mi ?

Empati biraz empati 
Her yeni olan bizim hayatımıza atılan mutsuzluk kancasına dönüştü her attığı pençe demir yaptı kalbimizi
Değişim ve yenilikler rekabet stratejilerini de değiştirdi ,artık çok üstün ve rakiplerinizden ayırıcı özellikleriniz yoksa yok olmanız kaçınılmaz hale geldi.
Yaptığımız işin yüzde sekseni disiplindir.kalanı ise yaratıcılık .
Bu kriz bize çok şey öğretiyor,doğruluğundan şüphe edebiliriz belki Çince de kriz iki ikonla yazılıyor birisi risk diğeri fırsat şimdi öğreniyoruz ki başka şekilde yazılıyor birisi ahlak diğeri ise disiplin 
Kendi ustalığına çıkmış ancak sonrası için bir usta hala yetiştirememiş yani el verememiş yine kendi işini sadece kendim bilirim diyenler sözüm size ;
kimse geleceği öngöremez gelecekte neler yapacağını yapılacağını bilemez.

Fakat böyle bir kaos yaracak sizi bunalıma sokacak bir salgın gelir ; bakarsınız elinizde kalan sadece taş kalbiniz.

Çünkü aileniz olduğunu değerleriniz olduğunu hiç bilmediniz ki .
Biz galiba teknolojiyi yanlış anladık insanlık olarak , biz onun esiri olduk ,halbuki her şey sadece insanlığın mutlu olması daha güzel yaşaması için değil miydi ? 
Bizi kurtaracak olan sadece pozitif bir anlayış. Unutmayalım Hiçbir kriz profesyonelin çemberinden dışarı çıkamaz.
İnanıyorum ki insanlık için “değerli “olanı arayan bulan,seçen yayan bir toplum yapısına ve iş dünyasına doğru ilerliyor olacağız ,bu değerlerin oluşturduğu ilkeler bizi yönlendirecek 


Signature

TZOB Genel Başkanı Bayraktar: -“Türkiye su zengini değildir”

-22 Mart Dünya Su Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: 

-“Türkiye su zengini değildir. Suyun damlasını bile ziyan etmek

gelecek nesillere ihanettir”

-“Vahşi sulamaya son vermemiz şart”

-“Basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için teşvik ve hibeler artırılmalı üreticilerimiz için cazip hale getirilmelidir”

Ankara – 21.03.2020 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarına göre su azlığı yaşayan ülkeler arasında olduğunu belirterek, “Kuraklığa karşı tedbir almak, su tasarrufu yapmak zorundayız. Türkiye su zengini değildir. Suyun damlasını bile ziyan etmek gelecek nesillere ihanettir” diye konuştu.

Bayraktar, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, yaşam için olmazsa olmaz önemde olan suyun, dünyada dengeli dağılmadığını, kimi bölgelerde kişi başına onbinlerce metreküp kullanılabilir su düşerken, kimi bölgelerde temiz suya ulaşımının neredeyse imkansız bir hal aldığını belirtti. Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1000 metreküpten daha az olan ülkelerin su fakiri, 1000-2000 metreküp arası olanların su azlığı çeken ülke sınıfında kabul edildiğini hatırlatan Bayraktar, “Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1347

metreküptür. Bugün su azlığı çeken ülkemiz, nüfusun artmasıyla su fakiri olma riskiyle karşı karşıyadır. Bu bilinçle hareket etmeli suyumuzu ziyan etmemeliyiz” dedi.

-“Yeterli su kullanımı verimlilik için şarttır”-

Dünyada nüfusun artışına paralel olarak gıda ihtiyacının da arttığına işaret eden Bayraktar, ilerleyen yıllarda, gıda güvencesinin sağlanması ve sanayinin hammadde ihtiyacının karşılanabilmesi için tarımsal üretimin artırılması gerektiğini söyledi.  Sürdürülebilir su politikası izlemenin, akılcı ve kalıcı çözümler üretmenin bir zorunluluk olduğuna işaret eden Bayraktar, “Dünyada tarım alanlarının hemen hemen tamamını kullanıyoruz. Üretimi artırmanın tek yolu var o da verimliliği artırmak. Verim artışını sağlamak için kullanacağımız en önemli unsur da sudan başka bir şey değil. Yeterli su kullanımı verimlilik için şarttır” diye konuştu.

-“GAP, KOP ve DAP gibi projeler bir an önce tamamlanmalıdır”

Türkiye’de kullanılan suyun yüzde 74’ünün tarımda kullanıldığını, iklim şartları nedeniyle ülkenin büyük bölümünde yeterli sulamayla tarımda verimliliğin artırılabildiğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Tarımda sürdürülebilirlik bakımından sulama, ürünün kalite ve veriminin artırılmasında önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda yer altı sularının aşırı tüketilmesi nedeniyle ülkemizin birçok bölgesinde su sorunu görülmeye başlamıştır.

Ülkemizde sulamaya açılan alanların büyük bir kısmında da hala geleneksel yüzey sulama yöntemleri uygulanmaktadır. Salma, tava ve karık sulama yöntemleri ile sulanan alanlarda su kaynakları etkin kullanılamıyor. Yüzde 60’a varan su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerini kurmak, su kayıplarını azaltmak, aşırı ve yanlış sulamanın topraklarımıza ve çevreye verdiği zararlı etkileri en aza indirmek zorundayız. Vahşi sulamaya son vermemiz şart. Basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için teşvik ve hibeler artırılarak üreticilerimiz için daha cazip hale getirilmelidir.

Teknik ve ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektarlık arazinin hala 1,85 milyon hektarını sulama altyapısı tamamlanamadığı için sulayamıyoruz. 1,85 milyon hektar tarım arazisinin suya kavuşturulması, gıda talebinin karşılanması tarımda çalışan nüfusun işsizlik sorunlarının çözülmesi ve üreticilerimizin hayat standartlarının yükseltilmesi açısından oldukça önemlidir. Bu açıdan, büyük sulama projeleri içeren GAP, KOP ve DAP gibi projeler bir an önce tamamlanmalıdır. Arazi toplulaştırma çalışmaları hızlandırılmalı, yer altı suyu rezervleri korunmalıdır.”       

Bayraktar, suyun değerini en çok çiftçilerin bildiğini belirterek, dünyada yaşayan her kişinin bu bilince ulaşması temennisiyle 22 Mart Dünya Su Günü’nü kutladı.

Print

Mehmet Gürbüz "Biz Ahiler bu ülkenin manevi bekçileriyiz "

ANADOLU AHİ EVRAN İŞ ADAMLARI BAŞKANI MEHMET GÜRBÜZ ‘DEN AÇIKLAMA KORANA ViRÜSÜNDEN DOLAYI KEPENKLERİ KAPANAN İŞ ADAMLARIMIZ VE ESNAFIMIZ ZOR DURUMDADIR DEVLETİMİZİN SICAK MERHAMETLİ ŞEFKATLİ KUCAĞI BİZLERİDE SARMALIYACAKTIR DİYEREK SÖZLERİNE BAŞLADI:
Dünya Çinden yayılan bir salgın ile karşı karşı ya bu salgının adı da (Corana Virüsünün Covid 19) Corona (Korona) virüsü hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur. Nadir durumlarda, bilim insanlarının zoonotik olarak adlandırdığı durumdur, yani hayvanlardan insanlara bulaşabilirler.Bu durumda beraber yaşayan toplulukların görevleri vardır bir de ülkeleri yönetenlerin yapması gereken görevleri vardır.Biz insanlar bizleri yönetenlerin almış oldukları emir ve yasaklara uymak zorundayız.Bizlere diyorlar ki alınacak tedbir lere uyunuz sokağa çıkmayınız diye telkinlerde bulunuyor bizde bu telkinlere uyacagız ki bu salgın daha fazla kimseye bulaşmasın bu salgın hastalık kimseye bulaşmasın daha fazla ölümler olmasın deniyor bizde bu alınan kararlara uyalım ve uyacagız bizim görevimiz devletimizin bu konuda ki hassasiyetine riayet etmemiz dir hem sağlığımız açısından hem de Biz müslüman toplumları buna uymak zorundayız.Eger başımızda Devleti yönetenlerin dinimiz gere Ulü’l-emr, “emir olarak görmeliyiz Ulül-emir sahipleri, emir verme salâhiyeti taşıyan ve bu konumda olanlar yani âmirler” demektir.

Görüntünün olası içeriği: Mehmet Gürbüz

Bunlardan maksadın kimler olduğu konusunda “devlet başkanı, onun veya toplumun yetki verdiği yöneticiler ve kumandanlardır”, “âlimlerdir” gibi çeşitli anlayışlar ve rivayetler vardır. “…sizden olan emir sahiplerine itaat edin” buyurulduğuna göre bunların belli kişiler ve makam sahipleri olduğu, iman ve dünya görüşü itibariyle( Müslüman olanlardan seçildiği veya tayin edildiği, meşrû buyruklarında bunlara itaat etmenin Allah emri ve dinin gereği olduğu anlaşılmaktadır)

Fotoğraf açıklaması yok.


Bizde vatandaş olarak.Devletimizin vermiş oldugu bu kararlara uyacagız ülkemizi yötenler gerçekten bu Korana Virüsünün takibini iyi yapmıştır eksiklikler varmıdır tabiki vardır geçmısten alınan dersler den belki ders çıkartılmıştır.Devlet aklı kullanılmış tartışılmış konuşulmuş emaneti ehli insanların bu işteki mesleki tecrübeleri ışığında (Bilim Kurulu)kararları isabetli sonuçlara gidiyor ve gidecektir inşaallah ve bir takim kararların alınmasını takdir ile karşılıyoruz ve teşekkür ediyoruz.Bu kararlardan bir taneside halkın sağlığını tehlikeye atmamak için vatandaşlarımızın en fazla virüsten etkilenecegi yerler olarak görülen esnafımızın en cana alıcı nakit alış verişin döngüsu olan yerler olan eglence merekezleri olarak sayılan yerler geçici süreylen kapatılmıştır 
.Bu konuda ki İş adamları,esnafımız alınan karara uymuştur iş yerlerine kepenk vurmuştur.Biz gelen karara uyduk milletimizin sağlığı için gerekirse bir ömür boyu bu karara uyarız yeterki vatandaşımızın sağlığı için her karar bizim için büyük emirdir fakat bu sektörde calısan iş adamlarımızın ve orada istihdam edilen insanların bir takım mağduriyetleri bir an önce göz önüne alınarak giderilmelidir esanafımızın hepsi zaten ekonomik buhranlarda zaten sıkıntılı bir dönemden geçiyor du ki esnafımız bu salgın virüsün ortaya çıkmasıyla büyük mağdurlar yaşamaktadır İş yeri kiraları birikmiş ödenmez duruma gelmiştir, Ssk,Bagkur,Vergi borçları,Muhasebe giderleri,İstihdam giderleri bizleri derin bir düşünceye sebebiyet vermiştir.Bu süreç içerisinde kapanan kepenkler bizleri büyük sıkıntılar içerisine somuştur.Devletimizden tek bir istegimiz vardır sesimizi duyması dır ve bizlere kira yardımı dahil hibe destekli bir paketin açıklanmasıdır açılan paketlerdeki gerçekten iyidir fakat alacagımiz bu krediler bizim hiç bir yaramızı sarmaz ve zaten sarmıyordu sıkıntılı giden bu süreçte hangi kazaç ile biz bu sırtımızdaki yükü hafifletecegizi düşünürken hangi kazançla aldığımız kredileri ödiyecegiz.Biz Anadolu Ahi Evran İş Adamları olarak diyoruz ki bu kapanan iş yerlerinde kardeşlerimizin iş yerlerinde istihdam edilen personellerimiz bu sektör de çalışanlar günlük yevmiye ile emek harcayan emekçilerimizdir. Bu insanlar birikimleri olan kişiler den oluşmuyor bankamatik personeli degiller Bu insanlar dün ki aldıkları yevmiyelerle bugün evlerinde inanın tencelerinde çorbalarını kaynatıyorlar Bugün bu evlerde çorba dahi kaynamaz duruma gelmeden acil olarak tedbirlerimizi alalım(Biz degilmiyiz ki komşusu aç iken tok yatan bizden degildir diyen )bir dinin temsilcileri isek biz bugün yastıgımızda rahat yatmamız lazim ve şunuda bilelim ki yasak getirilen meslek teşekküllü olan yerler eglence sektörünün insanları eger önlem alınmazsa bu ülkede geri dönülmesi çok yaralar açılır biz diyoruz ki bize yasaga uyun dediniz biz de uyduk sokağa çıkmayın diyorsunuz bizde uyalım ama bizde evlerde oturalım dışarı çıkmayalım biliyoruz ki bizim de sağlıgımız tehlikededir 
ama hangi parayı kazanmadan harcıyacagız ki evimizde oturup bu salgının yayılmasına sebebiyet vermiyelim.

Biz Ahiler bu ülkenin manevi bekçileriyiz Devletimizin yanındayız biz inanıyoruz ki Yüce Devletimizin sıcak ve merhametli kucağını bizleride sarmalayacaktır.
Devletimiz kıyamet şafağına kadar payidar kalacaktır Biz Türk Milleti var oldukça
Mehmet Gürbüz 
ANADOLU AHİ EVRAN İŞ ADAMLARI