Category Archives: Manset

Kürt Sorununa ve Tüm Ulusal Sorunlara Demokratik Çözüm Yolu

Genç Anadolu Partisi Genel Başkanı Ali ALEMDAROĞLU ”20.yüzyılda Ortadoğu’da oluşturulan sınırlar arasında dağıtılan Kürt nüfus yüz yıldır kendi kimliğine kavuşmamış dilini kültürünü devlet güvencesinde huzur ve güven içinde yaşayamamıştır.

Asimilasyon ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Kürt nüfusa sahip bölge ülkeleri toprak kaybetmek kaygısı ve korkusu taşmışlardır. 20.Yüzyılın başlarında tüm uluslarda olduğu gibi Kürtler de de uluslaşma arayışları ve çabaları doğal olarak başlamıştır.

Bağımsız veya özerk devlet kurma denemeleri yapılmıştır.

Ancak geçen yüzyıl boyunca kendi Kürt nüfuslarına makul çözüm sunamayan ülkeler küresel güçlerin baskılarıyla karşılaşmaya başlamışlar ulusal ve ülkesel sorun önce komşular arasında bölgesel boyut kazanmıştır. Son 20 yılda ise Kürt diasporasının da etkinliğini arttırmasıyla küresel bir boyut ulaşmıştır. Irak merkezi yönetimi başta olmak üzere, tüm komşuların karşı çıkmalarına rağmen süper güçlerin rızası ile Kuzey Irakta şimdilik bir Kürdistan Federe Yönetimi kurulmuş bulunmaktadır. 2011 den bu yana bölge halklarının ve devletlerinin nerdeyse tüm tasarruflarının silahlanmaya, çatışmalara harcandığı, silah üretenlerin refahını arttırırken bölge halklarının yoksulluk ve sefaletine neden olan savaş sürecinde yeni oluşumlar ve projeler ortaya çıkmaya başladı.

Irak iç savaşının defacto sonuçlarından birisi Kürdistan oluşumu ise Suriye iç savaşının da defcato sonuçlarından bir Rojawa gerçeği olarak belirmeye başladı. Bu oluşum sürecinde de Rusya tarafından hazırlanan yeni Suriye Anayasa taslağında yerel özerklik önermesindeki gibi yine ev sahibi ulus devletlerden çok süper güçlerin müdahalelerinin, belirleyici olduğu açıkça görülmektedir. Kürt kimliğini benimseyen kendi yurttaşlarımızla dış müdahalelere mahal bırakmaksızın çözüm bulmak kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Ülkemiz topraklarında yerleşik ve kendilerini Kürt olarak tanımlayan nüfusun, azınlığına çoğunluğuna bakmaksızın tüm temsilcilerinin katılımıyla belirlenecek talepleri doğrultusunda kurulacak Akil İstişare Masasında buluşarak sorunu ele almak yegâne çözüm olarak önümüzde durmaktadır.

Tarafların eşit koşullarda ön şartsız temsil edildiği, gerekirse küresel gözleme açık olarak sorunların ve çözüm önerilerinin karşılıklı ele alınarak, temel insan hakları esaslı, acısız, kansız ve gözyaşsız, ortak kabul görür bir çözüm aranmasından ve üretilmesinden başka bir yol yoktur. Denenmemiş bu yol dışındaki tüm seçenekler bir asır boyunca denenmiş ve sonuçsuz kalmıştır.

Eğer yine süper güçlerin askeri- ekonomipolitik zoruyla arkada kan ve gözyaşı ve sefalet bırakarak bu çözüme boyun eğmek zorunda kalmak istemiyorsak çözümü kendi aklımızla hep birlikte üretmek zorundayız. Bir asırlık Kürt sorununda örnek model bir çözüm ile Türkiye’nin iç barışa, huzura, gerçek bir demokrasiye kavuşması, Ortadoğu’nun da demokratikleşmesinde belirleyici olacaktır.

Yeni Demokratik Türkiye’nin bölgenin lideri ve rol modeli olabilmesinin yolu, Kürt sorununu köklü ve kalıcı temelde evrensel ve ulus üstü hukuk ilkelerine uygun çağdaş demokratik ölçülerde geliştirerek çözüme kavuşturabilmesiyle mümkün olacaktır.

Genç Anadolu Partisi Genel Başkanı Ali ALEMDAROĞLU

Yine bu topraklarda o günkü Genç Anadolu Siyaseti ile Yeni Demokratik Cumhuriyetin 1921 yılında tüm kurucu kesimlerin ortak aklıyla atılan temellerin üzerinde, ötekileştirici, bölücü yaklaşımlar yerine çoğulcu ve katılımcı nitelikli, yerel yönetimlerle ortak yetki paylaşımları ile kronikleşen sorunlara çözüm üretmek mümkün olacaktır.

Partimiz, tüm Anadolu halklarının eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşayabilmelerinin en kararlı savunucusudur.

Bu çözüm modeli Kürt sorununda olduğu gibi olası diğer ulusçuluk eğilimlerinin de derin yararlara dönüşmesini önleyecektir.

Başta Kürt dili olmak üzere diğer tüm diller ve kültürel hakları yasal güvenceye alınacaktır.

Gelecek Partisi Adapazarı İlçe Kongresi yapıldı

Gelecek Partisi Adapazarı İlçe Kongresi yapıldı

Gelecek Partisi, Adapazarı İlçe Teşkilatı 1. Olağan Kongresi gerçekleştirildi. Tek liste halinde gidilen kongrede kurucu başkan Faruk Albay yeniden ilçe başkanı seçildi.

İl Başkanlığı binasında yapılan kongreye; Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, Kurucu Üye Nuray Sağıroğlu, İl Başkanı Ender Serbes, ilçe başkanları, çeşitli kademelerde görev alan partililer ve delegeler katıldı.

Kongreye tek liste ile giren Faruk Albay ilçe başkanı seçilirken, yönetimi kurulu ise şu isimlerden oluştu. “Emrah Kara, Cemal Güler, Serhan Başaran, Atakan Ergin, Esra Ortalı, Tuğçe Avcı, Ferit Kanar, Furkan Baştürk, Tarık Aksakal, Çetin Dağtekin, Şeref Boz, Metin Ayaz, Feyaz Uzun, Nurettin Burçak, Cemalettin Kaya, Recep Kolayyılmaz, Mevlütcan Seçkin, Mehmet Kılıç, Mustafa Enes Numal, Yasin Yılmaz, Hüseyin Tank, Aydın Filiz, Feridun Önal, Neriman Seçkin.”

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Sevilay Gönen dahil
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Sevilay Gönen dahil, ayakta duran insanlar, şunu diyen bir yazı 'ECEK GELECEK PARTİSİ ADAPAZARI OLAĞAN KONGREMİZE OHOŞ GELDİ'
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Sevilay Gönen dahil, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Sevilay Gönen dahil, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 13 kişi, Sevilay Gönen ve Muhittin Yazgan dahil, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Sevilay Gönen dahil, ayakta duran insanlar, şunu diyen bir yazı 'GELE DA PARTİ'
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: Turan Dursun, ayakta
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, oturan insanlar ve sakal
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Sevilay Gönen dahil, ayakta duran insanlar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i Kanal İstanbul konusunda bilgilendirdi.

AKŞENER’DEN İMAMOĞLU’NA “KANAL İSTANBUL” DESTEĞİ: “ÜZERİME NE DÜŞÜYORSA YAPMAYA HAZIRIM”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i Kanal İstanbul konusunda bilgilendirdi. Akşener, İmamoğlu’nun, “Sizin bu konudaki çabalarınızı biliyorum. İstanbul halkı adına da yürekten teşekkürlerimi sunuyorum; minnet duyuyorum. Bayramdan sonra bu süreci tümüyle kamuoyu önüne serme konusunda ciddi bir kampanya başlatacağız. Çünkü bu tehdidi bertaraf etmemiz lazım” sözlerine, “Söylediklerinize yüzde 100 katılıyorum. İhanet bu İstanbul’a. Nasıl engellenecek? Tamamen kamuoyu baskısıyla engellenebilir. İstanbul’da ikamet eden bir şahıs olarak üzerime ne düşüyorsa yapmaya hazırım” karşılığını verdi.

FLORYA / İSTANBUL

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin “deprem” ve “mülteci sorunu” ile birlikte en önemli 3 probleminden biri olarak sıraladığı Kanal İstanbul projesiyle ilgili siyasileri bilgilendirmeye, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile devam etti. Akşener ile telekonferans yöntemiyle bir araya gelen İmamoğlu, Kanal İstanbul’un bir emlak projesi olduğunu vurguladı. Akşener’e yaptığı sunumda, Kanal İstanbul için 5 bin hektar ormanlık alanın kesilmesinin planlandığını aktaran İmamoğlu, “Bu, 400 bin ağaç demek. Bu, 1 milyon 200 bin kişinin bir yıllık oksijeni demek. Kanal İstanbul, hiçbir ekolojik duyarlılık taşımayan bir projedir” dedi.

İMAMOĞLU: “CİDDİ BİR DOĞA TAHRİBATI”
Planın, kamulaştırma sorunu çözülmeden uygulamaya konulmasını eleştiren İmamoğlu, “Bölge halkını gerçekten mağdur edecek bir konu bu. Bir nevi, ‘Kamu eline geçmeden uygulama yapılamaz’ maddesini tümüyle yok ediyor. Bu, önemli bir travma” diye konuştu. Hafriyat süreçlerinin patlamalarla yönetileceğine dikkat çeken İmamoğlu, “Yaklaşık 11 ton dinamitle kanal açılımı yapılacak. Bu, neredeyse 4 yıl boyunca, 4 şiddetine yakın bir depremi her gün hissetmek gibi bir şey. Dolayısıyla bu, ciddi bir doğa tahribatı” bilgilerini paylaştı.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, yazı ve yakın çekim

AK Parti yönetimindeki İBB’nin 2009 yılında hazırladığı çevre düzeni planında, “İstanbul için hayati önemi var, kesinlikle yapılmamalı” denilen her şeyin kanal projesinde olduğunu vurgulayan İmamoğlu, bunları şöyle sıraladı:

● İstanbul’un kuzeye doğru gelişmesine neden olacak yerleşim kararlarından kaçınılması.

● Tarım ve mera alanlarının amacı dışında kullanımının engellenmesi.

● İstanbul ormanlarının daha iyi korunabilmesi için muhafaza ormanı statüsüne alınması.

● İçme suyu havzalarındaki kentsel gelişme baskılarını engelleyecek tedbirlerin alınması; kıyı alanlarını tehdit eden kullanımlara izin verilmemesi.

● İstanbul’un doğal eşik sınırı olan 16 milyon nüfusun aşılmaması.

İMAMOĞLU: “MALİYET HESAPLARI ÇELİŞKİLİ”

“Katılımda şeffaflık yok” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Kamu yararı yok. Kurum görüşleri hiç yok. İlkeler yok. Burada plana herkes itiraz ediyor. Yapılan tek bir toplantı var. Onda da katılımcıları içeri almıyorlar o bölgede. Komik bir ÇED toplantısı. İBB’nin içine katılması gereken sürecin hiçbirine dahil edilmiyoruz. Bu yetkililere, ‘Gelin bize anlatın’ dememize rağmen, yazılı davetimize rağmen, gelip bunu bize, çalıştayımızda ya da toplantılarda anlatma ihtiyacı bile duymuyorlar. Baktığınızda, ortaya ekonomik olarak bir para koyuyorlar, ‘Kamu yararı açısından burası değerli’ diyorlar. Bir kere maliyet hesabı çelişkilidir ve geçerli değildir. 65 milyar dedi Sayın Cumhurbaşkanı. Ardından 75 milyar dediler. Sonra 100 milyar dediler. Şimdi 145 milyar diyorlar. Ben, 140 milyarı yeterli olacağı bir proje olduğunu asla düşünmüyorum. Kendileri de MPIM’de bu işi 100 milyar dolarlık yatırım olarak tanıttılar. Ben hep söylüyorum: Bunu yapacaklarına, Samsun-Ceyhan Boru Hattı’nı yapsınlar ya da başka bir usul oluştursunlar; zaten tanker taşımacılığı sona erer diye ifade etmiş olalım.”

AKŞENER: “İHANET BU İSTANBUL’A”İmamoğlu, Akşener’e, “Sizin bu konudaki çabalarınızı biliyorum. İstanbul halkı adına da yürekten teşekkürlerimi sunuyorum; minnet duyuyorum. Bayramdan sonra bu süreci tümüyle kamuoyu önüne serme konusunda ciddi bir kampanya başlatacağız. Çünkü bu tehdidi bertaraf etmemiz lazım” sözleriyle seslendi. Sunum için İmamoğlu’na teşekkür eden Akşener, “Söylediklerinize yüzde 100 katılıyorum. İhanet bu İstanbul’a. Nasıl engellenecek? Tamamen kamuoyu baskısıyla engellenebilir. Korku unsuru, insanların üzerinden kalkıyor. İstersek yapabilirmişiz gibi bir ümit var. İstanbul’da ikamet eden bir şahıs olarak üzerime ne düşüyorsa yapmaya hazırım” sözleriyle İmamoğlu’na destek verdi.

“Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, doğrudan milletimizin iradesiyle hayata geçirilen tek yönetim reformudur”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi ikinci yılı değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmada, “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, 200 yılı bulan demokrasi arayışlarımızda, doğrudan milletimizin iradesiyle hayata geçirilen tek yönetim reformudur. Diğer tüm değişimler, ya savaş şartlarında ya da olağanüstü dönemlerde gerçekleşmiştir. Demokrasinin ve cumhuriyetin özüne uygun bu reformun sahibi, bizatihi milletimizin kendisidir” dedi.PlayCurrent Time0:00/Duration Time0:00Loaded: 0%Progress: 0%0:00Fullscreen00:00Mute

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Cumhurbaşkanlığı Kabinesi ikinci yılı değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi.

Konuşmasının başında milletlerin ve devletlerin hayatlarında, asırlara sâri sonuçları olan dönemlerin bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, son yedi yıldır tarihî bir dönemden geçmekte olduğuna işaret etti.  Bu dönemin içinde her türlü tuzak, saldırı, oyun, ihanet, acı ve sıkıntının olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine bu dönemin içinde her türlü mücadele, kahramanlık, cesaret ve zaferin de olduğunu ifade etti.

“BÖLGESEL VE KÜRESEL HER TÜRLÜ SINAMAYI BAŞARIYLA VEREN BİR TÜRKİYE”

“Geçmişte en küçük sarsıntıda demokrasisiyle, ekonomisiyle, siyasi ve sosyal yapısıyla adeta yerle yeksan olan bir Türkiye’den; bölgesel ve küresel her türlü sınamayı başarıyla veren bir Türkiye’ye artık ulaştık” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ülkemizin bu büyük atılım döneminin en kritik değişimlerinden biri de hiç şüphesiz, yeni yönetim sistemimize geçişimiz olmuştur. İlk aşaması 10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi olan bu süreci, 16 Nisan 2017 Halk Oylaması ve 24 Haziran 2018 seçimleriyle nihai noktasına ulaştırdık. Hiç şüphesiz 15 Temmuz darbe girişimi sırasında milletimiz tarafından meydanlarda kurulan Cumhur İttifakı, bu sürecin hızlanmasına büyük katkı sağlamıştır.”

Cumhur İttifakı’nın kurulmasında ve bugünlere gelmesinde büyük emeği olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile tüm MHP’lilere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz gecesi Türk Milleti’nin, millî iradenin üstünlüğü ilkesinin bedelini kanlarıyla ödeyerek, dünya demokrasi tarihine de geçtiğini vurguladı.

Dünyanın siyasi ve ekonomik gerilimlerden iç çatışmalara, Koronavirüs salgınının yıkıcı etkileriyle pek çok alanda yalpaladığı bir dönemde, Türkiye’nin, dimdik ayakta kalarak, farkını ortaya koyduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, en büyük güçlerinin birlik, beraberlik, kardeşlik olduğunun bilinciyle, hedeflerine doğru kararlılıkla yürüdüklerini ifade etti.

“DEMOKRASİNİN VE CUMHURİYETİN ÖZÜNE UYGUN YÖNETİM REFORMUNUN SAHİBİ MİLLETİMİZDİR”

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin, 200 yılı bulan demokrasi arayışlarında, doğrudan milletin iradesiyle hayata geçirilen tek yönetim reformu olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasinin ve cumhuriyetin özüne uygun bu reformun sahibinin, bizatihi milletin kendisi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bu süreçte biz, sadece milletimizin gösterdiği istikamette üzerimize düşenleri yaptık. 24 Haziran seçimlerinde, şahsımı yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanlığına layık gören 26 milyon 331 bin vatandaşımız ile 83 milyon milletimin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum. Yeni sistemde, demokrasinin sacayağı olan yürütme, yasama ve yargı organları arasındaki ilişkileri çok daha netleştirdik. Böylece, her erkin kendi alanında ülkeye ve millete en iyi hizmeti vermesini temin ettik. Nitekim Türkiye, yeni sistemle birlikte bölgesel ve küresel krizlere karşı daha etkin, daha hızlı ve daha kapsamlı refleksler verebilme imkânına kavuştu. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden Koronavirüs salgınına kadar pek çok alanda, bunun somut neticelerini gördük, görüyoruz.”

Yine yeni sistemin verdiği imkânlar sayesinde, eksikleri hızla tamamladıklarını, her değişim gibi, bunun da oturmasının vakit alacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yönetim sistemini değiştirirken, iç ve dış siyasetten, tarihî ve sosyal düzeltmelere kadar, pek çok alanda değişimin sancılarının yaşanması kaçınılmaz olduğunu da kaydetti.

“Türkiye, sınır güvenliği için yürüttüğü harekâtlarda, uluslararası anlaşmalara uygun olarak attığı tüm adımlarda ve ülke içinde aldığı kararlarda, millî egemenlik haklarını kullanmaktadır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçmişinde sömürge ve katliam lekesi olmayan nadir devletlerden biriyiz. Bu gururla, kimsenin hakkına göz dikmeyen, ancak kendi hakkını da söke söke alan bir ülke olarak hareket etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“HAKKI, HUKUKU, GÜVENLİĞİ, HUZURU VE REFAHI HAYATA GEÇİREREK FARKIMIZI ORTAYA KOYACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Etki alanımızdaki her yerde adaleti, hakkı, hukuku, güvenliği, huzuru, refahı, velhasıl insani tüm hasletleri hayata geçirerek, farkımızı ortaya koyacağız. Kimsenin toprağında, egemenliğinde, hele hele doğal kaynaklarında gözümüz olmadığını, bugüne kadar yaptıklarımızla ispatladık. Karşımızdakiler hangi ahlaksızlığı yaparsa yapsın, biz, inancımızın ve tarihimizin bize gösterdiği istikametten şaşmayacağız. Böyle bir duruşta, asla çıkar hesaplarına, kirli pazarlıklara, menfaat için Hakk’a ve halka sırt dönmeye yer olmayacağı açıktır. Bugüne kadar böyle davrandık, bundan sonra da aynı ilkeli, onurlu, insani ve vicdani duruşumuzu koruyarak mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte yönetim yapısında köklü değişikliklere gittiklerini, yeni yönetim sisteminin her türlü değişikliğin süratle yapılabilmesine imkân sağlayan dinamik bir yapısı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da reform, icraat ve değişim temelli bir anlayışla yollarına devam edeceklerini bildirdi.  

“TÜRKİYE; HER LİDERİN GÖRÜŞÜNE BAŞVURDUĞU, İŞ BİRLİĞİNİ ARADIĞI BİR ÜLKE HÂLİNE GELDİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile devletimizin düzenleme yapma fonksiyonunda en ufak bir aksama yaşanmamıştır.  Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar ve bağlı kurumların; 2018 yılında 154 bin 507 olan toplam kayıtlı birim sayısı, birleştirmeler ve ilgalarla 2020 yılında 152 bin 217’ye gerilemiştir. Mahallî idareler seçimleri ve salgın gibi ülkemiz açısından iki önemli hadiseye rağmen, yürütmenin çalışmalarında herhangi bir aksamaya meydan vermedik.  Son iki yılda Cumhurbaşkanı olarak kendi imzamızla çıkardığımız 64 kararname ve 2 bin 755 karar ile milletimize kesintisiz hizmet sunduk.”

Bölgesel ve küresel hemen tüm sorunların çözümünde Türkiye’nin, her liderin görüşüne başvurduğu, iş birliğini aradığı bir ülke hâline geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlıkların faaliyetlerini içeren kapsamlı bilgileri kamuoyuyla paylaştı.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi 2. Yıl Değerlendirme Toplantısı (Tam Metin)

Türkiye’ye göç akını var…

Necdet Buluz

Irak işgal edildi, Suriye parçalanıyor. İran’da durum sıkıntılı. Adı geçen ülkelerden Türkiye’ye yoğun bir göçün varlığından söz ediliyor. Aynı zamanda Pakistan, Afganistan ve bazı Afrika ülkelerinden de Türkiye’ye göç edenlerin sayısı artıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2019 yılına ait uluslararası göç istatistiklerini yayınladı. Buna göre 2019 yılında yurtdışından Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 2018’e kıyasla yüzde 17,2 oranında artarak 677 bin 42 oldu.

Ülke dışından gelen nüfusun 98 bin 554’ünü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, 578 bin 488’iniyse yabancı uyruklular oluşturdu. Türkiye’ye göç edenlerin yüzde 54,4’ü erkekler, yüzde 45,6’sı da kadınlar. 2018 yılında ise Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 2017’ye kıyasla yüzde 23,8 artarak 577 bin 457 olmuştu.

2019 yılında Türkiye’den yurtdışına göç eden kişi sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 2 artarak 330 bin 289 oldu. Türkiye’den ülke dışına giden nüfusun 84 bin 863’ünü T.C. vatandaşları, 245 bin 426’sını ise yabancı uyruklu nüfus oluşturdu. Göç eden nüfusun yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü ise kadınlar oluşturdu. 2018 yılında Türkiye’den göç edenlerin sayısı 2017’ye kıyasla yüzde 27,7 artarak 323 bin 918 olmuştu. Bunların 136 bin 740’ı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı.

Türkiye’ye 2019 yılında gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 14,5 ile Irak vatandaşları aldı. Irak’ı yüzde 13,8’le Türkmenistan, yüzde 8,2’yle Afganistan, yüzde 7,5’le Suriye ve yüzde 7,3’le İran vatandaşları izledi.

Türkiye’den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 23,9’la yine Irak vatandaşları aldı. Irak’ı yüzde 7,3’le İran, yüzde 6,8’le Afganistan, yüzde 6’yla Azerbaycan ve yüzde 5,7’yle Türkmenistan vatandaşları takip etti.

Türkiye’ye 2019 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 45,3 oranıyla en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 9,2’yle Ankara, yüzde 6,5’le Antalya, yüzde 3,5’le Bursa ve yüzde 2,2’yle İzmir takip etti.

Türkiye’den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 42,5 oranıyla İstanbul’un en fazla göç veren il olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 8,7’yle Ankara, yüzde 5,4’le Antalya, yüzde 3,4’le İzmir ve yüzde 3,2’yle Bursa izledi.

İltica ve Göç Araştırma Merkezi (İGAM) Başkanı Metin Çorabatır, yaptığı açıklamada, TÜİK verilerinin sadece düzenli göçü kapsadığına dikkat çekti. Çorabatır, “Bu istatistikler resmi rakamlar. Türkiye topraklarına vize alarak ya da pasaportla normal giriş kapılarından giren veya aynı şekilde çıkan insanları kapsıyor. Bunların içinde öğrenciler var, belirli bir süre için ikamet izni alarak gelenler var, çalışma vizesiyle gelenler var” dedi.

Çorabatır’ın konu hakkındaki açıklamaları şöyle.

“Eğitim düzeyi, mesleki deneyim, bilim ve teknolojiye, ülke ekonomisine katkı gibi kriterlerle yabancılara Turkuaz Kart uygulaması getirildi. Bu olumlu bir gelişmeydi. Fakat Türkiye’nin henüz bu konuda bir stratejisi yok. Bu strateji, işgücü ihtiyacına göre planlanmalı. Kanada, ABD, AB, Avustralya, Yeni Zelanda gibi göç alan ülkelerin ekonomik verilere dayalı bir göç politikaları var. Türkiye’de bu yok. Türkiye’nin de ekonominin önümüzdeki on yılda göstereceği gelişmeye bağlı bir düzenli göç politikası oluşturması gerekiyor. İhtiyacımız olan işgücünü yurtdışından almamız gerekecek. Bunu teşviklerle, yeni düzenlemelerle sağlamamız gerekecek. Genel bir strateji oluşturmamız lazım. Yabancı işgücünü düzenleyecek yasalara ihtiyacımız var. Bu istatistiklerin düzenli biçimde yayınlanması önemli. Bize ipuçları veriyor. Belki daha detaylı istatistiklerin yayınlanması daha iyi olur.Nüfus hareketleri çok hızlı. Önemli olan insanları mağdur etmeden bunu ülkenin faydasına kullanabilmek. Bu konuda bir reforma ihtiyaç var. Hem düzenli hem de düzensiz göçün, değişen koşullara ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi lazım. Yasa yapıcının bu konuda çok aktif çalışması lazım. Türkmenistan’dan veya eski Sovyet Cumhuriyetleri’nden yasal olarak giriş yapan ancak çıkış yapmayan insanlar var. Bu insanlar Türk ekonomisine, ailelerine katkı veriyor. Çocukları büyütüyor, yaşlılara bakıyor. Zamanında çıkış yapmadıkları için ülkelerinde de cezaya giriyorlar. Geçen sene Ağustos ayında İçişleri Bakanlığı bu insanların geri gönderilmesi yönünde bir genelge yayınladı. Bu da bir panik yarattı. Hareket edemiyorlar. Dışarı çıkamıyorlar. Bu konuda bir rahatlama sağlayacak bir düzenleme gerekiyor. Belki bir defaya mahsus olarak ikamet izinleri uzatılabilir. Bu insanları uzun süre kayıt dışı tuttuğunuz sürece daha fazla istismara açık hale gelebiliyor. Birtakım aracılar, ikamet iznini uzatma vaadiyle onlardan para alabiliyor. Benzer düzenlemeler zaman zaman Avrupa ülkeleri tarafından da yapılıyor, burada kazandıkları parayı ülkelerindeki akrabalarına gönderen göçmenlerin göçü yavaşlattıklarını da gözlemliyoruz.”

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

Parçaya değil, bütüne talibiz...

Parçaya değil, bütüne talibiz…
Açık ve anlaşılır bir dille ifade etmeliyim ki, Şahlanış Hareketi Ülkemizdeki gelmiş, geçmiş, mevcut hiçbir siyasi partinin devamı, takipçisi, mirasçısı değildir.

Biz milli-manevi mukaddesatımıza ve yüksek insanlık değerlerine saygılı, yürekten bağlı, Dayanışmacı-Toplumcu bir siyasi hareketiz.

Aramıza katılan ve katılacak olan çok kıymetli gönüldaşlarımızdan beklentimiz geçmiş siyasi anlayış, alışkanlık ve çizgilerini devam ettirmemeleridir. Zira bir yürekte iki sevda, bir gönülde iki dava olmaz…

Yeni bir siyaset, yeni bir medeniyet anlayışı ile Ülkemize, kültür coğrafyamıza ve tüm insanlığa hizmet ana amacımızdır.
Mehmet Mahmut Yıldız Şahlanış Hareketi Genel Başkanı
[21/07 01:00] Mehmet GURBUZ MALATYA: SAYGIDEĞER KAMUOYUNA DUYURU

Ülkelerin tarihinde öyle dönemler vardır ki ne pahasına olursa olsun sorumluluk almayı; yalnız elini değil, tüm bedenini taşın altına koymaya gerektirir.
Bugün memleketimizin haline bakınca bu anlayışın ihmal edildiğini, siyasetin bir benlik kavgasına dönüştüğünü, “Ne pahasına olursa olsun ben baş olmalıyım.” zihniyetinin tüm siyasi mecralarda hakim olduğunu görüyoruz.
ŞAHLANIŞ olarak dünden bugüne,Türkiye’de, yönetim tarzını ayrıştırıcı, düşmanlıkları körükleyici, toplumu incitici bulsak da bir iktidar boşluğu olmadığını gördük. Asıl meselenin muhalefetteki boşluk olduğunu vurgulamaya gayret ettik.
Buradan yola çıkarak, her ne kadar siyasi bir teşkilatlanma olsa da DERNEK sıfatıyla tüzel kişilik kazandığımız 2011 yılından beri irili ufaklı pek çok siyasi partiyle hiçbir çıkar ve benlik davası olmadan pek çok istişare gerçekleştirdik.
Vardığımız kanaat, siyasette esamesi bile okunmayan parti liderlerinin bile koltuklarını bırakmak niyetinde olmadıklarıydı.
Bir gerçek vardı ki o da bu siyasi oluşumların hiçbiri, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olma iddiasında değillerdi. Karanlığa söven çoktu, ama ışık yakan yoktu. Fırıncıdan şikâyet eden çoktu, ama ekmeğin nasıl yapılacağını anlatan, ekmek yapan yoktu.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar


Gördüklerimizden sonra, ŞAHLANIŞ HAREKETİ’nin önünde partileşmekten başka bir çözüm yolunun olmadığı kanaatine vardık.
KURUCU LİDERİMİZ MURAT ALTUN BAŞKANLIĞINDA PARTİLEŞME ile ilgili çalışmalara başladığımızı ve safahatını da değerli vatandaşlarımızla sık sık paylaşacağımızı ifade etmek isteriz.
Toplumun ayrıştırıcı, bölücü olmayan tüm unsurlarıyla el ele, gönül gönüle vererek milletimizin içinde bulunduğu zor günlerden çıkarılması yolunda çaba harcamaya yeminliyiz.
Taş atan değil, o taşlardan anıtsal eserler inşa edenlerden olacağız. Eleştirmekle kalmayıp doğruyu sabırla anlatanlardan olacağız. Garibanın kulağı, gözü, haksızlığa karşı kınına girmeyen kılıcı olacağız. Yetim hakkının, beyt-ül malın gözü tok muhafızları olacağız.
Gücümüzü gücünüzden alacağız. Sizlerle kol kola kutlu menzile varacağız.
En kalbi saygılarımızla…
MEHMET MAHMUT YILDIZ-ŞAHLANIŞ HAREKETİ GENEL BAŞKANI

YENİ YOL PARTİSİ ÇARESİZLERİN İKTİDARINI GETIRECEGİZ

YENİ YOL PARTİSİ ÇARESİZLERİN İKTİDARINI GETIRECEGİZ
Türkiyem biz elimizi uzattık mazlumların ve çaresizlerin iktidarını getireceğiz. Bizi izlemeye devam edin. Bir gün gelir haklılığımızı, mücadelemizin sizler için olduğunu anlarsınız. Uzatın ellerinizi yeni nesil siyaseti hakim kılacağız. Güçlüleri değil haklıları iktidara taşıyacağız. Oylarınıza ve iradenize sahip çıkın.
YENİYOL PARTİSİ GNL BŞK YRD
EYÜP PEKTAŞ

Görüntünün olası içeriği: Eyup Zehra Pektaş, sakal

Şahlanış Hareketi Genel Başkanı Mehmet Mahmut Yıldız"Bozulan tüm dengeleri yeniden kuracağız."

Şahlanış Hareketi Genel Başkanı Mehmet Mahmut Yıldız Saygıdeğer Vatandaşlarım hepinizi içtenlikle selamlıyorum.

Onlarca kağıt üzerinde kurulu, toplumda karşılığı olmayan, ülkemizin kangrenleşen sorunlarına çare ve çözüm bulmaktan uzak, küçük olsun benim olsun, belki pazarlık yapıp bir ittifaka katılır çıkar ve kazanım elde ederiz zihniyetindeki siyasi particiklerin varlığı ile siyasi saha adeta bir çöplüğe dönüşmüştür.

Biz farklıyız, söylecek sözümüz, memleketimizin başına bela olan sorunların çözümüne yönelik projelerimiz var.

Herkese seçmiş oldukları yol ve yöntem hayırlı olsun. Biz amacımıza kendi yol ve yöntemlerlerimizle ulaşmayı hedefledik.

Gelinen süreç bizi siyasi bir karar ve tercihe zorluyor.

Halkımız ve özellikle, geleceğimizin teminatı gençlerimiz daha iyi bir gelecek kurmak için umudunu ve mücadele azmini yitirmiş durumda.

Şahlanış Hareketi ülkemizin ilk ve tek Dayanışmacı ve Toplumcu siyasi yapısı olarak siyasi sahaya çıktığı 1990 yılından beri savunduğunu tezler, ortaya koyduğu fikriyat ile parçaya değil, makul bütüne talip olmuş halen de aynı doğrultuda ilerlemektedir.

Hareketimizin Kurucusu Murat Altun Bey siyasi ve toplumsal ayrışma ve kutuplaşmanın ağır yaralarını sarmak için 2011 Genel Seçimlerinin ardından Merhum Prof Dr Nevzat Yalçıntaş Hocamızın da teşvik ve desteğimi ile meclis içi ve dışı muhalefet parti lider ve yöneticileri ile istişare toplantıları, karşılıklı ziyaret ve görüşmeler yapmıştır.

Biz üzerimize düşen her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğumuzu açıkça ifade etsek bile maalesef bir birliktelik ve ittifak sağlanamadı.

Bugün gelinen noktada Şahlanış Hareketi Partileşmeye mecbur kalmıştır.
Kurucumuz Murat Altun’un desteği ile Genel Başkanlığımda partileşme çalışmalarını başlattım.
Ülkemizin her köşesinden Şahlanış Hareketimize gönül vermiş, fedakar hür demokrat vatanseverler bizi destekliyor.

Görüntünün olası içeriği: Mehmet Mahmut Yildiz, takım elbise ve açık hava


Biz bölen değil birleştiren olacağız.

Bütün vatanseverleri, hür irade ve vicdan sahibi memleket evlatlarını bu kutlu yürüyüşte beraber olmaya davet ediyorum.

Biz borca, faize ve sıcak paraya dayalı mevcut iktisadi sisteme karşıyız. Üretime dayalı, tam istihdamı, denk bütçeyi, planlı kalkınma ve kaynakların adil, insaflı ve yerinde kullanıldığı, özel sektör ve hür teşebbüse saygılı Karma Ekonomik Modeli esas alıyoruz.

Tam kuvvetler ayrılığına dayalı güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşü çıkış yolu ve kurtuluş olarak görüyoruz.

İki turlu barajsız seçim istiyoruz.
350 kişilik Milletvekilini Türkiye Büyük Millet Meclisi için yeterli görüyoruz.
Ayrıca sahasında en az on yıl deneyimli kişilerden oluşan 150 kişilik Senato istiyoruz.
Delege sistemi yerine partiye kayıtlı tüm üyelerin ilçe, il kongrelerinde seçici olmasını hedefliyoruz.

Devlet bürokrasisinde liyakati esas almalıyız. Ülkemizin çözülemeyecek hiçbir meselesi yoktur.

Yıllar içerisinde hem iktidar hem de muhalefet rengimiz, söylemimiz, slogan ve fikirlerimiz parça parça kullandı.

Artık biz de sahaya çıkacağız. Taklitler aslını yaşatır. Karanlığın hakimiyeti güneş doğana kadardır.
Bozulan tüm dengeleri yeniden kuracağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Mehmet Mahmut Yıldız
Şahlanış Hareketi Genel Başkanı 

Mehmet Mahmut Yıldız ; Ayasofya Namludaki son kurşun mu?

Şahlanış Hareketi  Genel Başkanı Mehmet Mahmut Yıldız “AYASOFYA NAMLUDAKİ SON KURŞUN MU”
Saygıdeğer vatandaşlarım. Bu haftanın yoğun gündemi içinde birkaç adım öne çıkan bir konu var. Ayasofya’nın ibadete açılması.
AYASOFYA kararını yorumlamadan önce bir açıklama yap-mam gerek.
Ayasofya’da zaten namaz kılınıyordu. Minarelerinden yedi tepeye ezan sesi yayılıyordu. Dolayısıyla konudan söz ederken “İbadete açıldı., yeniden ezan sesleri semaya yük-selecek.” diyenler doğruyu söylemiyorlar. Bu ifadeler, ko-nuyu bilmeyen vatandaşa dönük bir algı operasyonudur. Verilen karar, kullanımla değil, statü ile ilgilidir. Ayasofya’ nın hukuki statüsü artık müze değil, camidir.
Pek çok siyaset meraklısı gibi ben de Erdoğan’ın şu anki ortamda Ayasofya’nın açılmasını gönülden istemediğini, bu yüzden de DANIŞTAY ipine un serdiğini düşünmüştüm.
Kabul etmeliyim ki benim gibi düşünenleri yanıltmayı ba-şardı. Üstelik muhtemel vebali de siyasete değil de mahkemeye yükleyerek başarılı bir manevra yaptı. Danıştay’ın sayın Erdo-ğan’ın iradesine aykırı karar verdiğine elbette inanmıyorum. Ama Erdoğan iç-dış eleştirilere karşısında, hep yaptığı gibi bu kez de olmayan yargı bağımsızlığına sığınacaktır. “Bağımsız yargı karar verdi. Yargı kararına uymamazlık edemeyiz.” diyecektir. Onun daha önceleri işine gelmeyen yargı kararları hakkındaki saygı dolu ifadeleri, arşivlerde yer alsa da vatanda-şın zihninden uçup gitmiştir.
Daha önce Danıştay üç kez reddetmişti bu yoldaki davaları. Bizzat Erdoğan da defalarca bu yoldaki taleplere karşı çıkmış ve tahrik olarak değerlendirmişti. Ayasofya’nın cami olarak açılması” için slogan atan gruba seslenmiş; “Şimdi, kar-deşlerim, yan tarafından Sultanahmet’i bir dolduralım bakalım. Ondan sonra gerisi gelir önce onu bir hallede-lim.” diyerek ayar çekmişti.
Bu kez farklı irade beyan etmesi, civardaki camilerin tıkabasa dolmasının değil; siyaseten çok sıkıştığının ve elindeki son kurşunu namluya sürdüğünün göstergesidir.


Danıştay, İdari Yargılama Usul Kanunu gereği, normalde daha önce üç kez yaptığı gibi hem yetkisizlik, hem de kesin hüküm nedeniyle davayı esasa girmeden reddetmeliydi. Çünkü 1934 tarihli kararnameyle kurulan müzeye çevirme işlemi usulen yine kararname ile eski haline getirilir. Danıştay -bizce aldığı talimat uyarınca-bunu yapmayıp esasa girdi, hüküm kurdu.
Bizce mahkemenin esas hakkındaki yorumu doğrudur. Konu vasiyetse, vakıfsa ne mahkeme, ne de idare, vasiyet edenin; vakfedenin iradesine aykırı bir düzenleme yapamaz. Dolayısıyla ne kadar haklı gerekçelere dayandırılsa da 1934 sayılı kararname hukuka uygun değildi.
BURADA BIR PARANTEZ AÇMAM GEREK:
İşlemin usülü ile ilgili yorumumuzda ısrarlı olsam da Ayasofya’nın açılışı yolunda atılan adımları uygun buluyor ve destekliyoruz. Bu konuda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ancak biz, bazılarının yaptığı gibi bu olaya çok büyük bir misyon yükleyecek, meydanlara dökülecek ka-dar da kendimizi kaybetmiş değiliz.
AYASOFYA bir semboldür. Kararın da SEMBOLİK değe-ri yüksektir. Yoksa bu kararla Müslümanlık şaha kalkmaya-cak, İslâm alemi bu günü bayram ilan etmeyecektir. Mil-letin, memleketin gidişatında bir değişiklik olmayacaktır. Enflasyon, işsizlik son bulmayacak, toplumsal huzura va-rılmayacaktır. Ayasofya cami oldu diye ne Türkiye daha dindarlaşacak, daha namuslu olacak, ne de siyaset dili edep dairesine oturacaktır.
Karar, bu günü iple çeken büyük bir kesimin talebine cevap vermiştir. Onlar bir süre çok mutlu olacaklardır. Si-yasi gazla çalışan vatandaş kesimi, kısa süreliğine de olsa aç karnının gurultusunu unutacak rahtlayacaktır. iktidar bir süre daha bu gazla yoluna devam edecektir. Bu ba-kımdan ben karara çok büyük anlamlar yüklemiyor, abart-mıyorum. “Niye açıldı” diyenler de “Oh iyi oldu!” diyenler de haklı gerekçeler ileri sürebilirler. Ancak herkesin bilme-si gereken gerçek şudur:
Ayasofya kararı ibadet ihtiyacı için değil, toplumsal motivasyon için alınmıştır. Siyaseten gerek duyulduğu için alınmıştır. Dün ihtiyaç duyulmadığı için karşı çıkılan; bu-günse konjoktürel olarak ihtiyaç duyulduğu için alınan bir karardır.
Sayın Erdoğan, o günün şartlarına göre değer-lendirilmesi gereken 1934 tarihli kararı, ihanet diye dam-galamıştır. Burada ilk toplu namazın tarihini de 24 Tem-muz 2020 olarak açıklamıştır. Bu, o mahallenin bir türlü kabullenemediği Lozan Anlaşması’ nın yıldönümüdür.
Yani Erdoğan ayakta durabilmek için yine tarihle kav-ga etmeyi, ötekileştirdiği mahallenin duygularını umursa-mamayı tercih etmiştir. Onun birleştirmek gibi, biz olmak gibi bir derdi olmadığı açıktır.
Ayasofya, dindar vatandaş için çok önemli bir değer olsa da Erdoğan için hedefe varmak için bir süreliğine binilecek bir trenden öte anlam taşımaz. Dini siyasete ya-mamak, çıkarlara alet etmek, hem dine hem siyasete hem de topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Bu kötülüğü yapanlar, vebalini de çok geçmeden ödeyecektir.
Rüzgâr eken fırtına biçti diye karalar bağlayacak hali-miz yoktur da memlekete ve millet yazık olmaktadır. Ruh-larda açılan yaralar kolay iyileşmez ve bedende umulma-dık yer ve zamanlarda hastalıklara yol açar.
Bu noktadan sonra Ayasofya hakkındaki her yorum boşa kürek çekmektir. Siyaseten de fonksiyonel bir tartış-ma konusu değildir.Tam aksine iktidarın ekmeğine yağ sürmektir.
Toplumun uzun vadede Ayasofya diye bir derdi oldu-ğu kanısında değilim. Aç insan Ayasofya ile doymaz. Aya-sofya, ancak üçbeş dilenciye daha iş sahası, iktidara ise bir süre daha rahat nefes alma imkanı sağlar, o kadar.
Siyaset yapmak isteyenlerin, iktidarın belirlediği gün-demin kuyruğuna takılmak, durmadan iktidarı eleştirmek yerine sokakta, halkla omuz omuza olmaları, neleri daha iyi yapacaklarına onları inandırmaları gerekir.
EN KALBİ SAYGILARIMIZLA…

Ali Babacan: “Sadece bir parti değil, yeni bir siyasi kültür inşa ediyoruz“

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Merkez’inin açılışını dijital bir törenle gerçekleştirdi.  Korona salgını tedbirleri kapsamında düzenlenen törene, 81 ildeki parti gönüllüleri sahne üzerindeki ekran vasıtasıyla katıldı. Dijital açılış töreni YouTube kanalı üzerinden canlı olarak yayınlandı.

Törende Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ın yaptığı konuşmanın satırbaşları şöyle:

“Yeni bir siyasi kültür inşa ediyoruz”

“Genel Merkez’imizin inşası bitti ve birlikte açılışını gerçekleştiriyoruz. Ama asıl inşa faaliyetimiz şimdi başlıyor.

Biz bu çatının altında sadece bir örgüt değil, aynı zamanda yeni bir siyasi kültür inşa edeceğiz.

On yıllardır parti tüzük ve programlarının sayfaları arasında ölü bir ifade olarak kalan ‘parti içi demokrasi’ sözüne bu çatı altında hayat vereceğiz.

Biz bu çatının altında yeni bir üslup, yeni bir parti üyeliği bilinci, yeni bir liderlik tarzı, yeni bir iş yapma biçimi oluşturacağız.

Ve bütün bunları mahallelerden ilçelerimize, illerimize, oradan genel merkezimize süzülerek gelen ortak akla dayanarak gerçekleştireceğiz.

Partimizde başardığımız her şey, bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizin de göstergesi ve teminatı olacak.”

“Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir”

“Biz her kademede kadınların ve erkeklerin yan yana siyaset yaptığı bir örgüt tasarladık. Kurucular Kurulumuz’u, Merkez Yönetim Kurulumuz’u ve Başkanlar Kurulumuz’u kurarken bunu gerçekleştirdik.

Aynı karma yapıyı il ve ilçe teşkilatlarımızda da gerçekleştirmeye kararlıyız.

O yüzden, buradan Türkiye’nin bütün demokrat kadınlarına sesleniyorum:

Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.

Siyasetin sizin zekânıza, üslubunuza, yaratıcılığınıza, sorun çözme becerilerinize, kucaklayıcılığınıza; ‘eşit’ katılıma ihtiyacı var.

Biz kadınları ana kademelerin “yardımcı” güçleri ya da seçimden seçime sahaya sürülecek yedek kuvvetler olarak görmüyoruz.

Sizleri her kademede göreve talip olmaya çağırıyoruz. 

Lütfen öne çıkın ve göreve talip olun.

Ve sakın mütevazı olmayın, gerçek sanırlar.”

“Birleştirici siyaset kazanacak”

“DEVA Partisi’nin kurulması ülkemiz için yepyeni bir başlangıç olmuştur. Bundan böyle halkımız, özellikle de gençlerimiz, geleceğe umutla ve güvenle baksın.

  • Bundan böyle ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı dil kaybedecek, birleştirici siyaset kazanacaktır.
  • Biz, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü esasına dayanan, özgürlükçü, katılımcı ve çoğulcu bir demokrasi hedefliyoruz.
  • Biz, temel hakların korunduğu, hukukun ve adaletin tam olarak işlediği, vatandaşlarımızın korkmadan düşüncelerini açıkladığı, özgürlüklerin doyasıya yaşandığı, cesaretin ve umudun hakim olduğu bir Türkiye hedefliyoruz.
  • Yoksulluğun azaldığı, her alanda fırsat eşitliğinin sağlandığı, insanlarımızın iş bulabildiği, refah ve bolluk içinde yaşayan bir Türkiye hedefliyoruz.
  • Tek bir vatandaşımızın dahi kendini garip, öteki, dışlanmış hissetmediği bir Türkiye istiyoruz.
  • Kendi içinde huzur ve barışı sağlayan, birlikte yaşam iradesini gösteren, ortak bir gelecek hedefi etrafında kenetlenmiş bir Türkiye hedefliyoruz.
  • En önemli varlığımız olan gençlerimizin ve çocuklarımızın kaliteli eğitime eşit fırsatlarla ulaşabildiği bir Türkiye hedefliyoruz.
  • Uluslararası itibarını artırmış, güven duyulan, bölgemizde ve dünyada barışa katkı veren bir Türkiye hedefliyoruz.
  • Çevreyle ilgili sorunların ciddiyetle ele alınmasını, insanlığın ortak geleceğini tehdit eden bu konuda tavizsiz bir duruş sergilenmesini istiyoruz.

“Birlikte çalışacağız”

“Türkiye’nin kalkınmasında esas dayanağımız bu birleşik insan gücü olacak. Ülkeye yararlı olabilecek tek bir insanı bile bu birleşik gücün dışında bırakmayacağız.

Kırgınları, küskünleri, umudunu kaybedip köşesine çekilmişleri, kahredip terk-i diyar etmişleri arayıp bulacağız. Birlikte çalışmaya çağıracağız.

 

Şimdiye kadar ayrıştırılan farklı toplumsal grupların bir araya gelip birlikte çalışmasından doğacak sinerjiyi hayal edebiliyor musunuz? İşte biz bu ülkeyi bu sinerjiyle yeniden ayağa kaldıracağız.”

 

“Fikir suçu kavramını yok edeceğiz”

 

“Şimdi, ağırlaşan bu sorumluluk duygusuyla, bize katılan yol arkadaşlarımıza ve bütün halkımıza buradan bir kez daha taahhüt ediyoruz ki:

  • Bizi bir araya getiren ortak payda demokrasi, özgürlük ve adalete olan inancımızdır. Özellikle zor zamanlarda demokrasiyi lüks olarak görenlerden ve ilk fırsatta rafa kaldıranlardan olmayacağız.
  • ‘Fikir suçu’ kavramını yok edeceğiz.
  • Yargıyı yürütmenin baskılarından kurtaracağız.  Yargıçlarımız, savcılarımız özgür kalacak, kimseden telefon talimatı almayacak.
  • Farklı toplum kesimlerindeki demokratları, geniş bir yelpazeyi bu çatının altında toplamayı başaracağız.
  • DEVA Partisi yönetiminde devlet, bütün inançlara eşit mesafede duracak ve aynı zamanda bütün vatandaşların inanç ve ibadet özgürlüğünün garantörü olacak.
  • Öte yandan, dinimizin kutsallarını günlük siyasete asla malzeme etmeyecek, asla siyasi propaganda aracı haline getirmeyeceğiz.
  • Herkesi olduğu gibi kabul edecek, yaşam tarzına saygılı olacağız.
  • Bağırıp çağırarak, insanları yaftalayarak, hain diye damgalayarak, sanal düşmanlar yaratıp halkımızı korkutarak güç devşirmeye çalışmayacağız.
  • Partizanlık yapmayacağız, yapıcı olacağız. Türkiye’nin yararına olan her adımı kim atarsa atsın destekleyeceğiz.
  • Yolsuzluğun, israfın, adam kayırmacılığın beslendiği bataklıkları kurutmak için ne gerekiyorsa kararlılıkla yapacağız.
  • Liyakat ve fırsat eşitliği ilkelerini devlet yönetiminin her kademesinde hayata geçireceğiz.
  • Biz, Türkiye’nin tek bir akla, dar bir kadroya sığdırılamayacak kadar büyük bir ülke olduğuna inanıyoruz.”

“Güçlü toplum, güçlü kurumlar ve güçlü bir Türkiye hedefini birlikte başaracağız”

  • “Süratle ‘Güçlü, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı’ bir büyüme stratejisini hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
  • Üretken olmayan sektörler ile imar rantlarına dayalı bir büyüme yerine, başta sanayi olmak üzere üretken sektörlerde üretim ve ihracat artışına öncelik veren bir modele geçeceğiz.
  • Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm vatandaşlarımızın ekonomik hayata katılımlarını artırarak hem ülkemizin büyüme hızını yükseltecek hem de herkesin bu büyümeden pay almalarını sağlayacağız.
  • Verimliliğin artırılması için, en büyük sermayemiz olan insanımızın bilgi ve becerisini artıracak, teknoloji ve yenilikçilik alanında köklü bir dönüşüm gerçekleştireceğiz.
  • Kapsayıcı büyüme yaklaşımımız çerçevesinde gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksulluğun azaltılması önemli hedeflerimizdendir.
  • Güçlü ve sağlıklı bir ekonomi için, mülkiyet hakkını ve teşebbüs hürriyetini olmazsa olmaz bir koşul olarak görüyoruz.
  • Deva Partisi olarak, rekabeti bozucu kamu müdahalesinin olmadığı, düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsız ve etkin çalıştığı bir piyasa ekonomisi anlayışını esas alacağız.
  • Enflasyonu düşük tek haneli düzeye indirmek temel hedefimiz olacak.
  • Mali disiplin anlayışını kalıcı hale getirmek ve öngörülebilirliği arttırmak amacıyla, “Mali Kural” uygulamasını hayata geçireceğiz.
  • Bütçe disiplinini esas olarak vergi oranlarını yükselterek değil, tahsilat oranını arttırarak, kayıt dışılığı azaltarak ve harcamaları kontrol altına alarak tesis edeceğiz.
  • Kamu vicdanında büyük yaralar açan kamuda lüks, gösteriş, israf ve savurganlığa son vereceğiz.
  • Bütçe çalışmalarında doğa ve çevrenin korunmasına, dezavantajlı grupların gözetilmesine ve cinsiyete duyarlı bütçeleme anlayışına özen göstereceğiz.
  • Kamu alımlarının şeffaf, adil, rekabeti bozmayacak ve yerli üretimi teşvik edecek şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacağız.
  • İhale ve satın alma süreçlerini tüm taraf ve yurttaşların izleyebilmesine açık tutacağız.”