kategori Arşivleri: Güncel

Mutfak Dostları Derneği, “Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri”ni, 10 kategoride sahipleri ile buluşturdu.

Türkiye’nin köklü sivil toplum kuruluşlarından Mutfak Dostları Derneği, “Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri”ni, 10 kategoride sahipleri ile buluşturdu.

Türkiye’nin en eski sivil toplum kuruluşlarından biri ve gastronomi alanının saygın temsilcisi olan Mutfak Dostları Derneği, geçtiğimiz yıl üç onur ödülü vererek başlattığı “Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri”ni, bu yıl sekiz dalda sahipleri ile buluşturdu. 18 Ocak 2020 tarihinde Moda Deniz Klübü’nde gerçekleşen ve Fransız şef Laurent Capdeville’in “Şefin Mutfağı; Par is tanbul” temasıyla sunduğu gala yemeği ile sahiplerini bulan olan ödüller şu kategorilerde verildi:

  • Yılın Türk Şefi – Osman Sezener, Od Urla
  • Yılın Yabancı Şefi – Fabio Brambilla, D.ream Grup Mutfak Direktörü
  • Yılın Genç Şefi – Murat Deniz Temel, Alaf
  • Yılın En İyi Geleneksel Lokantası – Kısmet İzmir
  • Yılın En İyi Yabancı Konsept Lokantası – Shang Palace, Shangri La Bosphorus
  • Yılın En İyi Tek Ürün Geleneksel Lokantası – Bayramoğlu Döner
  • Yılın En İyi Pastanesi / Tatlı evi – Orkide Pastanesi, Gaziantep
  • Yılın En İyi Ürün Satış Noktaları (Yiyecek&İçecek) – Çemen’s Gurme, Kayseri

Gecede, jüri özel ödülünü Anadolu mutfağına getirdiği çağdaş yorumlarla şef Deniz Şahin, Mutfak Dostları Derneği kurucularından Tuğrul Şavkay’ın anısını yaşatmak üzere verilen “Tuğrul Şavkay Başarı Ödülü”nü ise, sürdürülebilir tarıma ve yerel üretimin öncü ismi, Gürsel Tonbul aldı.

Bir sivil toplum kuruluşunun başlattığı ilk ödül

“Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri”, Türkiye’de gastronomi alanında bir sivil toplum kuruluşunun başlattığı ve organize ettiği ilk ödül programı olma niteliğini taşıyor. Bu yönüyle tamamen objektifkritereler ile işleyen ödül sistemi, sekiz kategorinin her biri için ön jürinin önerilerinin ana jüri tarafından değerlendirilmesi yöntemine dayanıyor.

Ödül törenine ilişkin olarak Mutfak Dostları Derneği Başkanı Zeynep Kakınç şunları söyledi: “Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri’ni bu yıl tüm kategorileriyle hayata geçirmiş olmaktan çok mutluyuz. 2020, derneğimizin 30.yılı yılı olması nedeniyle de bizler için ayrı bir önem taşıyor… 18 Ocak akşamı verilen ödüllerin ülkemizin gastronomi sahnesinde sürdürülebilir ve güvenilir bir referans olmasını hedefliyoruz, zira Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri, bu alana 30 yıldır yoğun katkı sunan bir sivil toplum kuruluşu tarafından veriliyor. Bu, ülkemizde bir ilki temsil etmesi bakımından hayli önemli… Dilerim sonuçlar da, bu alanda yılmadan, titizlikle çalışan kişi ve kuruluşları motive ederek gastronomi dünyamızın çıtasının daha da yükseğe çıkmasına destek olur.”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu"Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile görüşme talebimi ilettim"

İMAMOĞLU, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A SUNDUĞU MEKTUBUN İÇERİĞİNİ AÇIKLADI: “CEVABINI İSTANBUL HALKI ADINA BEKLİYORUM”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul için hazırlanan ÇED raporunun ardından, “Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” için de itiraz dilekçesi verdi. İmamoğlu, itiraz öncesinde gazetecilerin faytondan cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi sürecine kadar birçok sorusuna yanıt verdi. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı’nı Erdoğan’a Ankara’da teslim ettiği 4 sayfalık mektubun içeriğiyle ilgili soruyu, “Mektubumuzda, İBB ile merkezi hükümetin arasındaki kanalların bozulmasını isteyen kişilerin olduğunu, bunun düzeltilmesi gerektiğini, buna müsaade edilmemesi gerektiğini yazdım. Bazılarının gazetede yazdığı gibi değil. 4 sayfalık mektupta Kanal’ı anlatacak değilim. Ben, o konuyu yüz yüze anlatmak isterim. Yüz yüze konuşmak istediğimi, bir brifing vermek istediğimi, İstanbul’un bugününü ve yarınını bizler tarafından kendilerine aktarmak istediğimi çok samimi bir dille, İstanbul Büyükşehir Başkanı olarak, Türkiye tarihinin İstanbul’da en yüksek oy sayısıyla seçilmiş belediye başkanı olarak Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile görüşme talebimi ilettim. Bundan sonraki takdir, bundan sonraki vicdan, adalet duygusu verilecek karar tamamen Sayın Cumhurbaşkanı’na aittir. Cevabımı merakla ve açıkçası acil bir şekilde İstanbul halkı adına beklemekteyim henüz bir cevap almadım” şeklinde yanıtladı.

BEŞİKTAŞ / İSTANBUL

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul için hazırlanan ÇED raporunun ardından, “Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” için de itiraz dilekçesi verdi. İmamoğlu, itiraz dilekçesini sunmadan önce gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Beşiktaş İl Müdürlüğü önünde yanıtladı. İmamoğlu’na sorulan sorular ve İBB Başkanı’nın verdiği yanıtlar şöyle oldu:

“İSTANBUL’A İHANETİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYORUZ”
“Bir süre önce de itiraz için gelmiştiniz. O zaman ÇED raporuna itiraza gelmiştiniz. O rapor, bütün itirazlara rağmen bugün kabul edildi Çevre Bakanlığı tarafından. Şimdi yeniden buradasınız. Nasıl değerlendireceksiniz ve bugün neden buradasınız?”
– ÇED raporuyla ilgili biliyorsunuz on binlerce insanımız başvuruda bulundu. Bugün, Bakanlık bu konuda ÇED’i kabul kararını verdi. Bizim için şaşırtıcı bir karar değil aslında. Biz, süreçleri an be an takip etmeye devam edeceğiz. Öncelikle bugün gelişimin sebebi; askıda bulunan planlara itiraz edeceğim. 100.000’lik planlar, İstanbullu adına Bakanlık tarafından düzensiz, hiçbir kamuoyu paylaşımı yapılmaksızın, toplumun bileşenlerinin, paydaşlarının sürece dair düşünceleri alınmaksızın, yeni gelen İstanbul yönetiminin sürece katkıları bir masada tartışılmaksızın bir karar verilmiştir. Kent anayasası denen, kentin değişmez kuralları denen 100.000’lik planın değişikliği süreci, her şeyi abur cubur aceleye getirme üslubuyla yapılmış ve askıya çıkmıştır. Bu ayın sonuna kadar askı süreci var ve ben bugün bu plana itirazımı vereceğim. Hemşehri hukuku dahilinde itirazımı vereceğim. İtirazı vereceğiz; ama süreci burada bitirmiyoruz. ÇED raporuna toplumun, kişilerin, hemşehri hukuku çerçevesinde İBB’nin, başka kurumların, sivil toplum kuruluşlarının mahkeme açma hakkı vardır. Ben, şahsen bu konuda mahkeme açma hakkımı kullanacağım. Toplumun da bunu en üst seviyede kullanacağını biliyorum. Örneğin; bu ayın sonuna kadar, bütün İstanbulluların bu plana itiraz haklarını kullanma konusunda özveride bulunacağını hissediyorum. Yine Şehircilik Bakanlığı’nın temsilciliklerine gelecekler ve itirazlarını verecekler. Daha sonra planla ilgili süreç de askı süreci bittikten, karar verildikten sonra, bunun da olumsuz olması halinde mahkeme süreci var. Hukuki yollarla sonuna kadar, İstanbulluların büyük katılımıyla ve desteğiyle, İstanbulluların hayati bir sorunu olan ve geleceğini tümüyle etki altına alacak olan, bana göre İstanbul’a yapılacak en büyük ihanet kavramını, (ki bu ihanet kavramını Türkiye’nin, İstanbul’un gündemine biz oturtmadık, oturtanları sizler biliyorsunuz. Kimin, ‘İhanet ettik’ dediğini sizler biliyorsunuz ama bu ihanet onların kat be kat fazlası. Geri dönüşü olmayan, büyük bir ihanet) engellemeye çalışıyoruz. Bu kararı almaya çalışanlara da yardımcı olmaya, onları tarihi büyük hatadan döndürmeye çalışıyoruz. Bu yönüyle hem itiraz hem hukuki süreçleri, tüm hukuki haklarımızı görecekler ki sonuna kadar milyonlarca insan kullanmaya devam edeceğiz.



“REHBERLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİM”
“ÇED raporuna yüzlerce itiraz oldu…”
– Yüzlerce değil on binlerce itiraz oldu. Bence bırakın incelemeyi, işin ruhunu kavrama noktasında bir çaba gösterdiklerini de düşünmüyorum. Bu nereye gitmek istediğinizle alakalı. Siz eğer toplumla birlikte bir yere gitmek istiyorsanız, toplumun her sesini duyarsınız. Bu sizin algılarınızın açık olmasıyla alakalı. Şu an süreçte en baştan beri ben bilirim, ben yaparım, isteseniz de istemeseniz de yaparım anlayışının vuku buluş biçimi. O bakımdan ben bu itirazları bırakın incelemeyi, gördüklerini, hissettiklerini dahi düşünmüyorum. Ben her şeye rağmen bu ülkenin üniversitelerinde yetişmiş hukukçularının, sıkıntıda olan hukuk sistemiyle dahi olsa bu denli tehlikeli bir sürece hukukun cevap vereceğini ve bizim hakkımızı hukuk sayesinde savunabileceğimizi düşünüyorum. ÇED’de de bu kararı bekliyordum. Planda da çok umutlu değilim; ama yine on binlerce itirazın olmasını umut ederim. Bugün itibariyle İstanbul’un gönüllü insanları kadınları, erkekleri, gençleri buraya hemşehri hukukuyla başvurularını yapacaklar. Ama esas ondan sonraki hukuki süreç çok önemli. Ben o anlamda rehberliğimi yapmaya devam edeceğim. Bu İstanbul haklının bana verdiği görevin karşılığıdır.

“ATLARIN DA SATIN ALINMASI KONUSUNDA KARARIMIZ VAR”
“Faytonlarla ilgili İBB’nin kasasından çıkacak miktarın yüksekliği de konuşuluyor. Faytonlarla ilgili son durum nedir? Ve bu çıkacak parayla ilgili eleştirilere ne söyleyeceksiniz?”- İstanbul’un birikmiş çok sorunu var. Bu da o birikmiş sorunlardan bir tanesi. Yani fayton meselesi, dünden bugüne oluşmuş bir konu değil. Fayton, Adalar’ın geleneğinde de olan bir kültür. Bunun altını çizelim. Biz bunu yok saymıyoruz. Ama onlarca yıldır kötü yönetilen bu süreç, geldiğimiz noktada ne yazık ki hiçbirimizin, toplumun hiçbir kesiminin vicdanına sığmayacak bir noktaya gelmiştir. Adalar’da bu süreç, ne yazık ki olumsuz kullanılmıştır. Bu, insanların canını acıtmaktadır. Biz, bu konuya çözüm bulma çabamızı aylardır yapıyoruz. İnceliğimizi ve titizliğimizi buradan anlayabilirsiniz. İstanbul’un bütününü ilgilendiren devasa bir konunun, kamuoyuna açık bir alanda tartışılmaksızın, ‘pat’ diye milletin önüne koymasını bir kenarda tutun, biz de fayton meselesini dahi defalarca Adalar’a gidip, işin paydaşlarıyla konuşup, çalıştaylar yapıp, nasıl çözeceğimize dair bütün toplumsal dinamikleri harekete geçirip demokratik metotları kullanma çabamız aslında örnektir. Günün sonunda; aldığımız bütüncül karar, -tabi bu arada üzücü olaylar da yaşandı atların ölümünü ve oradaki yok oluşlarını hastalıklarını yaşadık- geldiğimiz noktada mecliste bir karar oluşturmak üzere bir kanaat belirttik. Faytonların geçmişten bugüne gelen bir hakları var. Yani bugün oradaki faytonların bir piyasa değeri var. Biz, bu piyasa değerinde de bu işten emekçi olarak geçimini sağlayan insanların da mağdur edilmemesi hususunda bir karar alması gerektiğini, bundan sonraki taşıma süreçlerinin tümüyle kendi hizmetleri olarak üzerinden yapacağını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT olarak taşıma hizmetlerini vereceğini, yok olan haklarına dair de bir kereye mahsus fayton sahiplerine 250’şer bin TL verme konusunda fikrini kurumumuz beyan etmiştir. Meclisimiz fayton başına 300 bin TL verilmesinin daha doğru olacağını belirtmiştir bütün siyasi partilerin kararıyla. Biz şimdi bu uygulamaya geçiyoruz. Atların da satın alınması konusunda bir kararımız var. Onları da valilik, Tarım Bakanlığı ve ilgili kişilerle görüşüyoruz. Bunların Tarım Bakanlığı uygun haralarında bakımıyla ve süreçle ilgili iş birliği yapıyoruz. Gerçekten hassas bir biçimde atların oraya nakledildiği, faytoncuların haklarının ödendiği ve yeni ulaşım sistemiyle Adalar’a uygun, çevreyi kirletmeyen, elektrikli araçlarla ve de turistik anlamda da farklı elektrikli araçların dizayn edilerek sürece katılmasını sağlamak ki bu konuda da bir yarışma hazırlığımız var. Hizmeti de aksatamdan bu geçişi sağlayacağız. Adalar’da kimsenin canını sıkmadan, canını yakmadan, ebette faytonları seven bir kitlenin olduğunu da biliyorum. Bunun bir gelenek olduğunu da biliyorum. Bunu da hissediyorum ama şu aşamada yapacağımız kararlılığımız olan uygulama budur. Bunu da kamuoyuyla paylaşalım.

“BÖYLE OLSUN İSTEMEZDİK”
“Cumhurbaşkanıyla görüşme talebiniz vardı. Mektupta verdiniz. Bir yanıt geldi mi?”- Keşke hemen yanıt gelse. Sayın Cumhurbaşkanı’mızla Ankara’daki buluşmanın ilkini de biz talep etmiştik ama kendisi 30 büyükşehir belediyesiyle buluşmak olarak planlamıştı. Bu da Belediyeler Birliği’nin bir buluşmasıydı. Ne yazık ki, ilkinde gündeme nasıl olduğu belli olmayan kırılan bir sandalyeyle oturan bir buluşma, ikincisinde de nezaketsiz bir buluşma ortamı gündeme oturdu. Böyle olsun istemezdik. Can sıkıcı. Ancak şöyle söyleyeyim; bu sürecin böyle oluşmasından ziyade, benim için en faydalı şey orada dört sayfalık mektubumuzu vermekti. Mektubumuzda, İBB ile merkezi hükümetin arasındaki kanalların bozulmasını isteyen kişilerin olduğunu, bunun düzeltilmesi gerektiğini, buna müsaade edilmemesi gerektiğini yazdım. Birtakım hususlara değindim. Bazılarının gazetede yazdığı gibi değil. 4 sayfalık mektupta Kanal’ı anlatacak değilim. Ben, o konuyu yüz yüze anlatmak isterim. Yüz yüze konuşmak istediğimi, bir brifing vermek istediğimi, İstanbul’un bugününü ve yarınını bizler tarafından kendilerine aktarmak istediğimi çok samimi bir dille, İstanbul Büyükşehir Başkanı olarak, Türkiye tarihinin İstanbul’da en yüksek oy sayısıyla seçilmiş belediye başkanı olarak Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile görüşme talebimi ilettim. Bundan sonraki takdir, bundan sonraki vicdan, adalet duygusu verilecek karar tamamen Sayın Cumhurbaşkanı’na aittir. Cevabımı merakla ve açıkçası acil bir şekilde İstanbul halkı adına beklemekteyim henüz bir cevap almadım.

“BAKANLARIN VERDİĞİ BİLGİLERİN HEPSİ YANLIŞ”
“Cumhurbaşkanına verdiğiniz Kanal İstanbul mektubunda hangi başlıklar vardı?”- İçinde bizim sağlıklı ilişki kumamızı engelleyen unsurlar, bazı sahada söylenerek bence Sayın Cumhurbaşkanını yanlış yönlendiren ifadeler. Örnek ararsanız; “İmamoğlu metroyu iptal etti. Ya da hiçbir su sorunumuz yok. Ya da Kanal İstanbul ile ilgili süreçte tek bir asra hareketi olmamıştır” diye bilgi veren bakanlar var. Bu bakanların verdiği bilgilerin hepsi yanlış. Daha ağır ifade kullanırım da yakışmıyor. Bütün bunların olmaması ve bu ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiğini ortaya koyan bir mektuptu. Kanal mektupla anlatılacak bir husus değil. Ama onu da İstanbul’un bütün sorunlarını da yüz yüze anlatmak istediğimi ifade ettim. “Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Mektupta da ayrıca bizim söylememiz doğru olmaz, başka şeyler de var’ demiş…” – Ben de zaten söylediğimi, söyledim zaten. Tabi mektup özeldir yani. Doğru söylemiş. Özel olanı, özel buluşmayı bekliyoruz: Ekrem İmamoğlu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.

“CUMHURBAŞKANI ARSA HAREKETLERİNİ ANALİZ ETSİN”
“Kanal İstanbul güzergahında, Katar Emiri’nin annesi de dahil olmak üzere pek çok kişinin arsa aldığı yönünde haberler çıkmıştı. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘Katar Emiri’nin annesinin arsa aldığı doğru değil; ama bazı CHP’lilerin o güzergahtan arsa aldığı söyleniyor’ şeklinde bir iddiası var…”- Vallahi Cumhurbaşkanı’nı doğru bilgilendirdiğimiz için mutluyuz. Çünkü Bakan da ‘Hiç arsa hareketi olmadı’ demişti. Ama biz oradan arsa alanlardan kimin CHP’ye oy verdiğini, kimin AK Parti’ye oy verdiğini; kimin AK Partili, kimin CHP’li olduğunu bilemiyoruz. Katarlı veya bir başka şey de beni ilgilendirmiyor. Orada yaratılan rantın, birileri tarafından önceden arsa hareketine dönüştürülmesi ve nereden alacaklarının bilinmesi… Bence Sayın Cumhurbaşkanı onu analiz etsin. Kimin partili olduğuna, kimin AK Partili, kimin CHP’li olduğuna değil.

“BİR YERİN İBADETHANE OLMASINA FAİZ KARARINI VEREN İLAHİYATÇILAR MI KARAR VERİR?”
“Dün meclisten bir karar geçti. CHP grubunun Cemevleri’ne ibadethane statüsü verilmesi talebi uygun bulunmadı. Cemevleri’nin temizlik ve benzeri hizmetlerden ücretsiz yararlanması kararı çıktı. Siz bu kararı veto edecek misiniz?”- Bir kere şunu söyleyeyim; tabi ki bu karar çıksa da çıkmasa da bu konular, İBB’nin yetkisi dahilinde yapabileceği işler. İstanbul halkının bir maneviyat ve bir eşitlik duygusu arayışı var. Cemevlerinin ibadethane olduğu yönündeki sürecin İstanbulluların hukukunda da ‘Evet böyledir’ denmesi kadar manevi tatmin olamaz. Yani bunu İBB’nin meclis üyeleri yaşasın, hissetsin istedim. ‘Efendim niye bu dilekçeyi İmamoğlu vermedi’ deniliyor. Meclis bunu yapsın. İmamoğlu verseydi o zaman da ‘Bak işte kullanıyor. Siyasete alet ediyor’ Vermedik, ‘Niye o vermedi?’ Bunlar çok komik gündem yaratma hususları. ‘Efendim bir yerin ibadethane olup olmayacağına ilahiyatçılar karar verir’ Hangi ilahiyatçılar? Faiz kararını veren ilahiyatçılar mı? Hangileri? Artı, bir inanışa sahip bir ilahiyatçının bir başka inanışa yönelik karar vermesi ne kadar doğru? Milyonlarca Alevi vatandaşımızın yüzyıllardır ibadethane kabul ettikleri mekanın biçimine nasıl bir başkası karar verecek? Hukuka atıfta bulunanlar hukuksal tüm alanlarda bu kararlar verilmiş. Çok üzüldüm, tartışmalara da çok üzüldüm. İYİ Parti Grup Başkan Vekili çok güzel bir Hadis hatırlattı. Evet, ‘Bütün yeryüzü ibadethanedir’ diyen bir Peygamber’e inananmış insanlarız. Bu şeklide bunun halledilmesi varken, bu şansı kullanamayan o iki partiye çok üzüldüm. Ama ben bu mücadeleyi vermeye devam edeceğim.

“Ne yapacaksınız?”- Onu zaman içerisinde göreceksiniz…

"Hijyen Sağlıktır" Projesi Kırsal Bölgeden 2 Bin Kadına Ulaştı

TİKAV ve Akfen Yenilenebilir Enerji’nin “Hijyen Sağlıktır” projesi ile 26 farklı kırsal bölgedeki 2 bin kadına hijyen eğitimi verildi

a

Akfen Holding tarafından kurulan Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) koordinatörlüğünde, Akfen Yenilenebilir Enerji bünyesinde yatırımları yapılan 26 enerji santralinin yer aldığı kırsal bölgelerde yaşayan kadınlara yönelik düzenlenen “Hijyen Sağlıktır” projesi tamamlandı. Proje kapsamında 2019 yılında tamamı köylerden oluşan 26 farklı noktadaki 2000 kadına yaşam alanı, beden ve besin hijyeni konularında uygulamalı seminerler verildi.

TİKAV ile Akfen Yenilenebilir Enerji işbirliği ile 2017’den bu yana düzenlenen “Evde Okullu Olduk”, “Önce Sağlık” ve “Hijyen Sağlıktır” başlıklarında 3 sosyal sorumluluk projesi ile kırsal bölgelerde yaşayan yaklaşık 4300 kadına ulaşılarak eğitimler gerçekleştirilmiş oldu. TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Sultan Yılmaz, “21’nci kuruluş yılını kutlayan TİKAV olarak gelecek yıllarda kadın odaklı sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Akfen Holding tarafından kurulan Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) koordinatörlüğünde 2019 yılı boyuncaAkfen Yenilenebilir Enerji şirketinin elektrik üretim santrali yatırımlarının bulunduğu Türkiye’nin 16 ilindeki 26 farklı kırsal bölgesinde hayata geçirilen “Hijyen Sağlıktır” projesi tamamlandı.

Proje kapsamında düzenlenen eğitimler ile 2 bin kadın yaşam alanı, beden ve besin hijyeni konularında bilgilendirilirken, seminerlerin ardından katılımcılara sertifikaları ve hijyen kitleri de takdim edildi.

TİKAV ile Akfen Yenilenebilir Enerji birlikteliğinde 2017 yılında “Evde Okullu Olduk” projesiyle 0-6 yaş grubu çocukların gelişimi konusunda 15 bölgede 800 kadına ulaşıldı. Sağlık olarak belirlenen 2018 yılının temasında “Önce Sağlık” projesiyle 17 bölgede1500 kadına sağlık eğitimi verildi.

2019 yılıyla birlikte başlayan “Hijyen Sağlıktır” projesinde de 26 farklı noktada 2 bin kadına ulaşılırken, 3 yılda hayata geçirilen sosyal sorumluluk projeleri ile toplamda 4 bin 300 kadına çeşitli konularda yüz yüze eğitim verilmiş oldu. Projelerle dolaylı olarak ulaşılan kişi sayısı ise 16 bini aştı.

“KADIN VE ÇOCUK ODAKLI SOSYAL

PROJELERE DEVAM EDECEĞİZ”

“Hijyen Sağlıktır” projesi ile 2019 yılında Akfen Yenilenebilir Enerji şirketi tarafından işletilen hidro, güneş ve rüzgâr enerji üretim santrallerinin yer aldığı Mersin, Muğla, Amasya, Kayseri, Sivas, Tokat, Konya, Erzurum, Elazığ, Giresun, Trabzon, Van, Denizli, Aydın, Sakarya ve Çanakkale illerinde eğitimler düzenlendi.

Her yıl farklı konularda projeler gerçekleştirdiklerini anlatan TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Sultan Yılmaz, ailenin temeli olan kadınların aracılığı ile aile üyelerinde çeşitli konularda farkındalıklarını arttırmayı amaçladıklarını söyledi.

Sultan Yılmaz, “Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlarımıza bu eğitimleri ulaştırıp, yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefliyoruz. Evlerdeki bireylerin tamamında bu konuda farkındalık yaratmak kadınların eğitimi ile mümkün oluyor. 21’nci kuruluş yılını kutlayan TİKAV olarak gelecek yıllarda kadın odaklı sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz”ifadelerini kullandı.

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL’den TEKİRDAĞ HALKINA YENİ YIL MESAJI

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL’den TEKİRDAĞ HALKINA YENİ YIL MESAJI

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL 2020 yılına girmemize az bir süre kala, Tekirdağ halkının yeni yılını kutlayan yazılı bir basın açıklaması yaptı.

İl Başkanı Sadi TEMEL; “ 2020 yılının Ülkemize, Milletimize ve tüm insanlığa huzur, sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim” diyerek birlik ve beraberlik mesajı verdi.

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL yayınladığı yeni yıl mesajında şu ifadelere yer verdi; “Her yeni yıl, yeni bir başlangıçtır. Yeni umutları ve beklentileri de beraberinde getirmektedir. 2019 yılını acı ve tatlı hatıralarıyla geride bırakırken içimizdeki büyük umutlar, beklentiler, coşku ve heyecanla hep beraber yeni bir yıla giriyoruz.

Yaptığımız her işte olduğu gibi, geride kalan bir yılın da muhasebesini yaparken 2020 yılının en iyi şekilde geçmesi için hangi adımları atmamız gerektiğini düşünmeli, zamanımızı, enerjimizi ve potansiyelimizi en verimli şekilde değerlendirmeliyiz.

Tekirdağ’ın sorunları ağır,

yatırımları hafiftir. Trakya’nın kalbi konumundaki Tekirdağ, üzgünüm ki verdiğinin yarısı kadar geriye almamaktadır.

Tekirdağ, verimli toprakları, tarımsal katkısı, ülke ve bölge sanayisine sağladığı ham madde, 12 organize sanayi bölgesi ve bir Avrupa Serbest Bölgesi’yle birlikte 1.160 fabrikanın yer aldığı bir kenttir.

Tekirdağ  daima vergi ödemesinde ilk 10’a girmiştir ama merkezî yatırımlara geldiğimiz zaman, almaya geldiğinde ise son sıralarda yer almaktadır.

Bakınız, merkezî yönetimde 2014’te tüm iller arasında 32’nci sırada olan Tekirdağ, 2018 yılında 41’inci sıraya düşmüştür. Eğitim ve okul yatırımlarında ise 47’nci sıradayız. Tekirdağ, bunu hak etmiyor.

Tekirdağ  olarak 2018 yılında 6,4 milyar lira vergi vermişiz, tahsilat oranımız ise yüzde 86 olup Tekirdağlılar vergisini kaçırmamaktadır. En çok vergi tahsilatı yapılan 6’ncı kentiz; bundan gurur duyuyoruz ama iktidarın bu durumu dikkate alarak Tekirdağ’ı ödüllendirmesi gerekirken bırakın ödüllendirmeyi cezalandırmaya devam etmektedir.

İstanbul’daki fabrikaların üretim üssü Tekirdağ’ımızda, yaklaşık olarak 160 tane fabrika Tekirdağ’da bulunmasına rağmen bunların yüzde 65’inin merkezleri İstanbul’da olduğu için, vergilerini İstanbul’a yatırdıklarından dolayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bütçesine yıllık yüzde 6 oranında katkı sağlamaktadır. Biz de istiyoruz ki, yeter ki bu fabrikaların merkezleri İstanbul’da olsun ama stopajlarını Tekirdağ’a yatırdıkları zaman hizmet veren Tekirdağlı belediyelerimize de katkı sağlamış olacaktır diye düşünüyorum.

Tekirdağ’ımız devamlı göç alan, nüfusu artan bir şehir olup İstanbul ve Avrupa arasında köprüdür. Tekirdağ, ülkemizin yatırım konusunda yükselen değeri olmak zorundadır. Bu sebepten dolayı Tekirdağ’a hak ettiği yatırımları vermek zorundayız.

Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip Tekirdağ’da tarlaları ya imara açıyoruz ya rant kapısı olarak görüyoruz ya da cezaevi yapıyoruz.

Tekirdağ, Türkiye’nin 3’üncü en büyük cezaevinin olduğu il hâline getirildi.

Tekirdağ, turizm cenneti olması gerekirken, altyapı sorunları ve gerekli yatırımlar yapılmadığı için hak ettiği payı alamamaktadır.

Şarköy’ümüzde 7 tane mavi bayraklı plaj olmasına rağmen, Şarköy-Karıştıran arasındaki duble yol projesi tamamlanmıştır

Tekirdağ  göç almada Türkiye’de 4’üncü sırada olup Türkiye’nin 2’nci büyük nüfus artışına sahip olan ildir. En çok göç alan kentlerden olan Tekirdağ’daki en büyük ihtiyacımız da derslik ihtiyacı. Bakınız, 5 bin öğrenci her yıl okullara gitmekte ama ilimizde, Tekirdağ’daki öğretmen başına düşen öğrenci sayısı maalesef ortaokulda 16, lisede ise 18’dir.

Tekirdağ sağlık yatırımları konusunda da sınıfta kalmıştır. ilçelerimizde hem yatak hem de hekim eksikliğimiz bulunmaktadır. Tekirdağlılarımız tedavi için Edirne ve İstanbul’a doğru kendilerine çözüm aramaktadırlar.

Tekirdağ hak ettiği yatırımları almalı ve Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmaya örnek kenti olmalıdır.

2020  yılında, ilimizin sahip olduğu bütün imkanları kullanarak gerçekleştireceğimiz projelerle, Tekirdağ’ın her yönüyle modern bir kent haline gelmesi, en önemli hedefimiz olacaktır. Bu konuda, tüm kamu kurum-kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile ilimizin bir bütün olarak ortak bir iradeye sahip olması en büyük gücümüzdür. Bu birlik ruhunun yeni yılda da devam edeceğine olan güvenimiz tamdır.

Bu vesile ile, 2020  yılının Ülkemize, Milletimize ve tüm insanlığa huzur, sağlık ve mutluluk getirmesini temenni eder, Tüm halkımızın yeni yılını kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım”

Hak ve Huzur Partisine neden ihtiyaç duydunuz?

Hak ve Huzur Partisine neden ihtiyaç  duydunuz?

Gürsel YILDIZ- İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne; laik, çağdaş katılımcı ve çoğulcu demokrasiye dayanan hakça bir düzen oluşturmak, Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü, ulusal birliği ekonomik ve siyasal bağımsızlığı, yurtta ve dünyada barışı koruyup güçlendirmek, Kuvvetler ayrılığına, bağımsız ve tarafsız yargıya dayanan bir hukuk devleti düzenini gerçekleştirmek, Bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını sağlamak, özgür bireyler arasında toplumsal dayanışmayı ve işbirliğini geliştirmek, Her bireyin kendi kişiliğini ve potansiyelini geliştirmesinin önündeki engelleri kaldırmak,Her türlü ayrımcılığa ve dışlanmaya karşı mücadele etmek ve bu tür işlemlere maruz kalan kişilerle dayanışma halinde olmak, Bireylerin kültürel farklılıklarının zenginlik olduğunu göz önünde tutarak ve koruyarak bir arada yaşayabilecekleri orta mı ve koşulları sağlamak, Yoksulluk ve açlıkla hak temelinde mücadele etmek, tam istihdam hedefine ulaşmak, sürdürülebilir ve dengeli kalkınmayı, insanca ve hakça bölüşmeyi ve toplumsal dayanışmayı sağlamak” amaçlarını gerçekleştirmek için parti kurduk. Partiyi  kurma  kararı  verdiğimizde  Diyarbakır’da  Türk  bayrağı  indirilmişti.Biz  bu tarihi  milat  olarak  gördük.Bu  ülkeye lazım  olan  bir  siyasi haraketi  başlattık

Sizi Siyaset  Yapmaya  ne  zorladı?

 Gürsel YILDIZ-Adalet partisinin  önde gelen isimlerinden “Pehlivan”  lakaplı Rahmetli Dr. Sadettin Bilgiç’in anılarına ilişkin dostlarından duyduğum bir anısı vardır. Van ilimize yaptığı seyahatte öğle yemeği için girdikleri lokanta da yemek sonrası istenen maden suyu konusuydu.   Türkiye’nin 60-70 arasını çok iyi tasvir etmekteydi. Çünkü kendilerine hizmet eden garson yemek sonrası sofraya istenen maden suyunu değil maden sodası getirmişti. Artık günlük hayatımızın vaz geçilmezi durumunda ki maden suyu bu tarihlerde o kadar fazla bilinmemekteydi. Yine aynı dönemin insanlarından biri olan Sayın Bakanlarımızdan Kamuran İnan Bey’in anılarını dile getirdiği kitabında, Kars ilinde insanların Portakal ve domatesten bir haber olduğunu anlatan notları vardır. Tabii ki bugün artık bunlar geride kaldı. Artık toplumun ihtiyaçları değişmiştir. Ülkenin en ücra köşesinde pazarlarda çikita muz bulmamız ve yememiz mümkündür. Yani, Türkiye yurt dışından gelenlerin hediye ettikleri üçüncü sınıf çikolata yâda sigaralara muhtaç değildir. Bunun mimarlarının  başında ise yine rahmetli Turgut Özal’ı anmadan geçmek mümkün değildir. Bugün ülkemizde yediklerimiz içtiklerimiz “yok” diye sızlanmıyoruz. Bugün yedik ve içtiklerimizin sağlıklı olup olmadığını tartışıyoruz. Seksen sonrası yoğun şekilde hormanlı gıdalara ağırlık veren politikalar ve devamında yok edilen tarım ve hayvancılığımızı bugün kurtarma mücadelesi veriyoruz. Hergün bir yenisi kapatılan fabrikalarımız ve durmakta olan üretimin yerini maalesef artık hizmet sektörü almıştır. Tarım arazilerini ekmedikleri için para alanların yanında, pahalı gübre ve mazot sonrası artan maliyetleri ve borçlanmış perişan halde bir çiftci portföyü ile karşı karşıya kalmış durumdayız. Bırakın üretimi şunu bunu tahıl ürünlerimizin elimizde artık tohumları bile bize ait değildir. Yine, son derece pahalı ve lüks tüketime alıştırılan toplumumuz bu ihtiyaçlarını karşılamak için bazen insanlık onurunu zedeleyen yollara dalmaktan çekinmemiştir. Yukarıda kısaca bahsettiğimiz birkaç noktanın insan ve toplum üzerinde ki etkilerine baktığımızda ise bugün açık bir şekilde görülmekte olan sonuçları geleceğimizi ve içine sürüklendiğimiz tehlikeyi haber verme eşiğini artık aşmıştır. Yediği gıdalar sonrasında erken ergenleşen kızlarımızın, erkeklik duygusundan uzaklaşan ve homoseksüelliğin artık hat safhaya ulaştığı ülkemizde  düne kadar öğündüğümüz aileler artık yok olmuştur. Artık gıdalarımızdan beslenemeyen insanımız suni ve yapay güçlendiricilere yönelmiştir. Bugün her eczanede cinsel amaçlı satılan ilaçların ve merdiven altı satılanların sınırı ve miktarı kontrol altında tutulması mümkün olmayan seviyeye yükselmiştir.   Bunlara tabii ki ilave edeceğimiz ve sizlerinde aklına hemen gelen cümleleri duyar gibiyim. Sadece bu birkaç noktaya baktığımızda artık ülkemizin içinde bulunduğu durumu ne ile izah etmek mümkündür bilemiyorum. Bu işin bir bakış acısı buna ilave edeceğimiz konuların diğer bir safhasında ise gittikçe artan nüfusumuzun genç olması ve bunların karşısında duran ve yenilerini beklediğimiz tehlikelerin hazır halde bekliyor olmasıdır. Peki, Sorun üretmekten başka…bunca sorunu bilmesine karşın mevcut hükümet ne yapmaktadır?

Görüntünün olası içeriği: Gürsel Yıldız, gülümsüyor, ayakta

Çözüm süreci size  ne  anlatıyor?

 Gürsel YILDIZ- Çözüm sürecinde sonucun  nere  varacağını  bilmek  gerek.Sonucu nereye  varacağı  belli olmayan   bir  yolda  inatla  devam  ediyorlar. Bu süreç bu haliyle devam ederse çözüm değil olsa olsa bir çözülme ayrışma ve bölünme süreci olur. Bizlerin  endişeleri  var. Üç ay önce bir şey söylüyorlar üç ay sonra başka bir şey yapıyorlar. Bu süreç iki sene önce başlarken tarafların yapmaları  gerekenler yapılmadı. Birileri  benim  dediğim  gibi  olacak  dediğinde  çözüm olmaz.

  Yolsuzluklar Size  neyi  hatırlatıyor?

Gürsel YILDIZ- Haram helal ölçüsünün kaybolduğunu  düşünüyorum. Gayri ahlakilik adına, gayri millilik adına, gayri İslamilik adına son yıllarda ne kadar şey varsa en az artanı yüzde yüz artmıştır. Çünkü helal haram ölçüsü kaybolmuştur. Yönetenlerin şunu bilmesi lazım. Harama götüren her yol haramdır. Yani burada ne çıkıyor. Çok ilaç  yazan  doktora tatile  göndermek  haramdır. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları  başlı  başına  bir  felaketir.

Bakanlık bürokratları eğitim camiasında aşırı siyaset ve tarafgirlik yapmalarına  ne  diyorsunuz?

Gürsel YILDIZ- Milli Eğitim şurası toplandı. Çeşitli kararlar alındı. Eğitim camiasında hakkın, adaletin tesis edilmesi gerekir. Eğer öğrencileriniz sizin adaletsiz davrandığınızı, adaletsiz atamalar yaptığınızı görürse siz o öğrenciye adalet duygusu veremezsiniz, doğruluğu öğretemezsiniz. Temel İslam Bilgileri ve Ahlak dersi olması lazım.

Yüzde 10’luk Seçim Barajını Savunmak Darbeciliği Savunmakmıdır?

Gürsel YILDIZ-Yürürlükte olan yüzde 10’luk seçim barajının dünyanın en büyük seçim barajı  barajı savunmanın darbeciliği savunmakla eş değer .Yüzde 10’luk seçim barajı dünyanın en büyük barajıdır. Bu barajı savunmak darbeciliği savunmaktır. Şimdi her şeyi darbeyle suçluyorlar. Anayasa Mahkemesi darbe ürünüymüş. Yüzde 10’luk baraj neyin ürünü, Bu barajın derhal kaldırılması lazım

Vehbi ŞAHİN"Kanal İstanbul"için söz sahibi Bilim insanlarıdır

Türkiye Ekonomi ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı  Vehbi ŞAHİN “Kanal İstanbul”için söz sahibi Bilim insanlarıdır dedi.

Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN Türkiye Ekonomi ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı  Vehbi ŞAHİN ‘e Bilim İnsanı Konuşmadan İstanbul Kanalı için ahkam kesilmesini sordu.

ŞAHİN”İlk söz Bilim insanlarınındır.Son sözü Siyasiler söylemeli.Söyleyecekleri sözde Bilime Fenne ,sosyal hayata ülke çıkarlarına faydalıysa olmalı.

Türkiye’nin gerçek gündeminde işsizlik, sefalet ve canlarına kıyan ailelerimiz vardır. Kadına şiddet var, Tank palet fabrikası var, filtresiz termik santraller var.”

ŞAHİN”Ülkenin gerçek sorunları konuşulmasın diye her gün saçma sapan bir konuyu gündem yapıyor. Senin görevin yoksulluğu gidermek, iyi eğitim vermek, çocukları yaşatmak. “

İşçi, çiftçi, sanayici, esnaf yok CAN ÇEKİŞİYOR

Gemiler Boğazlardan istedikleri gibi gelip geçiyorlar. 

Boğazlardan istedikleri gibi gelip geçemiyor. Sözleşmenin birinci kısmında ticaret gemilerinin, ikinci kısmında ise savaş gemilerinin barış ve savaş zamanında Boğazlardan nasıl geçecekleri ayrıntılı bir şekilde yer alıyor.

Genel Başkanı  Vehbi ŞAHİN ” DSİ’nin hazırladığı raporda, Kanal İstanbul’un yapılması ile İstanbul halkının yaklaşık 3’de birinin susuz kalacağına işaret ediyor.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Fehmi Duman dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

TERKOS GÖLÜ VE SAZLIDERE BARAJI YOK OLACAK!

‘’ En uygun proje koridoru olarak seçilen 4nolu alternatif incelendiğinde kanalın Terkos Gölü’nün doğusundan geçerek Sazlıdere Barajı ve Küçükçekmece göllerini kullanarak Marmara Denizi’ne ulaştığı görülmektedir bu güzergahtan geçen kanalın Terkos Gölü besleme havzasını Terkos Kağıthane içme suyu isale hatlarının Terkos-İkitelli isale hatlarını kestiği Sazlıdere barajını devre dışı bıraktığı görülmektedir’’

7 BUÇUK MİLYON İSTANBULLU SUSUZ KALACAK!

DSİ Kanal İstanbul Projesi için hazırladığı 2. Raporda ise ‘’ Terkos-Kağıthane içme suyu isale hattı ile Terkos-İkitelli içme suyu isale hatlarının deplasesini gerektirmekte olup Terkos Gölü’nün doğusunda kalan yaklaşık 20 kilometrekarelik bir su toplama havzası devre dışı kalacaktır. Buradan yaklaşık yıllık 18 milyon metreküplük bir su kaybı olacaktır. Sazlıdere Barajı devredışı kaldığından, buradan da yaklaşık yıllık 52milyon metreküp bir su kaybolacaktır. Toplam su kaybı yıllık 70 milyon metreküp olmaktadır. Ayrıca İstanbul’un hali hazırda 5 milyon nüfusunun su ihtiyacını karşılayan, 15 yıl sonra da 7,5 milyon nüfusun su ihtiyacını karşılayacak olan Sazlıdere-İkitelli sistemi de devre dışı kalacaktır’’ 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

Kanal İstanbul projesine dair Devlet Su İşleri’nin (DSİ) işaret ettiği olası riskleri değerlendiren uzmanlar, proje hayata geçirilirse İstanbul’un bir anda susuzlukla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Kanal İstanbul projesinin yaratacağı olumsuzluklar ve risklerin sıralandığı DSİ raporunda şu noktalara dikkat çekildi:

  • Kanal İstanbul ve rezerv alanları projesi Sazlıdere, Terkos su havzalarının ve barajlarının yok olmasına, kentin ve havzada yaşayan canlıların susuz kalmasına neden olacaktır.
  • Acil durumlarda kullanılması planlanan yer altı suları yok olacak, yer altına tuzlu su karışımı ile Kanal İstanbul çevresi ve Trakya bölgesi yer altı su kaynakları da durumdan etkilenecektir.
  • Kentin ve bölgenin nüfus artışı ile su ihtiyacı artacak, “planlanmayan” su kaynaklarına gereksinim olacaktır. Bölgede atık su kirletici baskısı artacak “planlanmayan” alt yapı tesislerine gereksinim olacaktır.
  • Sazlıdere havzasını besleyen dereler, Kanal İstanbul’a kirlilik taşıyan su yollarına dönüşecek, kanal kirlilik depolayan bir su yoluna dönüşecektir.
  • Yer altı sularının yükselmesi ile Kanal İstanbul taban yapısı, Terkos sızdırmazlık yapıları olumsuz etkilenecek. Bu “Büyük Sükse Proje” öngörülmeyen tahribatlara neden olacaktır.
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Vehbi Şahin ve Abdullah Hasret dahil

KONTROL VE DENETİM BİZDE

Ticaret ve savaş gemilerinin geçişi tamamen Türkiye’nin kontrol ve denetimi altında. Ticaret gemileri, geçişi düzenleyen Seyir Planı-1’de (SP-1) belirtilen kurallara uymak, seyir planını 24 veya 48 saat önceden Trafik Kontrol Merkezi’ne vermekle yükümlü.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Vehbi Şahin dahil
Görüntünün olası içeriği: Vehbi Şahin
Görüntünün olası içeriği: Vehbi Şahin
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Vehbi Şahin ve Fehmi Duman dahil
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 20 kişi, Vehbi Şahin dahil
Görüntünün olası içeriği: 11 kişi
Görüntünün olası içeriği: Vehbi Şahin, gülümsüyor, ayakta, açık hava ve doğa

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Yeni Yönetimini seçti

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği 8. Olağan Genel Kurulu’nu Bodrum Oasis AVM’deki Genel Merkezinde gerçekleştirdi.

2001’den buyana Bodrum ve Türkiye Turizm hayatında önemli projelere imza atan Derneğin 8. Genel Kurulu aynı zamanda yoğun bir sezonun ardından sakin döneme denk gelmesi sebebiyle keyifli bir buluşmayı sağladı.

Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Karcılıoğlu’nun sunumunun ardından ilan edilen programa göre önce verilen önergeyle Av. Erdinç Bayhan başkanlığında divan oluşturuldu ve gündeme geçildi.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeliklerinin 11 kişiye çıkarılması,Yedek Üyelerin yönetim kurulu toplantılarına katılması ve oluşturulacak kurullarda Başkanlık görevi alabilmeleri yönünde verilen önerge oy birliği ile kabul edildi.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından Başkan yardımcısı Sabahattin Duman Yönetim Kurulu Faaliyet ve Denetleme Kurulu Raporlarını okudu ve Genel Kurul tarafından Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu ve Denetleme Kurulu Raporu ayrı ayrı ibra edildi.

Gelecek Dönem Bütçesi Sayman Üye Hüseyin Softa tarafından genel kurula okundu ve oy birliği ile onaylandı.

Daha sonra yapılan oylamada aşağıdaki Kurullar oluştu.

YÖNETİM KURULU ASİL

Serdar Karcılıoğlu

Sabahattin Duman

Sema Apak

Tufan Kaynak

Hüseyin Softa

M.Buğra Çetin

Hasan H.Fındık

Mehmet Dağoğlu

Selin Buket Özsüer

Cenap Atakcık

Hakan Şamhal

YÖNETİM KURULU YEDEK

Esra Velington

Serkan Balıkçı

Nedim Önal

Özgenç Fidanoğlu

Alişir Şahin

Ayça Öztürk

Fikret Malkoç

Özlem Sanbay

Ziynet Burcu Akmehmet

Handan Uylaş Balkan

Taner Kökten

DENETLEME KURULU ASİL

Osman Çetok

Hasan Erdemir

Hakan Eren

DENETLEME KURULU YEDEK

Güliz Çetin

Ramazan Duman

Ebru Yıldırım

Dernek Başkanı Serdar Karcılıoğlu üyelere  “Konaklama Sektöründe Görev Yapan Tepe Yöneticilerinin Ünvanlarının Korunması Nitelik Sorunu ve  Çözüm Önerileri Projesi” hakkında bilgi verdi.

Yeni Seçilen Kurul Üyeleri 24.12.2019 tarihinde görev bölümü ve gelecek stratejileri belirlemek üzere toplanacak.

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL Göreve Başladı

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL , Yönetim Kurulunda  Levent Çiftçi ,Emel GÜL ,Ali ÖZÇETİN ,Bülent ASLANTAŞ  ,Nazif ŞENTÜRK, Musa ÇİFTÇİ   Atamaları Yapılmıştır.

Ha Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL   “Yeni Yönetim Kurulumuzun Partimize Ülkemize Ve Tüm Dünyaya Hak Ve Huzuru Getirmesini allah tealadan dilerim. Türkiye’mize Tekirdağ’ımıza Hayırlı Uğurlu Hak Ve Huzurlu Olsun “

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Tekirdağ ‘da

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL’in göreve başlaması nedeniyle Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Tekirdağ iline günlük istişare görüşmeleri yaptı

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve açık hava
Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, takım elbise
Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, okyanus, açık hava ve su
Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL
Görüntünün olası içeriği: Gürsel Yıldız ve Şuayip Yıldız, ayakta duran insanlar
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL ile
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Gürsel Yıldız dahil, ayakta duran insanlar
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ , Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail TEKTAŞ Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL ile

Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL Göreve Başlaması üzerine Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail TEKTAŞ Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL ,Başkan Yardımcısı Levent Çiftçi ile
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Gürsel Yıldız dahil, ayakta duran insanlar ve açık hava
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Hak ve Huzur Partisi Tekirdağ İl Başkanı Sadi TEMEL ,Başkan Yardımcısı Levent Çiftçi ile
hakvehuzurlogo

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Gürsel Yıldız dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Şuayip Yıldız dahil, ayakta duran insanlar ve iç mekan

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır.

Görüntünün olası içeriği: Gürsel Yıldız, ayakta, okyanus, açık hava ve su
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.”dedi.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Gürsel Yıldız dahil, ayakta duran insanlar ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Gürsel Yıldız dahil, ayakta duran insanlar ve açık hava
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, okyanus, ağaç, açık hava, doğa ve su
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, dağ, açık hava ve doğa
cover photo, Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, okyanus, köprü, açık hava, su ve doğa

Kadıköy Plak Günleri Başladı

Kadıköy’ün ve İstanbul’un müzik kültürünü, müziğin hafızasını açığa çıkartmak, plakseverleri bir araya getirmek amacıyla düzenlenen Kadıköy Plak Günleri başladı. Bu yıl 4’üncü kez düzenlenen Kadıköy Plak Günlerinin bu yılki onur konuğu analog müziğin önemli temsilcilerinden biri olan Cahit Berkay.

ONUR KONUĞU CAHİT BERKAY

7-8 Eylül tarihlerinde Moda’da bulunan Kadıköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesinde gerçekleşen etkinlikte 31 plakçı stant açtı. Plak koleksiyoncularının, plak müdavimlerinin bir araya geldiği etkinlikte, söyleşi ve plak okuma etkinlikleri de yer alıyor. Plak Günleri’nin bu yılki onur konuğu olan Moğollar grubunun efsane ismi Cahit Berkay, 8 Eylül Pazar saat 18.00’de “Cahit Berkay ile Analog Anılar” adlı bir söyleşide plakseverlerle buluşacak.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, araba ve açık hava

BESTECİ MÜNİR NURETTİN SELÇUK ANILIYOR

Türk müziğinin en önemli isimlerinden biri olan Münir Nurettin Selçuk da plak günlerinde unutulmadı. ‘Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan’ dizelerinin bestecisi Münir Nurettin Selçuk’un eserlerinin de yer aldığı etkinlikte, ‘Otomobil uçar gider’ şarkısına ithafen 1955 model Plymouth Belvedere marka kırmızı bir araç da alanda yerini aldı. Plak Günleri kapsamında geçtiğimiz yıllarda da Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Neşet Ertaş ve Fikret Kızılok anılmıştı.

08 Eylül Pazar 2019 programı şöyle:

13:00 Agop Çekmen’den Plak Hikayeleri /Chanson

15:00 Dj Performans / Volkan Judocu

18:00 Onur Konuğumuz “Cahit Berkay ile Analog Anılar”

20:00 Dj Performans / Kornelia Binicewicz “Ladies on records”

22:00 Kapanış

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, kalabalık ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, sahnedeki insanlar, basketbol sahası, kalabalık, ağaç, gökyüzü ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, oturan insanlar

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Hyundai Ferhat'ta test sürüşü şenliği başlamıştır...

Hyundai Ferhat ‘ta  test sürüşü  şenliği başlamıştır…

07/09/2019 cumartesi günü  test sürüşü şenliği başlamıştır…

İkinci el araçlarınıza değerinde  fiyatlarla; her zaman değerli müşterilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz.

Aracını değiştirmek isteyen,veya sıfır araç alıp,sıfır faiz kampanyası ile kredi avantajını yakalamak isteyen tüm SAKARYAlı dostlarımızı plazamıza davet ediyoruz….

Eylül ayı avantajınından faydalanmak isteyen herkesi bu ayda HYUNDAİ li yapmak amacındayız..

Dünyanın en hızlı gelişen otomotiv markası Hyundai, dünya genelinde satışlarını ve iddiasını artırmaya devam ediyor

Satışa sunulduğu tüm pazarlarda büyük beğeni toplayan Tucson ve KONA, ELANTRA,İ20,İ10 ve ticari segmente H100 Kasalı KLM araçlarımız Türkiye pazarında gelişen Pazar payına ulaştı.Gelin beraber, bu avantajlı segmentlerden birine sizde sahip olun..

TEST EDİN,KAZANIN………………

Bir telefon kadar uzağınızdayız….0264/2769110 4 hat…SAKARYA

Hyundai Ferhat  Otomotiv  A.Ş

NEREDE

FERHAT Hanlıköy Mah. Eskişehir Cad. No:64/1 – Sakarya – Arifiye T : 0264 276 91 11 T : 0276 275 62 91K

ÇALIŞMA SAATLERİMİZ

Haftaiçi: 09:00 – 17:30Cumartesi: 09:00 – 17:30Pazar: 09:00 – 17:30