kategori Arşivleri: Kırsal

Şemsi Bayraktar"2,1 milyon hektar arazi tarım dışına Çıktı"

-Zeytinliklerle ilgili düzenleme…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Zeytinliklerle ilgili düzenlemenin komisyona geri çekilmesi

yerinde bir karardır”

-“Bu yapısıyla Zeytin Sahaları Koruma Kurulları zeytinlikleri

koruyamaz. Kamu yararı kavramı Toprak Koruma Kurullarında

olduğu gibi istismar edilebilir”

-“Toprak Koruma Kurulları tarım arazilerinin tarım dışına

çıkarılmasını önleyemedi. Bu kurullar görev yapsa, bu kurulların

faaliyette olduğu dönemde 2,1 milyon hektar arazi tarım dışına

çıkarılabilir miydi?”

-“Toprak Koruma Kurullarında tarım arazilerinin tarım dışına

çıkarılmasına itiraz eden, şerh koyan Ziraat Odalarımızın kurul

üyeliği iptal ediliyor. Bizim yerimize Kurula ticaret erbabı alınıyor”

-“Kanun tasarısında zeytinliklerle ilgili düzenleme konusunda

ciddi endişelerimiz vardır. Görüşümüz de alınmamıştır”

-“Düzenleme, Türkiye’nin zeytincilikte dünya ikinciliği hedefiyle

örtüşmemektedir”

-“Yapılmak istenen değişikliklerle önemli bir tarım, sanayi,

ticaret ve istihdam alanı olan zeytincilik sektörü büyük ölçüde

zarar görecek, geçimini zeytinliklerden sağlayan üreticilerimiz de

mağdur olacaktır”

-“Meralar, özellikle tarım dışı sektörlerde yatırım yapılacak alan

olarak görülüyor. Bu bakışın değişmesi lazım. Aksi halde

hayvancılıkta sürdürülebilirlikten söz edilemez”

-“Kanun tasarısında meralarla ilgili madde, endişelerimiz

dikkate alınarak komisyona çekilmelidir”

 

Ankara – 09.06.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kamuoyunda Üretim Reformu Paketi olarak bilinen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı’nda, zeytinliklerle ilgili düzenlemenin komisyona geri çekilmesinin yerinde bir karar olduğunu bildirerek, “kanun tasarısında zeytinliklerle ilgili düzenleme konusunda ciddi endişelerimiz vardır. Görüşümüz de alınmamıştır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Üretim Reformu Paketi Kanun Tasarısı’nda yer alan zeytinliklerle ilgili düzenlemenin bu şekliyle geçmesi halinde, zeytinlikleri her türlü sanayi tesisine açık hale getireceğini, düzenlemenin Türkiye’nin zeytincilikte dünya ikinciliği hedefiyle örtüşmediğini belirtti.

Yapılmak istenen değişikliklerle önemli bir tarım, sanayi, ticaret ve istihdam alanı olan zeytincilik sektörünün büyük ölçüde zarar göreceğini, geçimini zeytinliklerden sağlayan üreticilerin de mağdur olacağını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bir alanı zeytinlik dışına çıkarmak telafisi mümkün olmayan sorunlar doğurmaktadır. Zeytinlik alanlarında yatırım yapanların kendilerine tahsisi edilen yerleri tahsis süresi bitiminde eski vasfına getirmekle yükümlü kılınsa da, bu alanlarda tarımı bırakan, üretimden uzaklaşan üreticilerin yeniden tarıma dönmesi mümkün görülmemektedir. Zeytin yetiştirilen alanlarda yapılacak faaliyetler nedeniyle doğal yapısı bozulan toprağın verim gücü düştüğü gibi, toprak ve su erozyonuna açık hale gelecek, çölleşme riski daha da artacaktır.

Tasarıda alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir hükmü getirilmektedir.”

-“Zeytin Sahaları Koruma Kurullarının oluşumu endişemizi artırmaktadır”-

Tasarıda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebileceğinin belirtildiğine dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Tarımdan birinci derecede sorumlu olan Tarım Bakanlığı’nın yetkisinin valiliklere devredilmesiyle birlikte karar sadece valinin inisiyatifine bırakılmaktadır.

Tasarıda zeytin sahaları koruma kurulunun oluşturulması öngörülmüştür. Kurul, zeytinlik sahası bulunan her ilde valinin başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ildeki üst düzey temsilcileri ile Ziraat Fakültesi, Ziraat Odaları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı araştırma enstitüsünden birer üye, ticaret borsası, ticaret borsası yoksa ticaret ve sanayi odasından bir temsilci, Zeytinyağı İhracatçılar Birliği’nden bir temsilci olmak üzere 11 üyeden oluşacaktır. Kurulun oluşumuna baktığımızda kamu ağırlıklı bir yapı söz konudur. Bu da endişemizi artırmaktadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Araştırma Enstitüsü, Ziraat Odası, Zeytinyağı İhracatçılar Birliği, Ziraat Fakültesi olumsuz oy kullansa bile zeytinlik alanlar aleyhine karar çıkma riski fazladır. Sonuç olarak bu yapısıyla Zeytin Sahaları Koruma Kurulları zeytinlikleri koruyamaz. Kamu yararı kavramı Toprak Koruma Kurullarında olduğu gibi istismar edilebilir. Nitekim Zeytin Sahaları Koruma Kurulları gibi işlev görev Toprak Koruma Kurulları da tarım arazilerini koruyamamıştır. Toprak Koruma Kurulları tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasını önleyememiştir. Bu kurullar görev yapsa, bu kurulların faaliyette olduğu dönemde, 2,1 milyon hektar arazi tarım dışına çıkarılabilir miydi? Burada kamu yararı kavramı her zaman istismar edildi. Toprak Koruma Kurullarında tarım arazilerinin tarım dışına çıkarılmasına itiraz eden, şerh koyan Ziraat Odalarımızın kurul üyeliği iptal ediliyor. Bizim yerimize Kurula ticaret erbabı alınıyor.”

Bayraktar, zeytinciliğin geleceğinin ve son yıllarda yapılan büyük yatırımların heba olmaması için zeytin ağaçlarının korunması gerektiğini bildirdi.

 

-“Meralarla ilgili madde de komisyona çekilmeli”-

 Kanun tasarısında durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi meraların dışındaki meraların tahsis amacının değiştirilmesi bölümünün de olduğunu belirten Bayraktar, “durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi olmayan meralar olsa da meraları, yerleşim alanları içinde bulunan endüstri, teknoloji geliştirme, organize sanayi bölgeleri, sanayi sitelerinin ve münferit sanayi işletmelerinin yerleşim yerleri dışına çıkarılması için ihtiyaç duyulan yerler olarak görmek doğru değildir. Bütün meralar korunmalı ve geliştirilmelidir” dedi.

Dünyanın her yerinde hayvancılık için ucuz ve kaliteli yem girdisi sağlayan kaynağın meralar olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Meralar, özellikle tarım dışı sektörlerde yatırım yapılacak alan olarak görülüyor. Bu bakışın değişmesi lazım. Aksi halde hayvancılıkta sürdürülebilirlikten söz edilemez. Gelişmiş bütün ülkelerde yapılan şehir planlarında, doğal ortamlar ve tarım arazileri korunmakta, çevreye zararları minimize edilerek bu alanların sürdürülebilirlikleri garanti altına alınmaktadır. Ülkemizde ise şehirlerin içinde kalan hayvancılık işletmelerinin ve tarım alanlarının yok olmasıyla neticelenen bir süreç yaşanmaktadır. Hem tarım hem de mera alanları açısından zengin değiliz. Bunun bilincine varmalı, bunları korumak için çaba göstermeliyiz. Et ve süt başta olmak üzere, dünyada gıda fiyatlarının hızla arttığı dikkate alınırsa, konunun önemi çok daha iyi anlaşılır. Kanun tasarısında meralarla ilgili madde, endişelerimiz dikkate alınarak komisyona çekilmelidir.”

Fiat Engelsiz Hareket Son durak SAKARYA

Fiat Engelsiz Hareket, kullanıcılarıyla buluşmaya tüm hızıyla devam ediyor.

Engellilere özel donanım çözümleriyle Fiat’ın en beğenilen modelleri test sürüşüne sunuldu.

Sahip oldukları yasal avantajlar hakkında da aydınlatılan engelliler, “herkesin güvenli ve özgürce seyahat etme özgürlüğü olmalı” fikrinden hareketle yola çıkılan kampanyanın yararını vurguladılar.

Etkinlik Kent Partta  gerçekleşti  ve  engelliler  büyük ilgi  gösterdi. Engelliler Güçlendirme  Derneği Başkanı Fatma KILINÇER,Başkan Yardımcısı  Melehat ÜZGÜN,Sakarya Medya  Derneği Başkan Vekili Fehmi DUMAN,Yenihayat Paralimpik Spor Kulübü Başkanı’da BAŞKAN, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’da Yönetim Kurul Üyesi ve Sakarya Kent Konseyi’de Engelli Meclis Başkanı Selim ÖZEN ve  çok  satıda  engelli  vatandaş katıldı

Sakarya Engelsiz Fiat Test Sürüşü gerçekleştirerek şehrimizde engelli bireyler ve ailelerine engelsiz araç test sürüşleri gerçekleştirerek güzel bir gün gecirdik. Başta Adem Kuyumcu beyfendiye , Engelsiz Fiat ve Sakarya Akgün Otomotive , Fatma Kilincer Şefik Akar Hüseyin Cantez Erol Demir başkanıma , Fehmi Duman beyefendiye yanımızda olarak destek verdikleri için teşekkürlerimi sunuyorum ..

Engelli,aile,toplum eğitimi ve gelişimi danışmanı. Engelsiz kentler ve Engelsiz Turizm danışmanı. Engelsiz Hayat AKTİVİSTİ. EHDD baskanı  Adem Kuyumcu  Etkinliğe  katılanlara  bilgi  verdi

Türkiye de ilk kez Engelli Sürücüler ve adayları için deneme sürüşü imkanı sunan Fiat Engelsiz Hareket projesi Sakarya da

FIAT ENGELSİZ HAREKET HAKKINDA

Fiat olarak herkesin özgürce hareket edebilmesi gerektiğine inanıyoruz. Engelli sürücülerin yollarda keyifli ve güvenli sürüş keyfinin tadına varabilmesi ve engelli yolcularınızın konforunu artırabilmek için “Fiat Engelsiz Hareket” ile yanınızdayız. Fiat Engelsiz Hareket ile bedensel engelleri yollardan kaldırmak adına özel donanımlarla ihtiyacınıza uygun çözümler sunuyoruz.

  • ENGEL: SAĞ BACAK FONKSİYONSUZ

  • ÇÖZÜM: Sol Gaz Pedal Kiti

  • Sağ ayak veya bacağında sakatlığı bulunan sürücüler için uygundur. Sürücünün sağ bacağı fonksiyonlarını yerine getiremediği için gaz pedalı, fren pedalının sol tarafında konumludur ve bu pedal sayesinde aracın hızlanması sağlanır.Bu pedal otomatik vitesli araçlara uygulanabilir. Zemine olan montajı hızlıdır, böylece kullanılmadığı durumlarda kolayca çıkartılabilir. İstemsiz hızlanmaları ve pedal çıkmasını engellemek için orijinal pedalın önüne küçük pedal koruması yerleştirilmektedir. Sol ayak pedalı isteğe göre çıkabilme özelliğine sahiptir. Bu şekilde araç engelli olmayan sürücülerle ortak şekilde kullanıma uygun hale getirilebilmektedir.Fiat güvencesiyle servislerinde takılan bu sürüş aparatı 5 yıl veya 100.000 km boyunca garanti ile sunulmaktadır ve takıldığında aracın mekanik garantisi de bozulmadan devam eder.

Engelli sürücülere 2016 yılına kadar H sınıfı sürücü belgesi verilirken, 2016 yılından itibaren B sınıfı- engelli ibareli ehliyetler kullanılmaya başlanmıştır.

Engelli sürücü ehliyeti alabilmek için sürücü adaylarının engel durumunu belirten ve engelli sürücü belgesi alabileceklerine dair bilgininde bulunduğu sağlık raporunu ibraz etmeleri gerekmektedir. Ayrıca engelli ehliyeti alabilmek için öncelikle 17 yaşını bitirmiş olmak ve en az ilkokul mezuniyeti olma şartı da aranmaktadır.

Yazılı ehliyet sınavını geçen engelli sürücü adayları ardından engel durumlarına uygun donanımlı direksiyon eğitimini aldıkları özel aparatlı araçlar ile uygulama sınavına girerler. Sınav süreleri ve direksiyon sınav süreleri diğer sürücü adaylarıyla aynıdır.

Engelli sürücü adayı sadece tam teşekküllü devlet hastanesinden alacağı sağlık raporunda yazan engeline uygun özel aparatlı ya da engeline göre sadece otomatik vitesli araç kullanabilir. Burada önemli olan sağlık raporunda yazan bilgilerdir. Örneğin; sadece sağ ayağında problem olan engelli sürücüler otomatik vitesli araçları kullanabilir; fakat özel donanımlı araç kullanabilir diye yazılı olan sürücüler sadece özel aparatlı araçları kullanır başka araçları kullanamaz.

Daha önce sürücü belgesi olan fakat bir kaza ya da hastalıktan dolayı engelli durumuna gelen bireyler yazılı sınava tabi tutulmazlar ve sağlık durumlarıyla ilgili özel donanımlı araçlarla direksiyon sınavına girip B sınıfı engelli ibareli ehliyetlerini alabilirler.

İşitme engelli sürücü adayları için sürücü kursunda valilikçe görevlendirilen bir uzman eşliğinde teorik ve direksiyon eğitimi verilebilir. Uzman kişiler özel metotlar ile bilgileri sürücü adayına anlatırlar. Aynı şekilde konuşma engelli olan sürücü adayları için iletişim kurma alanında belgesi olan personel görev alır.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine göre (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi mallardan;

– 87.03 (motor silindir hacmi 1.600 cm³’ ü aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların engellilik derecesi % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından,

– 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dahil 8 kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin %50’sinin altında olanlar ile sürücü dahil 9 kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malul ve engelliler tarafından,

– 87.03 (motor silindir hacmi 1.600 cm³’ ü aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından,

– Yukarıda belirtilen araçların anılan malûl ve engelliler tarafından ilk iktisabından sonra deprem, heyelan, sel, yangın veya kaza sonucu kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle hurdaya çıkarılmasında, bu araçları hurdaya çıkaran malûl ve engelliler tarafından, beş yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı ÖTV’den istisna edilmiştir.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun (7/2) maddesine göre, Kanuna ekli (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tabi mallardan;

– 87.03 (motor silindir hacmi 1600 cm3’ü aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm3’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, engellilik derecesi % 90 veya daha fazla olan malul ve engelliler,

– 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dahil 8 kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin %50’sinin altında olanlar ile sürücü dahil 9 kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye ve ya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malul ve engelliler tarafından, beş yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı vergiden istisna edilmiştir.

Bu hükmün uygulamasında engellilik oranı %90 ve üzerinde olan malul ve engellilerin yaşıyla ilgili bir sınırlama olmayıp, engellilik derecesi (tüm vücut fonksiyon kaybı oranı) %90’ın üzerinde olan engelli küçükler tarafından ilk iktisap edilecek araçta da ÖTV istisnasından yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

ÖTV Kanunun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (d) alt bendi uyarınca; malul ve engelliler tarafından istisnadan yararlanılarak ilk iktisabı yapılan aracın, deprem, heyelan, sel, yangın veya kaza sonucu kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle hurdaya ayrılması halinde, bu aracın ilk iktisap tarihinden itibaren beş yıl geçmemiş olsa dahi – aynı koşullarla – bir başka aracın ilk iktisabında da istisnadan yararlanılabilecektir.

ÖTV Kanununun 15/2-a maddesine göre, (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tâbi olanların, veraset yoluyla intikaller hariç, ilk iktisabında istisna uygulanan malların istisnadan yararlananlar dışındakilerce iktisabında, ilk iktisabındaki matrah esas alınarak adına kayıt ve tescil işlemi yapılandan, kayıt ve tescili tarihinde geçerli olan oran üzerinden, bu tarihte özel tüketim vergisi alınacağı, Kanunun 7’nci maddesinin (2) numaralı bendi çerçevesinde istisnadan yararlananlar tarafından bu istisnadan yararlanılarak iktisap ettikleri kayıt ve tescile tabi malları 5 yıldan fazla kullanarak elden çıkarmaları durumunda ise bu hükmün uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükme göre; kanunun 7/2’nci maddesinde düzenlenen istisnadan yararlanan malul ve engellilerin bu kapsamda iktisap ettikleri araçları 5 yıldan fazla kullanarak bir başkasına satması durumunda, aracı alan kişi tarafından ÖTV ödenmeyecektir.

(II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi mallardan;

a) 87.03 (motor silindir hacmi 1.600 cm³’ü aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, engellilik derecesi % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından,

İstisnadan yararlanarak adlarına bir taşıt aracı tescil edilenlerin, ilk iktisap tarihinden itibaren 5 yıl süresince ÖTV ödemeden taşıt aracı satın almaları veya ithal etmeleri mümkün değildir. Ancak, istisna kapsamında iktisap edilen araçların, ilk iktisabından sonra deprem, heyelan, sel, yangın veya kaza sonucu kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle hurdaya çıkarılması halinde beş yıllık süre dolmaksızın yeniden istisnadan yararlanılması mümkündür

Malul ve engelliler; motor silindir hacmi 1600 cm³’ü aşmayan binek otomobilleri ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar (steyşın vagon, arazi taşıtı ve jeepler dahil),motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşmayan eşya taşımaya mahsus taşıtlar, motosikletler, mopedler ve bir yardımcı motoru bulunan tekerlekli taşıtları özel tertibat yapılma şartı olsun veya olmasın ÖTV ödemeden iktisap edebileceklerdir.

Engellilik dereceleri %90 ve daha fazla olan malûl ve engellilerin adlarına kayıtlı taşıtları ile diğer malûl ve engellilerin, bu durumlarına uygun hale getirilmiş özel tertibatlı taşıtları motorlu taşıtlar vergisinden istisna edilmiştir.

Engellilik dereceleri %90’dan az olan malul ve engelliler, bu durumlarını tam teşekküllü devlet hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile belgelendirmeleri ve kendi adlarına kayıt ve tescilli olan taşıtların engellilik haline uygun özel tertibatlı veya özel tertibatlı hale getirilmiş taşıtlar olduğunu belirten “Motorlu Araç Tescil Belgesi”nin ilgili tescil kuruluşlarınca onaylanmış örneği ile “Araçlar İçin Teknik Belge” ve “Proje Raporu”nun aslı veya noter onaylı örneğini ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri halinde istisna hükmünden yararlanabileceklerdir.

İstisnadan yararlanmak isteyen malul ve engellilerin, “Malul ve Engelliler Adına Kayıt ve Tescilli Taşıtlarda Motorlu Taşıtlar Vergisi İstisnası Bildirim Formu”nu gerekli olan diğer belgelerle birlikte ilgili vergi dairesine vermeleri gerekmektedir.

Sağlık raporunda sadece sol alt ekstremitede (ayak veya bacakta) engelliliği olduğu belirtilen malul ve engellilerin otomatik vitesli taşıtlarının başkaca özel tertibat yapılmasına gerek olmaksızın, malul ve engelli adına kayıt ve tescil edildiği tarihten itibaren motorlu taşıtlar vergisinden istisna olur.

Hayır, önemli olan B sınıfı- engelli ibrazlı ehliyet alabilir diye raporunuzun olması ve aracınızda bulunması gereken aparatların bu raporda belirtilmesidir.

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ MUAFİYETİ

MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİ MUAFİYETİ

Sakarya’da Akıllı Tarım Projeleri Hazır Uygulama Yok

Sakarya’da  Akıllı Köy Projeleri  Hazır Uygulama  Yok

Türkiye’de bir ilk Sakarya Ziraat Odası’nın projesi olan Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezinin  Kurulması için  5  yıl  önce  başladıklarını  Yerel  Unsurların  destek  vermemesi üzerine  hayata  geçmediğini  açıklayan  Ziraat  Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu,Ziraat Odası Delegesi Ahmet Köprülüoğlu  ile birlikte  Akıllı köy’de  incelemelerde  bulundular.

Ziraat  Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu,” Günümüzde tarımsal üretimde verim kayıplarının önüne geçmek ve sürdürülebilir karlılığı arttırmak, nitelikli bilgi ve teknoloji kullanımı ile mümkün. Gelişmiş ülkeler ve büyük çiftlikler bunu yaparak sürdürülebilir bir karlılığı sağlarken, ülkemizdeki aile işletmeleri dağınık yapısı ve teknolojinin yüksek maliyetleri yüzünden teknolojiye ve nitelikli bilgiye uzak kalıyorlar.Biz  Sakarya  ilinde  çok  güzel  proje  Hazırladık.Ancak  Adım atan  olmayınca  hayata  geçmedi.

TABİT Akıllı Tarım Teknolojileri A.Ş Proje Koordinatörü Murat Çakır” Akıllı köy işte tam bu noktada, aile işletmeleri şeklinde tarımsal üretim yapan çiftçilerimize rol model olarak oluşturulmuş bir demostrasyon alanı olarak tasarlandı.

Türkiye de bulunan genel köy yapısına uygun, tarımsal üretim faaliyetleri süren bir köy seçildi. Bu köyün proje başlamadan önceki ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri akademik bir çalışma ile belirlendi. Çiftçilerin verimlilikleri, karlılıkları, sosyal yaşamları, köyden kente göç oranı, askere ve okul için şehire gidenlerin geri dönüş sayıları kayda alındı.

Bir sonraki aşama ve aşamalarda bu köye “nitelikli bilgi” ve “tarımsal teknolojileri” deyim yerindeyse giydireceğiz. Hem bitkisel üretim hem hayvansal üretimde teknoloji kullanımının yanında, çiftçilerin sosyal hayatına da dokunan projeleri bu alanda gerçekleştiriliyor ve değişim 3 er aylık periyodlar ile raporlanmaya devam ediyor.

Bu çalışma sırasında ortaya çıkan bürokratik engel ve engellemeler, köylünün yaşam ve tarımsal üretim şeklini değiştirmekteki direnç noktaları, yaşanan her türlü zorluk ve çözümler, bu köyün modellenmesine faydalı olur düşüncesi ile kayıt altına alınıyor.

Geleneksel tarım yöntemleriyle ileri teknolojiyi bir araya getiren yeni nesil bir kırsal yaşam modeli.

Vodafone

Akıllı Köy ile

Neyi Amaçlıyoruz

Tarımsal üretimde verimliliği bilgi ve iletişim teknolojileriyle artırmak

Gençlere çiftçiliği sevdirerek göç ve işsizliğin önüne geçmek

Diğer köylere de dijitalleşmenin yayılmasını sağlamak

Dünyadaki en yeni tarım teknolojilerini kullanmak

Vodafone Akıllı Köy’ü uluslararası tarım teknolojisi üssüne dönüştürmek ve diğer ülkelere örnek bir proje hâline getirmek

Ekonomik Hedefler

  • Bitkisel üretim maliyetlerinde en az %20 tasarruf

  • Hayvancılık maliyetlerinde en az %22 tasarruf

  • Hayvancılıkta %30 gelir artışı

  • Toplam üretimde %10 artış

  • Bu bilgiler ışığında 2 yılda hane başına yıllık 40.000 TL gelir artışı

Çevresel ve Sosyal Hedefler

  • Tarımsal sulama ile en az %20 su tasarrufu

  • Yanlış ilaçlama ve gübrelemeden oluşan toprak ve su kirliliğini önlemek

  • Kırsalda yaşam kalitesinin artması

  • Sürdürülebilir ekonomik güçlenme

Vodafone Akıllı Köy Nerede?

Ülkemizdeki bitkisel çeşitliliğin %93’üne sahip

Aydın’ın Koçarlı ilçesi Kasaplar Köyü’nde.

Köy, bu projede en hızlı sonuç verebilecek

köylerden biri olduğu için seçildi.

Ayrıca iş ortaklarımız ve teknoloji sağlayıcı firmaların

yaptıkları yatırımları, hedefine ulaştıracak ideal

bir saha oluşturuyor.

Vodafone Akıllı Köy’deYeni Nesil Tarım Nasıl Olacak?

  • MERACILIK

Mera münavebeli ekim, sürü yönetimi, hayvan hastalık ve kızgınlık takip sistemleri, akıllı kapı, güvenlik sistemi, hayvan kaşıma aparatları, toplu sağım ve hayvan sahiplerine anlık veriler ileten sistemler kullanılarak verim artacaktır.

  • ARICILIK

Vodafone Akıllı Köy’de hem arıcılık hakkında eğitimler verilecek, hem de son teknoloji sistemlerle kurulacak Arıcılık takip otomasyonu ile veriler alınacak. Arıcılık ajandası ile doğru zamanda doğru çalışmalar yapılması sağlanacak, GPS takip sistemi ile tüm bu bilgiler çiftçilerimizin akıllı telefonlarından takip edebilecekleri sistemlere aktarılacak.

  • SERACILIK

Seralarda IoT aracılığıyla seradaki hava, nem, su ve vitamin durumları takip edilip, gerektiğinde ayarlama yapılabilecek. Her türlü fonksiyon ekranlardan takip edilerek gerektiğinde müdahale edilebilecek. Bu özellik sayesinde seraya günlerce hiç uğramadan kontrol sağlanabilecek.

  • TAVUKÇULUK

Vodafone Akıllı Köy’de Tavukçuluk sektörünün geliştirilmesi, verimliliğin artırılması yolunda gerekli olan bilgi ve teknolojilerin desteği ile mümkün olacaktır. Tavuk refahının artırılması ile hayvan haklarına saygılı ve yemden sofraya kadar gıda güvenliği sağlanacak.

  • MEYVECİLİK

Tarımsal meteoroloji, erken uyarı sistemi, meteoroloji direği ve yazılımı, sulama ve gübreleme otomasyonları, akıllı gübre yönetimi, hassas ilaçlama, rekolte tahmin ve izlenebilirlik yazılımları ile işçilik ve girdi maliyeti düşük, verimi yüksek, kalıntısız ve sağlıklı ürün yetiştirilmesi sağlanacak.

  • TÜL ALTI YETİŞTİRİCİLİK

Nethouse sistemi ve ona bağlı teknolojiler ile izleme merkezinden gözlemler ve çalışmalar yapılarak verimlilik artışı takip edilecek ve programlar çiftçilerle paylaşılarak yaygınlaşması sağlanacak.

  • TEKNOLOJİ MERKEZİ

Tarımsal otomasyonlar, karar destek çözümleri ve tarımsal yazılımlar bu merkezde birleştirilecek ve çiftçi deneyimlerinin yüksek teknolojiyle sentezlenerek kırsal alandaki verimliliğin artırılması hedeflenecek.

  • EĞİTİM & SPOR

Çocuk kulübü, kadın eğitim merkezi, çiftçi eğitim merkezi ve deneyim atölyeleri sayesinde köy halkının refah düzeyinin artırılması hedeflenecek. Ayrıca kurulacak olan halı saha, voleybol sahası ve basketbol sahası sayesinde de insanların spor olanaklarına sahip olmaları sağlanacak.

SAKARYA   2014

Türkiye’de sadece Sakarya’da olacaktı

Projeyi Sakarya Ziraat Odası hazırladı

Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezi projesinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başlandı. Sakarya Ziraat Odası tarafından hazırlanan projenin bin 200 dekar büyüklüğünde bir alanda hayata geçirilmesi planlanıyor.

Konu ile ilgili olarak bilgiler veren Sakarya Ziraat Odası başkanı Hamdi Şenoğlu, Sakarya ve yakın çevresinden gelebilecek çiftçilerin eğitim düzeyini yükseltmek, entansif (yoğun) tarıma hazırlamak, ara eleman yetiştirmek ve teknik eleman hizmet içi eğitimi vermek, aynı zamanda üniversite ile işbirliğine giderek hem akademik destek almak, hem de yüksek okul öğrencilerine uygulamalı staj vermek amacıyla böyle bir proje hazırladıklarını söyledi.

Arazinin büyüklüğü 1200 dekar

Şenoğlu, Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezi projesinin ‘Dernek Kırı’ merasında uygulanmasının planlandığını ifade ederek projenin detayları ile ilgili şu bilgileri verdi: “Arazinin büyüklüğü bin 200 dekar. 1999 yılı depreminde geçici konutların yapıldığı alan. Arazinin bir bölümünde TMO depoları bulunuyor. Son hazırlanan çevre nazım planında tarıma ayrılan bölgenin ortasında. Adapazarı ilçesine 7-8 km. mesafede. Dünyada sadece Nil nehri kıyılarında dar bir bölgede bulunan, bir de Akova’da bulunan derin bir alüvyon toprağa sahip ve toprak derinliği 800-1000 metre arasında.”.

Örnek projeye destek bekliyoruz

Hamdi Şenoğlu, hayata geçirildiğinde bu projenin Türkiye’de örnek olacağını belirterek, burada aynı zamanda modern tarımın uygulamalı olarak yapılmasının da sağlanacağını söyledi.

Şenoğlu, proje ile ilgili olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası gibi kurum ve kuruluşlarla görüşmelerin devam ettiğini de ifade ederek alan çalışması tamamlanan bu projenin 5-6 milyon liralık bir bütçe ile 2 yılda hayata geçirilebileceğini söyledi.

Sakarya’da Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Eğitim Merkezinde; 50 yatak kapasiteli misafirhane, 150 kişilik konferans salonu,30 kişilik toplantı salonu, laboratuvar, yemekhane ve idare ofisler, özel hal binaları, botanik bahçe, meyve ve sebze plantasyon sahaları, seralar, dış mekan süs bitkileri, tarla bitkileri, yem bitkileri, biogaz tesisi, süt sığırcılığı ve süt sığırcılığı yetiştirme alanları ile tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği alanları bulunacak.

MÜSİAD’ın emeklisi olmaz rahmetlisi olur

Bizim güzel bir söylemimiz vardır. MÜSİAD’ın emeklisi olmaz rahmetlisi olur

Erol Yarar, Sakarya’lı

işadamlarını etkiledi

MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin düzenlediği “MÜSİAD Misyonu ve Dünyadaki Rolü” konulu konferans katılan MÜSİAD Kurucu Genel Başkanı Erol Mehmet Yarar; yüksek ahlak ve yüksek teknolojiye sahip MÜSİAD’ı ve Dünya’da geldiği noktayı anlatarak, “Biz Dünya’ya ne kadar ihracat yapabiliyorsak, ne kadar marka oluşturursak, Dünya’da paramız ne kadar tanınıyorsa o kadar güçlüyüz. Davranışlarımıza birlik ve beraberliğimize daha çok değer vermeli; hepimiz bir ve bütün olup aramıza fitne sokmamalıyız” dedi.

Yoğun katılım, üyelik kiti ve rozet takdimi

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) Kurucu Genel Başkanı, Türkiye Kayak Federasyonu Başkanı, 404 Kimya Sanayi ve Rozi Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Erol Mehmet Yarar; MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin SATSO Ali Coşkun Konferans Salonu’nda “MÜSİAD Misyonu ve Dünya’daki Rolü” konulu konferans verdi. MÜSİAD üyesi işadamlarının yanı sıra çok sayıda işadamın katıldığı programa; Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Hendek Belediye Başkanı İrfan Püsküllü, AK Parti Sakarya eski Milletvekili Ali İnci, İşkur Sakarya İl Müdürü Tekin Kaya, Sakarya GİAD Başkanı Gökhan Korkmaz, Sakarya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Ertuğrul Kocacık, SAMİB Başkanı Günay Güneş, AK Parti Sakarya İl Kadın Kolları Başkanı Zehra Hatipoğlu katıldı. Şube Başkanı Yaşar Coşkun’un Kurucu Genel Başkan Erol Yarar’a hediyesini sunduğu programda; MÜSİAD ailesine katılan; Ali Can Sak, Mehmet Altunbudak, Necdet Yıldırım, Cevdet Koç, Veysel Gürsel, Ahmet Dizdar, Osman Ayar, Ahmet Özgedik, Vedat Ender Tuna, Gökhan Tiryaki, Sinan Karabaş, Vural Tutkun, Necmettin Koçak, Necmettin Kırık, Lokman İçöz, Halil Meğreli, Uğur Dündar, Fatih Ok, Kenan Karaca, Fatih Emre Koç, Harun Şen, Erkan Yıldırım, Habil Genç, Ramazan Çokal, Volkan Yıldız ve Ertuğrul Metin’i Üyelik kiti verilerek, rozetleri takıldı.

COŞKUN: “Milletin kararanına saygı duymalıyız”

Programın açılış konuşmasını yapan MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Yaşar Coşkun; MÜSİAD’ın Anadolu sermayesini güzel ahlakla birleştirerek ilk günden itibaren gelecekte söz sahibi olmayı hedefleyen saygın bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, kurulduğu ilk günden beri özverili ve ahlaklı çalışmasıyla bugünlere gelerek ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunduğunu söyledi. MÜSİAD’ın vizyonu ve üstlendiği misyon açısından önemli prensiplere sahip olduğunu vurgulayan Başkan Coşkun; “MÜSİAD ilkesinde seçim rekabeti yoktur. İstişare mekanizmaları çalışır, gelenekler yürütülür. MÜSİAD da başkanlık ve diğer görevler liyakat ehli kimselere tevdi edilir. Görevi alanlarda büyük bir gayretle bayrağı daha ileriye taşımanın samimi mücadelesi içinde olurlar. Zamanı geldiğinde görevini devir eden dava arkadaşlarımızın MÜSİAD la işi bitmez. Onlar bilgi birikimiyle tecrübeleriyle yeni nesillere destek vermeye, davalarına hizmet etmeye devam ederler.  Ortada makam, koltuk rekabeti olmayınca üreten, girişimci ve yenilikçi bir yapı ortaya çıkmaktadır. Diğer bir bakış açısıyla MÜSİAD kendi içindeki seçimlerle kamuoyunu meşgul etmek yerine, toplumsal, ekonomik ve sosyal hayatta ortaya koyduğu çözüm önerileri ve projelerle gündeme gelmiş ve gelmeye de devam edecektir. Ülkemiz iş dünyasının ortak bir vizyon oluşturması, ortak bir hedefe onlarca şirketi kanalize etmesi, gelecek açısından son derece önemlidir. Geçmişi değiştiremeyiz, ancak geleceği şekillendirebiliriz. Geleceğin pazarlarından teknolojisine, yükselen sektörlerden finansmana, markalaşmadan insan boyutuna kadar geleceğin bütün bileşenleri için tüm gücümüzle çalışmalıyız. Geçtiğimiz hafta yapılan referandum sonucunda milletimiz vatandaşlık görevini yaparak, ülkesi için en doğru olduğuna inandığı şekilde kararını vermiştir. Bu kararın tek kazananı milletimizin kendisidir. Milletimiz geleceğine sahip çıkarak, istikrar ve güven için sistem değişikliğine “Evet” demiştir. Milletin kararına saygı duymalıyız ve bundan sonra, İşlerimize daha fazla odaklanmalı, Üretmeye ve güçlenmeye koşar adımlarla devam etmeliyiz. Kendi aramızda kavgaya tutuşmamalıyız. Gün birlik günüdür, güçlü olma günüdür” dedi.

YARAR: “Yüksek teknolojiyi elde etmeli ve Dünya’da markalaşmalıyız”

Konuşmasında MÜSİAD’ın ilk kurulduğundan bugüne misyonu ve Dünyadaki rolünü anlatan MÜSİAD Kurucu Genel Başkanı Erol Yarar; MÜSİAD’ın yüksek ahlak ve yüksek teknolojiye sahip olduğuna vurgu yaparak; “MÜSİAD’ın emeklisi olmaz, ancak rahmetlisi olur” dedi. Konuşmasında; “Biz Dünya’ya ne kadar ihracat yapabiliyorsak, ne kadar marka oluşturursak, Dünya’da paramız ne kadar tanınıyorsa o kadar güçlüyüz” diyen Yarar; “Yüksek teknolojiye sahip olmalıyız. Davranışlarımıza birlik ve beraberliğimize daha çok değer vermeli; hepimiz bir ve bütün olup aramıza fitne sokmamalıyız. Niyetlerimizle fiillerimizi birleştirmeliyiz. Hacca gittikten sonra ticareti bırakıyoruz. Tam tersi sıkı sıkı sarılarak, daha çok ticaret yapmalıyız. İbadet yapacağız diye ticaret bırakılmamalıyız. Resullullahın tacirini takip etmeliyiz. Yüksek ahlaklı olmalı,  Kendi kendimizi hesaba çekmeliyiz. Rızkımızı helalinden kazanmalı, övünmek ve kibirlenmek, insanlara zulüm etmek için değil, Allah rızası için kullanmalıyız. Ürün kişinin aynasıdır. Ürettiğimiz ürünlerimizi kaliteli yapmalı teknolojiye ayak uydurmalıyız. Markalaşmalıyız. Yüksek teknolojiye sahip olmalıyız. İşte; MÜSİAD in versiyonu olan insanlar o yüzden farklıdır. MUSİAD; tacir sıfatına sahip olan insanların bir arada olduğu yerdir” dedi. Türkiye’nin en iyisini yapma gayreti içinde ve en iyi teknolojiye sahip olması gerektiğini vurgulayan Yarar; MÜSİAD’ın misyonundaki yüksek ahlak kelimesinin, Hazreti Peygamber’in “Emin” sıfatından örnek alındığını ifade ederek, “Peygamber Efendimiz’in ‘Yüksek ahlakı tamamlamak için gönderildim’ hadisi, bizim misyonumuzun birinci kelimesinin özetidir. Yüksek ahlak olmadan hiçbir şey düzgün olmaz. Cennetle müjdelenen 10 sahabenin de (Aşere-i Mübeşşere) tüccardır.  Tacir olan sahabenin ticaret yapa yapa Çin’e kadar gitmiştir. Orada cami yaparak aynı zamanda dini tebliğ etmiştir. Bugün dünyadaki en büyük mücadelenin teknolojik mücadelesidir. Teknolojiye sahip olmayan ülkenin, dünyada köle olarak kalmaya mahkûmdur.  Dünyanın en iyi teknolojilerini elde etmek için de mücadele vermeliyiz. Biz bilgiyi öğreten değil, üreten bir toplum olmak zorundayız. Ürünlerimiz en kaliteli olmak zorundadır. Almanlar kaliteli ürün üretiyor, hiçbir zaman ikinci kalite mal Alman üretim sisteminde yoktur. Hep en iyisini yapma, en iyisini bulma gayreti, teknolojiyi geliştiren en önemli motivasyonlardan biridir. Onun için biz yüksek ahlak, yüksek teknoloji diyorsak ve dünyaya örnek olacak bir nesil, bir Müslüman toplum, sahabe gibi olmak istiyorsak en iyisini yapmaya ve en iyisi olmaya gayret edelim. Bizi yıllarca teknolojiden uzak tuttular, üniversitelerimizi uzak tuttular. Üniversitelerimiz sadece bilgi aktaran pozisyonda kaldı. Şimdi yeni yeni bunun değişmesi için büyük gayretler var. Benim Kayak Federasyonunda görevim var. Kayakta hiç madalya alınmamış. Bir madalya alabilme ihtimalim olabilmesi için benim 15 yıllık plan yapmam gerekiyor. Çünkü bir insan 15 yıldan önce yetişmiyor. Sporda böyle. 8 yaşında alacağım 15 yılda 23 yaşında olacak ancak. Ama bizim milletimizin bir senelik planı yok. Bırakın 15 seneyi bir senelik plan yapılmamış. Bu kadar plansız programsız ne sporda, ne de sanayide başarı olur. Hiçbir yerde başarı olmaz. Onun için bizim gerçekten bu yüksek teknolojiyi de elde etmemiz lazım, en önemlisi markalaşmamız lazım” diye konuştu.

Tarımda Büyük Kayıp Büyük Yok Oluş!

Sakarya’nın verimli tarım arazileri son 20 yıl içerisinde ciddi oranda eridi.

Tarımda Büyük Kayıp  Büyük Yok Oluş!

Haber: Nurettin Eryılmaz

Sakarya’da düzenlenen Tarım Çalıştayı’na katılan Prof. Dr. İlkay Dellal, Sakarya’da son 20 yılda Pamukova ilçesi büyüklüğündeki tarım alanının tarım dışına çıktığını söyledi. Çarpıcı tespitlerde bulunan Dellal, “Eğer tarımda sorunlar çözülmese bu rakamlar artarak devam edecek” uyarısında bulundu.

Kapsamlı Çalıştay

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), Sakarya’nın tarımsal sorunlarını masaya yatırmak için çalıştay düzenledi. Reisoğlu Tesisleri’nde düzenlenen çalıştayın ilk gününde Ankara  Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İlkay Dellal, Sakarya’daki tarımsal sorunlara ilişkin önemli tespitlerde bulundu.

Tarım Kültürü

Sakarya’da tarım sektörünün durumu üzerine kapsamlı bir çalışma yapıldığını aktaran Dellal,  “Tarımda başarıyı artırabilmemiz için ilçelerde köylerde bir tarım kültürünün olması ve geliştirilmesi gerekiyor. Doğal kaynakların korunması gerekiyor. En önemlisi de bilinçli tarımı oluşturmamız gerekiyor” diye konuştu.

Çarpıcı Rakamlar

Konuşmasının devamında Sakarya’daki tarım alanlarıyla ilgili çarpıcı bilgiler veren Prof. Dr. İlkay Dellal, Sakarya’da son 20 yılda tarım alanlarının yüzde 16’sının kullanılamaz hale geldiğini belirtti. Dellal, “Yani Pamukova ilçesi kadar büyük bir alanda tarımsal üretim yapılamıyor. Bu alanlar tarım dışına çıkarılmış durumda. Tarımsal alanda bir gerileme var. Eğer tarımda sorunlar çözülmese bu rakamlar artacak ve Sakarya tarımında daralma sürecek” ifadelerini kullandı.

Üretici Kazanamıyor

Sakarya’da ürün veriminin yüksek olmasına rağmen üreticinin para kazanamadığının altını çizen Dellal, “Kooperatifleşme sağlıklı çalıştırılamadığı için ne fındık ne kabak, ne de sebze ve meyveler gerektiği fiyattan satılamıyor. Ürünler değeri üzerinden pazarlanamadığından  üretici emeğinin karşılığını alamıyor. Bu sorunların kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.

Tarım Çalıştayı sonunda Sakarya’da tarımsal sorunların tespiti ve çözüm önerileri konusunda bir rapor hazırlanacak ve bu rapor TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’a sunulacak.

Tohum Takas Şenliği birbirinden güzel görüntülere sahne oldu

Agora Alışveriş Merkezi’nde 1-2 Nisan tarihlerinde Tohum Takas Şenliği  başladı

Farklı bitki,sebze ve meyve ürünlerinin sergilendiği,tohumların değiş tokuş yapıldığı ve doğal kaynakların değerine değinmek amacıyla Sakarya’da ilk kez yapılan Tohum Takas Şenliği  birbirinden güzel görüntülere sahne oldu

Sakarya  Ziraat  Odası  Yönetim Kurulu Başkanı  Ziraat Yüksek Mühendisi  Hamdi Şenoğlu  Yönetim Kurulu üyeleri  ile  birlikte  katıldı.

.Asıl amacının yanısıra köy yaşamı dekorları ile desteklenecek etkinlik kapsamında fidan dikme,tohumların hediye edilmesi ve çocuk aktiviteleri ile etkinlik renklendirildi..Potpori şeklinde gerçekleştirilen izlemesi keyifli halk dansları ile şenliğin finali yapıldı

 

AB’nin tüm değerleri, dün Hollanda’da iflas etmiştir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, AK Parti İl Gençlik Kollarınca düzenlenen “Genç Kürsü” programında, konuştu.

Aktay, yaptığı konuşmada halk oylamasında “hayır” cephesine her çeşit desteğini veren bir Avrupa ile karşı karşıya olduklarını söyledi.

Son zamanlarda, bakanların, genel başkan yardımcılarının, milletvekillerinin, Avrupa’daki “evet” kampanyaları için yapacakları tüm toplantıların eften püften gerekçelerle iptal edildiğini belirten Aktay, “O konuda da mert ve dürüst değiller. ‘Güvenlik gerekçesiyle iptal ettik’ diyorlar. Aynı gerekçelerle biz de zaman zaman toplantıları iptal etmiyoruz. Yer değiştiriyoruz.” diye konuştu.

Aktay, yaptıkları bu yer değişikliği gibi düzenlemeler nedeniyle ‘Vay siz Taksim’i neden açmazsınız’ diye Hollanda, Almanya’dan, eleştiriler hatta küfürler aldıklarını vurgulayarak, “Ne oldu şimdi? Bizi neyle eleştirdilerse daha fenasıyla imtihan oldular ve çuvalladılar. Kelimenin tam anlamıyla çuvallıyorlar şu anda. Bizi neyle eleştirdiler; ifade özgürlüğü. Sıradan insanın ifade özgürlüğünü bırakalım, bakanlarımızın ifade özgürlüğünü kısıtlıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Bakanı orada ifade özgürlüğünü kullanamıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Foyaları ortaya çıktı”

Avrupa’nın bu teröristleri kendi evlatları gibi sahiplendiğini dile getiren Aktay, şunları kaydetti:

“Eleştiri ile teröre destek arsındaki ayrımı çok iyi biliyoruz. Onlar da biliyor aslında. Biliyor oldukları halde bizdeki gazeteci görünümündeki teröristleri bu kadar sahipleniyor olmalarının tek sebebi, o teröristlerin kendi evlatları olmasından kaynaklanıyor. Onlar bu teröristleri kendi evlatları gibi sahipleniyorlar. Onları bizim ülkemizdeki casusları gibi görüyorlar ve casuslarına sahip çıkıyorlar. Kendi askerleri gibi görüyorlar ve kendi askerlerine sahip çıkıyorlar. Bunu bugün biraz daha net biçimde gördük. Foyaları ortaya çıktı. Artık mızrakları hiçbir çuvala sığmayacak bir boyuta varmış durumda.”

“Bizim karşımıza tankları topları getirin, biz onlara alışığız”

Aktay, dün akşam Hollanda’da yaşananların aslında Türkiye ile Hollanda veya Avrupa Birliği arasındaki kriz  olarak değerlendirilemeyeceğini olayın ayrı bir boyutu bulunduğunu söyledi. Bu durumun, AB’nin kendi içindeki, onarılamayacak, gizlenemeyecek bir krizi gösterdiğini, Arupa değerlerinin iflas etmesi anlamına geldiğini belirten Aktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa bitmiştir, AB bitmiştir. Avrupa Birliğinin daha bize anlatacağı hiçbir şey yoktur. Bize bahsedeceği, ne bir insanlık değeri, ne bir ifade özgürlüğü, ne demokrasi, ne insan hakları, bunların hiçbiri hakkında artık ağzını açabilecek ne bir yeterliliği ne liyakatı kalmıştır. Bugün AB değerleri Hollanda’da iflas etmiştir. Hollanda’da önce Dışişleri Bakanımızın uçağına izin vermediler. Bu tabii bir skandal. Bunun olabilmesi Avrupa’nın nasıl bir korkunun içerisine, bir korku atmosferi içerisine yuvarlanmış olduğunu göstermesi açısından çok ibretlik bir durum. Avrupa bir akılla yapmıyor bunu. Avrupa, rasyonel bir davranış içinde değil. Ciddi bir akıl tutulması söz konusu. Avrupa değerleri konusunda, Avrupa Birliğinin geleceği konusunda endişe taşıyoruz. AB bu şekilde gidemez. Çünkü AB’nin şimdiye kadar üzerine dayandığı tüm değerler, dün Hollanda’da iflas etmiş bulunuyor. Dün Hollanda’da o atların, o itlerin ayakları altında çiğnenmiş bulunuyor. 15 Temmuz’da tanklara, F-16’lara göğüslerini siper eden gençlerimizin karşısına atları ve itleri çıkarıyorlar. O atları itleri çekin, bizim karşımıza tankları topları getirin, biz onlara alışığız.”

“Biz susalım Kılıçdaroğlu anlatsın”   

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine değinen Aktay, ülkenin geleceğini kurtarmak adına ve güvenli yarınlar için istedikleri anayasa değişikliğinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini daha fazla artırmak için yapılmış bir düzenlemeye indirgenmeye çalışıldığını oysa böyle bir şey olmadığını bildirdi.

“Yalan söylüyorlar. Yalan söyledikleri için Allah şaşırtıyor ve ifşa ediyor” diyen Aktay, şöyle devam etti:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği şey, daha paketin içeriğini bile bilmediğini ortaya koyuyor. Öyle 7’den 70 herkesin bildiği bir şeyi kendisinin hiç bilmediği anlaşılıyor. Bu sistemin özü başbakanlığı ortadan kaldırmak. Başbakanlıkla cumhurbaşkanlığının yetkilerini birleştirmek. Diyor ki ‘Ya ne olacak cumhurbaşkanıyla başbakan ayrı ayrı partileriden olurlarsa, bunu neden halka anlatmıyorsunuz.’ Ya biz halka anlatmamıza gerek yok ki, Sayın Kılıçdaroğlu, zaten halk biliyor, bunu bir sen bilmiyorsun. Şimdi bu gafı yapmış birine, nereden başlayıp anlatalım. Acaba neyi bilmiyor, neyi biliyor. Önce bir alfabeden mi başlasak. Hakikaten bununla ne tartışılır, buna ne anlatılır diyorsunuz, bir noktadan sonra. Arkasından bunu düzeltmek için güya bir açıklama yapıyor. Açıklaması bizim tüm tezlerimizi anlatıyor. Aslında ‘Biz susalım Kılıçdaroğlu anlatsın’ diyeceğimiz türden bir açıklama yapıyor.”

“4-5-6 şiddetindeki bir depreme dayamayacak bir sistem”

Aktay, halk oylamalarının demokrasinin şenliği olduğunu, demokrasinin en iyi bu alanda tezahür ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Yıllardır devam etmekte olan bir tartışma var Türkiye’de. Bu tartışma Türkiye’nin yönetim sistemi tartışmasıdır. Mevcut yönetim sistemi, sürekli olarak kriz ihtimalleri ve riskler barındıran bir sistemdir. Bu yönetim sistemi 4-5-6 şiddetindeki bir depreme dayamayacak bir sistem. En ufak bir toplumsal sarsıntıda bir seçime gittiğimize oy dağılımı bugünkü gibi değil de başka türlü olduğu zaman bizi tekrar koalisyon batağına sürükleyecek. Koalisyonlar Türkiye siyasi tarihinde birer batak olmuştur. Recep Tayyip Erdoğan’ın zamanında onun liderliği sayesinde Allah’a şükür koalisyon tatmıyoruz. Bize diyorlar ya ‘Erdoğan için yapılıyor her şey’ Bilakis bu sisteme en az ihtiyaç duyacak kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü o zaten tek başına iktidarda. O hep tek başına iktidarda. Önemli olan Recep Tayyip Erdoğan sonrası bu sistem nasıl olacak?”

 

 

Arı Yetiştiricileri Birliği 9.Arıcılık Paneli Sakarya’da Yapıldı

Arı Yetiştiricileri Birliği  9.Arıcılık Paneli Sakarya’da Yapıldı

Sakarya’da son dönemde artan arı ölümleri ve besleme konusundaki sıkıntılar ile sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla Arı Yetiştiricileri Birliği tarafından 9. Arıcılık Paneli Erenler Belediyesi Kültür Merkezinde Büyük bir  katılımla  gerçekleşti.

Açılış konuşmasını  yapan Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Ör, artan arı ölümleri ve besleme konusunda sıkıntılar ve sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla böyle bir girişimde bulunduklarını söyledi. Başkan Ör, arıcılara yönelik eğitimlere önümüzdeki dönemlerde de devam edeceklerini belirtti.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem YÜCE,Erenler Kaymakamı Salih Karabulut,Sakarya Ziraat  Odası Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi  Hamdi Şenoğlu, Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun,Sakarya Medya  Derneği Başkanı Mehmet SAĞLAM, Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN,Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları  Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR,Kainat Kültür ve  Sanat Derneği Başkanı Hatice BULUT ile   Arı üreticileri  katıldı

ARICILIK, KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLERLE GELİŞECEK

Doğu Karadeniz Projesi  Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca uygulanan “Arıcılığın Geliştirmesi Projesi” ile bal üretiminin artırılması ve katma değeri yüksek ürünler elde edilmesi hedefleniyor.

DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem Yüce panelde yaptığı  konuşmada  Türkiye’nin arıcılıkta, dünyada Çin’den sonra ikinci sırada olduğunu söyledi.

Yüce, Türkiye’nin bal üretiminin beşte birinin Doğu Karadeniz’de yapıldığını ifade ederek, “Türkiye’de 107 bin ton bal üretimi var ve bu üretimin 22 bin tonunu Doğu Karadeniz gerçekleştiriyor.” dedi.

Doğu Karadeniz’in, coğrafyası ve bitki örtüsünden dolayı çok zengin aromalı bitkilerle kaplı olduğuna dikkati çeken Yüce, bunlar arasında ıhlamur, enginar ve kestanenin ön plana çıktığını belirtti.

Ballı bitkilerin yoğun merkezi olan Doğu Karadeniz’de arıcılığa teşvik verdiklerini anlatan Yüce, “Bir yandan bal üretimini artırırken bir yandan da bal dışındaki katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi konusunda çalışmalarımız var. Bin 140 kişiyi eğitimden geçirdik, sertifika ve destek verdik. Şu anda arı sütü, polen, propolis ve arı zehri üretilmesiyle ilgili çalışmalarımızı hızlı şekilde sürdürüyoruz.” diye konuştu.Marmara  Bölgesi  de  Bal  üretiminde  çok  güzel  noktaya  gelebilir.Toplantılarınız ve  hayatımızın  bal  gibi olmasını  dilerim.”

.Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun, ODÜH Şube Müdürü İhsan Köse Sakarya Arı Yetiştiricileri Birliğinin “9. Arıcılık Panelinde” Bal Ormanları Hakkında Bilgilendirme Sunumu Yapıldı..

Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun konuşmasında “Arıcılık, biyolojik çeşitliliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılması, ülke ekonomisinin geliştirilmesi, sürdürülebilir gıda güvenliğinin sağlanması ve aynı zamanda tozlaşmayı artırarak toprağı koruyan otsu ve odunsu bitkilerin yayılmasını sağlaması ile topraklarımızın büyük bir kısmını tehdit eden erozyonun önlenmesi bakımından desteklenmesi gereken stratejik bir sektördür. Arıcılık, düşük girdi maliyeti ve kolay uygulanabilirliği sayesinde yeterli yatırım hizmetlerini alamayan ve tarıma elverişli alanın yetersiz olduğu kırsal alanlarda gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve artırılması ile kırsal kalkınmaya katkıda bulunması bakımından büyük önem arz etmektedir.

Arıcılığı desteklemek amacıyla; Bakanlığımız ve Orman Genel Müdürlüğümüz ile Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği arasında 2010-2012 yıllarını kapsayan sürede ve gerektiğinde ek protokol ile süre uzatılabilecek nitelikte “Arıcılığın Geliştirilmesi ve Bal Üretim Ormanlarının Kurulmasına İlişkin İşbirliği Protokolü” yapılmıştır. Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğümüz tarafından “Arıcılığın Desteklenmesi” amacıyla “02.03.2010 tarihli ve 175 sayılı Genelge” yayınlanmış ve “Bal Ormanı Eylem Planı” hazırlanmıştır.

Bu bağlamda; Genel Müdürlüğümüzce bugüne kadar ülke genelinde 32.500 Ha. alanda 238 adet Bal Üretim Ormanı kurulmuştur.

Bölge Müdürlüğümüz görev alanında; Sakarya İli dâhilinde Söğütlü, Hendek, Kocaali, Pazarköy, Karapürçek, Çinardibi, Karasu ve havza bazlı olarak Doğançay olmak üzere 566 Ha. alanda 8 adet,  Kocaeli İli dahilinde Kartepe, Pınarlı ve havza bazlı olarak Değirmendere olmak üzere 912 Ha. alanda 3 adet olmak üzere toplamda 1.478 Ha. Ormanlık alanda ve 11 adet Bal Üretim Ormanı planlanarak kurulmuş ve arıcılığın hizmetine sunulmuştur.

Sakarya ve Kocaeli ili dahilinde kurulan 13 adet Bal ormanı projesi kapsamında; Arıcılık faaliyetine uygun olarak yalancı akasya, kestane, ıhlamur, ceviz, muşmula, kiraz, badem, erguvan, incir, erik, kızılcık, sandal vb. gibi polen ve nektar bakımından zengin olan ballı bitkiler olmak üzere toplam 102.170 adet fidan ile ağaçlandırma yapılarak erozyonun önlenmesi, yöre halkının işlendirilmesi ve alternatif geçim kaynağı oluşturulması ile biyolojik çeşitliliğinin ve ekosistemin devamlılığı açısından olumlu katkıları görülecektir.2019  yılına  kadar   19  Bal  ormanına  ulaşacağız”dedi

Genel Müdürlüğümüz ve Orman Bölge Müdürlüğümüzce Arıcılığın geliştirilmesi ve desteklenmesi amacıyla Bal Ormanları Eylem Planı kapsamında kurulan Bal Üretim Ormanlarının ülkemiz ve yöremiz halkına hayırlı olmasını dilerim” dedi.

Programın devamında diğer konuşmacıların sunumları ve ODÜH Şube Müdürü İhsan Köse’nin Bölge Müdürlüğünde arıcılıkla ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirme sunumunu   gerçekleştirdi

Ülkemizde 10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   var

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Turan Karadeniz” Türkiye uygun    ekolojisi, zengin    florası ve  arı  materyalindeki genetik     varyasyonu ile   arıcılıkta 21.yy’da söz   sahibi    olacak ülkelerden biridir.    Aynı   zamanda ülkemiz dünyanın en  önemli    12  gen   merkezi    arasında olup,   10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   ve  bölgesel koşullara uyum    göstermiş arı  ırk  ve  ekotipleri bulunmaktadır. Bir  kıta ülke    durumunda olan    ülkemizde, farklı coğrafi     bölgelerin bulunması, birbirinden değişik    iklimlerin yaşanmasına, buna   bağlı olarak    da   zengin    bitki   tür   ve   çeşitliliğin ortaya çıkmasına imkan vermiştir.Tozlayıcı böcekler arasında en önemlisi arılardır. Dünyada yayılış    gösteren 250   binden    fazla   çiçekli    bitki   türü   arasında yaklaşık 20  bininin    arılar   tarafından ziyaret edildiği    kaydedilmektedir. Türkiye’de doğal veya    kültüre alınan    yaklaşık 300   bitki türünün     nektarlı    olduğu    ve  arıcılık    açısından önem    taşıdığı    bildirilmektedir. Arılar    nektar ve  polen   toplamak amacıyla çiçekleri ziyaret etmekte, nektarı karbonhidrat kaynağı olarak,    polenleri ise  daha   çok   protein    kaynağı olarak değerlendirmektedirler Polinasyonda Bal Arılarının Rolü ve Önemi Apis  türleri    önemli    çiçek    ziyaretçisi ve   çeşitli    bitkilerin tozlayıcısıdırlar. Tüm balarısı türleri    içerisinde sadece Apis mellifera, tarımsal ürünlerin ve   diğer bitkilerin  ticari tozlaşması  için yaygın bir  şekilde kullanılmaktadır. Bal arısı tarafından gerçekleştirilen tozlaşma meyve türlerinde meyve bağlama ve ürün için gerekli olup, uygun tozlaşma sadece bitkisel üretim acısından değil, aynı zamanda meyve kalitesi ile de yakından ilişkilidir.

Propolis antioksidon olarak gıdalar içinde en yüksek ürün.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Ümran Şahan “Apiterapi öncelikle sağlıklı yaşamı destekleme, ikincisi de bazı kronik hastalıklarda klasik tedaviyi destekleme açısından bizlere yeni bir kapı sunuyor. Bal, mide ve bağırsak şikayetlerinin giderilmesinde, kemoterapi ve radyoterapi hastalarında kullanılıyor. Yüzde 47’si protein olan polen de zihinsel ve mental gelişimlerde çok önemli. Propolis antioksidon olarak gıdalar içinde en yüksek ürün. Sadece bal, polen ve propolisin değil, arı sütü ve zehrinin de birçok kronik hastalığın tedavisinde kritik roller üstlenebiliyor. Ana kraliçe sadece arı sütü ile besleniyor ve yıllarca yaşayabilir. Kadınlarda rastlanan şikayetlerin giderilmesinde, erkeklerde sperm hareketsizliğinde çok iyi sonuçlar verdiği yazıyor. Arı zehrine karşı alerjisi yoksa, özellikle kas iskelet sistemine ait kronik rahatsızlıkların giderilmesinde büyük yararları var” dedi.

Arılardan elde edilen propolisin kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarını  Yok ediyor

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Hasan Hüseyin Oruç “Arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini kaydetti.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, işçi arılar tarafından ağaçların tomurcuk filiz ve sürgülerinden toplanan çok kuvvetli antibakteriyal ve antifungal etkiye sahip yapışkan organik madde özelliğindeki propolisin insan sağlığına önemli katkılarının bulunduğunu kaydetti.

Oruç, özellikle Kırklareli’nin Sislioba köyünde yetişen Trakya arısından elde edilen propolisin sadece hasta kişilerin değil sağlıklı kişilerin de tüketmesi gerektiğini belirtti.

Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür

Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Araştırma Merkezi (HARÜM) Merkez Müdür Yardımcısı  Doç.Dr. Aslı Özkırım “arı hastalıkları, sağlığı ve korunma yolları hakkında görsel bir sunum yapmıştır. Sunumunda Amerikan, Avrupa ve adi yavru çürüklük hastalıkları, kireç hastalığı, taş hastalığı, nosema ve varroa gibi hastalık ve zararlıların bulaşması, meydana getirdikleri zararlar ve korunma yolları hakkında yetiştiricileri bilgilendirdi. Arının gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı, arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere yayılmasına neden olmaktadır.

 Benzer şekilde, gezginci arıcılık da hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir. Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni ilkbahar aylarında özellikle yavru yetiştirme faaliyetinin büyük hız kazanmış olması ve beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için, koloni kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir.Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan etmene göre; bakteriyel (Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü, Septisemi), fungal (Kireç ve Taş hastalığı), viral (Kronik ve Akut Arı Felci), paraziter (Varroa jacobsoni ve Acarapis voodi) ve Protozoan (Nosema ve Amoeba) ya da hastalığın oluştuğu konukçuya göre; Ergin ve Yavru Arı Hastalıkları olarak sınıflandırılabilir. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Ancak bu patojenlerin hepsi aynı derecede tehlikeli değildir. Amerikan yavru çürüklüğü ve varroa gibi çok tehlikeli ve hızlı yayılıcı bazı arı hastalık ve zararlılarının kontrolünde “Ulusal Kontrol Programları”na ihtiyaç duyulur. Ülkemizde Vespa orientalis ve Vespa crabro adlı türleri oldukça yaygındır. Yavru yetiştirme dönemlerinde bal arılarını arazide besin toplarken veya kovan uçuş tahtası üzerinden yakalayarak yuvalarına götürürler. Bazı yıllarda arılara ciddi zarar verirler. Eşek arıları ile kesin bir mücadele yöntemi olmamakla birlikte; yuvaların tahrip edilmesi, içine et, balık, ciğer konan tuzaklarla sayılarının azaltılması, kovan giriş deliğinin daraltılması, böcek öldürücü ilaç ve kıymadan yapılacak zehirli yem ile yuvalarındaki yavrularının öldürülmesi faydalı olabilecek bazı uygulamalardır. En iyi yol, eşek arısı sayısının çok arttığı dönemlerde kolonilerin bu bölgeden taşınmasıdır.”

Arıların En Büyük Düşmanı ‘Yalancı Bahar’

Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, dünyada ve Türkiye’de arı kolonilerinde kış kayıpları yaşandığını, bunun çeşitli nedenlerinin bulunmasının yanında en büyük problemin ise ‘Yalancı Bahar’ olduğunu belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, ‘Yalancı Bahar’ tabir edilen olayı, kışın ortasında havaların ısınması dolayısıyla, arıların dışarıya çıkarak polen ve nektar arayışına, yavru faaliyetlerine başlaması ve daha sonra da havanın soğuması ile kovanlarda toplu ölümler yaşanması olarak ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Oskay, NKÜ’de bal arılarıyla ilgili çalışmalar yaptıklarını belirterek, bal arılarının gerek insan yaşamı için sağlıklı beslenmeyi sağlamaları açısından gerekse bitkilerde yaptığı tozlaşma nedeniyle çok önemli olduğunu söyledi.

Bal arılarının besin zincirinin önemli bir parçası olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Devrim Ozkay, “Eğer bal arıları yok olursa, bugün dünya üzerinde açlık yaşanabilir. O yüzden bal arılarını muhafaza etmemiz, korumamız, arıcılığı geliştirmemiz lazım” dedi.

“Yüksek miktarda kış kayıpları yaşıyoruz”

Arıcılığın bazı sorunlar ile karşı karşıya olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, “Özellikle dünyada ve ülkemizde yaşanan kış kayıpları var, bu yılda bölgemizde ve ülkemizde yüksek miktarda kış kayıplarını yaşıyoruz. Bunların arkasında yatan nedenlere gelince, neden bu koloni kayıpları oluyor? Bir çok faktörün bir araya gelmesi ve arıların buna dayanamaması olayı. Bunlardan bir tanesi, sonbaharda iklim değişikliği nedeniyle yaşanan kuraklık. Sonbaharda, bal arıları, doğadan aldıklarıyla yeni, genç popülasyonları, yavruları geliştirmek zorundalar. İşte doğadan eğer polen ve nektar gelmezse, ikisinin dengesi bozulursa, bu sefer arılar genç nüfus oluşturamıyor ve kışa giren yaşlı popülasyonlar kış ortasında yok olup gidiyor” ifadelerini kullandı.

Arıcıların kolonilerini koruyabilmek için dikkat etmeleri gereken noktalar olduğunu belirten Ozkay, “Arıcılarımız özellikle sonbaharda, kolonilerinin bakımlarını yaparken dikkat etmeleri lazım, yiyecek stoklarının tam olmasını sağlamaları lazım, hastalıklarla mücadele etmesi lazım, eğer bunlara dikkat edersek arıcılıkta koloni kayıplarının yaşanmayacağını düşünüyorum. Bunun yanında, etraftaki tarım ürünlerine uygulanan kimyasal zehirlerin de arıları öldürdüğünü biliyoruz, buna da dikkat edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

“Yerli arı ‘Yalancı Bahara’ inanmaz”

Arıcıların en büyük korkularından birinin de ‘Yalancı Bahar’ olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, “Bir de ‘Yalancı Bahar’ denen bir olay var, kışın ortasında havalar birden güzelleşiyor, sıcaklık artınca bu sefer arılar aktif hale geliyor, dışarıya çıkıp nektar ve polen aramaya başlıyor. Nektar ve polen getirmek için uçmaya başlıyor, uçma faaliyeti arıların ömrünü kısaltıyor. O nedenle biz bu dönemlerde arıların kovandan çıkmamasını tercih ediyoruz. Tabi bunu nasıl sağlarız? Eğer bulunduğumuz bölgenin arısıyla çalışırsak, yerli arı bunu bilir, yani kışın ortasında yaşanan baharın yalancı olduğunu, etrafta çiçek ve polen bulunmadığını bildiği için kovandan dışarıya çıkmıyor. Ama farklı bir bölge ya da ülkeden gelen koloni varsa onlar bu durumu bilmediği için uçmaya başlıyorlar, yavru faaliyetlerine başlıyorlar. Arkasından da soğuk vurduğu zaman, koloni, yavrulu alanı ısıtamadığı için yavru üşümeleri ve arkasından yavru hastalıkları dediğimiz Amerikan yavru çürüklüğü hastalığı, Avrupa yavru çürüklüğü hastalığı ortaya çıkıyor ve bunlar nedeniyle koloni kayıpları yaşanıyor” dedi.

Arıların ‘Yalancı Bahar’ tabir edilen zamanlarda dışarı çıkmaması için de üreticilerin bazı önlemler almaları gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Özkay, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı:

“Üretici, eğer o bölgenin arısıyla çalışmıyorsa, bu sefer bal ve polen stoğu olan arılar bu havalarda dışarı çıkmıyor, bunun dışında kolonide bir açlık olayı varsa, stoklar yeterli miktarda değilse, arı da dışarı çıkıp yiyecek bulma davranışı gerçekleşiyor. İşte arıcılarımız bunun önüne geçmek için o kışın ortasındaki güzel günlerde arılara şeker şurubu vermesi lazım. Şeker şurubu ile beslendiği zaman arı verilen o besinle kendi stoklarını oluşturmaya çalışacaktır. O şurubunda iki birim pancar şekeri bir birim su olarak hazırlanması lazım, bala yakın bir kıvamda olması gerekir. İkinci beslenme olayı da içeride yavru faaliyetlerini gerçekleştirebilmesi için polen gerekli, arıcılarımız o zaman da baharda topladıkları ve difrizde sakladıkları polenler ile kek yaparak veya arı sağlığına uygun ham maddelerden yapılmış ikame polen yemlemesiyle arılarını yemlemeleri gerekiyor.”

 

Rahim Demirbaş “Ülkemin sevgili idarecileri ,insafınız yok mu”

Rahim Demirbaş “Ülkemin sevgili idarecileri ,insafınız  yok mu”

Ülkemin sevgili idarecileri ,insafınız  yok mu aldı dert beni.Şahin pençesinde giden kuş gibi bağıttı  çağırttı  yedi dert beni.

Ben şaşkınlığımdan Konya valisine bir dilekçe gönderdim. Bir aya yakın oldu bir cevap alamadım. Alacağımıda sanmıyorum.

Mektubu size gönderiyorum. Ekleyip çıkarma yapıp değerlendire bilirsiniz Saygılar Valilik Makamına Konya Sayın Valim Ben İlçeniz Ereğlinin Beyören Köyünden (Mahallesinden) 1940 doğumlu Emekli Matematik öğretmeni Rahim Demirbaş Köyümüz ülkemizin en fakir köylerinden birisi. Bende bu köyde yaşayan yoksul ailelerden birinin çocuğuyum.

Köyümüzde ilkokul 1956 da açıldı. İlkokulu dışarıdan bitirip Üniversiteyi köyümde ilk okuyan benim.

Allah devletimize zeval vermesin 1957 yılında İvriz Öğretmen okuluna girip oradan devam ettim.

1967 yılında Ankara Fen fakültesi Matematik Astronomi bölümünü ve Ankara Yüksek Öğretmen okulunu bitirerek Afyonun Dinar lisesinde ilk görevime başladım.

Bundan sonra milli Eğitimin çeşitli okullarında ve değişik görevlerde 45 yıl çalıştım.

Selçuk Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışırken 1986 yılında Ereğli de Dershane açtım.

O zaman Ereğli de dershane ihtiyaçtı.

Dershane açmadan önceki yıl bir dershane vardı ve Ereğli’de üniversite ve yüksek okulları kazanan öğrenci sayısı 98 kişi idi.

Ben dershaneyi açtıktan sonra bu sayı 500 kişiden aşağı düşmedi.

Çok güzel çalışmalar yaptım. Dershanemden sadece tıpla ilgili bölümlere 312 öğrenci gönderdim. Diğer bölümleri ona göre düşünelim.

Şu an Ereğli’de görev yapan öğretmenlerin en az %25 öğrencim.

Doktor eczacı mühendiste aynı.

Dershanede 15 yıl yaklaşık 40 öğretmenle çalışırken her yıl 100 civarında sıkıntılı ailelerin çocuklarını ücretsiz okuttuk.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Aynı zamanda Türkiye’de en düşük ücretle öğrenci okutuyorduk. Bu arada Fetullahçılar dershane açtılar, birkaç yıl karşılarında direndim.

Eşit şartlarda rekabet etmemiz mümkün değildi.

Bütün okul idarelerini ele geçirdiler vatandaşa okul ,dershane ve yurtlar yaptırdılar .

Öğretmen olmayanı bile öğretmen olarak çalıştırıyorlardı hem de çok ucuza.

Kermesler Lütuf yemekleri esnafın yardımları kurban derileri toplanıyor,Soruları çalıp başarıyı yüksek gösteriyorlardı..

Çeşitli ülkelerde okul açtıklarını söyleyip dünyayı  Müslümanlaştıracakları propagandası.

Türkçe olimpiyatları TV leri Gazete ve dergileri, ablaları ağabeyleri ,hepsi onların dershanesine öğrenci yönlendirdi.

Velileri kandırmışlardı.Bunun karşısında gariban Rahim’in dershanesine gelen öğrenci azaldı.

Bu arada 1998 yılında köyümde 500 dekarlık bir arazide orman oluşturmaya başlamıştım.

Dershaneden elde ettiğim gelir ve Üniversitede çalışırken çocuklarımla kendi yaptığım kök boyalarla boyadığım iplerle dokuduğum halılardan elde ettiğim birikimime güvenerek bu ülkenin en kurak bölgesinde rol model olarak orman oluşturuyordum.

Orman umduğumdan güzel oldu.Ne yazık ki dershanem ormanımı destekleyemez oldu Ormandan dönüşüm yoktu..

Öğretmenlerimin sigortasını ödeyemez duruma düştüm.2013 te dershaneyi kapattım.Şimdi çok müşkül durumdayım Dershanenin sigorta borcundan dolayı ormanımın arazilerine haciz yoluyla satış kararı çıktı.

Gerçi Borcumu yapılandırdım satış şu an durdu.1. taksiti öğrencilerimin ve eşin ,dostun yardımı ile ödedim fakat geri kalan taksitleri ödeme şansım yok.

Valilik olarak durumumu değerlendirip borcumun ödenmesinde yetkinizi kullanmanızı diliyorum.Saygılarımla NOT: Ormanımda 32 bin ağaç var ilk dikilenlerin boyları 14 metreye ulaştı.

Güzel bir örnek oldu.Ülkemizin çeşitli şehirlerinden Konya’dan, Ereğli’den okullar gelip ormanı ziyaret ediyorlar .73 köşe yazarı ormanla ilgili yazılar yazdı,değişik TV kanallarından gelip çekim yapıp gösterdiler.

Üniversitelerden öğrenciler gelip ödev yapıp güzel puanlar aldılar.

Beni çeşitli okullardan çağırıp konferanslar verdirdiler.Ne yazık ki orman tehlikede; Devletimin yardımına muhtaç.18 yıldır götürdü geri dönüş olmayınca dershanemde kapanınca elim daldan kesildi.

Çalışmalarımı Ereğli İlçe tarımdan; Orman şefliğinden,Belediyeden Kaymakamlıktan sorgulaya bilirsiniz.İnternete ismimi yazıp,TRT Haber Güzel Ülke 37.program,Diyanet TV birde bana sor 126 program V.s Araştırabilirsiniz Adres; Konya Ereğli Beyören köyü Rahim Demirbaş  Ereğli/KONYA Tel;0 532 490 46 42

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve yazı

Orman,Su,Toprak,Meralardaki Talan Yozlaşmanın ürünü

Hak ve Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Güzel Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR ile Sakarya ilinde Ormanların,Suların,Meraların,Tarım Alanlarının üzerindeki baskı unsurlarını ve Kültürel Yozlaşmayı  birlikte değerlendirdiler.

Büyükşehir Yasası  Kötü  amaçla kullanılıyor

Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR”Çayır ve mera kaynakları, hayvansal üretimin yem kaynağı olma özelliği yanında, birçok önemli görevleri de yerine getirmektedir. Bunların arasında yeşil örtü olarak fotosentez olayıyla oksijeni desteklemesi, toprak ve su kaynaklarının korunması gibi görevleri ile doğal dengenin korunmasına ve ekosistemlerin oluşmasına çok önemli destek vermektedir. Yapılan araştırmalara göre yeşil örtü olarak çayır ve meralar, toprak ve su kaynaklarının su ve rüzgar erozyonu ile yok olmalarına engel olan en etkin görevi üstlenmektedir.

Makinalı tarımın gelişmeye başladığı 1950 yıllarından beri 16 milyon hektardan fazla tarım arazisi, sürülerek tarla arazisi haline getirilmiştir. Ayrıca aşırı otlatma, erken ve geç otlatmalar, mera iyileştirme önlemlerinin alınmaması, bu kaynakların giderek tahribine yol açmaktadır.Büyükşehir Yasasının  devreye  girmesi ile  sanki  ganimete   kavuşmuş  gibi  Köy  Ortak Malları  ile Meralar başka  amaçlar  için  değerlendirilmeye başladı.Bunu  doğru   bulmuyorum.”

Tarım arazileri Betona  dönerken Ormanlar ve  Meralar  Tarım  alanına  döndü

Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR”Hızlı nüfus artışı çok sayıda sosyoekonomik ve politik sorunların ortaya çıkmasına yol açmanın yanında, yanlış arazi kullanma ve toprak kayıpları nedeniyle ekonomimize ve kalkınmamıza önemli etkileri olan sorunlar da yaratmaktadır.
Diğer yandan hızlı nüfus artışı gereksinimlerin karşılanması açısından, üretim ve tüketim ilişkilerini de olumsuz yönden etkileyecektir. Özellikle tarımsal üretimde birim alandan daha yüksek ürün almayı özendiren olumlu sayılabilecek etkisi yanında, orman ve meraların tarım arazilerine dönüştürülmesi gibi olumsuz ve zararlı yöndeki gelişmelere de neden olmakta ve bunları hızlandırmaktadır.

Su; eritici, taşıyıcı ve besleyici özellikleri ile, tüm canlıların yaşamsal önemde yararlandığı bir doğal kaynaktır. Topraklar ile birlikte ekosistemlerin önemli bir öğesini oluşturur. Ekosistemleri besler. Bunlara karşın suyun, bozulan ekosistemleri tahrip etme, toprağı aşındırma, taşıma ve su erozyonunu oluşturma gibi özellikleri de vardır. Türkiye gibi erozyona müsait toprak ve iklim koşullarına sahip ülkeler için, bu özellikler tahrip edici olayları ortaya çıkarmaktadır. Çeşitli nedenlerle hızla yok edilen yeşil örtü, bu tip erozyonun baş nedeni olmakta, toprak kaynaklarını bir daha kullanılamayacak hale getirmektedir. Erozyondan etkilenen 58 milyon hektar toprağın önemli bir bölümü, bu tip erozyonla yok olmuştur.

Biyolojik zenginlikler yönünden Türkiye dünyada önde gelen ülkelerden birisidir. Çok sayıda bitki kaynağının vatanı Türkiye’dir. Yalnız ülkemizde yetişen endemik bitki türleri bakımından çok önemli bir kaynağa sahibiz. Bilimsel ve ekonomik yönden yararlanabildiği takdirde, çok yararlı sonuçlar alınabilecek biyolojik bir zenginlik potansiyelimiz vardır. Bu zengin potansiyel kaynaklarımızla yaşamsal bir bağlantı içerisindeyiz. Maalesef bu zenginliklerimizi de hızla yok etmekteyiz. Bitkisel kökenli doğal zenginliklerimizi; yanlış arazi kullanımı, aşırı tüketim ve bitkisel zenginlik kaynaklarımızın yaşamlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye sokacak biçimde aşırı düzeylerde tahrip edilmeleri, bu kaynaklarımızın kaybına neden olmakta, çıplaklaşan toprağın erozyonla taşınmaları ve yok olmaları ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca hızlı nüfus artışının toprak istemlerinde ortaya çıkardığı baskılar, bu doğal kaynakların ve zenginliklerin tahribine neden olmaktadır.

Dünya gittikçe küçülmektedir. Canlıların yaşayabildiği ya da yaşayabileceği bir başka gezegen henüz keşfedilmemiştir. Çok uzun yıllar ve yüzyıllar boyunca bu dünya üzerinde yaşayacağız. Dünyanın tahribi, ekolojik dengelerin bozulması, sadece bir ülkeyi değil, tüm dünyayı tehdit etmektedir. Brezilya ormanlarının tahribi, dünya ikliminin değişmesine neden oluyor, atmosferdeki oksijen – karbondioksit dengesini etkiliyor. Tüm dünya ülkelerinin bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevreyi tahrip etmeleriyle ekolojik dengenin bozulması ortaya çıkmaktadır. Orman azalması ve çölleşme, dünyanın önde gelen problemi haline gelmiştir. Eğer dünyada milyonlarca kişi açlık çekiyorsa, bu olaylar insan oğlunun geçmiş dönemde yaptığı hataların, kaynak tabanlarını tahrip etmelerinin faturası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hataların faturalarını gelecek kuşakların ödemesini istemiyorsak, ekolojik dengelerin bozulmasına neden olan hatalı uygulamalardan vazgeçmeliyiz

Yanlış arazi kullanımı, bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kentleşme sürecinde ve kıyılarımızın turizme açılmasında da yanlış arazi kullanımı uygulamaları sürmektedir. Hızlı kentleşme, kent nüfuslarının hızlı artışı ve gecekondu olayının süregelmesi, kent topraklarının genişletilmesini ve bu arada plansız ve bilinçsiz arazi kullanımı sorunu ve tarımsal toprakların yerleşim yeri olarak kullanılması olayını da birlikte getirmektedir. Mevcut bitki örtüsünün kaldırılması suretiyle yapılaşmalara açılan topraklar, yanlış toprak kullanımının öncüleri olmaktadır.

Kentleşme ve sanayileşmenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri birkaç yönde sürecektir. Birincisi, değerli tarım topraklarının özellikle kıyılarda hızla kentsel kullanımlara açılmasıdır. Kamu eliyle tarıma elverişli duruma getirilmeleri için para harcanan verimli topraklar bile kamunun kayıtsızlığına kurban gidebilmektedir.

Sanayi sektöründe gelişmeler, organize sanayi bölgeleri için yer seçimi, genellikle altyapıların ekonomik kolaylıklar sağladığı yörelerde kurulacak biçimde yapıldığı gözlenmektedir. Hiçbir düşünce, ham maddesinin üretildiği birinci sınıf tarım alanı üzerine, bu ürünü işleyen sanayi tesislerinin kurulmasına olanak vermez. Çukurova’da pamuk üretimine elverişli, sulama tesisleri tamamlanarak sulamaya açılmış birinci sınıf alanlardaki tekstil fabrikalarının kuruluşu, oradaki yol, su ve elektrik enerjisi olanaklarından kolayca yararlanma amacından kaynaklanmaktadır.

Tarım topraklarının, artık üzerinde tarım yapılamaz hale getirilerek yok edilmelerinin diğer bir biçimi de, bunların toprak sanayilerinde kullanılmak üzere satın alınmalarıdır. Tapuda herhangi bir işlem yapılmasına gerek kalmadan satılan, toprak sanayiine elverişli, fakat uzun yıllarda oluşmuş alüviyal topraklar, ana kaya düzeyine ininceye kadar alınmakta ve fabrikalara taşınarak tuğla, kiremit, seramik vb. yapımı amaçlarıyla ham madde olarak kullanılmaktadır. Tarıma elverişli topraklar dışında, aynı amaçla kullanılabilecek kaynaklar ilgili kuruluşlarca saptanarak ilgililere önerilmekte ise de, çeşitli nedenlerle bu ocakların kullanılmaları sağlanılamamaktadır.

Toprakların verim güçlerinin kaybolmasına neden olan diğer bir kirlenme şekli de, kimyasal kirlenmelerdir. Bu tür kirlenmelerde ana etmenler atmosferik çökelmeler, asit yağmurları, atık sular ve bunlarla kirlenmiş suların toprakta bıraktığı kirletici elemanlar, arıtma tesislerinden çıkan kirli çamurların toprakta yaptığı kirletici etkiler, tarımsal ilaçların bazılarının toprakta birikmeleri ile oluşan kirlenmelerdir. Ayrıca sulama yoluyla ortaya çıkabilecek, tuzlanma ve çoraklaşma gibi toprağın verim gücünü azaltan, hatta giderek tarımsal üretimde kullanılmasını önleyen fiziksel ve kimyasal kirlenmeler de toprak kaynaklarına olumsuz etkiler yapmaktadırlar.

Görüldüğü gibi toprağı kirleten dış etmenler yanında, tarımsal üretim sürecinde bizzat bu üretimin yarattığı kirlenmeler de tarım topraklarına olumsuz etkiler yapmaktadır.

Bir örnek olarak, Çukurova, Aşağı Seyhan Projesi alanından hatalı sulamaların ve gerekli tarım tekniklerinin kullanılmaması vb. nedenlerle oluşan tuzluluk sorunu, taban suyunun yükselerek tarımsal üretimi olumsuz bir şekilde etkilemiş olması gösterilebilir. Türkiye’nin diğer sulama projelerinde de gözlenen bu olumsuz sonuçların, GAP sulamalarında yinelenmemesi için toprak kayıplarını önleyici önlemlerin alınması gereği de vurgulanmalıdır. Toprağın özellikle ağır metaller, toksik maddelerle kirletilmeleri, bu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkiler aracılığı ile besin zincirine karışmakta ve insan sağlığını etkileyici zararlı düzeylere ulaşabilmektedir.

Topraklarımızın korunması ve geliştirilmesi, tarım topraklarımızın verimlerini artırarak kullanılmaları ve korunmaları konusunda temel mevzuatın yetersizliği de toprak kayıplarına neden olan önemli etmenlerden birisini oluşturmaktadır. Mevcut mevzuatın da ülke topraklarının gereği gibi korunmaları için etkili olarak kullanılmamaları var olan boşluğu daha da genişletmektedir.

Yapılan Göletler   sadece  süs  olarak  kalmıştır.Göletlerin  çevresin

Kültürel Yozlaşma  : Yabancı kültürlerin olumsuz etkisi ve toplumun kendi öz değerlerine yeterince sahip çıkmaması sonucu meydana gelen kültürel bozulmadır.

Gençlerin batı kültürüne özenmesi, yardımlaşmanın yerini çıkarcılığın ve duyarsızlığın alması, anadilin yabancı kelimelerle yozlaşması, dini bayramların özünden uzaklaşıp tatile dönüşmesi, işyeri isimlerinin yabancı kelimelerden seçilmesi.

Bir milletin kültürel değerlerini kaybetmesi, aslından uzaklaşmasıdır. İnsanların kendi kültürlerini hiçe sayarak başka kültürlerden etkilenme durumuna denir.


Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütününe kültür denir. İşte bu deperlerin ve araçların kaybedilmesi yada bunların yerine yeni ve yabancı unsurların katılması süreci kültürel yozlaşma olarak adlandırılır. Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, geçmişte yaşayan insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Bu mirasın kaybedilmesi yozlaşmaya neden oldur.

Türkçe, dünyanın en güzel, en zengin, en büyük ve en köklü dillerinden biridir. Asırlarca 3 kıtada konuşulmuş, yazılmış ve okunmuştur. Bu gün hala, Türkçe, farklı şiveleri, lehçeleri ile dünya üzerinde en geniş coğrafyada konuşulan bir dildir.

İnsan, dil ile, dile ait kavramlarla düşünür; duygu ve düşüncelerini, dilek ve şikayetlerini, dil ile anlatır. Dilin bozulması ile iletişim de bozulur; insanların, nesillerin birbirini anlaması güçleşir ve milletin devamı inkıtaya uğrar. Dil, bir milleti diğerlerinden ayıran unsurdur. Bir milleti parçalamanın yollarından biri de, o milletin dilini yozlaştırma, bozmadır. Bu açıdan Türkçe’mizin durumunu düşünelim! Türk insanı, Türkçe’ye sahip çıkmalıdır.

Milletler ve milli kültürler arasında, karşılıklı alış verişler vardır; bu karşılıklı etkileşimden kaynaklanır. Bu etkileşim sayesinde, diller de birbirinden etkilenebilir. Bu çerçevede Türkçe’de, tarih boyunca diğer bazı dilleri etkilemiş ve onlardan da etkilenmiştir. İslamlaşma sürecinde Arapça ve Farsça’dan etkilenen Türkçe, Tanzimattan sonra millet olarak yaşadığımız Batılılaşma sürecinde Fransızca, Almanca, İngilizce…den etkilenmeye başlamıştır. Bir takım çevreler, Arapça ve Farsça sözcüklerin dilimize girmesine karşı çıktıkları kadar Avrupa dillerinden, Türkçe’ye giren sözcüklerin varlığına karşı çıkmamaktadırlar; bu, hayret ve endişe verici bir tavırdır ve yanlıştır. Ancak bugün Batı dillerinden aldığımız sözcükler o derece had safhaya ulaşmıştır ki; buna dil anarşisi demek doğru olur. Çocuk isimleri, sokak isimleri, semt ve belde isimleri, dükkan isimleri…. çoğunlukla yabancı isim olarak karşımıza çıkıyor. Artık bu kadarına da pes demek gerekir. Adeta “Herhalde burası Türkiye değil!” diyesi geliyor insanın. Kültürüne, milletine bağlı insanların, Türk diline sahip çıkmaları gerekir. Sömürgeci güçler, sömürgeleştirmeye başladıkları milletlerin dilini bozmaya çalışırlar. Bu noktada uyanık olmak gerekir.

Bugün artık memleketler silahla, askerle değil kültürle, ekonomi ile işgal edilmektedir; bu, görünmeyen ama daha etkili bir işgal yöntemidir. Açıktan işgale göre daha sakıncasız ama daha kalıcıdır. Türk dili ve Türk kültürü, işgale uğramaktadır. Türk kültürü ve Türk dili, saldırı altındadır; nesiller arasında uçurum oluşturulmaktadır. Türk genci, bundan 50- 80 yıl önceki Türkçe’yi anlayamaz duruma getirilmiştir. Milletin devamlılığına darbe vurulmaktadır.

Dil ile düşünce arasında, düşünce ve kültür üretme, üretilen düşünceyi ve kültürü aktarma arasında yakın ilişki vardır. Birey ve toplum olarak, ne kadar çok sözcük sahibi isek; düşünce ve kültür üretimi, aktarımı o kadar yetkin, güçlü olur. Düşünce, o kadar derin ve köklü, kuvvetli olur. Maelesef Türkçe’nin yozlaştırılması, buna göz yumulması ile Türk insanı düşünce ve kültür üretememekte, dili dışardan alarak, dilde taklit yaparak, düşünce ve kültür üretiminde de taklide başlamıştır. Dilde taklitçilik, düşüncede ve kültürde de taklitçiliği beraberinde getirmekte; artık kendimiz olamamaktayız; başkalaşmaktayız! “Ses bayrağımız Türkçe’ye sahip çıkalım!” Türkçe’yi cıvıklaştıran ve cıvık bir Türkçe kullananlara Türkçe’yi kullanarak tepki gösterelim!

Çocuklarımıza geleneklerimizin, örf adetlerimizin öğretileceği, Köy Enstitülerinin günümüze uyarlanmış modeli esas alınarak uygulamalı eğitim sistemine geçilmesi ile daha birikimli ve eğitimli bir kuşak yaratabiliriz.

   Cumhuriyet Dönemiyle birlikte Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan kültür seferberliği örnek alınarak çağdaş  kültürel etkinlikler öne çıkartılmalı ve bu yönde çok titiz bir çalışma dönemine girilmelidir.

   Unutulmamalıdır ki, kültürel değerlerle desteklenmemiş, uygulamalı eğitim yerine ezberciliğin desteklendiği modellerle çağdaş yaşama ayak uydurmamız olanak dışıdır.

   Bu sistemler yerine ezberciliği destekleyen sistemlerde ısrar edildiği sürece, verilecek eğitimlerle dünya görüşüne uzak, çok yönlü düşünemeyen tek tip insan modelleri yetiştirmeye devam ederiz.

   Bu yaklaşımlarla da çağdaş bir yaşamı, toplumsal barışı yakalamamız hayal olur.

Kültürel beslenmeye, yararlanmaya, iyi ve güzel nerede ve kime ait olursa olsun faydalanmaya açık olalım ama daima kendimiz olarak kalalım.

      

Havamızı, toprağımızı, suyumuzu, kültürümüzü kirletenlere  seyirci  kalmayız

Hak ve Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Güzel, Sakarya’daki su varlıklarının tehlike altında olduğunu iddia ederek, Sakarya’ın en önemli su kaynağı olan Sakarya  Nehri, Sapanca  Gölü, 30 Civarında  Su  Fabrikasının  bulunduğu  su kaynakları  ile  zengin olmasına  rağmen  halkın  faydalanmasına  baktığımızda  aynı   güzelliği  göremiyoruz.
Hak ve Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Güzel” Su, doğal yaşam için en temel ihtiyaç. Suya erişim ise her canlı için temel bir hak. Su piyasa değeri olan bir meta değil, insanlığın ve doğanın ortak varlığıdır. Ancak sularımız, artan nüfus, plansız ve sınırsız büyüme, yanlış tarım, sanayi ve madencilik politikaları ile birlikte kirlenmeye ve tükenmeye başladı. Son 60 yılda Türkiye su kaynaklarının yüzde 60’ını  bu nedenlerle kaybetti. Derelerimiz, denizlerimiz, yer altı sularımız, kıyılarımız, ormanlarımız, biyolojik çeşitliliğimiz yasal düzenlemelerle gözden çıkarılıyor, doğal ve kültürel varlıklarımız, yaşam alanlarımız bir bir yok ediliyor. ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı’, ‘Su Kanunu’ ve ‘Mera Kanununda Değişiklik’ gibi yasal düzenlemelerle pek çok milli park ve 1.derece sit alanlarında şirketlerin faaliyetleri kolaylaştırılıyor ve koruma alanlarında her türlü enerji santrali inşaatı, maden arama ve işletme tesisinin önü açılıyor. Nükleer, termik, jeotermal, HES’ler, altın, gümüş, nikel, maden ocakları ve işletmeleri, çimento fabrikaları, yasalar, yönetmelikler ve daha pek çok araç ile yaşam alanlarımız yok ediliyor” dedi.

Güzel, “Sakarya Topraklarında  her çeşit bitki ve sebze türünün sulamasında kullanılmakta olup Türkiye’de bu kadar fazla bitki ve sebze çeşidinin sulamasında kullanılan başka bir nehir yoktur.Aydın tarımı sağlıklı ve sürdürülebilir gıda üretmede ciddi sorun yaşar hale gelmektedir. Oysa biz çok iyi biliyoruz ki yüzey ve yer altı sularında su seviyesi ve kalitesini korumak, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminde ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında hayati öneme sahiptir. Hali hazırda dünyada pek çok ülkede yaşanan savaş ve göçler ile yakın gelecekte dünyada yaşanması olası savaşlar su ve sağlıklı gıda için verilecektir”

Güzel“Türkiye ve Sakarya olarak sahip olduğumuz yer üstü ve yer altı su varlıklarımız bizim en önemli zenginlik kaynaklarımızdır. Birde küresel ısınmaya bağlı dünyada yaşanacak su azlığı ve çölleşmenin Türkiye ve Sakarya’nın da içinde bulunduğu Marmara bölgesinde en fazla yaşanacak olması temiz ve sürdürülebilir su zenginliğimizin önemini daha da arttırmaktadır. O nedenle Sakarya’lılar olarak bizlerin bir damla su varlığımızı bile göz bebeğimiz gibi korumamız, temiz tutmamız gerekir. Hiç bir enerji kaynağı yaşamdan daha değerli değildir. Hele hele bu enerji kaynakları yerel halka ve yönetimlere hiç bir katkı sağlamazken, sürekli şekilde bu zenginliğin öneminden bahsedilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Sakarya’da havamızı, toprağımızı, suyumuzu, kültürümüzü kirleten ve yok olmasına sebep olacak hiç bir faaliyete izin verilmemesini istiyoruz. Keşke demeden öncede gerekli yasal düzenleme, tedbir ve denetlemelerin yapılmasını talep ediyoruz”