kategori Arşivleri: Gençlik ve Öğrenci

Bundan Sonra Her 26 Ağustos'ta Malazgirt Zaferi’ni Anacağız

Isparta’da yapımı tamamlanan hizmet ve tesislerin toplu açılış töreninde vatandaşlara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sene 26 Ağustos kutlamalarında inşallah Malazgirt’teyiz. Nasıl her yıl Çanakkale’ye gidiyorsak, bundan sonra her yıl Malazgirt’teyiz. İnşallah, Malazgirt Ovası’ndan sesleneceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Isparta’da yapımı tamamlanan hizmet ve tesislerin toplu açılış törenine katıldı. Isparta Valiliği önündeki meydanda, bazı bakan ve milletvekillerinin de katılımıyla gerçekleşen törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

“MİLLETİMLE BİRLİKTE GİRDİĞİM HİÇBİR MÜCADELEDEN MAĞLUP AYRILMADIM”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 3,5 yıllık bir aranın ardından yeniden Isparta ve Ispartalılarla birlikte olmanın memnuniyeti içinde olduğunu ve milleti Allah için sevdiğini ifade etti. “Bu öyle bir sevgi ki, yılın 365 günü, günün 24 saati milletimizle birlikte olsak, milletimize hizmet etsek usanmayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 40 yıllık siyasi hayatında, milletle birlikte girdiği hiçbir mücadeleden mağlup ayrılmadığını, 15 Temmuz’un da bu mücadelenin zirvesi olduğunu söyledi.

Ispartalılara, 15 Temmuz gecesi özgürlüklerine, ezanlarına, bayraklarına sahip çıktıkları için; 16 Nisan halk oylamasında ise yüzde 56’yla ‘evet’ diyerek demokrasisine ve geleceğine sahip çıktıkları için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 seçimlerinde tam olarak uygulanacak yeni yönetim sisteminin, Türkiye ve Isparta için hayırlı olacağını ifade etti.

Milletle birlikte yol almanın ve milletle birlikte yürümenin lafla olmayacağını, bu iddianın en güzel ispatının, yaptıkları hizmetler olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim, toplu konut, enerji, sosyal yardımlar ve diğer tüm alanlarda Türkiye’ye çağ atlattıklarını, diğer 80 vilayetle birlikte Isparta’nın da bu hizmetlerden payına düşeni aldığını sözlerine ekledi.

ISPARTA’YA YAPILAN YATIRIMLAR

Isparta’ya 1.426 derslik kazandırdıklarını, şehirdeki üniversitenin her geçen yıl büyüyüp gelişerek kendi alanında önemli bir marka hâline geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin sağlıkta en önemli projelerinden olan Şehir Hastanelerinden birinin 5 aya yakın süredir Ispartalılara hizmet verdiğini belirtti. Isparta’da 4 bine yakın konut projesini hayata geçirdiklerini, ulaştırmada şehre yapılan yatırımların tutarının 1 milyar lirayı bulduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunlara, sürekli yenilerini eklediklerini de kaydetti.

Millî Mücadele döneminde Isparta’nın, Demiralay teşkilatını kurarak işgale karşı verdiği mücadeleyle, tarihe altın harflerle kazındığını, Isparta’nın gösterdiği kahramanlık karşısında, şehre gelen düşmanların bir hafta dahi dayanamadan çekilip gitmek zorunda kaldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Isparta, bayrağı ve ezanı tehdit altına girdiğinde, kimsenin çağrısına, yardımına, yönlendirmesine ihtiyaç duymadan mücadelesini vermiş bir şehirdir. Bu vesileyle, Hafız İbrahim Efendi başta olmak üzere, İstiklal Harbimizin tüm sarıklı, kalpaklı kahramanlarını rahmetle yâd ediyorum. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’i ve tüm silah arkadaşlarını da aynı şekilde rahmetle anıyorum” temennisinde bulundu.

“ÜMMETİN SON ÜMİDİNİ KIRAMAYACAKSINIZ”

Ispartalıların, 15 Temmuz’daki duruşlarıyla, Hafız İbrahim Efendi’nin torunları olduklarını gösterdiğini ifadede ederek, 15 Temmuz ve terörle mücadele şehitlerine Allah’tan rahmet, gazilere sağlık ve afiyet dileğinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, yaklaşık bir asır sonra yeniden kazandığı bu istiklal ve istikbal mücadelesini asla unutmayacaktır. Ülkemizin, bölücü terör örgütü PKK’yla, DEAŞ’la, FETÖ’yle, diğer terör örgütleriyle yürüttüğü mücadelelerin tamamı, işte bu istiklal ve istikbal kavgasının sonuçlarıdır. Aynı şekilde, Suriye’de ve Irak’ta sınırlarımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör devletinin amacı da budur” diye konuştu.

Avrupa ülkelerinin bir kısmının Türkiye’ye yönelik ölçüsüz ve temelsiz ithamlarının, kızgınlıklarının, maruz kalınan örtülü ambargolarının da sebebinin aynı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında “Ecdadımızdan aldığımız ilhamla biz de sesimizin yettiği en yüksek tonla, yüreğimizden gelerek diyoruz ki; başaramayacaksınız. Milletimizi bölemeyeceksiniz. Bayrağımızı indiremeyeceksiniz. Ezanlarımızı susturamayacaksınız. Vatanımızı parçalayamayacaksınız. Devletimizi yıkamayacaksınız. Hakkın ve hakikatin sesini boğamayacaksınız. Ümmetin son ümidini kıramayacaksınız.” diye ekledi.

“GÜCÜMÜZÜ, KUVVETİMİZİ KESTİKLERİNİ SANANLARIN SIRTINI YERE GETİRMEYE VAR MIYIZ?”

Törene katılan vatandaşlara hitaben, “Gerekirse bu yolda yeni Çanakkalelere, yeni İstiklal Harplerine, yeni 15 Temmuzlara var mıyız? Bizi köşeye sıkıştırdıklarını sananları köşeye sıkıştırmaya var mıyız? Bizim gücümüzü kuvvetimizi kestiklerini sananların sırtını yere getirmeye var mıyız? Bizi silahlarıyla, teknolojileriyle alt edebileceklerini sananlara daha güçlü silahlarla, daha üstün teknolojilerle cevap vermeye var mıyız? Bizi ekonomiyle tehdit edenlere cevabımızı daha güçlü bir ekonomiyle, daha çok üretimle, daha çok ihracatla, daha çok istihdamla vermeye var mıyız?” şeklinde seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların hep birlikte cevaben ‘evet’ demesi üzerine, “Sizin yüreğinizden kopup gelen bu cevapları, emin olun, dünyanın dört bir yanında duyması gereken herkes duyuyor. Bugün Isparta dünyanın dört bir yanından dinleniyor. Türkiye’den bu kararlı sesler yükseldikçe, Türkiye yapması gerekenleri cesaretle yerine getirdikçe, inanın bana, önümüzde kimse duramaz” ifadelerini kullandı.

“KARANLIK VE KİRLİ PAZARLIKLARA GEREK KALMAYAN BİR DÖNEME GİRİYORUZ”

Milletin istikrar ve güven ortamının verimli limanına girdiğinde işlerin değiştiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Ülkemizin son dönemde böylesine büyük bir değişimi geçirebilmesinin gerisinde, milletimizin kendisine yıllarca oynanan ‘tavşana kaç, tazıya tut’ oyununu görmüş olması vardır. Siyasetin milletin sıkıntılarını görüp de çözüm üretmesi bunları ciddi manada ürkütmüştür. Kısır bir kavganın aracı hâline geldiği yılların ülkemize çok ağır maliyeti olmuştur. Bunun için, 15 yıldır sahip olduğumuz istikrar ve güven ikliminin korunması çok önemli. 16 Nisan’da yapılan halk oylamasıyla yürürlüğe giren yeni yönetim sistemi, inşallah, bu konuda ülkemize çok önemli imkânlar getirmiştir. En azından aylar boyunca hükûmet kurulamadığı için, yeterli çoğunluğu sağlamak üzere karanlık ve kirli pazarlıklara girişilmesine gerek kalmayan bir döneme giriyoruz. Cumhurbaşkanıyla, Meclisiyle, yargısıyla daha güçlü bir Türkiye’nin temellerini 16 Nisan’da milletimizle birlikte attık. Şimdi bize ne düşüyor? 2019’a kadar, yeni dönemin ruhuna uygun bir şekilde kendimizi yenilemek, tazelemek, güçlendirmektir. Bunun için partimizde köklü bir değişimi gerçekleştirmekte kararlıyız.”

“AK PARTİ’NİN DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞMIŞ HERKES BİZİM GÖZÜMÜZDE YORULMUŞTUR”

AK Parti’nin değerlerinden uzaklaşmış olan herkesin, kendilerinin gözünde yorulmuş, yolunu kaybetmiş ve defolu hâle gelmiş olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bize ülkemizin, milletimizin, şehrinin geleceği için donanımı olan, projesi olan, heyecanı olan, enerjisi olan yol arkadaşları lazım” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’de görev değişiminin bir bayrak yarışı olduğunu, görevlerini yapanlara teşekkürlerini sunup vefalarını göstereceklerini ve yeni olanlarla safları sıklaştırarak yola devam edeceklerini belirtti.

Tüm alanlarda mevcudu kat be kat daha ileriye taşıyacak yeni yatırımların hazırlıklarını süratle yaparak 2019 yılına kadar hazırlıkları tamamlayacaklarını ve milletin önüne öyle çıkacaklarını ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz asla ‘on dönüm bostan yan gel yat Osman’ anlayışı içinde olmadık. Biz asla milletimizin bize verdiği desteği bir mahkûmiyet, bir mecburiyet olarak görmedik. Tam tersine, milletimizin teveccühüne layık olabilmek için hep daha çok çalışmamız, daha çok terlememiz, daha çok üretmemiz gerektiğinin bilinciyle hak ettik. Şimdi de 2019 için işte böyle bir hazırlığın içindeyiz. Rabbim milletimize karşı bizi mahcup etmesin. Rabbim, gözünü ve kalbini ülkemizin başarısına dikmiş olanlara karşı bizi mahcup etmesin” şeklinde konuştu.

“VARSIN BİRİLERİ ÜLKESİNİN DEĞİL TERÖR ÖRGÜTLERİNİN SAFINDA YER ALSIN”

Türkiye’nin geçen 4 yılda yaşadıklarının ve bundan sonra atacağı adımların, gelecek asrın belirleyicisi olacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böylesine kritik bir dönemde sorumluluk üstlenmenin vebalinin ağırlığının gayet iyi farkındayız. Üstelik bu vebalin üzerine bir de şehitlerimize ve gazilerimize olan vefa borcumuz binmiştir. Çok çalışarak, gecemizi gündüzümüze katarak, en iyi ekipleri oluşturarak, en iyi politikaları belirleyerek, en iyi icraatları hayata geçirerek Allah’ın yardımıyla bu vazifemizi hakkıyla yerine getirmenin gayreti içinde olacağız” sözlerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Kardeşlerim, biz bu yoldan dönmeyeceğiz. Varsın birileri ülkesinin değil terör örgütlerinin safında yer alsın, beraber sözde ‘adalet yürüyüşü’ yapsınlar. Bunlara ben diyorum ki; önce siz İzmir Büyükşehir Belediyesindeki işçilerinizin adaletle haklarını verin. Şişli Belediyesindeki o taşeron temizlik işçilerinin önce adaletle haklarını verin. Sen daha bunları halledemiyorsun, kalkıp Türkiye’yi Almanya’ya şikâyet ediyorsun. Bir defa 29 gün yürüdün, Ankara-İstanbul; sana bu yürüyüşü sağlayan kim, bu imkânı veren kim? Bu hükûmet polisiyle her şeyiyle seni güvence altına, koruma altına alıyor, sen hâlâ ‘bu ülkede güvenlik yok’ diyorsun, ‘özgürlük yok’ diyorsun. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar, bununki daha erken sönecek. Biz Hak yolundan, hakikat yolundan, milletimizin bize gösterdiği yoldan ayrılmayacağız. Gücümüzü sadece Hak’tan ve halktan alarak yürüttüğümüz bu mücadelenin zafere ulaştığı günleri görmeyi Rabbim hepimize nasip etsin.”

“TEK MESELE GÜÇ DENGESİ OLSAYDI, ÇANAKKALE’DE 7 DÜVELE NASIL MEYDAN OKUYABİLİRDİK?”

Seferle mükellef olduklarını, zaferin Allah’a ait olduğunu belirten ve verdikleri mücadeleyi son nefeslerine kadar bu anlayışla sürdüreceklerini vurgulayarak, “Eğer ecdadımız başka türlü düşünseydi, Sultan Alparslan Malazgirt’te kendisininkinden 3-4 kat büyük bir ordunun karşısına çıkmaya cesaret edebilir miydi? Bu sene 26 Ağustos kutlamalarında inşallah Malazgirt’teyiz. Nasıl her yıl Çanakkale’ye gidiyorsak, bundan sonra her yıl Malazgirt’teyiz. Malazgirt Ovası’ndan inşallah sesleneceğiz. Eğer ecdadımızın ölçüsü belli olmasaydı, Sultan Fatih dünyanın en muhkem surlarının üzerine atını sürmeye cesaret edebilir miydi? Eğer tek mesele güç dengesi olsaydı, Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl meydan okuyabilirdik? Eğer sadece düşmanı ve arkasındaki güçleri hesap etseydik, en zayıf hâlimizle en zor zamanımızda İstiklal Harbimizi verebilir miydik? Eğer bu işler sadece silahla, teknolojiyle olsaydı 15 Temmuz’da milletimiz tankların, savaş uçaklarının, helikopterlerin, zırhlıların karşısına yüreğiyle ve çıplak elleriyle çıkabilir miydi?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, asıl meselenin inanç, cesaret ve güven olduğunu söyledi.

“SAVUNMA SANAYİMİZİN DIŞA BAĞIMLILIĞINI YÜZDE 40 SEVİYESİNE İNDİRDİK”

Türk milletinde bu hasletlerin ziyadesiyle bulunduğunu, kalan eksikleri tamamlamanın ise sadece zaman meselesi olduğunu sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Silahımız mı yok, yaparız. Uçağımız mı yok, geliştiririz. Gemimiz mi yok, inşa ederiz. Yerine konamayacak şeylerin hepsine sahip olduğumuz için inanın bana bunların hepsi kolay. İşte 15 yılda savunma sanayimizin dışa bağımlılığını yüzde 80’den yüzde 40 seviyesine indirdik. Üstelik bu, dışarıdan doğru dürüst hiçbir yardım almadan tamamen el yordamıyla, tamamen bilek ve zihin gücüyle elde ettiğimiz bir başarıdır. Birikimimiz arttıkça unutmayın işimiz kolaylaşıyor, yeter ki biz birbirimize dayanalım, birbirimize inanalım ve birbirimizi Allah için sevelim” diye konuştu.

2019 Mart yerel seçimleri ve 2019 Kasım Cumhurbaşkanlığı seçimi için şimdiden hazırlanılması gerektiğini ifade eden ve partilileri kapı kapı dolaşmaya, korkutucu değil müjdeleyici olmaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının sonunda ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet’ vurgusunda bulundu.

Sözlerini “günümüz kutlu olsun, geleceğimiz aydınlık olsun” temennisiyle tamamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından törene katılan bakan ve milletvekilleri ile birlikte yapımı tamamlanan hizmet ve tesislerin açılış kurdelesini kesti.

ISPARTA ŞEHİR HASTANESİNİ ZİYARET

Toplu açılış töreninden sonra Isparta Belediyesi ve AK Parti Isparta İl Başkanlığını ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Isparta Şehir Hastanesine geçerek incelemelerde bulundu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile birlikte hastanede yatmakta olan hastaları ziyaret ederek geçmiş olsun dileğinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hasta yakınları ile sohbet ederek hatıra fotoğrafı da çektirdi.

Isparta’daki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra helikopterle Antalya’ya gitti.

LDP Lideri Gültekin Tırpancı"Hiçbir Hükümet, Ekonomiyi Yönetemez"

Hiçbir Hükümet, Ekonomiyi Yönetemez.

Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN LDP Genel Başkanı Gültekin Tırpancı ile İstanbul’da Konuştu

LDP Genel Başkanı Gültekin Tırpancı “Liberal Demokrat Parti, asabı bozuk olanların parfisidir. Mevcut ortam her yönü ile asabımızı bozuyor olmasa, Liberal Demokrat Parti’yi kurmazdık!
Ekonomi yönetilemez.
Ekonomiyi bireye, insanlara bırakacaksınız.
Eğer, bir ülkede Hükümet, Deli Dumrul gibi, her dakika vergi çıkarıyor ve uyguluyorsa, ekonomik gelişme olamaz.
Özel radyo ve televizyonların başarısı, Liberal Demokrat Parti politikalarının başarılı olacağının en canlı delilidir.
Esnafa, finansmana, kültüre, sanata, medyaya ve ulaştırmaya kesin vergi muafiyeti ve tüm sektörler için sıfır gümrük öngörülmektedir.
Kaynakları devlet değil, halk kullansa, Türkiye beş yılda Avrupa’nın; on yılda dünyanın en zengin ülkesi olur. Türk halkının azmine, çalışkanlığına; Türk girişimcisinin cesareti, becerisi ve hırsına inanıyoruz.”dedi.

LDP Genel Başkanı Gültekin Tırpancı”Liberal Demokrat Parti’nin teşkilâtında bulunan tüm arkadaşlarım fiilen iş hayatından gelen kişiler. Hatta, diyebilirim ki, partimizde yükselmek için birkaç defa haciz yemek, zor duruma düşmek de şart!!!
Öyle el bebek, gül bebek işiniz iyi gidiyorsa, bizim partide yükselemezsiniz! Genel olarak, iş kurmuş, zor duruma düşmüş, tekrar kurmuş, inmiş, çıkmış, kalkmış yani, gerçek hayattan gelmiş arkadaşlar makbulümüz.
Partiyi de onlarla kurduk; böyle de devam edeceğiz.
Liberal Demokrat Parti teşkilâtının alt yapısını, önceden de söylediğim gibi, lokantacı, bakkal, manav, berber yani, esnaf kesimi oluşturacak. Zaten esnaf kesimi Türk özel sektörünün de ilk basamağıdır. Ticaret orada öğrenilir. Orada başarılı olanlar büyür, hem kendilerine, hem de ülkeye ve insanlığa yararlı olabilirler.
Dolayısıyla, genel yaklaşımımız, esnafa çok önem vermek ve parti teşkilâtını da onlara dayandırmak şeklinde tanımlanabilir.”
Her şey İnsan İçin
Arkadaşlar, her şeyin merkezi insandır, ekonominin de! Dolayısıyla, ekonomi, bireyin maddi ve manevi ihtiyaçlarının tatmin edilmesi sürecidir diyebiliriz.
Öte yandan, insan binlerce yıldır ve dünyanın her yerinde hep aynı insandır. Temel vasıfları itibariyle, değişmez. İnsan egoist bir mahlûktur. Hepimiz için ; merkez, kendimiziz. Bazılarımız bunun bilincindedir, bazılarımız değildir ama, hepimiz için merkez, kendi egomuzdur.
Dolayısıyla, ekonomik yapının da, politik sistem gibi, insana göre dizayn edilmesi gerekir. Örneğin, bir ceketin iki kolu varsa, bunun nedeni bizim de iki kolumuzun olmasıdır. Üç değil. Pantolonlarımız da öyle; iki bacağa göre yapılmış, öyle değil mi? Yani, elbiseyi vücuda göre yapmışız.
Birey ve Sistem
O halde sistemler de vücuda göre tasarlanmalı, insan sisteme uydurulmaya çalışılmamalıdır. Siz insanı sistemin içine zorla monte ederseniz, orada bir aksaklık çıkar ve sistem başarısız olur.
Nitekim, geçtiğimiz yüzyılda örneğin, komünizm ve faşizm insanlara büyük acılar çektirmiştir ve insanoğlunun başına gelen en büyük felâketlerdir. Neden?
Çünkü, insanı değiştirmek istemişler, insan tabiatını zorlamışlardır. Zorlanan insanlar mutsuz ve verimsiz olmuşlar her iki sistem de çökmüştür.
Malûm, liberal felsefenin savunduğu insan hak ve özgürlüklerinin teminatı olan akit serbestisi, mülkiyet hakkı, serbest mübadele esaslarına dayanan klasik kapitalist ekonomi teorisi bugüne kadar tek bilimsel ekonomi teorisi olarak yaşadı çünkü, totaliter rejimler alternatif modeller ortaya koyamadı ya da, ortaya konulan modeller ancak devlet zoruyla uygulanabildi.
Totaliter rejimler bir yana, dünyanın pek çok ülkesinde, az veya çok, devletçilik vardır ve hiçbiri de başarılı olmamıştır. Türkiye’de de olamamıştır, Fransa’da da olmamıştır, İngiltere’de, Güney Kore’de de olmamıştır çünkü, devletçilik insan yapısına, insan egoizmine aykırı bir sistemdir.
Dahası, devlette işler sahipsiz kalır. Sahipsiz kalınca da verimsiz olur ve ülke müthiş kaynak israfına uğrar. Fakirlik, sefalet olur.
Oysa, liberal ekonomi sistemi etkin olabildiği ölçüde toplumların ve dolayısıyla, ülkelerin daha hızlı kalkınmasına, daha hızlı gelişmesine yol açar; toplam gelirin artmasına, işsizliğin önlenmesine diğer modellerden çok daha büyük katkılarda bulunur.
Ekonomi Yönetilemez
Bu akşam, Liberal Demokrat Parti olarak ülkemizin ekonomi yönetimi konusunda belirli fikirler öne süreceğiz Ancak, bu demek değildir ki, ekonomiyi yönetmeye talibiz günkü, ekonomi yönetilemez. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Hiçbir Hükümet, Ekonomiyi Yönetemez.
Liberal felsefe, ekonominin tabii hukuka paralel “kendiliğinden düzeni” olduğunu; bu düzene devletin müdahale etmemesi gerektiğini savunur.
Liberalizm, bu yönüyle de ekonominin globalleşmesinin öncülüğünü yapar.
Ekonomiyi Bireye, İnsanlara Bırakacaksınız
Ekonomiyi bireye, insanlara bırakacaksınız. Liberal Demokrat Parti’nin felsefesi bireyi ekonomik alanda da rahat bırakmak, ekonomiye asgari ölçüde müdahale etmektir.
İnsanlar rahat bırakılırsa, maddi ve manevi olarak çok daha mutlu ve başarılı olacaklardır. Bu, üzerinden gölge kalkan bir bitkinin çiçek açması gibi bir olaydır.
Ekonomik durumumuzun değerlendirmesine ve alınması gerektiğini düşündüğümüz tedbirleri izaha geçmeden önce, bugünkü duruma nasıl geldik, onun üstünde durmak istiyorum.
Türkiye’de devletçilik 1930’larda başladı. Bu dönemde dünyada ne oluyordu, kısaca bir göz atalım.
20. yüzyılda Dünya Düzeni… Düzensizliği!
İnsanlık 20. yüzyıla ekonomi blokları arasında bölünmüş, ideolojik kamplaşmaya hazırlanmış, globalleşme sürecinden uzak hatta, tersine, ulus-devlet düşüncesinin hakimiyetinde girdi.
Nitekim, bu yüzyılda katliam diyebileceğimiz savaşları ve ihtilâlleri yaşadı dünya… iki dünya harbi, yaklaşık 50 milyon insanın ölümü ve büyük ekonomik kaynakların israfı ile sonuçlandı.
Yeni Bir Dünya Düzeni
Yarım yüzyıla yakın bir sürede aldığı bu acı derslerin sonunda insanlık, 1944’de düzenlenen Bretton Woods Konferansı’nda barışın ve refahın hakim kılınacağı yeni bir dünya düzeni oluşturmanın çarelerini aramaya başladı.
Bretton Woods Konferansı’nda dünya ekonomilerinin entegrasyonu ve kalkınmanın dünya çapında gerçekleştirilmesi için birtakım prensipler belirlendi. Nitekim, Dünya Bankası ve IMF gibi teşkilâtlanmalar bu dönemde öngörüldü.
Yine aynı yıl, Dumbarton Oaks Konferansı ile insan hak ve özgürlükleri esas alınarak dünya barışının sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın kurulması kararlaştırıldı ki, bu gelişme dünyanın “klasik liberalizm” ilkelerine dönüşünün ilk emaresidir.
Ekonomide Bretton Woods Konferansı ile başlatılan sürecin hedefi, ekonomilerin liberalleştirilmesi, devlet müdahaleciliğinin azaltılması, himayeciliğin sınırlandırılması yoluyla, uluslararası ekonomik ilişkilerde liberal ilkelerin yerleştirilmesi idi.
Yeni Dünya Düzenine Sovyet Engeli
Ancak, II. Dünya Savaşı bittiğinde ekonomisi bütünleşmiş yeni bir dünya düzeninin kurulmasını Sovyetler Birliği engelledi. Barışçı tavır ve taahhütlerine rağmen Stalin, Almanlardan kurtarıp, işgal ettiği Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine yerleşti ve bu ülkelerde komünist rejimler kurdu.
Dahası, Sovyetler Birliği, dünya egemenliğini sağlamak için her türlü metodu kullanan, eşi görülmedik bir komünist propaganda faaliyetini de başlattı.
Bu durum karşısında batı demokrasileri bir araya gelerek, karşı kutup oluşturdular ve 1949’da ABD’nin önderlik ettiği NATO kuruldu. Böylece dünya iki kutuplu, soğuk savaş dönemine girdi.
Bu sürecin nasıl sonuçlandığı, çok yakın tarih olması nedeniyle, hepimizin malûmu.
Komünizmin Ekonomideki Başarısızlığı
Komünizmin ekonomideki başarısızlığı sonucunda, totaliter, baskıcı devlet düzeninin de çürümesiyle, doğu bloğu çöktü ve yeni dünya düzeninin önündeki en büyük engel artık ortadan kalktı.
Öte yandan, 20. yüzyılda klâsik batı demokrasisinin popülist niteliğe bürünmesine yol açan, devletin denetlenemeyen büyümesi ve devasa bir bürokratik yapı haline dönüşmesi; bürokrasinin insan hak ve, özgürlüklerini tehdit eden büyük bir güç haline gelmesine yol açan müdahaleci, dağıtımcı ekonomi mantığı da, 1970’lerde yaşanan stagflasyonla tıkandı.
Klasik Liberalizme Dönüş
Bugün insanlık, yeniden kendiliğinden düzene, doğal düzene, insanı esas alan, insana güvenen, insanın yeteneklerinden başka bir güç tanımayan düzene yani, klâsik liberalizme dönüş sürecine girmiş bulunuyor.
Klâsik liberalizmde devlet, insanlar tarafından kurulan bir hizmet teşkilâtıdır. Devletin amacı insana hizmet etmek; insan hak ve özgürlüklerini teminat altına almaktır.
Devlet, bu amaca hizmet ettiği oranda meşrudur ve görevleri bu amaçla sınırlıdır. Devlet bunun dışında bir egemenlik hakkına sahip değildir. Bu devletin siyasi literatürdeki adı da, liberal demokrasidir.
Türkiye’ye Gelince…
Cumhuriyetimiz, yukarıda sözünü ettiğim totaliter modellerin iktidara geldiği yıllarda kuruldu. Türk ekonomisi batılı modelden ziyade, sosyalist modele uygun biçimde, sosyalizme yakın bir karma devlet&127;i model olarak yapılandırıldı. Bu özelliğini de günümüze kadar sürdürdü.
1930’da, o zamanki hükümet – İsmet İnönü iki defa SSCB’ne gitmiştir – örneğin, KİT modelini benimsedi. İlk ekonomik plânlama da Sovyet plancılar tarafından yapıldı. Böylece, devlet ekonomiye el koydu.
1930-50 arası Türkiye’de tam anlamıyla sosyalist bir devletçi ekonomi modeli uygulanmıştır.
Türk ekonomik tarihinin en kötü idaresi, insanların en sefil, perişan olduğu dönemdir bu.
1930-50 arası İsmet İnönü döneminde Türkiye ki, bir köprüdür, geçmişteki Arnavutluk gibi, etrafı duvarlarla çevrili, yasaklı, devletçi bir ülkedir. Komünist sistemden tek farkı ise, özel mülkiyetin kaldırılmamış olmasıdır, o kadar.
1950’de DP’nin Liberal Hareketi
1950’de Demokrat Parti’nin başarılı bir liberal hareketini görüyoruz. 1950-55 arasında birçok liberal hareket var, özel sektöre dönük, insanları ekonomiye dahil eden. Fakat, aynı dönemde devletçilik de devam etmiştir. 1955 yılından sonra da çok başarılı işler yapılmıştır ama,1950-55 arası gibi değil.
Bugün Türk ekonomisi ayaktaysa; sosyalizmin çökmesinden sonra bir Rusya, Romanya gibi aç, sefil, perişan olmamışsa, bunun temeli 1950-55 arasında atılmıştır.
O zamanın tohumları sayesinde ayaktayız. Özel sektörümüz var, bütün yükü çeken. Bugünkü dinamizmimizi de o döneme borçluyuz.
1960’dan sonra maalesef, tekrar devletçiliğe dönüş vardır. Hatırlayacaksınız, 27 Mayısta Plânlı Ekonomi’ye geçiş istenmiştir. Plânlamak demek, yuları devlete teslim etmek demektir. DPT gibi teşkilâtların tümü, devletçiliktir. Hepsi Türkiye’ye zarar vermiştir.
1960’dan sonra bir başka olumsuz gelişme, sınırları kapama olayı, ithal ikamesi olayıdır: Yani, bir malı Türkiye’de üretmeye başladığınız zaman, kalite ve fiyatı ne olursa olsun, o malın ithalatı kesilmiştir.
Böylece, Türk halkı 1960 ile 1980 arasında, sanayileşme uğruna çok ağır bir bedel ödemiştir. Türk halkı gereksiz yere fakirleştirilmiştir bu yanlış sanayileşme modeli yüzünden.
24 Ocak Kararları
Türk ekonomisindeki periyodik krizlerden 1979’a rastlayanı, dünyada liberalizme dönüş sürecinin belirginleştiği bir döneme denk gelmiş 24 Ocak kararları ile kısmi bir liberalleşme başlatılmıştır.
Ancak, bugün geriye baktığımızda maalesef, 24 Ocak ile öngörülen liberalle&127;menin sadece kambiyo mevzuatında yapılan değişikliklerden ibaret kaldığını görmekteyiz.
ANAP Dönemi
1983’de rahmetli Turgut Özal’ın seçim konuşmalarındaki mesajlarına Liberal Demokrat Parti olarak biz aynen katılmaktayız ama, uygulamalar söylenenlerin tersi olmuştur.
Zaten bugün rahmetli Özal döneminden bahsedilirken, tam bir şey söylemek mümkün de değildir. Yapılanlarla söylenenler arasında maalesef, büyük zıtlıklar vardır.
Örneğin, enflasyon kötüdür denilmiştir. Bir, iki yıl içinde enflasyon önlenemeyince kalkınma yüzünden olduğu, kalkınmanın bedeli olduğu söylenmiştir.
Oysa, dünyada hiçbir ülke enflasyonla kalkınmamıştır. Bu dönemde de birçok yatırımlar yapılmış, fonlar konmuş, belediyelere ek vergi imkânları tanınmıştır ki, bunların hepsi devletin büyümesidir çünkü, fonları kim alıyor? Devlet. Parayı kim ödüyor? O malı alan vatandaş. Neden? çünkü, fonu alan ithalâtçı onu fiyata yansıtıyor.
Demek ki, ANAP iktidarı aslında akılların karıştırıldığı bir dönemdir. Bir taraftan liberal piyasa felsefesinin savunulduğu fakat, uygulamanın buna tam uymadığı bir dönemdir.
Ama, bu arada yine konvertibilite gibi, serbest faiz gibi başarılı &127;alı&127;malar da yapılmıştır. Önemli hatalar da vardır. Bu hataların yükünü de, her zamanki gibi, vatandaş yani, biz çekmişizdir.
“Liberalleşme” Söylemi ile Geçen Son 12 Yıl
Tüm göstergeler son 12 yıldır ekonominin liberalleşmediğini; aksine, devlet&127;i-sosyalist eğiliminin daha da gelişmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin,1985’te 1,5 milyon olan kamu çalı&127;anı bugün 2 milyonu aşmış durumdadır. Son 10 yılda devletin vergi tahsilâtı sürekli yıllık enflasyon oranlarını önemli ölçüde ayan, reel artış seyri içinde bulunmuyor; buna rağmen artış, kamu finansmanına yetmemiştir. Emisyon hacminde enflasyonu körükleyen genişlemenin yanı sıra, kamu çok büyük borç yükü altına sokulmuştur.
Kamu harcamalarının böylesine artmış olması Türk ekonomisinin “liberalleşmesi” değil, sosyalistleşmiş olduğunun en belirgin göstergesidir.
ANAP’ dan Sonra…
Son ANAP Hükümeti’nden sonraki iktidarlar da ANAP’ tan farklı hiçbir şey yapmamışlardır.
Dört bey yıl önceki gazeteleri açın ve hemen, hemen her temel konuda ANAP ne demiş, bakın hatta, bir kenara yazın. Muhalefetin söylediklerini de yazın. Sonra dönüp son üç yıla bakın. Göreceksiniz, aynı şeyler söylenmektedir. İktidara gelen de, muhalefete gelen de aynı şeyleri söylüyorlar.
Biz zaten bütün partilerin esas itibariyle devletçi olduğunu, aynı hamurdan çıktığını söylüyoruz Zaten Liberal Demokrat Parti’nin doğuş nedeni de budur. Bir başka partide bu fikirleri hakim kılamayacağımız için, ayrı bir parti kurmak gibi çok zahmetli bir yola girdik
Esas itibariyle, bizim görüşlerimize diğer partilerin karşı olduklarını tespit ettiğimiz için ayrı bir parti kurduk.
Bugün muhalefet ve iktidar, hemen hemen her konuda aynı şeyleri söylüyorlar. Yalnız ekonomik konularda değil, Çekiç Güç, demokratikleşme, her konuda. En çarpıcı örnek, özelleştirme ile ilgili olanıdır.
Özelleştirme
Biliyorsunuz ANAP çok lâf ettikten sonra, iki özelleştirme yapmıştır,1989 yılında USAŞ ile ÇİTOSAN’ın bağlı ortaklıklarından, Afyon, Ankara, Balıkesir, Trakya ve Söke çimento fabrikaları yabancı yatırımcılara satılmıştır.
Bunların satışına SHP ve DYP ayrı ayrı idari mahkemelerde dava açmışlardır ve kazanmışlardır da. Davayı açarken söyledikleri şuydu:
“Biz özelleştirmeye kar&127;ı değiliz ama, hukuka uygun yapılsın.” Ancak, davayı kazandıklarında da iktidar olmuşlardı. Bu sefer bu işi nasıl düzeltelim diye büyük bir uğraş verdiler.
Aynı şeyi bu sefer muhalefetteki ANAP yaptı ve özelleştirme kararnameleri için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Davayı da kazandı ve bütün kararnameler iptal edildi. ANAP’ın da söylediği aynı şeydi:
“Biz özelleştirmeye karşı değiliz ama, hukuka uygun yapılsın.”
Özelleştirme konularında söylediklerini de hatırlatayım sizlere: Diyorlar ki, özelleştirme yoluyla satılacak KİT’lerden gelen para ile bütçe açığı kapatılmasın. Ne yapılsın? Yine özelleştirmede kullanılsın. Ne demek bu? “Ben özelleştirmeden aldığım parayı yine KİT’ de kullanacağım” demek.
Bir diğeri de diyor ki, “Ben özelleştirmeden gelen paraları bütçe açığında kullanmayacağım, yeni iş sahaları yaratmada kullanacağım “. Ne demektir bu? Yeni fabrika açmak demektir. Sen bir fabrikayı işletemediğin için satıyorsun ve aldığın para ile yeni fabrika kuruyorsun.
Özelleştirmeden Sağlanan Para…
Oysa, özelleştirmeden gelecek para ile yapılacak ilk iş, yüksek faizle alınan iç borcun kapanması olmalıdır.
Siz bir işadamıysanız, çok yüksek borcunuz varsa, bu borçtan kurtulmanız lâzım. Bir şeyi satıyorsanız borçtan kurtulmak için, satıştan elde ettiğiniz para ile yeni bir işe gireceğinize, olan borcunuzu ödersiniz. Eğer girmek istediğiniz yeni iş, borcunuzu ödememeniz halinde ödeyeceğiniz faizin çok üstünde gelir getiriyorsa, o ayrı.
Diyelim, siz %125 ile halktan para topluyorsunuz. Bugünkü üç aylık %22.5 faizin kümü latif karşılığı, %125’dir. Siz %125 ile para toplarken, eğer özelleştirme yapıp da elinize geçen para ile yeni bir yatırıma girecekseniz, yaptığınız yatırımdan en az %125 kazanmanız gerekir ki, bu mümkün değildir. Böyle bir yatırım imkânı yoktur… eroin, uyuşturucu ticareti dışında!
Demek ki, özelleştirmeden aldığınız para ile öncelikle borcunuzu azaltacaksınız.
Bugün Türk ekonomisinin en büyük sorunu, dış borç falan değil, iç borç yükü ile bu borç yükünün finansmanıdır.
Çiller Hükümeti
DYP-SHP ikinci hükümeti kuruldu. Bu hükümet ilkinden de kötü şıktı.
Demirel Hükümeti esas itibariyle, daha önceki politikaları devam ettirmiştir. &127;iller Hükümeti ise, aynı politikaları devam ettirirken, Ocak 1994’te paniğe kapılmıştır. Döviz krizinde dövize müdahale edeceğim diye, ekonomiyi allak bullak etmiştir.
Çiller Hükümeti o kadar kötü kararlar almıştır ki, sağlıklı giden ekonomimiz yara bere almıştır. Nasıl?
Ocak 1994 Krizi
Ocak 1994’te, malûm, dövize büyük bir tahaccüm başladı. İlk üç gün hükümet hiç müdahalede bulunmadı, 20.000 liraya kadar çıktı döviz.
Bir gün müdahale edildi ve Merkez Bankası gecelik faizleri %1000’li rakamlara çıkararak, dövizi 15.000-l6.OOO lirada tutmaya çalıştı.
Bu yüksek faiz politikası bütün ekonomiyi alt üst etti. Sen devlet olarak % 1000 ile para toplarsan, ekonomi nereden para bulacak kendine? Sonra 5 Nisan Kararları geldi.
Zaten, dövize müdahale ne demektir ki? Dövizin değeri yükselecekse, yükselecektir. Herhangi bir mal gibi, dövizin de arı ve talebi vardır ve bunu da ekonomik şartlar belirler.
Örneğin, doların düşmesi için Türkiye’deki enflasyonun, ABD’deki enflasyondan daha düşük olması gerekir. Bu böyle olmadığı sürece, dolar her gün bir miktar yükselecektir. Ne zamana kadar? Ekonomide belirli bir dengeyi bulana kadar. Eğer serbest piyasadan söz ediyorsanız, bu duruma müdahale edemezsiniz.
5 Nisan Kararları
5 Nisan Kararları ile ek vergiler geldi. Ek vergiler her şeyden önce ekonomide büyük bir güven bunalımı başlattı. Bu yüzden Türkiye’den yurt dışına muazzam miktarlarda para gitti.
Dahası, yeni vergilerin konulması ve hemen tahakkuk ettirilmesi iş dünyasında yeni bir güven bunalımı yarattı. İç hayatı büyük ölçüde baltalandı.
5 Nisan Kararları ile yapılan bir, iki iyi şey, sıkı tasarruf tedbirlerinin alınması – ki, yürütülemedi – ve bankalardan mevduat kaçışını önlemek için, mevduatın sigortalanmasıydı. Kaldı ki, serbest piyasa ekonomisinde mevduatların devlet tarafından sigortalanması da, ters bir uygulamadır. Neden?
Eğer serbest piyasa düzeninden, liberal ekonomiden söz ediyorsak, devlet yatırımcının mali kuruluşlar karşısındaki haklarının korunması için gerekli yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür; doğrudan, fiilen güvence vermekle değil.
Dolayısıyla, Liberal Demokrat Parti Programı’nda da değinildiği üzere, banka mevduatları özel sigorta şirketleri tarafından sigortalanmalı; her banka, mevduatının hangi sigorta şirketi tarafından ve ne kapsamda sigortalı olduğunu müşterilerine en açık biçimde duyurmalıdır.
8u noktada, üç bankanın kapatılmasının da büyük bir hata olduğunu söylemek isterim. Bu bankaların kapatılması sonucu, özellikle dış finans piyasalarında Türkiye önemli ölçüde güven yitirdi. Oysa, bu bankaların hisselerine ya da yönetimlerine el konularak sorun çözümlenebilirdi.
Gerçi, bu üç bankanın batması nedeniyle devlet dış bankalara olan 150 milyon dolar borcu ödemedi ama, batışın Türkiye ye yüksek faiz ve yeterli kredi alamama şeklinde yansıyan sadece bu yılki maliyeti, bir milyar doların üzerindedir. Kısa vadedeki maliyet budur. Önümüzdeki birkaç yılı da dikkate alırsak, bu maliyet dört, beş milyar doları açacaktır.
Maalesef, dünya mali piyasalarında öyle bir güven bunalımı yaratılmıştır ki, Türkiye “riskli” ülkeler arasında anılmaya başlanmıştır.
Demek istediğim, 5 Nisan Kararları’ndan öngörülen sonuçların alındığını söylemek mümkün değildir. Yanlı&127; uygulamalarla Türk ekonomisine şok ağır darbe vurulmuştur.
Yukarıda da değindiğim üzere, döviz krizi sırasında hiçbir müdahale yapılmamalıydı.
Hiçbir şey yapılmayacaktı. Döviz, 22-23.000 liraya çıkacaktı ve belirli bir noktada kalacaktı. Döviz yukarı çıktığı zaman ithalât pahalılaşacak şimdi olduğu gibi – ihraç edilen malların fiyatları göreceli olarak ucuzlayacak ve dolayısıyla, ihracat artacaktı. Bir süre sonra, yurt dışından Türkiye’ye para girecek; bu sayede ekonomi yine toparlanarak, dinamik bir bünyeye kavuşacaktı.
Ancak, tüm bunların yerine, Hükümetin yanlış uygulamalarda ısrar etmesi sonucunda, ekonomimize çok ağır darbeler vuruldu.
Vergiler ve Yaratılan Güvensizlik Ortamı
Ekonomiye darbe vurulmaya da devam ediliyor. Çünkü, hâlâ vergi lâfları dolaştırılıyor ortalıkta. Bir, iki gündür gazetelerde okuyorum ve bunu çok vahim bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
Eğer bir ülkede hükümet Deli Dumrul gibi her dakika vergi çıkarıyor ve uyguluyorsa, ekonomik gelişme olmaz, olamaz.
Zaten malûm, hep de söylerim, demokrasiler vergiye karşı isyanla başlamıştır. Vergiye karşı halk isyan etmiş ve meclis kurulmuştur. Meclis, kral vergi almasın diye kurulmuştur. Meclisin görevi halkı vergiden korumaktır.
Oysa, bizim Meclisin görevi, iki günde bir vergi kanunu geçirip, sonra da bununla iftihar etmek oldu. Bir de diyor ki, “Bak iki gün gibi kısa bir sürede vergi kanunu geçirdim!”
Başbakan Çiller’in geçtiğimiz Nisan veya Mayıs ayı demeçlerinden birinde, “Hiçbir Başbakan benim gibi altı ay içinde iki büyük vergi kanununu Meclis’den geçirememiştir” beyanatı var.
Böyle vergi geçirildiği zaman siz iş yapma durumunda olan ekonominizi zehirleyip, ona güven vermiyorsunuz demektir. Ne vergi geleceği belli olmazsa, siz bir işe girebilir misiniz? Hayır, giremezsiniz çünkü, her iş bir fizibilite ile, bir tahminle yapılır.
Bir bakkal dükkânı açtığınız zaman, bir hesap yaparsınız. Ben şuna, şu kadar masraf ediyorum, günde şu kadar ciro yapacağım, şu kadar vergi vereceğim, şu kadar da kâr kalacak diye… Sonra düşünürsünüz, “Acaba benim kazancım yaptığım yatırımın karşılığı oluyor mu?” diye. Bakkal dükkânınızı ona göre açarsınız. Bütün müesseseler aynı felsefeye göre açılır.
Fizibilite dediğiniz araştırmaların tümünde, aynı mantık hakimdir. Ne kadar para koyacaksınız, ne kadar para kazanacaksınız. Tabii, ne kadar da vergi vereceksiniz çünkü, sizin cebinize giren, vergiden sonra kalan paradır.
Hiçbir ülke tarihinde firmaların borçlarından vergi alınmamıştır. Bu konuda ülke olarak rekor kırmış durumdayız!
Alınan vergiden de öte, yaratılan hava önemlidir. Alınan vergi şunun şurasında birkaç trilyonsa, kaçan para birkaç katrilyondur. Dövize dönmüştür ve döviz olarak yurt dışına kaçmıştır. İnsanların yatırım şevkinin kırıldığı da, cabası.
Bugünkü Durum
Ekonomimizin gerçek kazananından, üreteninden kan çekilmekte; üretmeyene, israf edene kan verilmektedir. Yani, özel sektörün kanı çekilmektedir; devlet ise çektiği bu kan ile beslenmektedir.
Zaten son rakamlar da bunu göstermektedir. Ekonomide %10 daralma demek, küçük esnafın iflâsı demek, işsizliğin artması demektir. Ne acıdır ki, Türkiye gibi güçlü bir ülkede bu oluyor!
Diyelim, burası bir ülke. Ülkenin yarısı kayalık arazi, yarısı da mümbit ova, ortadan da nehir geçiyor. Ülke yönetimi kayalıkta yaşayanlarda. Mümbit ovada da halk, özel teşebbüs var. Özel sektör mümbit ovada diyorum çünkü, tabiatı gereği, ekonomiye uygun, akıllı işler yapan özel teşebbüstür. İnsan ihtiyaçlarını hisseder, müteşebbis işler yapar, dinamiktir, para kazanır ve dolayısıyla, mümbit ortamı seçer. Nitekim, bu ülkede de ovada buğday 1’e 100 veriyorsa, kayalıkta 1’e 5 vermektedir.
Kayalıkta yaşayanlar (yönetim) ülkede akan bütün suyu alıp, kayalıklara akıtıyorlar fakat, bu su üretime yetmiyor çünkü, kayalıklar verimsiz.
Öte yandan, ovada, mümbit arazide oturanlarda (yönetilenler) da perişan çünkü, su çekilmese 1’e 100 alacakları verim, su öbür tarafa akıtıldığı için,1’e 10’a düşüyor.
Halbuki, bu su kayalıklara değil de, ovaya akıtılsa, ovada alınan 1’e 100 verim hem ovada yaşayanları, hem de kayalıklarda yaşayanları müreffeh kılacak ve kayalıklarda yaşayanlar ovaya gelecek çalışmak için.
Ovada 1’e 100 kazandığın zaman, işçi lâzım buraya. Bu işçiyi kayalıklardan alacaksın, iyi maaşla çalıştıracaksın günkü, ovada iyi randıman alıyorsun ve işçine de iyi para ödeyebileceksin.
Bu arada kayalıklardaki (yönetim) de diyecek ki, ben senden % 10 istiyorum (vergi) ki, bu muazzam bir para! Böylece, kayalıkta çalışanların da (kamu görevlilerinin) maaşları yükselecek!
Biz iddia ediyoruz ki, ekonomimizin dinamizm kazanması halinde, yurt dışından işçi bile getirmek zorunda kalırız.
Özelleştirmedeki korku nedir? İşsizlik. Hâlbuki hiç alâkası yok.
Ülkede özelleştirme olur da, devlet ekonomiden elini çekerse, o kadar büyük bir iş imkânı doğacaktır ki, bizim işçimiz yetmeyecektir. Kafkaslardan, Romanya’dan, Bulgaristan’dan işçi getirilecektir.
Aslında kamu görevlilerinin maaşları da devletçilik nedeniyle düşük kalıyor. Bugün bir müsteşarın aldığı maaş komiktir, devletin en yüksek bürokratı! Yargıçların, subayların, polislerin aldıkları maaşlar komiktir. Neden? Çünkü, suyu verimsiz yere akıtıyoruz.
Ekonominin en Önemli Unsuru Paradır
Su dediğimiz, kaynak dediğimiz sermaye yani, para. Ekonominin en önemli unsuru budur, ister beğenin, ister beğenmeyin. Halkımıza “para önemlidir” sözümüz ters gelebilir ama, bu bir gerçektir. Nasıl ki, tarımda su şarttır; ekonomide de para.
Siz dünyanın en akıllı adamlarını bir araya toplayabilir, en akıllı projelerini yapabilirsiniz, pazarınız da vardır ama, para yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Her şey hayalde kalır. Hayalleri gerçekleştiren şey paradır. Örnekte verdiğim su da böyle.
Türkiye’de su kayalıklardan akıyor. Ovadakiler susuzlukta ancak 1’e 10 üretim yapabiliyorlar. Tabii, üretim kendilerine bile yetmiyor. Bu arada kayalıklardakilere zaten 1’e 5 verim yetmediği için ve yönetim de onlarda olduğu için, ovadaki üretime göz dikiyorlar ve yarısını, 5’ini de istiyorlar. Ne oluyor? Burada (yönetilenlere) sadece 5 kalıyor. Hâlbuki, suyu ovaya akıtsalar, toplam 1’e 15 değil,1’e 100 alacaklardır. Durum aynen budur.
Devlet suyu (parayı, kaynağı) halkına bıraksa, akıllı şekilde kullandırsa, Türkiye beş yılda Avrupa seviyesine gelir; 10 yılda da dünyanın en müreffeh ülkesi olur. Matematik olarak bu böyle.
Özelleştirme-Demokratikleşme
SHP’nin demokratikleşme paketini özelleştirme ile birlikte mütalâa etmesini yanlış bulmuyor dahası, destekliyoruz.
Demokratikleşme olmadan, özelleştirme olamaz! Özelleştirme olmadan da, demokratikleşme olamaz. Bunlar iç içe, birbirinden ayrılamaz olgulardır. Neden?
Piyasa ekonomisi demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Öte yandan, siyasi ve hukuki alanlarda engeller varken, sadece ekonomiyi liberalleştirmek mümkün değildir; son 10-12 yıllık tecrübemiz de bunu göstermektedir.
Demokratik hukuk devletinin tam anlamıyla tesis edilmediği ortamda, işte İLKSAN’lar, ESKA’lar, İSKİ’ler yaşanmaktadır! Demek istediğim şudur:
Özelleştirme, adaletin gelişmesine ve siyasal yozlaşmanın önlenmesine yardımcı olacaktır. Bugün Türkiye’de mevcut devletçi ekonomik sistem, adaletsizliğin ve yozlaşmanın en büyük kaynağı ve sebebidir.
Sosyal adaleti sağlamakla yükümlü devlet, elinin altında geniş kaynaklar bulundurarak ve bu kaynakları yerleşik çıkar gruplarına dağıtarak, giderilmesi çok zor eşitsizlik ve adaletsizlik yaratmaktadır.
Türkiye’de siyasi kavganın böylesine şiddetli ve siyasi yozlaşmanın bu kadar yaygın olmasının altında, devletin çok büyük kaynakları kontrol ediyor olması yatmaktadır.
Mülkün Sahibi Kamu ise, Sahipsiz Demektir
Özelleştirme her şeyden önce bir mülkiyet sorunudur. Mülkiyet ise, tabiatı itibariyle, özel, bireysel bir kurumdur. Kamu mülkiyeti kavramı ve ona dayanan uygulamalar, kaynakların politikacılara, bürokratlara ve onların aracılığı ile, yerleşik çıkar gruplarına emanet edilmesinden başka bir şey değildir.
Özel mülkiyeti her türlü kötülüğün kaynağı olarak görme eğiliminden artık vazgeçmek durumundayız çünkü, özel mülkiyet etkili, verimli, çalışmayı teşvik edici bir kurumdur. Kamu mülkiyeti ise, tembelliği teşvik eder ve zaten bir kurum olarak mevcut değildir.
Bir mülkün sahibi kamu ise, o mülk sahipsiz demektir çünkü, bireyin mülk ile ilişkisi kesilirse, tabiatı icabı, onu kullanamaz, sahiplenemez, kollayamaz.
Özelleştirmede Yöneticiye Satış Modeli
Yukarıda da değindiğim üzere, özelleştirme bir işletmecilik sorunu değil, her şeyden önce bir mülkiyet sorunudur. Mülkiyet biçimi değişmediği sürece, KİT’lerde hiçbir şey değişmeyecektir.
Bazılarının önerdiği gibi, verimsiz devlet işletmelerinin yöneticilerini değiştirerek, daha iyi yöneticiler getirilmesi halinde de yani, onları politikacıların elinden alıp, bürokratların eline vermemiz, “özerkleştirmemiz” halinde de KİT’ler adam edilemeyecektir.
Özelleştirme konusunda bizim teklifimiz, yöneticiye satış modelidir. Nasıl?
Diyelim, bir fabrika var. Bu fabrikayı bir yönetici ekibe satacaksınız. Hissenin sadece % 1’ini veya %0.5’ini vereceksiniz. O yönetici bütün mal varlığını satarak, fabrikanın diyelim, % 0.5’inin sahibi olacak ama, satın aldığı bu hisse ile bütün şirketin yönetim hakkını, yönetim imtiyazını da alacak Siz geri kalan %99.5 hisseyi piyasada satacaksınız, örneğin, birtakım yabancı fonlara satacaksınız.
Malûm, bugün dünya ekonomisine hükmedenler artık bir avuç zengin değil; uluslararası yatırım fonlarıdır: Emekli fonları, sigorta fonları gibi. % 99.5 hisseyi bunlara blok olarak satabilirsiniz, halka satabilirsiniz, çok ucuza dağıtabilirsiniz ama, herkes bilir işin patronunun kim olduğunu.
Bir diğer örnek olarak, diyelim, THY’yi havayolu işletmeciliğinden anlayan değerli bir işletmeciye bu yöntemle satabilirsiniz. Satmakla ona yönetimini bırakıyorsunuz ama, %99.5 yine sizin elinizde. Yönetim sizde değil.
Bildiğiniz gibi, işçilere hisse vermekten, yöre halkına satmaktan, blok satıştan, en yüksek fiyatı verene kiralama ya da satmaya, parçalayarak satmaya ve tabii, tümüyle kapatmaya kadar pek çok özelleştirme modeli tartışılmakta Türkiye’de.
Bizce Türkiye işin en başarılı modellerden birisi de yöneticiye satış modeli olacaktır. Bu model sayesinde ülke yeni müteşebbisler de kazanacaktır. Aksi takdirde, Türk ekonomisi 10 ailenin elinde kalır. Türkiye’de dinamik, yeni müteşebbis sınıf istiyorsanız, bunu yapmanız lâzım.
Türkiye’de çok değerli bir yönetici sınıf yetişmiş durumda. Türkiye ekonominin çok zor yürütüldüğü bir ülkedir, aynı fırtınalı bir deniz gibidir: Fırtınalı denizde herkes iyi kaptan olmaya mecburdur:
Onun için Türk yöneticileri belki de dünyanın en başarılı yöneticileridirler. Onlara KİT’leri emanet edebilirsiniz, yönetim sorumluluğu vermek koşuluyla. Bu insanlar işletmenin sahibi olacaklar ve fakat, denetim sizde olacak.
Özelleştirme yöneticiye satış modeli ile çok kolay gerçekleşecek; .fiyat da piyasada kendisini bulacaktır.
Özelleştirmemek için bir anlamda çok komik ve galiba, kasıtlı şeyler de yapılıyor Türkiye’de. Yıllardır bir KİT özelleştirilirken, uluslararası yatırım bankaları ve değerlendirme kuruluşları çağrılıyor, inceleme yapsınlar diye ve onlara binlerce dolar para ödeniyor.
Niçin veriliyor, biliyor musunuz? “Benim firmamı incele, kaça satayım, söyle” diye veriliyor!
Oysa, fiyatı piyasa belirler, Bu en temel ekonomi gerçeğidir. Fiyatı piyasa belirleyecektir, yabancı bankacı değil. çıkarırsınız piyasaya, kim en yüksek fiyatı veriyorsa, satarsınız!
Siz biliyor musunuz, özelleştirme öncesi yapılan bu tip araştırma faaliyetlerinin kaç milyon dolarlara mal olduğunu?
Üstelik hiçbiri de henüz satılmamıştır incelemesi yapılan bu tesislerin. Bu işlemleri TURBAN için iki defa yaptılar, Sümerbank için keza.
En iyimser yorumla, bunu piyasayı bilmedikleri için yapıyorlar diye düşünmek istiyorum. Ya da, ipe un sermek için.
Devletin Küçülmesi
Türkiye’de devletçi kollektivist ekonomi denenmiş ve başarısız olduğu artık anlaşılmıştır. Bugün ihtiyacımız olan şey, devleti bugünkü etkinlik alanı itibariyle değil büyütmek, muhafaza etmek bile değil; küçülterek, çok daha işlevsel ve etkin kılmaktır.
Şunu özenle vurgulamak isterim ki, devletin “küçülmesi’; devletin “etkisizleştirilmesi”, “güçsüzleştirilmesi” demek değildir. Aksine, devletin asli görevlerini çok daha etkin bir biçimde yerine getirmesini sağlamak demektir.
Devleti küçültmenin yani, devleti asli görevlerini en etkin biçimde yerine getirecek şekle sokmanın yollarından biri, piyasa ekonomisine gerçek anlamda işlerlik kazandırılması ve dolayısıyla, özelleştirmenin ivedilikle gerçekleştirilmesidir. Devletin ekonomide oynadığı rolü oynamaya devam etmesi, serbest piyasaların oluşmasının önündeki en büyük engeldir.
Dünyanın hiçbir ülkesi, devlet ya da, devleti yöneten hükümetler tarafından geliştirilmemiştir. Gelişmeyi ve refahı yaratanlar, bireyler ve özel işletmelerdir.
Devleti yöneten hükümetlerin görevi, piyasa güçlerinin normal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan ve genellikle devlet dışında, kendiliğinden oluşan çerçeveyi benimsemek ve korumaktır.
Konuşmamın başında sizlere ekonominin yönetilemeyeceğini söylerken, kastettiğim buydu. Nitekim, biz iktidara geldiğimiz zaman, altı aylık bir çalışma dönemimiz olacak. Bu dönemde de birtakım geniş çaplı kapatma işlerini yapacağız.
Altı ay içinde birçok devlet kuruluşunun işlevine son vereceğiz. Kendimizi ekonominin doğal seyrine bırakacağız ve hiçbir şekilde müdahale etmeyeceğiz; tabii, gerekli düzenlemeleri de beraberinde getirerek.
“Devlet ekonomiden ne alacak?” diye sorarsanız, asgariye indirgenmiş olan masraflarına yetecek kadar para yani, vergi alacak ki, programımızda da belirtildiği üzere, bu genel olarak % 10 düzeylerindedir.
Türkiye’nin Coğrafyası En Büyük Avantaj
Liberal Demokrat Parti olarak benimsediğimiz ekonomi politikamızın bir başka özelliği de ülkemizin dünya üzerindeki coğrafi konumuna dayandırılıyor olmasıdır.
Bir ülkede birçok şeyi değiştirebilirsiniz fakat, coğrafyayı değiştiremezsiniz. Türkiye, bu bakımdan dünyanın en talihli ülkesidir.
Bugün bütün dünya yeniden paylaşılıyor olsa ve yer seç deseler, Türkiye’nin bulunduğu coğrafya dan daha güzel, daha avantajlı yer yoktur. Burası köprüdür. Doğal gaz, petrol, insanlar hep buradan geçecek. Burası üç kıtanın köprüsüdür. Bu köprüye sahip olanın dünyanın en müreffeh, en zengin ülkesi olması gerekir. Niye değiliz?
Diyelim ki, bir arkadaşınız var. Galata Köprüsü’nün, Karaköy ve Eminönü meydanlarının sahibi, miras kalmış ona. 20 yıl sonra karşılaşıyorsunuz ki, adam perişan. Bittim” diyor, borca boğuldum, iflâs ediyorum! Yahu, deli misin? Sana bütün buralar miras kaldı.” “Sorma” diyor.”Ne yaptın?” diyorsunuz. “Sanayileşmek lâzım dedim, köprüyü trafiğe kestim ve üstünde tuğla ve kiremit fabrikası kurdum,” diyor,”borç aldım, finansman için. Karaköy Meydanı’nda otomobil fabrikası, Eminönü Meydanı’nda da boru fabrikası kurdum,” diyor,”yan sanayi için.” “Eee?” “Faizler yüksek, borçlarımı ödeyemiyorum, iflâs durumundayım” diyor.
Türkiye’nin durumu aynen budur. Siz bütün bunların sahibi iseniz,
(1) onu daha çok trafiğe açacaksınız, daha çok insan geçecek.
(2) Oradaki dükkânları kiralayacaksınız. Kiraları toplayıp, Boğaz’da yiyeceksiniz!.. İşte bizim partimizin yapacağı da aynen bu. Diyorum ya, iktidara gelmemiz halinde, altı ay içinde her tarafı kapatıp, sonra gezip, dolaşacağız!
Gerçek niyetimiz bu. Devlet yönetimi olarak biz kira toplar gibi, sadece vergi toplayacağız. O da %10’dan da fazla değil. Bu bile fazla gelecek devlete.
Türkiye’nin durumu, biraz evvel örneğini verdiğim, kafası az çalışan mirasyedininki gibi. Türkiye’nin tüm yolları kapatılmıştır. Mal ve insan geçişi durdurulmuştur. Ticaret kesilmiştir. Bizim felsefemizin temelinde, Türkiye’nin dünyanın üç kıtasının köprüsü olduğu anlayışı ve gerçeği yatıyor. Biz diyorsak ki, bizim politikamızla Türkiye 5 yıl içinde Avrupa’yı, 10 yıl içinde dünyayı yakalar, nedeni işte budur. Biz zenginleşirken, diğerleri bizim kadar zenginleşemez çünkü, köprünün sahibi değiller.
Bakın, nerede ekonomik aktivite varsa, köprüye yarıyor. Avrupa zenginleşti mi? Bize yarıyor. Orta Asya’nın Orta Doğu’nun ticarete açılması bize yarıyor. Bulgaristan, Romanya, Kafkasya’nın ticarete açılması bize yarıyor.
Ticaretin merkezi, zenginliğin merkezidir. Ne yapacaksınız? İnsanları rahat bırakacaksınız. İnsan ve sermaye geçişlerini rahat bırakacaksınız. Ticaret burada yoğunlaştıkça, size para bırakacaklar. İşin esası bu.
Sıfır Gümrük
Bu nedenle de, Liberal Demokrat Parti’nin programı, sıfır gümrük öngörmektedir. Hiçbir maldan, hiçbir şekilde gümrük alınmayacak, KDV de alınmayacaktır.
KDV satışta, satış vergisi gibi tahakkuk ettirilecektir. Yani, KDV’yi “satış vergisi” durumuna getiriyoruz. Sınırlardan geçen mallara, uyuşturucu ve silah dışında, hiçbir şey sorulmayacak, hiçbir formalite uygulanmayacaktır. Bir de tabii, adli davaların olduğu durumlar dışında hiçbir denetim yapılmayacaktır. Gelecek 10 TIR, girecek, ne bulduysa, patates, domates alıp götürecek. Oradan da mallar aynı şekilde girecek yani, mal giriş çıkışlarında ne bir engelleme, ne de bir vergi söz konusu olacak.
Böyle bir ortam yarattığınız zaman Türkiye zaten bütün dünyanın uyanık, müteşebbis insanlarının toplanacağı merkez olur ve çok kısa sürede olur.
Meselâ, Rusya’da orman ürünleri pazarlayan bir Rus tüccar sıfır gümrük nedeniyle, depolarını Türkiye’de yapacak, bütün dünyaya Türkiye’den pazarlayacaktır.
Bunun gibi, birçok malın girdiği, çıktığı yer ve merkez Türkiye olacak; ekonomi muazzam bir dinamizmi, çok kısa sürede kazanacaktır.


Yerli Sanayi Ne Olacak?
Sıfır gümrüğün getireceği bazı mahsurlar düşünülebilir meselâ, yerli sanayi ne olacaktır, buralarda çalışan insanlar ne olacaktır gibi.
Bir kere &127;unu unutmamak lâzım: Gümrüğü ödeyen halktır, ithalâtçı değil. Türk halkı 1930’dan beri yüksek gümrük ile fakirliğe mahkûm edilmiştir. Gümrüğün düşmesinin ilk faydası, halka olacaktır çünkü, daha kaliteli ve daha ucuz mal gelecektir ülkeye.
Daha ucuz ve daha kaliteli malın gelmesinde herkesin korkusu, ülkemiz sanayinin çökmesidir Yanlıştır bu çünkü, bu durum yerli sanayie de birden çok avantaj sağlamaktadır. Nedir bu avantajlar?
Yerli sanayinin birinci avantajı, çok ucuz finansman bulabilmesi olacaktır günkü, finansman vergileri sıfıra indirilecektir.
Yerli sanayinin ikinci avantajı, ulaştırma olacaktır çünkü, ulaştırma vergileri asgariye indirilecektir.
Yerli sanayinin üçüncü avantajı, ham madde olacaktır çünkü, ham madde sıfır gümrükle ülkeye girecektir.
Tüm bunlar sanayicinin rekabet gücünü müthiş artıracak unsurlardır. Sadece sıfır gümrük uygulaması ile bile, Türkiye’de dinamik bir sanayi oluşacaktır. iddiamız budur. Bazı sanayiler ya da üç beş fabrika kapanabilir ama, büyük sanayi meselâ, otomotiv sanayi ayakta kalacaktır, tekstil ayakta kalacaktır.
Türk Müteşebbisinin Gücü
Türk müteşebbisinin gücünü, dinamizmini sakın küçümsemeyin. Eşit şartlar altında dünya ile dehşetli mücadele yapabilir, rekabet edebilir.
Bunun tipik örneği, çok yakın bir tarihte turizm sektöründe verilmiştir. Turizmde hiçbir teşvik yoktur ve Türk turizmcisi örneğin, Almanya’da 250 tane destinasyona karşı mücadele etmektedir. Bir diğer ifadeyle, Alman turistin 250 alternatifi var önünde ve bunlardan biri de Türkiye’ye gelmek.
Son birkaç yıldır ve özellikle bu yıl yapılan kötü propagandaya rağmen, bakın turist nasıl doldu Antalya’ya? Turizmcilerin dinamizmi sayesinde oldu bu. Teşvik filân tesir etmedi. Zaten hatırlayın, teşvik uygulanmadan önce turistler akmaya başlamıştı Antalya’ya.
Dünya Ticaretinin Merkezi Türkiye
Yukarıda ifade ettiğimiz önlemlerle, Türkiye ve Türk sanayi daha da gelişecek, dünya rekabetine açılabilecek ve bundan Türk halkı faydalanacağı gibi, sanayici de faydalanacaktır ama, şurası da bir gerçektir ki, ticaret daha çok ve hızla artacaktır.
Ticareti de küçümsemeyin. Ticaret ve hizmetler sektörü (bankacılık, medya vb) zaten önümüzdeki yıllarda insanların % 80’ini istihdam edecek sektörlerdir. % 15 sanayide, %5 tarımda çalışacaktır.
Siz Türkiye’yi hizmetin cenneti haline getirdiğiniz zaman, ulaştırması ile, bankacılığı ile, sigortacılığı ile, medyası ile Türkiye’de muazzam bir iş hayatı gelişecektir.
Finansmanda Sıfır Vergi
Finansman konusunda öngördüğümüz tedbirler, ekonomi politikamızın çok önemli bir kilidini oluşturmaktadır. Bunun nedeni, malûm, dünyadaki en kıt kaynağın sermaye olmasıdır. Tüm dünyada eksik olan, az olan sermayedir, Türkiye’de de.
Liberal Demokrat Parti’nin görüşü ve önerisi, kıt sermayeyi ülkeye çekmek için finans sektöründen verginin tamamen kaldırılması şeklindedir.
Bu anlayışla, bankalardan kurumlar vergisi bile alınmayacak, tefeci dediğimiz bankerlerin faaliyeti serbest bırakılacaktır.
Biraz da aşağılayarak, tefeci dediğimiz banker parasını gidip Boğaz’da kendi zevki için de yiyebilir, öyle değil mi? Ya da, kendine yalı alamaz mı? Halbuki, ne yapıyor bu adam? O parayı size borç veriyor ama, yüksek faizle diyeceksiniz. Bu da onun kabahati değil; yaratılan ortam bunu gerektiriyor. Biz finansmanda sıfır vergi öngördüğümüz için, olayı legalize etmiş olacağız.
Mevduat Sigortası
Banka mevduatları için ise, yukarıda da değindiğim üzere, devletin sigorta fonu yerine, özel bir sigorta mekanizması öngörüyoruz
Bir diğer ifadeyle, mevduatlardan kesilen primlerle sigorta fonları oluşturulacak. Bankalar bu sigorta fonlarına girdikleri anda, bütün mevduatları sigorta fonları tarafından garantilenmiş olacak ve bu sigorta fonları özel olacak.
Buradaki önemli fark şu: Sigorta fonunun devletin değil, özel sektörün olması. Niye önemli bu?
Diyelim, siz özel sektör olarak bir sigorta fonu kurdunuz. 30 banka var size bağlı. Her birinden % 1 prim alıyorsunuz. Sizin ayrıca her bankanın yönetim kuruluna adam koyma hakkınız olacak ve dolayısıyla, bankaları denetleyebileceksiniz.
Hangi bankacı, nereye, neden kredi veriyor? Doğal olarak sıkı takip edeceksiniz çünkü, o banka batarsa, para sizden çıkacak! Öyle değil mi?
Oysa, bu kadar para batınca devlet ne yaptı? Engelleyebildi mi? Batan paraları karşılayabildi mi? Denetleyebildi mi? Bugün de bir&127;ok bankaya mevduat garantisi verildi ama, hangi bankanın iyi yönetildiği, hangi bankanın fonlarını iyi kullandığı konusunda fikriniz var mı? Yok!
Nasıl ki, yangın sigortası yapanlar, yangın tedbirlerini aldığınız zaman sigorta primini düşürüyorlar; iki de bir sizi kontrol da ediyorlar… Aynı şey Sigorta primlerini toplayan ve sigorta fonu oluşturan özel şirketler olacak ve bu şirketler bankaları denetleyecek.
Siz bir banka açabileceksiniz ve eğer herhangi bir sigorta fonuna dahil değilseniz, kapınıza bunu yazacaksınız. Halk, birey bunu bilecek ve istiyorsa riskini alıp; oraya da para yatırabilecek. Bu konuda tam bir serbestiyet ve vergi muafiyeti öngörüyoruz. Sigortalarda da aynı şekilde.
Amaç, sermayenin birikmesi. Böyle olunca, dünya sermayesi de Türkiye’de toplanacaktır diye ümit ediyoruz çünkü, vergi sıfır. Her türlü elastikiyet var ve Türkiye ticaretin merkezi olacaktır.
Sermaye, Para Nereye Gider?
Para nereye gider bilir misiniz? Para, ona nerede ihtiyaç varsa, oraya gider.
Siz düşünün,10 tane zengin adamsınız bir köyde ve kimsenin ihtiyacı yok sizin paranıza. Nereye faize vereceksiniz? Veremezsiniz. Para satan bankalar neden müşteri arıyorlar? Hatta, aracılar buldukları müşteri üzerinden prim alıyorlar. ABD’de bankaya müşteri bulduğunuz zaman komisyon alırsınız.
Bu bakımdan, finans sektörü ancak bu şekilde Türkiye’ye gelecektir ve Türkiye dinamik bir ticaret merkezi olacaktır.
Size bir örnek vermek isterim: Geçenlerde tanıdığım bir şirket ile, Malezyalı bir şirket arasında bir ortaklık yapıldı, basit bir ortaklık ve banka hesabı açtılar. Nerede, biliyor musunuz?
Malezya’da değil, Türkiye’de değil, Hong Kong’da açtılar çünkü, en liberal ülke Hong Kong idi, hesap açma, para çekme, para transferi vb konularda.
Kimse kötü niyetli filân değil. Kanundan kaçan, vergi kaçıran filân yok ama, hiç kimse zorluk sevmez. Adam senin paranı sana sıkıntı vermeden, zorluk çıkarmadan hatta, işini kolaylaştırarak sana istediğin gibi kullandırabiliyorsa, tercih edilir.
Aksi takdirde, gelecek kafası az çalışan bir memur, sana hesap soracak, izah et de dur ondan sonra, bu para nereye gitti, nasıl gitti diye.
Oysa adam diyor ki, “Getir koy paranı, ne zaman istersen, istediğin yere yollarım. ” Neresini tercih edersiniz?
Bugün Türkiye’deki mentalite maalesef, çok yanlış. Kara parayı engelleyeceğim diye, ticareti engelliyor, bütün parayı kaçırıyoruz.
Para nerede rahat ve emniyetteyse, oraya gider. Tarlaya su ne ise, bir ülkeye sermaye odur. Bu ABD’de de, Fransa’da da, İsviçre’de de, Rusya’da da böyledir.
Böylece Türkiye sermaye cenneti olacaktır fakat, bundan da en çok halkımız yararlanacaktır, sermayedar değil çünkü, sermaye bol olunca, fiyatı düşecektir.
Bugün Tahtakale’de senelik %35 döviz faizi var. Eğer siz buraya serbest döviz getirirseniz, faizler % 5’e düşer. Kim kaybeder, biliyor musunuz? Türkiye’deki para babaları kaybeder.
Vergi Muafiyeti
Özetle, öngördüğümüz sistemde üç vergi muafiyeti var:
1. Sermayeye vergi yok, finansman vergileri sıfır.
2. Medya ve kültür sektörlerinde vergi yok, sıfır.
3. Ulaştırma sektöründe vergiler sıfır değil ama, çok düşük.
Tabii, Kabotaj Kanunu da kaldırılıyor ve bütün sahillerimiz, limanlarımız deniz ticaretine açılıyor. Tabii, böylelikle ulaşım dinamizm kazanacak, ucuzlayacaktır.
Vergi muafiyeti getirildiği zaman zannediliyor ki, zenginin cebine para konulacak. Halbuki, biraz düşünürseniz, bu yolla aslında zenginin parasını azaltıyorsunuz. Türkiye’de sermaye kıt olduğu için pahalı.
Sermaye bollaşınca kim kaybedecek bundan? Türkiye’deki sermayedar kaybedecek çünkü, parasını % 30 ile faize veremeyecek, % 5-6 ile verecek. Dövizden bahsediyorum, dikkat edin. TL faizleri ile söylersem arş-ı âlâyı aşar.
Kayıt Dışı Ekonomi
Öte yandan, bir de kayıt dışı ekonomi var, ikinci ekonomi. Bir türlü vergilendirilemediğinden yakınılan kayıt dışı ekonomi! Yeri gelmişken, bu konuda da görüşümüzü ifade etmek isterim.
Ocak 1994 sonrası gelişmeler sürecinde halkımız bir felâket senaryosu ile karşılaşmadıysa, bu ikinci ekonomi, kayıt dışı ekonomi sayesindedir… tabii, halkımızın fedakârlığının, cefakârlığının yanı sıra.
Kayıt dışı ekonomi, ikinci ekonomi Türkiye’nin en dinamik ekonomisidir. Nedir ikinci ekonomi? Devletin el koyamadığı, halkın devlet denetiminden uzak üretip, sattığı ortam.
Örneğin, diyelim evinizde eşiniz deri ceket dikiyor. Siz de vergisiz olarak – çünkü, vergiye girerseniz masrafınız artacak – fabrikalardan deri hammadde alıyorsunuz; eşiniz, birkaç komşusu ile birlikte, evde üretimi yapıyor. Götürüyorsunuz Lâleli’de bir satış mağazasına; o da fatura vermeksizin, bir Rus’a ya da Ukraynalı’ya satıyor ürettiğiniz ceketleri. Yani, hiçbir formaliteye girmeden bir ekonomi doğuyor ve gelişiyor.
Pekiyi, böylece kazanılan para nereye gidiyor yani, siz kazandığınız para ile ne yapıyorsunuz? Benzin alıyorsunuz, beyaz eşya satın alıyor, araba alıyor, giysi alıyor yani, dolaylı olarak devlete vergi ödeyerek, harcıyorsunuz.
Demek istediğim, ikinci ekonomide, kayıt dışı ekonomide kazanılan para, ekonomimizin hayat suyudur. Bu faaliyetten ki, Türkiye’nin pek çok yöresinde, pek çok alanda söz konusudur, vergi almaya kalkmayacaksınız. Çünkü, faaliyeti caydırır, hayat suyunuzdan olursunuz.
Zaten devlet olarak vergi alamıyorsunuz, bırakacaksınız, “Almıyorum!” diyeceksiniz hatta, muafiyet getireceksiniz.
Yabancı Sermaye
Bu noktada yabancı sermayeye de kısaca değinmekte yarar görüyorum.
Parti programımızda da belirtildiği üzere, dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkilerimiz, liberal anlayışın oluşturduğu çerçeveye oturtulacaktır. Bir diğer ifade ile, kendi insanımızın girişim gücüne tam özgürlük tanınırken, dünya girişimcisine de Türkiye’de tam özgürlük tanınacaktır: Türkiye’nin kapılan, ayırım gözetilmeksizin, tüm dünya ülkelerinin girişimcilerine açılacaktır. Bu anlayışla, yabancı sermayeye hiçbir sınırlama getirilmeyecek; hiçbir ek bürokratik düzenlemeye tâbi tutulmayacaktır. Yabancı sermaye yerli sermaye muamelesi görecek; aynı mevzuata tâbi olacaktır.
Sermaye Bollaşınca…
Paranın çoğalması, halkın yararınadır. Ne olacaktır para çoğalınca? Bir kere, pek çok işin fizibilitesi olumlu olacaktır.
Örneğin, 10 kişilik bir atölye kuracaksınız, hesap ediyorsunuz ve bakıyorsunuz ki,10 milyar para lâzım. Eğer bunun senelik faizi %5 ise, yılda 500 milyon faizi rahatlıkla göze alır, kurarsınız atölyeyi ama,10 milyarın faizi 15 milyar ise senelik, vazgeçersiniz, öyle değil mi? Çünkü, üreteceğiniz malın fiyatı ona göre yüksek olacaktır. Satamazsınız üretiminizi ya da çok zorlanırsınız satmak için. Olay budur.


Şunu anlamak ve hiç unutmamak lâzımdır ki, yüksek faizleri sonunda ödeyen tüketicidir günkü, fiyata yansıtılır faizler!
Sermayenin sıfır vergi ile bol miktarda ülkeye gelmesinin ülkeye getireceği istihdam, ekonomik kalkınma ve refahı tahayyül edemezsiniz.
Tekrar ediyorum, sıfır gümrükten ve finansmana sıfır vergiden en çok faydalanacak olan kesim, fakir halktır. Fakir halk onun emeğine talep olduğu zaman zenginleşir günkü. Neden?
Para bollaşınca, parayı verenlerin geliri düşecek ama, çalışanların kıymeti artacaktır. Siz işçi arayacaksınız fıldır fıldır! Dolayısıyla, fiyatı yükselecek işçinin, neden?
Finansman gideriniz düştü, işyerinizi açtınız. Fakat, rakipleriniz de aynı şeyi yapmış. İşçi yok ya da bulamıyorsunuz. Maaşları, ücretleri yükselteceksiniz, tabii. Yani, bugün faize vermek zorunda olduğunuz 15 milyarın belki de 5 milyarını işçiye fazladan vereceksiniz!
Hâlbuki şimdi ne yapıyorsunuz? Paralar faize gidiyor, işçiyi süründürüyorsunuz asgari ücretle. Sistem kendiliğinden en fakir tabakayı kaldıracak havaya. İnanılmaz bir dinamizm getirecek.
Asabı Bozulanların Partisi
Ben böyle çok inandığım konularda biraz yüksek sesle hatta, bağırarak konuşurum… kusuruma bakmayın. İnsan sinirleniyor.
Zaten bu parti, asabı bozuk olanların partisi. Bizim asabımız bozulmasa, sinirlenmesek böyle bir parti kurmazdık
Türkiye gibi bir köprünün sahibisiniz ve köprüyü trafiğe kesmişsiniz, kimseyi içeriye sokmuyorsunuz! Deli oluyor insan düşündükçe. Serbest bırak, geçsin. Sen müreffeh, zengin, rahat ol.
Vergi ve Teşvikler
Liberal Demokrat Parti olarak, teşvikleri kaldırmayı öngördüğümüzü herhalde söylemeye gerek yok. Ankara’da birçok yer kapanırken, DPT, Teşvik Uygulama vb yerler de kapatılacaktır. Yani, Ankara’nın kanserli hücrelerini kesip atacağız.
Vergiler genel olarak % 10 olacak, gelir vergisi de, kurumlar vergisi de, hepsi! Muaf tutulan kısımlar dışında, maksimum vergi oranı, % 10 olacak.
Yukarıda ifade ettiğim üzere, KDV’yi satış vergisi haline getireceğiz ve bunu teşvik aracı olarak kullanacağız. Yani, bir yöre fakirse, oradan düşük vergi alacağız.
Örneğin, Çankırı fakir, aynı şekilde Sürt de fakir ise, aynı kategoride değerlendirilerek, bu illerde, diyelim, ol 1 KDV uygulayacağız. Aslında bu satış vergisidir ama, KDV’ye alıştığınız için KDV diyorum.


KDV ile Satış Vergisi Farkı
Satış vergisi olunca, malı satana kadar devlete bir vergi ödemiyor yani, finansman yüküne katlanmak zorunda kalmıyorsunuz.
Örneğin, bugün gümrükten toptan mal çekerken, KDV yi yatırmak zorundasınız. “Yahu, satmadım ki, kardeşim. Neyin vergisi bu?”
Çok önemli bir ayrıntıdan söz ediyorum. 50 milyarlık mal alıyorsunuz, “%20 KDV’yi, 10 milyarı getir” diyorlar, anında. “Yahu daha satmadım ki! Müşteriden aldığımı getirip, sana vereceğim”.
Satış vergisi derken, söylemek istediğim bu. Bu çok yanlış uygulamayı kaldıracağız.
Sıfır gümrük ve satış vergisi olunca, içerideki müşteriye satamadığınız mallarda hiç vergi ödemiyorsunuz. Yani, toptan işlerde vergi kalkıyor. Sadece gelir vergisi ödüyorsunuz Mal nihai tüketiciye satıldığında, satış vergisi tahakkuk ettiriliyor.
Alt yapı Yatırımları
Alt yapı yatırımlarını da çok büyük ölçüde devletin işlevinin dışında mütalâa ediyoruz.
Örneğin, elektrik, su, otoyollar! Hepsi yap-işlet devret anlayışı ile, özel sektör tarafından üretilecek. Yap-işlet-devret ile bir otoyol özel sektör için rantabl değilse, zaten o otoyolu devletin de yapmaması lâzımdır çünkü, bu demektir ki, orada yeterince trafik yani, talep yok.
Siz müteahhide parayı vererek, yol yaptırırsanız, adam her yere yol yapar. Dağın başına da çıkar. Sizin paranızı kullanıyor çünkü. Bu bütün altyapı yatırımlarında böyledir.
Örneğin, tenkit edilme pahasına tekrar söylüyorum, her köye elektrik gitmez! Dağın başına elektrik çekmek ne masraftır, bilir misiniz? Jeneratör koyarsınız, olur, biter. Cebinizden gitse, siz bir elektrik şirketi olsanız, oraya elektrik çeker misiniz? Adama dersiniz ki, “Al bir jeneratör kardeşim, hallet işini. ” Telefon da öyle.
Siz devlete “Altyapı senin görevindir” derseniz, sizin canınıza okur devlet! Altyapı yaptım diye, paranızı yer, yutar, israf eder, sizi istismar eder. Türkiye’de de böyle olmuştur. Hep altyapı diye sömürüldük, durduk. Oysa, altyapının da bir maliyeti ve dolayısıyla, fizibilitesi vardır.
Parayı tahsil edebileceğiniz her faaliyeti özel sektöre vereceksiniz. Devlet yapmayacak! Bu noktada özellikle GAP’a değinmekte yarar görüyorum.
Dünyanın sayılı büyük altyapı projelerinden biri olan GAP yanlış zamanda, yanlış finansman yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiş gerçekten de dev bir projedir.
Her ne kadar bu proje politikacılar tarafından milli duygular istismar edilerek, halkımıza bir övünç kaynağı olarak sunula geldiyse de; birtakım acı gerçekleri dile getirmek de, sanırım biz “yeni” politikacılara düşüyor.
GAP halktan toplanan vergilerin siyasi otorite tarafından nasıl hovardaca harcandığının en somut, en görkemli göstergesidir. Bugüne kadar çeşitli iktidarlar tarafından GAP’a harcandığı öne sürülen para, şayet devlet tahviline yatırılsaydı, 1,5 katrilyonluk bir değere ulaşırdı.
GAP’a harcanan para, faizler hariç, 20 milyar doları buldu. Projenin tamamlanabilmesi için bunun iki katı daha para harcanacak. Siyasi iktidarlar tarafından 600 trilyon lira iç borç yüküne sokulan devlet, yüksek faizle borçlanıp, GAP’ı finanse etmeye çalışıyor. Bu da, 300 milyon liralık bir otomobili, borçlanarak, bir milyar liraya satın almaya benziyor!
Dahası, GAP bu projeden istifade edecek olan ve komşuluk ilişkilerimiz nedeniyle, istifade etmesi gereken Arap ülkelerinden sağlanacak finansman ile de gerçekleştirilebilirdi, inancındayım.
Tarım
Liberal Demokrat Parti olarak tarımda taban fiyata, Toprak Mahsulleri, Fiskobirlik vb kuruluşlara tamamen karşıyız. Bunların hepsi devletin israfıdır, kaldırılacaktır.
Bu müesseselerin asli görevi spekülasyon olmakla birlikte, devlet bağımlı olmaları nedeniyle, bu görevlerini o kadar beceriksizce yapa gelmişlerdir ki, halkın parası ile üreticiden ucuz ya da pahalı biçimde satın alınan tarımsal ürünler, depolarda çürütülmüş ya da yakılmış; ne üretici, ne tüketici, ne de aracı memnun edilebilmiştir.
Oysa, siz hiç aldığı tütünü yakan tüccar duydunuz mu? Hiç duydunuz mu? Aldığı buğdayı çürüten tüccar duydunuz mu?
Tarımsal ürünlerde spekülasyonun büyük sermayeli spekülatör kuruluşlarca yapılması ortamı hazırlanacaktır. Böylelikle, üretici köylü çok daha etkin ve çağdaş bir sistemle neyi üretirse, kaça satabileceğini, daha erken ve olarak öğrenebilecektir.
Yine böylelikle, tarımsal ürünün heba olması önlenecek; üretici de, tüketici de, aracı da memnun edilmiş olacaktır:
Fındık Örneği
Maalesef, Türkiye’de her seviyede devletçilik öyle içimize işlemiş ki, size daha dün yapılan iki konuşmadan örnek vereyim.
Bu fındık fiyatı meselesinde Başbakan Çiller diyor ki, “Biz fındığa bilmem kaç bin lira verdik, sizi tüccarın eline bırakmadık, ona muhtaç etmedik”.
Ana muhalefet partisi de diyor ki, “Hepsini Fiskobirlik mi alacak yoksa, vatandaş tüccarın eline mi kalacak?” Dikkat edin, tüccar burada kötü adam! İnanılır gibi değil! Ve, işin tuhaf yönü, her iki parti de “liberalizmden” bahsediyor.
Bir ekonomide tüccar en önemli adamdır. Ekonominin en önemli unsuru ticarettir. Hem ana muhalefet, hem iktidar tüccarın kötü adam olduğunu söylüyor! Bu nasıl bir anlayıştır?
Öte yandan, tarıma teşvik de vergilendirme yoluyla sağlanacak; tarım, ticaretin bir parçası haline getirilecektir. şöyle ki: Tarım üreticisine vergi muafiyeti sağlanırken, ilâç, gübre, vb tarım girdileri de satış vergisinden muaf tutularak, üretici için ucuzlatılmış olacaktır.
Vergi muafiyeti ve / veya indirimi, tarımsal ürünlerin ticaretini yapanlara da teşmil edilecek; bir diğer ifade ile, tarımda vergilendirme yoluyla teşvik, sadece tarım üreticisine değil, satın alana, depolayana ve işleyene de tanınacaktır. Böylelikle, üretici köylü, klasik sübvansiyonlarla israfa meydan vermeksizin, refaha kavuşturulacaktır.
Sanayi
Türkiye’de yıllardır sanayi, milli sanayi, kendi kendine yeterlilik gibi lâflarla oyalandık, durduk Bu kavramlar siyasi birer hedef olarak önümüze kona geldi yıllarca!
Oysa, kanımca bu devletçi anlayışın ekonomik yaşamımızın gelişmesi üzerindeki tahribatı büyük olmuştur. Nasıl?
şunu unutmamak gerekir ki, insan her ihtiyacını kendisi üretemez. Başkalarının ürettiklerine talip olmayan insan, ya her ihtiyacını kendi üretmeye kalkacak ve böylelikle, uzmanlaşmadığı birçok üretim dalında zaman ve kaynak israf edecek; ya da, ihtiyacı olan bu malları kullanmaktan vazgeçerek, refah, mutluluk düzeyinin düşmesini kabullenecektir. Her iki durumun da ülkeye ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksektir.
Oysa, ekonomik sürecin hedefi, bireyin emeği karşısında elde edebileceği refah ve mutluluğu mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmaktır. Dolayısıyla, ülkeler mevcut kaynaklarını en kârlı alanlara ayırıp, en kârlı olabilecek alanlarda kullanıp, diğer ihtiyaçlarını başka ülkelerden karşılayabilmelidir.
Ne pahasına olursa olsun sanayi, milli sanayi kurmak, globalleşme sürecindeki dünyamızda, abesle iştigaldir, yanlıştır.
Üretim, her şeyden önce, ekonomik bir faaliyettir, sanayi üretimi de. Dolayısıyla, ülkemiz kalkınmasını sanayi üretimi üzerine inşa eden zihniyet, ekonomist zihniyeti değil, mühendis zihniyetidir diyebiliriz.
Malûm, sosyal maliyet derdiniz değilse, yapmayacağınız üretim yoktur ve Türkiye’de hep bu yapıla gelmiştir.
Dahası, olay üretimle de bitmemektedir. Üretilenin satılması gerekmektedir. Ne kadar akılcı olursa olsun, yatırım gerekli tüketim talebi ile karşılaşamadığı sürece, ekonomik olarak verimsizdir.
Bu nedenlerle, Türkiye’nin sanayileşme hatta, ağır sanayi anlayışının bedelini çok yüksek ödediğini düşünüyor; bu yaklaşımın terk edilmesi gereğine inanıyoruz.
Öte yandan, devletin sanayiye müdahalesinin, özel girişimi engelleyici, caydırıcı, köreltici rolü de çok büyük olmuştur. Size burada kendi çocukluğumdan bir örnek vermek isterim.
Ben beş, altı yaşlarındayken, Murgul’daydık. Murgul’da iki küçük otel vardı, altları lokanta ve kahvehane olan. Birini babam işletirdi. Bunlar dışında birkaç otel daha vardı, birkaç manifaturacı vs. Sonra bir bakır fabrikası kuruldu: Murgul Bakır Fabrikası.
Murgul Bakır Fabrikası, misafirhanesi ile, lokantaları ile, sosyal tesisleri ve hatta, EKONOMA’sı ile müthiş bir tesisti. Bu adı hiç unutmam: EKONOMA. Burada pazenler, giyim eşyaları, gıda maddeleri çok ucuz satılıyordu. Tabii, fabrikanın lokantaları, sosyal tesisleri, misafirhaneleri de çok ucuzdu. Sonra bir de araç bakım servisi açtılar. Ne oldu?
Kısa süre içinde Murgul’da özel sektör tarafından işletilen tüm lokanta, otel, manifaturacı, araç bakım servisleri kapandı, kapanmak zorunda kaldı çünkü, devlet rekabetine dayanamadılar! Murgul’daki tüm ekonomik hayat felç edildi, bitti!
Fabrikanın misafirhanesi olduğu için oteller kapandı çünkü, fabrikada çalışan çoğu kişi birbirinin akrabası, Murgul’da yaşıyorlar. Misafirleri geldiği zaman, fabrikanın misafirhanesinde ağırlanıyordu çünkü daha ucuz ve daha modern Tabii, diğer otellerin müşterisi kalmadı.
Ayrıca, fabrikanın sosyal tesisleri ve üç tane lokantası vardı. Biri yemeğe gelirse, oraya götürüyorlardı çünkü, dışarıdan gelenlere de ufak bir ücretle servis veriliyordu.
Diğer lokantaların müşterisi kalmadı, birer birer kapandılar. Kahvehanesi bile vardı fabrikanın, işçiler için, gayet ucuz! Yani, kahvehane işletmeciliği bile devletleştirilmişti!
Yahu ne iyi var devletin misafirhane, lokanta, tamirhane, manifatura işletmeciliğinde… bakır fabrikası bir yana?!
Dahası da var. O yemyeşil Murgul, bakır fabrikası kurulduktan kısa bir süre sonra solmaya başladı! Neden? Devletin çevre duyarsızlığından tabii. Bu ayrı bir konu. Bir sonraki toplantımızda ele alacağız.
1930’lara kadar Türkiye’de hiçbir şey üretilmiyordu söylemi de büyük yalandır. İlk KİT’ler devletleştirmedir. Bunu yapacaklarına, uzun vadeli sanayi kredisi verselerdi girişimcilere, çok daha sağlıklı bir yapı oluşurdu ekonomide.
Zaten, yukarıda da ifade ettiğim gibi, bir ülke her şeyi üretmek zorunda da değildir. Türkiye’nin avantajı, coğrafi konumu nedeniyle, ticaret merkezi olmasında yatar.
Özetle, sanayi de, özel sektör kuruluşlarının inisiyatif ve girişim gücüne bırakılacak; Türkiye hiçbir komplekse kapılmaksızın, üretiminde ekonomik yarar görmediği tüm ihtiyaçlarını, dünya ülkelerinden karşılayacaktır.
Tahminimden de uzun bir ön konuşma yaptım. şimdi, isterseniz sorularınıza geçelim ve atladığım konulara da bu suretle girmiş olalım.

Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN LDP Genel Başkanı Gültekin Tırpancı ile İstanbul’da Konuştu

Türkiye’deki en büyük politik sorunlardan biri liberal demokrasinin tam olarak ne olduğunun bilinmemesidir. Kimileri liberal demokrasiyi sadece ekonomik bir ideoloji olarak görürken, kimileri de belli bir sınıf veya zümrenin ideolojisi olarak görürler. Halbuki liberal demokrasi siyasi ve ekonomik söylemeleriyle eksiksiz ve çelişkisiz bir siyasi felsefedir. Temel amacı isitsnasız tüm bireylerin toplum içinde mutlu ve özgürce yaşaması için devletin görev ve yetkilerininin ne olması gerektiğini ortaya koymaktır.

Bireycilik

İnsan ilişkilerinde ortaya çıkan düzeni, bireysel eylemlerin öngörülmemiş, önceden hesaplanmamış bir sonucu olarak görmek ve bireyi bir araç değil, bir amaç, kendi başına bir son olarak kabul etmektir. Hatta liberal demokrasi için bireyci bir toplum sistemidir denebilir.

Özgürlük

Liberal teoride kesinlikle negatif özgürlük esas alınır. Yani bireye bir şey sağlanması değil, onun dış baskılara, zorlamalara maruz bırakılmaması esastır. Liberal demokrasi sabvunduğu özgürlük anlayışında bir önkoşul yoktur. Bireyin sahip olduğu seçenekler ne olursa olsun, dışarıdan zorla müdahale yok ise birey özgürdür. Vicdan, düşünce ve inanç hürriyeti, zevk ve uğraşılarda dilediğini yapma hürriyeti, toplanma hürriyeti ve mülk edinme hürriyeti gibi birçok kavram liberal demokrasinin temeli, ve insanlığa hediyesidir. Özgürlükte tek koşul vardır; o da bir başkasının hürriyetini kısıtlamamak.
Bu özgürlüklere bütünüyle saygı gösterilmeyen hiçbir toplum, hiç bir millet, hiç bir ülke özgür değildir. Bu bağlamda liberal demokraside bireyin rızası olmadan, çoğunluğun yahut toplumun tümünün rızasıyla bireysel özgürlüklerden birinin bile kısıtlanması diye bir kavram söz konusu olamaz. Çünkü liberal demokrasi, temel hak ve özgürlüklerden birinin dahi çoğunluğun rızasına kurban edilmesini kabullenmez.

Hukukun üstünlüğü ve sınırlı devlet

Liberal bir ülkede, yasalar herkese eşit tatbik edilir, hiç bir bireye veya zümreye yönelik yasa çıkarılamaz, geçmişe dönük uygulanamaz ve en önemlisi hükümet dahil herkesi bağlar. Devletin amacı sadece ve sadece bireyin özgürlüklerini fiziksel olarak korumaktır.

Kendiliğinden doğan düzen ve serbest piyasa ekonomisi

Klasik bir ifadeyle, mülkiyet hakkının -ki diğer bireylere karşı korunan bireysel özgürlük alanının maddi kısmıdır, kişiler arasında serbestçe değis tokuşu esasına dayanan de facto durumun günümüzde aldığı biçimdir; liberal ekonomik öğretinin özünü oluşturur.

LDP Genel Başkanı Gültekin Tırpancı Fındık üreticini memnun edecek adım piyasanın şeffaf olmasıyla normalleşir dedi

Haber-Fotoğraf-İstanbul

Necla BAKAN Dernekturk Genel Yayın Yönetmeni –

 Fehmi DUMAN-Habervole Genel Yayın Yönetmeni

Genç MÜSİAD Sakarya Genel Merkezde

Genç MÜSİAD Sakarya Genel Merkezde

Sakarya Genç MÜSİAD Şube başkanı uğur Çarboğa, yönetim kurulu üyeleri Yaser kocacık, Osman Eminler, enes Boz, alperen Hamit Döğer, bahadır Bakırtaş ve Sakarya üniversitesi uluslararası genç ticaret köprüsü kapsamındaki öğrenci temsilcileriyle birlikte Genç MÜSİAD genel merkezini ziyaret etti.

Genç ticaret köprüsü temalı görüşmede genç MÜSİAD genel merkezi tarafından uluslararası öğrencilere genç MÜSİAD’ın  Türkiye ve Dünya yapılanması anlatılarak Türkiye ekonomisi hakkında sunum yapıldı.

İslam Dünyasının Sömürülmesine seyirci kalmayacağız.

Genç MÜSİAD Sakarya başkanı Çarboğa “ ilk önceliğimiz şehrimizde öğrenim gören  yaklaşık 3800 uluslararası öğrencinin şehrimizin ve ülkemizin sosyal ve kültürel yapısını tanıtarak birlik ve beraberlikle ümmet şuurunu oluşturmaya çalıştık, yabancı öğrencilerin büyük çoğunluğu İslam ülkelerinden geliyor fakat birçok kardeşimizin ülkesi özellikle Afrika kıtası sömürge altında oldukları için ülkemize bakış açıları sömürgeci güçlerin kendilerine anlattıkları kadarıyla bizleri tanıdığını fark etik, yabancı öğrencilerin üniversiteden dışarı çıkmakta, çarşıyı pazarı gezmekte çekindiklerini fark ettik bizlerde bu minvalde 2 yılı aşkın süredir sadece sosyal ve kültürel projeler yaparak insanımızı,kardeşlik bağlarımızı,şehrimizi, ülkemizi tanıtmaya çalıştık, kardeşlerimiz artık çok rahat bir şekilde sadece şehrimizde değil ülkemizin  bir çok şehrinde  gezebiliyor. Sosyal anlamda gerekli yolu aldıktan sonra birçok İslam ülkelerinin ekonomik anlamda sömürge altında olduğunu, ekonomik sömürge altında ülkelerin sadece ekonomileri değil kültürü,dili,dini , aile değerlerinin de sömürge altında olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Genç Ticaret köprüsünün en önemli ayağı gönül coğrafyasının yanında dünyanın en değerli yer altı kaynaklarına sahip olan islam dünyasında ticaretin sadece emperyalist ve sömürgeci güçler tarafından değil burada bizimle birlikte olan islam dünyasına gelecek vaad eden yetenekli, ahlaklı,değerlerine bağlı kardeşlerimizin emperyalist  putları yıkarak ülkelerinde ve dünya da ticaret yapabilmelerini sağlamak. Geleceğin umudu olan gençliğin inşallah gelecekte olayların seyrini değiştirip islam dünyasının sömürülmesine engel olacaktır. Ülkemizde belli bir ticari hacimde ihracata başlayan bu kardeşlerimizin sadece Sakarya da değil ülkemizin tüm şehirlerini tanımaları ve iş ve güç birliğini oluşturmak için genel merkezimize ziyarette bulunduk”dedi.

Sakarya dan Türkiye’ye  proje

Genç MÜSİAD genel başkan yardımcı yasir Ulukır   “genç ticaret köprüsü projesinin tüm Türkiye’de uygulanması için elimizden geleni yapacağız ve genel merkez olarak Sakarya şubemizin ismini koymuş olduğu genç ticaret köprüsü tüm şubelerimizde aynı isimle kullanılarak ihracat projelerimizde bu isim üzerinden çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tüm şubelerimize örnek olacak bu proje için Sakarya şubemizi tebrik ediyor bundan sonraki projelerde inşallah destek olup birlikte çalışacağız dedi.

  • MÜSİAD Basım, Yayın ve Medya Sektör Kurulu Tecrübe Paylaşımı Toplantısı gerçekleştirdi.

    02.08.2017

    MÜSİAD Basım, Yayın ve Medya Sektör Kurulu Tecrübe Paylaşımı Toplantısı gerçekleştirdi.
  • Sağlık Sektör Kurulu Toplantısı Medipol Mega’da Gerçekleştirildi

    25.07.2017

    Sağlık Sektör Kurulu Toplantısı Medipol Mega’da Gerçekleştirildi
    Sağlık Sektör Kurulu, 24 Temmuz 2017 Pazartesi günü, Sağlık Sektör Kurulu Başkanı Levent Can başkanlığında, Sektör Kurulu üyeleri…
  • Afrika’da Sağlık Kongresi

    25.07.2017

    Afrika’da Sağlık Kongresi
    Sağlık Sektör Kurulu Başkanı Levent Can 20 – 21 Temmuz 2017 tarihlerinde, Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı…
  • Bilişim Sektör Kurulu YEĞİTEK Genel Müdürü Bilal Tırnakçı’yı Ziyaret Etti

    21.07.2017

    Bilişim Sektör Kurulu YEĞİTEK Genel Müdürü Bilal Tırnakçı’yı Ziyaret Etti
    MÜSİAD Bilişim Sektör Kurulu 21 Temmuz 2017 Cuma günü YEĞİTEK Genel Müdürü Bilal Tırnakçı’yı makamında ziyaret etti.
  • Bilişim Sektör Kurulu TEYDEB Başkanı Mehmet Aslan’ı Ziyaret Etti

    21.07.2017

    Bilişim Sektör Kurulu TEYDEB Başkanı Mehmet Aslan’ı Ziyaret Etti
    MÜSİAD Bilişim Sektör Kurulu 21 Temmuz 2017 Cuma günü TEYDEB Başkanı Mehmet Aslan’ı makamında ziyaret etti.
  • Bilişim Sektör Kurulu Havelsan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Abdullah Çavuşoğlu’nu Ziyaret Etti.

    21.07.2017

    Bilişim Sektör Kurulu Havelsan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Abdullah Çavuşoğlu’nu Ziyaret Etti.
    Bilişim Sektör Kurulu Havelsan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Abdullah Çavuşoğlu’nu Ziyaret Etti.

Mira Tasarım Gelinlik

Beğendiğiniz gelinlik modellerini denemek için randevu alabilirsiniz. Hayal ettiğiniz gelinliği biz tasarlayalım. 
Elif Birlik: 0 535 970 82 28 
Mira Tasarım 
Gelinlik

Mira Tasarım Gelinlik  

Tel: 0 264 282 21 92

Yurtdışı İrtibat :  004916197562952

Çark Caddesi No 61- Birlik Apartmanı Daire 3-ADAPAZARI-SAKARYA

mira_tasarım_gelinlik1mira_tasarım_gelinlik2

mira_tasarım_gelinlik3

Her genç kızın çocukluk çağından beri rüyalarını süsleyen, en özel günde kendilerini bir prenses gibi hissettirecek gelinlik modelleri Mira Tasarım 

mira_tasarım_gelinlik

Necla BAKAN"Türkiye kısır çekişme ve kavgadan kurtarılmalı"

Habervole  Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN  Güneydoğu Anadolu  Bölgesinde Hak ve  Huzur Partisinin  çalışmalarına   katılan Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı  Necla BAKAN  ile  Sapanca ‘da  Konuştu.

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı  Necla BAKAN”Güneydoğu   illerinde  Teşkilatımızın  çalışmalarını  yerinde  gördük.

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Necla Bakan Türkiye genelinde yaptıkları teşkilatlanma çalışmaları için hazırlıklarını spor yaparak sürdürüyor

Demokratikleşme

Ülke yönetiminde halk iradesinin egemenliğini esas alan Cumhuriyet rejimi, -çeşitli örneklerde görüldüğü üzere- sadece ismiyle demokratik bir sistem olarak görülmeye hak kazanamayacağından, ülkemizde demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazanması gerekmektedir.

“Halk için halka rağmen” değil, “Halk için halkla birlikte” prensibini benimseyen par-timiz, ülkemizde demokratik düzenin tüm özelikleri ve gerekleriyle gelişme sürecini tamamlayabilmesi için; insan hak ve özgürlüklerinin tümüyle teminat altına alındığı, ülke yönetiminde hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen kılındığı, düşünce ve inanç özgürlüğünün tüm uygulamalarıyla sağlandığı, insanlık onuruna yaraşır bir kamu düzeni ve toplum hayatının işlerlik kazandığı bir demokratik cumhuriyet olmanın gerekliliği kanaatindedir.

Halkın oy verme hakkına sahip olduğu, oy verdiği kişileri (adayları) belirleme yetkisinin fiilen bulunmadığı bu günkü “temsili demokrasi” anlayışı, halkın ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile genişletilip, “doğrudan demokrasi”ye özgü mekanizmaların yaygınlaştırılmasıyla desteklenecektir. Genel ve yerel seçimlerde tercihli oy kullanılabilecektir.

Adayların ve tüm partili üyelerin katılımıyla, milletvekillerinin, tüm seçmenlerin iradesiyle belirlendiği (tercihli oy,) seçen ve seçilenler arasındaki ilişkiyi güçlendirecek daraltılmış bölge uygulamasına geçilecektir.

Memurların siyaset yapmalarına yönelik yasaklar, belli istisnalar dışında kaldırılacaktır.

Partimiz, yeni siyaset ilkelerini benimseyen tüm yurttaşlarımızın katılımına açıktır. Katılım sağlayan, sağlamayan herkesin taleplerine karşı duyarlıdır.

Halkın sivil toplum kuruluşları aracılığıyla kanun teklifi vermeleri sağlanacak, sivil toplum kuruluşlarının TBMM komisyon çalışmalarına katılımı kurumsallaştırılacaktır.

Atanacak bakanların belirlemesinde katılımcı demokrasinin gerekleri yerine getirilerek sivil toplum kuruluşlarının önerileri dikkate alınacaktır.

Ülke barajıyla ilgili sınırlamaların altında oy alan partilerin de TBMM’de temsiline imkân verecek düzenlemeler yapılacaktır.

 Temel Hak ve Özgürlükler

Çağdaş standartlara uygun, tümüyle güvence altına alınmış insan hakları, yeni siyasetin temelidir. İnsanın insan olarak yaşamasının olmazsa olmaz şartı, bu hakların tanınmasına bağ-lıdır. Tüm özgürlükleri de içeren insan haklarının tam anlamıyla gerçekleştirilmesi, ulusal birlik ve atılımın en önemli unsurudur.

Düşünce ve kanaat özgürlüğü temel prensiplerimizdendir. Şiddete yönelmeyi tahrik etmeyen her türlü düşüncenin sözlü ve yazılı olarak özgürce ifade edilebilmesini sağlamak, düşünce ve inanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmasını öngören anayasal hükümler ile bu amaçla imzalanmış uluslararası sözleşme hükümlerinin sağlıklı bir şekilde uygulamasını sağlamak, insan hakları ihlallerinin takip edilerek ortadan kaldırılması için gerekli önlemleri almak partimiz için görev addedilmektedir.

    Hukukun Üstünlüğü

Demokratik cumhuriyetin temel karakteristiği, hukukun üstünlüğü ve halk iradesinin tecellisinin, hiçbir kişi, kurum ve kuruluşun vesayet, kontrol, tahdit ve baskısına maruz bırakılmasına izin verilmemesidir. Partimiz, hukukun üstünlüğü prensibini demokratik cumhuriyetin temel özelliği olarak değerlendirmekte; kanun devleti olmanın ötesinde hukukun üstünlüğü prensibinin tüm kişi ve kuruluşlar için geçerli olduğu, hiçbir kişi ve kuruluş için farklı uygulama olamayacağı görüşündedir.

Partimiz, ülkemiz insanlarının huzur ve refahını temin, temel hak ve özgürlüklerinin antidemokratik kısıtlamalara uğratılmadan yaşanmasını sağlamak amacıyla, yeni mevzuat düzenlemelerini gerçekleştirmeyi gerekli görmektedir.

Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin gereği doğrultusunda, sivil ve özgürlükçü bir anayasa ve yargı reformu gerçekleştirilecektir.

Adalet

Adalete, hukuk sisteminin doğru ve dürüst işlediğine duyulan güven, devlet-millet kaynaşmasının ön şartıdır. “Adalet Mülkün Temelidir” prensibinin her yargı kararında görüldüğü bir ülke, bütün sıkıntılarını kolaylıkla aşar. Sadece devletin hukukunu değil, insan hak ve öz-gürlüklerinin teminatı olarak Hukuk Devleti’nin bütün işlerliğiyle yurttaşa yeterli güveni vermesi gerekir. Her seviyede kamu personeli, yurttaşların bireysel hak ve özgürlüklerine riayet etmek zorunda olduğu, yurttaşların da yasalara riayetin aynı zamanda kendi menfaatleri için gerekli olduğu bilincine ulaştırılması gerekir.

Ülkede adaletin hiçbir şüpheye yer vermeyecek ölçüde tesisi için;

  • Hakimler, savcılar ve diğer adli personelin tarafsızlığı, yargı erkinin bağımsız yürütülmesi; özellikle yargıçların baktıkları dava sayısının azaltılması için gerekli tedbirler alınacaktır.

  • Tutuklu ve hükümlülerin yaşam koşulları iyileştirilecek; topluma kazandırılmaları, meslek sahibi kılınarak üretime katkılarının sağlanması ve terör örgütlerinin propaganda çalışmalarına alet edilmemeleri için yeni tedbirler alınacaktır.

  • Suçun oluşmasını sağlayan temel faktörlerden biri cehalettir. Suçlu potansiyelini asgariye indirmek için, eğitim kurumlarının sadece öğretim kurumları olmaktan çıkarılıp eğitim kalitelerinin yükseltilmesi, özellikle ahlaki değerlerin aile-okul-toplum hayatının her kesiminde yeşertilmesi için çeşitli kamu kuruluşları, sivil toplum örgütleri, yazar meslek birlikleri, medya kuruluşları ile ortaklaşa çalışmalar yürütülecektir.

  • Suçun oluşmasını sağlayan temel faktörlerden ikincisi yoksulluktur. Evi, işi, eşi, huzurlu bir hayatı olan insanların % 99’u suç işlemez, bir terör örgütüne üye olmak için dağlara da çıkmaz. Bu nedenle genel işsizlik ve gizli işsizlikle mücadele edilerek, istihdamın yaratılması için gerekli tedbirleri almak devletin görevidir.

  • Hukukun üstünlüğünün hiçbir kuşkuya yer vermeyecek ölçüde geçerli kılınabil-mesi için, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde şeffaflığın sağlanması için yürütülen çalışmalar yoğunlaştırılacaktır.

Adalet, mutlaka ilk olarak reforma tabi tutulması gereken olmazsa olmazımızdır. Kentli, çağdaş ve bize ait bir kültür oluşturulması, etkin bir devlet, huzurlu ve güvenli bir toplum arzu ediyorsak muhakkak adalet reformunu gerçekleştirmeliyiz. Yurttaşlarımızın bilerek veya bilmeyerek en fazla şikâyetçi oldukları ve birçok sorunun temeli olan alan, adaletin gerçekleş-memesi veya geç gerçekleşmesinden dolayı yargı alanıdır.

  • Partimiz, tüketici haklarının korunması, yurttaşlarımıza gerek kamu ve gerekse özel sektör tarafından verilen hizmetlerde kalitenin yükseltilmesi, şikâyetlerin giderilmesi, her türlü haksız kazanç ve istismarın önlenmesi amacıyla resmi ve özel denetim mekanizmalarına her türlü desteği verecektir.

  • Yargının yükü hafifletilerek , Adalet ile ilgili eğitim kurumlarının nitelik ve nicelikleri geliştirilecektir.

Yargı, teknolojik ve sosyal gelişmeler en fazla maruz kalan alandır. Yargı alanında sürekli meslek içi eğitimler düzenlenecek ve yargı eğitiminin alt yapısı geliştirilecektir.

   Laiklik

Laiklik ilkesi, bir kavga alanı değil; toplumsal barış ve özgürlüğün teminatı görülmelidir.  Aynı şekilde laiklik prensibinin insan hakları ihlallerine bir dayanak olarak görülmesine ve hangi din ve mezhepten olursa olsun yurttaşlarımızın düşünce, inanç ve ibadet özgürlüğüne engel olarak kullanılmasına da müsaade edilmeyecektir.

   Parti içi demokrasi

Partimizin milletvekili ve belediye başkan adaylarının en geniş katılımla belirlenmesi önceliğimizdir.

Parti içi demokrasinin gerçek anlamda uygulanması, demokratik bir cumhuriyetin en fazla önemsenmesi gereken hususlarındandır. Partimizde demokratik liderlik anlayışı benimsenecektir. Halk arasında “Lider sultası” olarak adlandırılan olgu, milli iradenin hem parlamentoya, hem parti çalışmalarına önemli ölçüde sekte vuran, çoğulculuğu ve katılımcılığı engelleyen antidemokratik bir algılayıştır. Ne bir sendika başkanının, ne bir sivil toplum örgütü yöneticisinin, ne de bir siyasi parti genel başkanının ölene kadar seçilmeyi garanti altına almayı başarması ve tüm yetkiyi iki dudağının ucuna sıkıştırması mutlaka değişmesi gereken bir zihniyeti simgelemektedir.

Partimizde lider hegemonyası olmayacak; partimizde en üst yetkiliden tüm üyelere kadar herkes görüşünü özgürce dile getirebilecek, eleştirilerini ortaya koyabilecek; farklı görüşler ve tüm öneriler dikkate alınacaktır.

Parti kongreleri, gerekli yasal düzenleme ile delegeler dışında seçim kurulları denetiminde isteyen parti üyelerinin de oy kullanmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

     Dokunulmazlıklar

Milletvekillerinin –kürsü masuniyeti dışında- dokunulmazlıkları kaldırılacak, hiçbir yetkilinin yargılanmasının önünde bir engel bırakılmayacaktır.

 Toplumsal Uzlaşma (Çoğulcu ve Katılımcı Demokrasi)

T.C. yurttaşlarının yasalar önünde eşitliği uygulamada da ortaya konulacak, hiçbir yurttaş, farklı ırk, dil, din, mezhep, siyasal görüş ve kanaati nedeniyle hak kaybına uğratılmayacak, yurttaşlar arasında hiçbir surette ayrım gözetilmeyecektir.

Hangi etnik kökenden gelirlerse gelsinler, tüm yurttaşlarımız anayasal yurttaşlık ortak paydasında eşit haklara sahiptirler. Tüm yurttaşlarımızın eşit yurttaşlar olarak, demokratik bir sistem içerisinde, birlikte mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için gerekli çabaları göstereceğiz. Farklı kültür ve kimliklerine sahip birey ve topluluklara sahip olmamız, ülkemizin kültürel zenginliği olup büyük bir avantajımızdır. Bu nedenle hiçbir yurttaşımız, farklı görüş ve alt kimliğinden dolayı kınanamaz ve farklılıklarını ortadan kaldırmaya zorlanamaz. Bütün yurt-taşlarımız, yerel dil, inanç, gelenek ve göreneklerini özgürce yaşamak, geliştirmek, zenginleştirmek hak ve özgürlüğüne mutlak surette sahiptirler.

Ülkemizin gerçeklerinin bilincindeyiz. Kürt gerçeği de bunlardan biridir. Bu ülkedeki tüm sorunlar, eşit haklara sahip yurttaşlık bilinci içerisinde demokrasi zemininde çözümlenecektir. Kurumlar arası güven ve işbirliğinin kurulması, bu alanda siyaset üstü, tüm yurttaşlarımızın sahiplendiği bir devlet politikasının oluşturulması temel bir ihtiyaçtır. Bu güven ortamını ve bu kapsayıcı politikayı ortaya çıkarmak en temel kararlılığımızdır.

Ülkede barış ve istikrarı korumak, güven ortamının sürekliliğini sağlamak ancak adalete tam güvenin sağlanmasıyla, insan hakları ve yurttaşlık hukukuna tam riayetle, yurttaşlar arasında ayrımcılık yapıldığı konusunda en küçük bir kuşkuya bile yer vermemekle mümkündür. Türküyle, Kürdüyle ve diğer yurttaşlarımızla birlikte, elele ve gönül birliği içinde ülkemizde insan haklarının en üst derecede tesisine ve Türkiye’mizi en ileri devletler atasına sokacak yeni bir ulusal atılım ve kalkınma seferberliğine başlayacağız.

Ülkemiz yurttaşı veya ülkemizde misafir olarak yaşayan farklı milliyet ve inanışlara mensup farklı kimlik gruplarının hakları için Kopenhag kriterleri gibi uluslararası sözleşmelerin hükümleri uygulanacaktır. Tüm sorunlar demokratik zeminde çözümlenecektir.

     Sosyal Devlet

Milli gelirin adaletli dağıtımı esastır. Gelir dağılımında adaleti gerçekleştirmek amacıyla, ekonomik olarak güçsüz olan yurttaşlarımızın piyasada rekabet edebilmelerini sağlayacak kurumlar oluşturulacaktır. Tüm yurttaşlarımızın ulusal kalkınma yarışına katkıları sağlanacaktır.

 “Sosyal Devlet” anlayışı, milli birlik ve beraberlik ile toplumsal barış ve huzurun tesisi, zayıf ve güçsüzlerin korunması, çocuklarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız, engellilerimiz ve işsizlerimizin insanca yaşama haklarının gözetilmesi açısından son derece önemli ve özen gösterilmesi gereken bir kavramdır.

Partimiz, bir yandan ekonomik büyüme ve kalkınmayı hedeflerken, öbür yandan büyük çoğunluğun şimdiki durumda yaşamakta olduğu yoksulluktan kurtarılarak gelir dağılımında adaletin sağlanmasını, orta sınıfın güçlendirilmesini; işsizler, kimsesizler, güçsüzler, yetimler, engelliler, bakıma muhtaç kimseler ile kadın, çocuk ve yaşlıların insanca yaşayabilme imkânlarına kavuşturulmasını zorunlu görmektedir.

    Kamu Yönetimi

Kamu hizmetlerinin yaygın, verimli, hızlı, kaliteli olarak verilmesinde gelişmiş ülkeler-deki yerleşmiş standartlar ile insan hak ve özgürlüklerinin, tüketici haklarının gözetilmesi kavramlarına işlerlik kazandırılacaktır.

Bu hedefe ulaşılabilmesi için yönetimde şeffaflık, dürüstlük ve ehliyetin gözetilmesi, adam kayırmacılığı ve partizanlığın önlenmesi, hizmetlerden yararlandırmada yurttaşlar arasında ayırım yapılmaması, hizmet verilen insanlara saygı gösterilmesi önemsenecektir.

Eğitim, adalet, güvenlik, sağlık ve diğer hizmetlerin yürütülmesinde personel yetersizliğine son vermek için yeterli kamu personeli tedariki, ihtiyaç oranında hizmet alımı ve özelleştirme yöntemlerinden yararlanılması, her durumda kamu hizmetlerinden yararlandırmada istismar, haksızlık ve yolsuzlukları önleyecek yetkin bir denetim mekanizmasının kurulup işlerliği sağlanacaktır. Yolsuzluklarla ilgili zamanaşımı süresi kaldırılacaktır.

Kamu yönetiminde elektronik hizmet sunumu, ortak veri tabanlarının oluşturulması, hizmet kalitesinin yükseltilmesi için gerekli çalışmalar yürütülecektir.

     Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele

Nüfuz ve güç kullanımı yoluyla yolsuzluk, kamu hizmetleri ve çalışma hayatının arzu edilen verimliliğe kavuşturulmasını engellediği gibi, yasalar önünde eşitsizliğe sebep olmasından dolayı devletin yurtiçinde ve yurtdışında itibar kaybına uğramasına yol açar.

Yolsuzluk ve rüşvetle mücadelenin önlenmesi için denetim mekanizmalarının çalıştırılması sağlanacağı gibi, bu önlemin yeterli olmayacağının bilinciyle daha önemli tedbir olarak bürokraside hantallığa son verilmesi, yönetim ve hizmetlerde şeffaflığın sağlanması, ihale kanunun değiştirilerek ihalelere fesat karıştırılmasının önlenmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması ve sonuçta hizmet kalitesinin yükseltilmesi öngörülmektedir.

İhaleler şeffaf olacak, geçmiş ve geleceğe yönelik olarak her türlü kamu ihalesi alan firma ve kişiler kamuoyunun bilgisine sunulacak ve isteyen yurttaşlarımızın incelemesine açık olacaktır.

İmar değişiklikleri şeffaf olacak, geçmiş ve geleceğe yönelik olarak her imar değişikliğinin bazı kimselere çıkar sağlayıp sağlamadığı yurttaşlarımızın incelemesine açık olacaktır.

Rantın veya yandaş olmanın değil, çalışmanın, üretmenin, liyakatin, rekabet edebilmenin prim yaptığı bir yapısal dönüşüm sağlanacaktır.

Siyasi partiler ile mensuplarının çıkarlarına yoğunlaşmış bir siyaset anlayışı kabul edilemez. Siyaseti var kılan neden, halkımızın refah ve mutluluğu ile ülkemizin geleceğidir. Her siyasetçide bulunması gereken toplumsal sorumluluk bilinci ve duygusunun gereği budur.

Başta seçimle göreve gelenler olmak üzere, önemli görevlerdeki tüm kamu görevlilerinin mal bildirimleri şeffaf ve her isteyen yurttaşın incelemesine açık olacaktır.

Partimiz, küreselleşen dünyada ulusal çıkarlarımızı sağlayacak politikaların oluşumuna katkı sağlayan her yurttaşımızın ürettiği bilgiyi sahiplenmeyi amaçlayan bir siyasi harekettir. Kamu kaynaklarının kullanımı, şeffaflık ve rekabetçi bir ortamda gerçekleştirilecek; kamu kurum ve kuruluşlarının yönetim makamlarına atamalar liyakat kurallarına uygun olarak yapılacak; atamalara esas teşkil edecek objektif liyakat kuralları yasal düzenlemelerle belirlenecek; insanlarımız arasında dayanışmayı ve görevini en iyi yapmayı özendiren bir toplumsal kültür oluşturmak hedeflenecektir.

   Yerel Yönetimler

Kamu hizmetlerinin yaygın ve hızlı bir şekilde yürütülmesi için merkezi yönetim yetki-sindeki birçok hizmetin yerel yönetimlerce yürütülmesi çalışmaları hızlandırılacak; ancak bu yetkilerin kullanımı merkezi yönetim tarafından titiz bir biçimde denetlenecektir.

Partimiz, yerel yönetimlerin su, elektrik, temizlik, altyapı çalışmaları, yapı izni ve kont-rolü gibi rutin hizmetleri yanı sıra şehir kültürünü geliştirme görevine de yeterli önemi vermesi gerektiği kanaatindedir.

Yerel yönetimlerin etkinliği arttırılacak, merkezi yönetime mali ve idari bağımlılığı azaltılacak, kaynak kullanımı üzerinde halkın denetimini güçlendirecek bir şeffaflık sağlanacaktır.

Ulusal yeni bir kentleşme politikası belirlenecektir.

İmar ve görüntü kirliliğinin ortadan kaldırılacağı, altyapı eksikliklerinin giderileceği, yapılaşma oranının aşıldığı kesimlerde zorunlu kamu binaları dışında imar değişikliklerinin engelleneceği ve tamamen şeffaflaşacağı, kentsel dönüşümü tamamlanacağı, inşaat standart ve denetiminin etkinleştirileceği, tüm yaşam alanlarının engellilerin kullanımına uygun duruma getirileceği, kent kültürünün yeniden inşa edileceği bir büyük seferberlik başlatılacaktır.

  Sivil Toplum Örgütleri

Sivil toplum örgütleri çoğulcu ve katılımcı demokrasinin vazgeçilmez derecede önemli kurumlarıdır. Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, meslek birlikleri, dernek ve vakıflar olarak, hizmet alanlarıyla ilgili bakanlıklar ve yerel yönetimlerin ilgili birimlerince ayrılacak fonlardan yararlanacak, ancak yasal denetim dışında yönetim ve icraatlarını özgürce yürütebileceklerdir.

Yurttaşlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarının kamusal nitelikli karar uygulama ve de-netim süreçlerine katılımı gerçekleştirilecektir. Sivil toplumun gelişmişliği, etkinliği ve ulusal kültüre sağladığı katkı, ülkemiz demokrasisinin düzeyi ile doğrudan bağlantılıdır.

EKONOMİ VE MALİYE

Ekonomi insan içindir. Siyaset ülke refahını artırmak için yapılır. Bizim ekonomi anlayışımız üretimin artırılmasına ve hakkaniyetle paylaşılmasına dayanır. Dolayısı ile üretim ve rekabet bazlı bir ekonomik yapı oluşturmak ve sosyal adaletçi bir yaklaşımla paylaşım temel hedefimiz olacaktır.

Çağımızda ülkelerin savaşımı ekonomik alandadır. Dolayısı ile “Ekonomik Güvenlik” kavramı da savunma güvenliği gibi stratejik bir yaklaşımla ele alınması gereken önemdedir.

Çağımızda küresel ekonomik hareketler, çok iyi takip edilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir konudur. Ulusal ekonomimizin küresel merkezi ekonomilerin ihtiyaçlarına göre değil, ülkemizin ihtiyaçlarına ve küresel rekabet gücümüzü yükseltmeye yönelik olarak yapılandırılması temel önceliğimizdir.

Ekonomi anlayışımızda öne çıkan hususlar şunlardır;

   İşsizliği azaltmak için üretim ve kalkınma esastır. Sürdürülebilir olmayan büyüme oranı ne kadar büyük olursa olsun kalıcı istihdam yaratmaz. İşveren, bir ekonomik büyüme döneminden sonra daralma bekliyorsa işçi almaz. Bu nedenle hükümetlerin en öncelikli görevi sürdürülebilir bir yapıyı oluşturmalarıdır.

   Yatırım GSYH ve Tasarruf GSYH oranlarının yükseltilmesi temel hedeflerimizdendir.

    Ulusal ekonomimizin rekabet edebilirliğini gözeten bir kur politikası oluşturulacak; sermaye hareketlerine dayalı değil, cari fazlaya dayalı bir finansman önceliği ve makro strateji benimsenecektir.

    Ekonomimizin ara malı üretim ve ithalat envanteri sektörler itibariyle çıkarılacak, analizlerine dayalı olarak ara malı üretiminde ulusal sanayimizin öncelikli hale gelmesi sağlanacaktır.

     Ekonominin çarpık yapısı düzeltilirken devletin ekonomiye günlük müdahalesi en aza indirilmelidir. Müdahaleci değil düzenleyici ve denetleyici kurumlarını geliştirmiş devlet anlayışı esas alınacaktır. Kalkınma için; temiz ve şeffaf bürokrasi ve yasama organının önemi kadar fikri mülkiyet hakları da dâhil olmak üzere özel mülkiyet haklarının yasal güvencelerle güçlü bir şekilde korunması gerekir. Kalkınma için kurumsal yönetişime önem veren işletmeler ile kredileriyle ağırlıklı olarak istihdam yaratan üretimi destekleyen güçlü finans kurumlarının oluşumu hedeflenecektir.

     Yatırım ortamının iyileştirilmesi için azami dikkati gösteren, girişimcinin dostu ve yol göstericisi olan bir devlet; istikrarlı bir ekonomi, düşük faiz, enflasyon düzeyi ve rekabetçi kur seviyesinin yatırım kararı almadaki hayati önemini bilen bir bakış açısına sahip olu-nacaktır.

  Devlet, bölgesel kalkınmışlık farklılıkların azaltılması amacıyla, ekonomik kalkınmadaki öncelikleri dikkate alacaktır.

     Kadınlar, anne olarak ailede üstlendiği rolün daha fazlasını üretimde ve kalkınmada oynamalıdır. Kadını eğitemeyen, üretime sokamayan toplumlar, tüketen ancak üretmeyen bir yapı oluşturur. Kadın girişimcilere pozitif ayrımcılık uygulanacaktır.

     Bilgiye ve teknolojiye, AR-GE’ye, girişimci sermayesinin gelişmesine özel önem verilecektir. KOBİ’ler ekonominin can damarlarıdır ve en önemli istihdam kapılarıdır. Başta yazılım sektöründe faaliyet gösterenler olmak üzere desteklenmelerine özel önem verilecektir.

  Aynı zamanda sosyal dokumuzun da ana unsurlarından olan Esnaf ve Sanatkarlarımızın güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

   Yoksullukla mücadele kalkınma hedefinin olmazsa olmazıdır. Yoksulluk kendisini besleyen bir olgudur.

    Yolsuzlukla mücadele, kalkınma için çok önemli olan kaynakların etkin kullanımı yönünden olduğu kadar, toplumsal vicdan, etik ve hukuk düzeni açılarından da önemlidir. Yozlaşmanın ekonomilerde olduğu kadar toplumlarda da yarattığı tahribat çok iyi bilinen bir gerçektir. İhale mekanizmalarının ve kamu alımlarının bozulmasına, rüşvetin ve bahşişin ön plana çıkmasına, insan kaynaklarının ve sermayenin üretken alanlardan uzaklaşmasına, gelir dağılımının bozulmasına neden olan yozlaşma, devletin ve kurumlarının itibar kaybına neden olmaktadır. Bu gelişmeler gelinen noktada politik, ekonomik ve sosyal istikrarın bozulmasına, bireylerin ve kurumların birbirlerine duydukları güvenin azalmasına ve ülkemizin sahip olduğu potansiyelin çok gerisinde gelişme göstermesine neden olmaktadır. Buradan hareketle, devlette yozlaşmaya yol açan kayırmacı, grupçu, partizan yapılanmaları yok edip, üretimi ve hizmeti değerlendiren; bilgiyi, tecrübeyi ve liyakati öne çıkaran; hukukun üstünlüğünü esas alan bir idari/ekonomik yapılanmayı öncelik olarak görüyoruz.

   Mali disiplin temel önceliğimizdir. Kayıt dışılıkla mücadelede hedef daha çok vergi almak değil verginin tabana yayılması olmalıdır. Harcamalarda şeffaf olmak ve hesap vermek esastır. Kamunun iç ve dış borçlanmasına sınırlar getirilecektir. Bir ülkenin kamusal borçlarını son tahlilde dar ve sabit gelirli kesimler ödemektedir. Ülkemizin kalkınma mücadelesinde hayati önemi olan kamu yatırımlarının eğitim, sağlık, adalet, emniyet ve savunma alanlarında yoğunlaşması sosyal devlet olmanın bir ilkesidir. Kamu üretimine katkı sağlaya-bilmek için alt-yapı yatırımlarına özel önem verilecektir.

  İhracatı geliştirmek ve teşvik etmek için olabilecek tüm kaynaklar en etkin ve verimli bir şekilde tahsis edilecektir. İstihdam yaratma özelliğinin yanı sıra, döviz gelirleri arasındaki öncelikli yer tutan turizm sektörü çevreyi koruyarak geliştirilecektir.

   Sürdürülebilir kalkınma için sağlıklı ve iyi eğitilmiş nesillerin gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Sağlık hizmetlerinin kalkınma yolundaki önemine bağlı olarak, en geniş şekilde temel sağlık hizmetlerine ve koruyucu hekimliğe ağırlık verilecektir. Topyekûn kalkınma yolunda, bireysel refahın artmasına paralel nüfus artışı, ana-çocuk sağlığı konusunda yurt genelinde daha nitelikli ve yaygın hizmet verilmesi sağlanacaktır.

    Özelleştirme, ekonominin rasyonelleşmesi, kaynak kullanımında etkinliğin ve ulusal ekonomimizin rekabet gücünün artırılması hedefleri doğrultusunda yürütülecektir. Stratejik tesisler yabancılaştırılmayacaktır. Yabancılara toprak satışı yasaklanacaktır. Mülkiyetin devri yerine intifa hakkına dayalı bir düzenleme yapılacaktır.

    Sermaye piyasalarının ekonomimizin finansman ihtiyacını karşılayacak güçlü bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

    Ulaşım ve taşıma maliyetlerinin azaltılması maksadıyla karayolları, demiryolları, deniz ve hava ulaşımını kapsayan yeni bir strateji planı hazırlanacak ve uygulanacaktır.

Tarım ve Hayvancılık

     Kırsal kalkınmaya ve tarımsal desteklemeye verilen önemin amacı, daha çok tarımsal ürün elde ederken daha ucuz ve sağlıklı gıda tüketimini sağlamaktır. Tarımsal destekleme politikası üretimi destekleyen, tüketiciyi cezalandırmayan sürdürülebilir bir yapıyı esas alacaktır. Üreticinin örgütlenmesi, alın teri ürününün doğrudan pazarlaması teşvik edilecektir. Sulamanın yaygınlaştırılması ve arazi toplulaştırması projeleri önemli önceliklerimiz olacaktır.

   Tarımda rekabet gücü yaratmaya hedefli, köklü bir yeniden düzenleme dönüşümle birlikte etkin bir sosyal programı da içeren bir strateji hazırlanması önceliklidir. Tarım sektörünün rekabetçi hale getirilmesi ve tüm ülkelerde uygulanan destek ve teşvik politikalarının ülkemizde de sosyal ve yöresel koşullar göz önünde bulundurularak yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Temel hedef rekabetçi tarım sektörünün oluşturulmasıdır.

    Tarım sektörünün dış rekabetten olumsuz etkilenmemesi için gerekli tüm devlet destekleri sağlanacaktır. Ancak rekabet gücümüzün artırılması için tarım topraklarındaki mülkiyet yapısı, üretim ve pazar sorunları ayrı temel konular olarak ele alınacak ve tarım stratejileri oluşturulacaktır.

     Çalışma Hayatı

Gerçek anlamda bir çalışma barışı ve ortamının sağlanmasının, ekonominin sürdürülebilirliği ve halkın refahı açısından çok önemli olduğunun bilinciyle iş hayatı ile ilgili mevzuat ve uygulamaların geliştirilmesi gayreti içersinde olacak olan partimiz, dengeli ve geleceği dikkate alan bir çalışma politikası uygulayacaktır.

Endüstriyel üretimin çağdaş standartlara uygun olarak arttırılmasını hedef alan partimizin, çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerde bölgesel ve sektörel farklılıkları gözeten, çalışma hayatı taraflarının görüşlerini daima dikkate alan bir anlayışı olacaktır.

  Sosyal Güvenlik

Sosyal güvenlik harcamalarını “kara delik” ya da “bütçe açıklarının” müsebbibi olarak görmek yanlıştır. Sosyal güvenlik sistemi, sosyal risklere karşı tüm bireylere ve bakmakla yükümlü oldukları kişilere asgari yaşam standardı sağlayacak bir anlayışla yeniden ele alınacaktır. Aile kurumu sosyal yardımlara baz teşkil edecek ve aile yardımları başlatılacaktır.

Herkes gücüne göre, gücü olmayan tümüyle kamu imkânlarıyla sosyal yardımlardan yararlanabilecektir.

Yaşamının en güzel yıllarında çalışmış ve topluma katkıda bulunmuş olanlara emekliliklerinde de kamunun katkısı ve vefası mutlaka gösterilecektir.

İstihdam yaratan işverenlere SGK primi ve vergi avantajı sağlanacaktır.

Kayıt dışılığı ve kayıt dışı istihdamı önleme konusunda sosyal tarafların da mutabakatı sağlanacak ve teknolojiden yararlanılarak kalıcı ve caydırıcı düzenlemeler yapılacaktır.

Sendikal Haklar   

Sendikal haklar; Türkiye’nin taraf olduğu İLO Sözleşmeleri ile Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı çerçevesinde “örgütlenme, grev, toplu sözleşme ve sosyal diyalog süreçlerine katılma” hakkını da içerecek şekilde yeniden ele alınacaktır. Tüm çalışanların sendikalaşmaları önündeki engeller kaldırılacaktır.

Güçlü, etkili ve çoğulcu sendikal yapıları özendirmek amacıyla işçi ve memur sendikalarının “ortak örgütlenmesine” imkân sağlayacaktır.

Emekli yurttaşlarımızın sendika kurmaları ve sorunlarını sendikaları aracılığı ile çözüme kavuşturmaları için emekli sendikalarının örgütlenmesi önündeki engeller kaldırılacaktır.

 Personel Reformu

Hatırlı nüfuzlu kişilerin kamu hizmetini kolayca aldığı, çoğu yurttaşın kamu hizmetini almakta zorlandığı kayırmacı yapı temelden değişecektir. Bu amacı gerçekleştirmek için kamu personel rejimi yeni baştan ele alınacaktır. Kamu görevlisinin işe alınması, atanması, yükselmesi ve yer değiştirmesi gibi işlemler iktidar sahibi veya nüfuzlu kişilerin tekelinden çıkarılacaktır.

Personel hareketlerinde yandaşlık yerine liyakat ve ehliyet esas alınacaktır. Personel temininde güçlük çekilen bölgelere götürülecek kamu hizmetlerinin aksamaması için rotasyon yöntemi dahil her türlü önlem alınacaktır.

Kamu kurumlarına göre farklılık gösteren memur aylıkları kıdem, tahsil, iş riski, iş güçlüğü, temininde güçlük, mali sorumluluk ve benzeri kıstaslar sadeleştirilecek ve adil hale getirilecektir.

  Enerji ve Madencilik

Enerji olmadan üretim ve kalkınma olmaz. Üretimin en önemli girdilerinden biri olan enerjide dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması hedefimizdir. Enerjideki arz sorununun üste-sinden gelebilmek için Kamusal yatırımlar artırılacak, özel yatırımlar da teşvik edilecektir.

Enerji ve madenciliği bugünün ve yarının sorunu olarak görüyoruz. Enerjinin günümüzde büyük bir mücadelenin kaynağı olduğunun ve birçok sıcak veya masa başı çatışmalarının sebebi olduğunun farkında olarak önemsiyoruz. Türkiye, hem enerji ve maden kaynaklarına sahip bir ülke ve en önemli enerji yoludur. Ulusal enerji ve madencilik politikası uygulamak üzere çalışmalar başlatılacaktır.

Enerji ve madenciliğin kamuda veya özel sektörde olmasından ziyade bizim olması önemlidir. Bu doğrultuda da hem mevzuat hem de uygulama alanında kalıcı değişiklikler yapılacaktır.

   DIŞ POLİTİKA

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, Dünyada barış” direktifi, dış politikamızın esasıdır.

Partimiz, ülkemizin tarihî, coğrafi ve kültürel özellikleri ile jeopolitik ve stratejik konumunu dikkate alan dinamik bir dış politika yürütülmesini öngörür.

Dış politikamızda ulusal çıkarlarımızı ve uluslararası ilişkilerdeki karşılıklılık esasını gözeten, önyargılardan uzak, diyaloga açık, bölge ve dünya barışına katkıda bulunmak için azami gayret gösteren, tutarlı, seviyeli, vakur, etkin bir duruş sergilenecektir.

Kıbrıs milli bir davamızdır. Kıbrıs politikamızın temeli, ülkemizin ulusal çıkarları ile Kıbrıs Türk Halkı’nın huzur ve güvenliğini garanti altında tutma esasına dayanır.

    AB ve ABD İle İlişkiler

Tam üyelik sürecinde bulunduğumuz AB ile yürütülmekte olan müzakereler kapsamında mevzuat değişikliklerinin zamanında tamamlanarak yürürlüğe konulmasına gerekli özen gösterilecek; hem AB üyeliği hem demokratikleşmemizin gereği olarak yurttaşlarımızın yaşam standardının yükseltilmesi için gerekli çalışmalar yürütülecektir.

Avrupa Birliği ile ilgili ülke politikamızın siyasi araç niteliğinden çıkarılıp devlet politikası haline dönüştürülmesi ve gerekli mekanizmaların süreklilik bakış açısıyla yeniden yapılandırılması önceliğimiz olacaktır. Avrupa Birliği’ne eşit koşullu tam üyelik hedefi korunacaktır. Gerekli reformlar ve müzakere süreci hızlandırılırken, konjonktürel eğilimlerden ziyade geniş katılımlı platformlarla belirlenecek, sosyal ve kültürel dokumuza uygun stratejik hedeflerle müzakere ve görüşmelerin sürdürülmesi sağlanacaktır. Avrupa Birliği üyesi olmak hedefi doğrultusunda atılacak adımlarda, Türkiye’nin modernleşme dinamikleri, anlayışı ve süreci Avrupalılaşmak olmayacak; Türk ulusunun paylaştığı değerlerin, Avrupa Birliği’nin uluslarüstü konumunda, “öteki” değil, paylaşılan değerler arasında görülmesine katkıda bulunulacaktır. Avrupa Birliği’nin dinamik bir süreç ve dinamik bir yapı olduğu yaklaşımıyla sadece var olan kriterler üzerinden politikalar üretmek yerine, bu değişkenlik içerisinde etkin olabilmemiz, kurumlarımızın bu değişime uyum sağlayacak ve katkıda bulunabilecek şekilde yapılandırılması sağlanacaktır. Toplumsal kabul edilirliği yüksek olmayan hiçbir politikanın uygulanması mümkün değildir. Dolayısıyla, toplumumuzu oluşturan her kesimin katılımcı demokrasi ve siyasal şeffaflık anlayışı ile sürecin etkin bir parçası haline getirilmesi ana önceliklerimizden birisi olacaktır.

ABD ve NATO üyesi diğer ülkelerle ilişkilerimiz, tüm diğer ülkelerle olduğu gibi, ulusal çıkarlarımızın korunmasına özen gösterilerek ve karşılıklı menfaatler gözetilerek geliştirilmeye çalışılacaktır.

    Komşularımız ve Türk ve İslam Dünyasıyla İlişkiler

Ortak tarihî ve kültürel değerlere sahip bulunduğumuz komşu ülkeler ile Türk Cumhuriyetleri ve İslam ülkeleriyle kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkilerimizin güçlendirilmesi, işbirliği olanaklarının geliştirilmesi önemli hedeflerimizdendir.

       GÜVENLİK

 Yurttaşlarımızın iç güvenliğini sağlamakla yükümlü emniyet teşkilatımızın asayişi temin, terörle mücadeleyi sürdürebilmesi için yeterli sayıda eğitilmiş personele sahip bulunması, görevlerini layıkınca yapabilmeleri için bilgi ve teknolojik imkânlardan yararlanabilmeleri yönünde gerekli çalışmalar yürütülecektir.

 Trafik kazaları ülkemizin en önemli sorunlarından biri olup, bu kazalar sonucu her yıl çok sayıda yurttaşımızın can ve mal kaybına uğramasına seyirci kalınamaz. Trafik hizmetlerinin yasalara uygun olarak sıkı bir denetimle yürütülmesi, yasa ihlallerinin tavizsiz uygulanması için yeterli personel ve aracın temini, gerekli teknolojinin kullanılması, altyapı yeterliğinin sağlanması, personel eğitiminin daha da iyileştirilmesi, trafik cezalarının, ihlalleri caydırıcı hale getirilmesi ve denetim ihmallerinin cezalandırılması için gerekli titizlik gösterilecektir.

Türkiye bölgede ve dünyada barış ve huzur ortamının korunması ve güçlendirilme-sine katkıda bulunan ve bulunmaya devam edecek önemli ve büyük bir devlettir. Bundan sonra da bu katkının sağlanması için tüm gayretleri göstermeye devam edecektir.

Ülkemizin dış güvenliğini sağlamak ve toprak bütünlüğümüzü korumakla yükümlü ordumuzun caydırıcı güçte olması için, ileri teknoloji ile donatılması, silah araç ve gereçlerinin mümkün oldukça yerli üretimce temini için gerekli hassasiyet gösterilerek her türlü destek sağlanacaktır.

    EĞİTİM ve ÖĞRETİM

 Eğitimi, eğitim kurumlarında sürdürülen faaliyetlerin ötesinde, eğitim çağındaki insanlarımızın yaşamlarının bütününü kapsayan bir süreç olarak görüyoruz. Çocuklarımız ve gençlerimizin en verimli dönemlerini eğitim kurumları, dershaneler, kurslar, kitaplar ve bitip tükenmez sınavlarla hayatın pratiklerinden koparmanın yanlış olduğuna inanıyoruz. Bizce ger-çek ihtiyaç daha fazla kurs, daha fazla dershane değil, hayatla daha fazla iç içeliktir. Asıl ihtiyaç, çocuklarımızın çocukluk ve gençlik dönemlerini hayatla ve tabiatla iç içe yaşayacakları ortamları hazırlayacak düzenlemelerin yapılmasıdır.

  Anaokulundan üniversite son sınıfa kadar tüm öğrencilerimizin, yeterli beslenme ve yeterli eğitim araç-gereçlerinin temini, devletin sorumluluğundadır.

  İlk ve ortaöğretimde eğitim kalitesinin arttırılması, okul-dershane ikilemine çözüm bulunması hedeflerimizdendir. Öğrencilerin eğitim ve öğretim ihtiyaçlarının okul çatısı altında karşılanması sağlanacaktır.

 Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, lise mezunlarının üniversite kapısında birikmemesi, mesleki eğitimin teşvik edilip yaygınlaştırılması, mesleki eğitimin istihdama yönelik olarak sürekli kılınması gibi temel sorunların çözümü için de yeni düzenlemeler yapılacaktır.

    Üniversitelerimizin önemli sorunları vardır. Hedef bilginin yeniden üretimi ve yenilenmesi olmalı ve yenilenme her alanda üretim ve değişimin gerçekleşmesine hizmet etmelidir. Bu hedefi gözeterek üniversitelerde akademik unvanlar azaltılacak ve sadeleştirilecektir.

  Üniversiteler, sosyal hayatı ve piyasalar arasındaki ilişkileri güçlendirerek yeni bir üretim ortamına çekmek üzere yeniden yapılandırılacaktır.

     Üniversiteler, bulundukları kent ve bölgenin sorunlarına çözüm üretmeye, bilgi üretimine ve kalkınmaya öncülük etmeye yönelik çalışmalar içinde olacaktır.

      Okullarımızda öğrencilere yabancı dil öğretim kalitesinin yükseltilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

     Yurtdışındaki çocuk ve gençlerimizin ana dili unutmamaları ve kültürel kimliklerini korumak için yurtiçinde ve yurtdışında eğitim imkânları güçlendirilecektir.

 KÜLTÜR VE SANAT

   Yeni bir milli kültür politikası oluşturmak üzere gerekli çalışmalar yürütülecek; oluşturulacak politika ve uygulaması için üniversiteler, aydınlar ve ilgili sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinden yararlanılmasına özen gösterilecektir.

   Kültür Bakanlığı, Turizm Bakanlığından ayrılarak, müstakil bir bakanlık halinde ülkenin kültürel gelişmesi ve bilgi toplumu hedefine ulaşılması için üniversiteler başta olmak üzere, ilgili kuruluşlar ve meslek birlikleriyle işbirliği içinde kapsamlı çalışmalar yürütecektir.

    Kültür Bakanlığı, tüm bilim dallarında akademisyen ve serbest araştırmacı bilim adamlarının araştırma ve bilimsel projelerini destekleyecektir.

   Korsan yayınlarla mücadelenin en geçerli yöntemi olarak ve bilgi toplumu hedefine gecikmeden ulaşılması bakımından yayıncıların sorunlarıyla ilgilenilecek; yayınevlerinin KOBİ kapsamına alınarak desteklenmesi, kitap fiyatlarının düşürülmesi ve baskı sayısının arttırılarak okura kaliteli hizmetin verilebilmesi için kitap kâğıdına sübvansiyon uygulaması yapılarak kitap girdilerinde vergi indirimine gidilecektir.

    Kültür Bakanlığımız, sivil toplum kuruluşları ve meslek birlikleriyle işbirliği içinde yurtdışındaki yurttaşlarımızın kültürel ihtiyaçlarını karşılamak ve milli kültür değerlerinden kopmamaları için çalışmalar yürütecektir.

   Sanatın her alanı ile, başta gençlerimiz olmak üzere her yaştan insanımızın ilgilenmesi, bir toplumsal kültür haline dönüştürülecek, sanatçılar desteklenecektir.

 BİLİM ve TEKNOLOJİ

7.1 Partimiz, ekonomik büyümenin ülkemiz şartlarını gözeterek ihtiyaçlarını karşılaya-bilecek kapasiteye ulaştırılabilmesi ve küreselleşme koşullarında uluslararası rekabete cevap verebilecek düzeye getirilebilmesi için bilim ve teknolojiye gerekli önemin verilmesini zorunlu görmektedir.

 Endüstriyel gelişimin sürdürülerek bilgi toplumuna geçişin sağlanması için üniversitelerin öğretim ve Ar-Ge faaliyetlerini geliştirerek birer bilgi ve teknoloji üretim merkezleri haline gelmesi için yeni düzenlemeler yapılarak, yürütülecek çalışmaları mümkün kılacak yeterli kaynak aktarımı sağlanacaktır.

Türkiye’den diğer ülkelere beyin göçü önlenerek; tersine bir akışın sağlanması, yurtdışı master ve doktora burs programları etkinleştirilerek; ülkemiz, uluslararası bilim çevreleri için bir çekim merkezi haline getirilecektir.

      MEDYA

Kitle iletişim araçları, toplumsal ve ekonomik gelişmede önemli rol oynayan, demokratik sistemin vazgeçilemez unsurlarıdır. Medya organlarının düşünce ve haberleşme özgürlüğünün gereklerini yerine getirmesi, hizmetlerinin kolaylaştırılması hukuk devletinin gereğidir.

      TURİZM

Birçok özelliğiyle büyük bir turizm potansiyeli taşıyan ülkemizi ziyaret eden/edecek konuk sayısını arttırmak, sektörün güçlendirilmesi açısından önemli olduğu kadar; kültürel ve ticari işbirliği yapacağımız ülke ve insan sayısını arttırmak açısından da ayrı bir önem taşı-maktadır. Bu amaçla sadece sahil turizmi ile yetinilmeyerek, fuar, tarih, din ve kongre turizmlerini de geliştirmek üzere daha etkin bir tanıtım çalışması ve buna bağlı yeni düzenlemeler yapılacaktır.

    SAĞLIK

“Sağlıkta ne kadar tüketirsen o kadar sağlıklısın!”anlayışı yanlıştır. Sağlığa ayrılan kaynaklar artırılacak ve etkin kullanımı sağlanacak; ulusal sağlık politika ve stratejileri hayata geçirilecektir.

Sağlıkta tüketimi önceleyen tedavi edici hekimlik yerine koruyucu ve önleyici hekimliğin ön plana alınması gerekmektedir.

Anne ve çocuk sağlığı ve eğitimi öncelikli hedefimizdir.

0-16 yaş arası çocukların sağlıklı beslenmesi için ulusal bir beslenme programı hazırla-nacaktır.

Sigara ve tüm bağımlılık yapıcı tüm maddelere karşı etkili bir kampanya yürütülecek, gençlerimizin bu ölümcül tuzaktan uzak tutulması için etkin önlemler alınacaktır.

Trafik kazalarında ölüm ve kaza sonucunda oluşan sakatlığa bağlı sağlık ve işgücü kaybını engellemek birincil sorumluluklarımızdandır.

Büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz ilaç/tıbbi teknoloji alanında ulusal bir strateji oluşturulacak ve yaşama geçirilecektir. 21 yüzyılda giderek önemi artan biyoteknolojik ilaçlar alanında kısa-orta ve uzun erimli stratejiler oluşturulacaktır.

   SOSYAL HİZMETLER

    Aile ve Kadın

Aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesi için ekonomik ve sosyal önlemler alınacaktır.

Çocuklarımızın anneleri ve ilk eğiticileri olan kadınlarımızın eğitim düzeyinin yükseltilmesi, çalışma hayatında daha çok yer almalarının sağlanması ve üretime katkılarının arttırılması, istihdamlarının kolaylaştırılması için gerekli çalışmalar yürütülecektir.

Kadınlarımızın aile içi şiddet ve toplum hayatında çeşitli istismar ve baskılara uğramaktan korunması için sosyal, kültürel ve ekonomik tedbirler alınacaktır.

  Çocuk

Çocuk Esirgeme Kurumunun koruması altına alınmış çocukların koruyucu aile uygulamasıyla aile ortamında yetişmeleri teşvik edilecek, koruyucu ailelere maddi yardım ve sosyal hizmet uzmanı desteği verilecektir. 0-2 yaş arası çocuklar için bebek bakım evlerinin açılması teşvik edilecektir.

Bakıma muhtaç çocuklar ve sokak çocukları sayısının artışını önlemek için aile kurumunun güçlendirilmesi, ailede ve okulda eğitime önem verilmesi gibi sosyal önlemlerin büyük önem taşıdığı göz önüne alınacaktır.

    Engelliler

İnsanları engelli duruma getiren nedenlerle mücadele edilerek; özellikle trafik kazalarının önlenmesi ve yurttaşlarımızın beslenme yetersizliğine yol açan konularda gerekli çalışmaların yürütülmesine büyük önem verilecektir.

Engelli yurttaşlarımızın istihdamını arttırmak üzere, çalışma alanlarını genişletmeyi sağlamak için yeni düzenlemeler yapılacaktır.

   Yaşlı Bakım Hizmetleri

Huzurevlerinde bakımı sürdürülen yaşlılar için hizmet kalitesinin yükseltilmesi, hizmet-lerin dünya standartlarına uygun haline getirilmesi sağlanacak, ihtiyacı karşılamak üzere yeni huzurevleri açılacak ve özel huzurevlerine destek ve denetim hizmeti verilecektir.

Arzu eden yaşlılar için sosyal hizmet uzmanları gözetiminde evde bakım ve kontrol hizmeti verilecek, yaşlılara bakım için ailelere yardım yapılacaktır.

    GENÇLİK ve SPOR

    Gençlik

Gençliğimiz milletimizin geleceğine dikilmiş fidanlardır. Eğitimi, öğrenimi, terbiyesi, donanımları ne ölçüde kaliteli olursa geleceğimize o denli umutla bakma hakkına sahip olabiliriz.

Gençliğimizin yetişmesine önem veriyor olmak, ebeveynin eğitimi ve refah seviyesine, aile içinde aldığı eğitim ve terbiyenin yeterliliğine, ilkokuldan üniversiteye kadar her seviyede kurumsal eğitiminin kalitesine, medya araçlarından ne ölçüde olumlu yönlendirmeler aldığına bağlıdır.

Sağlıklı beslenen, eğitim ve iş olanakları konusunda ağır sorunlarla karşılaşmayan, yedi yaşından otuz yaşına kadar sürekli sınav stresiyle bunaltılmayan, okulda sadece öğretim değil, yaşamı için gerekli sosyal ve ahlaki eğitimi alan, zararlı alışkanlıklar ve kimlik yabancılaşmasının yoğun baskı ve propagandası altında yalnız bırakılmayan, özgür düşünceli, bir parçası olduğu topluma ve insanlığa yararlı, sadece tüketmeyen, daha çok üreten, ahlaki, milli ve insani değerlere önem veren, bilgili, görgülü, kültürlü, sağlam karakterli, çalışkan, özgüven sahibi, sorgulayan geleceğe umutla bakabilen, özgüven sahibi, sorgulayan ve büyüklerine bu umudu veren bir gençliğin yetiştirilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

Genç kızlarımızın eğitim ve becerilerinin geliştirilmesi için yürütülecek çalışmalara ayrıca titizlik gösterilecektir.

    Spor

Sporun amacı, başta gençlerimiz olmak üzere tüm yurttaşların beden ve ruh sağlığının korunup geliştirilmesidir. Bu ilkeye dayalı olarak, sporun sadece futbol alanında değil, tüm dallarda toplumun geniş kesimlerine ve her yaş grubuna hitap edecek şekilde yaygılaştırılması sağlanacaktır.

Başta okullar olmak üzere tüm kamu kuruluşları ve yerel yönetimler ile özel sektörün çalışanlarına spor zaman ve imkânı hazırlaması özendirilecek; tüm dallarda amatör spor çalışmaları teşvik edilerek desteklenecektir.

      ÇEVRE

Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı çevre programını başlatacağız. Yaşadığımız dünyanın bizden öncekilerden miras alınan ve bizden sonrakilere daha yaşanılır bir dünya olarak miras bırakılması gerektiği bilinciyle, çevre bilincinin aile, okul, toplum, medya boyutlarıyla geliştirilmesi gerekmektedir.

Çevre bilincinin geleceğe yönelik olarak eğitimle geliştirilmesinin yanı sıra kullanılan toprak, işyeri, ev, toplu yaşam alanlarında; her tür yatırım ve yapımda, tüketim araç ve gereçlerinde, tüketilen yiyecek ve içeceklerde, tüketilen hava, su ve yeşil alanlarda, akarsularda, denizlerde çevreyi ve doğayı korumaya özen gösterilecektir.

 

Haber-Fotoğraf- Fehmi DUMAN Habervole Genel Yayın Yönetmeni Sapanca  Sakarya

Sakarya Üniversitesi Akreditasyonda Liderliğini Sürdürüyor

Sakarya Üniversitesi Akreditasyonda Liderliğini Sürdürüyor

Sakarya Üniversitesi, Türkiye’de en çok programı akredite edilen üniversite olma unvanını sürdürüyor.

YÖK tarafından yayınlanan 2017 Tercih Kılavuzunda Sakarya Üniversitesi, en çok akredite olmuş programı ile yine lider oldu.

Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nin tüm bölümleri ile Teknoloji Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin bazı bölümlerinin akreditasyonu tamamlanan Sakarya Üniversitesi, bu alandaki rekoru elinde tutuyor. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kalite ve akreditasyon temelli yeni vizyonu doğrultusunda bu süreçlere ağırlık veren Sakarya Üniversitesi, stratejik yönetim ve kurumsal yaklaşıma verdiği önem ile hedeflerine emin adımlarla ilerliyor.

Dünyadaki tüm kalite ve akreditasyon süreçlerine büyük oranda uyumlu bir model geliştirdiklerini dile getiren Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, bölümlerin akreditasyonu konusunda büyük başarı elde ettiklerini, tüm fakültelerin akreditasyon sürecine girdiğini söyledi. Her yerde geçerliliği olan bir model kurduklarını aktaran Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Üniversitemizin modeli evrensel bir modeldir. Bu yönetim modelimizin başında liderlik modeli var. Üniversite olarak dünyadaki değişime açık, kendini sürekli geliştiren iyi öğrenciler yetiştirme amacındayız. İyi mezunlar yetiştirmek için çabalıyoruz. Sıralamalarda en üstte olmak için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Yükseköğretim Kurulu’nun da son iki yıldır en çok önem verdiği konulardan birinin üniversitelerin karnesi olduğunu belirten Prof. Dr. Elmas, “YÖK’ün bu konuyu önemsemesi ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın akreditasyon sürecinde üniversiteler arasında rekabetin oluşması ve bunun sonucunda eğitim öğretim kalitesinin daha da artacağı yönündeki söylemleri bizi akreditasyon konusunda oldukça motive etti. Çalışmalarımız devam ediyor. Mevcut programlara Eğitim Fakültesi, siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme Fakültesi programlarını da akredite yolunda hızlı adımlarla ilerliyoruz” şeklinde konuştu.

Arifiye Belediyesi Personeli İftarda Buluştu…

Arifiye Belediyesi Personeli İftarda Buluştu…

Arifiye belediye Başkanı İsmail Karakullukçu, Belediye Personeline İftar Yemeği Verdi…

            Arifiye Belediye Başkanı İsmail Karakullukçu, 15 Haziran Perşembe günü, Hanlı Düğün Salonunda  Belediye Personeline iftar yemeği verdi.

            İftar yemeğine; Belediye Başkanı İsmail Karakullukçu, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ve Belediye Personeli katıldı.

            İftar yemeğinde bir konuşma yapan Başkan İsmail Karakullukçu; “Çok değerli çalışma arkadaşlarım. Sizlerle birlikte, 2009 yılından bu yana uyum içerisinde Arifiye’mizi güzelleştirmek ve modern bir ilçe yapabilmek için çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayının manevi havasını birlikte yaşayalım, çocuklarımız Arifiye Belediyesi ailesini görsün, tanısın istedik.

Bu mübarek ayda rutin Belediyecilik hizmetlerimizin dışında, ilçemizde yaşayan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için de hizmetlerimiz oldu. Kent meydanımızda, çocuklarımızın damağında; Ramazan şerbetimizle, allı güllümüzle, pamuk helvamızla tatlı bir tat bırakalım, etkinliklerle onların dünyasına bir yolculuk yapalım istedik. Hani klasik bir söz vardır; Nerde O eski Ramazanlar?…

 

İşte biz, tam da buraya dokunmaya çalıştık.  Tabi her güzel şeyin olduğu gibi Mübarek Ramazan ayının da bir sonu var. Sayılı gün geldi, geçiyor. Son haftaya girerken, hepinize özverili çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ediyor, şimdiden aileniz ve sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlar diliyorum.” Dedi.

Büyükşehir’den sağlık turizmine “çifte” destek

İzmir Jeotermal A.Ş aracılığıyla Doğanbey’de 42 dönüm arazi satın alarak Seferihisar, Gümüldür, Özdere ve Ürkmez hattındaki otellerin turizm sezonunu uzatacak bir kür merkezi kurmaya hazırlanan Büyükşehir Belediyesi, aynı alanda ikinci büyük hamleyi Çeşme için yaptı. İZENERJİ şirketiyle Çeşme Termal Kür Merkezi’ne yüzde 40 ortak olduklarını açıklayan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Sağlık turizmini geliştireceğiz, EXPO’da sağlık kenti yapacağız diye senelerdir dil döktüğümüz konuyu iki yerde birden başlatarak mesafe almak istiyoruz” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çeşme’deki termal turizm kapasitesini artırmak ve kentin sağlık turizmi hedeflerine katkı koymak amacıyla, İZENERJİ A.Ş. şirketi aracılığıyla, kısa adı TETUSA olan Çeşme Termal Kür Merkezi’ne yüzde 40 ortak oldu. Büyükşehir Belediyesi’nin TETUSA’dan 12 milyon lira değerinde hisse alarak termal turizme katkı sağlamaya ve Çeşme’deki konaklama sezonunu uzatmaya çalışacağını belirten Başkan Aziz Kocaoğlu, “Buraya kür merkezi olarak en az 60-70 milyonluk yatırım yapılacak. Bu yatırımın tutarı belki zaman içinde 100 milyon lirayı aşacak. Bununla birlikte İzmir’in, Çeşme’nin turizmi, otel yatak doluluğu ve süresi de artacak” diye konuştu.

Belediye Meclisi toplantısında konuyu gündeme getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, “Aynı projeyi 2005’te ortak olduğumuz ve kara geçirdiğimiz, İl Özel İdaresiyle birlikte çalıştırdığımız İzmir Jeotermal A.Ş’de de yaptık. Şimdi de Doğanbey’de 42 dönüm arazi aldık. Aynı kür merkezini yapıp Seferihisar, Gümüldür, Özdere, Ürkmez ve Doğanbey hattındaki otellerin mevsimsel süresini uzatacağız. ‘Sağlık turizmini geliştireceğiz, EXPO’da sağlık kenti yapacağız’ diye senelerdir dil döktüğümüz konuyu iki yerde birden başlatarak mesafe almak istiyoruz. İnciraltı’nın planları bittiğinde, aynı tesisin, kür merkezinin belki daha büyük çaplısı oraya da yapılacak. Eğer bu kent hizmet sektöründe büyüyecekse, dünyanın her tarafından şifa bulmak için insanlar gelecekse; tıp fakülteleri, üniversiteler, termal oteller açılacaksa, turizm ayağa kaldırılacaksa bunu yapmak gerek. Biz bunun ihtiyaç olduğuna kadar verdik” dedi.

 

Sağlık turizmi ayağa kalkacak

Başkan Aziz Kocaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“TETUSA A.Ş. kar amaçlı bir şirket değildir. Hazinenin tahsis ettiği 100 dönümlük bir arazide Çeşme’nin ve İzmir’in kalkınması için kür merkezi yapılıp, bu şifalı sularda termal tedavileri bünyesinde barındıran, Çeşme’deki turizm tesislerinin süresinin ve yatak kapasitesinin uzaması için oluşturulmuştur. Yatırımın belirli bir kısmının yapılabilmesi için sermaye tutarının 30 milyonluk kısmı, termal suların değerlendirilmesi, insan sağlığı, rehabilitasyon ve spor ile ilgili tesis kurmak, kür merkezi çalıştırmak gibi faaliyetlere ayrıldığından bu tutar şirkete verilmiştir. Asıl amaç kar elde etmek değil, sağlık turizmini harekete geçirmektir. Zaten bu kür merkezi çok karlı bir şey olsa, bunu özel sektör 80 bin defa yapardı. Biz kamuyuz. İzmir Fuarı’nda para mı kazanıyordum? Hayır! Ben kazanmıyorum ama İzmir, hizmet sektöründe 1,5 milyar lira ciro yapıyor. Bunun 500 milyonu net kardır. Devlet her türlü yatırımda verdiği teşvikte ‘para kazandım, kazanamadım’ diye hesap mı yapıyor? Bu kür merkezi sayesinde Çeşme’nin sezonluk süresi bir ay uzatılırsa, buradan Çeşme, İzmir ve Türkiye Cumhuriyeti kazanacaktır. O zaman biz de bir tacir gibi düşünürüz. Tacir mantığıyla belediyeyi yönetiriz.”

 

Nitelikli turist sayısı artacak

Çeşme’ye termal turizm tesisi kazandırmak için 2005 yılında, aralarında Çeşme ve Alaçatı belediyeleri ile Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası’nın da bulunduğu 60 ortakla kurulan Çeşme Termal Kür Merkezi (TETUSA), Termal Turizm Tesisi projesi için 35 yıllığına kiraladığı arazide 40 milyon dolarlık aqua park, estetik cerrahi, tedavi, kür merkezi, yüzme havuzu, yaşlı bakım evi, otel ve kapsamlı spor alanlarının yer aldığı “mega termal tesis” yatırımının startını vermişti. Projeyle birlikte Çeşme’nin hayalini kurduğu 12 ay turizm hedefinin gerçekleştirilmesi için de önemli bir adım atılmış olacak. Ayrıca bölgedeki nitelikli turist sayısı da artacak.

Dört Dörtlük Okul :Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Dört  Dörtlük Okul :Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Öğrencisiyle,Velisiyle,İdarecisiyle,Öğretmeniyle,Personeliyle,İş Dünyasıyla,Sponsorlarıla  uyum içinde bir okul

Paydaşlarımızla İftar

Sakarya Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Paydaşlarıyla  Okulda Düzenenlenen İftar Programında Biraraya Geldi

Sakarya Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü İrfan KARAÇAYIR “Adapazarı Fatih Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi olarak, sanayi ve hizmet sektörünün kalkınmasına katkıda bulunarak, ülkemiz insanının refah düzeyini artırmak amaçlı projeler geliştirip, öğrencilerini çağın gerektirdiği nitelik ve beceriye sahip, girişimcilik ruhu gelişmiş teknik elemanlar olarak yetiştiren, öğrencilerini istenilen nitelik ve donanımlı olarak hazırlayan ulusal ve uluslararası örnek bir kurum olmaktır”

Başarı Gösteren Öğrenciler Ödüllendirildi

Sportif, Sosyal ve Kültürel Alanlarda Derece Alan ve Başarı Gösteren Öğrenciler Ödüllendirildi

SPONSORUMUZA PLAKET

Sakarya Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Sponsorlarından İşadamı Mustafa Arslantaş’a Plaket

Sakarya Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi sponsorlarından Kayserili iş adamı ve aynı zamanda okulumuzun eski tarih öğretmenlerinden  Mustafa Arslantaş ´a okula verdikleri destekten dolayı plaket takdim edildi.

Sakarya Adapazarı Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü İrfan KARAÇAYIR  Mustafa Arslantaş´a okul aile birliğine ve öğrencilere sunduğu katkılarından dolayı teşekkür ederek kendisine plaket takdim etti.

BAŞARILI OKULUN  YÖNETENLERİ

BAŞARILI  OKULUN  BAŞARILI  SINIFLARINDAN

Türk Telekom Okulları öğrencileri 15 Temmuz’u anlattı

Türk Telekom Okulları öğrencileri 15 Temmuz’u anlattı Kazananlar ödülünüBaşbakan Yıldırım’dan aldı

Türk Telekom Okullarının “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve İletişim” temasıyla düzenlediği resim, şiir ve kompozisyon yarışmasında finale kalan öğrenciler Çankaya Köşkü’nde düzenlenen törenle Başbakan Binali Yıldırım ile buluştu. Törende eserleri dereceye giren öğrenciler, ödüllerini Başbakan Binali Yıldırım, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ve Türk Telekom yöneticilerinden aldı.

Türk Telekom CEO’su Dr. Paul Doany: “Eğitimde fırsat eşitliği için teknolojinin gücünü sunuyor, devletimiz ile bu alanda da her zaman işbirliği içinde çalışıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında 53 Türk Telekom Okulu var. Bugüne kadar 124 milyon TL yatırım ve burs sağlamaktan gurur duyuyoruz. Eğitime ve demokrasiye desteğimiz katlanarak devam edecek” dedi.

Türkiye’nin öncü bilgi teknolojileri ve iletişim şirketi Türk Telekom’un, Türkiye’nin dört bir yanında kurduğu 53 Türk Telekom Okulu öğrencileri arasında, “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve İletişim” temasıyla düzenlediği resim, şiir ve kompozisyon yarışması, Başbakanlık himayesinde Çankaya Köşkü’nde gerçekleşen törenle sonuçlandı.

Bu yıl beşincisi gerçekleşen yarışmada dereceye giren eser sahiplerine ödülleri; Başbakan Binali Yıldırım, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Aslan, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarı Suat Hayri Aka ve Türk Telekom CEO’su Dr. Paul Doany tarafından verildi.

Yarışmaya; milli iradeye sahip çıkan, birlik ve beraberlik gücünü temsil eden, bağımsızlık inancını yansıtan 15 Temmuz’u çocuk gözüyle yansıtan yüzlerce şiir, resim ve kompozisyon çalışması geldi. Çocukların kimi hislerini tuvale, kimi ise kaleme döktü. 53 okuldan yüzlerce öğrenci, daha önce ne anlama geldiğini bile bilmedikleri bir kelime olan ‘darbenin’ hayatlarına nasıl etki etkileyebileceğini fırçayla ve kalemle anlatmaya çalıştı.

Yarışmanın ilköğretim derecesinde şiir kategorisindeki birinciler, Kahramanmaraş Oniki Şubat Türk Telekom Ortaokulu’ndan Selin Toygün, kompozisyon kategorisinde Kahramanmaraş Türk Telekom Ortaokulu Sude Sena Uysal, resim kategorisinde İzmir Türk Telekom Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’ndan Muhammet Kuru oldu. Ortaöğretim derecesinde şiir kategorisinde Van Türk Telekom Fen Lisesi’nden Temmuz Mahşeri, kompozisyon kategorisinde Erzurum Türk Telekom Nurettin Topçu Sosyal Bilimler Lisesi, resim kategorisinde ise Rize Türk Telekom Güzel Sanatlar Lisesi’nden Mert Şahin birincilik kazandı.

Yarışma sonuçları ve tören için Ankara’da buluşan çocuklar, Türk Telekom Müzesi’nden Polis Özel Harekat Merkezi’ne kadar Ankara’da birçok yeri de görme ve gezme imkanına da sahip oldu.

Başbakan Yıldırım: ‘Türk Telekom’un iletişim yanında eğitime kesintisiz desteğinin devamından dolayı teşekkür ediyorum’

Başbakan Binali Yıldırım Türk Telekom Okulları’nda okuyan öğrenciler arasında düzenlenen yarışmaya katılarak, dereceye giren veya girmeyen bütün gençleri tebrik etti. 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında, iletişimin gücünün ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini belirten Yıldırım,

“Türk Telekom’un adını taşıyan okullarınızda 2005 yılında başlattığımız eğitim seferberliği sayesinde Türkiye’nin her tarafından 53 tane okul yaptırıldı. Siz, o okullarda okuyorsunuz, geleceğe hazırlanıyorsunuz. Bunlar, gençlik için, gelecek için, bizim Hükümet olarak, Milli Eğitim Bakanlığı olarak yaptırdıklarımızın dışında, Türk Telekom’un sosyal sorumluluk üstlenerek, Türkiye için, Türkiye’nin gençliği için, eğitimi için yaptığı önemli bir hizmettir. Ben bir kez daha Türk Telekom’un iletişim yanında eğitime kesintisiz desteğinin devamından dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

Doany: “Eğitimde fırsat eşitliği için teknolojinin gücünü sunuyoruz”

Türk Telekom CEO’su Dr. Paul Doany, konuyla ilgili yaptığı konuşmada Türkiye’nin dijital dönüşümünde eğitimin önemli bir rolü olduğuna değindi. Doany, “Eğitimde fırsat eşitliği için teknolojinin gücünü sunuyor, devletimiz ile bu alanda da her zaman işbirliği içinde çalışıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında 53 Türk Telekom Okulu var. Bugüne kadar 124 milyon TL yatırım ve burs sağlamaktan gurur duyuyoruz. Ayrıca, şirketlerimizden Sebit’in, VİTAMİN ve RAUNT gibi online eğitim içerikleriyle de kaliteli eğitime destek oluyoruz. Öğrencilerimiz de başarılarıyla bizi her zaman gururlandırıyorlar. Bugün aramızda bulunan öğrencilerimiz, 15 Temmuz konulu yarışmada, büyük başarı elde ettiler. Onları, bu başarılarından dolayı, tebrik ediyorum. Türk Telekom olarak, bundan sonra da eğitime ve demokrasiye desteğimiz katlanarak devam edecek” dedi.

Dereceye giren eserler Türk Telekom bölge müdürlüklerinde sergilenecek

Şubat ayında başlayan yarışma kapsamında; Türk Telekom okullarından 7 ile 18 yaş arasındaki öğrencilerin resim, kompozisyon ve şiir dallarında gönderdikleri yüzlerce eser yarıştı. Organizasyonda, 18 eser dereceye girerken, 6 eser ise mansiyon ödülüne layık görüldü. Yarışmada dereceye giren toplam 24 eserden kompozisyon ve şiir dalında başarılı olanlara eserlerinin kitaplaştırılması, resim dalında başarı gösteren öğrencilere ise mini bir sergi açmaları için destek olunması planlanıyor.

Çocuklar eserlerini ülke sevgileri ve tutkularıyla hazırladı

“15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve İletişim” temalı yarışmaya hazırlanan çocuklar büyük bir özveri ile eserlerini hazırladı. Örneğin yarışmaya resim yaparak giren çocuklardan biri darbe kelimesinin daha önce ne olduğunu bilmiyordu. Yaşanan olaylardan çok etkilendi ve darbenin ne anlama geldiğini öğrendikten sonra resim yapmaya karar verdi. Türkiye’nin dört bir yanındaki onlarca farklı şehirden yarışmaya katılan çocukların temel motivasyonları ise ülke sevgisi ve tutkusu oldu.

Türk Telekom’dan eğitime büyük destek: 53 okul, 124 Milyon TL kaynak, 159 burslu öğrenci

Türkiye’nin dört bir yanında hayata geçirilen Türk Telekom okullarına Türk Telekom tarafından bugüne dek 124 Milyon TL kaynak ayrıldı. Türk Telekom’un desteği ile 18 ilköğretim, 35 lise ve dengi okul, 23 adet yurt, pansiyon, yemekhane ve spor salonu bu proje kapsamında ülkemize kazandırıldı. Dezavantajlı öğrencilere burs imkânı da sunan Türk Telekom, 53 Türk Telekom Okulu’ndaki 159 başarılı öğrencisinin burslardan faydalanmasını sağlıyor. Bugüne kadar burslara ayrılan kaynak ise 1,7 milyon TL’yi geçti.

Detaylı Bilgi ve İletişim için:

Fatma G. Kabasakallı

Tel: 0506 153 6990

fatma.kabasakalli@desibelajans.com

Türk Telekom Grubu Hakkında:

176 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Türk Telekom, Türkiye’nin ilk entegre telekomünikasyon operatörüdür. Müşterilerin hızla değişen iletişim ve teknoloji ihtiyaçlarına en güçlü ve en doğru şekilde cevap verebilmek amacıyla 2015 yılında Türk Telekomünikasyon A.Ş., Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. ve TTNET A.Ş. tüzel kişiliklerini mevcut şekliyle muhafaza ederek ve tabi oldukları mevzuat ve regülasyonlara tamamen uyarak, “müşteri odaklı” ve entegre bir yapıya geçmiştir. Bireysel ve kurumsal hizmetler alanında geniş hizmet ağı ve zengin ürün çeşitliliğine sahip olan Türk Telekom, Ocak 2016 itibarıyla mobil, internet, telefon ve TV ürün ve hizmetlerini ‘Türk Telekom’ tek marka çatısı altında bir araya getirmiştir.

“Türkiye’nin Çoklu Oyuncusu” Türk Telekom, 31 Mart 2017 itibarıyla 13,2 milyon sabit erişim hattı, 8,9 milyon genişbant ve 18,7 milyon mobil aboneye hizmet vermektedir. Türk Telekom Grubu şirketleri Türkiye’yi yeni teknolojilerle buluşturma ve bilgi toplumuna dönüşüm sürecini hızlandırma vizyonuyla, 81 ilde 34.147 çalışanıyla hizmet vermektedir.

Türk Telekomünikasyon A.Ş., PSTN ve toptan genişbant hizmetlerini sunmakta olup, mobil operatör Avea İletişim Hizmetleri A.Ş., perakende internet hizmeti , IPTV, Uydu TV, Web TV, Mobile TV, Smart TV Hizmetleri sağlayıcısı TTNET A.Ş., Televizyon yayıncılığı ile isteğe bağlı yayıncılık (VOD) hizmetleri sağlayıcısıNet Ekran Şirketleri, yakınsama teknolojileri şirketi Argela Yazılım ve Bilişim Teknolojileri A.Ş., BT çözüm sağlayıcısı Innova Bilişim Çözümleri A.Ş., çevrimiçi eğitim yazılımları şirketi Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri A.Ş., çağrı merkezi şirketi AssisTT Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş., toptan veri ve kapasite servis sağlayıcısı Türk Telekom International ve iştiraklerinin yüzde 100’üne sahiptir.