kategori Arşivleri: Haklar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "ADA Treni Sorununu çözecek"

    SAKARYA Sivil Toplum Platformu ( SASTOP)  184. Toplantısında  ADA TRENi Raporunu tamamlamak üzere bir araya geldi.   MİTHATPAŞA TREN İSTASYONU DEĞERLENDİRME RAPORU   önümüzdeki hafta detayları ile Halkımıza sunulacaktır.

      Rapor  Ada treni konusunda bu güne kadar  gerçekleştirilen çalışmaların neticesinde hazırlanmış olup.  Önümüzdeki hafta  İlgili Merciler ile görüşüp  son şekli ile öncelikle Sakarya’daki yetkililere sunulacak ve  akabinde 06.03.2017  tarihinde  Cumhurbaşkanlığı makamına gönderilen  ve Gereği için Bakanlığa sunulan yazıya ilaveten Sakarya’daki son durumda açıklanarak, Sayın Cumhurbaşkanımıza son gelişmeler Randevu isteği ile  gönderilecektir. Bakanlık  ve TCDD genel Müdürlüğü ile Taşımacılık A.Ş genel Müdürlüğüne  de ulaştırılacaktır

       Sastop olarak  Kış aylarında acil olarak yaptığımız İmza kampanyası  40.000 imzayı geçti. Halende imzalar geliyor.  2 ay önce cumhurbaşkanımıza gönderdiğimiz  Ada treni  bilgileri ön raporu  ve 35 bin imza bilgilerimiz  Cumhur başkanlığınca gereği için  Bakanlığa teslim edilmiş ve Bakanlık harekete geçerek  Mithatpaşa ve Merkez Ada garında incelemelerde bulunulmuştur.

ADA TRENİ  SORUNUNU  ÇÖZEMEYENLER  REFERANDUM  ÖNCESİ

TAMAM  DEDİLER  SAKARYALI  VATANDAŞI  KANDIRDILAR

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet  Arslan

TCDD Genel Müdürü İsa  APAYDIN

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

ADA  TRENİ  GARDAN KALKACAKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK

      Mithatpaşa  garının fiili durumu müsait değildir. Merkez garda her türlü imkan ve olanak mevcuttur. 22 sefer yapan ADARAY’ın trafiği  aksatmadığı açıktır.   8 sefer için   hazırlanan  Ada treni seferleri de  Bu 22 sefer  ile birleştirip ( 14 Adaray + 8  Ada treni = toplam 22  sefer ) düzenlenmesi en mantıklı yoldur. TCDD nin çözümünü Büyükşehir belediyemizin   kabulü en doğru yol olacaktır.

 Karda kışta  İmza kampanyasına katılarak Bakanlığın  harekete geçmesini sağlayan ve gönüllerinde olup kampanyaya katılamayan tüm hemşehrilerimize  Sivil Toplum Kuruluşu ve partilerimize  ve de  öğrencilerimize teşekkür ediyoruz.

SASTOP Ön Rapor heyeti.

 AB Der. Sakarya Şub.Başk. G.D Baro Başk.  Av Ü. ÖNDER DÖKER, Sakarya Üniv.Geliş.ve Dernek Başk. YUSUF MAHMUTOĞLU,. G.D Tabib. odası Başk.Dr. DURSUN BOSTANCI,, Şeker İş Sendikası Başk. OĞUZ  KALAY,- Fah. Traf. Müf. Der G.D Başk. OKTAY ERTEM,-Türkiye Muh. Fed. Başk. Ve Sakarya Muh. Der. Başk. ERDAL ERDEM, Sakarya Turizm Derneği Başk.İHSAN MAHMUTOĞULLARI,  Folkart  Başk. G.D. Bel. Başk. Vek SİNAN ÇİLELİ, Masa Tenisi İhtisas Spor Klüb. Başk. HÜSEYİN BALTA,,Sağlık ve Sevgi Der. Başk. Yard, Sivaslılar Der. Başk   AYTAÇ GÜNER,- Geyve Boğazı . Kor. Der.Başk.KAMURAN TAN, -Sağlık ve Sevgi Der. Başk. TURGAY ŞENEN,- Özel. Eğ. Muhtaç çocuk. Der.G.D Başk. GÜLSEN ÖZİŞ,  Müz. Der. Başk. SEFER BEYENAL, G.D. Çark Rotar. Der. Başk. NİHAT ARTAN,- Tüvasaş Em..Ekon. G:D. Serdivan  Kızılay Şb. Başk.FİKRET KÖKALP, . Ziraat Odası temsilcisi. KAMİL ÖZKAN,  Erbakan Vakfı Genel Sek. ARMAĞAN BAHADIR.

Sakarya'da İyi ki Türk Kadınlar Birliği Var

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi  8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniye  Atatürk  Anıtına  Çelenk Koydu.

Çelenk  Koyma  Törenine  Hak ve Huzur  Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Necla  BAKAN,Engelliler  ve  Güçlendirme  Derneği  Başkanı  Fatma KILINÇER, Başkan Yardımcısı  Melahat ÜZGÜN’DE  Katıldı

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi Başkanı Tevhide Yağan burada  yaptığı  konuşmada Emek ve Hayat mücadelesinin  en değerli  yarısı  kadınlarımız.Hepinizi  en derin sevgi ve  saygı ile  selamlıyorum”

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi Başkanı Tevhide Yağan  Atatürk  anıtına  çelenk  yoyulmasından  sonra yaptığı  konuşma

 

Başkan Dişli, Türk Kadınlar Birliği’ni ağırladı

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi Başkanı Tevhide Yağan ve dernek üyeleri, Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli’yi makamında ziyaret etti.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri çerçevesinde ziyaretlerini sürdüren Türk Kadınlar Birliği, Başkan Dişli’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Yoğun katılımla gerçekleşen ziyarette dernek adına konuşan Tevhide Yağan, “Bizler Adapazarı Belediyesini kendi evimiz gibi görüyoruz” diyerek, Başkan Dişli’ye yapmış olduğu katkılardan dolayı teşekkür etti.

Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren başkan Dişli ise “Türk Kadınlar Birliği her zaman Sakarya’da varlığını sürdürerek kadının toplumdaki sorunlarına çare olmuştur. Bizler de bu konuda elimizden gelen bütün desteği sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem"Öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılmalı"

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 26. Dönem 2. Yasama Yılı  73. Birleşiminde  Gündem dışı ilk söz, öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılması hakkında söz isteyen MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’e aittir.

ARZU ERDEM “Değerli milletvekilleri, evet, malumunuz, öğretmen atamalarıyla ilgili, istihdamla ilgili kadro sayısı açıklandı. Sayın Bakanımızın da açıkladığı gibi, 20.127 öğretmen alınacak. 20.127 öğretmenimiz bu konuda maalesef muzdarip, neden muzdaripler? “Evet, bizler müracaatlarımızı yapacağız. KPSS’yle ilgili gerekli gayreti gösterdik, gerekli emeği de ortaya koyduk. Alacağımız puanlar nispetinde kendimize de güveniyoruz…” Geçen gün gelen 2-3 öğretmen adayının tam anlatımlarını aslında sizlere anlatmak istiyorum. Gencecik, pırıl pırıl arkadaşlar bunlar, şunu söylediler: “Bizim KPSS puanımız yüksek Sayın Vekilim fakat şu dosyayı bir elinize alır mısınız.” Elimize aldığımız dosyada daha önce KPSS puanıyla mülakata girmiş olan öğretmenlerin isim, soy isimleri ama bir tarafta da mülakattan aldıkları puanlar vardı. Neydi bu puanlar? İnanın beni çok şaşırttı. KPSS’den 1’inci kişinin adı soyadı, yanında 65 puan KPSS puanı ancak mülakatta 100 almış; 60 puan KPSS puanı, mülakatta 90 almış. Şimdi burada orantı olarak bir sıkıntı var. Olabilir, belki KPSS puanı olarak düşük bir puan almış olabilir ama mülakatta bu kadar yüksek puan almak suretiyle dengenin ortadan kalktığını, KPSS için çok büyük emek vermiş olan kişilerin bu anlamda mağdur edildiğini görmek, o insanların umudunun kırıldığını görmek de hepimiz için üzücü bir şey.

Değerli milletvekilleri, eminim ki bu müracaatlar sizlere de geliyordur. Gelen arkadaşlar şunu söylüyor… Doğal olarak akıllara bu sefer şu geliyor: “Acaba birilerinin adamı olanlar mı mülakatta bu puanları alıyor?” Gelin biz bunları ortadan kaldıralım, gelin bu zihniyeti, bu düşünceyi ortadan kaldıralım. Mülakat gerçekten vebali çok ağır bir süreç.

Şimdi, ben eğitimciyim. Eğitimci olarak benim karşıma insanlar geldiğinde -aranızda mutlaka eğitimciler vardır- bu çocuklara baktığınız zaman bunlar konuştuğunda 5 tane soruyla onların gerçekten vatana sevdalı olup olmadığını, millete sevdalı olup olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz, liyakatlerinin olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz? Mülakat bu kadar sıkıntılı bir süreç. Kısacık bir sürede bir insanın o mesleğe uygun olup olmadığını tespit etmek, bu anlamda da istihdam konusunda ona bir yer vermek büyük bir adaletsizlik.

Burada olması gereken ne? Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda kanun teklifini vermiştir, bize göre mülakat kalkmalıdır. Mülakat kalktıktan sonra güvenlik soruşturması çok önemli. Hain FETÖ darbe girişimi bize gösterdi ki, evet, güvenlik soruşturması mutlaka yapılmalı, bu anlamda da insanların ölçümlemesinin çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu mülakatı kaldırdıktan sonra KPSS puanı, güvenlik soruşturması ve belki ilave birtakım tedbirler alınabilir. Ama, mülakat kalacaksa da -burada da çok önemli bir detay var- mutlaka kayıt altına alınmalı yani kamera sistemi olmalı ki…Burada mutlaka kamera sistemi olmalı ki bu insanlar yani kendini mağdur hisseden öğretmen dönüp “Ben adalete sığınıyorum, mülakatta benim hakkım yeniyor.” dediği zaman gidip adalete sığındığında adalet mekanizması işleyebilsin.Nedir delil olan orada? Mülakat esnasında kayıt altına alınmış olan o belgeler, o bilgiler kayıttır. O anlamda da müracaatı sonucunda mahkeme heyeti kararını verebilir ve diyebilir ki: “Evet, bu itirazınız haklı ya da haksız.” Şu an mülakata girip itirazı olanların, bu itirazların karşısında herhangi bir delil ortada olmadığı için itirazları reddediliyor. Gelin, öğretmenlerimizi, hepimizin evlatlarını emanet ettiği öğretmenler bunlar… Gelin, hep birlikte bu konuda senelerden beri bu milletin, bu toplumun kanayan bir yarası olan mülakatları kaldıralım, kaldırırken de biz vicdanı rahat bir şekilde diyelim ki -herkes bileğinin hakkıyla- nasıl olsa artık sorular da denetim altında, bu anlamda devlet de gerekli önlemleri artık alacaktır. KPSS’yle ilgili şaibeler de ortadan kalktıktan sonra güçlü devlet, güçlü millet olmanın karşılığı olan adalet ve liyakat esasına dayalı… Gelin, herkes sınava girsin, bileğinin hakkıyla alan sorularını cevaplandırsın, bu alan sorularına göre hak eden öğretmenler de eğitim sisteminde istihdam görsün ki ne bu eğitim sisteminden hain yetişsin ne bu eğitim sisteminden vatanını sevmeyen insan yetişsin. Gelin, öğretmenlerimizin değerini güçlendirelim. Birbirlerine şu soruyla bakmasınlar: “Ya, acaba bu öğretmen torpille mi geldi? Acaba diğeri birinin adamı olarak mı geldi?” Gelin, bu kuruntuların hepsini de ortadan kaldıralım.Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda öğretmenlerin yanında olmuştur şu ana kadar, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Adil ve Özgür Bir Ortadoğu Düzeni Mümkün

Adil ve Özgür Bir Ortadoğu Düzeni Mümkün

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, “Tarih boyunca birçok acıya sahne olmuş bu Ortadoğu artık büyük bir barışı ve huzuru hak etmektedir. Türkün, Kürdün, Arabın ve tüm milletlerin, adalet içinde, özgür ve bağımsız bir şekilde yaşaması mümkündür.” dedi

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 572. hafta basın açıklamasında, bölgedeki gelişmelerin, iç karışıklık ve operasyonların ABD ve İsrail’in dışında kimseye fayda sağlamadığına dikkat çekti. Platform adına Sakarya Dayanışma Derneği’nden yapılan açıklamada “Ortadoğu, bir ateş kazanı olarak kaynamaya, kaynatılmaya devam ederken; bizim payımıza her gün ölümden, acıdan, yıkımdan, çatışma ve savaştan başka bir şey düşmüyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan devletler sisteminin, bölgenin sosyal ve kültürel dokusuyla olan uyuşmazlıkları; yalnızca şiddet ve kaos üretiyor. Tüm dünyada olduğu gibi, Ortadoğu’da da sömürgeciliği devam ettirmek üzere kurulan siyasal düzen, insanlığın en eski coğrafyasını suni sınırlarla paramparça etmiş bir vaziyette… Irak’ın, Suriye’nin, Mısır’ın hali ortada iken, tüm bu kaotik ortamın içinde kendisini güvende hisseden yegane varlığın İsrail olması sizce de bir çelişki değil midir? Ortadoğu için emperyalist güçlerin, siyonist şebekenin planları olduğu söylenirken; kendi coğrafyamızın ateş çemberiyle kuşatılmasına yol açan savaş politikalarında ısrar edilmesi ne kadar tutarlıdır?” denildi

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Açıklamada, Türkiye-İsrail arasında imzalanan açıklamanın sakıncalarına da dikkat çekilerek, “Bu anlaşmayla İsrail, “lütuf” gibi gösterdiği tazminatı ödemek suretiyle Mavi Marmara baskınındaki her türlü hukuki ve cezai sonuçtan kendisini muaf tuttuğu gibi, bundan sonraki maddi sorumluluğu da Türkiye’ye yüklemiştir. Bunun anlamı, Mavi Marmara’da mağdur olan bir vatandaşımız için ayrıca bir tazminat kararı çıkarsa, bunu Türkiye tarafının ödeyecek olmasıdır. Başka bir ifadeyle, İsrail, kendi suçunun cezasını, bizim cebimizden ödetme fırsatı yakalamıştır. Peki, buna karşı Gazze’de ablukaya kaldıracak mı? Hayır! Ambargo mu son bulacak? Buna da hayır! O halde bu anlaşmanın İsrail’den başka kime, ne yararı olabilir?” denildi. Açıklamada, Joe Biden’ın ziyareti eleştirilerek şu ifadelere yer verildi: “İstiklale hayatiyet kazandırmak, istikbali adil bir düzende aramak ile mümkün. İşte bu yüzden, örneğin bir yandan 15 Temmuz darbe girişiminin ardında ABD’nin yer aldığına işaret edip, diğer yandan NATO’ya bağlılığı sürdürmek olmaz. Bir yandan, darbeye kalkışan Fetullahçı yapılanmanın hamisi olarak ABD’yi eleştirip, diğer yandan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı Ankara’da ağırlamak olmaz.”

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 572. Hafta Basın Açıklaması

BARIŞ, HAK VE ADALET! YALNIZCA KENDİMİZE DEĞİL, HEPİMİZE

Değerli dostlar, duyarlı Sakarya halkı

Ortadoğu, bir ateş kazanı olarak kaynamaya, kaynatılmaya devam ederken; bizim payımıza her gün ölümden, acıdan, yıkımdan, çatışma ve savaştan başka bir şey düşmüyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan devletler sisteminin, bölgenin sosyal ve kültürel dokusuyla olan uyuşmazlıkları; yalnızca şiddet ve kaos üretiyor. Tüm dünyada olduğu gibi, Ortadoğu’da da sömürgeciliği devam ettirmek üzere kurulan siyasal düzen, insanlığın en eski coğrafyasını suni sınırlarla paramparça etmiş bir vaziyette. Aynı coğrafyada, ortak bir kaderi, kardeşçe yaşayabilecek halkların arasına bir sürü fitne tohumu ekildi ve ekilmeye devam ediyor

Bu gidişatı durdurmak ise, önce mevcut çelişkilerimizden kurtulmak ile mümkün. İstiklale hayatiyet kazandırmak, istikbali adil bir düzende aramak ile mümkün. İşte bu yüzden, örneğin bir yandan 15 Temmuz darbe girişiminin ardında ABD’nin yer aldığına işaret edip, diğer yandan NATO’ya bağlılığı sürdürmek olmaz. Bir yandan, darbeye kalkışan Fetullahçı yapılanmanın hamisi olarak ABD’yi eleştirip, diğer yandan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı Ankara’da ağırlamak olmaz. Bir yandan Filistin’e sahip çıkıldığını söyleyip, diğer yandan gece yarısı oylamalarıyla Mavi Marmara’nın katillerini sorumluluklarından kurtaran anlaşmayı Meclis’ten geçirmek de olmaz.

Kardeşler;

Geçtiğimiz hafta İsrail işgal güçleri Gazze’yi bombalarken, yeni yerleşim yerleri açmak için Filistinlilerin evlerini yıkarken, ülkemizde ise İsrail ile imzalanan anlaşma gözden kaçırılmak isteniyordu. Oysa bu anlaşmayla İsrail, “lütuf” gibi gösterdiği tazminatı ödemek suretiyle Mavi Marmara baskınındaki her türlü hukuki ve cezai sonuçtan kendisini muaf tuttuğu gibi, bundan sonraki maddi sorumluluğu da Türkiye’ye yüklemiştir. Bunun anlamı, Mavi Marmara’da mağdur olan bir vatandaşımız için ayrıca bir tazminat kararı çıkarsa, bunu Türkiye tarafının ödeyecek olmasıdır. Başka bir ifadeyle, İsrail, kendi suçunun cezasını, bizim cebimizden ödetme fırsatı yakalamıştır. Peki, buna karşı Gazze’de ablukaya kaldıracak mı? Hayır! Ambargo mu son bulacak? Buna da hayır! O halde bu anlaşmanın İsrail’den başka kime, ne yararı olabilir

Değerli dostlar;

Irak’ın, Suriye’nin, Mısır’ın hali ortada iken, tüm bu kaotik ortamın içinde kendisini güvende hisseden yegane varlığın İsrail olması sizce de bir çelişki değil midir? Ortadoğu için emperyalist güçlerin, siyonist şebekenin planları olduğu söylenirken; kendi coğrafyamızın ateş çemberiyle kuşatılmasına yol açan savaş politikalarında ısrar edilmesi ne kadar tutarlıdır? ABD ve Rusya arasında kanlı bir satranç tahtasına dönüşmüş, yüz binlerce ölüme ve milyonlarca mülteciye yol açmış Suriye krizinde siyasi bir çözümü geliştirmek yerine, hatalı olduğu hükümet yetkililerince dahi tasdik edilmiş askeri müdahale politikalarında ısrar etmenin anlamı nedir?

Tarih boyunca birçok acıya sahne olmuş bu geniş coğrafya, artık büyük bir barışı, huzuru ve kardeşliği hak etmektedir. Türkün, Kürdün, Arabın ve tüm milletlerin, adalet içinde, özgür ve bağımsız bir şekilde yaşaması mümkündür. Bunun için bölgemiz halklarının sosyal gerçekliğine uygun başka bir Ortadoğu düzeni şarttır. Şayet Kudüs’ün, Gazze’nin, Halep’in, Antep’in, Cizre’nin, Sakarya’nın kaderlerinin birbirine bağlı olduğu gerçeğini anlamazsak, payımıza daha fazla acıdan başka bir şey düşmeyecek. Her gün daha fazla ölüm, her gün daha çok yıkım yaşarken, büyük şeytanlar yanan bu ateşin karşısında sevinmeye devam edecek. Şayet kendimiz için istediklerimizi, kardeşlerimiz için de istemeyi başaramazsak, hakkaniyete uygun davranamazsak; süregiden şiddet sarmalında helak olup gitmekten başka bir ihtimal kalmayacak.

O yüzden, hem Ortadoğu hem de ülkemiz için yaşadığımız sorunların çözümünü Tel Aviv’de, Washington’da, Moskova’da kurduğumuz ilişkilerle sağlama arayışlarında vazgeçip; büyük bir barış masası kurmak; gücünü silahlardan değil haktan, adaletten, kardeşliğimizden alan çözümler geliştirmemiz kaçınılmazdır. Hamaset ile geçirilen her an, yalnızca daha çok yara almamızı sağlayacaktır. Feraset ile atılacak her adım ise bizi, daha güzel bir geleceğe yaklaştıracaktır.

Rabb’imiz! Bizi, tarih boyunca azgınlık edenlere karşı koymuş Resullerin tevhid yolunda, hak, adalet ve özgürlük için mücadele edenlerden kıl! Bize zalimlerin, yeryüzünü ifsad edenlerin ve onların kuklalarının tüm hesaplarını bozacak bir dayanışma ve kardeşlik şuuru ver.

SAKARYA ADALET VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU adına Sakarya Dayanışma Derneği

Sağlık çalışanları gibi radyoloji çalışanları da canından bezdirilmiş

CHP Muğla Milletvekili, Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı, CHP Sağlık Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nurettin Demir  ” Başbakanı acil servisleri “evlendirme dairesi” olarak görmek yerine, gerçek sorunları çözmeye davet ediyoruz.”dedi

Radyoloji çalışanlarının sorunları çok fazla. Performans sisteminin sağlık çalışanlarını hasta ediyor.

CHP Sağlık Komisyonu TBMM’de TÜMRADDER ile radyoloji çalışanlarının sorunları hakkında basın toplantısı yaptı

saglık

evlen

CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, “Sağlık hizmetlerinin, acil servislerin hafife alınmasını kınıyorum, bir Başbakan’a bu yakışmaz. Orada gece gündüz hizmet veren arkadaşlarımıza hakaret olarak görüyorum.” dedi.

Demir ve CHP Sağlık Komisyonu üyesi milletvekilleri Mecliste düzenledikleri basın toplantısında, radyoloji tekniker ve teknisyenlerinin sorunlarını aktardı.

CHP’li Demir, Başbakan Binali Yıldırım’ın hastanelerin acil servislerine ilişkin sözlerini eleştirerek, dün Şanlıurfa’da bir hastanenin acil servisini ziyaret ettiğini durumun hiç de Başbakan Yıldırım’ın ifade ettiği gibi “güllük gülistanlık” olmadığını savunarak, “Başbakanın gözüyle acaba nerede güzel kız, hoş, sarışın, esmer kızlar var diye özellikle aradım. Fakat göremedim. İnsanlar yorgunluktan, bıkkınlıktan, hastaların acı çekmesinden başka bir şey göremedim.” ifadesini kullandı.

Şanlıurfa’daki hastane ziyaretlerinde yaşadıkları olayları aktaran Demir, Suriyeli bir mülteciden 6 bin lira ameliyat parası istendiğini, çocuk hastanelerinde 3-4 bebeğin aynı yatakta yattığını, doğumevinde gebelerin ve ailelerinin büyük sıkıntılar yaşadıklarını belirtti.

Demir, “Sayın Başbakan’a bir önerim var; acil servislerde üç renk, hat var, yeşil, kırmızı, sarı. Bir de pembe hat koysun, o zaman iyi olur. Pembe hattın ucunda güzel kızlar mı olur, güzel hemşireler mi olur bilemiyorum.” dedi.

-Radyoloji çalışanlarının sorunları

Radyoloji çalışanlarının da çok büyük sorunları olduğunu vurgulayan Nurettin Demir, Türkiye’de toplam 30 bin radyoloji çalışanı bulunduğunu bunlardan 5 bininin ehliyetsiz olarak çalıştığını ve çalışanlar arasında kanser vakalarının artarak görüldüğünü öne sürdü.

Demir, sağlıktaki performans sisteminin çalışanların sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştığını iddia etti.

CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık da Başbakan Yıldırım’ı sözlerinden dolayı eleştirerek, “Türkiye’nin nüfusu 78 milyon, acile başvuru 112 milyon. Sayın Başbakan ‘kız bakmaya gidiyorlar’ diyor ama acil servis çöpçatan yeri, kız bakma, erkek bakma yeri değil. Hasta bakma yeri. Sayın Başbakanı tüm çalışanlardan özür dilemeye çağırıyorum.” diye konuştu.

Radyoloji çalışanlarının iş yükünün performans sistemi nedeniyle arttığını, çalışma saatlerinin 5’ten 7’ye çıkartıldığını ifade eden Arık, 15 Şubat 2016 tarihinde radyoloji çalışanlarının sorunlarına ilişkin sağlık bakanının cevaplaması için verdiği soru önergesine hala cevap verilmediğini bildirdi.

Radyoloji çalışanlarının sağlık kontrollerinin tam olarak yapılmadığını öne süren Arık, Kayseri diş hastanesinde diş röntgenlerinin temizlik elemanlarınca çekildiğini, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde radyoloji eğitimi olmayan kişinin o birime sorumlu yapıldığını, hükümete yakın sendika üyelerinin diplomaları olmadan atandıklarını kaydetti.

vekil

 Sağlık sistemi ile Radyoloji teknisyen ve teknikerlerinin sorunlarını gündeme taşıdık
radar1

TümRadder Başkanı Heybet Aslanoğlu, insanca ve sağlıklı koşullarda çalışma isteklerini dile getirdi.

İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fak. Radyoloji ABD / İstanbul Aydın Üniversitesi Ögretim Görevlisi / TUMRAD-DER Genel Başkanı HeybetAslanoglu”Bugün Türkiye’de çalışan 18 Bin civarında radyoloji teknisyeninin sorunlarını sizlerin aracılığı ile kamuoyu ile paylaşmak ve çözüm üretmek için bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Radyoloji hastalıkların teşhisi ve bazen de tedavisi amacıyla  genellikle x-ışınları gibi sağlık üzerinde kanser dahil bir çok olumsuzluğa sebep olan radyasyonlar kullanılarak görüntüleme yapılmasıdır.  Bu görüntüleme cihazlarını kullanan özellikle teknisyenler/teknikerler ve radyoloji uzmanı hekimler işlem sırasında az da olsa bir radyasyona maruz kalmaktadırlar. Bu küçük değerdeki radyasyonlar önlem alınmadığı takdirde bu mesleği yıllarca yapan kişiler için ciddi sıkıntılara sebep olabilir.

Yakın zamanda Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tiroid nodülü tespit edilen 12 radyoloji teknisyeninin 3’ünde tiroid kanser çıkması, radyasyon ile çalışan sağlık personelinin çalışma koşulları ve güvenlik önlemlerini yeniden tartışmamız gerektiği ortaya çıkmıştır.

Kaldı ki olaydan sonra Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri  Derneği’ne yapılan başvurular olayın sadece Erciyes Üniversitesi Hastanesi ile de sınırlı olmadığı ve hemen hemen her hastane 3-5 kanser vakasının mevcut olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

HEYBET ASLANOĞLUDernek tarafından uzman kişilerden oluşan bir heyet Erciyes üniversitesi Hastanesi’nde incelemeler ve ölçümler yapmış,  orada çalışan radyoloji teknisyenleri ile birebir görüşmeler yapmış ve bunu raporlaştırarak geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaşmıştır. Rapora göre tespit edilen radyasyon değerleri yıllık doz sınırlarının seviyesine çok yakın değerler tespit edilmiştir. Yıllık doz sınırı  şu demektir.  Bir hastalığın ortaya çıkması belirlenen bu sınır aşıldığında hastalığın ortaya çıkması kaçınılmaz olan değerdir.  Bu sınıra yakın olması da kanser dahil bir çok hastalığın oluşması için yeterli  değerlerdir. Kaldi ki küçük  dozlar bile yıllar sonra kanser oluştura bilmekte iken  yıllık sınıra yakın değerler  kanserlerin oluşmasını daha da kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır.

AKP ile birlikte 2002 yılından beri Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen bir sağlık sistemi uygulanmaya çalışıyor. Sağlıkta Dönüşümün özünde sağlığı bir hak, bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp tamamen kâr endeksli, sunulan hizmetin kalitesi bir kenara atılarak performans kriteri olarak ne kadar çok işlem, ne kadar çok tektik, ne kadar çok ameliyat olarak belirleyen ve sağlık çalışanlarını bu performans kriterlerine göre değerlendiren bir sağlık sistemi anlayışı ne yazık ki sağlık çalışanlarının ve toplumun sağlığını tehdit ediyor.

AKP’nin bu sağlıksız sağlık politikaları, performans sistemi, hekimler ve diğer sağlık çalışanları gibi radyoloji çalışanlarını da canından bezdirmiştir. Erciyes Üniversitesi Raporunda kansere neden olan etkenin sadece radyasyon olmadığını, performans sistemi ile artan iş yükü, yetersiz personel, uygun olmayan koruyucu ekipmanlar kısaca sağlıksız çalışma koşulları meslektaşlarımızın kanser olmalarının en önemli etkenlerinden olduğu belirtilmiştir.

Sağlıkta performans sistemi ile radyoloji tetkiklerinin sayısında ve radyoloji çalışanlarının iş yükünde yaklaşık 5 kat artış yaşanmıştır. Bu artışın  önemli bir kısmını teşhis ve tedaviye hiçbir katkısı olmayan gereksiz radyolojik uygulamalar ve tetkikler oluşturmaktadır.  Her bir tetkik hastanın ve bu incelemeyi yapan teknisyenlerin daha fazla radyasyon alması demektir.

Radyasyon ile çalışan radyoloji teknisyenleri ve teknikerleri  haklı olarak kendi geleceklerinden endişe duymaktadırlar. Ne zaman sıra bize gelecek diye korku ve panik içerisindeler.

YETERSİZ İSTİHDAM EN ÖNCELİKLİ SORUNDUR!

Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin tamamına yakınında görüntüleme hizmetleri taşeronlara devredilmiştir. Görüntüleme hizmetleri taşeron firmalar tarafından verilmektedir. Taşeron firmalarında daha ucuz iş gücü diye eğitimsiz, ehliyetsiz alaylı diye tabir edilen kişilerce  hizmet verilmektedir. Her yıl 5000 civarında mezun olan gencimiz radyoloji teknisyenliği okullarından mezun olup iş bulamazken çok daha ucuza, hiçbir hak ve hukuk tanımadan insanların emeği sömürülüyor. Bu merkezlerde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen sayıda MR, BT ve diğer tetkikler yapılıyor. Radyasyon ile ilgili eğitim almamış bu kişiler en başta kendi sağlıklarını daha sonra hastaların sağlığını ciddi bir şekilde riske atmış oluyorlar. Özel hastanelerde de durum bundan farklı değildir. Özel hastanelerde ve taşeron firmalarında çalışan radyoloji çalışanları kanunların kendilerine sağladığı, radyasyon izinlerini, yıpranma  hakları  kullanamıyorlar, kullandırılmıyor. Ayrıca fiili hizmetler yine AKP hükümeti tarafından 5510 sayılı kanun ile yıllık 90 günden 50 güne indirilerek  %50 oranında azaltılmıştır.

30.01.2010 tarihinde 5947 Sayılı Üniversite Ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile radyasyon ile çalışan sağlık personelinin haftalık çalışma süresi 25 saatten 35 saate çıkarılmıştır. Yeterli sayıda istihdam yapılmadan mevcut personel ile radyolojideki ihtiyaç karşılanmaya çalışılıyor.  AB ülkelerinde kişi başına düşen yıllık hasta sayısı İngiltere’de 1/3048, Hollanda 1/3303, Almanya 1/2711, Fransa 1/2850 iken Türkiye’de 1/5650’dir. AB ülkelerinde bir radyoloji teknisyeni günlük mesaisinde ortalama 20-25 hastaya işlem yaparken ülkemizde bu sayı en küçük hastanede bile 70-80 civarındadır. KPSS sınavı ile istihdam edilen radyoloji teknisyen/teknikeri ihtiyacı karşılayamamaktadır.Elimizdeki tabloda da görüldüğü gibi Türkiye’nin her bölgesinde her hastanesinde Personel Dağılım Cetvelinde belirtilen sayıların çok altında sayılardaki radyoloji teknisyenleri ile hizmet veriliyor. Okullarımız her yıl binlerce mezun veriyor ancak Sağlık Bakanlığı yeterli sayıda kadro açmadığı için iş bulamıyorlar. Radyoloji Teknisyenleri personel eksikliği nedeniyle  radyasyona maruz kaldıkları yetmezmiş gibi birde  hastalardan şiddet görüyor, darp ediliyor. Bunun tek bir sorumlusu vardır. Mevcut sistem ve yeterli kadro açmayan Sağlık Bakanlığı’dır.

AKP Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı neyle meşgul yabancılara vatandaşlık verilmek suretiyle özellikle sağlık alanında istihdam etmekle meşgul. Değerli arkadaşlar Türkiye’de 300 bin civarında hekim dışı  eğitimli, sağlık personeli  atanamıyor, atanma bekliyor. 250 bin civarında öğretmen atanmayı bekliyor. İstihdam mı etmek istiyorsunuz buyurun. Bu ülkenin yabancı sağlık çalışanına, yabancı öğretmene ihtiyacı yok. Bu ülke insanının sorunlarından bu kadar yabancılaşmış hükümete de Bakanlara da ihtiyacı yok. Ama bunların amacının millet olmadığını biz çok iyi biliyoruz. Halkımızında bunları gördüğünü düşünüyoruz.

Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Tenikerleri Derneği  geçen hafta kendi üyeleri arasında bir anket yaptı.  Mesleki Memnuniyet Anketi’nde ankete katılanların radyoloji teknisyenlerinin %95’i mutsuz ve geleceklerinden kaygı duyduklarını ifade ederken sadece %5 lik çok küçük bir kesim sağlık uygulamalarından ve radyoloji teknisyeni olarak çalışmaktan memnun olduğunu beyan etmiştir. Yine ankete katılanların %24’ü imkan olsa meslek değiştirmek istediğini ifade etmiştir.

Bir meslek grubunda %95 oranında memnuniyetsizlik varsa başta Sağlık Bakanlığı’nın ve Çalışma Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.  Ya da bu memnuniyetsizlik bu bakanlıkların çalışanların sorunlarına ne kadar kayıtsız kaldığının göstergesidir.

Türkiye’de insan hayatı birileri için ne yazık ki çok ucuz. Erciyes Üniversitesinde radyoloji teknisyenleri kanser olur Sağlık Bakanından ses yok. Çalışma Bakanından bir açıklama yok. Sorumlu kim? Sorumlu yok. İş kazalarında, maden ocaklarında, sanayi sitelerinde işçiler ölür. Sorumlu yok.   Böyle bir yönetim anlayışı kabul edilemez. İlgililerin, sorumluların görevlerini adam gibi yapmaya yada o koltukları bırakmaya davet ediyoruz. İnsanların hayatlarını karartmaya hakkınız yok.

KORUYUCU EKİPMANLARIMIZ YETERSİZ ve UYGUN DEĞİL.

Radyoloji teknisyenlerinin  kanser olmaması için kullandığı koruyucu ekipmanlar hem yetersiz hem de bir çoğu uygun değil. Çalışma Bakanlığı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Genel Müdürlüğü bünyesindeki birimlerin 6331 sayılı kanun kapsamında , kurşun önlük ve diğer koruyucu ekipmanları üreten, ithal eden firmaların yeterliliklerini titizlikle sorgulamalı ve yetersiz bulunan işletmelerin faaliyetlerini durdurmalıdır. Yurt dışından ithal ediyoruz deyip merdiven altı üretilen koruyucu ekipmanlar piyasaya sürülüyor. Sahte ürünler ucuz diye hastane idarecileri bunları tercih ediyor. Çoğu zaman test edildiğinde içerisinde kurşuna rastlanmayan bu ürünler yıllar sonra bizlerin kanser olmasına sebep olabiliyor. Sahte ürünler bizi radyasyondan koruyamaz. Sahte ürünlerle kanser önlenemez.

İyonlayıcı radyasyon ile çalışılan birimler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ağır ve tehlikeli İşler arasında sayılmış ve alanlarda çalışanların  5510 sayılı kanun kapsamında fiili hizmet süresi denilen yıpranma  nedeniyle erken emeklilik imkanı sağlanmıştır. Ancak Sağlık Bakanlığı Döner Sermaye ve Ek Ödeme Yöneteliği’nde radyoloji, nükleer tıp ve radyoterapi gibi radyasyonla çalışılan alanları riskli ve özellikli birimler dışında tuttuğu için bu alanlarda çalışan sağlık çalışanlarının Döner Sermaye ve Ek ödemelerinde kayıplar  ve magduriyetler söz konudur. Bu yanlışın ivedilikle düzeltilmesi ve radyoloji, nükleer tıp ve radyoterapi gibi radyasyon ile çalışılan alanları özellikli-riskli birimler  olarak kabul edilip magduriyetin  giderilmesi gerekmektedir.

NE İSTİYORUZ! ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ.

  • Öncelikle Sağlık Bakanının bizlerin feryadına, bizlerin sesine kulak vermesini bu konuda çözüme dair bizleri dinlemesini İSTİYORUZ.
  • Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Çalışma Bakanlığı ve radyoloji ile ilgili diğer kurumlar etkin denetim yapmasını İSTİYORUZ.
  • Her şeyden önce sağlığımızı düşünüyoruz. Sağlığımızın korunması için çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını İSTİYORUZ.
  • Performans sisteminin tamamen veya radyolojik incelemeler için kaldırılmasını İSTİYORUZ.
  • Taşeron firmaların titizlikle denetlenmesini, hukuksuzlukların, çalışanları köle gibi görme anlayışının önüne geçmesin İSTİYORUZ.
  • Radyolojide iş yükümüz çok fazla yeterli sayıda istihdam sağlanmasını ve radyasyonla çalışma sürelerinin düşürülmesini, hasta veya tetkik bazlı bir sınırlama getirilmesini İSTİYORUZ.
  • Radyolojide DİPLOMASIZ-EHLİYETSİZ(Alaylı)  çalışmanın önüne geçilmesini ve ehliyetsiz personel çalıştıran kurumlara caydırıcı cezalar verilsin İSTİYORUZ.
  • Radyoloji eğitimi veren okulların ve tahsis edilen kontenjanların sınırlandırılmasını ve radyoloji eğitiminin LİSANS düzeyine çıkarılmasını İSTİYORUZ.

ad1

EMEKLİ kesim her gün PAZAR filesi boş şekilde evine dönüyor.

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Merkezi, emekli vatandaşlarımızın durumuna dikkat çekerek iyileştirmenin 2000 yılı sonrası içinde geçerli olması gerektiğinin altını çizdi.

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş “Değerli insanlarımız Ülkemizin ekonomik durumu ortada. İnsanlarımızın sosyal yaşam düzeyi belli.

İlgili kuruluşların asgari geçim şartları ile ilgili yapmış oldukları aylık istatistikler ise ortada.

Açlık sınırını da yokluk sınırını da biz değil sendikal örgütler başta olmak üzere araştırma şirketleri yayınlıyorlar. Ülkemizde yaşamakta zorlanan EMEKLİ kesim her gün PAZAR filesi boş şekilde evine dönüyor.

Eline geçen emekli aylığı ile bırakın geçinmeyi, yaşaması mucize halde.

950- 1300 lira arasında aldığı aylıkla yaşama savaşı veren emekli insanımıza adeta YAŞAMA ÖL denmekte.

mustafagoktasankara1

Bir süre önce çıkartılan 6283 sayılı İNTİBAK yasası ile ufak tefek düzenlemeler yapılmışsa da, bu düzenlemelerden 2000 yılı sonrası emekli olanlar faydalanamamışlardır.

Konu hakkında davalar açılmış ama sonuçsuz kalmıştır. 2000- ile 2015 arasında emekli olan ve halen 950- 1300 lira maaşa talim eden SSK ve BAĞ-KUR emeklilerin yaşam çilesi bitmiyor.

Bir yasa çıkarken 2000 yılı öncesi ve sonrası diye çıkar mı?

Bu haksızlık ve adaletsizliktir.

Tüm emekli insanlarımızın İNSANCA- UYGARCA- yaşamak hakkıdır. Bunun içinde İNTİBAK yasası denen yasanın tüm emeklilere eşit, adil, hakkaniyetli bir şekilde uygulanması lazımdır.

Aldığı para ile

ev kirası,

elektrik,

su,

telefon,

doğalgaz derken yeme içme için beş kuruş artmaması üzüntü vericidir ve milyarlarca lira aylık alan vekillerimizi düşündürmelidir.

Yazık ve günahtır.

Dünyada emeklisine ikinci bir iş yaptırmayıp, üstelik yurt dışında tatil imkânları sunan AB ülkeleri varken, biz verdiğimiz aylıkla yaşama öl diyerek süründürüyor, ikinci işe mahkûm ettiğimiz gibi, elde ettiği gelir ile bırakın yurt dışı tatili yurt içi tatili bile yapamaz hale getiriyoruz.

Her biri tüketici durumunda olan Emeklilerimizi YEMEKLİ hale getirelim.

Her yere, her yatırıma, her şeye para buluyoruz, kaynak buluyoruz da, emekliye gelince mi kaynak kuruyor.

Lütfen bu konuda insanca, uygarca yaşam için acil düzenlemeler yapalım ” dedi.

Yerel Yönetimler Tarihine Genel Bakış

Tarihsel gelişim süreci içinde, özellikle antik çağda başlayıp, ortaçağ boyunca, yerel yönetim kavramı hükümdar merkezli ve hemen hemen askeri içerikliydi, yani askeri örgütlenmeydi. Komün kelimesi yerel yönetimler için kullanılmıştır. Belediye terimi ise ilk kez 1789 tarihli Fransız kurucu meclisinde kullanılmıştır Bugün kullanılan municipality kelimesi de Eski Roma kökenlidir ve imparatorluğa yeni katılan topraklara denirdi. 1835’ten itibaren İngilizlerde de belediye tüzel kişiliği gelişmiştir. Batı Avrupa’da feodalitenin yıkılışıyla birlikte kentlerin geliştiğini görüyoruz. 2.yüzyıl ile 10.yüzyıl arasında feodalin hüküm sürmesi sonrasında bu tarihten sonra yeni bir sınıfın yaşadığı çok daha ayrıcalıklı kentler ortaya çıkıyor. Burjuva sınıfının yaşadığı kentler feodal beylerin yaşadıklarından ve senyör malikanelerinden çok daha farklıydı. Almanya’da ise yerel topluluklar özgür kent niteliği taşıyordu ve sonucunda İsviçre, Hollanda ve Belçika gibi ülkeler ortaya çıkmıştır.

Felsefi anlamda yerel yönetim tartışmalarına baktığımızda; Jean Jacques Rousseau ve Immanuel Kant gibi düşünürlerin yerel yönetimlere sıcak bakmadıklarını, Anne Robert Jacques Turgot ve Jeremy Bentham gibi yararcı düşünürlerin de genel-bireysel yarar arasında bir bağ işlevi görecek alt birimlere yani yerel yönetimlere ihtiyaç bulunduğundan sözettiklerini görürüz. Mesela Turgot’un, köy belediyesi ve 15 km.’lik alan içinde kalan 30 köyün bir seçim çevresi oluşturması fikri benimsenmiş, 1790’da Fransız Devrimi’nin ardından gerçekleşen yeni yönetim örgütünü de etkilemiştir. Alman filozoflarından Rudolf Gneist de 1860’ta yayınlanan kitabında, yerel yönetimin, ulusun kendi kendini yönetmesinin önkoşulu olduğunu ileri sürmüştür. 20.yüzyıl ise yerel yönetimlerin altın çağı olmuş, “belediye sosyalizmi”nin, düşülküsel sosyalistlerin etkisiyle ortaya atılması bu döneme rastlar. Belediye sosyalizmi 20.yy başlarında İngiltere’de geliştirilen bir akımdır. Toprak sahiplerinden çok çoğunluğa dayanan yerel yönetimin kurulması, birçok yerel yönetimin belediyelerce görülmesi ve hizmetlerin gerçekleştirilmesinde hükümeti temsil görevini görmesi ilkesine dayanmaktaydı, belediye sosyalizmi. Bu ilkelerin ortaya konmasında Fransız Mourice Hauriou ve İngiliz Sidney Webb etkili olmuştur. Sidney ve Beatrice Potter Webb gibi Fabian sosyalistlere göre insan yaşamının temel birimi yerel yönetim, kooperatif, dernek ve sendika gibi sivil toplum örgütleridir. Onlara göre güvenlik ve adalette ulusallaşma belediye sosyalizmine karşıttır. Jean Jack Rousseau ise yerel gücün kaynağını yerel kuruluşlarda değil yurttaşların katılımında bulmuştur. Charles Louis de Montesquieu de Rousseau’nun etkisinde kalmış, yerel yönetimlere ayrıcalık tanınmasını doğru bulmamışlardır. Fransız düşünür Alexis de Tocqueville de özgür toplulukların gücünün komünde toplandığını söylemiş, her yerel birimin çıkarını ilgilendiren konularda karar verme yetkisine sahip olması gerektiğini öne sürmüştür. Taine gibi karşı devrimciler ise devrimden sonra yurttaşlara tanınan yetkilerin yeniden merkezi yönetime dönmesini savunmuşlardır. Taine gibi Proudhon da “Federasyon İlkesi” adlı yapıtında yerel yönetimin, merkezi yönetimin erkini sarsacak bir araç olduğunu savunmuştur.

Tamer_Uysal16

Osmanlı İmparatorluğu’nda da 19.yüzyılda kentlerin gelişmeye başlaması, azınlıkların ve etnik nüfusun isteklerinin artması dış devlet baskılarıyla yerel yönetim kavramının ortaya çıktığını ve yerleştiğini görüyoruz. Belediyelerin kuruluşuna kadar, belediye ile ilgili işleri vakıfların yaptığını da görüyoruz. Tanzimata kadar Arap ve islam geleneği ile kadıların bazı belediye işlerine baktığını, Tanzimatla birlikte gelen bürokratik kadroların ise daha ekonomik örneğin vergi toplanması gibi işler için yerel yönetimlere önem verdiğini görüyoruz. Osmanlı’da ilk belediye kuruluşu 1855 tarihine rastlar. İlk belediye 1855’te İstanbul’da kurulur. Başında şehremini bulunan 12 kişilik bir tür kent kuruludur bu. Üyeleri de Osmanlı tebaasından ve güvenilir, saygın esnaf takımıdır daha çok. Daha sonra bu örgüt geliştirilmiş, daireler eklenmiş, yabancılar da üye ve danışma gibi görevlere getirilmeye başlanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1930 yılında 1580 sayılı Belediye Yasası çıkıncaya kadar da Osmanlı İmparatorluğu’nda yerel yönetimle ilgili yapı ve işleyiş ekonomi merkez ağırlıktaydı. 1876’da her kentte ve kasabada belediye örgütü kurulmasını öngören yasa çıkmıştır. Belediye meclisini halk seçecek, bu meclis de kentin genel kurulu olarak çalışacaktır.

Tamer_Uysal13

1929’da 1426 sayılı yasa merkezin il yönetimi üzerindeki kısıtlayıcı öğelerini kaldırmış, 1987’de de bu yasanın yerine 3360 sayılı yasa çıkarılmıştır. 1870 tarihinde Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi ile köy komünlerinin yerine geçecek bir bucak yönetimi kurmak amaçlanıyordu. 200’den çok haneli köyler başında bucak müdürü olarak teşkilatlanacak, küçük köyler de bucaklar halinde birleştirilecekti. Ancak bu tüzük gerçekleştirilememiş köy yönetimi oluşturulamamıştı. 1961 Anayasası’nın 112. maddesi de “idarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır” diyordu. 116.maddesinde de il, belediye ve köy karar organları halk tarafından seçilir denmekteydi. 1961 Anayasası ile bugün yürürlükte olan 1982 anayasası arasında bazı farklar vardır. Örneğin 1961 anayasası , seçilmesi gereken karar organlarını halk seçer derken, bu terim 1982 anayasası ile kanunda gösterilen seçmenler olarak değiştirilmiştir. 1961 anayasasında genel karar organları derken 1982 anayasası sadece karar organları terimini uygun görmüştür. Bir askeri darbe sonucunda ve askeri yönetimin etkinliğinin sona ermemiş olduğu bir dönemde yapılmış olduğu gözönüne alındığında 127.maddedeki karar organları teriminin bilinçli olarak, yerel yönetim organlarının yapısında bir demokratikleştirme yapma özleminden doğmadığını söylemek mümkün. 1982 Anayasası ile ayrıca yerel seçimlerin dört yıl yerine beş yılda bir yapılması, büyükşehir anakent belediyeleri, İçişleri Bakanlığı’na geçici görevden alma yetkisinin tanınması gibi uygulamalar konmuştur. 1961 anayasasında ise siyasal ya da başka bir nedenle keyfi biçimde görevden alma gibi bir hüküm bulunmamaktaydı. Yine ayrıca kamu görevinin daha iyi yerine getirilmesi amacıyla yerel yönetimlerin aralarında birlik oluşturmaları da Bakanlar Kurulu’nun iznine bağlanmıştır. İl özel yönetimiyle ilgili değişikliklerden bazıları 1961 anayasasının ilkeleri ışığında yeni koşulların etkisiyle 1987’de çıkarılan 3360 sayılı yasa ile yapılmıştır. Bundan böyle de uygulama amacıyla çıkarılacak yasaların halkın yararına olması beklenmektedir.

Tamer_Uysal16

Hem siyasal hem de sosyal açıdan oluşturulacak yönetim birimlerinin kurulması halkın katılımına ve halk temeline dayanmalıdır. Demokrat Parti’nin savurgan ve plansız tutumu yüzünden gerçekleşmeyen planlı kalkınma, ne yazık ki 27 Mayıs 1960 devrimi ile gerçekleşmiş, köy-kent ayrımı yapılmadan planlı kalkınma ilkesine geçilebilmiştir. Yeni yasaların bunu tamamen aşarak halka dönük olması gerekmektedir. Somut örneklemek gerekirse, 1973 yerel seçimlerinden sonra yaşama geçirilen uygulamalarda yeni belediyecilik anlayışının geliştiğini görürüz. Yeni belediyecilik anlayışına göre “belediyeler, iş programlarını halk kuruluşları ve yerel kuruluşlarla danışarak ve işbirliği yaparak hazırlayacaklardır” denmiştir. Bu da ilk kez CHP tarafından yazıya dökülmüştür. Bizzat CHP Genel Başkanı “Bence sokakların, mahallelerin de belediye hizmetlerine katkıda bulunması ve belediye çalışmalarını denetleyebilmek için örgütlenmeye başlamalarında yarar vardır” demiştir. Belediyelerin sadece birer yönetim birimi olmaktan çıkarılarak, üretime dönük, üreticileri ve tüketicileri örgütleyen birer kuruluş haline dönüştürülmesi öngörülmüştür. Ancak bütün bu düşünceler halkı yönetime yaklaştırmak, yönetime katkısını arttırmayı amaçlamışsa da, kapitalist düzende köklü değişimde bir araç olarak kullanılması düşüncesine dayanmıyordu. Sosyal demokrat belediyelerin ya da sosyalist yapıların programlarını doğru ideolojik içeriklerle seçmenlerine sunması ve sistemlerini oluşturması gerekiyor.

Tamer_Uysal15

Bugün Türkiye’de toplam 1397 (yazıyı kaleme aldığım tarihte 3400 civarında idi) belediye vardır. Ancak nicelikten çok nitelik ön plana çıkarılmalıdır. Sosyal adalet, halkın katılımı, rant ekonomisini ve savurganlığı önleme, kaynak yaratıcı ve üretici olma, birleştirici ve bütünleştirici olma gibi temel ilkelerle demokratik belediyeciliğin işlevleri geliştirilmelidir. Belediye meclisleri ve mahalle kurulları yerine demokratik yapıda komite ve konseyler oluşturulması, halkın doğrudan yerel yönetimlere katılması sağlanmalıdır.

TAMER UYSAL

https://tameruysal.wordpress.com/

TAMER UYSAL KİMDİR?

1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı.

Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden 2015’te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır. Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press …) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı.

Türkiye çapında yazı ve şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte.

657 sayılı devlet memurları kanununu değiştirmek ahlaki bir yaklaşım değildir

Türk Ulaşım Sendikası Sakarya Şube Başkanı Ömür KALKAN“Son günlerde gündeme gelen devlet memurlarının iş güvencesinin kaldırılması ile ilgili kamuoyu yanlış bilgilendirilmekte asıl amaç gizlenmektedir. 657 sayılı devlet memurları kanununun 125. Maddesinin e fıkrasında ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların çalışma düzenin bozmak, yasaklanmış her türlü yayını çoğalmak, dağıtmak kurumun her hangi bir yerine asmak, 10 gün kesintisiz işe gelmemek, özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün işe gelmemek, yüz kızartıcı suç işlemek amirlerine veya mahiyetindekilere fiili tecavüzde bulunmak gibi hallerde bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memuriyetten atılır.

Devlet memurluğuna yakışmayan, verilen görevleri yerine getirmeyen kamu malına zarar veren veya görevini kötüye kullanan vb. davranışlarda bulunan memurlara ise aynı maddeye göre uyarma, kınama ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezaları verilir tekrarında ise iş aktinin feshedilmesine giden bir süreç işlemektedir. Her yıl verilen disiplin cezaları sonucunda ortalama 500 devlet memuru işten atılmaktadır.

Görüldüğü üzere devlet memurlarının sınırsız iş güvencesi diye bir durum söz konusu bile değildir. Bu kanunun verdiği iş güvencesi keyfi görevden alınmaların önüne geçmek nüfus sahibi kişilere karşı devlet memurunu korumaktır.

Kanun değişikliğindeki asıl amaç iş güvencesiz bir çalışma hayatı oluşturmak sermayenin istediği ucuz işgücü potansiyelini arttırmaktır. Suistimal edilen istisnai kadrolara atamalar yapılarak devlet memuru olmanın kapsamını genişletme çalışmalarıdır.  İşçi memur ayrımını kaldırmak, hükümetin memuru anlayışı oluşturmak iş güvencesini kaldırmak çalışma hayatını olumsuz etkileyeceği şüphesizdir.

GARVAR1GARVAR2

Yıllarca Üniversite, Yüksekokul okuyup KPSS sınavını kazanan ve hiçbir siyasi güç ya da torpil aramadan devlet memuru olanların iş güvencesini almaya kimsenin hakkı yoktur. Dünyada kabul görmüş ve en geçerli kanun olan 657 sayılı devlet memurları kanununu değiştirmek ahlaki bir yaklaşım değildir. Kamu Sen ve Türk Ulaşım Sen olarak iş güvencemiz kırmızı çizgimizdir.

Rusya ve Türkiye’de sendikalardan ortak barış çağrısı

Rusya Emek Konfederasyonu (KTR) ve Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ortak bir açıklama yaparak iki ülke arasındaki gelişmelerden endişe duyduklarını belirttiler. KTR Genel Başkanı Boris Kravchenko ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun imzalarıyla yayımlanan açıklamada yükselen gerilimin sadece ölüm ve yoksulluk getireceği söylenirken, sorunun barışçıl yöntemler ile çözülmesi gerektiği vurgulandı.

Şiddet ve ekonomik yaptırım değil barışçıl çözümler

Beko ve Kravchenko açıklamada “Suriye’de yaşanan gelişmeleri ve uluslararası alana etkilerini kaygı ile takip ediyoruz. Bu gelişmelere bağlı olarak Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler de endişe verici ve tehlikeli bir sürece girmiş bulunuyor. Türkiye ve Rusya işçileri adına, uluslararası sorunların savaş, şiddet ve ekonomik yaptırımlarla değil, barışçıl yöntemlerle çözülmesinden yana olduğumuzu hatırlatmak isteriz. Rusya ve Türkiye işçileri olarak halklarımızın karşı karşıya gelmesinden değil insanlık düşmanı teröristlere karşı toplumsal alanda birlikte mücadele etmesinden yanayız. Çünkü bu mücadele bir insanlık ödevi olduğu kadar uluslararası hukukun da gereğidir” ifadelerini kullandı.

“Savaş ölüm ve yoksulluk demektir”

Her iki ülkenin politikacıları soğuk savaş günlerine dönüşe neden olacak politikalardan titizlikle kaçınmalı ve aksine komşuluk ilişkilerini güçlendirmelidir. Çok iyi biliyoruz ki; iki ülke arasındaki siyasal, ekonomik ve sosyal ilişkilerin bozulması, savaş tehdidinin ortaya çıkması öncelikle işçi ailelerini etkileyecektir. Bu gerilim sadece yoksulluk ve ölüm getirecektir” diyen sendika başkanları bütün işçileri barışı savunmaya çağırdı.

rusya1 rusya2 rusya3 rusya4

DİSK Konya İl temsilciliğinden eylem: “Asgari Ücret 1900 Net”

DİSK Konya İl temsilciliğinden eylem: “Asgari Ücret 1900 Net”

DİSK Konya İl Temsilciliği “Asgari Ücret 1900 net” talebi ile 24 Kasım Pazartesi günü bir eylem gerçekleştirdi

Read more ›

10 EKİM ANKARA KATLİAMI DAVASI HESAPSIZ KAPANMAYACAK!

10 EKİM ANKARA KATLİAMI DAVASI HESAPSIZ KAPANMAYACAK!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılacak suç duyurusu öncesi bir basın toplantısı düzenledi…

Read more ›

Serapool’da hukuk mücadelesi: “Yargılanması gereken işverendir”

Serapool’da hukuk mücadelesi: “Yargılanması gereken işverendir”

Cam Keramik-İş sendikamızda örgütlendikleri için işten atılan SeraPool işçilerine patron tarafından açılan davanın duruşması 20 Kasım Cuma günü Kartal Adliyesinde görüldü

Read more ›

Adana Seyhan’da direnen Nakliyat-İş üyesi PTT işçileri yalnız değildir!

Adana Seyhan’da direnen Nakliyat-İş üyesi PTT işçileri yalnız değildir!

Nakliyat İş sendikamıza üye oldukları için baskıya uğrayan ve işten atılan PTT işçileri, Adana’da direniş başlarken 19 Kasım’da gerçekleştirilen basın açıklamasına DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da katıldı

Read more ›

????????????????????????????????????

Kârlar azami, ücret neden asgari? Asgari Ücret 1900 Net!

DİSK asgari ücret ile ilgili taleplerini 18 Kasım 2015 Çarşamba günü DİSK Genel Merkezi’ndeki bir basın açıklaması ile duyurdu

Read more ›

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Gıda-İş üyesi Munzur Su işçileriyle

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Gıda-İş üyesi Munzur Su işçileriyle

Munzur Su A.Ş’de insanca bir ücret alabilmek ve toplu sözleşme hakkı için mücadelelerini sürdüren Gıda-İş üyesi işçiler, çıktıkları grevin 20.günündeDİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun katılımı ile basın açıklaması gerçekleştirdi

Read more ›

Genel-İş sendikamızın Tunceli Şube Başkanı derhal serbest bırakılsın!

Genel-İş sendikamızın Tunceli Şube Başkanı derhal serbest bırakılsın!

Genel-İş Sendikamızın Tunceli Şube Başkanı Erkan Yılmaz’ın tutuklanmasına karşı dayanışma eylemleri sürüyor

Read more ›

Jose Mujica ve Kani Beko “Emek, Demokrasi ve Barış” söyleşisinde

Jose Mujica ve Kani Beko “Emek, Demokrasi ve Barış” söyleşisinde

Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Mujica ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko Konak Belediyesi’nce düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış konulu söyleşiye katıldı

Read more ›

????????????????????????????????????

DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun İŞ-KUR Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma

DİSK Genel Başkanı Kani Beko İŞ-KUR 8. Olağan Genel Kurulu’na katılarak bir konuşma yaptı. O konuşmanın tam metni

Read more ›

????????????????????????????????????

“Saraysız Başkan” DİSK’in konuğu oldu

“Saraysız Başkan” olarak bilinen, Uruguay’ın eski devlet başkanı José Mujica, Türkiye ziyareti kapsamında DİSK’in konuğu oldu

Read more ›

Güney Kore’de sendikalar saldırı altında

Güney Kore’de bağımsız ve demokratik sendikacılığın temsilcisi olan Kore Sendikalar Konfederasyonu (KCTU), yeni iş yasasına ve uluslararası serbest ticaret antlaşması TPP’ye karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle Güney Kore hükümetinin baskısı altında bulunuyor. Çok sayıda KCTU üyesi işçi tutuklanırken, sendika merkezleri polis tarafından basıldı. Güney Kore Cumhurbaşkanı Park Geun-hye sendikal hareketi ve KCTU’yu hedef göstermektedir.

6 Kasım 2015 günü yüzlerce polis KCTU üyesi Kamu Hizmetleri Sendikası KPTU Genel Merkezi’ni basarak “işçi sağlığı ve iş güvenliği” konulu bir kampanya yürüten “Nakliyat İşçileri” birimdeki belgelere ve bilgisayarlara el koymuştur. Sendikanın şubelerine yönelik baskın girişimleri üyelerin direnişiyle engellenmiştir. Çok sayıda sendika üyesi işçi tutuklanmıştır.

14 Kasım 2015 tarihinde 150 bin kişinin katılımıyla düzenlenen son yılların en büyük mitingi sırasında polis KCTU Genel Başkanı Han Sang-gyun’u tutuklamaya çalışmış, kalabalığa zırhlı araçlarla ve biber gazıyla saldırmıştır. Mitingte güvencesiz çalışma koşulları dayatan yeni iş yasası ve uluslararası serbest ticaret anlaşması TPP protesto edilmiştir.

14 Kasım 2015 Mitingi Seul

14 Kasım 2015 Mitingi Seul

İşçi liderlerine yönelik tutuklamalar ve sendika merkezlerine yönelik saldırılar devam etmektedir. G.Kore hükümeti her türlü demokratik muhalefeti güç kullanarak bastırmak istemekte ve işçilerin temel haklarını gasp etmeye çalışmaktadır.

DİSK üyesi sendikalar G.Kore Cumhurbaşkanı’na ve Türkiye’de bulunan G.Kore temsilciliklerine protesto mektupları göndermiştir. Küresel sendika federasyonları da KCTU’ya destek için bir dayanışma kampanyası başlatmıştır.

Kampanyaya katılmak için labourstart sitesini ziyaret edebilirsiniz.

http://www.labourstartcampaigns.net/show_campaign.cgi?c=2887

Her türlü baskıya rağmen KCTU’nun güvenceli çalışma koşulları için mücadelesi sürüyor.

seul seul2 seul3 seul4 seule