Category Archives: Gençlik ve Öğrenci

Covid-19 ile gelen “global ortaklık”

Girne Amerikan Üniversitesi ile ABD Arizona Devlet Üniversitesi arasında “GLOBAL KAMPÜS” işbirliğine imza atıldı. Covid-19 nedeniyle yerinde eğitim görmek isteyen öğrencilere büyük bir eğitim fırsatı sunan işbirliği sayesinde; ABD’de okumak isteyen ancak salgın sebebiyle bunu yapamayan öğrenciler, dünyada en az vakanın görüldüğü Kıbrıs’ta hayallerine kavuşabilecek. İşbirliği kapsamında lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde 150 program açılacak. Kayıtlar 1 Haziran’da başlıyor.

Girne Amerikan Üniversitesi (GAU) 35. yılında büyük bir başarıya ve ilke imza attı. KKTC’nin ilk özel üniversitesi GAU, dünyanın en iyi 100 listesinde bulunan köklü devlet üniversitelerinden Arizona Üniversitesi ile global kampüs ortaklığı gerçekleştirdi. Ortaklığın detaylarına ilişkin bilgiler veren GAU Kurucu Rektörü Dr. Serhat Akpınar; “Korona salgını, dünyanın en iyi üniversitelerini, dünyadaki güvenli ülkelerde kampüs oluşturmaya itiyor. Bu ortaklık için yaklaşık 2 yıldır çalışıyoruz. Salgın bu süreci hızlandırdı. Üniversitemize hem ABD’den hem de birçok dünya ülkesinden yoğun ilgi olacağına inanıyoruz. Arizona Üniversitesi gibi son derece başarılı bir akademik kurumla global ortaklık yapmaktan mutlu ve gururluyuz” dedi.


“Bugün itibariyle GAU olarak, Arizona Üniversitesi Kıbrıs Kampüsü adı altında yola devam edeceğiz”

GAU Kurucu Rektörü Dr. Serhat Akpınar; “Covid-19 salgını süresince tüm dünyada işleve giren seyahat kısıtlamaları, ertelenen okul açılışları ve değişen vize kuralları göz önüne alındığında yurt dışında eğitim hayali olan öğrencilerin bu hayallerine ulaşmakta sorunlar yaşayacağını, bu karanlık dönemin üstesinden gelebilmek adına üniversitelerin dayanışmasının her zamankinden daha önemli olacağını gördük. Ve yurt dışında eğitim hayali kuran gençlere hayallerini sunmak için Arizona Üniversitesi ile inovatif ve vizyoner bir işbirliğini hayata geçirdik. Bugün itibariyle GAU olarak, Arizona Üniversitesi Kıbrıs Kampüsü adı altında yola devam edeceğiz. Kıbrıs bugün 150 binden fazla öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Öğrencilerimizin yaklaşık yüzde 85’i yurtdışından geliyor. Global Kampüs ile daha fazla öğrenciye kaliteli eğitim verme şansımız olacak. Bu işbirliği hem üniversitemiz hem de ülkemiz adına büyük bir başarıdır” dedi.

Online Eğitim

Program kapsamında on-line eğitim verileceği gibi normal eğitim sistemine de devam edilecek. Eğitimcinin eğitimiyle ya da Arizona Üniversitesi akademisyenlerinin dönemsel olarak derslere katılımıyla klasik eğitim sistemi de işleyecek. Ancak dijital platformlar sayesinde öğrenciler Arizona Üniversitesi kütüphanesine, projelere, akademisyenlere ve sosyal gruplara ulaşabilecekler.

“Global Kampüs” öğrencilere 2 farklı seçenek sunuyor

Programa başvuran öğrenciler GAU kampüsünde okuyarak, Arizona Üniversitesi’nden Lisans, Yüksek Lisans veya Doktora programını tamamlama fırsatı bulacaklar. Bir diğer seçenekteyse öğrenciler, Arizona Üniversitesi’nde veya Amerika’da herhangi bir üniversitede okuyabilecekleri tüm programlara 1 veya 2 yıl boyunca hazırlandıktan sonra Amerika’da eğitimlerine devam etme fırsatına sahip olacaklar. Kıbrıs kampüsü olarak Güz 2020 Dönemi için başvurular, 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren alınmaya başlayacak.

Çift diploma imkanı

Programa kayıt olan öğrenciler derslerini başarıyla tamamladıkları taktirde Arizona Üniversitesi’nin diplomasına hak kazanacaklar. Yani bu program öğrencilere çift diploma imkânı sunacak. Öğrenciler Arizona Üniversitesi’nin derslerini online takip edecekler ve Arizona Üniversitesi’nin dijital kütüphanesi ve diğer kaynaklarına sınırsızca erişebilecekler. Ortak dersler ve yüz yüze akademik desteği GAU’den alınacak. GAU’nün imkânlarından; bilgisayar laboratuvarları, çalışma alanları, kütüphaneler, yurtlar, kulüpler ve öğrenci etkinliklerinden de faydalanma imkanı olacak.

ABD’de herhangi bir üniversiteye geçiş hakkı

ABD’ye seyahat etme imkânı olmayan öğrenciler, eğitimlerini GAU kampüsünde tamamlayacaklar. Ya da eğitimlerine GAU’de başlayarak, 1 dönem veya 1 akademik yılın sonunda Arizona Üniversitesi’ne geçebilecekler. Öğrenci arzu ederse ABD’de herhangi bir üniversiteye de geçiş yapma hakkına da sahip olacak.

10 bin dolar ile ABD’de yüksek lisans

Lisans programları için belirlenen ücret, 30 kredilik ders yükü için 7,000 Amerikan Doları olarak belirlendi. Yüksek Lisans programları için bu rakam yaklaşık 10,000 Amerikan Doları olacak. Öğrenci Arizona Üniversitesi’ne 1 dönem veya bir akademik yıl gitmek isterse yine bu belirlenen ücretleri ödeyecek.

Beykoz öğrencileri, üniversitelerini ortalamanın üzerine taşıdı

Beykoz Üniversitesi, Covid-19 pandemisi sürecinde uzaktan eğitimde başarılı bir sınav verdi. Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı’nın (ÜNİAR) nisan ayı başında yaptığı araştırmaya katılan Beykoz Üniversitesi öğrencileri, üniversitelerine Türkiye ortalamasının iki katı puan verdi. Ayrıca üniversitenin kendi içinde yaptığı uzaktan eğitim anketi de bu sonuçları destekledi.  Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman, “Uzaktan eğitim sürecini genç ve dinamik bir üniversite olarak tüm unsurları ve bileşenleriyle başarılı bir şekilde yürütüyoruz. Öğrencilerimizin derslere katılım oranı yüksek, öğretim elemanlarımızın yeni duruma uyumu mükemmel. Bu durumu ÜNİAR’ın araştırmasında Türkiye ortalamasının çok üzerindeki sonuçlarımızda ve kendi memnuniyet anketimizde görmemiz mutluluk verici” dedi.

Yıllardır süregelen uzaktan eğitim ile nitelikli ve iyi bir eğitim verilebilir mi tartışmaları sürerken, Covid-19’un beklenmedik etkisi ile bir hafta gibi kısa bir sürede dünyada ve Türkiye’de tüm dersler uzaktan eğitim platformları üzerine taşındı. Bahar 2020 yarıyılı tartışmasız ki, dünya eğitim tarihini geri dönülemez şekilde değiştirecek. Covid-19 eğitim kurumlarını hızlı bir değişime zorladı ancak Türkiye’de uzaktan eğitim programları yürüten ve derslerinin bir kısmını uzaktan eğitim sistemi üzerinden veren üniversiteler bu sınavı başarılı bir şekilde verdi. Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı (ÜNİAR), Prof. Dr. Engin Karadağ liderliğinde nisan ayı başında “Yeni Koronavirüs (Covid-19) Döneminde Uzaktan Eğitim” konulu bir araştırma gerçekleştirdi. 111 devlet ve 52 vakıf üniversitesinden 17 bin 939 öğrenciye Covid-19 pandemisi ile başlayan uzaktan öğrenim deneyimleri ile ilgili sorular soruldu.

4 bine yakın öğrenci kullanıyor

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim sistemi OnlineBeykoz’u başarıyla  kullanan, 4 bine yakın önlisans, lisans ve yüksek lisans öğrencisinin derslerini bu platform üzerinden gerçekleştiren Beykoz Üniversitesi de araştırmada yer alan üniversitelerden biri oldu.

Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, “Uzaktan eğitim sürecini genç ve dinamik bir üniversite olarak tüm unsurları ve bileşenleriyle başarılı bir şekilde yürütüyoruz. Öğrencilerimizin derslere  katılım oranı yüksek, öğretim elemanlarımızın yeni duruma uyumu mükemmel. Bu durumu ÜNİAR’ın araştırmasında Türkiye ortalamasının çok üzerindeki sonuçlarımızda ve kendi memnuniyet anketimizde görmemiz mutluluk verici” dedi.

Female student choosing course for distance learn

Beykoz Üniversitesi Türkiye ortalamasının çok üzerinde

Araştırmada öğrenciler sorulara göre üniversitelerini Çok Kötü (1 puan), Kötü (2 puan), Orta (3 puan), İyi (4 puan), Çok İyi (5 puan) olmak üzere beş puan ölçeği üzerinden değerlendirdi. Türkiye ortalamasında öğrenciler, “Uzaktan Eğitim Sürecindeki Açıklama ve Bilgilendirmelere” 2.6 puan verirken, Beykoz Üniversitesi öğrencileri Beykoz Üniversitesi’ne 4.2 puan verdi. “Uzaktan Eğitim Hazırlığı”nın 163 üniversitedeki ortalaması 2.3 puan olurken Beykoz Üniversitesi 4.1 puan aldı.

Prof. Dr. Mehmet Durman, “Öğrencilerimizin en yüksek puanları “Yöneticilerin Tutum ve Yaklaşımları” ve “Öğretim Elemanları” başlıkları üzerinden vermesi bizim için mutluluk verici oldu. Bu başlıklarda Türkiye ortalaması 2.6 – 3.4 düzeyindeyken bizim puanlarımızın tamamının 4 ve üzeri olması öğrencilerimizin ve akademik personelimizin sisteme hızla uyum sağlamasından kaynaklanıyor. Kendi memnuniyet anketimizde de aynı sonuçları elde ettik” diye konuştu.  

“Hedeflerimiz, şansımız oldu”

Prof. Dr. Mehmet Durman’a göre, uzaktan eğitim Türkiye’de örgün öğretimde yeterince yaygınlaşmamış olsa da dünyada kabul edilen bir eğitim- öğretim yolu. “Gelişmiş ülkelerdeki üniversitelere baktığımızda uzaktan eğitimin örgün eğitim sistemine destek olacak ve onu zenginleştirecek şekilde kullanıldığını görüyoruz” diyen Durman, sözlerini şöyle sürdürdü: “YÖK’ün Uzaktan Eğitim Yönetmeliği çerçevesinde örgün eğitimde dersler yüzde 30’a kadar uzaktan eğitimle verilebiliyordu. Bizim de hedefimiz bu yüzde 30’u yakalamaktı. Üniversitemizin kurulduğu günden itibaren bu hedefi, stratejik hedeflerimiz arasında belirlemiştik. Bu süreçte belirlediğimiz hedefler ve yaptığımız hazırlıklar bizim şansımız oldu.”

Karma eğitim modeli

Uzaktan eğitimin bundan sonra eğitim sistemimiz içerisinde daha yaygınlaşacağını söyleyen Durman, eğitimin geleceğiyle ilgili şu öngörülerde bulundu: “Örgün eğitiminin tamamen ortadan kalkması doğal olarak söz konusu olamaz. Ancak örgün programlar içerisinde uzaktan eğitimle desteklenecek bileşenlerin olacağı karma/hibrit eğitim programların giderek  daha fazla önem kazanacağını düşünüyorum. Tamamen uzaktan değil ama bazı derslerin ve bazı ders saatlerinin uzaktan verilebileceği bir sistem olmalı. Eğitimin teorik olan kısmı tamamen uzaktan verilebilir ama laboratuvar ve sınıfta uygulama gerektiren derslerde elbette uzaktan eğitimde zorlanılır. Ayrıca, üniversite eğitimi sadece mesleki bilgiyi aktarmak değil. Üniversite öğrencileri kampüs ortamında bireysel, kültürel ve sosyal olarak da gelişiyorlar.”

Uzaktan eğitim bahar yarıyılı sonuna dek sürecek

Beykoz Üniversitesi öğrencileri OnlineBeykoz Uzaktan Eğitim Sistemi üzerinden bahar yarıyılı sonuna kadar derslerini görecek. Öğrenciler mevcut haftalık ders programları çerçevesinde belirlenen kullanıcı adı ve şifreleri ile OnlineBeykoz sistemine giriş yapıyor, canlı derslere katılıyor. Öğrencilerin bütün etkinlikleri sistem üzerinde kayıt altına alınıp raporlanıyor. Sistemde ek kaynak, URL, video, ödev, kısa sınav gibi araçlar da bulunuyor.

Akademik danışmanlık da OnlineBeykoz’da

OnlineBeykoz Uzaktan Eğitim Sistemi yalnızca dersleri izlemek için kullanılmıyor. Üniversite öğrencilerine ‘akademik danışmanlık’ hizmeti de veriliyor. Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman akademik danışmanlığı online platforma taşıdıklarını söyledi. Durman, “Belirli gün ve saatlerde öğrencilerimiz, akademik danışmanları ile buluşarak, koronavirüs döneminde yaşadıkları sıkıntı ve sorunları hocaları ile paylaşma olanağı buluyorlar. Yakınlarında koronavirüs olan öğrencilerimizin kaygı ve endişelerinden tutun da sınavlardan devamsızlıklara kadar birçok konu bu platformda konuşuluyor.  Hocalarımızın ders saati dışında öğrencilerimizi dinlemesi onları son derece mutlu ediyor” şeklinde konuştu.

Yeni Koronavirüs (Covid-19) Döneminde Uzaktan Eğitim Araştırması

Türkiye-Beykoz Üniversitesi Karşılaştırması – Uzaktan Eğitim Sürecine İlişkin Sorular

(Ortalamalar 1 (Çok Kötü), 2 (Kötü), 3 (Orta), 4 (İyi), 5 (Çok İyi) olarak değerlendirilmelidir.)

Üniversite ve Fakülte/Yüksekokullarına İlişkin Değerlendirmeler Türkiye              Ortalaması Beykoz
Uzaktan Eğitim Sürecindeki Açıklama ve Bilgilendirmeleri 2,6 4,2
Uzaktan Eğitim Hazırlığı 2,3 4,1
Yöneticilerin Tutum ve Yaklaşımları 3 4,4
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerine (Sunum, Ders Notu Vs.) İlişkin Değerlendirmeler Türkiye              Ortalaması Beykoz
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerinin Dersin Amaçlarıyla Örtüşmesi 2,7 4
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerinde Yer Verilen Görsellerin Metinlerine Uyumu 3 4
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerine Metin, Yazım ve Dilbilgisi Kurallarına Uygunluğu 3,2 4,3
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerinin Orijinalliği 2,5 3,8
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerinin Öğreticilik Düzeyi 2,6 3,9
Dijital İçerikler/Öğrenim Materyallerin Tutarlıkları 2,9 3,7
Senkron/Canlı Ders/Video Destekli Derslere İlişkin Değerlendirmeler Türkiye              Ortalaması Beykoz
Öğretim Elemanlarının Teknoloji Kullanım Becerisi 3,4 4
Öğretim Elemanlarının Öğretme Becerileri 2,6 4
Öğretim Elemanlarının Öğrencilere Yönelik Tutumları 3,2 4,3
Öğretim Elemanlarının Süreçle İlgili Bilgilendirme Düzeyleri 3 4,3
Öğretim Elemanlarının Ulaşılabilirliği (E-Posta Vs.) 3 4,3
Öğretim Elemanlarının Yönlendirme, Destek ve Yardım Düzeyleri 2,8 4,2
Teknik Alt Yapıya İlişkin Değerlendirmeler Türkiye              Ortalaması Beykoz
Uzaktan Eğitim Sisteminin Ulaşılabilirlik Düzeyi 3,2 4,4
Uzaktan Eğitim Sisteminin Anlaşılabilirlik Düzeyi 3,1 4,3
Uzaktan Eğitim Sisteminin Bağlantı Düzeyi 3,2 4,1
Uzaktan Eğitim Sisteminin Ses ve Görüntü Kalitesi 2,8 4,2

Kaynak: Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı – ÜNİAR “Yeni Koronavirüs (Covid-19) Döneminde Uzaktan Eğitim” Araştırması, Türkiye-Beykoz Üniversitesi Karşılaştırması Nisan 2020

Editöre Not: İstanbul Kavacık’ta 2016 yılında kurulan Beykoz Üniversitesi’nin temeli, 2008’de Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun kurulması ile atıldı. Rektörlüğünü Prof. Dr. Mehmet Durman’ın yaptığı Beykoz Üniversitesi’nde; ‘İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’, ‘Sanat ve Tasarım Fakültesi’, ‘Sosyal Bilimler Fakültesi’, ‘Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’ olmak üzere dört fakülte, ‘Yabancı Diller Yüksekokulu’, ‘Sivil Havacılık Yüksekokulu’ olmak üzere iki yüksekokul, Meslek Yüksekokulu, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olmak üzere iki meslek yüksekokulu ve yüksek lisans ve doktora programlarının sunulduğu bir Lisansüstü Programlar Enstitüsü yer almaktadır.

‘Korona Sonrası Yeni Dünya Düzeninde, Yeniden Büyük Türkiye Mümkün mü?

İnovatif Stratejik Araştırmalar Merkezi (İNOSAM) Covid – 19 salgını nedeniyle 2020 Mart ayı itibariyle çalışmalarını dijital toplantı, çalıştay ve arama konferansları üzerinden devam ettirme kararı almıştı. ‘Korona Sonrası Yeni Dünya Düzeninde, Yeniden Büyük Türkiye Mümkün mü? Nasıl?’ ana başlıklı toplantıların üçüncü bölümünde ‘Yeni Dünya Düzeninde Türkiye’nin Eğitim Sistemi Arayışı’ konu alt başlığı ele alındı.

Yapılan müzakerelerin rafine sonuçları eğitim politikalarına etki eden hükümetin ve muhalefet partilerinin yetkilileriyle ilgili kurum ve kuruluşlara tavsiyelerde bulunmak ve kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla tarihsellik içerisinde İNOSAM Başkanı Gürkan Avcı tarafından özetle şu bahisle ifade edildi;

BAŞARMAYA MECBUR MUYUZ?

HEDEFİMİZ YENİDÜNYAYA YÖN VEREN BİR EĞİTİM SİSTEMİ OLMALIDIR!

Özellikle Covid 19 vakası sonrasında fütüristlerin ve stratejistlerin çoğu dünyanın geleceğine yönelik çok daha kötümser tahminlerde bulunmaya başladılar. Biz ise proaktif bir akıl ve pozitif bir inançla geleceğe dair çok daha iyimser öngörülerde bulunmaya devam ediyoruz.

Aslında geleceğin içinde yaşıyoruz. Bunun farkındalığıyla geçmişi nasıl bir metotla ve farklı beta sürümlerle analiz ettiğimiz de önemli. Hemen çoğu uzman insanlığın, ülkelerin, rejimlerin, dinlerin, tek tek bireylerin ve zihinlerin nasıl kontrol edileceği üzerine karamsar tablolar çiziyor. Karanlık korona günlerine hapsediyor bizi. Bu yüzden siyasal saplantılar ve duygusal tepkiler içine düşmeden evrensel ahlakı, insani ve vicdani sorumluluğumuzu nesnel öngörülerimizin merkezine güvenle koymamız gerekiyor. Bu suretle uzak ve yakın geçmişimizden yakın ve uzak geleceğimize projeksiyonlar tutmaya çalışıyoruz.

DÜNYANIN WİN’İ VE KÜRESEL TRAJEDİNİN SONU!

En popüler küresel rol model olarak ABD Başkanı Trump’ın ‘America First!’ yani ‘Önce Amerika, gerisi boş!’ söylemi her türlü ayrımcılık, bencillik ve çatışmaların kök hücresini oluşturan bir slogan olarak hepimizin hafızasında yer etmiştir. Korona sonrası yenidünyada ‘O da kazansın!’ anlayışı hayatımıza girecek. Paylaşmanın kapsam ve alanı genişleyecek. ‘Parası neyse veririz!’ söyleminin zayıflayarak ahlakın paradan üstün olduğu bir sürece giriyoruz. Korona sonrası dünya daha iyi bir yer olacak. Herkesin önce insan olduğu, iyilerin ve doğruların sesinin daha çıktığı, daha çok duyulduğu bir dünyada yaşayacağız.

Evet değişim kaçınılmaz. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve yeni düzen kurulana ve yeni ülkelerin sınırları rejimleri ve iktidar yapıları belli olana kadar bu belirsizlik ve çatışma süreci devam edecek ama her şey bugünden daha güzel olacak. Eğer yenidünya düzenini masumları katledenler, insanları köleleştirenler ve doğayı sömürenler değil de barış, adalet ve sevgi medeniyetinin bakiyesi olarak bizler kurarsak yeryüzü yeniden cennet olacak, bu olacak…

İnsanları tüketici nazarıyla gören, özgürlüklerini sınırlayan, büyük şirketler ya da vekâletçi devletler adına baskı altına alan bir teknoloji yerine insan haklarına ve temel değerlere uyumlu bir şekilde gelişen, insanlığa hizmet eden, fayda üreten bir dijital çağı mümkün görüyoruz.

Özellikle eğitim sistemleri ve bu dâhilde öğretmenlik en çok dönüşen mesleklerden olacak. Nitelikli, donanımlı ve birikimli öğretmen ihtiyacı daha da artacak. Robot öğretmenler ve uzaktan eğitim sistemleri üzerinden öğrenciler istedikleri saat ve ortamda kaliteli eğitim alabilecekler. Toplumun hemen her kesiminin muzdarip olduğu mevcut eğitim sistemi ile birlikte ‘bilim’ diye yutturulan ilkel, kaba ve gereksiz ders ve konularının çoğu çöp olacak. Korona adlı büyük tsunami dalgası sonrasında ortaya çıkacak yenidünyada insana, onun haklarına ve yaşam kalitesine değer veren yeni bir eğitim gelecek. Yeni eğitim değerleri sınırlı ve ideolojik yaklaşımların sonucu şekillenmeyecek. Eğitim politikaları insana insan olduğu için değer veren yaklaşımla, güvenli, güvenceli, eşitlikçi, sağlıklı, kaliteli olmayı garanti eden anlayışta olacak.

Eğitimin paydaşları istemedikleri kişi, süreç ve ortamlarla olan ilişkilerini daha kolay sonlandırabilecek. Gençler psikolojik sorunlara, stres ve travmalara karşı daha da güçlenecek. Gençler arasındaki marka, statü, özenti, terfi beklentileri, alışveriş dürtüsü ve lüks tüketim alışkanlıkları azalacak. Yeni eğitim ile birlikte kendisiyle bütünleşme dahası barışma, arınma fırsatı bulacak insanlar birçok tabu ve saplantılarını yıkabilecek. Gençliği kucağına alan yabancı düşmanlığı, ırkçılık, nefret, bencillik, cinsiyetçilik gibi ayrımcı akım ve anlayışlar sönmeye başlayacak. Korona süreci tüm insanlığı sarsacak ve ardından iyilikle saracak bir dizi yeniliği başlatacak.

İNŞA EDİLEN BAŞLANGICIN ŞAFAĞINDAKİ YENİDÜNYA VE İLK AŞAMA!

Şu sıralar değişimde ilk aşamanın en sancılı döneminden geçiyoruz. Salgının etkileri ekonomide, siyasette, sosyal yaşamda, eğitimde kendini hissettirmeye başladı. Bu yüzden sonbaharın ortalarına kadar  sosyal, ekonomik, siyasi ve elbette kültürel çerçevede yaşanacak ikinci bazın yaratacağı tahribat ve hasarları şimdiden öngörmemiz gerekiyor. Türkiye küresel aksta hangi iş kollarının yükselişe geçip, hangi mesleklerin kaybolacağını tespit edip endüstri 4.0 gelmeden ve yeni çağ başlamadan mastır planına başlamalıdır.

Uluslararası kuruluşların çoğu petrol ve gazın yenidünyada emekliye ayrılacağını ve Çin ekonomisinde büyük kayıplar yaşayacağını öngören uzmanlarla dolu. Türkiye taktik ve stratejik yol haritasını hazırlarken bölge ülkelere, yeni enerji teknolojilerine yoğunlaşmalı ve özellikle dünyanın fabrikası Çin’i çok iyi izlemeli ve etüt etmelidir. Küresel ekonominin virüs kaynaklı yaşayabileceği büyüme kaybı ve ülkelerin hasar tespitlerini de öngörebilmek şimdiden zorlu ve dikkatli bir çaba sarf etmemizi zorunlu kılıyor.

İthalat ve ihracatımızın yarısından fazlasını oluşturan Avrupa’da yaşanan salgın kaynaklı sarsıntılar ve uzun süredir borçlanma sorunu yaşayan ve mevcut borçlarını çevirmede sıkıntılar yaşayan ülkelerin karşılaşacağı ekonomik hasarlar bizi de etkileyecek. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’yi yılın ilk yarısında rekor bir daralma ve tarihinin en yüksek işsizlik rakamları bekliyor. Bütün bunlar ekonomimizi ve bağlı olarak tüm sektörlerimizi ve toplumsal politikalarımızı onlarca yıl sınırlandıracaktır.

Görünen o ki en fazla hasar gören sektörlerin başında otomotiv, seyahat, otel-konaklama ve eğlence sektörleri geliyor ve gelmeye devam edecek. Emtia piyasaları da hareketsiz ve dondurulmuş durumda. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de perakende mağazacılığında ve hizmet sektöründeki pek çok alanda arz sorunu yaşanmakla birlikte online alışverişin hızla arttığı ve online parekende satışa yönelik hizmetlerin çok büyük oranda artacağı yeni iş dünyasında ‘big data’ların en kıymetli meta haline geleceği belli. Online dünyada maliyetler olabildiğince düşürülüyor, yeni üretim ortamlarına dönük Ar-Ge ve proje çalışmaları girişimci ve yatırımcıların en dikkat kesildiği konular haline gelmiş durumda.  Yenidünyanın başat işvereni olarak görülen kamunun yani devletimizin tüm bu öngörüleri dikkate alarak eğitim, istihdam ve sektörel planlama politikalarını hazırlaması gerekiyor.

Başta Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK olmak üzere tüm kurumlarımızın büyük bir değişim dinamiğinin içerisindeki Türkiye’nin biran önce beklentiler, projeksiyonlar ve füturistik çıkarımlarla en kapsamlı analizlerini, projeksiyonel öngörülerini, katmanlı tahminlerini ve düşünce egzersizlerini şimdiden organize etmesi gerekiyor.

Dünyayı özellikle son çeyrekte etkisi altına alan küreselleşme, mobilizasyon mevzuatları, uluslararası lojistik – tedarik ve uluslararası havacılık sistemi kökünden değişmeye başladı. Evden online üretime katılma ve uzaktan eğitim dünyanın en önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. Gençlik trendleri, moda, çocuk yönelimleri,  tüketici eğilimleri değişiyor. Bilişim teknolojileri ve endüstri, yeni nesil yazılım ve donanımlar, cihaz tabanlı internet ve siber fiziksel sistem teknolojilerinin eğitime ve dahi tarım ve hayvancılığa yani hayatın tüm alanlarına olan etkileri artıyor. Bütün bunlar acil, geniş ve derin çaplı analizlere ve planlamalara ihtiyaç duyulan konular.

Eğitim merkezlerinde siber-fiziksel sistemlerin kullanılması konuşuluyor. İnsanlardan bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek eğitim veren robotlar ve akıllı okullar anlamına geliyor bu durum. Fabrikalarda da bu sistem kullanılarak üretim süresi, enerji miktarı ve maliyetler düşerken üretim miktarı ve kalite de arttırılacak. Bu durumda mavi yakalı çalışanlar nitelik değiştirmek zorunda kalacak. Çalışma hayatı otomasyon sistemleri ve entegrasyon çok farklı bir hale gelecek. Robotlar ve yapay zekâ her sektörde ve hayatın her alanında vazgeçilmez olacak.

Geleceğin ekonomisinin en önemli başlıkları yeni enerji kaynakları, elektrikli arabalar, kolay ve konforlu toplu ulaşım, medikal hizmetlerin verildiği yeni turizm kültürü olacağı ve tüm bu alanlardaki yeni keşiflerin daha geniş alanlara sahip olacağı kaydediliyor. Virüs salgınıyla analog dünyasının yok olacağı teknoloji üretip satan firmalarının güçleneceği, takip, retina imzası, yüz tanıma, hijyen ve özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda tele-tıp yanında ev testleri gibi sektör ve alanlarda uzmanlaşmış firmaların çoğalacağı bir döneme evriliyoruz.

ISRARLA GELECEĞE ODAKLANMAK!

Salgın sona erdiğinde dünya daha güçlenerek yoluna devam edecek.  Türkiye bu minvalde eğitim ve sosyal politikalarını, özellikle sosyal koruma ve sağlık hizmetlerini yeniden gözden geçirmelidir. Türkiye uluslararası ölçekteki siyasi ilişkilerde kendi küresel rollerini yeniden konumlandırarak yeni liderlik için daha seri ve yüksek manevralar yapmalıdır. Öte yandan lider ülkelerin ve dahi uluslararası kuruluşların kapasite ve krizle baş etme konusunda düştükleri zayıflıkları nedeniyle politik küresel düzenin adalet ve eşitliğe tıkanmış kapağını ve insanlığın önünü açabilir.

Küreselleşme ve ardındaki korona salgını ile dünya ekonomik ve siyasal açıdan da, eğitim sistem arayışı açısından da insanlık tarihine ilişkin yeni öncelikler doğrultusunda yeni bir felsefeye geçmeye çalışılacaktır. Bilim ve eğitim perspektifi düzleminde kültür ve medeniyetler arasındaki farklılıkları esas alan çatışmacı, seçkinci, mülkiyetçi Batı geleneği ile aynılıkları esas alan paylaşımcı, uzlaşmacı ve barışçı geleneğin yani bizim varisi olduğumuz geleneğin yeniden dirilişine tüm insanlığın ihtiyacı var. Yeni medeniyet projemiz bağlamında hak merkezli yeni ve özgün bir eğitim sistemi sunmak ve yenidünyanın bu projeden azami oranda istifade edebilmesi için ekonomik-sosyo-politik organizasyonlar ile bu süreci desteklememiz gerekiyor.


Bu bağlamda, önce küreselleşme ve yenidünya kavramı çeşitli boyutlarıyla irdelenerek, ardından büyük ittifak yolları dikkate alınarak kültür ve medeniyetimizin izlediği ekonomik, jeopolitik ve stratejik uygulamalar üzerinde durulmalıdır. Kültür ve medeniyetimize tekrar tarihsel işlev kazandırılması için Alfabe, Dil, Düşünce, Coğrafya, yöntem, vizyon ve amaç birlik ve irtibatının kurulmasının felsefi açıdan gerekliliği ile bunun pratiğe-işe yansıması araştırılarak çatışmacı, seçkinci, mülkiyetçi medeniyet karşısında bizim kadim medeniyetimizin yenden dirilişinin mümkün olduğu vurgulanmalıdır.

DAHA GERİYE BAKMAK ŞİMDİ HER ZAMANKİNDEN ÖNEMLİ!

Bu itibarla gerilere çok gerilere baktıktan sonra geleceğe odaklanmamız gerekiyor. Osmanlı, özellikle Selçuklu’dan miras aldığı eğitim anlayışını kuruluş ve yükselme dönemlerinde yeni şartlara uygun bir anlayışla yapılandırmayı başarabildi. Ancak son iki yüzyılda zamanın ruhuna uygun bir şekilde revize edemedi. Batının bilim-teknik ve eğitimde kaydettiği gelişmeleri yakalayamadı. Başlatılan batı tarzı reformlar da temel ve yapısal ihtiyaçlar bağlamından kopuk şekli değişiklikler olarak kaldı.

Özellikle II. Mahmut ve II. Abdülhamit döneminde eğitimde önemli yenilikler ve çok cesur adımlar atıldı. Ancak devamı getirilemedi ve uygulamada yapılan öykünmeci reformlar bir süre sonra ikili ve birbiriyle çatışan bir eğitim sistemini doğurdu. Eğitimdeki kontrol edilemez çok merkezli bu kaotik durum eğitim sistemini yabancı ve negatif etkilere açık hale getirdi. Eğitim sisteminin ve buna bağlı olarak yabancı okulların yarattığı mürtedlik, soysuzlaşma ve yozlaşma neticesinde ihanet ve anarşi üreten yıkıcı, zararlı odaklar çok daha yaygın ve baskın hale geldi.  Avrupa merkezli bölücü odaklarının keskinleşen muhalefeti ve yarattıkları iç karışıklıklar savaşlara ve parçalanmalara evirildi ve eğitim gündemin arka sıralarına düştü. Milli ve yerli sermaye yoksunluğu da bir taraftan milli entelijansiyanın gelişmesini kısırlaştırıyordu.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti uygulamalı bilim, fen eğitimi ve teknoloji üretimi ile dini ve geleneksel ilimleri ve yine kadim kültürel değerleri harmanlayarak özgün, efektif ve çağcıl bir eğitim sistemi inşa edemedi. Eğitimdeki orijin form ve muasır ruh zafiyeti ve bu minvalde yüksek nitelik ve idrake sahip maarif bürokrasisi eksikliği Osmanlı’nın yıkılışına kadar sürdü hatta yıkılışını hazırladı.

YENİ CUMHURİYETİN EMSALSİZ ÖNGÖREMEZLİĞİ VE HATALARIN HAFIZASI!

Genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devletinin eğitim sisteminde yaptığı sistemik ve kompleks hatalardan yeterince ders alamamıştır. Osmanlı’ya tercüme odalarında hazırlanan reformların verdiği zararları kâmil manada tespit edemeyen Cumhuriyet kadroları aksine batıdakinin aynısını yapma, ona benzemeye çalışmak gibi daha derin ve çok daha yaygın yanlışlarda ısrar etti.

Yeni Türkiye’nin yeni eğitim sistemi 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığının daveti üzerine ülkemize gelen; Pragmatizmin ve etik felsefesinin kurucu ve kuramcı babası John Dewey’e teslim edildi. Dewey tanımladığı pragmatist aydınlanma, özgürlük ve ahlak felsefesini en etkili kaldıraç olarak gördüğü okul üzerinden Türk toplumuna yayma ve toplumu dönüştürme yönünde bir perspektif ortaya koyuyordu.

Günümüz Amerikan kültür, yaşam ve düşün biçimini, moral değerlerini oluşturan pragmatizmin kuramcısı Dewey yeni Türk eğitim sisteminin bilimsel/felsefi paradigmasını, eğitim program ve yöntemlerini, müfredatlarını, eğitim amaç ve hedeflerini yani ‘Yeni Türk Çağdaşlaşmasını’ eğitim üzerinden doktrine edecekti.

Çeşitli gözlem, inceleme ve raporlama maksadıyla 1940’ların sonuna kadar ülkemize defalarca gelen Dewey’in teorize ettiği yeni Türkiye’nin eğitim sistemi; Köy Enstitülerinden Halkevlerine, gençlik – kültür – sanat eğitiminden Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat şemasına, eğitim programlarına ve öğretmen yetiştirme politikalarına kadar, okulların müfredat ve eğitim planlarından terfi ve teftiş sistemine dek yeni baştan yapılandırılmıştır.

Ancak Dewey’in savunduğu özgürlükçü demokratik değerler ise hayata geçirilemedi. Dewey,  yeni Türkiye’nin katı devrimci ideolojik yapılarıyla bu hususta hiç uzlaşamadı. Yani Cumhuriyetçiler Dewey’in önerdiği eğitim sistemini bir paket olarak hayata geçiremedi. Paketin içinden yeni rejimi tahkim ve tezyin edecek bölümleri aldı, diğerlerine yok hükmünde muamele edildi. Bu çelişkiler içinde bütünlüksüz ve tutarsız bir eğitim politikası güdüldü.

1935’de kapatılan mason localarının tüm mal varlıkları ile birlikte misyonunun da devredilmesi ile birlikte mali ve işlevsel varlığı oldukça güçlenen Halkevleri yaygın ve yaşam boyu eğitim hedefleri bağlamında başarılı olamadığı gibi halktan samimi ilgi ve teveccüh de göremedi. Halktan kopuk, milletle kavga eden duruşundan mütevellit bir kuruluş olarak algılanması nedeniyle benzer tepki ve güvensizlik Köy Enstitülerine dönükte olmuştur. Köy Enstitüleri ve Halkevleri masonik öğretinin ve yaşam kültürü olarak sekülerizmin dikta ve empoze edildiği merkezler olarak görülmüş ve algılanmıştır. 1941 yılında sayıları 4322’ yi bulan Halkevleri ve Halkodaları üzerinden 2 milyondan fazla vatandaşımız, yetkilileri tarafından yapılan tanımıyla ‘rasyonel, reel ve taze din’ olarak ifade edilen skolastik bir eğitim ve öğretimden geçirilmiştir.

Cumhuriyet kadroları batılılaşma, ulus-devlet ve ekonomik gelişme başlıklarında betimleyeceğimiz üç temel hedefini Dewey’in ve ardıllarının felsefesine uygun bir şekilde, eğitim sistemini dönüştürücü bir aygıt gibi kullanarak gerçekleştirmek istemiştir. Yeni seküler eğitim sistemi, yeni devletin ve onun ‘Yeni Vatandaş’ının yani modern, Batılı yaşam tarzını benimsemiş ‘Yeni Türk’ün oluşturulmasında vazgeçilmez asli bir rolü oldu. Tevhidi Tedrisat yasasıyla devlet okullarında her türlü dini eğitime son verildi. Batı orjinli eğitim veren kurumlar ve yabancı kolejler Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak hayatiyetine devam etti. Karma eğitim, Latin Alfabesine geçiş ve Türk dil ve tarihinin özgülenme çalışmaları gibi toplumun zihin kök ve ruh dünyasında travmatik kopuşlar yaratacak bir dizi organize reformlar yapıldı.

DÖNÜŞÜM BASAMAKLARI VE SOĞUK SAVAŞ PARADİGMASININ GÜCÜ!

Türkiye’nin Birleşik Krallık etkisinden sonra ABD ile hususiyetle yakınlaşması Almanya’nın 2. Dünya Savaşını kaybetmesiyle artarak devam etti. Türkiye ile ABD arasında pek çok alanda büyük avantajlar sağlayan gizli ve açık anlaşmalar imzalandı.

Eğitim alanında yapılagelen mutlakiyetçi devrimler, milli hafızayı kadim mecrasından söküp savuran sert reformlar ‘halka rağmen halk için’ mottosuyla sürdürüle giderken 1949’da ABD –Türkiye arasında Fulbright Eğitim Komisyonu kurulması hakkında anlaşma imzalandı. Komisyonun 8 üyesinin 4’ü Türk, 4’ü ABD’li, komisyon başkanının da ABD büyükelçisi olmasına karar verildi. ABD’li uzman, rehber ve pedagogların denetim, kontrol ve planlamasındaki yeni Türk eğitim, kültür, spor ve gençlik politikaları kısa zamanda hayata geçirildi.

Komünizm tehlikesine karşı çok boyutlu ve güçlü reflekslere sahip Fulbright zihniyeti eğitim bürokrasisinden öğretmen ve öğrencilere kadar tüm eğitim sistem ve paydaşlarına tesir ederek eğitim sistemindeki tüm arka plana ve ön alana yeni bir format atarak dizayn etti. Artık Fulbright anlaşmasıyla birlikte yeni bir baz ve sürüme geçilmişti. ABD’li uzmanlarca disipline edilmiş milliyetçilik ve din tonlu yeni eğitim, gençlik, kültür politika sistemleri Türkiye ile birlikte ayrı ayrı yeşil kuşak coğrafyasında yer alan tüm ülkeler için tasarlanarak dikte edildi. ‘Vekâlet rejimlere muti, Batı çıkarlarına münasip bilgi ve bilinçte insan’ tipi bir fikri eğitimin açık ve örtük yeni müfredatları ve yeni programları yürürlüğe girdi.

ÇOK PARTİLİ DÖNEME GEÇİŞ VE EŞZAMANSIZ FIRSATLAR!

Eğitim sistemimizdeki Batılılaşma obsesyonu ve bitmek bilmeyen sığ, devrimci dayatmalar asırlardır milletimizi bıktırmış ve tedirgin etmiştir. Toplum başına geleceğini düşündüğü cebir, azarlama, küçümseme, suçlama gibi tenkitler dâhil günlük hayatına etki edecek tehlikeleri ve içine düşeceği korku ve kafa karışıklığını yaşamamak için Batı merkezli yenilik ve devrimlere mesafeli durma devinimi geliştirmiştir. Tarih ve kültüründeki çekirdek ölçütler olan dini, milli ve geleneksel değerleriyle çatışmayan; yaşam kalitesine zenginlik ve konfor katan yenilikleri ise başarılı bir şekilde içselleştirmiş hatta özgünleştirerek geliştirebilmiştir. Demokrat Parti Türk toplumunun karakterine dair bu farkındalığa sahip olduğu için ve buna gösterdiği saygı sayesinde iktidar olmuştur.

Türkiye’nin çok partili yaşama geçmesi hayatın her alanda olduğu gibi eğitim alanında da büyük değişikliklere yol açtı. Fulbright komisyonu, yabancı uzmanlar, eğitimdeki öykünmeci arayışlar yine devam etti. Ancak John Dewey’in doktrine ettiği Köy Enstitüleri ve Halkevleri kaldırıldı. Eğitimde demokratik reform girişimlerinde bulunuldu. Yanı sıra halktan gelen talep ve beklentiler yavaş yavaş eğitim politikalarına etki etmeye başladı. Yeni öğretmen okulları, Meslek ve Teknik liseleri ve Anadolu’da birçok üniversite kuruldu. Türkiye’nin genel bütçeden eğitime ayırdığı pay yükseltildi.  Okul, derslik ve öğretmen sayıları artırıldı. Katı seküler eğitim anlayışından muzdarip olan halkın ısrarı üzerine din dersleri, İmam Hatip Okulları ve İslam Enstitüleri yeniden açılarak yurt sathında nitelikli bir şekilde yaygınlaştırılmaya başlandı. Eğitim sistem ve bürokrasisine milli ve manevi düşünsel alt yapılara sahip yöneticiler ve eğitimciler de dâhil olmaya başladı.

DARBELERLE MÜLHEM ARA SAFHALAR VE SİSTEMSİZLİK ANARŞİSİ!

1960 darbesinin yarattığı siyasi ve toplumsal yaralanma sonrası, topyekûn milletin tamamı tekrar zapturapt altına alındı. Cumhuriyet Tarihi ve Yurttaşlık Bilgisi ders kitaplarından 1950 – 1960 dönemi çıkarılarak dönemin yöneticilerine hain, darbecilere ise halk kahramanı olarak yer verildi. Darbenin yapıldığı 27 Mayıs tarihi okullarda ‘Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ olarak zorla kutlatıldı.

Dezenformasyon, baskı ve yabancılaştırma 12 Mart 1971 darbesinden sonra da devam etti. Eğitim sistemi evrensel işlev ve bilimselliğini, ciddiyetini gittikçe kaybetti. Eğitim sistemi liselerden başlayıp üniversitelere kadar anarşi, kargaşa ve şiddet olaylarının kaynağı haline geldi.  Okullar ve üniversiteler ideolojik kavga ve kamplaşmaların yaşandığı, terör örgütlerinin cirit attığı büyük çaplı şiddet ve katliam olaylarının baş gösterdiği anarşinin talimhaneleri haline geldi.

Darbeci zihniyet bir kez daha ülkeyi önce iç savaş ortamına sürükleyerek darbeye el verişli ortamı olgunlaştırdı. İç güvenliğin zayıflamasını, okul ve üniversitelerdeki terör ve kargaşanın artmasını sessizce bekledi. Ardından artan terör ve kaosu bahane ederek yönetime el koydu. 12 Eylül 1980’e kadar beş binden fazla insanımız hayatını kaybetti. Binlerce genç yurtdışına kaçtı. On binlerce insanımız yaralanıp sakat kaldı. Milyonlarca insanın düzen ve geleceği karartıldı.

28 Şubat darbesi dâhil her askeri müdahale sonrası eğitimde antidemokratik dayatmalar, manipülatif yasaklar arttırıldı ve eğitimden ideolojik baskıcı bir resmi aygıt olarak sonuna kadar yararlanıldı. Eğitim sisteminin tüm sorunlarla ilişkili olan en önemli problemlerinden birisi toplumun gerçeklikten, özgür bilim, bağımsız düşün ve analitik sorgulama yeteneklerinden uzak; eğitimin salt diploma ve maişet vesilesi olarak algılanmasıdır.

Darbeler tüm kurumların olduğu gibi eğitimin üzerinden de silindir gibi geçti. Bugünkü birçok eğitim sorununun sorumlusu bu darbelerdir. Darbecilerin hazırladığı yasa, yönetmelik, direktif ve genelgelerle eğitim kısırlaştırılarak okullar yaşam hapishaneleri haline getirildi. Öğretmen ve öğrencilerin kılık kıyafetinden müfredatlara kadar eğitimin her kademesine menfi müdahalelerde bulunuldu. Vekâletçi odakların devlet üzerindeki tasallutlarını sürdürmek adına arkasına saklandıkları Kemalizm her yeni döneme uygun şekilde yeniden formatlanarak abartılı, hibrit, gerici ve geçimsiz bir ideoloji olarak en başta eğitim sistemini canavarlaştırdı. Hemen her kesimin muzdarip ve müşteki olduğu ezberci, sınavcı, ayıklamacı, içi boşaltılmış eğitim sisteminin ürettiği sorumsuz, duyarsız ve şuursuz öğrenci profil modelinin müsebbibi daha çok bu darbelerdir. Türk eğitim sistemi günümüze kadar bütünlüklü ve uzun dönemli bir perspektifle yapılandırılmaktan ziyade, kısa vadeli, pragmatist, popülist ve oportünist sağ – sol siyasi kavgaların, ideolojik kaygıların ekseninde şekillendirildi.

EKLEMLENMİŞ DÖNÜŞÜM VE NEOLİBERAL DÖNEM!

Eğitim sistemimiz Cumhuriyete kadar Fransız ve Alman etkisinde, ardından Birleşik Krallık ve ABD’li uzmanların dayatmalarıyla, 1980’lerden sonra ise Fulbright nezaretinde AB’li uzman danışman ve komiserlerin telkin ve baskıları doğrultusunda şekillendirilmiştir.

Vekâletçi cuntacıların gayesi, eğitim gibi resmi ideolojik aygıtları da kullanarak dikta yönetimlerini ve öznesiz, deforme bir toplum yaratma gayelerini diri tutmaktı. Ancak yenidünya sistemi cuntacıların bu denli kapalı ve karanlık bir yönetimi devam ettirmelerine de müsaade etmedi. Çünkü yenidünyanın neoliberal politikaları doğrultusunda kapitalist bir açık bir topluma, protestan bir yaşam tarzına ve serbest piyasacı bir devlet yönetimine geçilmesi gerekiyordu.

Türkiye eğitim sistemi üzerinden küresel finans kapitalin fason imalat yeri ve komşu coğrafyanın taşeronu yapılacaktı. Bunun için nispi nitelikte ucuz işgücüne, çokça ara elemana ve global firmaların Türkiye masalarında görev alacak orta ve ara segment mühendislere, mümessil yöneticilere bolca ihtiyaç vardı.  Bu itibarla ilköğretimden, mesleki ve teknik eğitime, yükseköğrenim alanından ve yine ikinci planda özel eğitim, halk ve iş eğitimi politikalarına kadar fonlama ve iyileştirmelere geçildi.

DP iktidarıyla başlayan ve ilerleyen zamanlardaki kimi ara dönemlerde nesnel çapı dar nitelikte yapılan halkçı politikalar referans noktası da oluşturmuştu. Eğitimde fırsat eşitliği ve eğitim hizmetlerine ulaşımda halkçı uygulamalar hayata geçirilmeye başlandı. Kredi, burs ve yatılı okul sisteminin yoksul halk çocukları lehine genişletilmesi ve özellikle yatılılık kapasitesinin 4/3 oranında köy okullarından mezun öğrencilere ayrılması gibi adımlar atıldı. Üniversitelerin önünde yaşanan yığılmaları sektörlere ve istidatlara göre yerleştiren daha efektif bir sistem hayata geçirildi. İlkokulların ardından ortaokullar da köylere kadar yaygınlaştırılarak ilköğretimin ülkenin tamamına yayılması ve ardından 8 yıllık zorunlu eğitime geçilmesinin provaları yapıldı. Başarılı öğrencileri klasik okullara, başarısız olanları mesleki ve teknik okullara alma sistemi değiştirilerek rehberlik sistemine geçilmeye ve bölge üniversiteleri kurulmasına başlandı.

İFLAH OLMAZ SOSYAL HASTALIKLARIMIZ VE NEPOTİZM TUZAĞI!

Ancak filhakika eğitim sistemimiz yabancıların ve onların vekâletçilerinin planlı müdahaleleri ve yönlendirmeleriyle özünden, kökünden ve kadim mecrasından koparılmaya çalışılmıştır. Eğitimli nesillerimiz yabancı kültürlere hayran, kendi değerlerini küçümseyen, kozmopolit bir ruhla yetiştirilmiş, hedefsiz ve özgüvensiz bir gençlik oluşturulmaya çalışılmıştır. Türk eğitim sistemi her askeri müdahale sonrası emperyalizmin emel ve isteklerine daha da açık hale getirilmiştir.

Türkiye siyasi ve ideolojik kayırmalarla, eş dost nepotizmiyle kadrolaşıp köşe başlarının tutulduğu eğitim sistemiyle, batının çoktan tedavülden kaldırdığı dogmatik bilgilerin talim ettirildiği üniversitelerle de oyalandı. Gençliğimiz, istihbarat örgütlerinin laboratuvarlarında hazırlanmış ilkel, kaba, IQ’sü düşük, virütik sağ – sol ideolojilerle mutantlaştırılarak harcandı. Türkiye’nin yaşadığı terör, yoksulluk, adaletsizlik, ayrımcılık, küresel ısınma, fırsat eşitsizliği, çevre kirliliği, kültür emperyalizmi, siyasî yozlaşma, trafik terörü, deprem gibi sorunların çözümünde üniversiteler hep sus pus bırakıldı. Üniversiteler toplumsal ilerleme adına bulundukları il ve ilçe için dünyaya açılan birer pencere olması gerekirken, yaptırılan akademik araştırmaların birçoğu Batının Türkiye üzerindeki sosyal – siyasi planları dâhilinde projeler oluşturmak için istifade ettikleri bilgi notlarından oluştu. Hiçbir bağımsız ülke, gençlerini bir başka ülkede iş bulması için, Avrupa`ya, Amerika`ya, Kanada`ya kapağı atsın diye de milyarlarca masraf yapıp eğitmedi…

1980 askeri darbesi sonrası hayata geçen IMF’nin Yapısal Uyum Programları dâhilinde başlayan neoliberal dönemde eğitim politikalarının şekillendirilmesinde esaslı bir yön değişikliğine gidilmişti. İMF, hükümetin zaten yetersiz olan eğitim harcamalarını kısmasını ve eğitimi özelleştirmesini telkin ediyordu. Liberal bireyselcilik eğitim üzerinden topluma dikta edilecek ve meşrulaştırılacaktı. 1990’lara gelindiğinde özel okul, kolej, kurs ve dershane sayılarıyla birlikte eğitim hizmetlerinin özelleştirilme biçimleri de arttı. Devlet okullarındaki temel hizmetlerin karşılanması için velilerden alınan katkılarda yükseldi.

Neoliberal dönemle birlikte Türk eğitim sistemindeki dini ve milli vurguların artmasından mutlu olmayan kesimler devlet okullarından çıkarak özel sektöre yönelmeye başladı. Böylece seküler kesimlerin ve varlıklı ailelerin çocukları için özel okul, kurs ve kolejler seçkinci bir meta haline gelmeye başladı. Bir süre sonra çeşitli vakıflar, cemiyet ve cemaatlerde özel okul ve öğrenci yurtları üzerinden bu piyasada yer edinmeye başladı.

28 Şubat 1997’ye gelindiğinde ordu, sivil hükümeti eğitim sisteminde bir dizi önlemler paketi uygulamaya zorladı. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, İmam Hatip okullarının ortaokul bölümünün kapatılması, başörtülü/dindar öğrenci, öğretmen ve akademisyenlerin ilişiğine son verilmesi gibi baskıcı reformlar yapıldı.

Halen başarısızlıklarla ve kangren haline gelmiş sorunlarla boğuşan ezberci, sınavcı, dershaneci, eşitsizlikçi, piyasacı ve kalitesiz eğitim sistemimizin yönetimini üstlenen siyasal ve bürokratik kadrolar; çocuk ve gençlerimizin kozmopolit yaşam tarzlarına öykünen ama kendi değerlerini küçümseyen yahut şuurla bilemeyen, taklitçi bir yaşam felsefesini içselleştiren ve böylece bir avuç şirketin ipoteği altında yaşayarak küresel kapitalizmin zincirlerine yeni halkalar olarak eklemlenen mukadder nesiller olmalarından birinci dereceden sorumludur.

KONTROLSÜZ BUNALIM DÖNEMİ VE AK PARTİNİN EĞİTİM REGÜLASYONU

Eğitim sistemi 2000‘li yıllarda da AB’ci ve neoliberal bir politika programı dâhilinde devam etmiştir. Toplum aynı dahilde din görselli eğitim politikaları yanında sosyolojik olarak protestan bir yaşayışa konsolide de edilmiştir.

İdeolojik değil pedagojik bir perspektifle bakılarak İmam Hatip okullarının, seçmeli dini derslerinin ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin ve dahi gençlik-kütür politakalarının müfredat ve muhtevası incelediğinde bu derslerin Türk toplumunu neoliberal bir tarz ile İslamileştirmek ve yenilikçi bir savurmayla protestanlaştırmak üzere tasarlanmış olduğu görülecektir. Bu itibarla Ak Partinin eğitim politikacıları dâhil eğitim bürokrasisinin yetkinlerinin de peşine takıldıkları küresel neoliberalizmin Türk toplumunu eğitim üzerinden tabi tuttuğu asimetrik entegrasyonun künhüne varmış olabileceklerini halen mümkün göremiyoruz.

Ak Parti döneminde eğitimdeki temel politikalar, reformlar, proje ve harcamalar daha çok FETÖ adlı paralel yapılanma vekâletinde ve onların mihmandarlığında şekillendirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler bünyesinde bulunan birim ve kuruluşların yenilik, inovasyon, standart, iletişim, inşaat, iş piyasası, müfredat geliştirme, mekanik sektör, ulusal kalite sistemi, yaygın eğitim, uluslararası satın alma, ders kitapları ve daha birçok alanda yapılan reformların yönlendirilmesi AB tarafından atanan 500’e yakın yüksek maaşlı ecnebi uzmanların kontrol ve koordinesi ile yapılmıştır.

19 yıldır iktidar olan Ak Parti iktidarları dönemindeki iç ve dış siyasi, ideolojik kavgalar, gizli soy rölasyonlarına bağlı yeni kapışmalar eğitim hizmetlerinin geliştirilmesini ve sunumunu da bozarak eğitim sisteminde daha grift dengesizliklerin oluşmasına yol açmıştır.  Ak Parti döneminde eğitim sisteminde sık sık, gelişigüzel ve tepeden inme şekilde hayata geçirilen basiretsiz değişiklikler öğrenciler kadar aileler ve uzmanlar arasında da güvensizliğe neden oldu, geleceğe dair ümitsizliği beslemiştir.

Türk eğitim sistemine neoliberal söylemi ve pragmatist / neoliberal vatandaş aklını da sokan Ak Parti eğitimde dini motifleri arttırarak, dini tören ve anmaları ekleyerek, darbeci, cumhuriyetçi ve Kemalist pedagojik sembolleri ayıklayarak, partililerine eğitimdeki kapıları, yeni ve karlı alanları açarak öngörülemez, rövanşist ve yıldırıcı bir politika izlemiştir.

OECD ortalamalarına göre eğitimde öğrenci başına yaptığı yıllık harcama oranı en düşük klasmanda yer alan Türkiye, son yıllarda kendi GSMH’sine göre bütçeden eğitime ayırdığı payı sürekli artırmayı da başarmıştır. Eğitim bütçesinin kahir ekseriyeti maaşlara ve sgk primlerine harcanırken yatırım bütçesi sürekli gerileyen Türkiye’de ailelerin eğitime yaptıkları harcamalar da sürekli artmaktadır.

Neoliberal ekonomik politikaların hedefindeki Türkiye’de kaliteli eğitim yalnızca siyasetin, ekonominin ve bürokrasinin seçkinlerinin ulaşabildiği bir hizmet halini almıştır. Eğitime ve hassaten nitelikli eğitime ve yine eğitimde fırsat eşitliğine ve mezuniyet sonrası işe yerleşmede adil ve eşitlikçi politikalara muhatap olmak her geçen yıl daha da zorlaşmaktadır. Okul, derslik ve öğretmen sayılarında yaşanan iyileşmeler yanı sıra eğitim sistemini güçlendiren ücretsiz kitap, okul sütü, bedava sağlık hizmeti, öğrenci başına para desteği gibi başarılı politikalar yanında kalitesiz, ezberci, şekilci eğitim gibi derin sorunlarda mevcudiyetini devam ettirmektedir.

Türk eğitim sistemi Ak Parti döneminde de dünyadaki bir takım trend ve inovasyonları yakalayamamıştır. Dünyanın kimi ülkelerinde okulların dışındaki eğitim sistemleri bilgi çağına geçmişken bizim okullarımız hala sanayi devriminden bugüne gelişimsel bir evrim geçirememiş, gelişimi yüzeysel olmuş ve hatta öğrenme iklimi, okul yapısı açısından ve öğretmen, öğrenci ilişkisi bağlamında da eğitimin yaşadığı değişim ve gelişime engel olmuştur. Okullarımız sanayi devriminden kalma ilkel zihniyeti aşamamış olmalarından ötürüdür ki günümüz eğitim sistemi ve eğitim paydaşları birbirlerini yoğun ve acımasız bir eleştiri bombardımanına tutmuş ve herkes eğitim sisteminden müşteki ve muzdarip olmaya devam etmiştir.

TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN PARAMETRİK DENGESİ, EĞİTİMDE KÖKLER VE GELECEK!

Ak Partinin İmam Hatip okullarına dönük pozitif ayrımcı tutumu İmam Hatipli öğrenci ve okul sayısını artırmıştır. Normal okullardaki teoride seçmeli olacağı söylenen kimi dini dersler uygulamada kayıt yaptırmanın zorunlu olduğu derslere dönüştü. Seküler toplumsal kesimler çocuklarını gönderebilecekleri seküler devlet okulu bulamadıkları kaygısıyla bir kez daha özel okullara yönelmiştir. Ciddi artış gösteren özel okul ve kolejlere dar ve sabit gelirli ailelerde tercih göstermeye başlamıştır. Zamanla özel okul ve kolejlere çocuklarını göndermek toplumsal sınıf atlamanın göstergesi olarak algılanmaya başlanmıştır.

Yeni Türklük tanımını, yeni bir çağ ve evreyi, İslami yeni kimliği ve yepyeni bir nesli tasavvur eden Ak Partinin ‘öze dönüş’ kabilinden tanımladığı yeni resmi ideolojiye mukim eğitim sistemini endoktrine etmeye yönelik vizyon ve kararlılığı her geçen gün artmaktadır. Sol, Kemalist ve diğer muhalif ideolojilerin eğitimdeki sabıkalı başarısızlıkları ve düştükleri içkin eleştiri tuzakları Ak Partinin yeni eğitim sistemini savunurken motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir.

Eğitim politikaları açısından Ak Parti iktidarını 2002- 2015 yılları arasındaki AB dayatmaları ve neoliberal politik baskılar etkisindeki evre ile son yıllardaki kendini arayan ikinci evre olarak ayırmak gerekir. Ak Parti eğitim sistemi üzerinden özellikle son yıllarda yeni bir kimlik inşa etmek, özüne dönmek, yüksek vasıf, ahlak ve şuura sahip dindar nesiller yetiştirmek hedefine odaklandı. Türk toplumunu yakın geçmişin katı seküler, yabancılaştırıcı ideolojik temellerinden arındırarak yeni, yerli ve milli bir kurucu ideolojiyle ikame etme yönünde eğitim sistemini tasarlamaya başladı.

Bu itibarla Türkiye, tüm eğitim yapılarının büyük ölçüde bu yeni kurucu ideolojiyle tanıştığı daha sofistike değişikliklere sahne olmaya başlayacaktır. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin hemen ardından ilk, orta ve lise düzeyi okullar için hazırlanmış 51 dersten oluşan taslak müfredatın duyurusunun akabinde başlayan müfredat değişiklikleri ve tüm okul müfredatı ve ders kitaplarının kapsamlı revizyonu, Okul temelli yönetim vizyonu, düzenli testler ve öğretmenlerin performans değerlendirilmesi,  Toplam Kalite Yönetimi ve 12 yıllık zorunlu eğitimin rehabilitasyonu, yeni seçmeli ders planlamaları, özel eğitim sektörünü destekleme projeksiyonları, Din ve mesleki – teknik eğitimde dönüşümler vb. bu yeni dönemin emareleri oldu. Milli değerleri ve İslam ahlakı ile milli birlik ve dayanışma ilkelerini ‘değerler eğitimi’ üzerinden ikame eden Ak Parti gençlik, kültür, spor, sanat, edebiyat ve teknoloji merkezli eğitim politikalarıyla bu değerlerin gündelik davranışa ve bilinçsel içeriğe de dönüşmesini planlamaya başlamıştır.

Bugün dünya, insanlık tarihinin en hızlı, en büyük, en kapsamlı, en derinlikli değişimlerinin yaşadığı en bir dönemden geçiyor.  Gelecek hakkında net bir tabloyu ortaya koymak zor olsa da, bizim bir görevimizde kâmil ve yüksek bir akılla sınırsız ihtimallerle dolu bu bilinmeyen geleceği veriler, okumalar, irfan ve bilimin ışığında en isabetli şekilde öngörmek ve hatta geçmişteki onulmaz hatalarımızdan dersler alarak ona yön vermeye çalışmak olmalıdır.

YÜZYIL SONRA YENİDEN DÜŞÜNMEK VE BÜYÜK ROL/YOL!

Tüm bunlar yaşanırken bugün dünya ile birlikte Türkiye’de bir yandan Covid 19 salgını ile yoğun bir mücadele sürdürürken bir yandan da salgın sonrası kurulacak yenidünya düzenine hazırlanıyor. Türkiye bir taraftan vatandaşlarını ve dahi insanlığı salgından korumaya çalışırken, diğer taraftan da hızlıca yeniçağı planlamak zorunda. Yeniçağı planlamak üzere harekete geçmenin ilk adımı bölünmüş bir ülke olarak Türkiye’nin benzeri görülmemiş çağdaş bir özgünlükte, benzeri görülmemiş şeffaf bir konsensusla, benzeri görülmemiş yüksek bir vizyon, etkinlik ve ileri görüşlülükle hak merkezli yeni bir eğitim sistemi kurmak olmalıdır. Türkiye ortak akılla ve birlik ruhuyla yürüdüğü müddetçe tarihi ve kültürel bakiyesinden, jeopolitik avantajlarından, medeniyet hinterlandından faydalanarak yenidünya sisteminin başat aktörlerinden olabilir, olmalıdır.

Kovid-19 salgını pek çok ülke, kurum ve uluslararası kuruluşun başarısızlığını ortaya koymaya başlamıştır. Salgın sonrası dünya asla aynı dünya olmayacak. Ülkeler, liderler, yapılar, ekonomiler de asla eskisi gibi olmayacak. Bu büyük kaos, savrulma ve parçalanma kısa vadede tehdit olarak görülse de herkesin kendi iç sorunlarına kapandığı bu süreç orta ve uzun vadede Türkiye için büyük bir fırsat oluşturacaktır.

Olağanüstülükteki bu tarihi fırsatı değerlendirmek için iyiliği, barışı, sevgiyi, eşitliği, adaleti, vicdanı, özgürlüğü, tüm canlıları, doğayı ve insanın esenliğini himayesine alan hak merkezli medeniyet projemizle önce kendi insanımızın sonra tüm insanlığın karşısına çıkmamız gerekiyor. Herkesin inandığı gibi yaşadığı, geleceğini ümitle ve özgürce gerçekleştirebildiği, düşüncelerini, aklını, ruhunu, bedenini, malını, canını, onur ve namusunu, gelecek nesillerini güvencede hissettiği bir medeniyet. Bu bizim varisi, bakiyesi olduğumuz medeniyettir. Değişmeyen özümüzle değişime ayak uydurmak suretiyle medeniyetimizi yeniden ihya etmeliyiz.

An ve mekân itibariyle en ivedi olanı şu ki bütün yöneticiler korona sonrası yaptıkları ve yapamadıklarıyla yüzleşecek, yüzleştirilecek. Yenidünyadaki yer, konum ve durumumuzu korona felaketiyle mücadelede gösterdiğimiz performans ve yararlılık tayin edecek. Virüsün yaygınlaşmasına ve küresel bir felakete dönüşmesine karşı gösterdiğimiz azim ve başarı dünyadaki pozisyonumuzu belirlemede en geçerli ölçüt olacak.

Covit – 19 salgını baskısıyla oluşmaya başlayan yenidünyada güç dağılımı, politik ekonomi ve uluslararası normlarla birlikte gündelik yaşamdan sosyalleşme süreçlerine kadar, özgürlük ve demokrasi anlayışından milliyetçilik ve din tasavvuruna dek, eğitimden sağlığa, sanattan lojistiğe kadar her alanda tarihin en büyük kırılma noktasında bulunuyoruz. Birbirimize rağmen kazanacak zaferlerimiz olmadığının ve birlik gücümüzün farkına varmamız gerekiyor. Bir araya gelmeden hepimiz kaybetmeye devam ederiz. Gücümüzün, mirasımızın ve bakiyemizin yeterince farkında değiliz. Korona ile birlikte korku ve travmaları artan ülkeler birleşmeye çalışıyor. Biz halen bölünmeyi, ayrışmayı, parçalanmayı konuşuyoruz. Aramıza yeni sınırlar, fakat’lar, ama’lar, ancak’lar koymaya değil sınırları, ötekileştirmeleri kaldırmaya çalışmalıyız. Yenidünyayı önce kendi aramızda sonra tüm mazlumlarla ve bize düşman olmayan tüm insanlıkla ittifak ederek inşa edebiliriz.

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

  

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip Koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında Çankaya Köşkü’nde düzenlenen Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından, millete seslenerek, alınan kararları kamuoyuna açıkladı.

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Aziz milletim, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında Çanakkale Deniz Zaferimizin 105. yıl dönümünde aziz şehitlerimizi bir kez daha hürmetle yâd ediyorum. Bu vesileyle, asırlardır ülkemizin bağımsızlığı için canlarını feda eden bütün şühedaya, terörle mücadelede 15 Temmuz’da ve sınır ötesi harekâtlarımızda şehit düşen tüm güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Çanakkale Savaşlarının muzaffer komutanı, İstiklal Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını da burada rahmetle yâd ediyorum. Rabbim şehitlerimizin makamlarını âli, mekânlarını Cennet eylesin. Rabbim bizi şehitlerimizin kutlu yolundan ayırmasın.

“SALGINLAR, AYNI ZAMANDA BÜYÜK SİYASİ, SOSYAL VE EKONOMİK DÖNÜŞÜMLERİN DE TETİKLEYİCİSİ OLMUŞTUR”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; insanlık tarihi boyunca her dönemde salgın hastalıklar ve tabii felaketler çok ciddi can kayıplarına yol açmıştır. Tarih kitaplarında Avrupa nüfusunun 3’te 1’iyle 3’te 2’si arasında bir bölümünün ölümüyle sonuçlanan salgın hastalıklardan söz ediliyor. Aynı şekilde kendi tarihimizde de İstanbul nüfusunun yarısına yakınının hayatını kaybettiği salgınlarla ilgili bilgilere rastlıyoruz.

Dünyada ağır sonuçları olan salgınlar, aynı zamanda büyük siyasi, sosyal, ekonomik dönüşümlerin de tetikleyicisi olmuştur. Osmanlı’nın Avrupa’yı fethi ve Rönesans başta olmak üzere insanlık tarihine damga vuran pek çok hadisede bu sürecin izlerini görmek mümkündür. Yakın zamanda da dünyamız 2002 yılında SARS ve 2012 yılında MERS adı verilen salgın hastalıklarla hatırlayalım mücadele etmiştir. Ayrıca, dünyamız 2009 yılındaki domuz gribi, 2014’teki Ebola salgını, 2016’daki Zika virüsü gibi tehditlerle yüzleşmişti. Koruyucu sağlık ve tedavi hizmetleriyle ilaç sektöründe yaşanan gelişmeler virüs salgınlarının eskisi kadar büyük can kayıplarına yol açmasının önüne geçmektedir. Nitekim şu anda dünyada insan ölümlerine yol açan hastalıklar arasında bu tür salgınların payı oldukça düşüktür. Ancak, önüne geçilmediği takdirde salgın hastalıkların kitlesel ölümlere yol açma tehlikesi hâlâ vardır. Bunun için de her türlü salgın hastalığa karşı hızlı ve etkin önlemler alınması gerekiyor.

“TÜRKİYE BU SÜRECE OLABİLECEK EN HAZIRLIKLI ŞEKİLDE YAKALANMIŞTIR”

Özellikle son aylarda hep birlikte şahit olduğumuz gelişmeleri bu perspektiften değerlendiriyoruz. Yaşadığımız sürecin insanlık üzerinde ne gibi sonuçlar ortaya çıkartacağını henüz bilemiyoruz. Sanayileşme, ardından gelen teknoloji ve bilgi devrimleriyle şekillenen bugünkü dünyanın nasıl bir geleceğe evrileceğini kestirmek şu anda zordur. Ancak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceği, gidemeyeceği de açıkça ortadadır. Küresel ekonomik, siyasi ve sosyal düzende köklü değişiklikler yaşanması muhtemel yeni bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin bu fotoğrafı özellikle kendi içinde avantajlı bir yerde durdurarak oraya bunu döndürmesi şarttır.

Özellikle son 17 yılda ülkemizin temel hizmet alanlarında ve altyapısında gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşüm sayesinde hamdolsun Türkiye bu sürece olabilecek en hazırlıklı şekilde yakalanmıştır. Ülkemizin uyguladığı dengeli politikalar bir yandan özel sektörün üretim gücünü desteklerden, diğer yandan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlardaki hizmetlerin kamu garantisiyle kesintisiz sürmesini sağlamıştır. Batı ülkeleri ise yıllarca tüm temel kamu hizmetlerini görünüşte özel sektöre terk ederek, ama aslında başından savarak vatandaşını adeta sahipsiz bırakmıştır. Daha düne kadar liberalizmin en hararetli savunucusu olan kimi Avrupa ülkeleri, bugün hastaneleri ve diğer kimi temel hizmet kurumlarını devletleştirmeye başladı. İnsan hakları savunuculuğunu kimseye bırakmayan kimi ülkelerin de salgını kendi hâline bırakarak, ölen ölür, kalan sağlar ile devam ederiz anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Kriz derinleştikçe bu tür tartışmalar da atacaktır.

Yaşadığımız süreci, gerisindeki bu derin arka planı ve belirsiz geleceği göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bir yandan önümüzdeki sorunun çözümü için gayret edecek, diğer yandan da geleceğimizi en güçlü şekilde inşa etmenin mücadelesini vereceğiz. Bunun için büyük ve güçlü Türkiye hedefimize, 2053 ve 2071 vizyonlarımıza olan bağlılığımızı artırarak hep birlikte daha çok çalışacağız. Dünyanın yöneldiği istikamette önceden mesafe kat etmiş bir ülke olarak inşallah 21. asra Türkiye’nin asrı hâline getireceğiz.

KORONAVİRÜS SALGINI

Aziz milletim, değerli basın mensupları; bilindiği gibi yeni Koronavirüs veya Kovid-19 hastalığı ilk olarak 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde tespit edildi. Ocak ayının birinci yarısında hastalığın tam teşhisinin konmasının ardından ilk ölüm haberi geldi. Hemen ardından hastalık Tayland, Japonya ve Amerika’da da görüldü. Ocak ayının son haftasında Çin yöntemi Wuhan’dan başlayarak virüsün görüldüğü şehirleri karantinaya almaya başladı. Kovid-19 Avrupa’da ilk olarak 27 Ocak’ta Fransa’da tespit edildi, Dünya Sağlık Örgütü Ocak ayının sonunda acil durum ilan etmeye karar verdi.

Şubat ayı başında Çin’de ölümler hızla artarken, Avusturalya, Kanada, Almanya, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Filipinler gibi ülkelerden yeni vaka haberleri geldi. Yolcu gemilerinden sınır kapılarına, uçaklardan trenlere kadar tüm ulaşım araçlarında karantina tedbirleri yaygınlaştırılmaya başlandı. Şubat 10’una gelindiğinde Kovid-19 teşhisi konanların sayısı 40 bini geçerken ölenlerin sayısı 1000’e yaklaştı ve SARS salgınındaki can kaybını geride bıraktı.

Filipinler, Japonya, Fransa, Güney Kore gibi Çin dışındaki ülkelerde de ölümlerin başlamasıyla salgının dünya çapındaki faturası ağırlaştı. Şubat’ın üçüncü haftasında İran’da ve hemen ardından İtalya’da virüs salgınının hızla yayıldığı görüldü. Şubat’ın son haftasında virüs Güney Asya’dan Kuzey Avrupa’ya kadar geniş bir alanı etkisi altına almıştı. Suudi Arabistan 27 Şubat itibariyle umre ziyaretlerini askıya aldığını açıkladı. Mart’ın ilk haftasında İran’daki, ikinci haftasında ise İtalya’daki ölümler dikkat çekici şekilde arttı.

Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’la dünya çapında Koronavirüs pandemisi, yani salgını ilan etti. Pek çok ülke hava yolu ulaşımı başta olmak üzere sınırlarını insan trafiğine kapatmaya yönelik tedbirler aldı. Aynı şekilde insanların günlük hayatlarında evlerinde kalmalarını sağlamaya yönelik pek çok önlemler açıklandı.

Bugün itibariyle dünyada Kovid-19 hastalığı teşhis edilen kişi sayısı, burası çok önemli, 200 bine, bu hastalıktan dolayı ölen kişi sayısı ise 8 bine yaklaşmıştır. Hastalık teşhisi konanlardan 80 bini iyileşirken, kalanlarının tedavisi sürmektedir.

“TÜRKİYE, TEDBİRLERİ SÜRATLE HAYATA GEÇİRDİ”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; her ülke Kovid-19 tehdidine karşı farklı tedbirlerle şüphesiz ki mücadele etmektedir. Kimi hızla sınırlarını kapatıp sıkı karantina yöntemlerine başvururken, kimileri de hastalığın serbestçe seyrine izin vererek doğal bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi tercih etmektedir.

Türkiye en başından itibaren bu hastalıkla ilgili gelişmeleri yakından izlemiş, tedbirlerini de süratle alarak hayata geçirmiştir. Henüz işin çok başında, 6 Ocak’ta Sağlık Bakanlığımız bünyesinde bir operasyon merkezi, 10 Ocak’ta da Bilim Kurulu oluşturarak gelişmeleri anbean takibe aldık.

14 Ocak’ta Kovid-19 hastalığı rehberinin ilk versiyonunu hazırlayarak konuyla ilgili herkesi teşhisten tedaviye kadar tüm süreçlerle ilgili bilgilendirdik.

20 Ocak’tan itibaren hastalığın görüldüğü Çin’in Wuhan şehri, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Myanmar,  Filipinler, Singapur, Tayland, Tayvan, Amerika, Rusya ve Vietnam’dan gelen tüm yolcuları ülkemize girişte taramadan geçirmeye başladık.

YÖK’ten ve 12 üniversiteden akademisyenlerin katılımıyla oluşturulan Bilim Kurulumuzun belirlediği tedbirlerin ilgili kurumlar tarafından süratle hayata geçirilmesini temin ettik.

27 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığımız seyahat uyarılarını yayınlamaya başladı. 1 Ocak’ta Dışişleri, Sağlık ve Millî Savunma Bakanlıklarımızın iş birliğiyle Çin’in Wuhan kentindeki vatandaşlarımızı askerî bir uçakla ülkemize getirerek karantinaya aldık. Karantina sonunda bu yolculardan hiçbirinde hamdolsun virüs çıkmadı.

Riskli bölgelere yapılan tüm uçuşlarda yolcuların termal kamerayla taranması ve uçakta bilgilendirilmesi işlemine geçtik. 3 Şubat’ta Çin’e olan tüm uçuşları durdurduk. Bu tarihten sonra da aşamalı olarak önlemleri genişlettik. 23 Şubat’ta hastalığın ortaya çıktığı ve yayılmaya başladığı İran’dan ülkemize olan tüm hava, kara ve demir yolu geçişlerini kapattık. 27 Şubat’ta İran, Irak ve Gürcistan’la olan 8 sınır kapımızda sahra hastaneleri kurduk. 29 Şubat’ta İtalya ile ülkemiz arasındaki tüm yolcu trafiğini durdurduk. 2 Mart’ta umreden dönen herkesin sağlık muayenesinden geçirilmesini kararlaştırdık ve vatandaşlarımıza 14 günlük karantina kuralına uymalarını tavsiye ettik. 6 Mart’ta son 14 gün içerisinde İtalya’da bulunan yabancı uyrukluların ülkemize girişini yasakladık, ülkemiz vatandaşları için de 14 günlük evde karantina zorunluluğunu getirdik. 10 Mart’ta Sağlık Bakanımız ülkemizde ilk defa Avrupa’dan gelen bir vatandaşımızda Kovid-19 testinin pozitif çıktığı bilgisini kamuoyuyla paylaştı. Ben de kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.

“BÜTÜN HEDEFİMİZ İNSAN HAYATIDIR”

12 Mart’ta şahsımın Başkanlığında yapılan toplantıda oldukça önemli tedbirler alarak hemen uygulamaya geçirdik. Bunlar arasında, okulların tatil edilmesi ve uzaktan eğitime geçilmesi, kamu çalışanlarının yurt dışı görevlerinin ertelenmesi, spor müsabakalarının seyircisiz oynanması gibi hususlar da yer alıyordu. Birileri farklı şeyler söyleyebilir, değerli kardeşlerim, bizim bütün hedefimiz insan hayatıdır. Altyapısı uygun mesleki ve teknik Anadolu liselerimizi dezenfektan ve cerrahi maske üretim yapabilecek hâle getirdik. Uzaktan eğitimi hem internet, hem televizyon aracılığıyla vererek tüm çocuklarımızın erişebilmesini imkân sağladık. Haziran ayında yapılacak liselere geçiş sınavı ve üniversiteye giriş sınavının soru hazırlıkları da tatil süreleri göz önünde bulundurularak yapılacaktır. Gelişmelere göre bu sınavları da ileri bir tarihe ertelemeyi gündemimize alabiliriz.

Bu vesileyle, bugün 20 bin öğretmenimizin daha atamasını gerçekleştirdiğimizin müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum, hayırlı olsun. Hani diyorlar ya işte istihdam durdu? 20 bin öğretmen, hayırlı olsun dedik.

13 Mart’ta ülkemizdeki vaka sayısı 5’e çıktı. Aynı gün yine şahsımın başkanlığında yapılan kapsamlı bir toplantıda yeni kararlar aldık; Almanya, Fransa ve İspanya dâhil 9 Avrupa ülkesiyle olan hava yolu ulaşımını durdurduk. Hastanelere ziyaretçi sınırlaması getirdik. Kamuda çalışan hamilelere, süt izninde olanlara, engellilere ve 60 yaş üzeri personele 12 gün idari izin verdik. Özel kreşleri, gündüz bakımevlerini, özel çocuk kulüplerini takip ettik. Kışlalardaki askerlerin çarşı izinlerini durdurduk. Ceza infaz kurumlarındaki görüşler ile nakillere ara verdik. Acil olmayan duruşmaların ve diğer adli işlemlerin ertelenmesinin de yolunu açtık. Kültür, sanat faaliyetlerini nisan sonuna kadar erteledik. İlaçları rapora bağlı yaşlıların ve kronik hastalığı olanların rapor süresi bitiminde hastaneye gitmeden ilaçlarını almaya devam edebilmelerine imkân tanıdık. Nisan ayı sonuna kadar programlanan tüm ulusal ve uluslararası bilimsel faaliyetleri, açık-kapalı toplantıları, kongreleri, konferansları, askerî tatbikatları, bedelli askerlik celplerini tehir ettik.

İLK AŞAMADA ALINAN TEDBİRLER

İhracatçılarımızın alınan önlemlerden etkilenmemesi için gümrük kapılarında gereken her türlü tedbiri aldık. Salgının yaygın olduğu İran üzerinden yapılan Orta Asya ihracatlarının tır güzergâhlarını Gürcistan ve Azerbaycan’a yönlendirdik. Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan yapılan seferleri günlük 2500 tondan 6000 tona çıkartacak çalışmaları başlattık. İtalya ve Fransa’ya yapılan Ro-Ro seferlerini insan teması olmaksızın gerçekleşir hâle getirdik.

Vatandaşlarımıza fahiş fiyatlarla mal satmaya çalışan firmalara özellikle bütün birimlerimizi devreye sokarak denetimlerimizi yoğunlaştırdık, cezai müeyyideleri de etkinleştirdik.

İş dünyasıyla ortaya çıkan yeni durum karşısında alınabilecek tedbirleri sürekli istişare ettik ve çözümleri hızla hayata geçirdik.

14 Mart’ta umreden dönen bir vatandaşımız yeni vaka olarak o da kayıtlara geçti. 15 Mart’ta umreden dönen vatandaşlarımızın öğrenci yurtlarında karantinaya alınması uygulamasını başlattık, sadece Ankara ve Konya’da umreden dönen 10 bin 330 vatandaşımızı karantinaya aldık.

Bar, gazino, gece kulübü gibi eğlence yerleriyle müze ve kütüphanelerin faaliyetlerini durdurduk.

Aynı gün Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen yeni vakaların belirlenmesiyle Kovid-19 teşhisi konan hasta sayısı 18’e ulaştı.

16 Mart’ta uçuşların durdurulduğu ülkelerden gelen her vatandaşımızın 14 gün karantinada tutulmasını kararlaştırdık.

Diyanet İşleri Başkanlığımız Cuma namazlarının ve vakit namazlarının cemaatle kılınmayacağını, herkesin namazını evinde veya isterse camide ferdi olarak eda edebileceğini Din İşleri Yüksek Kurulunun kararı olarak Başkanımız açıkladı.  Böylece yaşları sebebiyle en yüksek risk grubunda bulunan cami cemaatinin korunması konusunda önemli bir adımı atmış olduk.

İnsanların toplu olarak bulunduğu kahvehane, kafe, gazino, sinema, tiyatro, konser salonu, düğün salonu, hamam, spor salonu, internet kafe, kapalı çocuk oyun alanı, taziye evi gibi mekânların faaliyetlerine geçici süreyle ara vermesini kararlaştırdık.

Genel kurullar ve eğitim çalışmaları gibi insanların zorunlu olarak bir araya geldiği faaliyetleri de erteledik. Ben partimin bu noktadaki bütün faaliyetlerini şu anda MYK, MKYK bunların hepsini erteledik.

Hızlı sonuç veren Kovid-19 testlerinin yapıldığı laboratuvar sayısının 4’ten 16’ya çıkartılmasına karar verdik ve bu gerçekleşti.

17 Mart’ta İngiltere ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu 6 ülkenin daha ilavesiyle uçuş yasağı koyduğumuz ülke sayısı 20’ye ulaştı.

Sağlık Bakanımız da Kovid-19 teşhisi konulan kişi sayısının 47’ye yükseldiğini kamuoyuyla paylaştı. Dün itibariyle Kovid-19 teşhisi konan hastalarımızın sayısı 98’e çıkarken, maalesef 89 yaşında bir vatandaşımızı da kaybettik.

Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar olarak aldığımız tedbirlere destek veren, ikazlara riayet eden, meseleye ahlaklı ve vicdanlı bir şekilde yaklaşan herkese şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİĞİ VE BERABERLİĞİDİR”

Elbette bu süreçte adeta virüs ülkemize gelmekte niye geç kaldı diye dizlerini dövenler, yalan haberlerle milletimizin moralinizi bozmaya, kaos çıkarmaya çalışanlar da çıktı. Ama milletimizle birlikte ülkemize yönelik her saldırıyı nasıl dirayet ve kararlıkla göğüslemişsek, bu sıkıntıyı da aynı şekilde karşıladık. Ellerini ovuşturarak bu virüsün ülkemizi esir almasını bekleyen muhterislere aradıkları fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye’nin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, kardeşliğidir. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu sıkıntılı süreci de bırakınız tökezlemeyi veya yıkılmayı, daha da güçlenerek atlatacağımıza tüm kalbimle inanıyorum.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; biz önce insan diyen öyle bir medeniyetin, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyen bir kültürün mensuplarıyız. Bunun için aldığımız her tedbir insanlarımızın hayatını ve geleceğini korumaya yöneliktir. Bu tür hastalıklar pek çok insanın farkında olmadan virüse maruz kalması ve yine farkında olmadan virüsü başkalarına bulaştırmasıyla yayılıyor. Sağlıklı insanlar hastalığı rahatça atlatırken, herhangi bir rahatsızlığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ölümcül sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyor. Henüz aşısı ve kesin tedavisi olmayan bu hastalıktan en iyi korunma yolu, virüsün bulaşmasını engellemektir.

“TEDBİRLER SALGIN RİSKİ ORTADAN KALKANA KADAR GEÇİCİ OLARAK UYGULANACAKTIR”

Alınan ve tavsiye edilen tedbirlerin tamamı hem kendimizin, hem de diğer insanların sağlığını koruma amaçlıdır. Kovid-19 hastalığından en iyi korunma yöntemi, herkesin kendi kendine alacağı tedbirler. Hiç kimse bencilliği veya özensizliği sebebiyle tüm toplumun sağlığını tehlikeye atma hakkına sahip değildir. Toplumun tamamının sağlığı ve huzuru için bireyler olarak her birimizin fedakârlıkta bulunma sorumluluğu vardır. Dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’deki tedbirler de salgın riski ortadan kalkana kadar geçici olarak uygulanacaktır.

Açıklanan tedbirlere hep birlikte hassasiyetle riayet edersek, evde kalma süresini 3 haftayla sınırlı tutabiliriz. Bu süreçte en çok hassasiyet göstermemiz gereken husus bireysel temizliğimize ve diğer unsurlar, bunun yanında diğer insanlarla olan mesafemize dikkat etmektir. Bilim insanları Kovid-19 virüsüne karşı en etkili tedbirin temizlik olduğu konusunda hemfikirler. Hem inancımızda, hem kültürümüzde, kalp temizliği yanında vücut temizliği, hane temizliği, çevre temizliği de çok büyük önem taşır. Temizliğin imandan geldiği öğüdüne uygun şekilde günde 5 vakit elini yüzünü, kollarını, başını ayaklarını yıkayan kişi İslami olarak da, tıbbi olarak da en ideal temizliği yapan kişidir.

Kültürümüzde musafahalaşmak, sarılmak, küçüklerin yüzlerinden, büyüklerin ellerinden öpmek elbette önemli bir yer tutar. Zira sevgisini dokunarak göstermeyi seven bir milletiz, ancak yaşadığımız süreç bir müddet buna ara vermemizi gerektiriyor. Salgın tehlikesi tamamen ortadan kalkana kadar sevgimizi yüreğimizle göstermekle ve dilimizle ifade etmekle yetineceğiz, onun için gönül selamı.

“MİLLETİMİN HER BİR FERDİNDEN RİCAM, KOVİD-19 TEHDİDİ GEÇENE KADAR MÜMKÜN OLDUĞU KADAR EVLERİNDEN ÇIKMAMALARIDIR”

Peygamber Efendimiz veba olan yere gidilmemesini, veba olan yerden de çıkılmamasını tavsiye ediyor. Bugün bize düşen de hadisi şerife uygun şekilde Kovid-19 virüsünün bulaşma ihtimali olan yerlerden uzak durmak, virüse maruz kalmışsak da iyileşene kadar diğer insanlarla teması kesmektir. Hazreti Ömer Şam’a gitmek üzere yola çıkacakken orada bir salgın hastalık başladığının haberini alıyor ve yolculuktan vazgeçiyor. Bunun üzerine sahabeden birisi Hazreti Ömer’e, Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun diye soruyor. Hazreti Ömer’in bu soruya cevabı çok manidardır, evet, ‘Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz’. Bugün bize düşen görev de, gereken her türlü tedbiri alarak takdiri Allah’a bırakmaktır. İşte bu anlayışla ülkemizin de maruz kaldığı bu virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor.  Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır. Kontrol altında tutamayacağımız her türlü temas bizi virüs taşıyıcısı hâline getirebilir. Kendimiz zarar görmesek de taşıdığımız virüsü Allah muhafaza sevdiklerimize bulaştırarak hastalanmalarına, hatta ölümlerine yol açabiliriz.

Sosyal mesafeyi ne kadar korur ve sosyal hareketliliği ne kadar azaltırsak virüsün yayılma hızını, dolayısıyla yol açtığı tehdidi o derece düşürürüz. Toplu ulaşım araçları ve kapalı mekânlar başta olmak üzere insanların çok yakın mesafede bulundukları ortak kullanıma açık her yer virüsün potansiyel yayılma alanlarıdır. Bakın birer koltuk ara verdik, bu hassasiyetimizin önemi, dikkat edeceğiz, başka çaremiz yok. Herhangi bir şekilde virüse maruz kalmış tek bir kişinin ikazları dinlemeyip gereksiz yere dışarıda dolaşması hâlinde gün içinde yüzlerce kişiye bunu bulaştırma imkânı vardır.

Hâlbuki vakit gönlümüzce gezme değil, tedbir, tefekkür, tevekkül, okuma, dinginlik vaktidir. Vakit, yapabileceğimiz her şeyi evimizden yapma, dış dünya ile fiziki irtibatımızı asgariye indirme vaktidir. Vakit, sevdiklerimiz başta olmak üzere toplumun tamamı için kendimizden fedakârlık etme vaktidir. Altını çizerek bir kez daha tekrarlıyorum, mecburiyeti olmayan hiçbir vatandaşımız tehdit ortadan kalkana kadar evinden çıkmamalı, kimseyle temas etmemelidir. İşlerine giden vatandaşlarımız mesai bitimiyle birlikte hemen evlerine dönmeli, kapıdan girer girmez de kimseyle temas etmeden ilk iş sabunla ellerini, yüzünü yıkamalıdır. İster kamu, ister özel olsun, ister iş yerlerinde de virüsün yayılma ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin tamamı alınmalıdır.

Çocuklarımızdan dışarıya çıkmadan evde kitap okuyarak, derslerine çalışarak vakitlerini değerlendirmelerini istiyoruz.

En büyük risk grubunu oluşturan yaşlılarımızın sadece evden çıkmamakla yetinmeyerek bir süre ailenin dışarıyla irtibatı olan diğer fertleriyle de mesafeli şekilde hayatlarını sürdürmeleri daha doğru olacaktır.

Kimi Avrupa ülkelerinin dezavantajlı grupları, özellikle de yaşlıları adeta gözden çıkartan anlayışlarına asla katılmıyoruz. Tam tersine, bizim kültürümüzde yaşlılarımızı el üstünde tutmak, dünya ahiret sadedinin temel şartlarından biri olarak kabul edilir, bunun için yaşlılarımızı koruyacak ve kollayacağız.

Bilim Kurulumuzun önerisiyle önce İstanbul ve Ankara’da başlatılacak bir çalışmayla 65 yaş üzerindeki tüm yaşlılarımıza koruyucu maske ve kolonya dağıtacağız. Yalnız yaşayan 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasında devlet kadar yakınlarına ve komşularına da görev düşüyor. Bu insanlarımıza hep birlikte yardımcı olarak süreci suhuletle geçirmelerini temin etmeliyiz.

Değerli dostlar; kamu bankalarımız 76 yaş üzeri emeklilerimizin maaş ödemelerini isterlerse evlerinde yapacaklardır.

Huzurevlerindeki doktor sayısını da artırarak yaşlılarımızın sağlığını daha yakından takip edeceğiz.

“TÜM SAĞLIK PERSONELİMİZE ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM”

Bir diğer önemli konu, sağlık sistemimizi güçlü bir şekilde ayakta tutmaktır, bunun için sağlık kuruluşlarımızın üzerine binecek yükü hafifletmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızdan hayati olmayan sağlık sorunlarına mümkün olduğu kadar aile hekimleri vasıtasıyla çözüm aramalarını özellikle rica ediyorum. Unutmayınız, salgın hastalıklar durumlarında hastaneler aynı zamanda virüs buluşma ihtimali en yüksek yerler hâline gelmektedir.

Yüksek ateş, kuvvetli öksürük ve nefes darlığı gibi hastalık belirtileri ortaya çıkan vatandaşlarımız ise paniğe kapılmadan öncelikle Sağlık Bakanlığımızın Alo 184 hattını aramalıdır. Buradan yapılacak yönlendirmeye göre hareket edilmesi hâlinde sağlık kurumlarımızdan en yüksek verimle istifade edebiliriz.

Bu vesileyle, takdire şayan bir fedakârlıkla ve sabırla görev yapan tüm sağlık personelimize şükranlarımı şahsım ve milletim adına sunuyorum.

Kovid-19 hastalığına karşı aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarını da tüm hızıyla devam ettiriyoruz. Araştırma-geliştirme çalışmalarını yürüten Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konudaki tüm önemli araştırmacıları ve kurumları bir araya getirdi. Tanı kiti konusunda çok iyi bir üretim potansiyelimiz var.

Önceki gün Almanya, Fransa, İngiltere liderleriyle, dün de İtalya Başbakanıyla yaptığım telefon görüşmesinde ülkemizin bu salgın hastalık konusunda muhataplarına yapabileceği katkıları ele aldık. Salgın ilk başladığında Çin’e de tıbbi malzeme desteği vermiştik. Aynı şekilde Türkiye olarak biz de bu ülkelerin tecrübelerinden istifade edeceğiz.

Ülkemizin bayrak taşıyıcı kurumu olan Türk Hava Yolları hem dünyanın çeşitli yerlerindeki vatandaşlarımızın ailelerine kavuşturulması, hem de kargo taşımacılığını kesintisiz sürdürerek temel ihtiyaçların karşılanması konusunda çok büyük gayret gösterdi. Krizden en çok etkilenen kuruluşların başında gelen Türk Hava Yollarımıza da gereken desteği vereceğiz.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; görüldüğü gibi virüs salgınının ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren Türkiye olarak hızlı kararlar alarak ve süratle uygulamaya geçirerek ülkemizin bu krizden en az şekilde etkilenmesi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Nitekim çevremizdeki ülkelerde çok yoğun görülmesine, ciddi kayıplara yol açmasına rağmen virüsün ülkemize sirayeti hem oldukça geç, hem de oldukça sınırlı olmuştur. Aldığımız tedbirlerin etkisiyle ortaya çıkan bu olumlu görüntüyü sürdürmekte kararlıyız. Bunun için tehlikenin kapımızı çalmasını beklemeden sürekli yeni ve etkili tedbirler alıyor, uygulamaya geçiriyoruz.

“YAŞADIĞIMIZ SÜRECİN EKONOMİMİZE OLUMSUZ ETKİSİNİ AZALTMAK AMACIYLA ÖNEMLİ KARARLAR ALDIK”

Bu çerçevede, biraz önce de bakanlarımızın, iş dünyasından temsilcilerimizin, resmî, sivil ilgili tüm kurumlarımızın temsilcilerinin katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme toplantısını gerçekleştirdik. Özellikle yaşadığımız sürecin ekonomimize, piyasaya, üretime, istihdama olumsuz etkisini azaltmak amacıyla çok önemli kararlar aldık.

Esasen hastalığın çıktığı ilk günden itibaren arkadaşlarımız sürecin diğer boyutlarının yanı sıra, ekonomik etkilerini yakından takip ediyorlar. Ülkelerin aldığı önlemleri, yaşanan ekonomik türbülansa karşı geliştirdikleri yöntemleri tek tek analiz ediyorlar. Özellikle de ekonomi yönetimimiz ve ilgili bakanlarımız, kurumlarımız tüm iş dünyasının taleplerini ve öngörülerini toplayarak hazırlıklarını yaptı. Karşımızdaki fotoğrafa göre bir yol haritası belirledik. Son yıllarda ekonomimize hedef alan saldırılara karşı verdiğimiz mücadele sayesinde küresel türbülanslara, özellikle söylüyorum, güçlü bir bağışıklık sistemini geliştirerek biz oraya hedefimizi koyduk ve yolumuza böyle devam ettik. Şimdi bu 2 aylık direnme sürecini de en iyi şekilde atlatacağımıza inanıyorum.

Daha önce örneği görülmemiş bir süreç yaşıyor ve bundan dolayı da hasarın boyutları kestirilemiyordu. Bunun için bizim tüm senaryolara hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ancak bu dönemde de gelişmekte olan ülkeler arasında pozitif ayrışan bir ülke konumunda bulunduğumuz bir gerçektir.

Hindistan borsasının yüzde 18, Japonya’nın yüzde 20, Amerika’nın yüzde 21, İngiltere’nin yüzde 22, Almanya’nın 26, İtalya’nın yüzde 32 değer kaybettiği 28-16 Mart tarihleri arasında bizi kaybımız yüzde 17’de kaldı. Aynı tarihlerde Türk Lirası olarak da gelişmekte olan ülkelerin hepsinden daha iyi bir direnç gösterdik. Şimdi ekonomimiz için koruma kalkanı olacak bir paketi devreye alıyoruz.

Dün Merkez Bankamız piyasalar açısından oldukça önemli bazı adımları atarak likidite sıkıntı yaşanmayacağının garantisini ortaya koydu. Bu kapsamda Merkez Bankamız ihracatçımız için de çok önemli uygulamalar başlattı.

Nisan, Mayıs ve Haziran ayı vadeli açık reeskont kredi anapara ve faiz ödemeleri Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ertelenerek azami vade 1 yıl uzatıldı.  Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında vadesi dolan reeskont kredilerinin taahhüt kapama süresi de yine 1 yıl uzatıldı. Böylece ihracatımız bu süreçteki belirsizliği rahat bir şekilde atlatabilecek.

“EN BÜYÜK ÖNCELİĞİMİZ, ÜRETİM VE İSTİHDAMIN SEKTEYE UĞRAMAMASIDIR”

En büyük önceliğimiz, üretim ve istihdamın sekteye uğramamasıdır. İnşallah bu süreçten kamu-özel sektör dayanışması ise daha da güçlenerek çıkacağız.

Birazdan açıklayacağımız paketteki imkânlardan istifade edecek firmalar için ön şartımız, istihdam kaybına yol açmamalarıdır. Herhâlde burada anlaşıyoruz değil mi?

Finansal kurum ve kuruluşlarında kredi limiti olan firmaların likidite ve nakit ihtiyacına yönelik taleplerinin hızlıca karşılanması, ayrıca kredi limitlerinin kullandırılmasında kısıtlamaya gidilmemesi de önemlidir. Finans kuruluşlarından bu ortamda istihdamın mahfazası ve ekonomik büyümenin sürdürülmesi için kredi şartlarının esnetilmesine yönelik adımlar bekliyoruz.

Tüm finans kuruluşlarının kredi geri çağırma, mevcut kredi limitini kullandırmama, fiyat artırma, teminat şartlarını zorlaştırma uygulamalarından özenle kaçınmasını istiyoruz.

Bunun yanında, kurumsal firmaların, KOBİ’lerin, bireysel kesimin geçici iş ve ciro kaybı veya benzeri nedenlerle gelir kaybı yaşayanların kredi borçlarıyla ilgili taksit, öteleme, yapılandırma, düzenleme taleplerine süratle ve olumlu cevap verilmelidir.

“100 MİLYAR LİRALIK BİR KAYNAK SETİNİ DEVREYE ALIYORUZ”

Ekonomik istikrar kalkanı adını verdiğimiz bir paketle Kovid-19 salgının etiklerini azaltmak için toplamda 100 milyar liralık bir kaynak setini böylece devreye alıyoruz.

Bu çerçevede devreye sokacağımız tedbirler şunlardır:

1- Perakende, AVM, demir-çelik, otomotiv, lojistik, ulaşım, sinema, tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil-konfeksiyon ve etkinlik-organizasyon sektörleri için Muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6’şar ay erteliyoruz.

2- Konaklama Vergisini Kasım ayına kadar uygulamayacağız.

3- Otel kiralamalarına ilişkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemelerini Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6 ay süreyle erteledik.

4- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyoruz.

5- Kovid-19 salgınıyla ilgili tedbirlerden etkilendiği için nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi anapara ve faiz ödemelerini asgari 3 ay öteleyecek ve gerektiğinde bunlara ilave finansman desteği sağlayacağız.

6- İhracattaki geçici yavaşlama sürecinde kapasite kullanım oranlarının korunması amacıyla ihracatçıya stok finansmanı desteği vereceğiz.

7- Bu dönemde işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak erteleyeceğiz.

8- Kredi Garanti Fonu limitini 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıkartacak, kredilerde önceliği gelişmelerden olumsuz etkilendiği için likidite ihtiyacı oluşan ve teminat açığı bulunan firmalar ile KOBİ’lere vereceğiz.

9- Vatandaşlarımız için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketleri devreye alınmasını teşvik edeceğiz.

10- 500 bin liranın altındaki konutlarda kredilendirilebilir miktarını yüzde 80’den yüzde 90’a çıkartacak, asgari peşinatı yüzde 10’a düşüreceğiz.

11- Koronavirüs etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düşen firmaların kredi siciline “mücbir sebep” notu düşülmesini sağlayacağız.

12- Asgari ücret desteğini devam ettireceğiz.

13- Mevzuatımızdaki esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hâle getirilmesini temin edeceğiz.

14- Kısa çalışma ödeneğini devreye alacak, bundan faydalanmak için gereken süreçleri kolaylaştırılacak veya hızlandırılacağız. Böylece faaliyetine ara veren işyerlerindeki işçilere geçici bir gelir desteği verirken, işverenlerin de maliyetini azaltmış olacağız.

15- En düşük emekli maaşını 1.500 liraya yükseltiyoruz.

16- Emeklilerin bayram ikramiyesini Nisan ayı başında ödüyoruz.

17- Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak ayırıyoruz.

18- İstihdamdaki sürekliliği temin etmek amacıyla 2 aylık telafi çalışma süresini 4 aya çıkartıyoruz.

19- Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılarımız için sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programını devreye alıyoruz.

Alınan kararların milletimize ve ekonomimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Basın toplantımıza iştirakiniz ve dikkatiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

Hiçbir virüsün Türkiye’den, Türk milletinin birliğinden, beraberliğinden, kardeşliğinden aldığımız ve alacağımız tedbirlerden daha büyük olamayacağını tekrar ederek hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.”

Ağrı "Anadolu'nun Bilişim Merkezi" olmaya aday

2,5 yılda 165 bin öğrenciye kodlama eğitimiyle ilk adımı atan

AĞRI “ANADOLU’NUN BİLİŞİM MERKEZİ” OLMAYA ADAY

* Ağrı Valiliği tarafından 2017-2018 eğitim öğrenim yılında başlatılan ve bugüne kadar 165 binden fazla ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisinin kodlama eğitimi almasının sağlandığı “KodlAAğrı Projesi”nin ikinci aşaması başladı.

* Kişi başına düşen gelir sıralamasında alt sıralarda yer alan Ağrı’yı “Anadolu’nun bilişim merkezi” yapmayı ve böylece şehrin ekonomik kalkınmasına sürdürülebilir katkı sağlamayı amaçlayan ikinci aşamanın yol haritasını belirlemek üzere ülke çapından uzmanların katılımıyla bir çalıştay düzenlendi.

* İstanbul, Ankara ve İzmir’de yerleşik teknoloji şirketlerinden ve STK’lardan uzmanlar, eğitimciler ve medya mensuplarından oluşan 28 kişilik grup, Digit4Turkey Derneği Başkanı Ali Rıza Ersoy’un yönettiği iki günlük KodlAAğrı Çalıştayı kapsamında, Ağrı’da verilen kodlama eğitimlerini yerinde görerek öğrencilerle buluştu; projenin şehre orta ve uzun vadede ekonomik anlamda dönüşlerinin nasıl sağlanabileceğini tartıştı.

* Projeyi 2017 yılında hayata geçiren Ağrı Valisi Süleyman ELBAN, hayallerini hangi meslek süslerse süslesin tüm Ağrılı öğrencilere ‘kodlama ve bilişim gibi’ coğrafyadan bağımsız bir alanda yetkinlik kazandırmayı ve “Ağrı’da sizler için gelecek var” mesajı vermeye çalıştıklarını vurguladı.

2017’de 4 okul ve 460 öğrenciden bugün 961 okul ve 165 bin öğrenciye

2017-2018 yılı Kasım ayında il genelinde 4 okulda 75 bilgisayarla başlatılan KodlAAğrı projesi başlangıçta yalnızca 5. ve 6. sınıf öğrencilerine kodlama eğitimi verilmesini amaçlıyordu. Bunun için öncelikle öğretmenlere Türkiye çapında konunun uzmanlarından kodlama eğitimleri aldırıldı. Hızla yaygınlaşan projede daha ilk yılın sonunda hedef 4’e katlanarak tam 20 bin öğrenciye kodlama eğitimi verilmesi sağlandı. Projenin başlamasından sonraki üçüncü öğretim yılı olan 2019-2020 öğretim yılı itibarıyla kodlama eğitim anaokulları da dahil olmak üzere il ve ilçelerdeki tüm okullara yaygınlaştırıldı ve 165 bin öğrenciye farklı seviyelerde kodlama eğitimleri verildi.

‘Robotik Kodlama’ Ağrı’da öğrencilerin rutin hayatında yer alıyor

Yalnızca temel kodlama eğitimi almakla kalmayan öğrenciler algoritma oluşturma ve kodlama konusunda belli bir seviyeye ulaştıktan sonra “Scratch” programı üzerinden programlama öğrenmeye devam etti. Bir sonraki aşamaya geçen öğrenciler ise arduino ile ‘Robotik kodlama yapmaya başladı. Bu aşamada öğrenciler basit düzeyde devre oluşturma ve programlamadan başlayarak yetenek ve imkânları doğrultusunda kendi tasarladıkları akıllı teknolojileri kendilerinin programlayabilmesi noktasına ulaştı. Bugün ildeki birçok okulda binlerce öğrenci robotik kodlamayı rahatça kullanabilir seviyeye gelmiş durumda.

“Kodlama bizim eğitimdeki amiral gemimiz”

Ağrı Valisi Süleyman ELBAN, şehrin geleceğine yön vermek adına öğrencilerin bilişim kabiliyetlerii geliştirecek eğitim çalışmalarına ağırlık verdiklerini vurguladı. Kodlama eğitiminin ‘donanımlı insan yetiştirmeye’ dair çalışmalarının bir parçası olduğunu belirten Vali Elban, “Kodlama bizim eğitim alanındaki amiral gemimiz. Eğer bu hikaye Ağrı’da başarılı olursa, diğer illerde de başarılı olup olmayacağı hiç tartışılmayacak bile. Örneğin, diğer illerde ‘biz de çok rahat gerçekleştiririz’ diye algılanacak. Biz de bunu istiyoruz. Sadece Ağrı’ya değil, ülkemize, tüm insanlığa katkı sağlayalım istiyoruz. Başka alanlarda gelişmiş ülkeleri yakalamamız biraz uzun sürebilir ama doğru aksiyonları almamız durumunda bilişim teknolojileri alanında onları yakalayabileceğimizi, hatta geçebileceğimizi düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Çalıştay Türk bilişim, akademi ve iş dünyasını bir araya getirdi

26-27 Şubat 2020 tarihlerinde yapılan KodlAAğrı Çalıştayı’na, aralarında Yazılım Sanayicileri Derneği Başkanı Gönül KAMALI, Habitat Derneği Başkanı Sezai HAZIR, Türkiye Bilişim Derneği Genç Çalışma Grubu Başkanı Melih AŞICI, 9 Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sabri ERDEM, Türkiye Bilişim Medyası Derneği Başkan Yardımcısı Cem KIVIRCIK, BT Haber dergisi Yayın Koordinatörü Ayhan SEVGİ, Fortune Türkiye dergisi Teknoloji Editörü Kerem ÖZDEMİR ile Turkcell, Türk Telekom, Makers Türkiye, Galata Business Angels, ING Türkiye, Sunny Elektronik, Can Holding, Süper Grup, Kızcode şirketlerinin yöneticileri ve bağımsız danışmanlar katıldı.

Ağrılı öğrenciler umut verdi

Çalıştay kapsamında iki ayrı okulu ve Ağrı Bilim ve Sanat Merkezi BİLSEM’i ziyaret eden KodlAAğrı Çalıştay katılımcıları, ayrıca Ağrı Start-Up Cafe ve KodlAAğrı Merkezi’nin açılışına da katıldı. Ziyaret ettikleri tüm merkezlerde öğrencilerle birebir görüşme ve sohbet etme fırsatı bulan, ayrıca gerçekleştirdikleri kodlama projelerini yakından inceleyen grup, Ağrılı öğrencilerin ve öğretmenlerinin kodlama ve bilişim teknolojileri becerisi açısından ‘beklentilerinin çok ötesinde’ bir profil sergilediklerine dikkat çekerek “Türkiye’nin geleceği açısından umutla doldukları” mesajı verdi.

Açılışın gerçekleştirildiği Start-Up Cafe ve KodlAAğrı Merkezi, bilişim, kodlama ve yazılım alanında becerilerini artırmak ve ilerleyen dönemde ‘start-up’ olarak kendi ticari girişimlerini geliştirmek isteyen genç öğrenciler tarafından kullanılacak. Hepsi uzun süre kodlama eğitimi almış eğitmenlerin danışmanlık vereceği Start-Up Cafe’de aynı anda 80 öğrenci ve danışman öğretmen çalışabilecek. KodlAAğrı Merkezi ise projenin merkezi olarak hizmet verecek.

******************************* KUTU BİLGİSİ ****************************

Heyecanları yüzlerinden okundu

KodlAAğrı Çalıştay Grubu katılımcılarıyla buluşan 5-18 yaş arası onlarca öğrenci, tamamını ileri kodlama ve bilişim teknikleriyle gerçekleştirdikleri projeleri hakkında detaylı bilgiler paylaştı. Heyecanları yüzlerinden okunan öğrenciler, deprem simülatöründen obeziteyle mücadeleyi sağlayan uygulamalara; bir engelle karşılaşınca yönünü değiştiren ve böylece kazadan kaçınan araçlardan farklı futbol oyunlarına; algılayıcı sensörlerle ışık kontrolünden anaokulu öğrencilerinin rakamları ve notaları öğrenmesini sağlayan dijital gitar ve piyanoya kadar onlarca projeyi büyük bir istekle tanıttılar.

Ağrı Eleşkirt Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri ise, güneş paneli dahil tamamı atık ve hurda malzemelerden yapılan ve güneş enerjisi ile çalışan ‘Eleşkit’ adını verdikleri elektrikli araçlarıyla grubun yoğun ilgisiyle karşılandı.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Okullardan Yarınlara" programında konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonunda gerçekleştirilen “Okullardan Yarınlara” programına iştirak ederek, katılımcılara hitap etti.

Konuşmasına tüm katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, Suriye’de ve Libya’da Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin bekası için mücadele ederken şehit düşen tüm kahramanlara Allah’tan rahmet, gazilere sıhhat ve afiyet temenni etti.

Erdoğan, şehit yakınlarına da başsağlığı dileklerini ileterek, “Tarihindeki en önemli istiklal ve istikbal mücadelelerinden birini veren Türkiye, Rabbimin yardımı, milletimizin desteği ve duasıyla inşallah bu süreçten de alnının akıyla çıkacaktır. Bu toprakları nasıl bin yıldır kanlarımızla yoğurarak vatanımız yaptıysak bundan sonra da aynı inançla mücadeleye devam edeceğiz. Her birinin haberiyle yüreğimizin dağlandığı aziz şehitlerimize layık olabilmenin yolu aynı anda farklı cephelerde verdiğimiz bu kutlu mücadeleyi zaferle taçlandırmaktan geçiyor.” diye konuştu.

Deprem dolayısıyla Van’da hayatını kaybeden vatandaşlara da Allah’tan rahmet, yaralılara şifa dileyen Erdoğan, can kayıplarının çoğu kerpiç olan evlerin yıkılması sebebiyle yaşandığını ifade etti. 

Erdoğan, depreme dayanıksız yapı meselesinin Türkiye’nin eski ve yaygın bir sorunu olduğunu, bu konuda başlattıkları çalışmaların çok büyük maliyet ve zaman istediğini söyledi.  

“AFETLERE HAZIRLIK ÇALIŞMALARIMIZI HIZLANDIRMALIYIZ”

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bu konuda şu ana kadar önemli neticeler elde ettiklerini ancak daha gidecek çok yolları olduğunu da bildiklerini belirterek, “Görüldüğü gibi deprem bizi beklemiyor, afetlere hazırlık çalışmalarımızı hızlandırmalıyız. Vatandaşlarımızdan depreme dayanıksız yapıların dönüştürülmesi noktasına özellikle vurgu yaparak bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Devlet ancak vatandaşının desteğiyle böyle bir yükün altından kalkabilir. Kentsel dönüşüm, değişim diyoruz ancak kentsel dönüşüm için kapısını çaldığımız vatandaşlarımız bize aynı şekilde cevap vermiyorlar. Burada ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. 

Hükumete geldiklerinde eğitim ve öğretimi önceliklerinin en başına yerleştirdiklerini, uzun yıllar boyunca eğitim-öğretim bütçesinin devlet harcamalarının ilk sıralarında yer aldığını anlatan Erdoğan, ana sınıfından yüksek öğrenime kadar her aşamada Türkiye’nin eğitim-öğretim alt yapısını ve insan gücünü güçlendirdiklerini vurguladı. 

Erdoğan, üniversite sayısını 76’dan 207’ye, akademik personel sayısını 70 binden 170 bine, üniversite öğrencisi sayısını ise 1,6 milyondan 8 milyona yükselttiklerini, zorunlu eğitimi 4’er yıldan oluşan üç kademeli şekilde 12 yıla çıkardıklarını ifade etti.

İlk ve ortaöğretimde 343 bin olan derslik sayısını 590 bine yükselttiklerini, öğretmen sayısını atadıkları 652 bin yeni öğretmenle 946 bin yaptıklarını dile getiren Erdoğan, FATİH Projesi’yle öğretmen ve öğrencilere 1.5 milyona yakın tablet bilgisayar dağıttıklarını, 432 bin sınıfa etkileşimli tahta yerleştirdiklerini, 46 bin okula da çok fonksiyonlu yazıcı kurduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, müfredatları geliştirerek, seçmeli dersleri çoğaltarak, ders kitaplarını yenileyerek çocukların çok yönlü gelişimini hedeflediklerini, ders kitaplarını ücretsiz vererek vatandaşları büyük bir yükten kurtardıklarını kaydetti.

Bugüne kadar ücretsiz dağıttıkları kitap sayısının 3 milyarı geçtiğini bildiren Erdoğan, “Maddi imkanı yetersiz ailelerimizin okula giden çocuklarına eğitim öğretim desteği veriyoruz. Pansiyonlu okul ve taşımalı eğitim yoluyla hiçbir evladımızın eğitimden mahrum kalmaması için gereken gayreti gösterdik. Ancak hem sınıf ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısını azaltmamız hem de nüfusumuzun artması sebebiyle sürekli yeni öğrenci gelmesi sebebiyle hala eksiğimiz var.” dedi.

“13 BİN YENİ OKULA İHTİYAÇ BULUNUYOR”

Erdoğan, Türkiye’de 18 milyonu aşkın öğrencinin sayıları 70 bini bulan eğitim kurumlarında eğitim hizmeti aldıklarını, özel eğitim kurumları ve diğer eğitim öğretim birimleriyle bu sayının 86 bine kadar çıktığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Milli Eğitim Bakanlığımızın bunlara ilave olarak 21 bin dersliğe sahip 13 bin yeni okula ihtiyacı bulunuyor. Ayrıca mevcut okulların bir kısmında da depreme karşı güçlendirme çalışması yapılması gerekiyor. Bu akşam burada birlikte olduğumuz ülkemizin seçkin iş insanları ve hayırseverlerinin desteğiyle Milli Eğitim Bakanlığımızın okul ihtiyacını tamamen çözmeyi hedefliyoruz. ‘1 yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum ekin, 10 yıl sonrasını düşünüyorsanız fidan dikin, 100 yıl sonrasını düşünüyorsanız insan yetiştirin.’ sözüne uygun şekilde bu kampanyada ben sizlerin yerinizi alacağınıza inanıyorum.”

Bağışçıların diledikleri yerdeki okulun inşasını veya güçlendirmesini üstlenebileceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim sizlerden ricam şu, deprem riski yüksek alanlara öncelik vermenizdir, çünkü bu bölgelerde yapılan okullar öğrencilerimiz için güvenli çatılar olmanın yanında deprem sonrasında vatandaşlarımızın sığınacakları, az önce Bakanımın da ifade ettiği gibi, barınma alanları olarak da kullanılabilecek. Gerek ağır hasarlı binaların tamamen boşaltılması gerek artçı sarsıntılar sebebiyle diğer binalara bir müddet girilememesi sebebiyle bu tarz yerlere ihtiyaç duyuluyor.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Elazığ’da okullardan spor salonlarına kadar depreme dayanıklı olarak inşa edilmiş tüm kamu binalarının uzunca bir süre bu amaçla kullanıldığına işaret ederek, “Masalara bırakılmış olan kartlara yazacağınız bağışlarınız buradaki ekranlarda da gözükecek. Böylece kimin, nerede, hangi okulun veya okulların inşasını üstlendiğini tüm Türkiye buradan takip edebilecek.” diye konuştu.

Ekranlardan programı takip eden vatandaşlara da çağrıda bulunan Erdoğan, bağış kampanyasının sadece programa katılanlarla sınırlı olmadığını söyledi. Erdoğan, “İmkanı olan her vatandaşımız sadaka-i cariye olarak dilediği yerde, ister derslik ister okul şeklinde katkıyla bu kampanyaya iştirak edebilir. Unutmayınız ki bağışlarınızla inşa edilecek okullarda eğitim-öğretim görecek öğrencilerin her biri sizin manevi evlatlarınız olacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, yapılacak okullarda yetişen çocukların ülkesine ve milletine yaptıkları katkıların manevi hasılasından bağışçılara da pay düşeceğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böylesine bitip tükenmek bilmeyen bir hayır işinde yer almanın hazzı pek az örnekle karşılaştırılabilir. Fani olan bizler için bu dünyadan göçüp gittikten sonra da arkamızda hizmet vermeye devam edecek eserler bırakacak olmaktan daha büyük bir mutluluk kaynağı yoktur. Buralardan yetişecek olan yavrular, size yaptıkları dualarla inanın sizler de ebedi alemde çok daha rahat edeceksiniz. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ sözünü kendisine rehber edinmiş bir yönetim olarak biz de bu hayır işini destekleyenlere her türlü kolaylığı gösteriyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımıza yapılan her türlü ayni ve nakdi bağışın tamamı gelir vergisinden düşürülebiliyor. Ayrıca bağışçı desteğiyle yapılan okul ve yurtların inşaatındaki tüm giderleri KDV’den muaf tuttuk. Şimdiden hayırlarınızın Allah katında kabul ve makbul olmasını niyaz ediyorum.” 

Eğitim kurumlarının bina ve donanım eksiklerini giderirken burada yetişecek öğrencilerin zihin ve gönül zenginliğini artıracak çalışmaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Bugün dünyada gıptayla takip edilen ülkelere baktığımızda eğitim-öğretim sistemlerinin öncelikle iyi insan, iyi vatandaş ve iyi birey yetiştirme üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Sevgi, saygı, ahlak merhamet ve şefkat üzerine kurulu olmayan bir eğitim-öğretim sisteminden belki donanımlı birey çıkar ama sonraki nesillere örnek olacak insan çıkmaz.” ifadelerini kullandı.

“YENİ BİR YOL HARİTASI HAZIRLAMAMIZ ÖNEM ARZ EDİYOR”

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, okul, derslik, araç-gereç ve öğretmen sayısı kadar öğrencilerin zihin ve gönül dünyalarını geliştirmeye önem verilmesi gerektiğine de işaret ederek, şunları kaydetti:

“Son yıllarda bu konuda medyada giderek daha sık şekilde gerçekten can acıtıcı, üzüntü verici olduğu kadar da düşündürücü haberlere, görüntülere ve fotoğraflara rastlıyoruz. Çocukluğa ve gençliğe veremeyeceğimiz derecede vehamet arz eden bu tabloyu süratle değiştirmemiz gerekiyor. Hem kamu hem toplum olarak derin bir muhasebe yapmamız, tefekkür etmemiz, eğitim öğretim konusunda yeni bir yol haritası hazırlamamız önem arz ediyor. Evlatlarımıza iyi matematik, iyi fen bilgisi, iyi edebiyat, iyi coğrafya bilmenin yanında hatta onlardan önce iyi insan olmayı öğretmeliyiz. Annesine, babasına, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve çevresine saygılı olmayı bilmeyen bir çocuğun diplomasında ne yazdığının önemi kalmaz. Medeniyet ve tarihte değerleri ile yoğrulmamış, milletine, bayrağına, ezanına, vatanına ve devletine sıkı sıkıya bağlı olmayan her evladımız dalından kopan bir yaprak gibi savrulup gitmeye açık demektir.”

Bir ülke için en büyük servetin genç ve yetişmiş insan gücü olduğunu dile getiren Erdoğan, “Böylesine muazzam bir serveti böyle hoyratça savurmaya, tehditlere açık bırakmaya hakkımız yoktur. Son 200 yılımız bu konuda çok büyük dersler çıkartabileceğimiz acı örneklerle doludur.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, açılışı gerçekleştirilen Millet Kütüphanesi sayesinde ecdadın ortaya koyduğu büyük medeniyet birikimini hatırlatma ve hatırlama imkanı bulduklarını belirterek, şunları söyledi:

“Hamdolsun bugün itibarıyla gelen gençlerimizin sayısı 26-27 bini buldu. Dün bir bugün iki, güzel bir cazibe merkezi oldu. Eğer bugün aynı başarıyı yeniden yakalamak istiyorsak özellikle işe nereden başlamamız gerektiğini de bilmemiz lazım. Değerli kardeşlerim bu başarının da altında yatan gerçek işte bu okullarımızın sayısını çoğaltarak bir defa çift değil, özellikle tek derslik haline getirmemiz lazım. İşe nereden başlayacağız, işte işe başlayacağımız yer aileden okula kadar tüm eğitim öğretim sistemimizdir. İnşallah milletimizde ve bakanlığımızla birlikte bu meselenin de üstesinden geleceğiz. Sorunu tespit ettiğimize ve çözme kararlılığını ortaya koyduğumuza göre vakit kaybetmeden bu doğrultuda hazırlıklara başlamalıyız. Bu akşam burada toplanmamızın ana gayesi ana amacı bu. Evlatlarımızın hayatı ve değerlerimizi sosyal medyadan, televizyondan ve internetten değil, ailelerinden ve öğretmenlerinden tedris edeceği bir iklimi en kısa sürede tesis edeceğiz. Türkiye’nin kurtuluşu da geleceği de bu anlayışla atılacak adımların isabetinden ve başarısından geçiyor.”

“Okullardan Yarınlara” eğitime destek programına ilişkin Erdoğan, “Burada inşallah bu işe gerçekten gönül koymuş vatandaşlarımı görüyorum, kardeşlerimi görüyorum. Hep birlikte şöyle bir ciddi manada bu adıma inanıyorum ki biz elimizde malayla harç koyacağız ve gerek Elazığ’a gerek Malatya’ya gerek Van’a 81 vilayetimize bu akşam buradan sevindirici sesler inşallah yükselecektir.” dedi.

Düşünür Koleji 36. Okulunu Sakarya' da açıyor

Düşünür Koleji 36. Okulunu Sakarya’ da açıyor

Düşünme becerileri ve etik değerleri gelişmiş, sadece teknoloji kullanan değil aynı zamanda teknoloji üreten, Dünyayla konuşan Dünyayla yarışan 21. Yüzyılın bireylerini yetiştirmek için yola çıkan Düşünür Koleji, 36. Okulunu Sakarya’da açıyor.

İzmir ve Ankara önceki İl Milli Eğitim Müdürlerinden ve Düşünür Koleji Kurucusu Behçet Yavuz’ un düzenlediği basın toplantısına, Kolejin Genel Müdürü Fatih Karadağlı, yerel ortakları Sinem Uğurkan ve Sakarya Düşünür Koleji Eğitim kadrosu ile basın mensupları katıldı.Behçet Yavuz” Geçmişte Türkiye çapında birçok başarı hikayesine imza attık.Şimdi de bu güzel kente ve çağdaş insanlarına hizmet etmenin onuru ve mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye’nin bir cok bölgesindeki okullarımızın zincirine Sakarya’ yı da ekleyerek yeni bir güzelliği yaşayacağız, yaşatacağız” dedi.

Önümüzdeki 15-20 yıl içinde birçok mesleğin ya yok olacağını ya da dönüşüme uğrayacağını vurgulayan Yavuz, eğitim ve öğrenme süreçlerinin bu projeksiyona göre tasarlanmasının ve bu öngörüye göre yapılandırılmasının gerektiği anlattı. Düşünür kolejinin eğitim ve öğrenme anlayışının söz konusu projeksiyona göre şekillendirdiklerini söyleyen Behçet Yavuz, sadece teknoloji kullanan değil teknoloji de üreten, çalışmaları ve fikirlerinde fark yaratan, esnek becerilere sahip bireylerin 21. Yüzyılda başarılı olacağını belirtti.

Düşünür Kolejinde yeteneklerin de desteklendiğini, her öğrencinin bir enstrüman çalmasının, en az bir spor branşında gelişmesinin sağlandığını, sanatçı ve sporcu olamasalar bile bu alanların hayatlarında hep var olmasını sağladıklarını anlattı.

Lise ve Üniversiteye geçişte yapılan ulusal sınavlara da öğrencilerini özel olarak destek programlarıyla hazırladıklarını vurgulayan Yavuz, ülkemizin bir gerçeği olan bu sınavlarda da üst düzeyde başarılı öğrenciler yetiştirdiklerini söyledi.

Basın toplantısında Genel Müdür Fatih Karadağlı da Düşünür Kolejine özel ve özgün olan eğitim sistemini akış şemaları ve görsellerle anlattı. Karadağlı, farklı düşünen ve fark yaratan nesiller yetiştiren sistemimizin merkezinde Düşünür Öğretmen Gelişim Akademimiz var, akademik kadromuzun mesleki yeterliliği ve gelişimini çok önemsiyoruz, dedi.

Karadağlı, başarılı olan öğrencilerin yanı sıra bilim, sanat ve spor alanında da başarılı; yetenekli olan öğrencileri desteklemek amacıyla, başarılarını ve yeteneklerini belgelendirmek koşuluyla burslar verileceğini belitti.

Kolej Kurucusu Behçet Yavuz, Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün aydınlattığı yolumuzda; Sakarya’mıza kolejimizin güzellikler getirmesini diliyorum; dedi.

 

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Okulda çocukları bekleyen 22 tehlike

Okulda çocukları bekleyen 22 tehlike

Okullarla ilgili medyada yer alan olumsuz haberler, velileri tedirgin ediyor. Bu yüzden anne babaların okullarda dikkat ettiği konuların başında güvenlik geliyor. Maalesef okullar, yurtlar, kurslar potansiyel çocuk tuzaklarıyla dolu. Binaların fiziki koşullarından çevredeki uyuşturucu tehlikesine kadar dikkat edilmesi gereken birçok konu var.

Çocuğunuzu Koruyun kitabının yazarı Mehmet Yaşar Durukan, eğitim kurumlarında çocukların ölümüne, yaralanmasına ve engelli kalmasına neden olan başlıca kaza ve olaylar hakkında şu bilgileri verdi:

KAÇIRILMA, UYUŞTURUCU, HARAÇ

Çocuğunuz okula servisle gitmiyorsa, kaçırılma riskine karşı çocuğunuzu okula bırakın ve çıkış saatinde de alın. Böylece okul çevresinde yuvalanan haraç ve uyuşturucu çetelerinden çocuğunuzu korumuş olursunuz.

OKUL KAPISI

Okulların kapıları ağırdır ve genellikle elektrikle çalışır. Görevliler kumandaya basarak kapının açılmasını – kapanmasını sağlar. Ancak görevli çocuğunuzu görmeden kapıyı kapatırsa çocuğunuz sıkışarak ölebilir. Bazen de onlarca kilo ağırlığındaki bu devasa kapılar çocukların üzerine düşerek ölümüne neden oluyor. Çocuğunuza okul kapısıyla oynamamasını ve kapıdan uzak durması gerektiğini öğretin.

DOLAPLAR YATAY OLMALI

Çocuklar okullarda devrilen dolapların altında kalarak ölüyor. Sınıflardaki ve koridorlardaki dolaplar dikey değil yatay olmalı. Tüm dolaplar duvara monte edilerek devrilme riskleri ortadan kaldırılmalı.

SIRA, MASA, SANDALYE

Çarpma ve düşmelere karşı sıra, masa ve sandalyelerin köşeleri sivri olmamalı. Sivri ise yumuşak köşelikler takılmalı.

SINIF KAPISI

Anasınıflarında ve birinci sınıflarda kapı kolları çocukların göz hizasındadır. Kapıların aniden açılması, kapanması gibi durumlarda çocuklar gözünden yaralanmakta ya da kör olmaktadır. Kapı kolları ya daha yükseğe ya da daha alçak bir yere konulmalı. Veya bu sınıfların kapılarının açılıp kapanmasına başka bir formül bulunmalı. Örneğin yana açılabilir. Çocukların kapıyla oynamaması için kapı sabitleme kilit sistemleri kullanılarak kapı, teneffüs sırasında açılıp duvara sabitlenmelidir.

TUVALET – LAVABO

Tuvalete yalnız gönderilen anaokulu öğrencisi, üzerine lavabonun devrilmesi sonucu ağır yaralanabilir ya da hayatını kaybedebilir. Özellikle anasınıfı ve ilkokul birinci sınıflarda lavabolar düşme tehlikesi göz önüne alınarak demir destekli veya ayaklı yapılmalı. Sadece iki vida ile duvara monte edilmiş olması o lavaboyu güvenli hale getirmiyor. Birçok anaokulundaki ve ilkokuldaki lavabo, çocuklara uygun sağlamlıkta ve boyutta değil. Çocuğunuzu anaokuluna ve ilkokul birinci sınıfa yazdırırken, lavaboları tek tek kontrol edin. Lavabo, klozet ve pisuvarların çocuğunuzun boyuna göre olup olmadığına bakın. Ayna kırıldığında parçaları dağılıp çocuğunuza zarar vermemeli. Aynalar da camlar gibi filmli olmalı. Filmli cam kırıldığında dağılmaz. Yerler ıslak olmamalı. Çocuklar ıslak zeminde kayarak ağır yaralanabilir.

LABORATUVARLAR

Okullarda sık sık deney sırasında patlamalar olur ve çocuklar yaralanır. Kiminde yanıklar meydana gelir kimisi de gözlerini kaybeder. Açıkta bırakılan civalar çocukları zehirler. Laboratuvarlardaki bu kazalar basit önlemlerle engellenebilir. Öğrencilere deney sırasında koruyucu gözlük, eldiven verilmesi bile birçok kazayı yaralanmadan atlatmalarını sağlayacaktır. Ayrıca birçok okuldaki laboratuvar, çocukların boyuna uygun değil.

BALKON, PENCERE, MERDİVEN

Çocuğunuz çok katlı bir okulda eğitim görüyorsa balkon, merdiven ve yangın merdiveni aralıklarını kontrol edin. Geniş boşluklar varsa çocuğunuz düşebilir. Çocuğunuz merdiven korkuluklarının üzerine çıkarak kaymaya çalışırken boşluğa düşebilir. Bu alanların file ya da ağlarla kapatılmış olduğundan emin olun. Balkon ve pencerelerde de düşmelere karşı gerekli önlemlerin alınıp alınmadığına mutlaka bakın. Mesela gelişmiş ülkelerde balkon yüksekliği en az 92 cm, korkuluklarının aralıkları ise 10-15 cm’dir.

ELEKTRİK TEHLİKESİ

Özellikle anasınıfı ve birinci sınıfların öğrenim gördüğü sınıflarda prizlerin evinizdeki gibi çocuk güvenlik aparatlarıyla kapatılmış olduğundan, gevşek ve sarkan prizlerin tamir edildiğinden emin olun. Koridorlarda ucu açıkta kablolarda, okul bahçesindeki ve bahçe kenarındaki aydınlatma direklerinde elektrik kaçağı olabilir. Aydınlatma direklerinin zemine yakın kısımdaki kapaklarının kapatılması için yetkilileri uyarın. Çocuğunuza bu kapaklarla oynamaması ve kablolara dokunmaması gerektiğini öğretin. Nedense aydınlatma direklerinin sigortasının, açma kapama şalterinin bulunduğu kapaklı bölüm, çocukların ulaşabileceği yüksekliktedir. Kapakları da genellikle açıktır. Yerden 15-20 santim yüksekte olan bu tehlikeli kısımların daha yükseğe alınması gerekiyor.

DEVRİLEN KALELER

Okullarda en çok çocuk ölüm nedenlerinden biri taşınabilir kalelerdir. Herhangi bir yere sabitlenmeyen onlarca kilo ağırlığındaki bu kaleler, devrilerek çocukların ağır yaralanmasına ve ölümüne neden oluyor. Bazı durumlarda sabit kale direkleri de devrilerek acı sonuçlara yol açıyor.

ÇARPIŞMA

Okulda çocukların sık sık yaşadığı kazalardan biri de çarpışmadır. Bu sorunun en büyük nedeni mimari. Travmaya ve ağır yaralanmalara neden olan çarpışmaları önlemenin yolu okul binalarının köşelerini daha oval yapmaktan geçiyor. Keskin köşelere sahip binalarda köşelere çeşitli bariyerler koyarak çocukların çarpışmaları önlenebilir.

OYUN PARKI

Çocuk parklarındaki gibi okul bahçelerindeki salıncaklar da kaydırak ve diğer bölümlerin hemen yanına kurulduğu için çok sayıda kaza meydana gelir. Salıncaklar adeta tuzak gibidir. Kaydırağa çıkmak isteyen çocuk salıncakların önünden geçmek zorundadır. Geçerken de hızla sallanan çocuklardan birine hedef olur. Veya kaydıraktan kayan çocuk, salıncakta sallanan çocukla çarpışır.

Salıncakların ahşap, plastik ya da metalden yapılan oturak kısmının çocukların genellikle başına çarpmasıyla ağır yaralanmalar meydana gelir veya ölüm olayı gerçekleşir. Beyin sarsıntısı geçiren birçok çocuk da engelli kalır.

Bu ölümcül kazaları engellemenin iki basit yolu vardır. Birincisi, salıncakları kaydırakların ve diğer oyun alanlarının uzağına kurmak. İkincisi, salıncakların çevresini en az 50 santimetre yüksekliğinde bariyerle çevirmek. Bu basit ama hayat kurtaran iki önlem, ne belediyelerin, ne okulların ne de özel kuruluşların yaptığı parklarda alınmıyor. Çocuklar yaralanmaya ve ölmeye devam ediyor.

Okullardaki çocuk parklarında da bir standart olmadığı için bazı parklarda kaydıraklar çok yüksek yapılabiliyor. Bu yükseklikten düşen çocuklar baş üstü yere çakılarak ağır yaralanıyor.

En büyük sorunlardan biri de oyun alanlarının yaş gruplarına göre ayrılmamış olması. Büyük çocukların kaba ve dikkatsiz davranışı sonucu küçük çocuklar yaralanmaktadır. Çocuklar yaş gruplarına göre teneffüse çıkmalı ya da oyun alanları kesinlikle yaş gruplarına göre bariyerlerle ayrılmalı.

ÇUKUR, ŞANTİYE, İSKELE

Çocuklar okul bahçesinde açılan ve gerekli güvenlik önlemi alınmayan çukurlara düşerek yaralanmakta ya da ölmekte. Okulda bir inşaat çalışması varsa çocukların bu alana yaklaşmalarını önleyecek sıkı güvenlik tedbirleri alınmalı.

BAHÇE KORKULUKLARI

Okulların etrafını çevreleyen demir korkuluklar genellikle standart dışı. Çoğu zaman öğrencileri başı bu demir korkuluklara sıkışmakta ve güçlükle kurtarılmaktalar. Bu korkulukların dikey çubuklarının aralıklarının 10-15 santimetreyi geçmemesi gerekiyor.

HAYAT KURTARAN O CİHAZ HER OKULDA OLMALI

Çabuk yorulma, ağlarken morarma, ani başlayan göğüs ağrısı, koşarken veya heyecan sonrası bayılma… Çocuğunuzda bu belirtilerden biri ya da daha fazlası varsa zaman geçirmeden doktora götürün.

Kalp hastalıklarında hayat kurtaran cihaza, “defibrilatör” adı veriliyor. Okullarda ve spor salonlarında en az birer adet otomatik defibrilatör olması gerekiyor. Batı ülkelerinde ani kalp durması nedeniyle bayılan çocuk ve erişkin hastalar için üretilmiş bu cihazların hayat kurtardığı görülmüştür. Uçaklarda da bulunan bu aletler çok pahalı olmayıp ambulans gelmeden kullanıldığında birçok hastanın yaşamı kurtarılabiliyor.

ÇOCUKLAR KOŞARKEN BOĞULMASIN

Çocukların en çok yaptıkları tehlikeli şeylerden biri de koşarken bir şeyler yiyip içmeleridir. Bu durum boğulmalarına neden olabilir. Üstelik okullarda acil tıbbi müdahale ekibi de yoktur. Bu durum ölümlere ya da kalıcı beyin hasarlarına neden olabilir.

OKUL ÖNÜNDE TRAFİK

Birçok okulun ana çıkış kapısının önünden yol geçiyor ve trafik yoğundur. Çocuklar, okuldan çıkıp yolun karşısında annelerini ya da babalarını görünce aniden yola fırlayarak araçların altında kalıp ölüyor. Çocuğunuza sizi gördüğünde yola fırlamamasını öğretin. Çünkü birçok sürücü, okul bölgesinde yavaşlamıyor. Sürücülerin büyük bir bölümü okul yolundaki hız limitine uymuyor. Saatte 60 km hızla meydana gelen bir kaza çoğu zaman ölümle sonuçlanır. 50 km hızla çarpmalarda ölüm oranı yüzde 70’tir. 30 km hızda ise ölümle sonuçlanan kaza oranı yüzde 10 oranında kalıyor. Düşürülen her 1 km hız, olası kazalarda ölüm riskini azaltıyor.

AKRAN ZORBALIĞI

Okullarda akran zorbalığı çok yaygındır. Bu zorbalık tecavüzlere, şantajlara kadar uzanıyor. Çocuğunuzun akran zorbalığına maruz kalıp kalmadığını anlamak için onunla her gün konuşun.

Birçok okulda ilkokul birinci sınıflar ile diğer sınıflar ayrı ayrı katlarda eğitim görüyor. Bu da zorbalık olaylarını azaltıyor. Ancak teneffüste birinci sınıflarla üst sınıflardaki öğrenciler aynı bahçeyi kullanıyor. Büyük öğrenciler, birinci sınıflara karşı şiddet uyguluyor. Bunun önüne geçilebilmesi için birinci sınıfların üst sınıflardan farklı saatlerde teneffüse çıkması ya da birinci sınıflar için bahçede bariyerle bölünmüş özel alan oluşturulması gerekiyor.

ÖĞRETMEN ŞİDDETİ

Çocuğunuzla her gün konuşun ve okulda neler olduğunu anlattırın. Vücudunda morluklar ya da yaralar varsa nedenini öğrenin. Öğretmenlerimiz baştacıdır ama bu güzel camianın arasından meslek onuruyla bağdaşmayan insanlar da çıkabiliyor. Çocuğunuz “öğretmen” şiddetine, cinsel istismarına maruz kalmışsa adli ve idari soruşturma başlatmak için hemen harekete geçin. Mücadelenizi medya ve sosyal medya aracılığıyla sürdürürseniz daha hızlı sonuç alırsınız.

KANSEROJEN ÜRÜNLER

Okul alışverişi sırasında tehlikeli kimyasallardan yapılmış okul çantası, beslenme çantası, suluk, silgi, kalem ve her türlü okul malzemesi almayın. Kokulu ve plastik oyuncaklarda emme, soluma, deri ve göz teması halinde zehirlenme, alerjik reaksiyon gibi tehlikeler olabilir. Kalite farkını anlamanız pek kolay değil. O yüzden markalı ürünleri güvenilir yerden satın alın.

KANTİN

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun çocukların tüketmemesi gereken gıdalarla ilgili hazırladığı ‘kırmızı’ listeye, devlete ait ya da özel kimi anaokullarında uyulmadığı belirlendi. Oysa; gazlı içecekler, aromalı içecekler (soğuk çay), kolalı içecekler, kızartmalar, cipsler, tüm çikolata ürünleri, tüm şeker ve şekerleme ürünleri (jöle şekerleme, sert şekerleme), gofret, kekler ve pastalar (yaş pastalar, ekler, kruvasan, donut, parfe, mozaik pasta, muffin, cupcake), hamurlu şerbetli tatlılar ‘kırmızı’ listeye alındı ve bu ürünlerin okul kantinlerinde satışı yasaklanmıştı.

Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklara yönelik menülerde süt, ayran, gerçek limonata, haşlanmış yumurta, zeytin, söğüş salata, menemen, bitki çayı, bal, mevsim meyveleri gibi gıdalara yer verilmesi gerekiyor. Tatlı önerileri arasında ise kek, doğal limonata, doğal meyve suyu, muhallebi, cevizli kurabiye gibi gıdalar var. Ancak bazı anaokullarının menülerinde son derece ucuza satılan hazır meyve suları, kola, elma şekeri, kendine yer bulabiliyor. Bu durum, özel günlerde daha da raydan çıkabiliyor. Okul kantinlerini yakından gözetleyin ve bu ürünler satılıyorsa yetkilileri uyarın.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı ve yakın çekim

OKUL GEZİLERİ FACİASI

Okul, yurt, Kur’an kursu gibi eğitim kurumlarının, yarıyıl veya yıl sonu gezilerinin, pikniklerinin birçoğu faciayla sonuçlanabiliyor. Kötü ve ucuz servisler kiralandığı için çocuklar, trafik kazalarında ölürler.

En çok yaygın diğer ölüm şekli ise suda boğulmadır. Yüzme bilmeyen çocuklar hatta öğretmenler, nehirde, gölde, denizde boğulurlar. Çocuğunuzu geziye götürecek kişiler, yetkililer size güven vermiyorsa iç sesinizi dinleyin ve çocuğunuzu göndermeyin.

İmaj Fabrikası Yayınları’ndan çıkan Çocuğunuzu Koruyun isimli kitapta, çocukların ev içinde ve ev dışında 300 çeşit kaza ve olayla karşı karşıya olduğu belirtilerek, 0-12 yaş aralığındaki çocukları korumanın yolları anlatılıyor. Çocuklar, Türkiye’de 300, ABD’de 70 şekilde ölüyor, yaralanıyor ya da engelli kalıyor.

Beykoz Üniversitesi'nde Örnek Eğitim-Öğretim Çalışmaları

Beykoz Üniversitesi eğitim-öğretimde önemli bir yeniden yapılanma çalışması başlattı. İki günlük ‘Öğrenme Çıktılarına Dayalı Program Tasarımı Çalıştayı’ düzenleyen Beykoz Üniversitesi, süreç sonunda üniversitenin mevcut eğitim-öğretim programlarını güncel ulusal ve uluslararası gelişmeler ve ihtiyaçlar doğrultusunda iyileştirecek. Üniversite ülkemizde kalite odaklı, kapsamlı ve farklılık yaratacak örnek bir eğitim-öğretim bilgi sistemi oluşturarak bunu AKTS Bilgi Paketi ile şeffaf olarak paydaşlarına sunacak

Beykoz Üniversitesi’nde verilen eğitim-öğretimin gelişen dünya şartlarına göre her dönem en üst düzeyde olması, program çıktılarında en verimli sonucun alınabilmesi için çalışmalar başladı. Bütün bölümlerin katılım gösterdiği, ‘Öğrenme Çıktılarına Dayalı Program Tasarımı Çalıştayı’ düzenleyen Beykoz Üniversitesi, çalıştaydaulusal ve uluslararası yeterlilik çerçevelerini ele alarak program eğitim hedef ve çıktılarını, ders öğrenme çıktılarını, öğrenci iş yüküne dayalı kredilerin belirlenmesisürecinigözden geçirerek, tüm akademisyenlerin konu hakkında görüş ve önerilerini aldı.

2 gün süren çalıştay hakkında bilgi veren Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, çalıştay sonunda üniversitenin mevcut eğitim-öğretim programlarını güncel gelişmeler ve ihtiyaçlar doğrultusunda iyileştirmek istediklerini, ülkemizde kalite odaklı, kapsamlı ve farklılık yaratacak örnek bir eğitim-öğretim bilgi sistemi oluşturarak bunu AKTS Bilgi Paketi ile şeffaf olarak paydaşlarına sunmak istediklerini söyledi.

Her yıl güncellenecek

Bütün ders müfredatına yön ve şekil veren kısmın program çıktıları olduğunu söyleyen Durman, “Dolayısıyla bunun tasarımının, uygulanmasının, ölçme ve değerlendirilmesinin, sürekli gelişmesi ve değişmesini sağlamalıyız” dedi. Bu verileri her yıl güncelleyeceklerini ifade eden Durman, Türkiye Yükseköğretim Kalite Kurulutarafından da dış değerlendirmeye alınabileceğini de söyledi.

Beykoz Üniversitesi’nin programlarını yapılandırırken Avrupa Yeterlilikler Çerçeveleri ile ilişkili Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ) ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi’nden (TYÇ) yola çıkılmasının önemine değinen Durman, “Yeterlilikler Çerçevelerini bu süreç içinde en önemli araçlardan biri olarak görüyorum. Çünkü her şeyin anlamını orada buluyorsunuz. Sisteminizi tanımlıyorsunuz ve iyileştirilmesi gerekenleri görebiliyorsunuz ve şeffaf olarak paydaşlarınıza sunabiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Öğrencinin yeterlilikleri bilinecek

Türkiye YeterliliklerÇerçeveleri’nin (TYÇ ve TYYÇ) öğrenciler için birçok faydası olduğunu anlatan Durman, bunları şöyle sıraladı: “Öğrencilerin eğitim programlarını ve derslerini bilinçli seçmelerine, bunları başarılı bir şekilde tamamladıklarında hangi yeterliliklere sahip olacaklarını önceden bilmelerine yardımcı oluyor. Öğrenim programları dışındaki aktivitelerinde öğreneceklerinin anlaşılır olmasına yardım ediyor. Öğrenci hareketliliği için engelleri azaltıyor ve yaşam boyu öğrenimi teşvik ediyor. Eğitim-öğretim düzeyleri arasında yatay ve dikey geçişleri anlaşılabilir hale getiriyor ve kolaylaştırıyor. Yeterliliklere giriş ve çıkış noktalarının belirlenmesi ile yeterliliklerin kazanılmasında çeşitli alternatif yollar yaratarak yeterliliklere ulaşımı ve sosyal katılımı geliştiriyor. Ara yeterlilikler dahil bütün yükseköğretim yeterliliklerinin ve kredi aralıklarının kapsamlı bir listesini sağlayarak öğrenenlere yardım ediyor, onları destekliyor ve onlara yönelik bütün eğitim fırsatlarını açıklıyorlar.”

‘Kilit Program Öğrenme Çıktısı’ Türkiye’de ilk olacak

Çalıştayın, programların içeriğine değil sadece Müfredat (Öğrencilerimiz ne öğrenmeli?), Pedagoji (Öğrencilerimiz nasıl öğrenmeli?), Ölçme ve Değerlendirme (Öğrencilerimiz öğrendi mi?) alanlarında bir yaklaşıma ve yapılandırmaya yönelik olduğunun altını çizen Durman, bu yolda paydaşları olan mezun olan öğrenciler, işverenler, meslek odaları, sendikalar, dernekler, öğretim elemanları ve bölüm personeli ile de bir araya geleceklerini ve fikirlerini alacaklarını söyledi. Süreç sonunda Türkiye’de ilk olarak ‘Kilit Program Öğrenme Çıktısı’ yaklaşımını getireceklerini açıklayan Durman, “Bu yaklaşım birçok alt öğrenme çıktısını toplayacak bir yaklaşım. Ders sayısı az olacak ama detaylı incelendiğinde önemi anlaşılacak” dedi. Hedeflenen tüm çalışmalarınözellikle uluslararası alanda Yükseköğretim sistemini tanımlı, şeffaf ve anlaşılabilir bir duruma getirmek amacıyla yapılacağını ifade etti.

Editöre Not: İstanbul Kavacık’ta 2016 yılında kurulan Beykoz Üniversitesi’nin temeli, 2008’de Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun kurulması ile atıldı. Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman’ın yönetimindeki Beykoz Üniversitesi’nde; ‘İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’, ‘Sanat ve Tasarım Fakültesi’, ‘Sosyal Bilimler Fakültesi’, ‘Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’ olmak üzere dört fakülte, ‘Yabancı Diller Yüksekokulu’, ‘Sivil Havacılık Yüksekokulu’ olmak üzere iki yüksekokul, Meslek Yüksekokulu, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olmak üzere iki meslek yüksekokulu ve yüksek lisans ve doktora programlarının sunulduğu bir Lisansüstü Programlar Enstitüsü yer almaktadır.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, üniversite öğrencileriyle bir araya geldi

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Mehmet Akif Ersoy’u anma programına katılan üniversite öğrencileriyle bir araya geldi.

İstiklal Marşı’nın yazarı milli şair Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 82. yılı dolayısıyla Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde organize edilen programa katılan öğrenciler sürprizle karşılaştı.

Program sonunda servis araçlarına binmeye hazırlanan öğrenciler bir anda yanlarında duran makam aracından inen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılarında görünce şaşkınlık yaşadı.

Daha sonra Erdoğan’ın etrafını saran öğrencilerden bazıları cep telefonlarıyla öz çekim yaptı. Kimileri de sürpriz buluşma karşısında yaşadıkları mutluluğu paylaştı.

Görüntülerde öğrencilerle sohbet eden Erdoğan, “Beğendiniz mi Kongre Merkezimizi?” diye sordu. Öğrenciler ise “Çok güzeldi, çok beğendik.” yanıtını verdi. TÜRGEV Hümeyra Ökten Kız Öğrenci Yurdundan bir görevli ise Erdoğan’ı yurtlarına davet etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise davet teklifine “Esra (Albayrak) ablanızla görüşün, bir ayarlama yapalım inşallah.” diye yanıt verdi.

“Annenizin, babanızın bir de hocanızın elini öpün”

Öğrencilerle öz çekim yapan Erdoğan, elini öpmek isteyenlere ise müsaade etmeyerek “El öptürmüyorum. Annenizin, babanızın bir de hocanızın elini öpün.” mesajı verdi.

Erdoğan’ın bu sözlerine bir öğrencinin “Siz bizim için bir hoca, bir üstat değil misiniz?” karşılığını vermesi gülüşmelere neden oldu.