kategori Arşivleri: Haklar

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

  

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip Koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında Çankaya Köşkü’nde düzenlenen Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından, millete seslenerek, alınan kararları kamuoyuna açıkladı.

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Aziz milletim, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında Çanakkale Deniz Zaferimizin 105. yıl dönümünde aziz şehitlerimizi bir kez daha hürmetle yâd ediyorum. Bu vesileyle, asırlardır ülkemizin bağımsızlığı için canlarını feda eden bütün şühedaya, terörle mücadelede 15 Temmuz’da ve sınır ötesi harekâtlarımızda şehit düşen tüm güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Çanakkale Savaşlarının muzaffer komutanı, İstiklal Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını da burada rahmetle yâd ediyorum. Rabbim şehitlerimizin makamlarını âli, mekânlarını Cennet eylesin. Rabbim bizi şehitlerimizin kutlu yolundan ayırmasın.

“SALGINLAR, AYNI ZAMANDA BÜYÜK SİYASİ, SOSYAL VE EKONOMİK DÖNÜŞÜMLERİN DE TETİKLEYİCİSİ OLMUŞTUR”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; insanlık tarihi boyunca her dönemde salgın hastalıklar ve tabii felaketler çok ciddi can kayıplarına yol açmıştır. Tarih kitaplarında Avrupa nüfusunun 3’te 1’iyle 3’te 2’si arasında bir bölümünün ölümüyle sonuçlanan salgın hastalıklardan söz ediliyor. Aynı şekilde kendi tarihimizde de İstanbul nüfusunun yarısına yakınının hayatını kaybettiği salgınlarla ilgili bilgilere rastlıyoruz.

Dünyada ağır sonuçları olan salgınlar, aynı zamanda büyük siyasi, sosyal, ekonomik dönüşümlerin de tetikleyicisi olmuştur. Osmanlı’nın Avrupa’yı fethi ve Rönesans başta olmak üzere insanlık tarihine damga vuran pek çok hadisede bu sürecin izlerini görmek mümkündür. Yakın zamanda da dünyamız 2002 yılında SARS ve 2012 yılında MERS adı verilen salgın hastalıklarla hatırlayalım mücadele etmiştir. Ayrıca, dünyamız 2009 yılındaki domuz gribi, 2014’teki Ebola salgını, 2016’daki Zika virüsü gibi tehditlerle yüzleşmişti. Koruyucu sağlık ve tedavi hizmetleriyle ilaç sektöründe yaşanan gelişmeler virüs salgınlarının eskisi kadar büyük can kayıplarına yol açmasının önüne geçmektedir. Nitekim şu anda dünyada insan ölümlerine yol açan hastalıklar arasında bu tür salgınların payı oldukça düşüktür. Ancak, önüne geçilmediği takdirde salgın hastalıkların kitlesel ölümlere yol açma tehlikesi hâlâ vardır. Bunun için de her türlü salgın hastalığa karşı hızlı ve etkin önlemler alınması gerekiyor.

“TÜRKİYE BU SÜRECE OLABİLECEK EN HAZIRLIKLI ŞEKİLDE YAKALANMIŞTIR”

Özellikle son aylarda hep birlikte şahit olduğumuz gelişmeleri bu perspektiften değerlendiriyoruz. Yaşadığımız sürecin insanlık üzerinde ne gibi sonuçlar ortaya çıkartacağını henüz bilemiyoruz. Sanayileşme, ardından gelen teknoloji ve bilgi devrimleriyle şekillenen bugünkü dünyanın nasıl bir geleceğe evrileceğini kestirmek şu anda zordur. Ancak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceği, gidemeyeceği de açıkça ortadadır. Küresel ekonomik, siyasi ve sosyal düzende köklü değişiklikler yaşanması muhtemel yeni bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin bu fotoğrafı özellikle kendi içinde avantajlı bir yerde durdurarak oraya bunu döndürmesi şarttır.

Özellikle son 17 yılda ülkemizin temel hizmet alanlarında ve altyapısında gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşüm sayesinde hamdolsun Türkiye bu sürece olabilecek en hazırlıklı şekilde yakalanmıştır. Ülkemizin uyguladığı dengeli politikalar bir yandan özel sektörün üretim gücünü desteklerden, diğer yandan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlardaki hizmetlerin kamu garantisiyle kesintisiz sürmesini sağlamıştır. Batı ülkeleri ise yıllarca tüm temel kamu hizmetlerini görünüşte özel sektöre terk ederek, ama aslında başından savarak vatandaşını adeta sahipsiz bırakmıştır. Daha düne kadar liberalizmin en hararetli savunucusu olan kimi Avrupa ülkeleri, bugün hastaneleri ve diğer kimi temel hizmet kurumlarını devletleştirmeye başladı. İnsan hakları savunuculuğunu kimseye bırakmayan kimi ülkelerin de salgını kendi hâline bırakarak, ölen ölür, kalan sağlar ile devam ederiz anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Kriz derinleştikçe bu tür tartışmalar da atacaktır.

Yaşadığımız süreci, gerisindeki bu derin arka planı ve belirsiz geleceği göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bir yandan önümüzdeki sorunun çözümü için gayret edecek, diğer yandan da geleceğimizi en güçlü şekilde inşa etmenin mücadelesini vereceğiz. Bunun için büyük ve güçlü Türkiye hedefimize, 2053 ve 2071 vizyonlarımıza olan bağlılığımızı artırarak hep birlikte daha çok çalışacağız. Dünyanın yöneldiği istikamette önceden mesafe kat etmiş bir ülke olarak inşallah 21. asra Türkiye’nin asrı hâline getireceğiz.

KORONAVİRÜS SALGINI

Aziz milletim, değerli basın mensupları; bilindiği gibi yeni Koronavirüs veya Kovid-19 hastalığı ilk olarak 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde tespit edildi. Ocak ayının birinci yarısında hastalığın tam teşhisinin konmasının ardından ilk ölüm haberi geldi. Hemen ardından hastalık Tayland, Japonya ve Amerika’da da görüldü. Ocak ayının son haftasında Çin yöntemi Wuhan’dan başlayarak virüsün görüldüğü şehirleri karantinaya almaya başladı. Kovid-19 Avrupa’da ilk olarak 27 Ocak’ta Fransa’da tespit edildi, Dünya Sağlık Örgütü Ocak ayının sonunda acil durum ilan etmeye karar verdi.

Şubat ayı başında Çin’de ölümler hızla artarken, Avusturalya, Kanada, Almanya, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Filipinler gibi ülkelerden yeni vaka haberleri geldi. Yolcu gemilerinden sınır kapılarına, uçaklardan trenlere kadar tüm ulaşım araçlarında karantina tedbirleri yaygınlaştırılmaya başlandı. Şubat 10’una gelindiğinde Kovid-19 teşhisi konanların sayısı 40 bini geçerken ölenlerin sayısı 1000’e yaklaştı ve SARS salgınındaki can kaybını geride bıraktı.

Filipinler, Japonya, Fransa, Güney Kore gibi Çin dışındaki ülkelerde de ölümlerin başlamasıyla salgının dünya çapındaki faturası ağırlaştı. Şubat’ın üçüncü haftasında İran’da ve hemen ardından İtalya’da virüs salgınının hızla yayıldığı görüldü. Şubat’ın son haftasında virüs Güney Asya’dan Kuzey Avrupa’ya kadar geniş bir alanı etkisi altına almıştı. Suudi Arabistan 27 Şubat itibariyle umre ziyaretlerini askıya aldığını açıkladı. Mart’ın ilk haftasında İran’daki, ikinci haftasında ise İtalya’daki ölümler dikkat çekici şekilde arttı.

Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’la dünya çapında Koronavirüs pandemisi, yani salgını ilan etti. Pek çok ülke hava yolu ulaşımı başta olmak üzere sınırlarını insan trafiğine kapatmaya yönelik tedbirler aldı. Aynı şekilde insanların günlük hayatlarında evlerinde kalmalarını sağlamaya yönelik pek çok önlemler açıklandı.

Bugün itibariyle dünyada Kovid-19 hastalığı teşhis edilen kişi sayısı, burası çok önemli, 200 bine, bu hastalıktan dolayı ölen kişi sayısı ise 8 bine yaklaşmıştır. Hastalık teşhisi konanlardan 80 bini iyileşirken, kalanlarının tedavisi sürmektedir.

“TÜRKİYE, TEDBİRLERİ SÜRATLE HAYATA GEÇİRDİ”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; her ülke Kovid-19 tehdidine karşı farklı tedbirlerle şüphesiz ki mücadele etmektedir. Kimi hızla sınırlarını kapatıp sıkı karantina yöntemlerine başvururken, kimileri de hastalığın serbestçe seyrine izin vererek doğal bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi tercih etmektedir.

Türkiye en başından itibaren bu hastalıkla ilgili gelişmeleri yakından izlemiş, tedbirlerini de süratle alarak hayata geçirmiştir. Henüz işin çok başında, 6 Ocak’ta Sağlık Bakanlığımız bünyesinde bir operasyon merkezi, 10 Ocak’ta da Bilim Kurulu oluşturarak gelişmeleri anbean takibe aldık.

14 Ocak’ta Kovid-19 hastalığı rehberinin ilk versiyonunu hazırlayarak konuyla ilgili herkesi teşhisten tedaviye kadar tüm süreçlerle ilgili bilgilendirdik.

20 Ocak’tan itibaren hastalığın görüldüğü Çin’in Wuhan şehri, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Myanmar,  Filipinler, Singapur, Tayland, Tayvan, Amerika, Rusya ve Vietnam’dan gelen tüm yolcuları ülkemize girişte taramadan geçirmeye başladık.

YÖK’ten ve 12 üniversiteden akademisyenlerin katılımıyla oluşturulan Bilim Kurulumuzun belirlediği tedbirlerin ilgili kurumlar tarafından süratle hayata geçirilmesini temin ettik.

27 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığımız seyahat uyarılarını yayınlamaya başladı. 1 Ocak’ta Dışişleri, Sağlık ve Millî Savunma Bakanlıklarımızın iş birliğiyle Çin’in Wuhan kentindeki vatandaşlarımızı askerî bir uçakla ülkemize getirerek karantinaya aldık. Karantina sonunda bu yolculardan hiçbirinde hamdolsun virüs çıkmadı.

Riskli bölgelere yapılan tüm uçuşlarda yolcuların termal kamerayla taranması ve uçakta bilgilendirilmesi işlemine geçtik. 3 Şubat’ta Çin’e olan tüm uçuşları durdurduk. Bu tarihten sonra da aşamalı olarak önlemleri genişlettik. 23 Şubat’ta hastalığın ortaya çıktığı ve yayılmaya başladığı İran’dan ülkemize olan tüm hava, kara ve demir yolu geçişlerini kapattık. 27 Şubat’ta İran, Irak ve Gürcistan’la olan 8 sınır kapımızda sahra hastaneleri kurduk. 29 Şubat’ta İtalya ile ülkemiz arasındaki tüm yolcu trafiğini durdurduk. 2 Mart’ta umreden dönen herkesin sağlık muayenesinden geçirilmesini kararlaştırdık ve vatandaşlarımıza 14 günlük karantina kuralına uymalarını tavsiye ettik. 6 Mart’ta son 14 gün içerisinde İtalya’da bulunan yabancı uyrukluların ülkemize girişini yasakladık, ülkemiz vatandaşları için de 14 günlük evde karantina zorunluluğunu getirdik. 10 Mart’ta Sağlık Bakanımız ülkemizde ilk defa Avrupa’dan gelen bir vatandaşımızda Kovid-19 testinin pozitif çıktığı bilgisini kamuoyuyla paylaştı. Ben de kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.

“BÜTÜN HEDEFİMİZ İNSAN HAYATIDIR”

12 Mart’ta şahsımın Başkanlığında yapılan toplantıda oldukça önemli tedbirler alarak hemen uygulamaya geçirdik. Bunlar arasında, okulların tatil edilmesi ve uzaktan eğitime geçilmesi, kamu çalışanlarının yurt dışı görevlerinin ertelenmesi, spor müsabakalarının seyircisiz oynanması gibi hususlar da yer alıyordu. Birileri farklı şeyler söyleyebilir, değerli kardeşlerim, bizim bütün hedefimiz insan hayatıdır. Altyapısı uygun mesleki ve teknik Anadolu liselerimizi dezenfektan ve cerrahi maske üretim yapabilecek hâle getirdik. Uzaktan eğitimi hem internet, hem televizyon aracılığıyla vererek tüm çocuklarımızın erişebilmesini imkân sağladık. Haziran ayında yapılacak liselere geçiş sınavı ve üniversiteye giriş sınavının soru hazırlıkları da tatil süreleri göz önünde bulundurularak yapılacaktır. Gelişmelere göre bu sınavları da ileri bir tarihe ertelemeyi gündemimize alabiliriz.

Bu vesileyle, bugün 20 bin öğretmenimizin daha atamasını gerçekleştirdiğimizin müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum, hayırlı olsun. Hani diyorlar ya işte istihdam durdu? 20 bin öğretmen, hayırlı olsun dedik.

13 Mart’ta ülkemizdeki vaka sayısı 5’e çıktı. Aynı gün yine şahsımın başkanlığında yapılan kapsamlı bir toplantıda yeni kararlar aldık; Almanya, Fransa ve İspanya dâhil 9 Avrupa ülkesiyle olan hava yolu ulaşımını durdurduk. Hastanelere ziyaretçi sınırlaması getirdik. Kamuda çalışan hamilelere, süt izninde olanlara, engellilere ve 60 yaş üzeri personele 12 gün idari izin verdik. Özel kreşleri, gündüz bakımevlerini, özel çocuk kulüplerini takip ettik. Kışlalardaki askerlerin çarşı izinlerini durdurduk. Ceza infaz kurumlarındaki görüşler ile nakillere ara verdik. Acil olmayan duruşmaların ve diğer adli işlemlerin ertelenmesinin de yolunu açtık. Kültür, sanat faaliyetlerini nisan sonuna kadar erteledik. İlaçları rapora bağlı yaşlıların ve kronik hastalığı olanların rapor süresi bitiminde hastaneye gitmeden ilaçlarını almaya devam edebilmelerine imkân tanıdık. Nisan ayı sonuna kadar programlanan tüm ulusal ve uluslararası bilimsel faaliyetleri, açık-kapalı toplantıları, kongreleri, konferansları, askerî tatbikatları, bedelli askerlik celplerini tehir ettik.

İLK AŞAMADA ALINAN TEDBİRLER

İhracatçılarımızın alınan önlemlerden etkilenmemesi için gümrük kapılarında gereken her türlü tedbiri aldık. Salgının yaygın olduğu İran üzerinden yapılan Orta Asya ihracatlarının tır güzergâhlarını Gürcistan ve Azerbaycan’a yönlendirdik. Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan yapılan seferleri günlük 2500 tondan 6000 tona çıkartacak çalışmaları başlattık. İtalya ve Fransa’ya yapılan Ro-Ro seferlerini insan teması olmaksızın gerçekleşir hâle getirdik.

Vatandaşlarımıza fahiş fiyatlarla mal satmaya çalışan firmalara özellikle bütün birimlerimizi devreye sokarak denetimlerimizi yoğunlaştırdık, cezai müeyyideleri de etkinleştirdik.

İş dünyasıyla ortaya çıkan yeni durum karşısında alınabilecek tedbirleri sürekli istişare ettik ve çözümleri hızla hayata geçirdik.

14 Mart’ta umreden dönen bir vatandaşımız yeni vaka olarak o da kayıtlara geçti. 15 Mart’ta umreden dönen vatandaşlarımızın öğrenci yurtlarında karantinaya alınması uygulamasını başlattık, sadece Ankara ve Konya’da umreden dönen 10 bin 330 vatandaşımızı karantinaya aldık.

Bar, gazino, gece kulübü gibi eğlence yerleriyle müze ve kütüphanelerin faaliyetlerini durdurduk.

Aynı gün Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen yeni vakaların belirlenmesiyle Kovid-19 teşhisi konan hasta sayısı 18’e ulaştı.

16 Mart’ta uçuşların durdurulduğu ülkelerden gelen her vatandaşımızın 14 gün karantinada tutulmasını kararlaştırdık.

Diyanet İşleri Başkanlığımız Cuma namazlarının ve vakit namazlarının cemaatle kılınmayacağını, herkesin namazını evinde veya isterse camide ferdi olarak eda edebileceğini Din İşleri Yüksek Kurulunun kararı olarak Başkanımız açıkladı.  Böylece yaşları sebebiyle en yüksek risk grubunda bulunan cami cemaatinin korunması konusunda önemli bir adımı atmış olduk.

İnsanların toplu olarak bulunduğu kahvehane, kafe, gazino, sinema, tiyatro, konser salonu, düğün salonu, hamam, spor salonu, internet kafe, kapalı çocuk oyun alanı, taziye evi gibi mekânların faaliyetlerine geçici süreyle ara vermesini kararlaştırdık.

Genel kurullar ve eğitim çalışmaları gibi insanların zorunlu olarak bir araya geldiği faaliyetleri de erteledik. Ben partimin bu noktadaki bütün faaliyetlerini şu anda MYK, MKYK bunların hepsini erteledik.

Hızlı sonuç veren Kovid-19 testlerinin yapıldığı laboratuvar sayısının 4’ten 16’ya çıkartılmasına karar verdik ve bu gerçekleşti.

17 Mart’ta İngiltere ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu 6 ülkenin daha ilavesiyle uçuş yasağı koyduğumuz ülke sayısı 20’ye ulaştı.

Sağlık Bakanımız da Kovid-19 teşhisi konulan kişi sayısının 47’ye yükseldiğini kamuoyuyla paylaştı. Dün itibariyle Kovid-19 teşhisi konan hastalarımızın sayısı 98’e çıkarken, maalesef 89 yaşında bir vatandaşımızı da kaybettik.

Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar olarak aldığımız tedbirlere destek veren, ikazlara riayet eden, meseleye ahlaklı ve vicdanlı bir şekilde yaklaşan herkese şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİĞİ VE BERABERLİĞİDİR”

Elbette bu süreçte adeta virüs ülkemize gelmekte niye geç kaldı diye dizlerini dövenler, yalan haberlerle milletimizin moralinizi bozmaya, kaos çıkarmaya çalışanlar da çıktı. Ama milletimizle birlikte ülkemize yönelik her saldırıyı nasıl dirayet ve kararlıkla göğüslemişsek, bu sıkıntıyı da aynı şekilde karşıladık. Ellerini ovuşturarak bu virüsün ülkemizi esir almasını bekleyen muhterislere aradıkları fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye’nin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, kardeşliğidir. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu sıkıntılı süreci de bırakınız tökezlemeyi veya yıkılmayı, daha da güçlenerek atlatacağımıza tüm kalbimle inanıyorum.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; biz önce insan diyen öyle bir medeniyetin, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyen bir kültürün mensuplarıyız. Bunun için aldığımız her tedbir insanlarımızın hayatını ve geleceğini korumaya yöneliktir. Bu tür hastalıklar pek çok insanın farkında olmadan virüse maruz kalması ve yine farkında olmadan virüsü başkalarına bulaştırmasıyla yayılıyor. Sağlıklı insanlar hastalığı rahatça atlatırken, herhangi bir rahatsızlığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ölümcül sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyor. Henüz aşısı ve kesin tedavisi olmayan bu hastalıktan en iyi korunma yolu, virüsün bulaşmasını engellemektir.

“TEDBİRLER SALGIN RİSKİ ORTADAN KALKANA KADAR GEÇİCİ OLARAK UYGULANACAKTIR”

Alınan ve tavsiye edilen tedbirlerin tamamı hem kendimizin, hem de diğer insanların sağlığını koruma amaçlıdır. Kovid-19 hastalığından en iyi korunma yöntemi, herkesin kendi kendine alacağı tedbirler. Hiç kimse bencilliği veya özensizliği sebebiyle tüm toplumun sağlığını tehlikeye atma hakkına sahip değildir. Toplumun tamamının sağlığı ve huzuru için bireyler olarak her birimizin fedakârlıkta bulunma sorumluluğu vardır. Dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’deki tedbirler de salgın riski ortadan kalkana kadar geçici olarak uygulanacaktır.

Açıklanan tedbirlere hep birlikte hassasiyetle riayet edersek, evde kalma süresini 3 haftayla sınırlı tutabiliriz. Bu süreçte en çok hassasiyet göstermemiz gereken husus bireysel temizliğimize ve diğer unsurlar, bunun yanında diğer insanlarla olan mesafemize dikkat etmektir. Bilim insanları Kovid-19 virüsüne karşı en etkili tedbirin temizlik olduğu konusunda hemfikirler. Hem inancımızda, hem kültürümüzde, kalp temizliği yanında vücut temizliği, hane temizliği, çevre temizliği de çok büyük önem taşır. Temizliğin imandan geldiği öğüdüne uygun şekilde günde 5 vakit elini yüzünü, kollarını, başını ayaklarını yıkayan kişi İslami olarak da, tıbbi olarak da en ideal temizliği yapan kişidir.

Kültürümüzde musafahalaşmak, sarılmak, küçüklerin yüzlerinden, büyüklerin ellerinden öpmek elbette önemli bir yer tutar. Zira sevgisini dokunarak göstermeyi seven bir milletiz, ancak yaşadığımız süreç bir müddet buna ara vermemizi gerektiriyor. Salgın tehlikesi tamamen ortadan kalkana kadar sevgimizi yüreğimizle göstermekle ve dilimizle ifade etmekle yetineceğiz, onun için gönül selamı.

“MİLLETİMİN HER BİR FERDİNDEN RİCAM, KOVİD-19 TEHDİDİ GEÇENE KADAR MÜMKÜN OLDUĞU KADAR EVLERİNDEN ÇIKMAMALARIDIR”

Peygamber Efendimiz veba olan yere gidilmemesini, veba olan yerden de çıkılmamasını tavsiye ediyor. Bugün bize düşen de hadisi şerife uygun şekilde Kovid-19 virüsünün bulaşma ihtimali olan yerlerden uzak durmak, virüse maruz kalmışsak da iyileşene kadar diğer insanlarla teması kesmektir. Hazreti Ömer Şam’a gitmek üzere yola çıkacakken orada bir salgın hastalık başladığının haberini alıyor ve yolculuktan vazgeçiyor. Bunun üzerine sahabeden birisi Hazreti Ömer’e, Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun diye soruyor. Hazreti Ömer’in bu soruya cevabı çok manidardır, evet, ‘Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz’. Bugün bize düşen görev de, gereken her türlü tedbiri alarak takdiri Allah’a bırakmaktır. İşte bu anlayışla ülkemizin de maruz kaldığı bu virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor.  Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır. Kontrol altında tutamayacağımız her türlü temas bizi virüs taşıyıcısı hâline getirebilir. Kendimiz zarar görmesek de taşıdığımız virüsü Allah muhafaza sevdiklerimize bulaştırarak hastalanmalarına, hatta ölümlerine yol açabiliriz.

Sosyal mesafeyi ne kadar korur ve sosyal hareketliliği ne kadar azaltırsak virüsün yayılma hızını, dolayısıyla yol açtığı tehdidi o derece düşürürüz. Toplu ulaşım araçları ve kapalı mekânlar başta olmak üzere insanların çok yakın mesafede bulundukları ortak kullanıma açık her yer virüsün potansiyel yayılma alanlarıdır. Bakın birer koltuk ara verdik, bu hassasiyetimizin önemi, dikkat edeceğiz, başka çaremiz yok. Herhangi bir şekilde virüse maruz kalmış tek bir kişinin ikazları dinlemeyip gereksiz yere dışarıda dolaşması hâlinde gün içinde yüzlerce kişiye bunu bulaştırma imkânı vardır.

Hâlbuki vakit gönlümüzce gezme değil, tedbir, tefekkür, tevekkül, okuma, dinginlik vaktidir. Vakit, yapabileceğimiz her şeyi evimizden yapma, dış dünya ile fiziki irtibatımızı asgariye indirme vaktidir. Vakit, sevdiklerimiz başta olmak üzere toplumun tamamı için kendimizden fedakârlık etme vaktidir. Altını çizerek bir kez daha tekrarlıyorum, mecburiyeti olmayan hiçbir vatandaşımız tehdit ortadan kalkana kadar evinden çıkmamalı, kimseyle temas etmemelidir. İşlerine giden vatandaşlarımız mesai bitimiyle birlikte hemen evlerine dönmeli, kapıdan girer girmez de kimseyle temas etmeden ilk iş sabunla ellerini, yüzünü yıkamalıdır. İster kamu, ister özel olsun, ister iş yerlerinde de virüsün yayılma ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin tamamı alınmalıdır.

Çocuklarımızdan dışarıya çıkmadan evde kitap okuyarak, derslerine çalışarak vakitlerini değerlendirmelerini istiyoruz.

En büyük risk grubunu oluşturan yaşlılarımızın sadece evden çıkmamakla yetinmeyerek bir süre ailenin dışarıyla irtibatı olan diğer fertleriyle de mesafeli şekilde hayatlarını sürdürmeleri daha doğru olacaktır.

Kimi Avrupa ülkelerinin dezavantajlı grupları, özellikle de yaşlıları adeta gözden çıkartan anlayışlarına asla katılmıyoruz. Tam tersine, bizim kültürümüzde yaşlılarımızı el üstünde tutmak, dünya ahiret sadedinin temel şartlarından biri olarak kabul edilir, bunun için yaşlılarımızı koruyacak ve kollayacağız.

Bilim Kurulumuzun önerisiyle önce İstanbul ve Ankara’da başlatılacak bir çalışmayla 65 yaş üzerindeki tüm yaşlılarımıza koruyucu maske ve kolonya dağıtacağız. Yalnız yaşayan 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasında devlet kadar yakınlarına ve komşularına da görev düşüyor. Bu insanlarımıza hep birlikte yardımcı olarak süreci suhuletle geçirmelerini temin etmeliyiz.

Değerli dostlar; kamu bankalarımız 76 yaş üzeri emeklilerimizin maaş ödemelerini isterlerse evlerinde yapacaklardır.

Huzurevlerindeki doktor sayısını da artırarak yaşlılarımızın sağlığını daha yakından takip edeceğiz.

“TÜM SAĞLIK PERSONELİMİZE ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM”

Bir diğer önemli konu, sağlık sistemimizi güçlü bir şekilde ayakta tutmaktır, bunun için sağlık kuruluşlarımızın üzerine binecek yükü hafifletmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızdan hayati olmayan sağlık sorunlarına mümkün olduğu kadar aile hekimleri vasıtasıyla çözüm aramalarını özellikle rica ediyorum. Unutmayınız, salgın hastalıklar durumlarında hastaneler aynı zamanda virüs buluşma ihtimali en yüksek yerler hâline gelmektedir.

Yüksek ateş, kuvvetli öksürük ve nefes darlığı gibi hastalık belirtileri ortaya çıkan vatandaşlarımız ise paniğe kapılmadan öncelikle Sağlık Bakanlığımızın Alo 184 hattını aramalıdır. Buradan yapılacak yönlendirmeye göre hareket edilmesi hâlinde sağlık kurumlarımızdan en yüksek verimle istifade edebiliriz.

Bu vesileyle, takdire şayan bir fedakârlıkla ve sabırla görev yapan tüm sağlık personelimize şükranlarımı şahsım ve milletim adına sunuyorum.

Kovid-19 hastalığına karşı aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarını da tüm hızıyla devam ettiriyoruz. Araştırma-geliştirme çalışmalarını yürüten Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konudaki tüm önemli araştırmacıları ve kurumları bir araya getirdi. Tanı kiti konusunda çok iyi bir üretim potansiyelimiz var.

Önceki gün Almanya, Fransa, İngiltere liderleriyle, dün de İtalya Başbakanıyla yaptığım telefon görüşmesinde ülkemizin bu salgın hastalık konusunda muhataplarına yapabileceği katkıları ele aldık. Salgın ilk başladığında Çin’e de tıbbi malzeme desteği vermiştik. Aynı şekilde Türkiye olarak biz de bu ülkelerin tecrübelerinden istifade edeceğiz.

Ülkemizin bayrak taşıyıcı kurumu olan Türk Hava Yolları hem dünyanın çeşitli yerlerindeki vatandaşlarımızın ailelerine kavuşturulması, hem de kargo taşımacılığını kesintisiz sürdürerek temel ihtiyaçların karşılanması konusunda çok büyük gayret gösterdi. Krizden en çok etkilenen kuruluşların başında gelen Türk Hava Yollarımıza da gereken desteği vereceğiz.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; görüldüğü gibi virüs salgınının ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren Türkiye olarak hızlı kararlar alarak ve süratle uygulamaya geçirerek ülkemizin bu krizden en az şekilde etkilenmesi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Nitekim çevremizdeki ülkelerde çok yoğun görülmesine, ciddi kayıplara yol açmasına rağmen virüsün ülkemize sirayeti hem oldukça geç, hem de oldukça sınırlı olmuştur. Aldığımız tedbirlerin etkisiyle ortaya çıkan bu olumlu görüntüyü sürdürmekte kararlıyız. Bunun için tehlikenin kapımızı çalmasını beklemeden sürekli yeni ve etkili tedbirler alıyor, uygulamaya geçiriyoruz.

“YAŞADIĞIMIZ SÜRECİN EKONOMİMİZE OLUMSUZ ETKİSİNİ AZALTMAK AMACIYLA ÖNEMLİ KARARLAR ALDIK”

Bu çerçevede, biraz önce de bakanlarımızın, iş dünyasından temsilcilerimizin, resmî, sivil ilgili tüm kurumlarımızın temsilcilerinin katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme toplantısını gerçekleştirdik. Özellikle yaşadığımız sürecin ekonomimize, piyasaya, üretime, istihdama olumsuz etkisini azaltmak amacıyla çok önemli kararlar aldık.

Esasen hastalığın çıktığı ilk günden itibaren arkadaşlarımız sürecin diğer boyutlarının yanı sıra, ekonomik etkilerini yakından takip ediyorlar. Ülkelerin aldığı önlemleri, yaşanan ekonomik türbülansa karşı geliştirdikleri yöntemleri tek tek analiz ediyorlar. Özellikle de ekonomi yönetimimiz ve ilgili bakanlarımız, kurumlarımız tüm iş dünyasının taleplerini ve öngörülerini toplayarak hazırlıklarını yaptı. Karşımızdaki fotoğrafa göre bir yol haritası belirledik. Son yıllarda ekonomimize hedef alan saldırılara karşı verdiğimiz mücadele sayesinde küresel türbülanslara, özellikle söylüyorum, güçlü bir bağışıklık sistemini geliştirerek biz oraya hedefimizi koyduk ve yolumuza böyle devam ettik. Şimdi bu 2 aylık direnme sürecini de en iyi şekilde atlatacağımıza inanıyorum.

Daha önce örneği görülmemiş bir süreç yaşıyor ve bundan dolayı da hasarın boyutları kestirilemiyordu. Bunun için bizim tüm senaryolara hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ancak bu dönemde de gelişmekte olan ülkeler arasında pozitif ayrışan bir ülke konumunda bulunduğumuz bir gerçektir.

Hindistan borsasının yüzde 18, Japonya’nın yüzde 20, Amerika’nın yüzde 21, İngiltere’nin yüzde 22, Almanya’nın 26, İtalya’nın yüzde 32 değer kaybettiği 28-16 Mart tarihleri arasında bizi kaybımız yüzde 17’de kaldı. Aynı tarihlerde Türk Lirası olarak da gelişmekte olan ülkelerin hepsinden daha iyi bir direnç gösterdik. Şimdi ekonomimiz için koruma kalkanı olacak bir paketi devreye alıyoruz.

Dün Merkez Bankamız piyasalar açısından oldukça önemli bazı adımları atarak likidite sıkıntı yaşanmayacağının garantisini ortaya koydu. Bu kapsamda Merkez Bankamız ihracatçımız için de çok önemli uygulamalar başlattı.

Nisan, Mayıs ve Haziran ayı vadeli açık reeskont kredi anapara ve faiz ödemeleri Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ertelenerek azami vade 1 yıl uzatıldı.  Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında vadesi dolan reeskont kredilerinin taahhüt kapama süresi de yine 1 yıl uzatıldı. Böylece ihracatımız bu süreçteki belirsizliği rahat bir şekilde atlatabilecek.

“EN BÜYÜK ÖNCELİĞİMİZ, ÜRETİM VE İSTİHDAMIN SEKTEYE UĞRAMAMASIDIR”

En büyük önceliğimiz, üretim ve istihdamın sekteye uğramamasıdır. İnşallah bu süreçten kamu-özel sektör dayanışması ise daha da güçlenerek çıkacağız.

Birazdan açıklayacağımız paketteki imkânlardan istifade edecek firmalar için ön şartımız, istihdam kaybına yol açmamalarıdır. Herhâlde burada anlaşıyoruz değil mi?

Finansal kurum ve kuruluşlarında kredi limiti olan firmaların likidite ve nakit ihtiyacına yönelik taleplerinin hızlıca karşılanması, ayrıca kredi limitlerinin kullandırılmasında kısıtlamaya gidilmemesi de önemlidir. Finans kuruluşlarından bu ortamda istihdamın mahfazası ve ekonomik büyümenin sürdürülmesi için kredi şartlarının esnetilmesine yönelik adımlar bekliyoruz.

Tüm finans kuruluşlarının kredi geri çağırma, mevcut kredi limitini kullandırmama, fiyat artırma, teminat şartlarını zorlaştırma uygulamalarından özenle kaçınmasını istiyoruz.

Bunun yanında, kurumsal firmaların, KOBİ’lerin, bireysel kesimin geçici iş ve ciro kaybı veya benzeri nedenlerle gelir kaybı yaşayanların kredi borçlarıyla ilgili taksit, öteleme, yapılandırma, düzenleme taleplerine süratle ve olumlu cevap verilmelidir.

“100 MİLYAR LİRALIK BİR KAYNAK SETİNİ DEVREYE ALIYORUZ”

Ekonomik istikrar kalkanı adını verdiğimiz bir paketle Kovid-19 salgının etiklerini azaltmak için toplamda 100 milyar liralık bir kaynak setini böylece devreye alıyoruz.

Bu çerçevede devreye sokacağımız tedbirler şunlardır:

1- Perakende, AVM, demir-çelik, otomotiv, lojistik, ulaşım, sinema, tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil-konfeksiyon ve etkinlik-organizasyon sektörleri için Muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6’şar ay erteliyoruz.

2- Konaklama Vergisini Kasım ayına kadar uygulamayacağız.

3- Otel kiralamalarına ilişkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemelerini Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6 ay süreyle erteledik.

4- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyoruz.

5- Kovid-19 salgınıyla ilgili tedbirlerden etkilendiği için nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi anapara ve faiz ödemelerini asgari 3 ay öteleyecek ve gerektiğinde bunlara ilave finansman desteği sağlayacağız.

6- İhracattaki geçici yavaşlama sürecinde kapasite kullanım oranlarının korunması amacıyla ihracatçıya stok finansmanı desteği vereceğiz.

7- Bu dönemde işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak erteleyeceğiz.

8- Kredi Garanti Fonu limitini 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıkartacak, kredilerde önceliği gelişmelerden olumsuz etkilendiği için likidite ihtiyacı oluşan ve teminat açığı bulunan firmalar ile KOBİ’lere vereceğiz.

9- Vatandaşlarımız için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketleri devreye alınmasını teşvik edeceğiz.

10- 500 bin liranın altındaki konutlarda kredilendirilebilir miktarını yüzde 80’den yüzde 90’a çıkartacak, asgari peşinatı yüzde 10’a düşüreceğiz.

11- Koronavirüs etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düşen firmaların kredi siciline “mücbir sebep” notu düşülmesini sağlayacağız.

12- Asgari ücret desteğini devam ettireceğiz.

13- Mevzuatımızdaki esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hâle getirilmesini temin edeceğiz.

14- Kısa çalışma ödeneğini devreye alacak, bundan faydalanmak için gereken süreçleri kolaylaştırılacak veya hızlandırılacağız. Böylece faaliyetine ara veren işyerlerindeki işçilere geçici bir gelir desteği verirken, işverenlerin de maliyetini azaltmış olacağız.

15- En düşük emekli maaşını 1.500 liraya yükseltiyoruz.

16- Emeklilerin bayram ikramiyesini Nisan ayı başında ödüyoruz.

17- Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak ayırıyoruz.

18- İstihdamdaki sürekliliği temin etmek amacıyla 2 aylık telafi çalışma süresini 4 aya çıkartıyoruz.

19- Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılarımız için sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programını devreye alıyoruz.

Alınan kararların milletimize ve ekonomimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Basın toplantımıza iştirakiniz ve dikkatiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

Hiçbir virüsün Türkiye’den, Türk milletinin birliğinden, beraberliğinden, kardeşliğinden aldığımız ve alacağımız tedbirlerden daha büyük olamayacağını tekrar ederek hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.”

Mehmet Gürbüz"Akan Mazlum Kanlarının Tek Sorumlusu Haçlılardır"

Anadolu Ahi  Evran İş Adamları Genel Başkanı Mehmet Gürbüz’den Basın Açıklaması:

Başkan Gürbüz Diyor’ki

AKAN MAZLUM KANLARININ TEK SORUMLUSU HAÇLILARDIR BU SAVAŞIN TEK AMACI VARDIR HAÇ’IN HİLALİN KARŞISINDA GALİP GELMESİDİR BUİZ BU SAVAŞTA YERİMİZİ ALDIK HAÇ’IN KARŞISINDA HİLAL’İN BAYRAGININ ALTINDA SAVAŞACAĞIZ

Degerli dava arkadaşlarım ve degerli Anadolu Ahi Evran İş Adamlarına gönül vermiş kardeşlerim dünya yüzyılardır başlangıcı zda sonuda belli olamayn bşir savaş ın içerisnde yüzyılalardır kan ve göz yaşı ile bogulmuştur topraklarına bulaşmamış ve kan akmamış bir parçası yoktur dünya savaşlarının günümüze kadar süre gelen adeta bir kan davsına dönüştürülmüş bi tarafı vardır her gün akan kanın tek hesabı ve sorumlusu vardır oda kendilerine haçlı ismini takmış olan.Haç ın gölgesini takip eden bir zihniyetin intikam meaşlesini günümüze kadar hiç söndürmeden devam ettirmesidir,tarihin tozlu sahifelerine bir yolculuk yaparsak bu zihniyetin fikrini daha iyi anlaşılacagı ortaya çıkacaktır sanıyorum.

Haçlı Seferleri 1095 ve 1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hristiyanların ve Papanın talebi, çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak için düzenlemiş oldukları seferlerdir.

Kilisenin Çıkarları, Diğer Adıyla “HAÇLI RUHU”1071 Malazgirt zaferinden sonra.

Türklerin Anadolu’ya girişi başta bütün Avrupa devletlerini rahatsız etmiştir. Haçlı seferleriyle birlikte Avrupalı devletlerin akıllarında bir yandan.Kudüs’ü ele geçirmek diğer yandan da Müslüman’ları Anadoludan ve Ortadoğu’dan kovmak fikri hakim olmuştur.

11.yüzyıl’ın Avrupa’sına baktığımızda şiddetli kuraklığın getirdiği açlık,sefalet, salgın hastalıklar ve artan nüfus oranı gibi problemler baş göstermiştir.

Öte yandan şehirlerinin yağmalanmasından bıkan insanlarda, can ve mal güvenliği endişesi oluşmuştur.

Bu da insanların doğunun zenginliklerine kavuşma hayalleriyle Haçlı seferlerine büyük ilgi göstermelerinde büyük etken olmuştur.

Aynı zamanda Avrupa’da feodal ailelerin birbirleriyle savaştığı, şövalyelerin adeta terör estirdiği büyük bir kaos dönemi yaşanmıştır.

Bu da o dönemde Haçlı seferlerine katılacak kontlar ve dükler için öncelikli hedefin maddi çıkar ve yeni topraklara sahip olabilme düşüncesini doğurmuştur. Bu şartlar Doğu’yu, Batı’nın gözünde bir cennet haline getirmesi ve Doğu’yu hazine olarak görmesi için yeterli sebep olmuştur.Haçlı seferleri, aslında İspanya’dan ve Portekiz den Müslümanların atılması için başlatılan

<<Reconqista (Yeniden Fetih)’ hareketinin başlamasıyla doğmuştur>>.

.Hristiyanların ve Krallıkların ortak düşmanları haline gelen Müslümanların, elindeki şehirleri almak için başlatılmış ve 9. yüzyıldan 15. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.

Papa Doğu Hristiyanlarını kontrol altında tutmak ve Avrupa’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmasını istemiştir.(1095 )de toplanan Clermont Konsilin’de Papa, Hristiyanların Kudüs’ü ve Doğu topraklarını ele geçirilmesi , özellikle de Kudüs’ün kurtarılması yani Kutsal toprakların Müslümanların hakimiyetinden alınması amacıyla başlatılan Haçlı Seferi’nin ilkidir.Kutsal savaşa (Haçlı Ruhu) davet etmiştir.

Papa, savaşa katılacaklara dünyevi ve uhrevi pek çok vaatte bulunmuştur.

Burada papanın bu savaş a katılasına teşvik etme çabasının altında zengin ve geniş toptaklar’da hakimiyetinin tarafından başlatıldığı kabul edilmektedir. Hristiyanlar tarafından tarafından bu sefer devamı nı saglamsı için bir fırsat görmüştür. .

İki safhadan oluşan bu haçlı seferinde sefere katılan birinci grup birlikler genellikle sırf din aşkı için savaşmayı göze almış farklı sınıflardan oluşan halktan kişiler olmuştur.İkinci grup ise birinci grubun tam aksine çok düzenli soylu kişiler tarafından seçilmiş profesyonel birliklerden kurulmuştur

Aralık Ayında Yeni Seminerlerimiz Başlıyor...

Özgür Üniversite’de Aralık Seminerleri başlıyor

Özgür Üniversite’nin Güz dönemi Aralık ayında başlayacak seminerleri için kayıtlar devam ediyor. Seminerlerde resim, felsefe, siyaset, edebiyat ve psikoloji gibi başlıklar yer alıyor.

Aralık ayında başlayacak seminerlerin ilkini 10 Aralık Pazartesi akşamı İlker Küçükparlak’ın 6 hafta sürecek Biyopsikosoyal semineri oluşturuyor. 14 Aralık Cuma akşamı İzzettin Önder, 6 hafta sürecek  “Ekonomik Davranışların Sosyal Dinamikleri ” seminerini verecek. Haydar Özay ile Resim Atölyesi 14 Aralık Cuma akşamı başlayacak. 18 Aralık’ta Levent Safalı ile  “Akıl var Mantık var” ve “ Platon’un Şöleni” başlıklı felsefe seminerleri 8 hafta boyunca Salı akşamları devam edecek.  19 Aralık’ta Yusuf Öz ile Yakın Dönem Siyaset Felsefesi semineri 8 hafta, 20 Aralık’ta Engin Kılıç ile Modern Türk Edebiyatı ise 8 hafta sürecek.

Özgür Üniversite’nin faaliyetleri, yayınları ve ders programı hakkında daha fazla ayrıntıyıwww.ozguruniversite.org internet sitesinden ya da  (0212) 292 77 40 numaralı telefondan edinebilirsiniz

Sakarya Barosu "Çocuklar  İçin;  Korkularımızla Ayrışmaya Son Verelim.."

Çocuklar  İçin;  Korkularımızla Ayrışmaya Son Verelim..

Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi, çocuk istismarlarına tepki gösterdi

Sakarya Adliyesi önünde toplanan baro avukatları adına konuşan Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Elif Erdem Düzgün, son dönemlerde artan ve görünür hale gelen çocuk istismarı konusunda öncelikle çocuğa dönük şiddeti önleme planı olması gerektiğini vurguladı.

Ciddi bir saha çalışması, veri toplama ve değerlendirme çalışması gerektiğine işaret eden Düzgün, “Riskler, nedenler belirlenmelidir, eril cinsiyetçi söylem ortadan kaldırılmalı. Özellikle sosyal medyada çocukların cinsel obje olarak değerlendirmelerinin önüne geçilmelidir. Fahiş cezalar sonunda cezasızlık halinin ortaya çıkmasına engel olunmalı, adli yargılama ile evrensel değerlere uygun cezalandırma yapılmalıdır. Çocuğa, hayvana, kadına dönük şiddet, toplumsal şiddetin güçsüz olana yoğunlaşmasıdır.” diye konuştu.

Düzgün, çocuğa yönelik istismar olduktan sonra ne yapılacağı değil, olmadan önce nasıl engelleneceğinin konuşulması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

“İdam veya hadım çözüm değildir. Çözüm zihniyetin değişmesidir. Zihniyet değişmediği sürece ve toplum bu konularda eğitilmedikçe idam işlenen suçları azaltmayacağı gibi, hak, hukuk, adalet kavramlarını da gölgede bırakacaktır. Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak şubat ayında ilimizdeki STK’lar, dernek temsilcileri ile bir araya gelerek çocuk istismarı ile mücadele  yol haritamızı belirlemiş, istismarı önlemeye yönelik tedbirleri de içine alacak önerilerimizi yazılı bir metin haline getirmiş, halkımızla birlikte bir yürüyüş düzenleyerek metni imzaya atmıştık. Merkez olarak hukuken ne gerekiyorsa yaptığımızı ve bundan sonrada yapmaya devam edeceğimizi kamuoyuyla paylaşır, bundan sonra yeni acılar yaşanmamasını temenni ederiz.”

Son dönemlerde artan ve görünür hale gelen çocuk istismarı ( fiziksel, duygusal, cinsel) ve en ağır biçimi çocuk cinsel istismarı ; “münferit, sapık, hasta, insanların, idam ve hadım tartışmaları ile“  adeta çözümsüzlük üreterek  tartışılmamalıdır.  Evrensel değerlere uygun, bilimsel, çocuk hak ve özgürlüklerini esas alan devletin yükümlülüklerinin belirlendiği hukuk güvenliğinin sağlandığı, toplumsal değer yargılarını,  koruyucu yöntemler belirlenmelidir.  Çocuklar üzerinden yaşadığımız korkularımız toplumsal ayrışmadan uzak siyasetler üstü benimsenmeli ve çözüm üretilmelidir.

            Can yakıcı çocuk istismarları  tartışılırken dahi özelikle sosyal medyada herkes konunun esasından uzak anlık öfke ve “tarafgir “ bir dille konuşmaktadır. Oysa zaman korkularımız üzerinden ayrışılacak zaman değildir. Unutulmamalıdır ki öncelikli sorumluluk devletindir, tüm kişi ve kurumlar farklı alanlarda çalışan meslek kuruluşları bir araya gelerek sorunun çözümü noktasında yol gösterici ve çözüm üretici olmalıdır.

            Öncelikle çocuğa dönük şiddeti önleme planları olmalıdır. Bağımsız özgür düşüncenin gelişme ortamına sahip üniversitelerde bilimsel akademik çalışmalar yapılmalıdır. Ciddi bir saha çalışması yapılmalı ve veri toplama, değerlendirme çalışması gerçekleştirilmelidir.  Riskler, nedenler belirlenmelidir. Eril cinsiyetçi söylem ortadan kaldırılmalı, çocukların evrensel değerlere uygun kız erkek birlikte eğitim almaları sağlanmalıdır, özellikle sosyal medyada çocukların cinsel obje olarak değerlendirmelerinin önüne geçilmelidir. Hukuk güvenliği ve belirliliği sağlanmalı,  aynı olaya aynı hukuksal korunmanın ayrımsız herkes için sağlanacağı inancı sağlanmalıdır. Fahiş cezalar sonucunda cezasızlık halinin ortaya çıkmasına engel olunmalı, adil yargılama ile evrensel değerlere uygun cezalandırma yapılmalıdır. Çocuğun korunması ile ilgili müdahale görevini de içeren idari kurumsal yapı olmalıdır. Bu bağlamda sivil toplum örgütlerinin dernek ve vakıfların bağımsız çalışma yapmasına fırsat tanınmalı, siyasi yakınlıktan uzak;  çocukla ilişkide bulunan tüm kişi,  kurum ve kuruluşların, fırsat eşitliğine, denetime, kurallara uygunluğu sağlanmalıdır. Ekonomik eşitsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Bilimin, eğitimin, sanatın gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı, toplumun tüm katmanlarınca ulaşılabilir olması sağlanmalıdır.

Çocuğa, hayvana, kadına dönük şiddet, toplumsal şiddetin güçsüz olanda yoğunlaşmasıdır. Gücün çürümüşlüğü her türlü insani değer yargısından uzak bir biçimde tezahür etmektedir. Ancak bunun çözümünü, salt ceza kanunlarında yapılacak değişikliklerde görmek,  hukuk bilimine haksızlık olduğu gibi, eğitim programları, çocuk koruma politikaları ile uğraşmak yerine meselenin kendisini unutmak, sorunu suç işlendikten sonra faillerin bedenleri üzerinden kısasa kısas yöntemiyle ortadan kaldırmak çabasıdır. Bunun da en önce çocuklarımıza bir fayda sağlamayacağı açıktır. Hamasi söylemlerle çocukların önemini anlatmak yerine kamu ve özel kaynakların çocuklar yararına kullanımı sağlanmalıdır. Çocuğa yönelik istismar olduktan sonra ne yapılacağı değil, olmadan önce nasıl engelleneceği konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Zafer Kazan dahil, ayakta duran insanlar

Meselenin bütüncül çözümü için öncelikle Meclis’te kurulması önerilen çocuk hak ihlallerine ilişkin komisyonların hızlıca kurulması, yıllardır bekletilen Çocuğa Yönelik Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı’nın çıkması ve uygulanmaya başlanması, bu alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalar yürütülmesi ve bu çalışmaların kamu idaresi tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Çocuğa yönelik şiddet 3-5 münferit olaydan ibaret olarak ele alınmadan, görünür olan ve olmayan çok sayıda şiddet türü ve vakasının mevcut olduğu ve tüm istismar hallerinin bir bütün olduğu, çok zaman iç içe geçtiği bilinciyle hareket edilmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Zafer Kazan dahil, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar

İDAM VEYA HADIM ÇÖZÜM DEĞİLDİR! ÇÖZÜM ZİHNİYETİN DEĞİŞMESİDİR. ZİHNİYET DEĞİŞMEDİĞİ SÜRECE VE TOPLUM BU KONULARDA EĞİTİLMEDİKÇE İDAM İŞLENEN SUÇLARI AZALTMAYACAĞI GİBİ, HAK HUKUK ADALET KAVRAMLARINI DA GÖLGE DE BIRAKACAKTIR.

İdam ve hadım cezasının uygulandığı ülkelerdeki sonuçlara bakıldığında, tüm örneklerde görüleceği üzere bir şiddet türünün ortadan kaldırılması için asla çözüm yöntemi olmadığı net olarak görülecektir. Çocuğa yönelen her türlü istismar için çözüm: çocuğa özgü adalet, koruma ve rehabilitasyondur. Bu bağlamda şiddete şiddet ile karşılık vermek yerine çocukların korunması odağında bütüncül çözüm üretilmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, ayakta duran insanlar

Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak   Şubat ayında ilimizdeki STK’lar, dernek temsilcileri ile bir araya gelerek Çocuk İstismarıyla Mücadele Yol Haritamızı belirlemiş, istismarı önlemeye yönelik tedbirleri de içine alacak önerilerimizi yazılı bir metin haline getirmiş, halkımızla birlikte bir yürüyüş düzenleyerek metni imzaya açmıştık. Aynı metni yeniden imzaya açarak Ekim veya kasım ayında yeni kurulan TBMM’ne sunmakta da fayda görüyoruz. Bu anlamda istismarlar yaşanmadan, ailelerin yürekleri dağlanmadan ne yapılabilir sorgulamaya devam etmek gerektiğini yineleyerek Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak hukuken ne gerekiyorsa yaptığımızı ve bundan sonra da yapmaya devam edeceğimizi kamuoyuyla paylaşır, bundan sonra yeni acılar yaşanmamasını temenni ederiz.

                        SAKARYA BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ

 

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbise

HAK-İŞ, Adana’da tek yürek

Adana’da tek yürek

HAK-İŞ, 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününü on binlerce emekçi ve vatandaşın katılımıyla Adana’da kutladı.

COŞKUYLA KUTLANDI

HAK-İŞ, 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününü on binlerce emekçi ve vatandaşın katılımıyla Adana’da coşku, heyecan, sevinç ve yeni umutlarla kutladı.

Kutlamaya Hak-İş Konfederasyonu Sakarya İl Başkanı ve Hizmet Şube Başkanı Mehmet Mesut Gökdemir, Şube Yönetim,  Denetim, Disiplin, Asil Ve Yedek Üyeler, Üst Kurul, Komite, Baştemsilci, Temsilci ve İşyeri Sendika Temsilcileri katıldı.

 “Daha Çok Örgütlenme, Daha Güçlü HAK-İŞ” ve “Ücretlerdeki Vergi Yüküne Hayır” talepleriyle gerçekleştirilen kitlesel 1 Mayıs kutlaması, Adana İstasyon Meydanını dolduran on binlerin coşkusuna sahne oldu.

KUTLAMALARA YOĞUN İLGİ

HAK-İŞ, tüm üye sendikalarıyla ve on binlerce işçi üyesiyle birlikte kutlamaların yapıldığı meydanı hınca hınç doldurdu. Kutlamalara kadını-erkeği, yaşlısı-genci, engellisi binlerce Adanalı yoğun ilgi gösterdi. Emekçiler, HAK-İŞ’in 1 Mayıs’ı Adana’da kitlesel olarak kutlamasının sevincini davul-zurnalar, halaylar, oyun havaları, türküler, şarkılar ve şiirlerle paylaştılar.

GENİŞ KATILIM

Mitinge, Adana ve çevre illerden katılan on binlerce HAK-İŞ’li emekçi, HAK-İŞ ve Türkiye sevdalısı vatandaşlar, Genel Başkan Mahmut Arslan, HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı ve 1 Mayıs Tertip Komitesi Başkanı Mehmet Şahin, HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı A. Cengiz Gül, HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Sekreteri Dr. Osman Yıldız, Sendika HİZMET-İŞ Kurucu ve Onursal Genel Başkanı Hüseyin Tanrıverdi, Genel Başkan Vekili Av. Hüseyin Öz, Genel Başkan Yardımcısı Celal Yıldız, Halil Özdemir ve Mehmet Keskin, Arnavutluk BSPSH Genel Başkanı Gezim Kalaja, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve konfederasyonumuz HAK-İŞ’e bağlı Öz Büro-İş, Çelik-İş, Öz Finans-İş, Öz Gıda- İş, Öz-İş, Öz Orman-İş, Öz İplik-İş, Öz Sağlık-İş, Öz Taşıma-İş, Öz Güven-Sen, Oleyis, Öz Ağaç-İş, Enerji-İş, Liman-İş, KKTC Kamu-Sen, Medya-İş, Öz Toprak-İş, Öz İletişim-İş, Öz Petrol-İş, Öz İnşaat-İş ve Öz Maden-İş Sendikalarının on binlerce üyesi katıldı.

GÖRSEL ŞÖLEN

Miting alanı folklor ekibinin yöresel halk oyunları ile görsel bir şölene sahne oldu. Program şehitler için 1 dakikalık saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.

Vatan uğrunda korkusuzca can veren tüm şehitlerimiz için okunan Kur’an-ı Kerim tilaveti tüm işçiler tarafından huşu ve sessizlik içinde saygıyla dinlendi.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ayakkabılar, kalabalık ve açık hava

Mitingde ayrıca Kırıkkale’den mitinge katılan HAK-İŞ üyesi bir işçinin okuduğu şiir, alandaki emekçiler tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Adana İstasyon Meydanındaki 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Emek ve Dayanışma Günü programı, işçilere karanfil dağıtılması, beyaz güvercinlerin gökyüzüne salıverilmesi ve konfetilerin saçılmasıyla birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları içinde sona erdi.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlarGörüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, kalabalık ve açık havaGörüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar ve açık havaGörüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve açık havaGörüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, araba ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, kalabalık ve açık hava

Baro Ve Stk’lar Çocuk İstismarlarının Önüne Geçebilmek İçin Çözüm Önerilerini Sıraladı

Baro Ve Stk’lar Çocuk İstismarlarının Önüne Geçebilmek İçin Çözüm Önerilerini Sıraladı

Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi çocuk istismarının önüne geçebilmek için ilimizde ilk kez yapılan bir çalışmaya imza atıyor.

“Çocuk İstismarı ile Mücadelede Yol Haritası Belirlemek İçin İlk Adım” başlığı altında Sakarya Barosu Konferans Salonunda çeşitli sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri, doktorlar ve öğretmenler ile bir araya gelen Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Üyeleri çocuk istismarı mücadelesinde neler yapılabileceğini görüştüler.

ÇİM UYGULAMASI ZORUNLU OLMALI

Katılımcılara öncelikle Çocuk İzlem Merkezinin işleyişi hakkında kısa bir bilgi veren Av. Elif Erdem Düzgün doğru işlediği takdirde bunun çok iyi bir sistem olduğunu ifade etti. İlimizde kısa bir süre önce açılan ÇİM’de hala bir kadın doğum uzmanının bulunmadığını belirten Av. Düzgün yetkililerden bir an önce bu eksikliğin giderilmesi için talepte bulundu. Ayrıca toplantı sonunda kaleme alınan bildiride  CMK ya da yönetmelik ile ÇİM uygulamasının düzenlenerek yasallaşması ve mağdur ifadesinin ÇİM’de alınmasının zorunlu hale getirilmesi istendi.

ELEKTRONİK TAKİP

Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Elif Erdem Düzgün basına da yansıyan kimyasal hadım cezasının çözüm olmayacağını, çünkü kimyasal hadımın testesteronu baskılayacağını ama faillerdeki şiddet eğilimini baskılayamayacağını, ilaç kesilince sanığın aynı saldırıları yapabileceğini ,çocuk istismarının önüne geçilmesinin ancak toplumun bilinçlendirilmesi, okullarda rehber öğretmenlerin  “Erken Uyarı Sistemi Projesi” kapsamında aktif olarak görev alması gibi çözüm önerileri ile mümkün olabileceğini belirtti. Ayrıca çocuk istismarı suçunu işleyen pedofillerin, infazlarını tamamlanmasının ardından elektronik takibe alınarak, okullar, parklar gibi çocukların yoğun olarak bulundukları yerlerden uzak tutulmaları gerektiğini ifade etti.

“İYİ HAL” VE “ÇOCUĞUN RIZASI VAR” İNDİRİMİ UYGULANMASIN

Çocuk istismarı davalarında ‘İnfaz kanununda Koşullu Salıverme’nin kaldırılması talep edilirken 18 yaşının altındaki her çocuğun “çocuk” olarak nitelendirilerek, ceza indirimine neden olabilecek bir ayrım yapılmadan,  “İyi hal” ve “çocuğun rızası var” veya cinsel istismarın niteliğine göre herhangi bir ceza indirimi uygulanmadan infazların gerçekleştirilmesini istediklerini belirtti.

 “BAROLAR VE ÇOCUK HAKLARI MERKEZLERİNİN MÜDAHİLLİK TALEPLERİ REDDEDİLİYOR!”

Çocuk İstismarı ile ilgili davalarda Çocuk Hakları Merkezlerinin ve Baroların mağdur çocuk yanında yer almak için bulundukları katılma taleplerinin mahkemelerce kabul edilmemesini de eleştiren Av. Elif Erdem Düzgün, Baroların kanunlardan kaynaklanan insan haklarını savunma görevi bulunduğunu tekrar hatırlatarak, müdahillik konusunda bir düzenleme yapılması gerektiğini belirtti.

TALEPLERİNİ MECLİSE İLETECEKLER

Yaklaşık üç saat süren toplantıda daha sonra kamuoyu ile paylaşılacak olan talepler ve öneriler başlıkları altında belirlenen maddeler ile çocuk istismarını önlemek için bir yol haritası çizilirken çalışmalarının bu toplantı ile sınırlı kalmayacağını toplumun kanayan yarasına dikkat çekmek için çeşitli eylemler yapacaklarını ifade eden Av. Elif Erdem Düzgün, öneriler ve taleplerini içeren bildiriyi de imza kampanyası ile halka açacaklarını ve sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bu taleplerin iletileceğini belirtti.

Sakarya Demokrasi Meydanında Açlıktan Ölen işçinin Cenaze Namazı Kılındı

Sakarya Demokrasi Meydanında Açlıktan Ölen işçinin Cenaze Namazı Kılındı

Meydanda işçilerden tabutlu eylem
TÜRK Metel Sendikası’na üye işçiler, üzerinde ‘Bu mevta çok çalıştı, açlıktan öldü’ yazılı tabutla teklif edilen zammı protesto etti.

Türk Metal Sendikası üyesi işçiler, Adapazarı Demokrasi Meydanı’nda toplanarak Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’nın zam teklifini protesto etti. İşçiler ellerinde, ‘MESS şaşırma sabrımızı taşırma’ sloganları atarken, üzerinde ‘Bu mevta çok çalıştı, açlıktan öldü’ yazılı tabut başında gıyabı cenaze namazı kıldı. Türk Metal Sendikası Sakarya Şube Başkanı Olcay Meriç, metal işçisinin açlığa terk edildiğini belirterek, “Bugün burada MESS tarafından açlığa mahkum edilen bir metal emekçisinin cenaze töreni için toplandık.

Şimdi size, ‘Merhumu nasıl bilirdiniz?’ diye sorsam, ‘İşinin ustasıydı, ailesinden, ülkesinden ve emeğinden başka derdi yoktu’ dersiniz. ‘İş yerini evi, işini namusu bilirdi’ dersiniz. ‘Üretti, kazandırdı ama maalesef kendi kazanamadan mevta oldu’ dersiniz. Bu onurlu metal emekçisini toprağa vereceğiz. O kalp krizinden, kanserden, ya da trafik kazasında ölmedi. Neden öldü biliyor musunuz? Açlıktan öldü. MESS tarafından açlığa terk edildi”

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN

user comment

user comment

user comment

Fe

 

Öz Gıda-iş Sendikası Üyelerine baskı ve tehdit devam ediyor

Öz Gıda-iş Sendikası’ndan basın açıklaması var

Öz Gıda-iş Sendikası; 20 Aralık 2017 Çarşamba günü saat 12.00 de Bilecik Osmaneli Hükümet Konağı önünde gerçekleştirecekleri Basın Açıklaması ile ilgili Sakarya’daki üyelerine yönelik açıklamada bulundu

Yapılan yazılı açıklamada şunlara yer verildi: “Öz Gıda-İş sendikası olarak yaklaşık 2 yıldır devam ettiğimiz örgütlenme sürecinin sonunda C.P Standart Gıda A.Ş. işyerinde gereken sayı tamamlanarak 27.11.2017 tarihinde Toplu İş Sözleşmesi yapmak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığına gerekli müracaat yapılmıştır.

Özellikle bu tarihten sonra C.P Gıda Yöneticileri’nin üyelerimize karşı baskı ve tehdit ile sendika üyeliğinden istifa ettirilmeye çalışılması uğraşları had safhaya çıkmıştır.

Son olarak ta sendikadan istifa etmeyen

Osmaneli / Bilecik fabrikasından 15 Kişi,

İnegöl / Bursa fabrikasından 9 Kişi,

Turgutlu / Manisa fabrikasından ise 3 Kişi işten çıkartılmıştır.

Bu kişilerin tekrar işbaşı yaptırılmaları ve çalışanların anayasal haklarına saygılı olunması için 06.12.2017 tarihinden beri bu fabrikalar ve C.P Gıda’nın İstanbul genel merkezi önündeki direnişimiz devam etmektedir. C.P Gıda işyerlerinde yaşanan bu hukuksuzlukları anlatmak için 20.12.2017 Çarşamba günü saat 12.00 de Bilecik / Osmaneli’nde “Hükümet Konağı” önünde Basın açıklaması yapılacaktır. Tüm Emek dostları davetlidir. Öz Gıda-iş Sendikası”

Sivas’lı İş Adamı Geneş’ten Büyük Başarı…

Sivas’lı iş adamı Nuri Geneş, firmalara verdiği proje desteği ile adından söz ettiriyor. Danışmanlık hizmetleri üzerine birçok iş alanda iş adamlarına yurt dışı kredilerinin çıkarılmasında yardımcı olan Geneş, başarılarını yenilerini eklemeye devam ediyor.

Yazılı ve görsel basında gündeminde geniş yankı bulan Sivaslı iş adamı Nuri Geneş,iş adamlarına çağrıda bulunarak firmasını büyütmek ve genişletmek isteyen her iş adamına mutlaka uzun vadeli ve düşük faiz ile yurt dışı krediden faydalanması gerektiği çağrısını yapıyor.

Uzun yıllar Hollanda’da yaşayan Nuri Geneş, memleketi Sivas’a kesin dönüş yaparak çalışmaların ı burada sürdürüyor. Sivas basını tarafından da yakından takip edilen Sivaslı iş adamı Nuri Geneş, her sektöre yönelik uyguladığı ve hayata geçirdiği projelerle de adından söz ettiriyor.

Birçok iş adamını hazırladığı projelerle düşük faizle 10 milyon Euro almasına olanak sağlayan Sivaslı iş adamı, halen iş adamlarının yut dışı kredilerinden haberdar olmadığını ifade ederek bu kredilerden faydalanmak isteyen iş adamlarına her türlü danışmanlık hizmetini vereceğini söylüyor.

Geçtiğimiz aylarda Güldemir firmasına hazırladığı proje ile 10 milyon Euro’luk yurt dışı kredi almasını sağlayan Geneş, bunun 10 yıl geri ödemesi ile Türkiye’ye kazandırdıklarının altını çiziyor.

Güldemir firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Güldemir de yaptığı açıklamada “Yurtdışı kredilerden bugüne kadar haberimiz yoktu. Bize bu yolu açan ve destek sağlayan değerli hemşehrimiz Nuri Geneş’e sonsuz teşekkür ederim” dedi.

Kurumsal olan tüm firmaların mutlaka danışmanlık hizmeti almasının gerektiğini hatırlatan iş adamı Geneş “Memleketim benim için çok şey ifade ediyor. Yeni iş imkanları ve istihdamın yaratılmasında katkılarım olursa bu benim için en büyük zenginliktir. Bu hizmet aşkı ile çalışmalarıma hız vereceğim. Benimle iletişime geçmek isteyenler nurigenes@hotmail.com’dan yazışabilirler.”

Çölleşmeye karşı mücadelede Kubiqi Modeli umut olacak

Çölleşmeye karşı mücadelede Kubiqi Modeli umut olacak

Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nda başarılı çölleşme kontrolü uygulamaları masaya yatırıldı.

Kubiqi modeli kapsamında gerçekleştirilen uygulamalar, çölleşme sorunu ile karşı karşıya olan ülkelerde yapılabilecek çölleşme kontrolü çalışmaları açısından örnek olarak gösteriliyor. Çin’de düzenlenen uluslararası konferans, küresel ekolojik kalkınmayı desteklemek amacıyla etkili deneyimlerin paylaşılabileceği bir platform olarak öne çıkıyor.

29 Temmuz-30 Temmuz tarihleri arasında Moğolistan Ordos’taki Kubuqi Çölü’nde gerçekleştirilen Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nda ziyaretçiler, Kubuqi’yi ziyaret ederek gerçekleşen başarılı çölleşme kontrolü uygulamalarına tanıklık etme fırsatı yakaladı.

Altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu kapsamında uluslararası çölleşme sorunu ile mücadelede örnek olan Kubiqi modelini hikayeleştiren BON Cloud, Çin’den seyahat, eğitim, kültür-sanat, işletme ve teknoloji gibi alanlardan hikâyeler içeren yüksek kalite içeriklerin uluslararası yayıncılara ve televizyonculara ulaşmasını sağlıyor.

Çinli içerik tedarik platformu olan BON Cloud, uluslararası olarak yayınlanması gereken bir içeriği veya olayı dünya çapında yayıncılar ve kanal yayıncıları tarafından erişilebilen ham yayın kalitesinde medya içeriği haline getirebiliyor.

Çölleşmeye karşı etkili sistematik planlama

Kubuqi Modeli’nin temel yapı taşlarını hükümetten gelen politika destekleri, endüstriyel yatırımlar, piyasa odaklı çiftçi ve çoban katılımı ve sürdürülebilir ekolojik kalkınma oluşturuyor.

Forumda söz alan Eski Yunan Başbakanı Antonis Samaras, Kubuqi Modelinin sistematik tasarımının benzersiz başarı olduğunu ve çalışmaya değer çoğaltılabilmeye sahip olduğunu belirtti.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeye Karşı Mücadele Genel Yönetmeni Pradeep Monga ise Belt ve Road Girişimiyle birlikte birçok ülkenin çölleşme problemi yaşadığını ve iyi bir tasarımın Çin’in çölleşme kontrolüne ait benzersiz bir yol olan Kubuqi Modelini geliştirmesine yardımcı olduğunu söyledi. Tüm seviyedeki yönetim organlarının, şirketlerin ve bireylerin sistematik bir şekilde çevresel sorunu çözmek için birleşmesi takdir edilecek bir davranış olduğunu da vurguladı.

Endonezya Ekonomik ve Endüstriyel Komitesi Başkanı Bachir, fotovoltaik panellerle kuzu yetiştirme uygulamaları nedeniyle Kubuqi’ye destek vererek yerel işletmelerin ekosistem tasarımındaki hayal gücünü takdir ettiğini ve Kubuqi’nin kapsamlı çölleşme kontrol deneyimlerini diğer uluslararası toplulukların yararı için paylaşmak istediğini ifade etti.

Küresel olarak popüler bir model

Kubuqi Modeli, çölleşme kontrolü açısından BM Çevre Programı tarafından ekolojik restorasyon sağlamdaki başarılı “eko-öncül” yaklaşımı nedeniyle takdir ediliyor.

Çölleşmeye karşı mücadele deneyimini desteklemek ve paylaşmak için 2007 yılında oluşturulan Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu, tüm seviyedeki yönetim organları, ilgili departmanlar, UNEP ve UNCCD sekreterliğinin desteği sayesinde beş kere düzenlendi. Forum hakkında ayrıntılı bilgi için resmi web sitesine http://en.kubuqiforum.dycw.com adresinden ulaşabiliyor.

Kubuqi Modeli Çin’in çölleşme kontrol çabalarındaki öncül uygulaması olarak öne çıkıyor. Dünya çapında 2.000 politik görevli, uzman ve ekolojik girişimci saha gezileri kapsamında profesyonellerle deneyim paylaşma etkinliklerine katılarak fayda sağladı.

Kubuqi Modeli, birçok toplantıda ve altıncı Kubuqi Uluslararası Çöl Forumunda popüler konulardan biri haline geldi. Katılan yabancı konuklar Kubuqi Modelinin Belt ve Road Girişimi boyunca ülkeler arasında paylaşılması gerektiğine inanıyor.

Japonya Tottori Üniversitesi Arid Arazi Araştırma Merkezinden Prof. Atsushi Tsunekawa, Belt ve Road Girişimindeki ülkelerin ekolojik restorasyonda işbirliği yapmasının acil bir gereklilik olduğunu belirtti. Çevresel ve sürdürülebilir kalkınmadan risk değerlendirmesi yapmaları gerektiğini ve Kubuqi Modelinin başarılı uygulamalarının referans olarak alınması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Mısır’da yer alan Kahire Çöl Araştırma Merkezinin yöneticisi Hassas Shar ise çölleri 40 yıldır inceleyen bir araştırmacı olarak diğer ülkelerde çölleşme kontrolü açısından mükemmel vakalar gördüğünü ifade etti. Kubuqi Modelinin zengin çölleşme kontrolü teknolojileri ve deneyimi içerdiğini belirten Hassas Shar, çöl ekolojik ekonomi, endüstriyel yenilik, finansal yenilik ve fakirliği azaltma denetimlerinin benzer zorluklarla mücadele eden Belt ve Road Girişimi ülkeleri için iyi bir öğrenme kaynağı olduğunu ifade etti.

Kubuqi Modeli çölleşme ile mücadelede umut veriyor

Çöl kontrolü dünya çapında bir sorun ve Kubuqi Çölü büyük ölçekli başarılı kontrol elde eden ilk çöllerden biri.

Kubuqi Modelinin başarısı temel olarak ekoloji ve endüstri, işletme kalkınması ve ekolojik yönetim alanlarının birleştirilmesiyle yeşillendirme çabalarının yerel insanların gelirlerini arttırmasına dayanıyor. Bu çabalar, vahalara doğru yayılım göstererek çölleşme ve fakirlik azaltılarak mutluluğu artırıyor.

Forumda konuşan Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nde görevli Prof. Victor Squire, Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’nun tüm alanlardaki insanlarda çölleşmeyi düşünme konusunda farkındalık oluşturduğuna dikkat çekti ve Kubuqi Modeli’nin araziyi kullananları sorun ve çözümün bir parçası haline getirerek tek bir çözüm yerine birden fazla çözüm için düşünmeye yönelttiğini vurguladı

İngiliz biyo-karbon mühendisliği şirketi kurucusu Lauren Fletcher ise çölleşme kontrolünde Kubuqi’nin başarılarının oldukça etkileyici olduğunu ve şirketindeki temsilcilerin foruma katılım açısından heyecanlı hissettiklerini söyledi. Aynı zamanda ağaç eken drone teknolojilerinin geliştirilmesinin çölleşmeyle mücadelede daha etkin olacağının altını çizdi.

ABD Silver Spring Şirketi baş teknoloji yöneticisi Don Rivers da Kubuqi modelinin kapsamlı bir etkisi olduğunu ve insan hayatında büyük ölçekli değişimlere yol açarak enerji kullanımını sürdürülebilir hale getirdiğini belirterek Kubuqi için gösterilen yerel yönetim ve işletme çabalarının kalıcı değişimler getireceğini ifade etti.

Ekolojik restorasyon için Çin çözümü

Uzmanlar, forum katılımcılarının Kubuqi’nin yeşil kalkınma ve sürdürülebilir kalkınma deneyimi kavramlarının küresel anlamda 2 milyar kişiyi içeren çölleşmeye karşıtı mücadele için temel çözümleri görmesine sağlamak açısından verimli geçtiğini ifade ediyor. Katılımcıların çoğu Ordos’ta düzenlenecek olan ve daha benzersiz çözümleri ve fikir birliklerini içerebilecek 13. Taraf Ülkeler Genel Toplantısı kapsamında yer alan Çölle Mücadele BM Toplantısını bekliyor. Belt ve Road Girişimi ülkelerinde ekolojik kalkınma hem Çinli çözümlere hem de tek bir paylaşım platformu olarak Çin’e ihtiyaç duyuyor.

BON Cloud’dan Çin içerikleri 

BON Cloud Çin’in farklı şehirleri ve örgütlerinden, seyahat, CSR, sanat, işletme ve teknoloji gibi konuları içeren hikayeler sağlayan Çinli bir içerik platformudur.

BON Cloud dünya çapındaki tüm yayıncıları ve televizyoncuları Çin’in kar içeriğini yayınlamaya davet ediyor.

Çin şehirleri, şirketleri ve örgütlerinden yüksek kaliteli içerikler için kısa bilgilerinizi girin ve BON Cloud videolarının yerelleştirilmesi ve dağıtımı ile zaman aralığında ve medya kaynaklarındaki değerinizi en üst seviyeye çıkarın.

Çin içerikleri için http://premium.bon-cloud.net adresini ziyaret edebilirsiniz