Category Archives: Güncel

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kore Savaşı’nın 70. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene video mesaj gönderdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kore Savaşı’nın 70. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene video mesaj gönderdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında, Kore halkının huzur ve güvenliği ile uluslararası barışın tesisi için omuz omuza savaşan kahraman askerlerin Kore ile ilelebet sürecek bir dostluğun kurulmasını temin ettiğini belirterek, şöyle devam etti: “İlhamını Kore Savaşı’ndaki bu emsalsiz dayanışmamızdan alan dostluk bağlarımızın her geçen gün daha da güçlendiğini görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. 2012 yılında stratejik ortaklık düzeyine çıkardığımız ilişkilerimizi önümüzdeki dönemde çok daha ileriye taşımakta kararlıyız. Kore Savaşı’nın 70. yıl dönümünü andığımız bu tarihî günde aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyorum. Kore topraklarındaki ebedi istirahatkârlarında yan yana yatan bu kahramanlarımızın aziz hatıraları önünde bir kez daha tazimle eğiliyorum. Ruhları şad olsun.”

DSP Genel Başkanı AKSAKAL, Siyasi Partilere Ziyaret.

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, Siyasi Partiler, Milletvekili ve Yerel Yönetim Seçimleri ile Yüksek Seçim Kurulu Kuruluş Kanunlarında değişiklikler konusunda hazırlanan DSP ÖNERİLERİ çalışmasını paylaşmak üzere TBMM Başkanı, Adalet Bakanı, Seçimlere katılma yeterliliğindeki siyasi partilerin Genel Başkanları ve Barolar Birliği Başkanından randevu talep etti.

Bu kapsamda bugün, Anavatan Partisi, İyi Parti ve Büyük Birlik Partilerini ziyaret eden DSP Genel Başkanı AKSAKAL;

“Son günlerde yeni partilerin kurulması ve erken seçim senaryolarının kamuoyu gündemine yeniden getirilmesiyle birlikte, öteden beri savunduğumuz ve her seferinde de haklı çıktığımız gibi, seçimler ve siyasi partiler kanunlarındaki antidemokratik hükümlerin değiştirilmesi ve mevcut yasalarda yer alan bazı konuların yeniden düzenlenebilmesi için partimizin hukukçularınca hazırlanan bir dizi öneriyi kitap haline getirerek Sayın Genel Başkanlara ilettik. Randevu talebimize olumlu yanıt verecek diğer partilerle de bunları paylaşacağız. Bu önerilerimiz konusunda bugün ziyaret ettiğim partilerde genel bir konsensüs olduğunu gözlemledim, bu da memnuniyet verici bir gelişmedir. Elbette demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarının başında gelen siyasi partiler halkın kendisinin özgürce temsil edildiğine inandığı yapılar olarak var olmalıdır… Hakkaniyet ve eşitlik içinde yapılan seçimler sonrasında oluşacak bir parlamentonun topluma ve ülkeye en iyi hizmeti vereceğine inanıyoruz.” dedi.

AKSAKAL, önümüzdeki günlerde bu ziyaretlerin devam edeceğini ve sonunda kamuoyu ile de paylaşılacağını sözlerine ekledi.

Anadolu Birliği Partisi Kahramanmaraş’ta Teşkilatlanıyor

Anadolu Birliği Partisi Kahramanmaraş’ta Teşkilatlanıyor

Anadolu Birliği Partisi (ABP) Genel Başkanı Bedri Yalçın, partisinin Kahramanmaraş Kurucu İl Başkanlığına görevlendirilen Ejder Erdem ve ekibini ziyaret etti.

2020 yılında kurulan ilk parti olarak teşkilatlanma çalışmalarına başlayan Anadolu Birliği Partisi, Kahramanmaraş teşkilatını da oluşturmaya başladı.

ABP Genel Başkanı Bedri Yalçın, partisinin Akdeniz Bölge Başkanı Mehmet Güler ve Teşkilat Görevlendirme Koordinatörü Mehmet Şükrü Karaçalı ile beraber Kahramanmaraş’taki teşkilatlanma çalışması için dün Kahramanmaraş’a geldi.

ABP Kahramanmaraş İl Başkanı Ejder Erdem’in belirlediği yeni yönetimiyle tanışan ABP Genel Başkanı Yalçın, Kahramanmaraş’ın kendisinde özel bir yeri olduğunu belirterek; Kahramanmaraş’tan umutlu olduğunu söyledi.

Yalçın, “2 Ocak 2020’de kurduğumuz partimizin Türkiye genelinde teşkilatlanma çalışmalarını yürütüyoruz. Bu kapsamda Kahramanmaraş’tayız. Kahramanmaraş hem kahramanlığıyla hem de insanıyla bambaşka bir şehir. Sözünün eri insanlardır. Havası sert, adamı merttir. Toprağıyla, insanıyla, suyuyla, havasıyla en iyi şekilde birbiriyle kaynaşmış bir millettir. Biz, Maraş’ı seviyoruz. Sevmeye de devam edeceğiz. Tüm Kahramanmaraşlılara sevgi ve saygılarımı sunuyorum” dedi.

YEDİ BÖLGE, YERİNDEN YÖNETİM SİSTEMİ!

Partisinin tüzüğü hakkında bilgiler veren Başkan Yalçın, Anadolu Birliği Partisi ile yedi bölge sistemini hayata geçirdiklerini belirterek bu sistemle her şehrin yerinden yönetim anlayışıyla yönetileceğini ifade etti. Yalçın, şu açıklamalarda bulundu: “Bizde 7 bölge sistemi var. Bakın bizde; Kahramanmaraş’taki teşkilatınızı alın da genel merkeze getirin, diye bir şey yok. O yedi bölgeyi bunun için kurduk. Kahramanmaraş’ta yerelde yönetim, yerinde yönetim olacak. Ben burada Elbistan’daki bir vatandaşın karşılığını nereden bileyim. Onu kim bilir? İl Başkanım bilir. Kim bilir? Buradaki teşkilat bilir. Buradaki bir çalışma için bölge başkanım buraya gelecek. Burada toplanılacak. Biz, genel merkez olarak asla müdahale etmiyoruz, etmeyeceğiz. Tüzüğümüzde de var bu. Yedi bölgeyi biz bu yüzden oluşturduk. Türkiye’de yedi bölge var; ama siyaseten hiçbir partide yedi bölge yok. Yedi bölge anlayışı, yedi bölge kavramı yok. Ne dedik biz: Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Hatta sadece yeni şeyler söylemek lazım değil; yeni şeyler de yapmak lazım. Biz, bu yeni şeyleri yapmazsak, yeni söylemleri eyleme dönüştürmezsek bizim o zaman ne farkımız kalır? Zaten o tür vaatlerde bulunan çok insan var.”

Anadolu Birliği Partisi Kahramanmaraş Kurucu İl Başkanı Ejder Erdem ise teşkilatlanma çalışmaları kapsamında kendilerini ziyaret eden Genel Başkan Bedri Yalçın, Akdeniz Bölge Başkanı Mehmet Güler ve Teşkilat Görevlendirme Koordinatörü Mehmet Şükrü Karaçalı’ya teşekkür etti.

İL YÖNETİMİNDE KADIN KONTENJANI FARKI

Anadolu Birliği Partisi’nin Kahramanmaraş’ta başarılı olması için çok iyi bir ekip hazırladıklarını belirten Başkan Erdem, partisinin il yönetiminde kadın kontenjanının yüksek olduğunu aktardı.

Erdem, partisinin il yönetiminde yer alan isimleri şöyle sıraladı: “ Teşkilatlardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Musa Avcı, İlçe Yönetimlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Kadir İşler, Kadın Kollarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Hatice Akkurt, Halkla İlişkilerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Halil Kısacık, İl Başkanlığı Hukuk Danışmanı Mükerrem Kayadibi, İl Başkan Danışmanı Ejder Kaya, Genel Sekreter Deniz Sultan Tezer, Denetim ve Yönetim Kurulu Sorumlusu Mustafa Ceren, Tanıtım ve Medya Sorumlusu Hatice Yüksel, İl Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Çevik, Mali İşler Sorumlusu Eda Nur Kıvrak.”

Başkan Erdem, İlçe Başkanlıklarını da önümüzdeki günlerde açıklayacaklarını kaydetti.

PARTİDE 3 KAHRAMANMARAŞLI ÖNEMLİ GÖREVDE!

Anadolu Birliği Partisi’nin kurucular kurulunda Kahramanmaraşlı isimlerden Sinan Tokatlıoğlu ile Hacı Şahin Ramazanoğulları da bulunuyor. Anadolu Birliği Partisi’nin İngiltere temsilciliğini ise Kahramanmaraşlı Mehmet Bakır yürütüyor.

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim

Kocaeli Tokatlılar Derneği’nden Kocaeli valisine anlamlı uğurlama

Kocaeli Tokatlılar Derneği’nden Kocaeli valisine anlamlı uğurlama

Kocaeli Tokatlılar Derneği Başkanı Turan Şahin ve Başkan Yardımcısı Adem Köse Aydın’a atanan Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy’u makamında ziyaret ederek Tokat’a özgü hediyelerle uğurladı.

Kocaeli’ye yaptığı güzel hizmetler ve başarılı çalışmaları için teşekkür eden Turan Şahin şunları söyledi: “ Siyasi görüş, etnik kimlik, inanç farkı gözetmeden tüm Kocaeli’ye devletimizin şefkatli yüzünü gösterdiniz. Çok çalıştınız, Kocaeli’ye kattıklarınız unutulmaz. Biz ne kadar üzgünsek Aydın da o kadar şanslı. Aydın’da da başarılarınızın devamını diliyoruz.”

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan

Kocaeli Tokatlılar Derneği beraberinde getirmiş olduğu Tokat’a has hediyeleri günün anısına vali Hüseyin Aksoy’a takdim etti. Kocaeli Tokatlılar Derneğinin klasiği olan bir tarafında Vali Beyin adı diğer tarafında “Onbeşlilerin Torunları” yazan Tokatspor rengindeki bordo beyaz atkı ile birlikte Tokat’a meşhur sofra bezi, Tokat’ın meşhur ev çemeni ile Zile Pekmezi hediye edildi.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, masa ve iç mekan

Ziyaretten son derece memnun olan Vali Hüseyin Aksoy dernek yöneticilerine teşekkür etti.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

Merkez Parti Başkent’te Seçim Çalışmalarına Başladı

Merkez Parti Başkent’te Seçim Çalışmalarına Başladı

Merkez Parti Ankara İl Başkanı Zeynep YIKARBABA ilçe başkanları ile yapmış olduğu toplantıda, ülkenin durumunu ve siyasetteki gelişmeleri değerlendirip, kongre çalışmaları
hakkında bilgilendirme yaparak süreci başlama kararı verdi.

Yapmış olduğu konuşmasında;
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün YURTTA SULH CİHANDA SULH sözü, düşüncesi ve ilkesine bağlı kalarak, Türkiye’nin Başkenti Ankara’ya yakışan çalışma ve
hizmetleri hep birlikte yaparak Ankaralı hemşerilerimize layık olacağımıza inancım tamdır.

Sevgili arkadaşlarım bizler herhangi bir zümrenin veya herhangi bir sınıfın siyasetini yapmıyoruz. Ülkemizin, milletimizin birliği ve dirliği için siyaset yapıyoruz, biz bir aileyiz, aile sevgi ve saygınlığı içinde siyaset yapmalıyız
Biz işin zoruna talibiz,
ÖNCE İNSAN ve BEN, SEN, O, ÖTEKİ BİTECEK BİZ OLACAK
ülkem için endişeleniyorum diyen; ilkesi, inancı, hedefi olan ahlaklı, vicdanlı, kendine ve değerlerine güvenerek ortaya çıkan, görev alıp, kuruluşlarını tamamlayan ilçe başkanlarım ve yönetim kurulu üyelerim ile ülkemize, milletimize, başkent Ankara’mıza hizmet etmek için Merkez Parti çatısı altında toplandık.


Merkez Parti Teşkilatları olarak uğraşımız ve amacımız; MERKEZ PARTİ misyon, vizyon ve hedeflerini idrak etmek, kimliğine sahip çıkmak, yüreğinde inanç, vatan ve millet
sorumluluğunu hissederek bu sorumluluğun gereğini yerine getirmektir.

Merkez Parti Ankara İl Başkanı Zeynep YIKARBABA

İlçe başkanlarına; Merkez Parti tanıtım çalışmalarına ağırlık verilmesine, ilçe mülki ve idare amirlerinden başlanarak, sivil toplum kuruluşları, dernekler, ziyaret edilmeli, esnaf ziyaretleri
yapılarak hazırlanan tanıtım broşürlerinin dağıtılması ve üye kayıtları için saha çalışmalarına başlanılmasını anlatıp, her on beş günde yapılacak toplantıda bu çalışmaların sonuçları, sahadaki vatandaşların problemleri, talepleri hakkında hazırlanan raporların değerlendirmesini yapıp, çözümleri için çalışacağız. İlçelerimizde yaşayan insanlarımız ile bire bir temas ederek, edip, gönüllerine gireceğiz diyerek emeği geçen her arkadaşıma teşekkür eder,çalışmalarında başarılar dilerim.

Esaretten kurtulmak içinCESARET TÜRKİYE!

Prof. Dr. Abdurrahim Karslı

Hüsnü Döğer"Millete yalan söylemeyeceğiz, şahsi menfaatlerimizi gözeten bir siyaset üretmeyeceğiz"

Tülay Adalı – Merkez Parti Teşkilat Başkanı Hüsnü Döğer ile söyleşi
–Merhaba Hüsnü Başkanım, öncelikli olarak bizi kırmayıp sayfamıza konuk olduğunuz için çok teşekkür ederiz. Okuyucularımıza Merkez Parti’nin Vizyon ve hedeflerinden kısaca bahseder misiniz? Merkez Parti kimdir?

2014 yılında kurulan Merkez Parti, hiçbir parti ve misyonun devamı olmayan; etnik, ideolojik ya da mezhepsel ayrımı reddeden, yıllardır izlenen yanlış ve güdümlü politikalar nedeniyle, özellikle son yıllarda kamplaştırılan, ötekileştirilen, aldatılan, kandırılan, dışlanan, cahil ve fakir bırakılan insanımızın talepleri çerçevesinde, her kesimi kucaklamayı amaç edinmiş, asil milletimizi uyandıracak ve onun sözcülüğünü, liderliğini yapacak, olan bir siyasi partidir. Merkez Parti; bir ideoloji partisi değil, bir program ve kitle partisidir, bir merkez-demokrat harekettir.

Partimizin hedefi, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2023’te, bugünkünden çok farklı, çok daha kalkınmış, barış ve refah dolu, bölgesel bir güç ve küresel etkinliği artmış bir Türkiye’dir.

Merkez parti olarak, temel ilkelerimiz ülkemizin kuruluş değerlerine dayanmaktadır. Bu doğrultuda, özellikle son 20 yılda hızla bu değerlerinden uzaklaşan ülkemizi, tekrar aynı eksene oturtmayı amaçlamaktayız.

-Peki, günümüz siyasi konjonktüründe partinizi nerede görüyorsunuz?

İdeolojik, etnik ve mezhepsel temellere dayanan partilerin oluşturduğu Türkiye siyaseti artık halkımızdan rağbet görmüyor. Tam da bu noktada Merkez Parti’nin önemi ortaya çıkıyor. Biz halkımızın tüm bu karşıtlıkların dışında buluşacağı ortak bir noktayız, kapımız hangi düşünce, inanç ve görüşten olursa olsun herkese açıktır.

Merkez Parti; İdeolojiyi değil, HİZMETİ, partiyi değil İNSANI merkeze alan, katılımcı bir siyasetin adresi olmak için çalışan, ülkemizde yaşayan herkese BİZ BİR AİLEYİZ şuuruyla bakan bir partidir.

-2014 yılında kurulmanıza rağmen, Merkez Parti olarak bilinirliğinizin düşük olmasının bir yönetim zafiyeti olduğunu düşünüyor musunuz?

Merkez Parti; hiçbir parti ve misyonun devamı değildir, hiçbir yerli yahut yabancı güç, siyasal, ideolojik merkez, kurum, kuruluş ve hiç kimseyle hiçbir ilgimiz ve bağımız yoktur.

Bir yönetim zafiyetinden çok, bir takım talihsizliklerin üst üste gelmesinden kaynaklanıyor bu durum. 7 Haziran 2015 seçimlerine çok kısa bir süre önce kuruluşumuzun yapılmış olması, kendimizi tanıtmak için yeterli zamanı bizlere tanımamıştır. Akabinde ise Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı’nın geçirdiği üzüntü verici rahatsızlık, yaklaşık 8 ay yoğun bakım,3 yılda irili ufaklı, karaciğer nakli dâhil 8 operasyon içeren hastalık süreci bizleri uzun süre siyasetin dışına itmiş oldu. Malumunuz olduğu üzere ülkemizde siyasi partiler, özellikle yeni kurulan partiler lidere dayalı faaliyet yürütürler. Geçen yılın başından itibaren Genel Başkanımızın sağlığına kavuşmasıyla birlikte, sönmeyen ateşi alevlendirdik, kopan ipi düğümledik yolumuza devam ederek siyasette eskisinden daha iddialı olduğumuzu söyleyebilirim.

-Sizin de bildiğiniz gibi erken seçim konusunda söylemleri bulunan partiler var. Olası erken seçim durumunda partiniz seçime hazır mı?

Az önce de belirttiğim gibi, artık Genel Başkanımız sağlığına kavuştu ve Merkez Parti olarak sahadayız. Kısa sürede gördük ki halkımızın bizlere yoğun bir teveccühü var. Zaten mevcut durumda kurulu teşkilatlarımız var. Ülke genelinde teşkilat çalışmalarımıza devam ediyoruz, şu an 50 il ve 300 ilçede kuruluş ve kongrelerimizi yapıyoruz. Kongrelerimizi en kısa sürede tamamlayarak herhangi bir baskın veya erken seçime hazır olacağımızı herkesin bilmesini isterim

Hüsnü bey, Sayın Karslı’nın hukuk profesörü aynı zamanda büyük bir iş adamı olduğunu, AKP’nin kurulumunda kendisinin de katkılarının olduğunu biliyoruz. Sayın Karslı neden yeni bir parti kurma gereksinimi duymuştur?

Genel başkanımız Ülkemiz adına atılan her adımı, kim tarafından atılırsa atılsın desteklemektedir. Ak Partinin kuruluşunu da birçok vatandaşımız gibi ülkenin menfaatine olacağını düşünmüştür. Ancak bu iktidarın ülkemize faydadan çok zararı dokunduğunu ve daha da zarar vereceğini düşünen genel başkanımız 2011 yılından itibaren siyasi çalışmalarına başlamış ve 07.07.2014 tarihinde Merkez Parti’yi kurmuştur. Buradaki amaç ülkemizi, sürüklendiği felaketlerden korumaktı. Bugün bakıldığında ne kadar haklı olduğunu görebiliyoruz.

Sizce Ülkemizin refahı için başkanlık sistemimi yoksa parlamenter sistem mi olmalı?

Parlamenter veya başkanlık sistemi tartışmasından daha çok, güçlü bir kuvvetler ayrılığı üzerine inşa edilmiş bir sistemin olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kuvvetler ayrılığı sistemini; yasama, yürütme ve yargı belirgin şekilde ayrılmış olarak, sisteme yerleştiremezsek, adı ister parlamenter isterse başkanlık sistemi olsun ülkemize bir faydası olmayacaktır.

Ancak kuvvetler ayrılığı düzgün bir şekilde oturtulabilirse, parlamenter veya başkanlık sisteminin hiçbir farkı kalmaz.

-Türkiye’deki siyaset anlayışına göre muhafazakâr partilerin geneli din üzerinden götürülmekte. Size göre bu tip siyasetin ülkemiz açısından artı veya eksileri neler olabilir? Kısaca açıklar mısınız?

Merkez Parti; güven ve istikrarın bozulduğu, ayrışmanın ve ötekileştirmenin zirve yaptığı, devletin, ordunun, hukukun ayaklar altına alındığı, siyasetin, dinin rant aracı olarak kullanıldığı bir dönemde aziz milletimizin siyasi iradesini hakkıyla temsil etmek için kurulmuştur.

Merkez Parti Teşkilat Başkanı Hüsnü Döğer

Din, felsefi inanç, milli değerler, demokrasi, insan hakları gibi değerlere saygılıyız ve bunların istismar aracı olarak kullanılmasına karşıyız.

Kurucuları ve mensuplarıyla farklı fikri altyapılardan, farklı inançlardan ve farklı bölgelerden gelmiş insanların ortak dost çatısıdır.

Din üzerinden, tarihe mal olmuş kişiler üzerinden, milli ve manevi değerler üzerinden siyaset yapmayacağız.

Millete yalan söylemeyeceğiz, şahsi menfaatlerimizi gözeten bir siyaset üretmeyeceğiz.

Partimiz, milletimizin kültür değerlerine, inançlarına saygılı ve bağlıdır.

Partimiz en üst kimliğimiz olan insan merkezli insan merkezli bir politikayı, “ halka hizmet hakka hizmettir “ siyasetini, barışçı ve uzlaşmacı fikir anlayışını esas alır.

Biz sadece parti değil, Türk siyasetinin aynı zamanda gönül ve ahlak ocağı olmasını hedefliyoruz, sözde siyaset yapmayacağız.

Bütün bu düşüncelerle Merkez Parti, BÜYÜK TÜRKİYE’nin kurucu iradesi ve savunucusu olmak, BU VİCDANSIZ ÇAĞIN VİCDANI OLMAK için yola çıkmıştır.

– Merkez Parti olarak, mevcut yönetim sistemini olumlu veya olumsuz yönleriyle nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunun cevabı için 18 yıl boyunca iktidarda olan Ak Parti hükümetinin yaptıklarına bakmamız yeterli. Bu süreçte, ülke ekonomisinin geldiği durum ortada; milletimiz büyük oranda fakirleşti buna rağmen hala tüketim ekonomisine yönlendirilip teşvik ediliyor, sadece bugünümüz değil geleceğimiz de borçlandırılarak ipotek altına alındı, kamu işletmeleri kapatıldı, Cumhuriyet tarihi boyunca elde edilen kazanımlarımız hiç edildi, kamu mallarının yağmalanmasına dönüşen özelleştirme (güzelleştirme) uygulamaları yapıldı, yolsuzluk ve yasaklar da dünyada zirveye yerleştik, temel hak ve özgürlüklerde ise son sıralardayız.

Parlamento etkisizleştirildi, seçilmişler atanmışların yetki, salahiyet ve sorumluluğu altına alındı, tek adam hegemonyası her yere egemen oldu. Yargı, hak, hukuk, adalet ve ahlak ayaklar altına alındı. Liyakatin tanımı bir partiye üye olmakla eş değer oldu. Eğitim ve diyanet kurumları, siyasetin arka bahçesi haline getirilmiş durumda. Yasama, yürütme ve yargı erkleri tek bir merkezde toplandı.

Dindar toplum yetiştireceğiz derken, kindar bir toplum yetiştirdiler.

Sonuç olarak, ağacı gösteren meyvesidir ve bu hükümet bizlere zehirli meyve vermiştir.

Hüsnü Başkan’ım bizi kırmayıp Baskın Haber sayfamızın misafiri olduğunuzu için teşekkür ederiz.

Sevgili okuyucularımız sağlıkla, mutlulukla ve umutla kalmanızı dileriz.

Cumhuriyetçi Birlik Platformu

CUMHURİYETÇİ BİRLİK PLATFORMU – Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

CUMHURİYETÇİ BİRLİK PLATFORMU
                Türkiye Cumhuriyeti devleti kurucu önderliğin ve onu destekleyen kadronun ortaya koyduğu yapıda, kuruluş modeli gereği bir cumhuriyet devletidir. Devleti kuran Atatürk’ün partisinin isminin başında cumhuriyet kavramının yer alması da bu durumun açık bir göstergesi olarak, bugünkü genç cumhuriyet kuşaklarına yol göstermektedir. Dünyanın tam ortasında ve çok farklı bir jeopolitik konumun üzerinde ortaya böyle bir cumhuriyet devletinin çıkışı, rastlantıların değil ama tarihsel sürecin dünya jeopolitiğine yansımasının sonucunda gerçekleşmiş olan bir siyasal oluşumdur. Aradan bir yüzyıllık zaman dilimi geçmesine rağmen ve aradan iki büyük dünya savaşı ile birlikte Osmanlı coğrafyasında sosyalist sistemin kuruluşu ile Siyonist İsrail’in merkezi coğrafyada bir yeni devlet olarak doğması bölgenin yeni haritasında etkili olmuştur.   Batılı emperyalist ülkelerin bu coğrafyayı sürekli olarak karıştırarak, kendi çıkarları doğrultusunda merkezi alanda uzaktan kumandalı biçimde, bölge koşullarına ters düşen yeni siyasal yapılanma maceralarına sürüklemeleri ve yeni bazı emperyalist projeleri bölge devletlerine dışarıdan dayatmalarına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti yüz yıllık bir tarihi gerilerde bırakarak bugünlere gelme şansını elde etmiştir.

                Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüzde yaşanmakta olan zaman dilimine ulaşması kolay olmamış, birçok badireler atlattıktan sonra  Atatürk’ün Cumhuriyeti yüz yılın ilk çeyreğinde varlığını koruyabilmiştir. Yeni yüzyılın ortalarına doğru yol alırken ve bu dönemin içine iyice girilirken daha önceleri hesapta olmayan bir ok yeni durumun ve koşulların ortaya çıktığı görülmekte ve böylesine bir büyük değişim rüzgarının tam ortalarında, Türkiye Cumhuriyeti devleti de geçen asır ile bugünkü zaman dilimi arasında sıkışıp kalarak kendi yolunu bulmakta zorlanmaktadır.  İşte böylesine bir alt üst oluş döneminden çıkmaya çalışırken, Türk devleti hem varlığını korumak hem de kuruluştan gelen devlet modeline sahip çıkarak yoluna devam etmek gibi iki büyük misyon ile karşı karşıya kalıyordu. Kurucu önder Atatürk’ün ifade ettiği gibi sonsuza kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşaması ve varlığını gelecek yüzyıllara taşıması, bugünkü cumhuriyet kuşaklarının önde gelen görevleri olmasına karşılık, bu doğrultuda toplumun içinden çıkması gereken cumhuriyetçi refleksin bir türlü ortaya çıkamadığı ve bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti’nin kendini yenileyerek yoluna devam etmekte zorlandığı görülmüştür. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni genç cumhuriyet kuşaklarına emanet ederken böylesine bir ulusal beklenti içinde olduğunu, geleceğin Türk toplumunu oluşturacak genç kuşakların uyanık bekçiliği ile Türkiye’nin geleceğe açılacağını umut ediyordu.             

   Merkezi coğrafyanın tam ortalarında batı kapitalist sistemi, doğu sosyalist sistemi ile birlikte bir de İslam dünyasının önde gelen devletleri ile çevrili olan bir jeopolitik konumda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları etrafı çeviren üç sisteme dahil olmayarak, bu üç büyük sistemin tam ortasında tam anlamıyla bağımsız ve özgür bir devlet modelini dünya kamuoyunun gözleri önünde öne çıkarıyorlardı. Batı sistemini ortaya çıkaran Fransız devriminin getirdiği üç ile olarak cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laik esasları ile, Sovyet devriminin getirdiği devrimcilik, devletçilik ve halkçılık ilkeleri eklektik bir yöntem uygulanarak bir araya getiriliyor ve ortaya ülkenin özel koşullarına uygun düşen bir yeni siyasal oluşum, Kemalist devrim adı verilen köklü değişim sonucunda ortaya çıkarılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti devleti tarih sahnesine çıkarken, kurucu irade böylesine bir ulusal sentezi ortaya çıkarıyordu . Bu çerçevede geçmişteki hiçbir rejime ya da siyasal kutuba benzemeyen bir yeni cumhuriyet modeli tarihteki yerini alıyordu.                Cumhuriyetçilik ilkesi rejimin temel yapısını oluşturan altı ilkenin en önemlisi olarak ortaya çıkarılırken, yeni devletin yapılanması da bu doğrultuda kurulmaya çalışılıyordu. Ne var ki, böylesine bir tutum açık olmasına, beklenmedik gelişmeler ve dünya savaşları sürecinde ortaya çıkan dış müdahaleler ülkenin önüne birçok siyasal mesele çıkarıyordu. Böylesine sorunlarla dolu bir süreçten geçerken Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal yapılanmasında da önemli değişiklikler birbiri ardı sıra kendiliğinden gündeme geliyordu. Cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusunda, batı tipi modellere paralel bir yeni cumhuriyet devleti Müslüman bir toplum yapısı üzerine kurulurken, bölgedeki Arap devletlerinin askeri kadrolara dayanan Baas tipi bir sosyalizmden de uzak durulmaya çalışılıyordu. Bu tür bir konjonktür de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu tamamlanmaya çalışılıyor ve bu model, çevredeki bütün Müslüman, Türk ve diğer devletler için de bir Kemalist model olarak kamuoyuna empoze edilmek isteniyordu. Arap ya da Müslüman birliği çalışmaları Türk devletinin milli karakterine ters düştüğü gibi, laik yapılanması ile de yeni devlet çevredeki din rejimlerinin de ötesine giderek varlığını geliştirmeye çalışıyordu. Bunların hepsi yeni devletin cumhuriyetçi karakterine uydurulmaya çalışılırken, halkçılık ile milliyetçilik ilkesi dengelenmeye çalışılıyordu. Yeni devletin cumhuriyetçiliğin bütün esaslarına uygun olmasına çalışılırken, batıdan gelen dış müdahalelerin cumhuriyet rejiminin demokratik olmaktan uzaklaşmasına yol açtığı ortaya çıkıyordu. Hal böyle olunca ara dönemler ve askeri rejimler Nato üzerinden sürekli olarak devreye giriyor ve bu durum da genç Türk cumhuriyetinin bütünüyle Türk ulusu tarafından yönetilmesi gibi bir durumu ortadan kaldırıyordu. Dış müdahaleler batı emperyalizminin etkisini artırıyordu.                  

Cumhuriyetin kuruluş dönemi geride kalırken, Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak dış askeri müdahalelerden kurtulamayarak batı emperyalizminin yarı sömürgesi bir ülke konumuna düşmekten bir türlü kurtulamıyordu. Askeri rejimleri ortak askeri birlik üzerinden destekleyen batı emperyalizmi hem kendi temsilcisi olarak yetiştirdiği kadroları taşeron iktidarlar olarak iş başına getiriyor, hem de bu duruma karşı gerçek bir ulusal muhalefetin doğmaması için göstermelik muhalefet görevi yapıyor görünecek işbirlikçi kadrolardan kendine bağlı muhalefet partilerini öne çıkarıyordu. Devleti kuran Atatürk’ün partisi var olduğu sürece, tam bağımsız cumhuriyeti kendi kontrolü altına alamayacağını gören batı emperyalizmi bir Nato darbesi döneminde bu partiyi kapatma yoluna gitmiş ama bunu tam olarak başaramamıştır. Ara rejim sonrasında partinin yeniden açılması cumhuriyetçi kadrolar aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Rejimi kuran partinin kapatılamaması üzerine bu kez de batı ülkelerinde yetiştirilmiş olan işbirlikçi kadrolar aracılığı ile Atatürk’ün partisinin gerçek kimliğinden uzaklaştırılarak, sosyal demokrasi görünümlü bir neoliberal ikinci cumhuriyetçiliğe bu örgüt teslim edilerek, Atatürk’ün eklektik modeli ile oluşturulan ve altı ilkenin dengeli bir ulusal sentezine dayanan Kemalist çizgiden kurucu parti iyice uzaklaştırılıyordu. Askeri dönemde kapatılan bu parti daha sonraki aşamada yeniden açılırken, batı işbirlikçisi liberal ve bağımlı kadroların partinin başına gelmesi sağlanıyordu. Böylesine bir sürece iteklenen Türk devleti gerçek anlamda bir çağdaş cumhuriyete kavuşamamış ve bu yüzden de cumhuriyetçilikten giderek uzaklaşmıştır.                

Askeri ara rejimleri batı işbirlikçisi liberal partilerin iktidarlarının izlediği bir dönem içinde Türkiye Cumhuriyeti kurucu önder Atatürk’ün tam bağımsızlık çizgisinden yavaş yavaş uzaklaştırılarak, batı blokuna bağımlı bir yarı bağımlı sömürge devletine doğru yönlendiriliyordu.  Böylesine büyük bir çelişkili dönemin içine düşen Türk devleti toparlanarak kendine gelmeye çalışırken ve Türk ordusu yeniden eski bağımsızlıkçı çizgisine doğru yönelirken , bu kez de batı sermayesinin ortağı olan büyük şirketlerin işbirlikçisi olarak din kökenli cemaatlar ortaya çıkarılmış  ve bunların etkili olduğu yeni bir siyasal  rejim yaratılarak ,siyasal partilerin  ülke yönetimindeki etkilerini ortadan kaldırmışlardır.               

 Cumhuriyet devleti demokrasi görünümü altında, batılı gizli servislerin kontrolü altında ki yeni cemaatların baskısı altına düşmesi ile birlikte Türk milleti bağımsız cumhuriyetini elinden kaçırarak yeni yetme tarikatların oyun alanına dönüşmüştür. Tarikatlar partilerin yerini alınca, batının tekelci şirketleri tarikatlar ile ortak çalışmalara başlayarak Türkiye’yi yavaş yavaş İslam devleti görünümlü bir yarı sömürge devleti haline getirebilmenin yollarını aramışlardır. İşbaşındaki iktidarlar batı emperyalizminin kuklası haline gelince ve neoliberal batıcı iktidarlar yıpranınca bunların yerini batının güvenlik örgütüne bağlı askeri kadrolar alınca, ülkede cumhuriyet rejiminin en küçük bir parçasının kalmadığı iyice açığa çıkmış ve böylesine bir durumdan rahatsız olan cumhuriyetçiler, yeniden eski cumhuriyet dönemi çizgisine nasıl dönülmesi gerektiğini araştırmaya başlamışlardır. Anayasa değişikliği ile devlet rejimi bir çorbaya dönüştürüldüğü  için böylesine ters bir gidişe karşı çıkarak gerçek anlamda bir cumhuriyetçi yaklaşımı öne çıkarması gereken devletin kurucusu olan  Atatürk’ün partisi, sosyal demokrasi görünümlü bir neoliberal siyasete esir olarak kendi kendini pasifleştirdiği için, devlet kuran partinin programında var olan Atatürk ilkeleri devre dışı bırakılmış ve bu durumda  rejimin öncüsü parti gerçek bir muhalefet yapamayarak, dolaylı olarak emperyalizmin aracılığını yapan  bir konuma sürüklenmiştir. Böylece ana muhalefet durumundaki partinin bütün gelişmelere seyirci kalması, gerçek anlamda bir toplumsal muhalefet yapmaması ve ortaya ulusal bir alternatif program koymaması yüzünden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bitme noktasına getirildiği açıkça görülmeye başlanmıştır.              

  Atatürk karşıtı bir Dersimcilikten  asla vaz geçmeyen  ,Avrupa ülkelerini paramparça eden bir  yerel yönetimler özerkçiliği peşinde ısrarlı bir biçimde  koşan  ve Türkiye’nin şerhlerini kaldırmaya çalışan, halk kitlelerinin sosyal ve ekonomik  çıkarlarını savunmak yerine  küreselci şirketlerin dümen suyunda giden, çalışanların meslek örgütleri yerine  sermaye kuruluşları ile yakınlaşan bir olumsuz siyasetler bütününe teslim olmuş olan  particilik anlayışı ile, Atatürk’ün partisi teslimiyetçi bir çizgiye çekilirken, Atatürk’ün partisinden dışlanmış olan gerçek Atatürkçüler, ulusalcılar ve cumhuriyetçiler bir çıkış noktası bulmak üzere  harekete geçmişlerdir . Okumuş insanların öncülüğünde bir aydın hareketi oluşturarak ve çağdaş demokratik ülkelerdeki hak arayış mekanizmalarına benzer bir biçimde bir cumhuriyetçi platform oluşturarak, Atatürk’ün Cumhuriyetine sahip çıkmaya çaba göstermişlerdir. Kurucu önderin yolundan sapanlar ve ulusalcı ya da cumhuriyetçi partilerin üyeliğine alınmayanlar, Atatürkçü kuruluşların dışında bırakılan bir çok cumhuriyet aydınının ülkeyi yeniden Atatürk’çü ve cumhuriyetçi   çizgiye çekebilmek üzere “Cumhuriyetçi Birlik Platformu “ bundan on yıl önce İstanbul merkezli olarak kurulmuştur . Kurulduğu günden bu yana on yıla yaklaşan süre içinde İstanbul ve Ankara gibi iki büyük kentin sınırları içinde yaşayan, cumhuriyetçi aydınları örgütlemek üzere böylesine bir platform, çağdaş demokrasi normları çerçevesinde çalışmalarına başlamıştır. Böyle bir platform kendiliğinden oluşmamış, olumsuz gidişi görenler, ülkeyi insan hakları adına bölen, sivil toplumculuk görünümünde tarikatçılık yapan ve piyasa ekonomisi görünümünde sömürgecilik yapanlara karşı direnecek bir toplumsal örgütlenme, Cumhuriyetçi Birlik Platformu adı altında harekete geçirilmiştir. Bu platform genel olarak her ay bir otelde ya da kültür merkezinde bir araya gelerek ülke ve dünya sorunları üzerine düşünen aydınları bir araya getirmiş ve bunların oluşturduğu ortak platform çatısı altında Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirecek yaklaşımların öne çıkarılması için çaba gösterilmiştir. Sermayenin güdümü altına giren basın ve medya kuruluşlarının da teslim alındığı bir aşamada, karşıt medya oluşturulacak bir alternatif ortam Cumhuriyetçi Birlik Platformu çatısı altında yaratılmaya çalışılmıştır. Birbiri ardı sıra yapılan toplantılar aracılığı ile ciddi bir cumhuriyetçi birikim yaratılmasına çaba gösterilmiştir.

                “Cumhuriyetçi Birlik Platformu”nun kuruluş aşamasında bu örgütlenmenin İstanbul  merkezli kesiminde  kurucu önder  olan Faik Kurtulan  yayınlamış olduğu “Cumhuriyetçi Birlik Platformu – Altı ok ve altı ilke “ isimli kitabında  böylesine bir platform örgütlenmesine neden gidildiğini ve hangi ilkeler ile nasıl bir düşünceye sahip olarak çalışılacağını açıkça ortaya koymuştur. Platformun Ankara kesiminde temsilcilik yapan Prof. Dr. Anıl Çeçen de bu kitabın başlangıç kısmında Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri olarak anayasada yer alan altı ilkenin günümüz açısından önemini dile getiren bir açıklamayı platform adına bu kitapçıkta bir önsöz yazısı ile dile getirmiştir. Çeçen buradaki yazısında üç büyük dünya sisteminin tam ortasında kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin hiç irine benzemediğini ve dünyanın ortasında merkezi bir model ile tarih sahnesindeki yerini aldığını, bu nedenle de sonuna kadar bağımsız kimliği ile Atatürk Cumhuriyetinin sonuna kadar yoluna devam edeceğini vurgulayarak, Cumhuriyetçi Birlik Platformunun stratejik yapılanmasını ortaya koymaya çalışmıştır. Faik Kurtulan, öncü kimliği ile neden cumhuriyetçi birlik adı altında yeni bir sosyal platform örgütlenmesine gidildiğini gene bu kitapçıkta anlatmaya çalışmıştır. Monarşi, oligarşi gibi tek kişi ya da belirli grupların yönetim biçimlerine karşı çıkarak, gerçek anlamda bir halk yönetiminin ancak demokrasi çatısı altında olabileceğini ve bunun da ancak cumhuriyet devletinin çatısı altında gerçekleşebileceğini açıkça dile getirmiştir. TBMM’de cumhuriyetin kabul edilmesi sırasında bir din hocasının da meclis üyesi olarak söz aldığını ve din açısından da en yararlı yönetim biçiminin cumhuriyet olduğunun o sırada meclis çatısı altında ifade edildiğini vurgulamıştır. Halkın bütününün tümüyle benimsemiş olduğu cumhuriyet rejiminden geri dönmenin mümkün olmadığını ve Türk halkının gelecek yüzyıla doğru adımlarını atarken, gene cumhuriyet rejimi içinde hareket edeceğini vurgulamıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti anayasasında belirtilen laik ve sosyal hukuk devletinin ancak cumhuriyetle birlikte mümkün olabileceğini de kuruluş kitabında dile getirmiştir.                

Cumhuriyetçi Birlik Hareketi İstanbul ve Ankara kentlerinde güncel siyasal konular üzerine toplantılar yaparken olabildiğince partiler tarafından dışlanan Atatürkçü, ulusalcı ve cumhuriyetçi aydınları konuşmacı olarak davet etmiş ve onlara söz vererek alternatif medya arayışı içerisinde etkin olmaya çalışmıştır. Cumhuriyetçi Birlik Platformu düzenli toplantıların yanı sıra, birçok siyasal sorunun güncelleşmesi aşamasında bunlar ile ilgili kamuoyu açıklamaları ya da basın aracılığı ile imza toplama girişimlerini, ulusal refleks çizgisinde tamamlamaya çalışmıştır. Böylece batı bloku bağlantılı siyasal kadroların muhalefet yapmadığı bir dönemde Türk demokrasisinin işleyebilmesi için cumhuriyetçi aydınların sesi, Birlik Platformu aracılığı ile dünya ve ülke kamuoylarının bilgisine sunulmuştur. Aydın birliği ve dayanışmasını ulusal çizgide örgütlemeye çalışan platform, daha sonraki çalışmaları sırasında bütün bu girişimlerin cumhuriyetçilik ilkesi içinde bir araya getirilerek, ülkedeki cumhuriyet karşıtı bazı olumsuz gelişmelerin önlenebilmesi doğrultusunda öne çıkarmaya çaba göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ulus devlet olduğu ve aynı zamanda halkçı bir cumhuriyet rejimine sahip bulunduğunu dile getiren platformun kurucusu, altı ilkenin eklektik birleştirilmesi ile sağlanan ulusal siyasal sentez doğrultusunda ulus devlet ile halkçı cumhuriyet birlikteliğinin gerçekleştirildiğini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit ve özgürlükçü bir çizgide bütün hak ve özgürlüklere sahip kılındığını da kuruluş bildirisinde açıklamıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek isteyenlere karşı, Fransız ulus devlet modeli ile birlikte bu ülkedeki düşünsel potansiyeli dile getirerek, Türkiye’nin benzer durumda olduğunu kamuoyuna açıklamıştır. Atatürk’ün farklı bir sentezi gerçekleştirirken, hiçbir rejim ya da ideolojiyi taklit etmediğini ve başka ülkelere benzemeyen koşulların gereğini yerine getirdiğini, ancak kendi gerçekliğine uygun düşen bir yola yönelerek hiç kimseye benzemeyen bir yönde ilerlediğini de altını çizerek Atatürk ilkeleri ile birlikte kamuoyuna açıklamıştır.                  Platformun yayınlarında, Kemalist halkçılık ile neoliberal içerikli sosyal demokrasi arasında büyük farklar sürekli olarak dile getirilmiştir. Sosyal demokrasi batı, halkçılık ise doğu kökenli kavramlardır. Sosyal demokrasi batı işbirlikçisi iken, halkçılık doğunun antiemperyalizmini ortaya koymaktadır. Halkçılık köylü ve toplumun bütününü ifade ederken, sosyal demokrasi aydınları ve çalışan kitleleri öne çıkarmaktadır. Atatürk devleti kurarken, batı tipi sosyal demokrasiyi yasaklamıştır ama devleti kuran partinin adını halkçılıkla ifade ederek, batı emperyalizmine karşı antiemperyalist bir halkçılığa Türk cumhuriyetini dayandırmaya çalışmıştır. İkinci dünya savaşı sonrasında Türkiye üzerinde etkili olan batılı emperyalist devletler, Türkiye’yi yanlarına alma doğrultusunda demokrasiyi batı bağımlılığı olarak öne çıkarmışlar, Atatürk halkçılığını ise sosyalist sistemi öne çıkararak komünistlikle suçlamışlardır. İşte bu noktada Türk devleti bağımsız yapısından kaydırılarak batı emperyalizminin kucağına yeniden düşürülmüştür. Antiemperyalist muhalefet de komünistlikle suçlanarak devre dışı bırakılırken, halkçılık kavramından uzaklaşılarak bireycilik anlamında liberal ve sosyal demokrat bir siyasete yönelme eğilimi öne çıkarılmıştır. Normal gelişmelerin ötesinde  bir de Türkiye’de özel bir gelişme dönemi yaşanmış, Atatürk’ün partisine üçüncü genel başkan olarak dışarının desteği ile bir gazeteci getirilmiş ve bu kişi  emperyalist ve Siyonistlerin isteği doğrultusunda bölgecilik yaparken, hem  Kemalizme hem de batı tipi sosyal demokrasiye karşı çıkarken, Orta Doğu merkezli yeni bir yapılanma aşamasında ,Türkiye’de demokratik sol adı altında  eskisinden çok farklı bir yapılanmayı öne çıkararak kendisini destekleyen emperyalistlerin istekleri doğrultusunda hareket etmiştir . Liberalizmden neoliberalizme geçerken, Türkiye’de de halkçılık ve cumhuriyetçilik uygulama alanından çıkartılarak, batı tipi yeni modellere uygun davranan iktidarlar siyaset sahnesinde öne çıkartılmışlardır. Ulusalcı bir Kemalist halkçılıkla kurtuluş savaşını kazanan Türk ulusu, günümüzde liberal bireyciliğe dayanan bir sosyal demokrasi siyaseti ile yeniden teslim alınmaya çalışılmaktadır. Devleti kuran parti bu oyunlara karşı çıkacağına çeşitli girişimlere alet olarak ve halkçılıktan uzaklaşarak batı tipi sosyal demokratçılık oynamaktadır.                

Cumhuriyetçi Birlik Platformunun, Kemalizm’e karşı çıkan batı tipi sosyal demokratlık konusunu bir yana bırakmadan, bu doğrultuda geliştirilen yeni emperyalist projelere yönelen çalışmaları da olmuştur. Özellikle bugünün koşullarında küresel sermayenin örgütlediği küresel emperyalizm, açıktan şehir devletlerini destekleyerek ulus devletlerini tehdit ettiğini gene bu platformun toplantıları ile yayınlarından Türk kamuoyu öğrenmiştir. Küresel sermaye bugünün koşullarında ulus devletleri ortadan kaldırmaya çalışırken, bunların yerine halk kitlelerini daha küçük birimler halinde yönetebilmek üzere, Ortaçağ da olduğu gibi şehir devletleri yapılanmasını öne çıkarmaya çalışmaktadır. Batının önde gelen tekelci şirketleri giderek dev bir biçimde büyürken, şirket yapılanmalarının da devletlere benzemeye başladığı görülmektedir. Bir avuç aşırı zengin azınlığın elindeki oyuncaklar haline düşen büyük şirketler üzerinden dünya hegemonyası kurulması için   yoğun çalışılırken, var olan ulus devletlerin ortadan kaldırılması ve bu doğrultuda alt kimliklerin hortlatılarak yerelleşmenin önünün açılmaya çalışıldığı görülmektedir. Ulus devletlerin tarihsel süreçteki sonunu getirecek olan şehir devletleri projesi, gene neoliberal içerikte sosyal demokratçılık oynayan ikinci cumhuriyetçilerin işi olarak Atatürk’ün partisine mal edilmeye çalışılmaktadır.  Son yerel seçimlerde bütün büyük şehirlerde belediye seçimlerini kazanan sosyal demokratlar, arka plandaki neoliberal hazırlığın sonucu olarak şehir devletleri siyasetlerine yönelmektedirler. Avrupa Birliği öncülüğünde kurulmuş bulunan Uluslararası şehirler ve yerel yönetimler birliği çatısı altında, üye olan belediyelerin, uluslararası alanda devletler gibi bağımsız hareket etmelerini sağlayarak, ulus devletleri şehirler üzerinden parçalamaya kalkışan, böylesine emperyalist bir politikaya sosyal demokrat görünümlü siyasetçilerin ve yerel yöneticilerin alet olmasını ulus devletlerin kabul etmesini beklemek mümkün değildir . Bugünün koşullarında ulus devletlerin başkentine bağlı olan şehirlerin Singapur, Malta ya da Hong Kong gibi şehir devletlerine benzer statülere dönüştürülmesini kabul edecek ulus devletler, birer siyasal mekanizma olarak ortadan kalkacaklardır. Emperyalizm şirketleri büyütürken devletleri küçültmeyi hedeflemekte ve çok büyük ulus devletleri ortadan kaldırabilme doğrultusunda şehirleri küçük devletçiklere dönüştürerek, piyasa üzerinden sahip olduğu ekonomik üstünlüğünü aynı zamanda şehirler üzerinden siyasal kontrola almaya çalışmaktadır. Böylesine emperyalist bir projenin sosyal demokratlık olarak savunulması, çok büyük bir sahtekarlık olarak siyasal gündeme gelirken, ulusal yapılar ile halk kitleleri açıkça karşı karşıya getirilmektedir. İşte Kemalist cumhuriyetçilik yerine sosyal demokrasiyi öne   geçirmek isteyenlerin arkalarında var olan büyük emperyal oyun böylece ortaya çıkmaktadır. Özgürlükçü belediyecilik diye bu bölücü projeyi savunan işbirlikçi kesimler, açıkça şehir devletlerinin oluşumu için ulusal toplumları bölme oyunlarına resmen alet olmaktadırlar.                

Bugünkü zamanın ruhu olarak öne çıkartılan ve bu doğrultuda savunulan  eşit yurttaşlık projesi de, ulus devletlerin kamu düzenlerini görmeden , ulusal kimliğe sahip çok büyük ulus devletleri  dikkate almadan alt kimlikçilikleri örgütleyerek öne çıkaran  neoliberal sosyal demokratçılık insan hakları adına alt kimlikçiliği  gündeme getirerek savunurken,  alt kimliklerin bir arada yaşadığı yerel yönetimlere  otonomi verilmesi gibi  uçuk  önerileri  de gündeme getirmektedirler. Yeni projeye göre  şehirler devletleşirken, yerel  yaşam birimleri de otonomlaşarak ulus devletlerin başkentlerine bağlı olmaktan kurtulacaklardır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği yerel yönetimler özerklik şartı savunulmakta ve bununla ilgili bütün şerhlerin kaldırılması gerektiği vurgulanarak ve gelecekte şehirlerin bağlı oldukları başkentlerden bütünüyle uzaklaşarak kendi yerel yönetim alanlarında küçük devletçikleri dönüşmeleri savunulmaktadır. Yerel yaşam bölgeleri ya ayrı bir şehir devleti olacak ya da bunların dayanmış olduğu alt kimliklere ulusal kimlikler ile birlikte eşit bir statü tanınarak, eşit yurttaşlık adı altında ulusal yapılar tasfiye edilerek küresel emperyalizmin istediği çok kültürlü ya da çok kimlikli bir toplum düzeni kurulacaktır. Böylece ulus devletler temelden çökertileceklerdir.

                 Türkiye gibi her şeyin ortasında yer alan bir ülkede, cumhuriyetçilik için yola çıkan bir platformun sosyal demokrasi, şehir devletleri, eşit vatandaşlık ya da komünal yaşam biçimi gibi konular ile uğraşmasının çeşitli nedenleri vardır. Yüz yıl önce dünya yeniden kurulurken, Türkiye’nin kuzeyinde kurulan sosyalist sistem şura adı verilen ama Sovyet kavramı ile açıklanan küçük yerleşim birimlerine dayanıyordu. Ayrıca bu büyük yapılanmadan çeyrek yüzyıl geçtikten sonra da İslam dünyasının ortalarında bir Yahudi devleti olarak kurulan Siyonist yapılanma da, Kibutsz ya da Moşav gibi yerel birimlerin şehirleşmesi modeline dayanan bir toplumsal örgütlenme ile ortaya çıkıyordu. Orta çağ döneminde Avrupa tipi derebeylik yaşamayan Asya bölgelerinde şehir devletlerinin Avrupa’da olduğu gibi kurulamaması yüzünden Şura ve Kibutz uygulamalar, doktriner ya da dinsel yaklaşımlar çizgisinde oluşturulmaya çalışılmıştır. Avrupa Birliği bugün ulus devletlerin birleşememesi yüzünden dağılma noktasına gelirken, Orta Çağ döneminde var olan beş yüze yakın şehir devletinden oluşan bir Avrupa Birliği arayışının öne çıktığı göze çarpmaktadır. Avrupa Birliği deneyimi çökerken ve Avrupa kıtası yeniden şehir devletleri arayışına doğru yönlendirilirken, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa ve Asya kıtaları arasında sahip olduğu jeopolitik konumunu iyi değerlendirerek hareket etmek zorundadır. Avrupa otuz ulus devletten oluşan bir kıtasal birliği gerçekleştiremediği aşamada, geri dönerek Orta Çağ Avrupa’sında beş yüz şehir devletinden oluşan bir yapılanmaya yönelmektedir. Bu açıdan Avrupa modeli şehir devletleri oluşumu, Kemalist Cumhuriyet tarafından kabul edilemez. Ayrıca laik Türk devletinde İsrail gibi bir dini örgütlenme ya da çökmüş olan Sovyetler Birliğinde olduğu gibi, yerel yönetimlerin şuralar biçiminde örgütlenmesi de ulusal devlet yapılanması açısından hiç bir zaman düşünülemez .Kuvayı Milliye döneminde Kars’da toplanan  yönetim arayışının Kars Şurası yönetimi olarak  gündeme getirildiğini  hiçbir zaman unutmamak gerekmektedir .Türkiye cumhuriyeti üniter bir ulus devlet olarak kurulduğu için  Kars Şurası benzeri Sovyet yapılanmaları Anadolu yarımadası üzerinde örgütlenememiştir. Avrupa kendi köklerine dönerken şehir devletleri ile karşılaşıyorsa, Türkiye’de kendi kökenlerine dönerken hem Asya tipi üretim tarzı hem de imparatorluk arazilerine dönüş senaryoları ile karşı karşıya kalmaktadır. Avrupa tarihinde görülen eski şehir devletlerinin Asya topraklarında ortaya çıkması bugünün büyük ve güçlü devletleri düzeninde mümkün görünmemektedir.                

Cumhuriyetçi Birlik Platformu, bir toplumsal insiyatif ve de aynı zamanda ulusal bir refleks olarak yirmi birinci yüzyılın başlarında ortaya çıkmış ve bugünlere kadar gelmiştir. Avrupa, Amerika, İsrail gibi üç büyük emperyalist merkezin kendi projeleri üzerinden ele geçirmek istedikleri merkezi coğrafyanın tam ortasında bugün her şeye rağmen Atatürk Cumhuriyeti varlığını sürdürmektedir.  Yüz yıl önce dünya yeniden imparatorluklar sonrasında biçimlendirilirken, Avrupa’dan kaynaklanan ulus devlet modeli ile Türkler hükümranlık düzenlerini yenilemişlerdir. Kuzey bölgesindeki sosyalist sistemin özelliklerinden de yararlanarak, Türk modelinin sentezini oluşturan altı ilkenin üçü olarak devletçilik, halkçılık ve devrimcilik esasları benimsenmiştir.  Bugünün koşullarında Türk cumhuriyetçilerinin hem tarihsel süreci hem de jeopolitik konumu dikkate alarak gerçekçi bir cumhuriyetçilik anlayışı içinde hareket etmeleri gerekmektedir. Ancak o zaman hem dünyadaki değişmeler doğrultusunda bir yeni yapılanmalara gidilebilir. Tam bu aşamada dağılarak yok olmamak üzere de ulusal kurtuluş savaşından gelen kuruluş modeline sahip çıkarak, biz olma hakkını Türk ulusu ve cumhuriyet rejimi benimsemek durumundadır. Ulusal toplum ve ulus devletlerin esası olan ulusalcılık anlayışının korunabilmesi ve sürdürülebilmesi için güçlü bir cumhuriyetçi akıma gereksinme vardır. Atatürk bunu dikkate alarak gerçekçi bir cumhuriyet rejimi kurmuş ve aynı zamanda uygulanan ulus devlet anlayışı ile de topluma kucak açılmıştır. Bu bölgede kendilerine bağımlı şehir devletleri, şura yapılanmaları, dini şehirleşme girişimleri ya da otonom yerel yapılanma arayışlarının önü kesilmek isteniyorsa, yeniden uluslaşmayı ve cumhuriyet devletinin güçlendirilmesini sağlayacak ulusal programlar ile cumhuriyetçi yapılanmalara gereksinme   vardır. Bu kadar karışık bir ortamda Türkiye Cumhuriyeti varlığını sürdürürken, kendisini tehdit eden her gelişmeyi yakından izlemeli ve bunların kendisini tehdit etmesine asla izin vermemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar olması ancak böylesine aktif tutumlar ile mümkün olabilecektir. Bu koşullar altında her cumhuriyetçinin, ya cumhuriyetçi partiler çatısı altında ya da cumhuriyetçilik platformları aracılığı ile, uyanık bekçilik görevlerini yerine getirmeleri zorunluluk kazanmaktadır.                

Cumhuriyetçi Birlik Platformu, on yıla yakın devam eden çalışma döneminde, Türkiye’deki cumhuriyetçi birikimi ülkenin önde gelen düşünce ve bilim adamlarının katkıları ile bugünlere taşımıştır. Hareket aynı zamanda Atatürk modeli cumhuriyet devletimiz açısından ortaya çıkan gelişmeleri ve değişmeleri yakından izleyerek, Türkiye için alternatif olabilecek çeşitli planlar ve projeler de geliştirerek, cumhuriyet rejiminin sonsuza kadar devam edebilmesi için yoğun çalışmalar sergilemiştir. Ülkeye ve rejime karşı gelişen bütün tehditlere ile mücadele edilirken, şehir devletleri ve bölgesel devletler gibi emperyalist projelerin gündeme getirdiği tehlikelerle de yakından ilgilenerek, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin önümüzdeki çağlarda da varlığını koruyarak, yoluna devam edebilmesi için her türlü özveri ile çalışmalarını sürdürmektedir. Platform üç kıta arasındaki çağdaş cumhuriyet modelinin örnek olmaya devam etmesi insanlığa katkıda bulunmayı sürdürecektir.Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Bakan Koca Açıkladı : Düşüş Devam Ediyor

1 ay önce bugün 1.424 olan yoğun bakım hasta sayımız %57 oranında, 766 olan entübe hasta sayımız %66, günlük vaka sayımızsa %48 oranında azaldı. 52 bini aşkın testin sonucuna göre, bugün yeni vaka sayımız 867. TEDBİRLERLE BU DÜŞÜŞÜ DAHA DA HIZLANDIRALIM.

Seyahat Etmek İsteyenler Bunları Yapmak Zorunda

T.C. Giresun ValiliğiSeyahat İçin HES Kodu Alınacak03.06.2020 Kontrollü normal hayata geçilmesinin ardından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında alınan seyahat kısıtlamasının kalkmasıyla seyahatlerde HES kodu dönemi başladı.Kovid-19 ile mücadele kapsamında, vatandaşların bölgelerindeki risk durumlarına bakabilmelerine ve sağlıklarını takip edebilmelerine imkan tanıyan “Hayat Eve Sığar” (HES) mobil uygulaması güncellenerek, seyahatlerde kullanılacak HES kodu eklendi.Şehirler arası seyahatlerde, iş yerlerinde ve bireysel iletişim gerektiren tüm kamusal mekanlarda kullanılmaya başlanacak HES kodu ile vatandaşların kontrollü sosyal hayatta güvenliği en üst düzeye çıkarılacak.

HES KODU NEDİR?

HES kodu, kontrollü sosyal hayat kapsamında, vatandaşların şehirler arası yolculuklarında, kurum ziyaretlerinde ya da bireysel iletişim gerektiren kamusal alanlarda Kovid-19 açısından herhangi bir risk taşıyıp taşımadığını güvenli şekilde paylaşmasına ve salgının takibine yarayan bir uygulama olacak.Kod, öncelikle seyahatlerde kullanılacak. Vatandaşlar, tüm ulaşım süreçlerinde Hayat Eve Sığar Mobil Uygulaması üzerinden ya da kısa mesaj yoluyla HES kodu alacak. HES kodu, bilet alınırken ilgili seyahat firması ile paylaşılacak, böylece tüm yolcuların Kovid-19 riski taşıyıp taşımadığı sorgulanabilecek ve riskli kişilerin seyahati onaylanmayacak.Uygulama öncelikle seyahatlerde kullanılmaya başlansa da kısa süre içerisinde iş yerleri, muayenehaneler, kurum ziyaretleri gibi birçok alanda yaygınlaştırılacak.

HES KODU NASIL ALINACAK?

HES kodu E-Devlet kapısı üzerinden, “Hayat Eve Sığar” mobil uygulaması üzerinden ve SMS yoluyla alınabilecek. HES Kodu E-Devlet üzerinden https://t.co/OYI5RG3OC9?amp=1 bağlantısını takip ederek oluşturulabilecek. Öncelikle E- Devlet Kapısı üzerinden ‘’HES Kodu Oluşturma ve Listeleme’’ hizmeti seçilmelidir. Henüz üretilmiş bir HES Kodunuz yoksa ‘’Yeni HES Kodu’’ bağlantısı tıklanmalıdır. Hizmete giriş yapan kullanıcının kimlik bilgileri ekranda otomatik olarak görüntülenir. Bu ekrandan kimin için HES Kodunun oluşturulacağı (Kendi adıma / 18 yaşını doldurmamış çocuğum adına) seçilmelidir. Üretilecek HES Kodunun süreli ya da süresiz olarak seçimi yapıldıktan sonra kodunuz paylaşım için otomatik olarak doldurulacaktır. Üretilen HES kodlarını, HES Kodu Sorgulama hizmeti sayfasından sorgulayabilirsiniz.

HES KODUNU MOBİL UYGULAMA ÜZERİNDEN OLUŞTURMAK

HES Kodu “HES kodu işlemleri” bölümüne girilerek alınabilecek. Ardından “HES kodu oluştur” butonuna tıklanacak ve kod kullanım süresi seçilecek ve kod oluşturulacak. Uygulamada kod üretimi, üretilen kodun süre ile kısıtlanması, paylaşılması, silinmesi gibi tüm yönetim, vatandaşların kendi kontrolünde olacak. Vatandaşlar, Hayat Eve Sığar uygulaması üzerinden dilediği sayıda kod üretebilecek. Hangi kodu, hangi kurumla paylaştığının listesini görüntüleyebilecek, dilerse iptal edebilecek ya da yetkilerini kaldırabilecek.HES kodu ayrıca SMS yöntemiyle de alınabilecek. Kısa mesaj ile HES kodu almak için, HES yazıp aralarında boşluk bırakılarak sırasıyla, T.C. kimlik numarası, T.C. kimlik seri numarasının son 4 hanesi ve paylaşım süresi (gün sayısı olarak) yazılacak ve 2023’e SMS olarak atılabilecek. Paylaşım süresinin belirtilmemesi halinde kodun süresi 1 yıl ile sınırlandırılacak. (Kısa mesaj örneği: HES 1234567890 1234 15. Bu şekilde mesaj atıldığında kod 15 gün geçerli olacak.) Seyahat firması, HES kodu ile kişinin sağlık durumunu sorgulayacak, risk olması halinde seyahat onaylanmayacak. Seyahat sırasında herhangi bir risk taşımayan ancak sonradan risk durumu oluşan kişiler olursa, temas mesafesinde kabul edilen kişilerle iletişime geçilerek sağlık ve rehberlik hizmeti sağlanacak.”Hayat Eve Sığar” uygulaması, mobil uygulamalar üzerinden cep telefonlarına ücretsiz indiriliyor.

MGK Bildirisi: “Ülkemizin karada, denizde ve havadaki hak ve menfaatlerinin korunmasına tavizsiz devam edilecektir”

MGK Bildirisi: “Ülkemizin karada, denizde ve havadaki hak ve menfaatlerinin korunmasına tavizsiz devam edilecektir” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirilen MGK toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada; Türkiye karşıtlığı ortak paydasında bir araya gelen bazı aktörlerin, Türkiye’nin Akdeniz’deki meşru ve hukuki adımlarına yönelik menfi yaklaşımlarının değerlendirildiği belirtilerek, “Ülkemizin karada, denizde ve havadaki hak, alaka ve menfaatlerinin korunmasına tavizsiz devam edileceği belirtilmiştir” denildi.Millî Güvenlik Kurulu (MGK) olağan toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirildi.

“TERÖRE KARŞI YÜRÜTÜLEN MÜCADELE KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLECEK”

Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada; Türkiye’nin millî birlik ve beraberliği ile bekasını tehdit eden PKK/KCK-PYD/YPG, DEAŞ ve FETÖ başta olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı yurt içi ve yurt dışında başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurul’a bilgi sunulduğu ve Türkiye ve bölgede teröre karşı yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğinin altı çizildi. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve bölgenin terör örgütlerinden temizlenerek Suriyelilerin ülkelerine gönüllü, onurlu ve güvenli olarak geri dönmesi doğrultusunda Türkiye’nin yürüttüğü çok boyutlu çalışmaları taviz vermeden sürdürme kararlılığının bir kez daha teyit edildiği ifade edilen bildiride, uluslararası toplumun Türkiye’nin bu yöndeki çalışmalarına destek olmaya çağrıldığı belirtildi.

“ULUSLARARASI TOPLUM, LİBYA HALKININ İRADESİNİ GASP EDEN KARANLIK OLUŞUMLARA KARŞI İLKELİ BİR DURUŞ SERGİLEMELİ”

MGK Bildirisi’nde, Türkiye karşıtlığı ortak paydasında bir araya gelen bazı aktörlerin, Türkiye’nin Akdeniz’deki meşru ve hukuki adımlarına yönelik menfi yaklaşımlarının değerlendirildiği vurgulanarak şunlar kaydedildi: “Ülkemizin karada, denizde ve havadaki hak, alaka ve menfaatlerinin korunmasına tavizsiz devam edileceği belirtilmiştir.Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükûmetin Libya’nın siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza ederek ülke sathında barış ve huzurun tesisi yönünde gösterdiği çabalara ülkemiz tarafından verilen askerî danışmanlık hizmetlerinin sürdürüleceği vurgulanmış; uluslararası toplum, Libya halkının iradesini gasp eden ve meşru Libya hükûmetini hedef alan karanlık oluşumlara karşı ilkeli bir duruş sergilemeye davet edilmiştir.Küresel düzeyde etkili olan salgınla amansız mücadelemizde ülkemizin; sağlık, gıda, teknoloji, ekonomi, kamu düzeni ve güvenliği başta olmak üzere her alanda gösterdiği başarının altı çizilmiştir.”