Category Archives: Kırsal

TZOB Genel Başkanı Bayraktar: -“Türkiye su zengini değildir”

-22 Mart Dünya Su Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: 

-“Türkiye su zengini değildir. Suyun damlasını bile ziyan etmek

gelecek nesillere ihanettir”

-“Vahşi sulamaya son vermemiz şart”

-“Basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için teşvik ve hibeler artırılmalı üreticilerimiz için cazip hale getirilmelidir”

Ankara – 21.03.2020 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarına göre su azlığı yaşayan ülkeler arasında olduğunu belirterek, “Kuraklığa karşı tedbir almak, su tasarrufu yapmak zorundayız. Türkiye su zengini değildir. Suyun damlasını bile ziyan etmek gelecek nesillere ihanettir” diye konuştu.

Bayraktar, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, yaşam için olmazsa olmaz önemde olan suyun, dünyada dengeli dağılmadığını, kimi bölgelerde kişi başına onbinlerce metreküp kullanılabilir su düşerken, kimi bölgelerde temiz suya ulaşımının neredeyse imkansız bir hal aldığını belirtti. Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1000 metreküpten daha az olan ülkelerin su fakiri, 1000-2000 metreküp arası olanların su azlığı çeken ülke sınıfında kabul edildiğini hatırlatan Bayraktar, “Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1347

metreküptür. Bugün su azlığı çeken ülkemiz, nüfusun artmasıyla su fakiri olma riskiyle karşı karşıyadır. Bu bilinçle hareket etmeli suyumuzu ziyan etmemeliyiz” dedi.

-“Yeterli su kullanımı verimlilik için şarttır”-

Dünyada nüfusun artışına paralel olarak gıda ihtiyacının da arttığına işaret eden Bayraktar, ilerleyen yıllarda, gıda güvencesinin sağlanması ve sanayinin hammadde ihtiyacının karşılanabilmesi için tarımsal üretimin artırılması gerektiğini söyledi.  Sürdürülebilir su politikası izlemenin, akılcı ve kalıcı çözümler üretmenin bir zorunluluk olduğuna işaret eden Bayraktar, “Dünyada tarım alanlarının hemen hemen tamamını kullanıyoruz. Üretimi artırmanın tek yolu var o da verimliliği artırmak. Verim artışını sağlamak için kullanacağımız en önemli unsur da sudan başka bir şey değil. Yeterli su kullanımı verimlilik için şarttır” diye konuştu.

-“GAP, KOP ve DAP gibi projeler bir an önce tamamlanmalıdır”

Türkiye’de kullanılan suyun yüzde 74’ünün tarımda kullanıldığını, iklim şartları nedeniyle ülkenin büyük bölümünde yeterli sulamayla tarımda verimliliğin artırılabildiğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Tarımda sürdürülebilirlik bakımından sulama, ürünün kalite ve veriminin artırılmasında önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda yer altı sularının aşırı tüketilmesi nedeniyle ülkemizin birçok bölgesinde su sorunu görülmeye başlamıştır.

Ülkemizde sulamaya açılan alanların büyük bir kısmında da hala geleneksel yüzey sulama yöntemleri uygulanmaktadır. Salma, tava ve karık sulama yöntemleri ile sulanan alanlarda su kaynakları etkin kullanılamıyor. Yüzde 60’a varan su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerini kurmak, su kayıplarını azaltmak, aşırı ve yanlış sulamanın topraklarımıza ve çevreye verdiği zararlı etkileri en aza indirmek zorundayız. Vahşi sulamaya son vermemiz şart. Basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için teşvik ve hibeler artırılarak üreticilerimiz için daha cazip hale getirilmelidir.

Teknik ve ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektarlık arazinin hala 1,85 milyon hektarını sulama altyapısı tamamlanamadığı için sulayamıyoruz. 1,85 milyon hektar tarım arazisinin suya kavuşturulması, gıda talebinin karşılanması tarımda çalışan nüfusun işsizlik sorunlarının çözülmesi ve üreticilerimizin hayat standartlarının yükseltilmesi açısından oldukça önemlidir. Bu açıdan, büyük sulama projeleri içeren GAP, KOP ve DAP gibi projeler bir an önce tamamlanmalıdır. Arazi toplulaştırma çalışmaları hızlandırılmalı, yer altı suyu rezervleri korunmalıdır.”       

Bayraktar, suyun değerini en çok çiftçilerin bildiğini belirterek, dünyada yaşayan her kişinin bu bilince ulaşması temennisiyle 22 Mart Dünya Su Günü’nü kutladı.

Print

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

  

“Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Ülkemizin maruz kaldığı virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor. Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip Koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında Çankaya Köşkü’nde düzenlenen Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından, millete seslenerek, alınan kararları kamuoyuna açıkladı.

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Aziz milletim, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında Çanakkale Deniz Zaferimizin 105. yıl dönümünde aziz şehitlerimizi bir kez daha hürmetle yâd ediyorum. Bu vesileyle, asırlardır ülkemizin bağımsızlığı için canlarını feda eden bütün şühedaya, terörle mücadelede 15 Temmuz’da ve sınır ötesi harekâtlarımızda şehit düşen tüm güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Çanakkale Savaşlarının muzaffer komutanı, İstiklal Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını da burada rahmetle yâd ediyorum. Rabbim şehitlerimizin makamlarını âli, mekânlarını Cennet eylesin. Rabbim bizi şehitlerimizin kutlu yolundan ayırmasın.

“SALGINLAR, AYNI ZAMANDA BÜYÜK SİYASİ, SOSYAL VE EKONOMİK DÖNÜŞÜMLERİN DE TETİKLEYİCİSİ OLMUŞTUR”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; insanlık tarihi boyunca her dönemde salgın hastalıklar ve tabii felaketler çok ciddi can kayıplarına yol açmıştır. Tarih kitaplarında Avrupa nüfusunun 3’te 1’iyle 3’te 2’si arasında bir bölümünün ölümüyle sonuçlanan salgın hastalıklardan söz ediliyor. Aynı şekilde kendi tarihimizde de İstanbul nüfusunun yarısına yakınının hayatını kaybettiği salgınlarla ilgili bilgilere rastlıyoruz.

Dünyada ağır sonuçları olan salgınlar, aynı zamanda büyük siyasi, sosyal, ekonomik dönüşümlerin de tetikleyicisi olmuştur. Osmanlı’nın Avrupa’yı fethi ve Rönesans başta olmak üzere insanlık tarihine damga vuran pek çok hadisede bu sürecin izlerini görmek mümkündür. Yakın zamanda da dünyamız 2002 yılında SARS ve 2012 yılında MERS adı verilen salgın hastalıklarla hatırlayalım mücadele etmiştir. Ayrıca, dünyamız 2009 yılındaki domuz gribi, 2014’teki Ebola salgını, 2016’daki Zika virüsü gibi tehditlerle yüzleşmişti. Koruyucu sağlık ve tedavi hizmetleriyle ilaç sektöründe yaşanan gelişmeler virüs salgınlarının eskisi kadar büyük can kayıplarına yol açmasının önüne geçmektedir. Nitekim şu anda dünyada insan ölümlerine yol açan hastalıklar arasında bu tür salgınların payı oldukça düşüktür. Ancak, önüne geçilmediği takdirde salgın hastalıkların kitlesel ölümlere yol açma tehlikesi hâlâ vardır. Bunun için de her türlü salgın hastalığa karşı hızlı ve etkin önlemler alınması gerekiyor.

“TÜRKİYE BU SÜRECE OLABİLECEK EN HAZIRLIKLI ŞEKİLDE YAKALANMIŞTIR”

Özellikle son aylarda hep birlikte şahit olduğumuz gelişmeleri bu perspektiften değerlendiriyoruz. Yaşadığımız sürecin insanlık üzerinde ne gibi sonuçlar ortaya çıkartacağını henüz bilemiyoruz. Sanayileşme, ardından gelen teknoloji ve bilgi devrimleriyle şekillenen bugünkü dünyanın nasıl bir geleceğe evrileceğini kestirmek şu anda zordur. Ancak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceği, gidemeyeceği de açıkça ortadadır. Küresel ekonomik, siyasi ve sosyal düzende köklü değişiklikler yaşanması muhtemel yeni bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin bu fotoğrafı özellikle kendi içinde avantajlı bir yerde durdurarak oraya bunu döndürmesi şarttır.

Özellikle son 17 yılda ülkemizin temel hizmet alanlarında ve altyapısında gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşüm sayesinde hamdolsun Türkiye bu sürece olabilecek en hazırlıklı şekilde yakalanmıştır. Ülkemizin uyguladığı dengeli politikalar bir yandan özel sektörün üretim gücünü desteklerden, diğer yandan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlardaki hizmetlerin kamu garantisiyle kesintisiz sürmesini sağlamıştır. Batı ülkeleri ise yıllarca tüm temel kamu hizmetlerini görünüşte özel sektöre terk ederek, ama aslında başından savarak vatandaşını adeta sahipsiz bırakmıştır. Daha düne kadar liberalizmin en hararetli savunucusu olan kimi Avrupa ülkeleri, bugün hastaneleri ve diğer kimi temel hizmet kurumlarını devletleştirmeye başladı. İnsan hakları savunuculuğunu kimseye bırakmayan kimi ülkelerin de salgını kendi hâline bırakarak, ölen ölür, kalan sağlar ile devam ederiz anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Kriz derinleştikçe bu tür tartışmalar da atacaktır.

Yaşadığımız süreci, gerisindeki bu derin arka planı ve belirsiz geleceği göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bir yandan önümüzdeki sorunun çözümü için gayret edecek, diğer yandan da geleceğimizi en güçlü şekilde inşa etmenin mücadelesini vereceğiz. Bunun için büyük ve güçlü Türkiye hedefimize, 2053 ve 2071 vizyonlarımıza olan bağlılığımızı artırarak hep birlikte daha çok çalışacağız. Dünyanın yöneldiği istikamette önceden mesafe kat etmiş bir ülke olarak inşallah 21. asra Türkiye’nin asrı hâline getireceğiz.

KORONAVİRÜS SALGINI

Aziz milletim, değerli basın mensupları; bilindiği gibi yeni Koronavirüs veya Kovid-19 hastalığı ilk olarak 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde tespit edildi. Ocak ayının birinci yarısında hastalığın tam teşhisinin konmasının ardından ilk ölüm haberi geldi. Hemen ardından hastalık Tayland, Japonya ve Amerika’da da görüldü. Ocak ayının son haftasında Çin yöntemi Wuhan’dan başlayarak virüsün görüldüğü şehirleri karantinaya almaya başladı. Kovid-19 Avrupa’da ilk olarak 27 Ocak’ta Fransa’da tespit edildi, Dünya Sağlık Örgütü Ocak ayının sonunda acil durum ilan etmeye karar verdi.

Şubat ayı başında Çin’de ölümler hızla artarken, Avusturalya, Kanada, Almanya, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Filipinler gibi ülkelerden yeni vaka haberleri geldi. Yolcu gemilerinden sınır kapılarına, uçaklardan trenlere kadar tüm ulaşım araçlarında karantina tedbirleri yaygınlaştırılmaya başlandı. Şubat 10’una gelindiğinde Kovid-19 teşhisi konanların sayısı 40 bini geçerken ölenlerin sayısı 1000’e yaklaştı ve SARS salgınındaki can kaybını geride bıraktı.

Filipinler, Japonya, Fransa, Güney Kore gibi Çin dışındaki ülkelerde de ölümlerin başlamasıyla salgının dünya çapındaki faturası ağırlaştı. Şubat’ın üçüncü haftasında İran’da ve hemen ardından İtalya’da virüs salgınının hızla yayıldığı görüldü. Şubat’ın son haftasında virüs Güney Asya’dan Kuzey Avrupa’ya kadar geniş bir alanı etkisi altına almıştı. Suudi Arabistan 27 Şubat itibariyle umre ziyaretlerini askıya aldığını açıkladı. Mart’ın ilk haftasında İran’daki, ikinci haftasında ise İtalya’daki ölümler dikkat çekici şekilde arttı.

Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart’la dünya çapında Koronavirüs pandemisi, yani salgını ilan etti. Pek çok ülke hava yolu ulaşımı başta olmak üzere sınırlarını insan trafiğine kapatmaya yönelik tedbirler aldı. Aynı şekilde insanların günlük hayatlarında evlerinde kalmalarını sağlamaya yönelik pek çok önlemler açıklandı.

Bugün itibariyle dünyada Kovid-19 hastalığı teşhis edilen kişi sayısı, burası çok önemli, 200 bine, bu hastalıktan dolayı ölen kişi sayısı ise 8 bine yaklaşmıştır. Hastalık teşhisi konanlardan 80 bini iyileşirken, kalanlarının tedavisi sürmektedir.

“TÜRKİYE, TEDBİRLERİ SÜRATLE HAYATA GEÇİRDİ”

Aziz milletim, değerli basın mensupları; her ülke Kovid-19 tehdidine karşı farklı tedbirlerle şüphesiz ki mücadele etmektedir. Kimi hızla sınırlarını kapatıp sıkı karantina yöntemlerine başvururken, kimileri de hastalığın serbestçe seyrine izin vererek doğal bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi tercih etmektedir.

Türkiye en başından itibaren bu hastalıkla ilgili gelişmeleri yakından izlemiş, tedbirlerini de süratle alarak hayata geçirmiştir. Henüz işin çok başında, 6 Ocak’ta Sağlık Bakanlığımız bünyesinde bir operasyon merkezi, 10 Ocak’ta da Bilim Kurulu oluşturarak gelişmeleri anbean takibe aldık.

14 Ocak’ta Kovid-19 hastalığı rehberinin ilk versiyonunu hazırlayarak konuyla ilgili herkesi teşhisten tedaviye kadar tüm süreçlerle ilgili bilgilendirdik.

20 Ocak’tan itibaren hastalığın görüldüğü Çin’in Wuhan şehri, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Myanmar,  Filipinler, Singapur, Tayland, Tayvan, Amerika, Rusya ve Vietnam’dan gelen tüm yolcuları ülkemize girişte taramadan geçirmeye başladık.

YÖK’ten ve 12 üniversiteden akademisyenlerin katılımıyla oluşturulan Bilim Kurulumuzun belirlediği tedbirlerin ilgili kurumlar tarafından süratle hayata geçirilmesini temin ettik.

27 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığımız seyahat uyarılarını yayınlamaya başladı. 1 Ocak’ta Dışişleri, Sağlık ve Millî Savunma Bakanlıklarımızın iş birliğiyle Çin’in Wuhan kentindeki vatandaşlarımızı askerî bir uçakla ülkemize getirerek karantinaya aldık. Karantina sonunda bu yolculardan hiçbirinde hamdolsun virüs çıkmadı.

Riskli bölgelere yapılan tüm uçuşlarda yolcuların termal kamerayla taranması ve uçakta bilgilendirilmesi işlemine geçtik. 3 Şubat’ta Çin’e olan tüm uçuşları durdurduk. Bu tarihten sonra da aşamalı olarak önlemleri genişlettik. 23 Şubat’ta hastalığın ortaya çıktığı ve yayılmaya başladığı İran’dan ülkemize olan tüm hava, kara ve demir yolu geçişlerini kapattık. 27 Şubat’ta İran, Irak ve Gürcistan’la olan 8 sınır kapımızda sahra hastaneleri kurduk. 29 Şubat’ta İtalya ile ülkemiz arasındaki tüm yolcu trafiğini durdurduk. 2 Mart’ta umreden dönen herkesin sağlık muayenesinden geçirilmesini kararlaştırdık ve vatandaşlarımıza 14 günlük karantina kuralına uymalarını tavsiye ettik. 6 Mart’ta son 14 gün içerisinde İtalya’da bulunan yabancı uyrukluların ülkemize girişini yasakladık, ülkemiz vatandaşları için de 14 günlük evde karantina zorunluluğunu getirdik. 10 Mart’ta Sağlık Bakanımız ülkemizde ilk defa Avrupa’dan gelen bir vatandaşımızda Kovid-19 testinin pozitif çıktığı bilgisini kamuoyuyla paylaştı. Ben de kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.

“BÜTÜN HEDEFİMİZ İNSAN HAYATIDIR”

12 Mart’ta şahsımın Başkanlığında yapılan toplantıda oldukça önemli tedbirler alarak hemen uygulamaya geçirdik. Bunlar arasında, okulların tatil edilmesi ve uzaktan eğitime geçilmesi, kamu çalışanlarının yurt dışı görevlerinin ertelenmesi, spor müsabakalarının seyircisiz oynanması gibi hususlar da yer alıyordu. Birileri farklı şeyler söyleyebilir, değerli kardeşlerim, bizim bütün hedefimiz insan hayatıdır. Altyapısı uygun mesleki ve teknik Anadolu liselerimizi dezenfektan ve cerrahi maske üretim yapabilecek hâle getirdik. Uzaktan eğitimi hem internet, hem televizyon aracılığıyla vererek tüm çocuklarımızın erişebilmesini imkân sağladık. Haziran ayında yapılacak liselere geçiş sınavı ve üniversiteye giriş sınavının soru hazırlıkları da tatil süreleri göz önünde bulundurularak yapılacaktır. Gelişmelere göre bu sınavları da ileri bir tarihe ertelemeyi gündemimize alabiliriz.

Bu vesileyle, bugün 20 bin öğretmenimizin daha atamasını gerçekleştirdiğimizin müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum, hayırlı olsun. Hani diyorlar ya işte istihdam durdu? 20 bin öğretmen, hayırlı olsun dedik.

13 Mart’ta ülkemizdeki vaka sayısı 5’e çıktı. Aynı gün yine şahsımın başkanlığında yapılan kapsamlı bir toplantıda yeni kararlar aldık; Almanya, Fransa ve İspanya dâhil 9 Avrupa ülkesiyle olan hava yolu ulaşımını durdurduk. Hastanelere ziyaretçi sınırlaması getirdik. Kamuda çalışan hamilelere, süt izninde olanlara, engellilere ve 60 yaş üzeri personele 12 gün idari izin verdik. Özel kreşleri, gündüz bakımevlerini, özel çocuk kulüplerini takip ettik. Kışlalardaki askerlerin çarşı izinlerini durdurduk. Ceza infaz kurumlarındaki görüşler ile nakillere ara verdik. Acil olmayan duruşmaların ve diğer adli işlemlerin ertelenmesinin de yolunu açtık. Kültür, sanat faaliyetlerini nisan sonuna kadar erteledik. İlaçları rapora bağlı yaşlıların ve kronik hastalığı olanların rapor süresi bitiminde hastaneye gitmeden ilaçlarını almaya devam edebilmelerine imkân tanıdık. Nisan ayı sonuna kadar programlanan tüm ulusal ve uluslararası bilimsel faaliyetleri, açık-kapalı toplantıları, kongreleri, konferansları, askerî tatbikatları, bedelli askerlik celplerini tehir ettik.

İLK AŞAMADA ALINAN TEDBİRLER

İhracatçılarımızın alınan önlemlerden etkilenmemesi için gümrük kapılarında gereken her türlü tedbiri aldık. Salgının yaygın olduğu İran üzerinden yapılan Orta Asya ihracatlarının tır güzergâhlarını Gürcistan ve Azerbaycan’a yönlendirdik. Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan yapılan seferleri günlük 2500 tondan 6000 tona çıkartacak çalışmaları başlattık. İtalya ve Fransa’ya yapılan Ro-Ro seferlerini insan teması olmaksızın gerçekleşir hâle getirdik.

Vatandaşlarımıza fahiş fiyatlarla mal satmaya çalışan firmalara özellikle bütün birimlerimizi devreye sokarak denetimlerimizi yoğunlaştırdık, cezai müeyyideleri de etkinleştirdik.

İş dünyasıyla ortaya çıkan yeni durum karşısında alınabilecek tedbirleri sürekli istişare ettik ve çözümleri hızla hayata geçirdik.

14 Mart’ta umreden dönen bir vatandaşımız yeni vaka olarak o da kayıtlara geçti. 15 Mart’ta umreden dönen vatandaşlarımızın öğrenci yurtlarında karantinaya alınması uygulamasını başlattık, sadece Ankara ve Konya’da umreden dönen 10 bin 330 vatandaşımızı karantinaya aldık.

Bar, gazino, gece kulübü gibi eğlence yerleriyle müze ve kütüphanelerin faaliyetlerini durdurduk.

Aynı gün Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen yeni vakaların belirlenmesiyle Kovid-19 teşhisi konan hasta sayısı 18’e ulaştı.

16 Mart’ta uçuşların durdurulduğu ülkelerden gelen her vatandaşımızın 14 gün karantinada tutulmasını kararlaştırdık.

Diyanet İşleri Başkanlığımız Cuma namazlarının ve vakit namazlarının cemaatle kılınmayacağını, herkesin namazını evinde veya isterse camide ferdi olarak eda edebileceğini Din İşleri Yüksek Kurulunun kararı olarak Başkanımız açıkladı.  Böylece yaşları sebebiyle en yüksek risk grubunda bulunan cami cemaatinin korunması konusunda önemli bir adımı atmış olduk.

İnsanların toplu olarak bulunduğu kahvehane, kafe, gazino, sinema, tiyatro, konser salonu, düğün salonu, hamam, spor salonu, internet kafe, kapalı çocuk oyun alanı, taziye evi gibi mekânların faaliyetlerine geçici süreyle ara vermesini kararlaştırdık.

Genel kurullar ve eğitim çalışmaları gibi insanların zorunlu olarak bir araya geldiği faaliyetleri de erteledik. Ben partimin bu noktadaki bütün faaliyetlerini şu anda MYK, MKYK bunların hepsini erteledik.

Hızlı sonuç veren Kovid-19 testlerinin yapıldığı laboratuvar sayısının 4’ten 16’ya çıkartılmasına karar verdik ve bu gerçekleşti.

17 Mart’ta İngiltere ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu 6 ülkenin daha ilavesiyle uçuş yasağı koyduğumuz ülke sayısı 20’ye ulaştı.

Sağlık Bakanımız da Kovid-19 teşhisi konulan kişi sayısının 47’ye yükseldiğini kamuoyuyla paylaştı. Dün itibariyle Kovid-19 teşhisi konan hastalarımızın sayısı 98’e çıkarken, maalesef 89 yaşında bir vatandaşımızı da kaybettik.

Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar olarak aldığımız tedbirlere destek veren, ikazlara riayet eden, meseleye ahlaklı ve vicdanlı bir şekilde yaklaşan herkese şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİĞİ VE BERABERLİĞİDİR”

Elbette bu süreçte adeta virüs ülkemize gelmekte niye geç kaldı diye dizlerini dövenler, yalan haberlerle milletimizin moralinizi bozmaya, kaos çıkarmaya çalışanlar da çıktı. Ama milletimizle birlikte ülkemize yönelik her saldırıyı nasıl dirayet ve kararlıkla göğüslemişsek, bu sıkıntıyı da aynı şekilde karşıladık. Ellerini ovuşturarak bu virüsün ülkemizi esir almasını bekleyen muhterislere aradıkları fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye’nin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, kardeşliğidir. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu sıkıntılı süreci de bırakınız tökezlemeyi veya yıkılmayı, daha da güçlenerek atlatacağımıza tüm kalbimle inanıyorum.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; biz önce insan diyen öyle bir medeniyetin, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyen bir kültürün mensuplarıyız. Bunun için aldığımız her tedbir insanlarımızın hayatını ve geleceğini korumaya yöneliktir. Bu tür hastalıklar pek çok insanın farkında olmadan virüse maruz kalması ve yine farkında olmadan virüsü başkalarına bulaştırmasıyla yayılıyor. Sağlıklı insanlar hastalığı rahatça atlatırken, herhangi bir rahatsızlığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ölümcül sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyor. Henüz aşısı ve kesin tedavisi olmayan bu hastalıktan en iyi korunma yolu, virüsün bulaşmasını engellemektir.

“TEDBİRLER SALGIN RİSKİ ORTADAN KALKANA KADAR GEÇİCİ OLARAK UYGULANACAKTIR”

Alınan ve tavsiye edilen tedbirlerin tamamı hem kendimizin, hem de diğer insanların sağlığını koruma amaçlıdır. Kovid-19 hastalığından en iyi korunma yöntemi, herkesin kendi kendine alacağı tedbirler. Hiç kimse bencilliği veya özensizliği sebebiyle tüm toplumun sağlığını tehlikeye atma hakkına sahip değildir. Toplumun tamamının sağlığı ve huzuru için bireyler olarak her birimizin fedakârlıkta bulunma sorumluluğu vardır. Dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’deki tedbirler de salgın riski ortadan kalkana kadar geçici olarak uygulanacaktır.

Açıklanan tedbirlere hep birlikte hassasiyetle riayet edersek, evde kalma süresini 3 haftayla sınırlı tutabiliriz. Bu süreçte en çok hassasiyet göstermemiz gereken husus bireysel temizliğimize ve diğer unsurlar, bunun yanında diğer insanlarla olan mesafemize dikkat etmektir. Bilim insanları Kovid-19 virüsüne karşı en etkili tedbirin temizlik olduğu konusunda hemfikirler. Hem inancımızda, hem kültürümüzde, kalp temizliği yanında vücut temizliği, hane temizliği, çevre temizliği de çok büyük önem taşır. Temizliğin imandan geldiği öğüdüne uygun şekilde günde 5 vakit elini yüzünü, kollarını, başını ayaklarını yıkayan kişi İslami olarak da, tıbbi olarak da en ideal temizliği yapan kişidir.

Kültürümüzde musafahalaşmak, sarılmak, küçüklerin yüzlerinden, büyüklerin ellerinden öpmek elbette önemli bir yer tutar. Zira sevgisini dokunarak göstermeyi seven bir milletiz, ancak yaşadığımız süreç bir müddet buna ara vermemizi gerektiriyor. Salgın tehlikesi tamamen ortadan kalkana kadar sevgimizi yüreğimizle göstermekle ve dilimizle ifade etmekle yetineceğiz, onun için gönül selamı.

“MİLLETİMİN HER BİR FERDİNDEN RİCAM, KOVİD-19 TEHDİDİ GEÇENE KADAR MÜMKÜN OLDUĞU KADAR EVLERİNDEN ÇIKMAMALARIDIR”

Peygamber Efendimiz veba olan yere gidilmemesini, veba olan yerden de çıkılmamasını tavsiye ediyor. Bugün bize düşen de hadisi şerife uygun şekilde Kovid-19 virüsünün bulaşma ihtimali olan yerlerden uzak durmak, virüse maruz kalmışsak da iyileşene kadar diğer insanlarla teması kesmektir. Hazreti Ömer Şam’a gitmek üzere yola çıkacakken orada bir salgın hastalık başladığının haberini alıyor ve yolculuktan vazgeçiyor. Bunun üzerine sahabeden birisi Hazreti Ömer’e, Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun diye soruyor. Hazreti Ömer’in bu soruya cevabı çok manidardır, evet, ‘Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz’. Bugün bize düşen görev de, gereken her türlü tedbiri alarak takdiri Allah’a bırakmaktır. İşte bu anlayışla ülkemizin de maruz kaldığı bu virüs tehdidinin en kısa sürede bertaraf edilmesi için devlet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik. Bu süreçte en büyük görev fert fert milletimize düşüyor.  Milletimin her bir ferdinden ricam, Kovid-19 tehdidi geçene kadar mümkün olduğu kadar evlerinden çıkmamalarıdır. Kontrol altında tutamayacağımız her türlü temas bizi virüs taşıyıcısı hâline getirebilir. Kendimiz zarar görmesek de taşıdığımız virüsü Allah muhafaza sevdiklerimize bulaştırarak hastalanmalarına, hatta ölümlerine yol açabiliriz.

Sosyal mesafeyi ne kadar korur ve sosyal hareketliliği ne kadar azaltırsak virüsün yayılma hızını, dolayısıyla yol açtığı tehdidi o derece düşürürüz. Toplu ulaşım araçları ve kapalı mekânlar başta olmak üzere insanların çok yakın mesafede bulundukları ortak kullanıma açık her yer virüsün potansiyel yayılma alanlarıdır. Bakın birer koltuk ara verdik, bu hassasiyetimizin önemi, dikkat edeceğiz, başka çaremiz yok. Herhangi bir şekilde virüse maruz kalmış tek bir kişinin ikazları dinlemeyip gereksiz yere dışarıda dolaşması hâlinde gün içinde yüzlerce kişiye bunu bulaştırma imkânı vardır.

Hâlbuki vakit gönlümüzce gezme değil, tedbir, tefekkür, tevekkül, okuma, dinginlik vaktidir. Vakit, yapabileceğimiz her şeyi evimizden yapma, dış dünya ile fiziki irtibatımızı asgariye indirme vaktidir. Vakit, sevdiklerimiz başta olmak üzere toplumun tamamı için kendimizden fedakârlık etme vaktidir. Altını çizerek bir kez daha tekrarlıyorum, mecburiyeti olmayan hiçbir vatandaşımız tehdit ortadan kalkana kadar evinden çıkmamalı, kimseyle temas etmemelidir. İşlerine giden vatandaşlarımız mesai bitimiyle birlikte hemen evlerine dönmeli, kapıdan girer girmez de kimseyle temas etmeden ilk iş sabunla ellerini, yüzünü yıkamalıdır. İster kamu, ister özel olsun, ister iş yerlerinde de virüsün yayılma ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin tamamı alınmalıdır.

Çocuklarımızdan dışarıya çıkmadan evde kitap okuyarak, derslerine çalışarak vakitlerini değerlendirmelerini istiyoruz.

En büyük risk grubunu oluşturan yaşlılarımızın sadece evden çıkmamakla yetinmeyerek bir süre ailenin dışarıyla irtibatı olan diğer fertleriyle de mesafeli şekilde hayatlarını sürdürmeleri daha doğru olacaktır.

Kimi Avrupa ülkelerinin dezavantajlı grupları, özellikle de yaşlıları adeta gözden çıkartan anlayışlarına asla katılmıyoruz. Tam tersine, bizim kültürümüzde yaşlılarımızı el üstünde tutmak, dünya ahiret sadedinin temel şartlarından biri olarak kabul edilir, bunun için yaşlılarımızı koruyacak ve kollayacağız.

Bilim Kurulumuzun önerisiyle önce İstanbul ve Ankara’da başlatılacak bir çalışmayla 65 yaş üzerindeki tüm yaşlılarımıza koruyucu maske ve kolonya dağıtacağız. Yalnız yaşayan 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasında devlet kadar yakınlarına ve komşularına da görev düşüyor. Bu insanlarımıza hep birlikte yardımcı olarak süreci suhuletle geçirmelerini temin etmeliyiz.

Değerli dostlar; kamu bankalarımız 76 yaş üzeri emeklilerimizin maaş ödemelerini isterlerse evlerinde yapacaklardır.

Huzurevlerindeki doktor sayısını da artırarak yaşlılarımızın sağlığını daha yakından takip edeceğiz.

“TÜM SAĞLIK PERSONELİMİZE ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM”

Bir diğer önemli konu, sağlık sistemimizi güçlü bir şekilde ayakta tutmaktır, bunun için sağlık kuruluşlarımızın üzerine binecek yükü hafifletmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızdan hayati olmayan sağlık sorunlarına mümkün olduğu kadar aile hekimleri vasıtasıyla çözüm aramalarını özellikle rica ediyorum. Unutmayınız, salgın hastalıklar durumlarında hastaneler aynı zamanda virüs buluşma ihtimali en yüksek yerler hâline gelmektedir.

Yüksek ateş, kuvvetli öksürük ve nefes darlığı gibi hastalık belirtileri ortaya çıkan vatandaşlarımız ise paniğe kapılmadan öncelikle Sağlık Bakanlığımızın Alo 184 hattını aramalıdır. Buradan yapılacak yönlendirmeye göre hareket edilmesi hâlinde sağlık kurumlarımızdan en yüksek verimle istifade edebiliriz.

Bu vesileyle, takdire şayan bir fedakârlıkla ve sabırla görev yapan tüm sağlık personelimize şükranlarımı şahsım ve milletim adına sunuyorum.

Kovid-19 hastalığına karşı aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarını da tüm hızıyla devam ettiriyoruz. Araştırma-geliştirme çalışmalarını yürüten Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konudaki tüm önemli araştırmacıları ve kurumları bir araya getirdi. Tanı kiti konusunda çok iyi bir üretim potansiyelimiz var.

Önceki gün Almanya, Fransa, İngiltere liderleriyle, dün de İtalya Başbakanıyla yaptığım telefon görüşmesinde ülkemizin bu salgın hastalık konusunda muhataplarına yapabileceği katkıları ele aldık. Salgın ilk başladığında Çin’e de tıbbi malzeme desteği vermiştik. Aynı şekilde Türkiye olarak biz de bu ülkelerin tecrübelerinden istifade edeceğiz.

Ülkemizin bayrak taşıyıcı kurumu olan Türk Hava Yolları hem dünyanın çeşitli yerlerindeki vatandaşlarımızın ailelerine kavuşturulması, hem de kargo taşımacılığını kesintisiz sürdürerek temel ihtiyaçların karşılanması konusunda çok büyük gayret gösterdi. Krizden en çok etkilenen kuruluşların başında gelen Türk Hava Yollarımıza da gereken desteği vereceğiz.

Aziz milletim, değerli basın mensupları; görüldüğü gibi virüs salgınının ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren Türkiye olarak hızlı kararlar alarak ve süratle uygulamaya geçirerek ülkemizin bu krizden en az şekilde etkilenmesi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Nitekim çevremizdeki ülkelerde çok yoğun görülmesine, ciddi kayıplara yol açmasına rağmen virüsün ülkemize sirayeti hem oldukça geç, hem de oldukça sınırlı olmuştur. Aldığımız tedbirlerin etkisiyle ortaya çıkan bu olumlu görüntüyü sürdürmekte kararlıyız. Bunun için tehlikenin kapımızı çalmasını beklemeden sürekli yeni ve etkili tedbirler alıyor, uygulamaya geçiriyoruz.

“YAŞADIĞIMIZ SÜRECİN EKONOMİMİZE OLUMSUZ ETKİSİNİ AZALTMAK AMACIYLA ÖNEMLİ KARARLAR ALDIK”

Bu çerçevede, biraz önce de bakanlarımızın, iş dünyasından temsilcilerimizin, resmî, sivil ilgili tüm kurumlarımızın temsilcilerinin katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme toplantısını gerçekleştirdik. Özellikle yaşadığımız sürecin ekonomimize, piyasaya, üretime, istihdama olumsuz etkisini azaltmak amacıyla çok önemli kararlar aldık.

Esasen hastalığın çıktığı ilk günden itibaren arkadaşlarımız sürecin diğer boyutlarının yanı sıra, ekonomik etkilerini yakından takip ediyorlar. Ülkelerin aldığı önlemleri, yaşanan ekonomik türbülansa karşı geliştirdikleri yöntemleri tek tek analiz ediyorlar. Özellikle de ekonomi yönetimimiz ve ilgili bakanlarımız, kurumlarımız tüm iş dünyasının taleplerini ve öngörülerini toplayarak hazırlıklarını yaptı. Karşımızdaki fotoğrafa göre bir yol haritası belirledik. Son yıllarda ekonomimize hedef alan saldırılara karşı verdiğimiz mücadele sayesinde küresel türbülanslara, özellikle söylüyorum, güçlü bir bağışıklık sistemini geliştirerek biz oraya hedefimizi koyduk ve yolumuza böyle devam ettik. Şimdi bu 2 aylık direnme sürecini de en iyi şekilde atlatacağımıza inanıyorum.

Daha önce örneği görülmemiş bir süreç yaşıyor ve bundan dolayı da hasarın boyutları kestirilemiyordu. Bunun için bizim tüm senaryolara hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ancak bu dönemde de gelişmekte olan ülkeler arasında pozitif ayrışan bir ülke konumunda bulunduğumuz bir gerçektir.

Hindistan borsasının yüzde 18, Japonya’nın yüzde 20, Amerika’nın yüzde 21, İngiltere’nin yüzde 22, Almanya’nın 26, İtalya’nın yüzde 32 değer kaybettiği 28-16 Mart tarihleri arasında bizi kaybımız yüzde 17’de kaldı. Aynı tarihlerde Türk Lirası olarak da gelişmekte olan ülkelerin hepsinden daha iyi bir direnç gösterdik. Şimdi ekonomimiz için koruma kalkanı olacak bir paketi devreye alıyoruz.

Dün Merkez Bankamız piyasalar açısından oldukça önemli bazı adımları atarak likidite sıkıntı yaşanmayacağının garantisini ortaya koydu. Bu kapsamda Merkez Bankamız ihracatçımız için de çok önemli uygulamalar başlattı.

Nisan, Mayıs ve Haziran ayı vadeli açık reeskont kredi anapara ve faiz ödemeleri Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ertelenerek azami vade 1 yıl uzatıldı.  Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında vadesi dolan reeskont kredilerinin taahhüt kapama süresi de yine 1 yıl uzatıldı. Böylece ihracatımız bu süreçteki belirsizliği rahat bir şekilde atlatabilecek.

“EN BÜYÜK ÖNCELİĞİMİZ, ÜRETİM VE İSTİHDAMIN SEKTEYE UĞRAMAMASIDIR”

En büyük önceliğimiz, üretim ve istihdamın sekteye uğramamasıdır. İnşallah bu süreçten kamu-özel sektör dayanışması ise daha da güçlenerek çıkacağız.

Birazdan açıklayacağımız paketteki imkânlardan istifade edecek firmalar için ön şartımız, istihdam kaybına yol açmamalarıdır. Herhâlde burada anlaşıyoruz değil mi?

Finansal kurum ve kuruluşlarında kredi limiti olan firmaların likidite ve nakit ihtiyacına yönelik taleplerinin hızlıca karşılanması, ayrıca kredi limitlerinin kullandırılmasında kısıtlamaya gidilmemesi de önemlidir. Finans kuruluşlarından bu ortamda istihdamın mahfazası ve ekonomik büyümenin sürdürülmesi için kredi şartlarının esnetilmesine yönelik adımlar bekliyoruz.

Tüm finans kuruluşlarının kredi geri çağırma, mevcut kredi limitini kullandırmama, fiyat artırma, teminat şartlarını zorlaştırma uygulamalarından özenle kaçınmasını istiyoruz.

Bunun yanında, kurumsal firmaların, KOBİ’lerin, bireysel kesimin geçici iş ve ciro kaybı veya benzeri nedenlerle gelir kaybı yaşayanların kredi borçlarıyla ilgili taksit, öteleme, yapılandırma, düzenleme taleplerine süratle ve olumlu cevap verilmelidir.

“100 MİLYAR LİRALIK BİR KAYNAK SETİNİ DEVREYE ALIYORUZ”

Ekonomik istikrar kalkanı adını verdiğimiz bir paketle Kovid-19 salgının etiklerini azaltmak için toplamda 100 milyar liralık bir kaynak setini böylece devreye alıyoruz.

Bu çerçevede devreye sokacağımız tedbirler şunlardır:

1- Perakende, AVM, demir-çelik, otomotiv, lojistik, ulaşım, sinema, tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil-konfeksiyon ve etkinlik-organizasyon sektörleri için Muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6’şar ay erteliyoruz.

2- Konaklama Vergisini Kasım ayına kadar uygulamayacağız.

3- Otel kiralamalarına ilişkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemelerini Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6 ay süreyle erteledik.

4- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyoruz.

5- Kovid-19 salgınıyla ilgili tedbirlerden etkilendiği için nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi anapara ve faiz ödemelerini asgari 3 ay öteleyecek ve gerektiğinde bunlara ilave finansman desteği sağlayacağız.

6- İhracattaki geçici yavaşlama sürecinde kapasite kullanım oranlarının korunması amacıyla ihracatçıya stok finansmanı desteği vereceğiz.

7- Bu dönemde işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak erteleyeceğiz.

8- Kredi Garanti Fonu limitini 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıkartacak, kredilerde önceliği gelişmelerden olumsuz etkilendiği için likidite ihtiyacı oluşan ve teminat açığı bulunan firmalar ile KOBİ’lere vereceğiz.

9- Vatandaşlarımız için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketleri devreye alınmasını teşvik edeceğiz.

10- 500 bin liranın altındaki konutlarda kredilendirilebilir miktarını yüzde 80’den yüzde 90’a çıkartacak, asgari peşinatı yüzde 10’a düşüreceğiz.

11- Koronavirüs etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düşen firmaların kredi siciline “mücbir sebep” notu düşülmesini sağlayacağız.

12- Asgari ücret desteğini devam ettireceğiz.

13- Mevzuatımızdaki esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hâle getirilmesini temin edeceğiz.

14- Kısa çalışma ödeneğini devreye alacak, bundan faydalanmak için gereken süreçleri kolaylaştırılacak veya hızlandırılacağız. Böylece faaliyetine ara veren işyerlerindeki işçilere geçici bir gelir desteği verirken, işverenlerin de maliyetini azaltmış olacağız.

15- En düşük emekli maaşını 1.500 liraya yükseltiyoruz.

16- Emeklilerin bayram ikramiyesini Nisan ayı başında ödüyoruz.

17- Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak ayırıyoruz.

18- İstihdamdaki sürekliliği temin etmek amacıyla 2 aylık telafi çalışma süresini 4 aya çıkartıyoruz.

19- Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılarımız için sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programını devreye alıyoruz.

Alınan kararların milletimize ve ekonomimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Basın toplantımıza iştirakiniz ve dikkatiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

Hiçbir virüsün Türkiye’den, Türk milletinin birliğinden, beraberliğinden, kardeşliğinden aldığımız ve alacağımız tedbirlerden daha büyük olamayacağını tekrar ederek hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.”

Sakarya Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Birliği Yönetimi Vali Nayir’i ziyaret etti

Tavukçulardan Valiye ziyaret

Sakarya Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Birliği Başkanı İrfan Demiray, Başkan Yardımcısı İlhan Sarı, Ankara Temsilcisi Veteriner Hekim Volkan Terzioğlu ve Yönetim Kurulu üyesi Sinan Gün Vali Ahmet Hamdi Nayir’i makamında ziyaret ettiler.

Üreticiler ceza almasın diye

Üreticilerin sıkıntılarına değinen Sakarya Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Birliği Başkanı İrfan Demiray, yapılan çalışmalar hakkında Vali  Ahmet Hamdi Nayir’e bilgi verdi.

Özellikle sahada yaşanan gübre problemleri ile ilgili bilgi veren Demiray, iyi ve sağlıklı bir üretim için gerekli tüm çalışmaları titizlikle yürüttüklerini belirterek,“Biz üreticinin ceza almasını istemiyoruz.Bu yüzden Birlik olarak üstümüze düşen her görevi yerine getirmeye hazırız. Çünkü Birliğe üye olmayan yüzde 20’lik kısım kendince bazı sorunların üstesinden gelmek zorunda kalıyor.Bu üreticilerin yaptığı hatalar Birliğimize yansımış oluyor. Biz hem Birliğin hem üreticini hiçbir şekide zarar görmesini istemeyiz’’ diye konuştu.

Gübre derdi olmasın

Demiray, “Hiçbir tavuk üreticisinin artık gübreyle sorunu olsun istemiyoruz. Üreticinin gübreyi çıkarması, yok etmesi ve gübre derdinin olmaması önemli bir gelişme olacaktır. Bize bu konuda destek veren Tarım İl Müdürü, Çevre İl Müdürü ve sayın Valimize de teşekkürlerimi sunuyorum’’ dedi.

Sağlıklı ortam, sağlıklı üretim

Vali Nayir ise“Gübre atık sorunun ortadan kaldırılması enerjiye dönüşmesi önemli bir gelişme ve üreticiler için de rahat bir nefes demektir. Bu atık gübrenin çevreye atılmaması ile ilgili gerekli çalışmalarda sizlere destek olacağız. Bu konuda üreticinin daha iyi ve sağlıklı bir ortamda, çevreye zarar vermeden üretim yapması çok önemlidir’’ ifadesini kullandı.

Hayvancılık Ziraat Nebatat Kalkındırma ve Geliştirme Derneği

Dernek, Hayvancılık Ziraat Nebatat ile ilgili çeşitli konularda bilimsel araştırmalar yapmak, yayınlar hazırlamak, araştırma sonuçlarını üretici ve yayımcıların hizmetine sunmak, bu daldaki elemanları teşvik edici ve aralarındaki ilişkileri düzenleyici faaliyetlerde bulunmak, mesleki işlevlerinin gelişmesine ve menfaatlerinin korunmasına yardımcı olmak, üniversiteler, araştırma kurumları ve yayımcı resmi ve özel sektör kuruluşları arasında gerekli her türlü işbirliğini ve organizasyonunu sağlamak, İnsanın hayati derecede ihtiyaç duyduğu, birbirini en fazla etkileyen Hayvancılık Ziraat Nebatat ve çevrenin kapsamı içinde olan ülke kaynaklarını israf etmeden kullanmayı ve sağlıklı bir şekilde çoğaltılarak gelecek nesillere aktarmayı, genç neslin farkındalığını ve sahiplenme duygusunu uygulamalarla geliştirmeyi gündemine alan dernek, ayrıca tarım ve çevre alanında var olan tüm paydaşları, ortaya koyacağı pratiklerde, gönüllülük esasına göre bir araya getirmeyi ve ortak faaliyetlerde bulunmayı Doğal  varlıkların ve Doğal Yaşam alanlarının Korunması sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar  yapan  kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile kurulmuştur.

Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri

1-Faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için araştırmalar yapmak, 

2-Kurs, seminer, konferans ve panel gibi eğitim çalışmaları düzenlemek,

3-Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda gazete, dergi, kitap ve bülten gibi yayınlar çıkarmak,

4-Amacın gerçekleştirilmesi için sağlıklı bir çalışma ortamını sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek,

5-Gerekli izinler alınmak şartıyla yardım toplama faaliyetlerinde bulunmak ve yurt içinden ve yurt dışından bağış kabul etmek,

6-Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler kurmak ve işletmek,

7-Üyelerinin yararlanmaları ve boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için lokal açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak ve bunları tefriş etmek,

8-Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler vb. düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,

9-Dernek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz mal satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek,

10-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda yurt içinde ve yurt dışında vakıf kurmak, federasyon kurmak veya kurulu bir federasyona katılmak, gerekli izin alınarak derneklerin kurabileceği tesisleri kurmak,

11-Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak,

12-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek,

13-Dernek üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurmak,

14-Gerekli görülen yerlerde şube ve temsilcilikler açmak,

15-Derneğin amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak,

16-Amacın gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan ve kanunların yasaklamadığı her türlü faaliyette bulunmak,

Derneğin Faaliyet Alanı

Dernek, sosyal alanda yurt içinde ve yurt dışında faaliyet gösterir.

Üye Olma Hakkı ve Üyelik İşlemleri

Madde 3– Fiil ehliyetine sahip bulunan ve derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden ve Mevzuatın öngördüğü koşullarını taşıyan her gerçek ve tüzel kişi bu derneğe üye olma hakkına sahiptir. Ancak, yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olması da gerekir. Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.

Dernek başkanlığına yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.

Derneğin asıl üyeleri, derneğin kurucuları ile müracaatları üzerine yönetim kurulunca üyeliğe kabul edilen kişilerdir.

Derneğe maddi ve manevi bakımdan önemli destek sağlamış bulunanlar yönetim kurulu kararı ile onursal üye olarak kabul edilebilir.

Görüntünün olası içeriği: Davut Taşdemir, ayakta, sakal, açık hava ve doğa

Derneğin Adı: “Hayvancılık Ziraat Nebatat   Kalkındırma  Ve Geliştirme  Derneği” dir. Kısa adı HAZİNEDER’dir. Başkan Davut TAŞDEMİR

Derneğin merkezi Sakarya ’dır. 

"Hijyen Sağlıktır" Projesi Kırsal Bölgeden 2 Bin Kadına Ulaştı

TİKAV ve Akfen Yenilenebilir Enerji’nin “Hijyen Sağlıktır” projesi ile 26 farklı kırsal bölgedeki 2 bin kadına hijyen eğitimi verildi

a

Akfen Holding tarafından kurulan Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) koordinatörlüğünde, Akfen Yenilenebilir Enerji bünyesinde yatırımları yapılan 26 enerji santralinin yer aldığı kırsal bölgelerde yaşayan kadınlara yönelik düzenlenen “Hijyen Sağlıktır” projesi tamamlandı. Proje kapsamında 2019 yılında tamamı köylerden oluşan 26 farklı noktadaki 2000 kadına yaşam alanı, beden ve besin hijyeni konularında uygulamalı seminerler verildi.

TİKAV ile Akfen Yenilenebilir Enerji işbirliği ile 2017’den bu yana düzenlenen “Evde Okullu Olduk”, “Önce Sağlık” ve “Hijyen Sağlıktır” başlıklarında 3 sosyal sorumluluk projesi ile kırsal bölgelerde yaşayan yaklaşık 4300 kadına ulaşılarak eğitimler gerçekleştirilmiş oldu. TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Sultan Yılmaz, “21’nci kuruluş yılını kutlayan TİKAV olarak gelecek yıllarda kadın odaklı sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Akfen Holding tarafından kurulan Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) koordinatörlüğünde 2019 yılı boyuncaAkfen Yenilenebilir Enerji şirketinin elektrik üretim santrali yatırımlarının bulunduğu Türkiye’nin 16 ilindeki 26 farklı kırsal bölgesinde hayata geçirilen “Hijyen Sağlıktır” projesi tamamlandı.

Proje kapsamında düzenlenen eğitimler ile 2 bin kadın yaşam alanı, beden ve besin hijyeni konularında bilgilendirilirken, seminerlerin ardından katılımcılara sertifikaları ve hijyen kitleri de takdim edildi.

TİKAV ile Akfen Yenilenebilir Enerji birlikteliğinde 2017 yılında “Evde Okullu Olduk” projesiyle 0-6 yaş grubu çocukların gelişimi konusunda 15 bölgede 800 kadına ulaşıldı. Sağlık olarak belirlenen 2018 yılının temasında “Önce Sağlık” projesiyle 17 bölgede1500 kadına sağlık eğitimi verildi.

2019 yılıyla birlikte başlayan “Hijyen Sağlıktır” projesinde de 26 farklı noktada 2 bin kadına ulaşılırken, 3 yılda hayata geçirilen sosyal sorumluluk projeleri ile toplamda 4 bin 300 kadına çeşitli konularda yüz yüze eğitim verilmiş oldu. Projelerle dolaylı olarak ulaşılan kişi sayısı ise 16 bini aştı.

“KADIN VE ÇOCUK ODAKLI SOSYAL

PROJELERE DEVAM EDECEĞİZ”

“Hijyen Sağlıktır” projesi ile 2019 yılında Akfen Yenilenebilir Enerji şirketi tarafından işletilen hidro, güneş ve rüzgâr enerji üretim santrallerinin yer aldığı Mersin, Muğla, Amasya, Kayseri, Sivas, Tokat, Konya, Erzurum, Elazığ, Giresun, Trabzon, Van, Denizli, Aydın, Sakarya ve Çanakkale illerinde eğitimler düzenlendi.

Her yıl farklı konularda projeler gerçekleştirdiklerini anlatan TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Sultan Yılmaz, ailenin temeli olan kadınların aracılığı ile aile üyelerinde çeşitli konularda farkındalıklarını arttırmayı amaçladıklarını söyledi.

Sultan Yılmaz, “Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlarımıza bu eğitimleri ulaştırıp, yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefliyoruz. Evlerdeki bireylerin tamamında bu konuda farkındalık yaratmak kadınların eğitimi ile mümkün oluyor. 21’nci kuruluş yılını kutlayan TİKAV olarak gelecek yıllarda kadın odaklı sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz”ifadelerini kullandı.

Hem ihracatçılara hem de üreticilere hizmet veriyorlar

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu ve Üye İlişkileri Timi ile sahada

Hem ihracatçılara hem de üreticilere hizmet veriyorlar

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (EYMSİB) Yönetim Kurulu ve Üye İlişkileri Timi ile sahada. EYMSİB Yönetim Kurulu ve Üye İlişkileri Timi hem ihracatçıların, hem de üreticileri dinleyerek sorunlarına çözüm üretiyor.

Türkiye’ye 2018 yılında 831 milyon dolar döviz kazandıran ve 2019 yılı için 1 milyar 50 milyon dolar ihracat hedefi koyan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği tarafından, üyelerin taleplerine hızlı çözümler geliştirmek amacıyla kurulan Üye İlişkileri Timi, Birliğin yaptığı ihracatın yüzde 95’ten fazlasını gerçekleştiren 406 üyeyi bire bir ziyaret ettikten sonra, ihracata giden ürünlerin kalitesinin arttırılması amacıyla yaş meyve sebze üreticilerini bilgilendirmek için harekete geçti.

Ege İhracatçı Birlikleri’nden yapılan yazılı açıklamaya göre; Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, 2018 yılı Nisan ayında üyeye daha fazla dokunma hedefi göreve geldiklerini, görev sürelerinde çok sayıda üyeyi işletmelerinde ziyaret ettiklerini, 2018 yılı Ekim ayında bir ziraat mühendisi ve bir üye ilişkileri uzmanından oluşan“Üye İlişkileri Timi” kurduklarını kaydetti.

EYMSİB Üye İlişkileri Timi’nin zaman içinde Ege Bölgesi’nde, İzmir, Manisa, Aydın, Uşak, Afyon, Denizli, Muğla, Balıkesir illerinde yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörlerinde faaliyet gösteren üyelerinin tamamına yakınını ziyaret ettiğini anlatan Uçak, “Sonraki süreçte üreticileri bilinçlendirme faaliyetlerine de ağırlık vermeye başladık. Bu süreçte biz de Yönetim Kurulu olarak üye ziyaretlerimizi kesintisiz sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

İhracatta, üreticilerin tarımsal alanda kullandıkları ilaçlar yönünden kalıntısız ürün, ithalatçı ülkelerin beklentilerine uygun kalite ve standartlarda üretimin hayati derecede önemli olduğuna dikkati çeken Uçak sözlerini şöyle sürdürdü; “İhracat hedeflerimize ulaşmamız için meyve sebze üretiminin sağlıklı olması çok önemli. Bu nedenle, Üye İlişkileri Timimiz Tarım ve Orman Bakanlığı İl ve İlçe Müdürlükleri, Ziraat Odaları ve Tarımsal Kooperatifler ile işbirliği içerisinde üreticileri bilinçlendirmek için sahada çalışıyorlar. EYMSİB Yönetim Kurulu’nun katılımıyla 2019 yılı içinde Kemalpaşa ve Afyonkarahisar Sultandağı’nda kiraz üreticileri ile, Alaşehir’de ise üzüm üreticileri ile yaptığımız toplantılar Yönetim Kurulumuz ve Üye İlişkileri Timimizin başarılı çalışmaları sayesinde yoğun katılımla gerçekleşti.”

Üye ilişkileri ekibinin İzmir, Manisa, Aydın, Uşak, Afyon, Denizli, Muğla ve Balıkesir’de yerleşik üyelerin devlet yardımları, tarımsal iadeler başta olmak üzere; Ege İhracatçı Birlikleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve diğer kurumlarla olan ilişkilerinin sağlıklı yürümesi adına danışmanlık hizmeti verdiğini dile getiren Uçak, EYMSİB Üye İlişkileri Timinin, 8 ilde 255’i meyve sebze mamulleri ihracatçısı, 151 tanesi yaş meyve sebze ihracatçısı 406 firmayı en az bir kez ziyaret ettiğinin altını çizdi. Uçak, “EYMSİB Üye İlişkileri Timi üyelerin talep ve isteklerini yazılı rapor olarak Yönetim Kurulu’na sunarken, Yönetim Kurulu’nda konuyla ilgili alınan kararlar ve çözüm önerileri doğrultusunda yapılması gereken işlemleri gerçekleştiriyor, söz konusu talep ve istekler ile ilgili çalışmalar ve gelişmelerle ilgili ivedilikle üyelere geri bildirimler yapıyor. Ayrıca aylık sektör raporları hazırlıyor, yaş meyve sebze üretim bölgelerinde düzenlenen periyodik toplantıların hazırlıklarını sürdürüyor” diyerek sözlerini noktaladı.

ÇİFTÇİLER Organize Sanayi Bölgesine Topraklarını vermemek için Ayaklandı

Söğütlü sınırları içersinde yer alan Kantar,Fındıklı  Köylülerine  ait 3750 dönümlük alanda  yapılması   planlanan  Karma  Organize Sanayi Bölgesi yapılmaması  için Yöre  Halkı ayaklandı.

Organize Sanayi Bölgeleri ile birlikte toprakların betonlaşmasına yönelik çalışmalar, köylüyü, çiftçiyi, vatandaşı çileden çıkardı.

Tarım  Cenneti  üzerine  Karabulutlar  çöktü.

Beşdeğirmen Köyü ile Fındıklı-Kantar  Köyleri  arasında kalan 3750 dönümlük Ayçiçeği,Buğday,Mısır,Şeker Pancarı,Fındık  gibi  Tarımın yapıldığı alan  Cumhuriyetin  ilk  yıllarında  Yunanistan,Bulgaristan ve Romanya’dan   gelen  soydaşların  oluşturduğu  Tarım  Cenneti  üzerine  Karabulutlar  çöktü.

Çiftçilikle  geçimini  sağlayan  vatandaşların elinden  Tarım toprakları   cebren alınmak  isteniyor.

SAKARYA  İLİNDE TARIMIN MERKEZİNE   ÇÖKMEK İSTİYORLAR

Yöre  Halkı ne  diyor

*Tarım  arazilerimizin imara  açılması ve  Söğütlü  2.OSB alanı olarak kullanılmasına razı  değiliz

*İçimizden  bazı  komşularımızı  ikna  ederek bu  süreci  devam ettirmek istemeleri uygun  görmüyoruz.

*Arazilerimiz  Kantar ve Tatar  Mahallelerini ilgilendirdiği halde Fındıklı Mahallesi üzerinden  resmi işlemlerini  sürdürmeleri de  bir başka  çelişki Yangından  mal kaçırır  gibi  bir  çalışma bu

*Tarımın dışında  kullanılacak bir  arazi değil

*Yolun  sağ  1.sınıf  Toprak  sol yanı  4.sınıf  diyerek işlemleri  yürütmek  Toprak Kurulundan geçirmek istemektedirler.Bilimsel ve Fennen   Tarım  arazisidir.

Habervole  Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN   Tarım  arazilerini  imara  açılması ve  Söğütlü  2.OSB alanı olarak kullanılmasına razı  olmadıklarını   söyleyen  Çiftçilerle  birlikteyken  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Ali Çelik ‘i telefonla  arayarak  son  durumu   öğrendi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Ali Çelik “Söğütlü ilçesi Kantar, Fındıklı ve Akçakamış mahalleleri tarla sahipleri  söz konusu  yer için itirazda  bulundular.Durum  değerlendiriliyor.Yer  seçimi  konusunda neler  yapılabilir   bu durum  kısa  sürede  sonuçlanacak.Doğru  bir  karar  çıkacak”dedi.

Mutlu Köyler  Projesi  Mimarı Fehmi DUMAN”Yer  seçimi Yanlış”

Sakarya  Kültürel ve Doğal Kaynakları  Koruma  Derneği  Kurucu Başkanı  Mutlu Köyler  Projesi  Mimarı Fehmi DUMAN ” Toprak Kurulları  Sağlıklı  kararlar  verdiği sürece  kimsenin  başı  ağrımaz.Hukuk  Devleti var.Hukuk  Hem  Çiftçiye,Hem  Girişimciye aynı mesafededir.Bu  gün  burada   tam bir   rezalet  durum  gördük.Devlet   Sulu  Tarım  için   37   Yıl  önce  adım  atıyor. 37  Yıl sonra  Sulu  Tarımının  olmazsa  olmazı  Gölet Projesi  başlanıyor.Birileride  çıkıyor  Ben  burada  şunu yaparım  bunu yaparım  olmaz. Bu  bölge  80 Yıl  önce  Çorak  bir  bölge  iken   Çalışkan çiftçilerimiz   Bölgeyi  Ziraat  üssü  yapmışlar.Böyle çalışkan  çiftçilerimizin yanında olmak  bizlerin  görevidir.Yer  seçimi  doğru yapılmalıdır”

YAPILMAK İSTENEN  OSB’nin TAM ORTASINA  DEVLET  SULAMA  GÖLETİ YAPIYOR

*Devletimiz bizlere 1983 yılında  Sulu Tarıma  geçilsin  diye  Gölet  sözü verdiler.2017  yılında da    yapımına  başlandı. Hem  tarım için  önemli adım  atılırken   birleri  çıkıyor  ben  OSB yapacam diyor  bu  olacak iş  değil

.Köylüyü, çiftçiyi, halkı gücün karşısında ezdirmeyecektir

Kantar Köyünden Hilmi GÖLCÜK”1OO Dönüm Fındıklığım  var  tümünü  OSB  kapsamına  almışlar.Dedelerimiz,Babalarımız  bizleri  Bu  topraklarla   yetiştirdi.Ben ve   benden  sonraki  torunlarım  bu  Topraklarla  beslenecek.Yer  seçimini  doğru  bulmuyorum”

Yanlış  bir yola  girilmiş   girdikleri yol  yol  değil

Fındıklı Köyünden Sakarya  Yağlı Tohumlar Birliği  Başkan Yardımcısı  Behçet GÖKDENİZ “Tarım arazilerimizin üzerine yapılmak istenen bu projeye karşı olduğumuzu ve durdurulması gerektiğini belirttik. Yapımı devam eden Kantar sulama göleti ile birlikte zaten verimli olan arazilerimizin daha da verimli hale geleceğini, sulu tarıma geçilebileceğini, yanlış kararlar verilirse dönüşünün olmayacağını, bu toprakları tekrar elde etmenin mümkün olmadığını dilimiz döndüğünce başkanımıza anlatmaya çalıştık. Sanayi ve teknolojiye karşı olmadığımızı, yapılan yer seçiminin yanlış olduğunu aktardık. Kendisinin de bu proje ile ilgili fikirlerini dinledik. İçinde tarla sahiplerinin ve köy sakinlerinin bu projenin yapılmasını istemediklerine dair imzaların bulunduğu ve verimli arazilerimizin fotoğraflarının da olduğu dosyamızı kendisine takdim ettik. Konu ile ilgili yardımlarını rica ettik. Umut ediyoruz ki sayın başkanımızda bizim yanımızda, doğrunun yanında olacaktır. Köylüyü, çiftçiyi, halkı gücün karşısında ezdirmeyecektir

Bizim işimiz   aşımız  herşeyimiz bu  topraklar.Biz Topraksız yapamayız.Yer  seçimi  doğru  değil  Çiftçi  zaten  zor  durumda   daha  da  işi zorlaştırıp  çiftçiyi  kimsenin  üzmesine  müsade  ettirmeyiz.Yanlış  bir yola  girilmiş   girdikleri yol  yol  değil.”

  Bizlerinde   huzurlarını  kaçırmamalılar

Kantar Köyünden Aziz Varilci”Tarım arazileri  korunması  gerekirken  Sanayi  gelecek  herkes  iş  sahibi  olacak  diyerek  arazilerimiz   elimizden almak istemeleri  doğru  değil.Yanlış bir   çalışma.Bu  yanlıştan  hemen  dönmeleri  bizlerinde   huzurlarını  kaçırmamalılar”

Toprakları betonlaştırmayın

Söğütlü ilçesi ve mahalle sakinleri tarlalarının olduğu bölgeye OSB yapılmasına karşı çıktı.

Söğütlü ilçesinde yoğun bir şekilde organize sanayi bölgeleri ile birlikte toprakların betonlaştırılması halkı isyan ettirdi. Açıklama yapan vatandaşlar “Biz sanayiye değil, yer seçimine karşıyız!” diyerek genç, yaşlı, kadın, erkek hep birlikte uygulanması planlanan bu oluşuma karşı tepki göstereceklerini belirttiler. Aynı durumun  Kaynarca ve Ferizli’de de olacağı söyleniyor.

“Ceddimizi, dedelerimizi besleyen bu topraklar bizi evlatlarımızı ve torunlarımızı da besleyecektir” diyen Ayşe hanım; “bir kilo peynir 20 TL olmuş siz ne sanayisinden bahsediyorsunuz. Asgari ücretle şehirde yaşadığını zan eden çocuklarımızın bu topraklardan desteği olmadan bir ay bile yaşama şansları yoktur” diyerek isyan etti.

“Elbette sanayi olmalı ama toprağa değil, ot bitmez birçok yerler bölgeler var kardeşim! Nedir düşmüşler Sakarya’nın cennet gibi arazilerinin peşine” diyen çiftçi Kerim Efendi; “bekliyorlar biz son kalıntılar gidelim/ölelim arkadan hepsini satsınlar. Çok pişman olacaksınız, vallahi çok pişman olacaksınız” diye tepki gösterdi.

Söz konusu bölgeye giderek burada bir basın açıklaması yapan halk oradan evlerine, işlerine gitmek üzere ayrıldılar.

BASIN AÇIKLAMASI

“Söğütlü ilçesi Kantar, Fındıklı ve Akçakamış mahalleleri tarla sahipleri ve mahalle(köy) sakinleriyiz. Bu mahallelerde geçimimizi tarım, hayvancılık, fındık ve ceviz üretiminden sağlayan aynı zamanda mutfak ihtiyaçlarımızın birçoğunu tarlalarımızda yetiştirdiğimiz doğal sebzelerle karşılayan insanlarız. Yukarıda adı geçen mahallelerin (köylerin) tarım arazilerine, büyük bir çoğunluğu Fındıklı Köyü’nden 1987 yılında ayrılan Kantar Köyü sakinlerine ait 3700 dönümlük tarım arazisine ERSİAD (Yeni Adı: Söğutlü 2. OSB) tarafından sanayi yapılması planlanmaktadır. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan onay beklendiği söylenmektedir. Tarım arazilerimizin tamamı büyük parçalar halinde olup toplulaştırmaya gerek yoktur. Topraklarımızdan elde edilen ürün kalitesi ve rekoltesi emsallerine göre oldukça iyidir. Ayrıca 1983 yılından bugüne 35 yıldır yapılması planlanan Kantar Köyü Göleti yapımına başlanmış olup tamamlandığında yılda iki mahsul alınan tarlalarımız daha verimli hale gelecektir. Bu sulama göletini yapıp etrafına sanayi bölgesi kurmanın bir izahı var mıdır? Kantar mahallesi aynı zamanda ORKÖY sınırları içinde olup ardındaki Oflak dağının bakım ve korunmasında, doğal dokunun bozulmaması bakımından büyük önem arz etmektedir. Tarla sahiplerine danışılmadan, haber ve izinleri olmadan yapılmak istenen bu projenin, tarıma elverişli arazisi olmayan bölgeler dururken yılda iki mahsul alınan verimli arazilerimizi çorak arazi olarak nitelendirip sanayi yapımı için zemin hazırlanmasının, günümüzde çiftçilik yapacak insan bulamazken var olan çiftçilerin topraklarına kamulaştırma yoluyla el konulmasının ne kadar doğru ve tartışılır olduğunu belirtmek isteriz. Sakarya valimiz sayın İrfan Balkanlıoğlu’nun dediği gibi; Dünyanın bir çok yerinde bir kap un için kuyruklar oluşurken bizlerin yaşadığımız coğrafyanın kıymetini bilmemiz lazım. Uçak, tank, top üretebilirsiniz teknoloji ile ancak 1 cm toprak üretemezsiniz. Tarım arazilerimiz üzerinde oldu bittiye getirilerek, çoğunluğunun tarla sahipleri olmayan kişilerden ve sadece Fındıklı mahallesinin bir kısmından imza toplayarak yapılmaya çalışılan sanayi projesi için zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır. Buna karşı olarak; gerçek arazi sahiplerinin büyük bir çoğunluğundan ve üç mahalleye ait köy sakinlerinden yapılması planlanan sanayi projesine karşı olduklarına dair imzalar toplanıp yetkili makamlara ulaştırılmıştır.

Bu OSB projesinin yapılabilmesi için öne sürülen bahanelerden biri şudur. Köy nüfusu giderek azalmakta, genç nüfusun şehirlere göç ettiği, yakın zamanda kimsenin köyde kalmayacağıdır. Bizde şu soruyu sormak istiyoruz. Türkiye genelinde köy nüfusu artarak devam eden bir yer var mıdır? Sayın yetkililerimiz biliyorlar mı acaba; köylerden göçerek şehirlerde çoğu asgari ücretle çalışan gençlerin maddi dayanakları köylerinden gelen maddi destektir. Ev, araba vs. alacaklarında ilk hesap ettikleri tarlalarından alacakları mahsülün ne kadar olacağıdır. Gençlerin hafta sonlarında, izin günlerinde tarladaki işlerini de devam ettirdiklerini biliyorlar mı?

Özellikle belirtmek istiyoruz.

BİZ SANAYİYE KARŞI DEĞİLİZ. YER SEÇİMİNİN YANLIŞ OLDUĞUNU SÖYLÜYORUZ.

İyi bir şey yapılmak isteniyorsa bu bir yerleri yıkarak, talan ederek, heba ederek olmamalıdır. Arazi sahipleri ve köy sakinleri olarak geçimimizin tamamını tarım, hayvancılık, süt üretimi, fındık ve ceviz üretiminden sağladığımızdan ve yukarıda belirttiğimiz sebeplerden dolayı tarım arazilerimiz üzerine sanayi (O.S.B.) kurulmasına, sanayi veya imara açılmasına kesinlikle karşıyız. Ülkemizin tarım üretimi için gerekli hassasiyetin gösterilerek, tarım arazilerimiz üzerine yapılmaya çalışılan sanayi ve imar projesinin iptal edilmesini istiyoruz.

Gereğini bilgilerinize arz ederiz.

KANTAR, FINDIKLI VE AKÇAKAMIŞ MAHALLE SAKİNLERİ VE ARAZİ SAHİPLERİ.”

Öte yandan bazı çiftçiler ve mahalle muhtar vekili Söğütlü Belediye Başkanı Hüseyin Genç’i makamında ziyaret ettiklerini ve meseleyi kendilerine anlattıklarını söylediler.

Açıklama şöyle:

“Tarım Arazilerimizin İmara Açılmasını Ve Üzerine Söğütlü 2. O.S.B.’nin Kurulmasını İstemiyoruz

Bugün Kantar köyü sakinlerinden İrfan Tice (muhtar vekili), Hilmi Gölcük, Göksal Aydın ve Fındıklı Köyü sakinlerinden Behçet Gökdeniz Söğütlü Belediye Başkanımız Hüseyin Genç’i makamında ziyaret ettik.

Tarım arazilerimizin üzerine yapılmak istenen bu projeye karşı olduğumuzu ve durdurulması gerektiğini belirttik. Yapımı devam eden Kantar sulama göleti ile birlikte zaten verimli olan arazilerimizin daha da verimli hale geleceğini, sulu tarıma geçilebileceğini, yanlış kararlar verilirse dönüşünün olmayacağını, bu toprakları tekrar elde etmenin mümkün olmadığını dilimiz döndüğünce başkanımıza anlatmaya çalıştık. Sanayi ve teknolojiye karşı olmadığımızı, yapılan yer seçiminin yanlış olduğunu aktardık. Kendisinin de bu proje ile ilgili fikirlerini dinledik. İçinde tarla sahiplerinin ve köy sakinlerinin bu projenin yapılmasını istemediklerine dair imzaların bulunduğu ve verimli arazilerimizin fotoğraflarının da olduğu dosyamızı kendisine takdim ettik. Konu ile ilgili yardımlarını rica ettik. Umut ediyoruz ki sayın başkanımızda bizim yanımızda, doğrunun yanında olacaktır. Köylüyü, çiftçiyi, halkı gücün karşısında ezdirmeyecektir.”

Türkiye'de tarım öğreniminin 172'nci yıldönümü

-Türkiye’de tarım öğreniminin 172’nci yıldönümü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Onbinlerce ziraat mühendisinin mesleklerini icra

edememesi, başka alanlarda çalışması, işsiz olması

ülkemiz için bir kayıptır”

-“İhtiyaç kadar ziraat mühendisi yetiştirilmeli ve

bunların mesleklerini icra etmesi sağlanmalıdır”

-“Bakanlık, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak,

toplam 78 bin 199 çiftçiye eğitim verdik”

Ankara – 09.01.2018 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sayıları 35’i bulan ziraat fakültelerinden her yıl yaklaşık 5 bin ziraat mühendisinin mezun olduğunu bildirerek, “onbinlerce ziraat mühendisinin mesleklerini icra edememesi, başka alanlarda çalışması, işsiz olması ülkemiz için bir kayıptır” dedi.

Bayraktar, 10 Ocak 1846 tarihinde Mekteb-i Zirai Şahane’nin kurulmasıyla başlayan tarım öğreniminin 172’nci yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, 1980 yılında 5 olan ziraat fakültesi sayısının günümüzde 35’e yükseldiğini belirtti. Bu okullardan her yıl 5 bine yakın ziraat mühendisi mezun olduğunu ancak bu genç mühendislerin mesleklerini icra etmekte zorlandığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“On binlerce ziraat mühendisinin mesleklerini icra edememesi, başka alanlarda çalışması, işsiz olması ülkemiz için bir kayıptır. Bunun planlaması iyi yapılmalı, ihtiyaç kadar ziraat mühendisi yetiştirilmeli ve bunların mesleklerini icra etmesi sağlanmalıdır.

-“Tarım danışmanlarına kadro verilmeli, destek ve sayıları artırılmalı”-

Bu bağlamda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, ziraat odalarında ve üretici birliklerinde çalışan teknik personeli, ‘Tarımsal Yayın ve Danışmanlık Hizmetleri’ kapsamında desteklemesi çok yerinde bir karardır. Bu kapsamda sadece ziraat odalarında 450 tarım danışmanı istihdam edilmektedir. Geçmişte Ziraat Odalarında 8’e kadar tarım danışmanı istihdam edilebiliyordu. Bu rakam 5’e indirildi. Ziraat odalarında ve üretici birliklerinde istihdam edilen tarım danışmanı sayısı artırılmalıdır. Böylece daha fazla tarım danışmanı istihdam edilir. Her tarım danışmanı için verilen desteğin artırılması, üretici birlikleri ve ziraat odalarında istihdam edilen tarım danışmanlarına kadro verilmesi danışmanlık hizmetlerini daha verimli hale getirecektir.”

Tarımda kırsal kalkınmayı gerçekleştirecek, tarımsal geliri istikrarlı bir şekilde artırarak hayat standardını yükseltecek, kaynakların daha etkin, ekonomik ve verimli kullanılmasına imkân sağlayacak tarım politikalarının başarıyla uygulanması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, “bunun için de iyi yetişmiş akademik kadro ile dünyanın ve ülkemizin geleceğine yön verecek, sektörün talebini karşılayacak, bilgilerini sahaya ve çiftçilerimize aktarabilecek donanımdaki ziraat mühendislerine ihtiyaç vardır” dedi.

-“Eğitim tarımda verimliliği artıran başta gelen unsurlardan biri”-

Tarımsal eğitimin tarımda verimliliği artıran en başta gelen unsurlardan biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Hızla gelişen teknoloji tarımı da etkilemektedir. Bu tür yenilikleri takip etmek ve çiftçiye aktarmak gereklidir. Bitkisel üretimde, toprağın yapısı, iklim, yağış, tohum, gübre, hastalık ve zararlı ile mücadele, hayvansal üretimde ise hayvanın damızlık değeri, yemin kalitesi, hayvan barınaklarının teknik ve hijyenik özellikleri gibi pek çok faktör verimliliği ve kaliteyi etkilemektedir. En önemli konuda bilgidir. Alanında yeterli bilgiye sahip çiftçi, her zaman diğer çiftçilere göre daha avantajlıdır. Bilgiye ulaşmanın yolu ise eğitimden geçer.

Birliğimiz için eğitim en önemli konudur ve faaliyetlerin önemli bir bölümünü eğitime ayırmaktadır. Ziraat odalarımızdaki teknik elemanlar ile çiftçilerimizin eğitimlerini her şeyin üzerinde tutuyor ve bu bilinçle çalışıyoruz. Türkiye genelinde, ziraat odalarımızda çalışan teknik elemanlar ve tarım danışmanları çiftçilerimize bire bir danışmanlık hizmeti vermektedir.”

-Eğitim çalışmaları-

Bayraktar, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, bu amaçla Gıda, Tarım ve Hayvancılık, Aile ve Sosyal Politikalar, Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye İş Kurumu gibi kurumlar olmak üzere ilgili Bakanlık, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak eğitim projeleri hayata geçirdiklerini bildirdi.

Bu kapsamda  ‘Kadın Çiftçi’, ‘Genç Çiftçi’, ‘Sürü Yönetimi Elemanı Benim’, ‘SGK Bilgilendirme’, ‘Güvenli Traktör Kullanımı’, ‘Tarım Danışmanları’, ‘Zirai Mücadele İlaçlarının Güvenli ve Sürdürülebilir Kullanımı’, ‘Bitki Sağlığı ile ilgili çiftçi eğitimleri’, ‘Ceviz Budama’, ‘Ziraat Odaları Otomasyon Sistemi’, ‘Mevzuat’, ‘Sulama’ eğitimleri kapsamında toplam 78 bin 199 çiftçiye eğitim verildiğini belirten Bayraktar, “bu eğitimlerden ‘Kadın Çiftçi’, ‘Genç Çiftçi’, ‘Sürü Yönetimi Elemanı Benim’, ‘Zirai Mücadele İlaçlarının Güvenli ve Sürdürülebilir Kullanımı’, ‘Bitki Sağlığı’ ile ilgili çiftçi eğitimleri devam etmektedir” dedi.

Çiftçilerimizin büyük ilgisi nedeniyle eğitimlerin, 2018 yılında da 81 ilde tüm hızıyla devam edeceğine dikkati çeken Bayraktar, tarımsal öğretimin 172. yıl dönümünü kutlarken, çağın koşullarına ve ülke gerçeklerine uygun olarak yetişen ve yetişecek, tarımsal teknolojiye hakim ziraat mühendislerinin, çiftçi ile yan yana çalışarak Türk tarımına büyük katkı sağlayacağına inandığını belirtti.

KOP tamamlanınca tarımda parlayan yıldız olacak

-KOP tamamlanınca tarımda parlayan yıldız olacak…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Tarım arazilerinin 5’te 1’inin bulunduğu KOP’ta susuzluktan

tarım alanlarının yüzde 27,1’i nadasa ayrılıyor. Sulama yatırımları

tamamlanır, nadas bitirilirse üretim patlar”

-“KOP kapsamındaki 8 il 94 bin 959 kilometrekare yüzölçümü

ile ülke yüzölçümünün yüzde 12,2’sine, 46 bin 276 kilometrekare

çayır ve mera hariç tarım alanıyla ülke tarım alanlarının

yüzde 19,5’ine sahip bulunuyor”

-“Bu büyük bir zenginliktir. KOP illerinde yüzölçümünün

yüzde 48,7’sini tarım alanları oluşturmaktadır ki bu olağanüstü

yüksek bir orandır. GAP, DAP ve DOKAP gibi KOP da acilen,

vakit kaybetmeden bitirilmesi gereken bir projedir”

-“Tarım arazilerinin toplulaştırılması tamamlanmalı, sulama

sistemlerinin rehabilitasyonu sağlanmalı, basınçlı sulama

sistemlerine geçilmeli, kuraklıkla mücadele edilmeli, erozyon

kontrol altına alınmalı ve ağaçlandırma çalışmaları desteklenmelidir”

 

Ankara – 04.12.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Konya Ovası Projesi’nin (KOP) tamamlanınca tarımda parlayan yıldız olacağını bildirerek, “tarım arazilerinin 5’te 1’inin bulunduğu KOP’ta, susuzluktan tarım alanlarının yüzde 27,1’i nadasa ayrılıyor. Sulama yatırımları tamamlanır, nadas bitirilirse üretim patlar” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, KOP kapsamındaki 8 ilin (Konya, Yozgat, Niğde, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray, Karaman, Kırıkkale) 94 bin 959 kilometrekare yüzölçümü ile ülke yüzölçümünün yüzde 12,2’sine, 46 bin 276 kilometrekare çayır ve mera hariç tarım alanıyla ülke tarım alanlarının yüzde 19,5’ine sahip olduğunu belirtti.

Bölge illerinden Konya’da 19 bin 636, Yozgat’ta 6 bin 57, Aksaray’da 4 bin 113, Kırşehir’de 3 bin 975, Karaman’da 3 bin 349, Nevşehir’de 3 bin 339, Kırıkkale’de 3 bin 77, Niğde’de ise 2 bin 730 kilometrekare tarım alanı bulunduğu bilgisini veren Bayraktar, “bu büyük bir zenginliktir. KOP illerinde yüzölçümünün yüzde 48,7’sini tarım alanları oluşturmaktadır ki bu olağanüstü yüksek bir orandır” dedi.

-243 projeden 26’sı tamamlandı, 74’üne başlanmadı-

GAP, DAP ve DOKAP gibi KOP’un da acilen, vakit kaybetmeden bitirilmesi gereken bir proje olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“KOP Eylem Planı kapsamında 243 proje yer almaktadır. Plan kapsamında yer alan projelerden Yatırım Programı’na alınanlardan 26 proje tamamlanmıştır. 143 proje halen devam etmektedir. 74 proje ise hali hazırda başlamamıştır. 4,4 milyon insanımızın yaşadığı, ülkemizin tahıl ambarı olan bir KOP illerindeki tarımsal yatırımlar hızla tamamlanmalıdır. Bölge tarım arazisinin yüzde 68’ini tarla arazisi, yüzde 27,1’ini nadas, yüzde 3,2’sini meyve, yüzde 1,7’sini sebze alanları oluşturmaktadır. Tarla ziraatında buğday, arpa, şeker pancarı, patates, nohut, kuru fasulye, çavdar, meyvede elma, sebzede havuç öne çıkmaktadır.

Bölge hayvancılık ve kanatlı yetiştiriciliğinde de önemli bir yerdedir. Bütün bunlara rağmen, bölgenin potansiyeli tam olarak kullanılamamaktadır. Olağanüstü bir tarım alanı potansiyeli bulunmasına karşın su kaynakları kısıtlıdır. Arazilerin ancak 3’te 1’i sulanabilmektedir.

-Ülke su kaynaklarının ancak yüzde 4’ü bölgede-

KOP’ta 8 ilden Konya, Karaman, Niğde ve Aksaray’ın büyük bölümü ile Ankara’nın küçük bir bölümü Konya kapalı havzası içinde bulunuyor. Türkiye’de sulanabilir alanların yüzde 17’si bölgededir. Buna karşın ülkemizin su kaynaklarının ancak yüzde 4’ü Konya kapalı havzasında bulunmaktadır. Üstelik mevcut sulanan alanlarda kullanılan suyun yüzde 60’ı yeraltı suyundan karşılanmaktadır. Havzada 1 milyar 930 milyon metreküp yüzey, 2 milyar 435 milyon metreküp de yer altı olmak üzere yıllık toplam 4 milyar 365 milyon metreküp kullanılabilir su bulunmaktadır. Buna karşılık yüzde 90’ı tarımda olmak üzere havzada su tüketimi 6,5 milyar metreküpü bulmaktadır. Bu demektir ki yer altı su kaynakları her yıl 2,1 milyar metreküpün üzerinde açık vermektedir.

Mevcut su kaynakları varlığı ile toprak kaynakları varlığı arasındaki dengesizlik, son yıllarda su potansiyelinin azalması bakımından tarımsal ve çevresel sürdürülebilirliği tehdit eder duruma getirmiştir.”

-“Sürdürülebilir tarım için su tasarrufundan azami ölçüde faydalanılmalı”-

Su kaynakların kısıtlı olduğu bölgede sürdürülebilir bir tarım için su tasarrufundan azami ölçüde faydalanılması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bölgedeki tüm alanlar hızla yüzde 60’lara varan oranda su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerine geçirilmelidir. Eskimiş, su kaybına neden olan sulama altyapısı modernize edilmelidir. Yapılan gölet ve sulama tesisleri, hem verimliliği artıracak hem de yöre halkının getirisi yüksek olan ürünler yönelmesini sağlayacaktır. Bu sayede projelerin uygulandığı bölgede tarımsal üretiminin artması, yöre halkının gelir düzeyinin önemli ölçüde yükselmesi ve kırsal altyapının sürdürülebilir gelişmeye imkân tanıyacak biçimde geliştirilmesi mümkün olacaktır.

Bir an önce KOP Bölgesi tarımsal yapısında bir değişim ve dönüşüm sağlanarak projelerin ortaya konulması gerekmektedir. İklim değişikliğinin de etkisiyle bölgede, tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması için tarım sektöründe köklü bir değişikliğe gidilmesi zorunludur. Toprak ve su kaynaklarının etkin kullanımına ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olarak, tarım arazilerinin toplulaştırılması tamamlanmalı, sulama sistemlerinin rehabilitasyonu sağlanmalı, basınçlı sulama sistemlerine geçilmeli, kuraklıkla daha fazla mücadele edilmeli, erozyon kontrol altına alınmalı ve ağaçlandırma çalışmaları daha fazla desteklenmelidir.”

Bayraktar, KOP bölgesine özel kuru tarım öncelikli ilave tarımsal destekleme programları uygulanması ve bitki deseni gözden geçirilerek ve daha az su isteyen ürünlerin üretilmesine yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini de bildirdi.

En büyük tüketiciden, fındık üreticisine destek

-En büyük tüketiciden, fındık üreticisine destek

-Ferrero Fındık Genel Müdürü Stefano Gagliasso,

“Dekar başına verimi ile kaliteyi arttırmalıyız.Bu amaçla fındık uzmanı ziraat mühendisleri yetiştiriyoruz” dedi.

Dünyanın en önemli çikolata ve şekerleme üreticileri arasında yer alan, 3 yıl önce de Türkiye’nin fındık ihraç rekortmeni Oltan Gıda’yı satın alıp, bünyesine katan Ferrero firması, Türkiye’de başlattığı Değerli Tarım uygulamaları kapsamında 55 ayrı kesimde kurduğu örnek bahçeler ile verim ve kalite artışına öncülük ediyor.

Değerli Tarım uygulamaları ile üreticilere pratiği olan bilgi aktarımı yaptıklarını belirten Ferrero Fındık Genel Müdürü Stefano Gagliasso, “Bunun için öncelikli olarak bu konuda çalışacak bilgili ve tecrübeli ziraat mühendisleri aradır. Ama bulamadık. Biz de ziraat fakültesi mezunu 55 genç ile 20 sosyal çalışma uzmanını istihdam ettik ve yetiştiriyoruz. Bu konuda iyi de yol aldık” dedi.

-Model bahçeler kuruyor

5 yıl önce başlayan ve şimdiye kadar 35 milyon TL harcanan projenin önümüzdeki 5 yıl için bütçesinin 120 milyon TL olduğunu hatırlatan Stefano Gagliasso, önce tüm dünyada en iyi uygulamaları incelediklerini, daha sonra Türkiye’deki çiftçilere uygun, “Biz bunu yapamayız” diyemeyecekleri çalışmaları modellediklerini anlattı.

Bu uygulamalar sayesinde model bahçelerdeki çiftçilerin 2 yılda yüzde 50’ye yakın verim artışı sağladığını vurgulayan Genel Müdür Gagliasso, “Karadeniz Bölgesi’nde binlerce çiftçi ile iletişime geçtik. Onlara gübreleme, budama, ilaçlama, kurutma eğitimleri verildi. Bölgede 55 tane Model Bahçe kurarak en iyi uygulamaları birebir gösterdik. Çiftçi bahçesine emek verdiğinde para kazanabileceğini görebilsin istedik” dedi.

Stefano Gagliasso Türkiye’nin dünya fındık üretiminde açık ara birinci sırada olduğuna dikkat çekerek, “Bu böyle de devam edecek. Ancak dekar başına üretim miktarı açısından Türkiye’nin verimliliğinin diğer ülkelerle kıyaslandığında düşük olduğunu görüyoruz. Türkiye dekar başına 80 kilo ürün alırken, bu miktar İtalya’da 200 kilo. Son 2 yılda fındık ihracatındaki azalmanın bir nedeninin de fındık kalitesindeki düşüşten kaynaklandığını tespit ettik” dedi.

Fındığın kalitesinin kendileri için önemli olduğunu anlatan Ferrero Fındık Genel Müdürü Stefano Gagliasso, “Biz satıcı değil kullanıcıyız. Bizim için kalite şart. Toplam fındık alımımızın yüzde 65’ini Türkiye’den yapıyoruz. Türkiye’nin yetiştirdiği fındığın yüzde 35’ini biz alıyoruz” dedi.