kategori Arşivleri: Siyasi Parti Haberleri

CHP Olağanüstü Hal ’e karşı ortak bildiri yayınladı

‘Ülkemizi itibarsızlaştırdılar’

CHP Milletvekili Engin Özkoç, partisinin ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ eyleminde AKP hükümetini ağır bir dille eleştirdi. AKM önünde yapılan oturma eyleminde konuşan Özkoç; “Bu ülke bir kişinin iki dudağı arasında yönetiliyor” dedi.

‘ÇOCUKLARINI ÖLÜME MAHKUM ETMİŞ’

Yaklaşık 100 yıllık bir Türkiye Cumhuriyetinden bahsediyoruz diye sözlerine başlayan Özkoç, “ Tam bağımsızlığı ruhuna yerleştirmiş bir Türkiye’den bahsediyoruz. Ne Amerika, ne Rusya tam bağımsız bir Türkiye diyen bir ülkenin gençlerinden bahsediyoruz. Fakat bu ülke geldiği noktada itibarsızlaştırılmış, dış siyaseti yok edilmiş, çocuklarını ölüme mahkum etmiş. Kendi çiftçisini, esnafını,  işçisini kendi ülkesinden kaçırır bir hale gelmiş. Sıkıntı yaşadığı her alanda demokrasi ile değil, parlamenter sistemle değil, bir kişinin iki dudağı arasından yönetiliyor” dedi.

‘BİR KİŞİ GELECEĞİMİZE KARAR VERİYOR’

Sadece bir kişinin bu ülkenin geleceğine karar verdiğini de ileri süren Özkoç; “Gençlerimizin ölüp ölmeyeceklerine, nerde şehit olup olmayacaklarına sadece bir kişi karar veriyor. Bu bir kişi gün geçtikçe öyle bir noktaya geldi ki; demokrasiye, insan haklarını bir tarafa bıraktı, diktatörlük öyle bir noktaya geldi ki; artık bu ülkede oynana futbol takımlarında, o futbol takımının seyircisinin kim olacağına varıncaya kadar müdahale etmeye başladı” şeklinde konuştu.

‘HERŞEY İTİBORSUZ SADECE O İTİBARLI’

Bu ülkede doktorları, hemşireleri, öğretmenleri, askeri, polisi her kesimin itibarsızlaştırdığının da altını çizen Özkoç; “Tek itibarlı olanın kendisi, itibarsız olan bir ülkeye hakim kılacak olan tek kişinin kendisi olduğunu söylüyor. En büyük Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Hala tam bağımsızlık ruhu ile yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek vatandaşlarıdır. O bizi bir gün Amerika’ya mahkum etti, bir gün Rusya’ya mahkum etti” dedi.

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır, Ali Gökpınar ve Sedat Turgay dahil, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, Hamdi Şenoğlu, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ali Gökpınar ve Cemalettin Dinçer dahil, ayakta duran insanlar

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Şimdi burada il başkanımızın, ilçe başkanımızın önderliğinde, örgütümüz ile birlikte 81 ilden tüm ülkeye sesleniyoruz diyen Özkoç, sözlerini şöyle tamamladı; “Ne Amerika, ne Rusya, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz.  Eşitlikçi, demokrasi içinde yaşayan, yurtta barış cihanda barış diyen bir Türkiye olana kadar mücadele edeceğiz. Bu kişi, bu ülkeyi başka emperyalist güçlerin egemenliği altına sokamayacak. ‘OHAL’ e hayır’ diyor, tam demokrasi istiyoruz. Ülkemizin gençlerinin başka ülkenin topraklarında ölmesini ‘hayır’ diyoruz.”

 Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakkabılar

CHP ‘nin  ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ Açıklaması  Adapazarı  AKM  önünde Sakarya  İl Başkanı Erdoğan ISIR  yaptı

OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ ORTAK BİLDİRİSİ (16 NİSAN 2018)

Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde, Olağanüstü Hal (OHAL) ’e karşı 81 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ eylemlerinde okunan ortak bildiri şöyle:

Ülkemizi tek adam rejimine dönüştürme amacıyla hazırlanan ve tarihe mühürsüz seçim olarak geçen 16 Nisan referandumunun üzerinden tam 1 yıl geçti. 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL altında gidilen referandum, meşruiyeti olmayan bir rejim değişikliğini ülkemize dayatmıştır. Sivil darbe ortamında, “Evet” demenin devletin tüm kurumlarıyla desteklendiği, “Hayır” demenin ise adeta yasaklandığı bir dönem yaşanmıştır.

Ülkemiz 21 aydır OHAL ile yönetilmektedir. İlan edilişindeki amacından uzaklaşarak demokrasi ve hukuk sistemine yönelik bir saldırıya dönüşen OHAL rejimi; insan haklarını, ifade özgürlüğünü ve her türlü protesto eylemini baskılamanın da aracı olmuştur. KHK’lar eliyle parlamento, yani halkın iradesi gasp edilmiştir. Türkiye’yi tek tipe sokmak için sendikalar, meslek oda ve birlikleri ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik operasyonların ardı arkası kesilmemiştir.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık, ayakkabılar, ağaç ve açık hava

AKP iktidarının muhaliflerine bir sopa olarak kullandığı OHAL giderek bu faşizan sınırlarını bile aşmış; sağcı-solcu, muhafazakâr-sosyal demokrat, kimseyi ayırmadan tüm toplumu baskı altına alan otoriter bir rejime dönüşmüştür. OHAL ile ülkemizde hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır.

OHAL nedir?

OHAL, 10 Ekim’de katledilen çocuklarını anmak isteyen anne ve babalara sıkılan biber gazıdır.

OHAL, ekmeğinin peşindeki tütün üreticisine vurulan coptur.

OHAL, Ahmet Şık başta olmak üzere hayatını FETÖ ile mücadeleye adamış gazetecileri zindanlara atmaktır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava

OHAL, işçi grevlerini ertelemek, grev çadırlarına müdahale etmektir.

OHAL, işlerini geri almak için ölümü göze alarak bedenini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ölüm tehlikesini görmeyen hükümet inadıdır.

OHAL, dünyaca ünlü kimi bilim insanlarını FETÖ yalanıyla üniversitelerden atmaktır.

OHAL, tiyatro oyunlarını yasaklamaktır.

OHAL, muhaliflerini “terörist” olarak tanımlayabilme cüretidir.

OHAL, Ankara Kızılay’da İnsan Hakları Anıtı’nı gözaltına almaktır.

OHAL, madende oğlu dört yıldır yatan anaya; artık yürüyemezsin, yasak artık demektir.

OHAL, on binlerce taşeron işçiyi haksız bir şekilde kadro dışı bırakmaktır.

OHAL, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilerin “okuma hakkı”nı elinden alabileceğini söylemek ve öğrencileri tutuklatmaktır.

OHAL, milli iradeyi yok sayarak, belediye başkanlarını görevden uzaklaştırmak, belediyelere kayyım atamaktır.

OHAL, laik eğitim bildirisi dağıtmak isteyen öğrencinin gözaltına alınması, 16 Nisan referandumunda “hayır” propagandası yapan vatandaşın kolunun kırılmasıdır.

OHAL, seçilmiş milletvekillerini hukuksuz bir şekilde tutuklatmak ve yargılatmaktır.

OHAL, hakimlerin, savcıların bir parti genel başkanı önünde iliklediği cübbelerdir.

OHAL, yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı tek adamın iki dudağının arasına hapsetmektir.

OHAL, doların 4 TL’yi, avronun 5 TL’yi aşmasıdır, Türk Lirası’nın kaybettiği değerdir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Azize çeroğlu dahil, açık hava

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

OHAL, satılan şeker fabrikası, açlık sınırı altındaki asgari ücret, artan enflasyondur.

OHAL, Twitter’daki 280 karakterden, Facebook’taki “beğen” butonundan korkmaktır.

OHAL, 12 Eylül cuntasına özenenlerin, askeri darbe dönemlerine rahmet okuttuğu bir düzenin adıdır.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

İlan ederken bir buçuk ay bile sürmeyecek dedikleri, milleti etkilemeyecek dedikleri OHAL, bardağı çoktan taşırmıştır. Sabır testisi kırılmış, toplumun büyük çoğunluğu OHAL rejimine artık yeter demeye başlamıştır.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar

Bugün iktidar partisi ve yeni ortakları, Türkiye’yi uçuruma adım adım yaklaştıran OHAL’i bir kez daha uzatmanın peşindedir. Postallı darbelerle mücadele etme vaadiyle gelenler, gelinen noktada takım elbiseli darbeciler haline gelmiştir.

Bizim talebimiz kesindir;

Halkın iradesine karşı işlenen bir suç haline gelen OHAL rejimine DERHAL son verilmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu ve Senem Yildirim dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Hukukun askıya alındığı, parlamentonun yok sayıldığı, milli iradenin tanınmadığı, milletvekillerinin rehin alındığı faşizm düzeni ortadan kalkmalıdır.

Sendikalar, meslek odaları ve birlikleri ile sivil toplum örgütlerine yönelik iktidar gücü ile uygulanan sindirme politikaları son bulmalıdır.

Sivil darbe ile tek koltukta birleştirilen yasama, yürütme ve yargı erkleri, yeniden, çağdaş demokrasilerde olduğu gibi kendi koltuklarına geçmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, Yaşar Tercan, Hasan Balkan ve Gönül Yıldız İrşi dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, kalabalık ve açık hava

Sadece bu meydandan değil, Türkiye’nin 81 ilindeki meydanlardan Ankara’daki Saraylıları uyarıyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 15 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Haluk Akbay ve İdris Karaman dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve açık hava

Bizler OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!”

Görüntünün olası içeriği: 17 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Erdogan Isır ve Reyhan Azak dahil, gülümseyen insanlar

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal Ankara’da Anıldı

8. Cumhurbaşkanı Merhum Turgut ÖZAL’ın Aramızdan Ayrılışının 25. Yılı Münasebetiyle Düzenlenen Anma Toplantısı  Türkiye Barolar Birliği  Konferans  Salonunda Yapıldı.

  • 17 Nisan 1993’te vefat eden Türkiye Cumhuriyeti’nin 8’inci Cumhurbaşkanı, hemşehrimiz Turgut Özal için ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla Ankara’da bir anma programı gerçekleştirildi.

Anavatan Partisi tarafından Türkiye Barolar Birliği toplantı salonunda düzenlenen anma programında yakın çalışma arkadaşları merhum Özal’ı anlattı.

Programın açılışında konuşan Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, partinin 1983’te Özal ve yakın çalışma arkadaşlarınca kurulduğunu hatırlatarak “O dönemki geçiş sürecinde iyi ki Özal ve arkadaşları ülkeyi teslim almışlar. Türkiye’ye bir çağ atlattırmışlar. O feyizle Anavatan Partisi dünyada çığır açtı. Parti, doğru yaptığı müddetçe de halktan kredisini aldı.” diye konuştu.

Çelebi, partinin merhum Cumhurbaşkanı Özal’dan sonra geçirdiği sürece ilişkin de bilgi verdi.

Türkiye’nin bugün, Özal ile ilk tanıştığı siyasi ortamı yaşadığını söyleyen Çelebi, “Maalesef birbirimize hep düşman olarak bakıyoruz. Bu kamplaşma ve ayrıştırma siyaseti bizi iyi yerlere götürmüyor. Tez elden bu siyasi iklimden ülkeyi kurtarmamız lazım.” ifadesini kullandı.

Çelebi, “Anavatan Partisi hiçbir siyasi partinin devamı değildir. Anavatan Partisi Özal’ın önderliğinde kurulmuş bir siyasi parti. Bazıları, ‘Şu parti ile şu parti birleşti, biz Anavatan Partisini de temsil ediyoruz.’ diyor. Biz böyle bir şeyi kesinlikle reddediyoruz.” şeklinde konuştu.

Yakın çalışma arkadaşları Özal’ı anlattı
Eski bakanlardan Oltan Sungurlu, merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın ülkeye kazandırdığı hizmetleri ve anılarını anlattı.

Sungurlu, Özal’ın bütün milleti kucaklayan ve bu ülkenin kalkınmasını isteyen bir kişiliğe sahip olduğunu aktararak “Turgut Özal, insana çok büyük saygı duyardı, herkesin fikrine hürmet ederdi. Turgut Özal demokrattı, hukuka saygılıydı, adildi, hemen karar verir, icra ederdi.” dedi.

-Türkiye gelişiyor, ilerliyor, yeni şeyler yapılıyor. Ama yeni fikirler oluşmuyor. Turgut Özal, Türkiye’ye yeni düşünceler getirdi, yeni bir hava estirdi. Bunun üzerine ne Anavatan Partisi ne de diğer partiler bir şey koyabildi. Türkiye, o açıdan bir kısırdöngüde. Yeni şeyler söylemek lazım. Türkiye’nin yeni  atılımlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Nitekim, yerinde saydığını herkes kabul ediyor.  Turgut Özal’ı, hâlâ aşamadığımız için konuşuyoruz. Kötü tarafı bu.

-Düşündükçe ben de şaşırıyorum. Bundan iki-üç sene evvel bir hastanenin bekleme yerinde bir vatandaş yanıma geldi. Özal’ı konuşmaya başladık. Bana dedi ki: “Oltan Bey, ben Ankara’nın yakın bir köyündenim. Biz köyden çıkınca ‘Ankara’ya gidiyoruz’ derdik, yani Ankara bizim için gurbetti. Şimdi Çin’de ve Amerika’da ticarethanem var. Bunu bize Özal sağladı.”


Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Kazım Kumpasoğlu dahil, gülümseyen insanlar

Sungurlu, Özal’ın Türkiye’yi yurt dışına açtığını, Türk milletini dünya vatandaşı yaptığını belirtti.

Eski bakanlardan Hüsnü Doğan ise Özal’ın cesur ve kararlı bir kişi olduğunu, korkarak hiçbir şeyin yapılamayacağını çok iyi bildiğini anlatarak “Özal ekonomik, teknik, insani yönüyle ve Türkiye’nin insanını birleştirici yönüyle de çok büyük miraslar bıraktı. Onun Türkiye’ye bıraktığı hizmetler için kendisine şükran borcumuz vardır.” dedi.


Eski milletvekillerinden Vahit Erdem de Özal’ın fikirleri ve ülkeye kazandırdığı hizmetlere ilişkin bilgiler aktardı.

Programa, Anavatan Partililerin yanı sıra, AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi ile siyasi partilerin temsilcileri katıldı

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, Ömer Ali Aydin ve Yavuz Karaman dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ömer Ali Aydin ve Yavuz Karaman dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Bahçeli: OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Bahçeli, devam eden OHAL’in arkasında durarak, “Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim. CHP ve TÜSİAD maksatlı konuşuyor. OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir” dedi.

Bahçeli, “Polis olmak zordur, gece gündüz millet için çırpınmayı, devlet için çalışmayı gerektirir. Mangal gibi yürek ister. Türk polisi, vatana millate cevval bir sadakat, asalet numunesi, hakikate dikkat göstererek 173 yılı geride bırakmıştır. Türk Polis Teşkilatı ile haklı olarak övünüyoruz. Üzerimize düşeni yapacağımızın sözünü veriyorum. Hangi zorluklarla, engel ve engellemelerle mücadele ettiklerinin farkındayız. Görevdeki ve emekli polislerimizin sosyal taleplerinin gerçekleşmesi için her görevi üstleneceğiz. Polislerimize verilen 100 lira temsil tazminatının artırılmasını talep ediyorum. Polislerimizin kimseye muhtaç olmadan yaşayacakları bir hayata erişmelerini sağlamalıyız. Şunu unutmayalım, asıl polis, asıl hakim ve savcı insanın kendi vicdanıdır. 15 Temmuz’da FETÖ’nün hain darbe girişimi sırasında Gölbaşı Polis Özel Harekat’ta şehit olan şehitlerimiz başta olmak üzere tüm polis teşkilatımızın günün kutluyorum ve en içten saygı ve sevgilerimle selamlıyorum” dedi.

Osmangazi Üniversitesi’ndeki katliama değinen Bahçeli, “Osmangazi üniversitesine görevlendirilmiş kara şahış, akademisyenlerimizi katletmiştir. Olayın önü ve arkası dikkate alınduığında üzüntümüz kadar kaygımızda büyümektedir. Görevleri başında uğradıkları saldırıyla yaşamını yitiren kardeşlerimize rahmet diliyorum. Üniversite hayatı tartışmalı, şahsiyet ve ahlakı sancılı, sosyal ve beşeri hayatı sakat ve alçak bir anda gündeme yerleşmiştir. Önüne gelene, kafasını taktığını, mesnetsiz iddialarla FETÖ’cü diye suçlayan cani, üniversitede korku haline gelmiştir. 4 ailenin umut ve hayallerini söndüren şerefsiz en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Üniversite yönetiminin katil ile ilgili akıl sağlığı yerinde değildi açıklaması özrü kabahatinden büyüktür. Madem akıl sağlığı yoktu neden gerekli önlemler alınmadı. Akli dengesi yerinde olmayan birinin ihbarlarına ihtimam gösterilmesi bir bakıma suç ortaklığı değil midir? Akli dengesi olmayan, ar damarı çatlak bir şahsın ne işi vardır üniversitede? Görevden alacak basiret hangi hallerde gösterilecektir? Üniversitede ilim ve irfanın omuz üstünde olunması gerekirken, taburların omuza alınması nasıl açıklanacaktır. Bu şahsın kripto FETÖ’cü olduğu herkesin dilindedir. Kim kime belge olmadan FETÖ’cü diyorsa onlarda bir kuyruk acısı, karanlık bir açık var demektir. FETÖ’cü olduğu konusunda birçok emare bulunan şahıs üniversiteye gölge düşürmüştür. Suç ve suçluya ön açanlar gizlenemeyecek kadar nettir. Sosyal medya zeminleri üzerinden ona bunu FETÖ’cü, çeteci gösteren, fitne yayan kim var ya lokması haram, ya da kripto damarı hafiyedir. Bunlar FETÖ’nün hedefleri için gizli bir faaliyet içinderdir. FETÖ’nün kökünün kurumasına destek verir gibi görünüp takoz koyan da bunlardır. Bunlara aldanmayın, kanmayın. Bu engelin kaldırılması vatan ve millet görevidir. FETÖ’nün kripto damarı son derece faal ve aktiftir. Kripto damarın tam manasında deşifresi ve imhası çok acil bir ihtiyaçtır.” açıklamalarda bulundu.

“OHAL BİTMEMELİ”

Bahçeli, devam eden OHAL’in arkasında durarak, “Koro halinde ‘OHAL kalksın’ diyenler, kaosa alkış tutan, kripto damara göz kırpan şuursuz ve sorumsuz zihniyetlerdir. Normal şartlarda değiliz ki OHAL’i kaldıralım. Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim. CHP’sinden TÜSİAD’ına, AB’sinden BM’ye kadar OHAL’e karşı gelenler, öncelikle Türk milletinin beka meselesini kavrayamayan, kavramak gibi dertleri de olmayan maksatlı çevrelerdir. OHAL’in sürmesi milli zorunluluktur. OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir” şeklinde konuştu.

“KAFALARINI EZMEK BORCUMUZDUR”

İran, Rusya ve Türkiye’nin Astana görüşmelerine değinen Bahçeli, “3’lü bir mekanizma kurulması konsuunda anlaşıldı. PYD’ye binlerce TIR silah gönderen ABD masa dışında bırakılmıştır. Bölgesel istikrar için terörle mücadele kapsamında TSK operasyon yapmış bölgenin sahiplerine geri vermiştir. Süren operasyonlar sivil hassasiyeti en üstte tutmaktadır. Türkiye, İran ve Rusya, Soçi’de üst düzey toplantılar düzenlemiştir. Yaşanan sivil kayıpların engellenmesini isteyen Türkiye büyük bir yol almıştır. Zirve sonrası açıklamada, Suriye’nin toprak bütyünlüğü konusundaki tavır oldukça değerlidir. Görüşümüz bu yöndedir. Suriye’deki teröristler sadece Türkiye için değil, bölgedeki tüm ülkeler için tehdittir. Suriye ve Irak’ın toprak bütnlüğünü kazanması Türkiye’nin beka meselesidir. Esad’ın katliamından bize ne deme lüksümüz yoktur. Sırtlarını nereye yaslarlarsa yaslasınlar kafalarını ezmek borcumuzdur” dedi.

“BU CHP’DEN Bİ’ HALT OLMAZ”

Cumhur İttifakı ile ilgili konuşan Bahçeli, “Cumhur ittifakının zayıflamasına izin vermeyeceğiz. 2019 Mart seçimlerinde dikkatli bir dil, hassas bir uslup kullanacağız. Asıl hedeften şaşmayacağız. AK Parti ile son derece seviyeli anlaşma ve uzlaşmaya dayalı tavrı sürdüreceğiz. Yol kazası istemiyoruz. Sığ çıkar hesaplarla hareket etmeyeceğiz. Denizi geçmek isterken derede boğulmayacağız. Pusuya yatıp Cumhur ittifakının çatlamasını bekleyenlere fırsat vermeyeceğiz. CHP’liler PYD’yi selamlasın biz önümüze bakacağız. CHP durmasın arka kapılarda, İP’le görüşsün, HDP ile buluşsun. Biz Zeytin Dalı hareketinin mirası ile sevinirken, CHP sanatçılarla uğraşmaya girişmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıkanı kulağı duymuyor. CHP’lilerin sanatçıları eleştirmesi akıl tutulması, ahlak kırılmasıdır. Bu son çıkışta sakat bir dünya görüşü sırıtmaktadır. Ana muhalefetin başındaki zat tavrını ve tarzını çirikin ve çirkefleştirmektedir. HDP’yi destekleyen sanatçıların dışındakiler cHP tarafından sanatçı sayılmıyor. Yazıkalr olsun. CHP ayrışmayı, kutuplaştırmayı destekleyen yobaz bir sistem haline gelmiştir. CHP Türk milletinin gerçeğinden bir haber garabete dönüşmüştür. Kurucu parti, cumhuıriyet düşmanlarının ini haline gelmiştir. Kahraman askerlerimize destek veren sanatçıların tutumu alkışlanacak bir tutumdur. Sayın Kılıçdaroğlu rahatsız olduysa kendine yakışanı yapsın. Kılıçdaroğlu ayaklarına Mekapklarını giyip YPG üniforması giyebilir. Önüne geçen yoktur, karşısında engelde yoktur. Buyursun yolu açık olsun. Türk milletinin hakkında vereceği hükmee seve seve ya da istemeye istemeye kabule etsin. CHP lideri Kılıçdaroğlu söz konusu çıkışıyla ülkemizin terörle mücadelesine karşı çıkan ülkelere dolaylı destek vermiştir. Gezi seviciler kandil sevdalıları devlete küfreden sözde sanatçılar CHP çatısı altında sonlarını hazırlayacaklar. Bu CHP’den bi halt olmaz ” şeklinde konuştu.

“TÜRK GENÇLİĞİNİN DEİZME KAYDIĞINI SÖYLEMEK AHLAKSIZDIR”

Deizm ile ilgili söylemlere değinen Bahçeli, “Türk gençliği, imanlı, inançlı, ahlaklı, dinine sağdıktır. Deizm’e kaydığını söylemek ahlaksızlıktır. Türk gençliğinin töhmet altında bırakılması ayıplı bir komplodur. Atalarımız boşuna söylememiş; Arefe günü yalan söyleyen, bayram günü utanır. Yüksek ülküler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanlara korkutur. Türk gençliği, inanç ve iman erleridir. Deizm ile uğraşanlar önce haram yiyenlere baksınlar. Münafıklara tedbir alsınlar. Bırakın hayallere pranga vurmayı, düşün Türk gençliğinin yakasından. Tüks gençliği din tacirlerinin üstesinden gelecek kıfayete sahiptir.” ifadelerini kullandı.

“YUNAN BAKANIN YEDİĞİ YÜREK AKLINI BAŞINDAN ALMIŞ”

Yunanistan Savunma Bakanı’nın açıklamalarına tepki gösteren Bahçeli, “Bu bakan artığı, Türkiye’yi düşman bellemiş. 7000 asker göndermiş. Bir olup bizi ezeceklermiş. Bakan aklını kaybetmiş. Yunan bakanın yediği yürek aklını başından almış. Tarihi unutmuş, tarihi tekerrür ettirmek bizim için çocuk oyuncağıdır. Bu defa Atina’ya kaçmak da yetmez. Mitolojiye kendini çok kaptırmış ki Poseidon olmaya özenmiş. Bir kliniğe yatsın. Ataları er meydanında cebini aldı. Konya kadar bir yer olmayan ülkenin siyasetçiler diş gösteriyor. Biz o dişleri kırmayı iyi biliriz. Biz Türk Milleti’yiz Yunan falan tanımayız. Düştüğümüz yerden doğrulur güneş olur doğarız. Artık bu çağda herkes pozisyonunu Türkiye’ye göre belirlemelidir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin,
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma metni.
10 Nisan 2018

Muhterem Arkadaşlarım,

Değerli Misafirler,

Sayın Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken aziz heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

An itibariyle, bizleri dinleyen, bizleri izleyen, dua ve destekleriyle mücadelemize şevk ve heyecan katan yurdumun her güzel insanına, her vatandaşıma gönülden selamlarımı gönderiyorum.

Bugün Türk Polis Teşkilatının 173’üncü yıldönümünü hem gururla, hem de buruk bir kalple kutluyoruz.

Buruk bir kalple kutluyoruz, çünkü Türk polisi milli güvenliğimizi temin amacıyla çok sayıda şehit ve gazi vermiş, onca badirelere göğüs germiştir.

Polis olmak zordur, gece gündüz devlet için çalışmayı, millet için çırpınmayı gerektirir.

Polis olmak; özveri ister, özgüven ister, öz değerlere bağlılık ister, yetmedi mangal gibi yürek ister.

Türk Polis Teşkilatı;

Suç ve suçluyla mücadelede cesaret nişanesi,

Vatana, millete, bayrağa sevgide cevval bir sadakat timsali,

Masum ve mağdurları korumada asalet numunesi,

Hakk’a riayet, halka hürmet, hakikate dikkat gösteren fedakârlık zirvesi olarak 173 yılı geride bırakmıştır.

10 Nisan 1845’den bugüne kadar, emniyet ve esenliğin bekçisi, asayiş ve toplum huzurunun güvencesi olmayı başaran Türk Polis Teşkilatımızla haklı olarak övünüyor, haklarını almaları, hak ettikleri mevki ve mertebelere gelmeleri için üzerimize düşen ne varsa yapacağımızın sözünü çok net bir şekilde veriyorum.

Biz polislerimizin hangi zorluklar altında görevlerini icra ettiklerinin bilincindeyiz.

Biz polislerimizin nelere katlanarak, neleri göze alıp, ne tür engel ve engellemeleri aşarak mesleki onurlarını muhafazaya çabaladıklarının da farkındayız.

Halen görevdeki polislerimizle birlikte gönül huzuruyla emekliliğini yaşayanların sosyal ve ekonomik taleplerinin gerçekleşmesi için meşru ve yasal zeminlerde her inisiyatifi üstleneceğiz, her gayreti göstereceğiz.

Ek gösterge artışından tutun da, emekli polislerimize verilen ve yıllardır hiç değişmeyen 100 liralık temsil tazminatının yükseltilmesi için lazım gelen girişim ve müracaatları derhal yapacağımızdan herkesin emin olmasını özellikle temenni ediyorum.

Türk polisinin; hainlerle mücadele ederken, hiç kimseye muhtaç olmayan haysiyetli bir hayata ulaşmaları en tabii haklarıdır.

Bunu onlara çok göremeyiz.

Bunu onlardan esirgeyemeyiz.

Türk polisi Türk milletinin beka ve güvenliğinin 173 yıllık hizmetkârıdır.

Dilerim ki, Türk polisi mahşeri vicdan türbesinin inanmış türbedarı olarak her daim var olur.

Şunu unutmayalım ki, asıl polis, asıl hâkim ve savcı insanın kendi vicdanıdır.

Vicdan ışıldıyorsa, vicdan işliyorsa; iyiyle kötünün, doğruyla yanlışın tafsilatlı tefriki mutlaka yapılacak, ne suç ne de suçlu aramızda barınmayacağı gibi başlarını kaldıracak dermanı bile bulunmayacaklardır.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sırasında, teröristlerin havadan bombaladıkları Gölbaşı Polis Özel Harekât Daire Başkanlığı’nda şehit olan 51 kahramanımız başta olmak üzere,

Yurt içinde ve yurt dışında terörle mücadele esnasında şehadet şerbetinden içen aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Türk Polis Teşkilatı’nın 173’üncü yıldönümünü içtenlikle kutluyor, halen görevinin başında bulunan veya emeklilik günlerini yaşayan, hiçbir millet düşmanına baş eğmemiş, onay vermemiş polislerimizi selamlıyor, hepsine aileleriyle birlikte en iyi dileklerimi sunuyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Gün geçmiyor ki, milletimizi sarsan ve acıya sevk eden bir olay yaşanmasın.

Gün geçmiyor ki, bir skandal patlamasın, bir vahşet ortaya çıkmasın.

5 Nisan 2018 Perşembe günü, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde duyanları şok eden, görenleri kahreden bir cinayet vuku bulmuştur.

Gözü dönmüş bir katil, insanlığın yüz karası bir cani anılan üniversiteyi kana ve kedere boğmuş, Türkiye’yi baştan ayağa öfkeye sokmuştur.

Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi’nden Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne akademik çalışma ve araştırma amacıyla görevlendirilen karanlık şahıs önüne kim gelirse soğukkanlı bir şekilde katletmiştir.

Aralarında ülküdaşımız Fatih Özmutlu’nun da bulunduğu dört üniversite mensubu, milletimizin dört evladı maalesef hayatını kaybetmiştir.

Bu hain saldırı hakikaten de sözün bittiği noktayı işaret etmiştir.

Olayın önü ve arkası dikkate alındığında üzüntümüz kadar elbette kaygımız da büyümektedir.

Öncelikle görevlerinin başında uğradıkları silahlı saldırı neticesinde son nefeslerini veren kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Ailelerinin, mesai arkadaşlarının, Eskişehirli vatandaşlarımın, aziz milletimizin, elbette hepimizin başısağolsun diyorum.

Üniversite hayatı tartışmalı,

Yurt dışında aldığı eğitimi şaibeli,

Karakter ve mizacı sorunlu,

Şahsiyet ve ahlakı sancılı,

Kavga ve şiddete meyilli,

Sosyal ve beşeri münasebetleri sakat ve marazi bir alçak birden bire ülke gündemine yerleşmiştir.

Bu alçak, üniversitede adeta terör estirmiş, akademik özgürlük ve hoşgörünün düşmanı kesilmiştir.

Önüne geleni, gözüne kestirdiğini, kafasına taktığını, hoşuna gitmeyeni, asılsız, mesnetsiz ihbar ve şikâyetlerle FETÖ’cü gösteren, FETÖ’cü diye suçlayan cani, bu tavırlarıyla Osmangazi Üniversitesi’nde huzursuzluk ve korku odağı haline gelmiştir.

Tertemiz insanlara çamur atan, üniversite ortamını karartan, çevresine huşunet ve husumetle davranan, bununla da kalmayıp dört ailenin umut ve hayallerini söndüren şerefsiz en ağır şekilde, hiçbir hafifletici sebep göstermeksizin cezalandırılmalı, bir daha da gün ışığı görmemelidir.

Üniversite yönetiminin hunhar olay sonrasında katil ile ilgili “akıl sağlığı yerinde değildi” açıklamasına sığınması özrün kabahatten büyüklüğüne çok açık delil teşkil etmiştir.

Cenab Şahabeddin’in, “başkası düştü mü çürük tahtaya basmasaydı deriz. Kendimiz düşünce bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikâyet ederiz” sözü burada anlamı bulmuştur.

Madem akıl sağlığı yoktu, neden gerekli önlemler alınmadı?

Madem bu alçağın aklından zoru vardı, niye itibar cellatlığı yapmasına sessiz ve tepkisiz kalındı?

Akli dengesi yerinde olmayan birisinin uyduruk şikâyetlerine ihtimam, ufunetli jurnallerine itibar edilmesi vahim bir çarpıklık, bir bakıma suç ortaklığı değil midir?

Ne işi vardır aklı ve ahlakı olmayan, üstelik ar damarı çatlak bir canavarın üniversitede?

Osmangazi Üniversitesi’nin yönetiminde bulunan şahıslar, yaşanmış bu kadar trajedi ve ağır sonuçlar karşısında, gereğini yapacak iradeyi, görevden ayrılacak basireti ne zaman, daha hangi hallerde göstereceklerdir?

Sorarım sizlere, üniversitede ilim ve irfanın omuzlarda olması gerekirken, masumların içine sere serpe uzandığı tabutların omuzlara alınması nasıl izah edilmelidir?

Suçlu sadece kurşunu sıkan mıdır?

Kaldı ki, bu katilin kripto FETÖ’cü olduğu herkesin dilinde, herkesin ifadesindedir.

Anlaşılan malum kripto FETÖ’cü suçsuz günahsız insanlara bühtanla saldırarak, suç imal ederek kendisini saklamaya, emellerini gizlemeye gayret etmiştir.

Cinayet gününe kadar da bunda ne yazık ki başarılı olmuştur.

Geçen haftaki grup konuşmamda demiştim ki;

“Kim ya da kimler ki, ona buna delilli, belgeli olmadan; önü-arkası tespit, teşhis ve tarif edilmeden FETÖ’cü diyorsa, dikkatinizi çekiyor ve uyarıyorum ki, onlarda bir kuyruk acısı, gizlenmeye, örtülmeye, kapatılmaya çaba gösterilen karanlık bir açık var demektir.”

İşte Osmangazi Üniversitesi’nde bunun acıklı bir örneği vuku bulmuştur.

Keşke yanılsaydık.

Keşke haklı çıkmasaydık.

FETÖ’cü olduğu konusunda güçlü emareler bulunan bir namus yoksunu, mezkur üniversiteyi kana ve gözyaşına bulamış, dahası saygınlığına gölge düşürmüştür.

YÖK derhal acil önlemleri devreye almalı, muhtemel saldırıların önüne geçmelidir.

Suç ve suçluya göz yumanlar, ön açanlar, buyur edenler de gizlenemeyecek kadar nettir.

Üstüne vazife olmadığı halde, Facebook, Twitter gibi sosyal medya zeminleri başta olmak üzere, ekranlarda, gazetelerde, aslı astarı olmadan ona buna FETÖ’cü diyen, onu bunu FETÖ’cü diye fişleyen, çeteci gösteren, dedikodu üreten, fitne yayan, değerli isimler üzerinde karalama yapan kim varsa, biliniz ki, ya lokması haram, ya da kripto damarın gizli hafiyesidir.

Bu hastalıklı tiplerin kimlerle sorunu varsa kötülemeye, suçlamaya, özellikle FETÖ’cü göstermeye çalışmaları Pensilvanya’nın ekmeğine yağ sürmektedir.

Bunlar, FETÖ’nün hedefleri için gizil ve gizli bir şekilde faaliyet içindedirler.

FETÖ’yle mücadeleyi çekemeyen sefiller bunlardır.

FETÖ’nün kökünün kurumasına bir yanda destek verir gibi görünüp diğer yanda takoz koymaya, mücadeleyi sulandırıp herkesi suçlu gibi göstermeye tevessül eden çıbanbaşları da bunlardır.

Diyeceğim odur ki, bunlara azami dikkat ediniz.

Bunlara aldanmayınız, bunlara kanmayınız, bunların oyunlarına gelmeyiniz.

FETÖ’yle mücadele ediyorum bahanesiyle, gerçek FETÖ’cüleri arkalayan, mazlumları hızara veren, insan onuruna kara çalan namertler mücadelenin önündeki en büyük engeldirler.

Bu engelin kaldırılması hepimiz için şarttır, vatan ve millet görevidir.

FETÖ’nün kripto damarı son derece faal ve aktiftir.

İlaveten devletle toplumu karşı karşıya getirmek için yeni tezgâhlar peşindedir.

FETÖ’yle mücadelede sonuç almak için projeyi hazırlayan mihraklar kadar, kripto damarın da tam manasıyla deşifresi, ardından da imhası çok acil ve kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

16 Ocak 2018 tarihli grup konuşmamda, FETÖ’yle mücadelede cevabını aradığımız sorularımızı sizlerle ve aziz milletimizle paylaşmış ve şunları sormuştum:

1-            FETÖ’yle mücadelede devlet aklı topyekûn devrede midir? Yoksa sınırlı sayıda kişinin, kısıtlı sayıda devlet ve siyaset adamının gayret ve çabasıyla mı süreç ilerlemektedir?

2-      FETÖ’yle mücadelenin bir stratejisi var mıdır? Bir konsept hazırlanmış mıdır? Siyasi ve hukuki bir eylem planı kurgulanmış mıdır?

3-      Fikri temelleri, milli hedefleri, hukuki sınırları berrak bir zihin ve siyasi kavrayışla belirlenmiş midir?

4-      Bu terör örgütüyle mücadelenin öncelikleri nedir? Neler olmalıdır? FETÖ’cülüğün standart bir tanım ve tasviri yapılmış mıdır?

5-      Biriken sosyal maliyet, devlete karşı yükselen önyargılar, toplumsal tabana yayılan mağduriyetler nasıl ve hangi tedbir zinciriyle bertaraf edilecektir?

Bu sorularıma verilecek makul ve mantıklı cevaplar, inanıyorum ki, mücadeleye herkesin onay vereceği, herkesin rahat bir nefes alacağı içerik katacak, istikamet çizecektir.

FETÖ’cülük zamanın bir anında durmuş, donmuş, beklemeye alınmış veya tesadüfen ortaya çıkmış bir halin, bir suçun, bir ihanetin özeti değildir.

FETÖ’cü, bilinçli hareket eden, kasten davranan, irtibat, iltisak ve bağlantılarıyla terör örgütünün büyümesine açıktan hizmet eden, bunu hayatının her anına taşıyan, her alanında yaşayan vatan hainidir.

Bize göre, FETÖ’cülüğün alametleri olarak;

Öncelikle bylock veya benzeri bir programı indirerek kullanmış, böylesi bir haberleşmeye gereklilik duymuş olmak,

Pensilvanyalı kardinale; ruhen, aklen, vicdanen iltica etmek, köleliğe tamam demek,

Terör örgütünün emellerine açıktan katkı vererek ve bunu süreklilik içinde yaparak hıyaneti diri tutmak, kanlı hedeflere kilitlenmek,

Dini kisveye bürünüp bir program dahilinde devleti ele geçirme hesaplarının merkezinde, vatanı parçalama planlarının içinde şuurla yer almak,

Terör örgütüne aidiyeti benimseyip kabullenmek, bunu da gerek yasa dışı yollarla gerekse de yasaların boşluklarından istifadeyle takviye etmektir.

Kanunen meşru bir sendika üyeliği muhatabını terörist yapacak mıdır?

Yine kanunlar çerçevesinde kurulmuş okullarda okumak, bankalara para yatırmak bir şahsın terör örgütü üyeliği için yeterli olacak mıdır?

Bunlar üzerine iyi düşünmek, yarınlarımızı riske atacak sosyal maliyetlere, içten içe büyüyen devlet düşmanlığına karşı mutlaka, ama mutlaka tedbir geliştirmek lazımdır.

FETÖ, yıllar boyunca devlet ve toplumla içiçe geçmiştir.

Bu çok bariz bir gerçektir.

Mücadelede örgütün tutunduğu zeminlerden sökülüp atılmasından ziyade yırtılarak, kazınarak, koparılarak yok edilmesi tek seçenek, tek çaredir.

Başka türlüsü de mümkün değildir.

İşte bu şartlar altında OHAL’in devamı, proje sahibi ülke ya da ülkelerle her düzeyde hesaplaşmaya hazırlık tarihi önemdedir.

Koro halinde, OHAL kalksın diyenler, kaosa alkış tutan, kripto damara göz kırpan şuursuz ve sorumsuz zihniyetlerdir.

Normal şartlarda değiliz ki OHAL’i kaldıralım.

Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim.

CHP’sinden TÜSİAD’ına, AB’sinden BM’ne kadar OHAL’e karşı gelenler, öncelikle Türk milletinin beka meselesini kavramayan, kavramak gibi dertleri de olmayan maksatlı çevrelerdir.

Kripto damar kan dökmek, can havliyle efendilerinden aldığı talimatı yerine getirmek için hazırda beklerken, OHAL’i kaldırmaya teşebbüs veya bunu teşvik cinayettir, cüretkar bir gafilliktir.

Hele CHP yönetimi var ki, köprüye gelmeden geçmeye çalışacak kadar akıl fukarasıdır.

Akıl bir paraşüt gibidir, ancak açıldığı zaman iş görür.

CHP yönetiminin paraşütü uzun süredir kapalıdır, bunu da çakıldığı zaman bizzat anlayacaklardır.

Unutmayalım ki; kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte hem ışığı hem de gelecek treni görür.

Biz tüneli gördüğümüz gibi üzerimize gelen treni de çok net öngörüyoruz.

OHAL, hâlihazırda Türkiye gerçeğinin yansımasıdır.

Sürmesi de milli bir zorunluluktur.

FETÖ’cüler temizlenmeden, tehdit ve tehlikeler geçmeden OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir.

Aksini iddia edenler tek ayak üstünde kırk yalan söyleyen, müfteriklikte, iki yüzlülükte marka olan, Türkiye’nin var oluş davasına kast eden kokuşmuşlardır.

Bu kokuşmalara da Allah’ın izniyle müsaade etmeyeceğiz, tuzaklarında boğacağız.

Büyük kafaların büyük hedefleri vardır, küçük kafaların ise sadece arzuları.

Küçük kafalar talihsizliklere boyun eğerler.

Büyük kafalar ise talihsizliklerin üstünde yükselirler.

Türkiye yükselecektir, yükseklerde hak ettiği doruklara ulaşacaktır.

Buna hiçbir zalim, hiçbir hain, hiçbir işbirlikçi engel olamayacaktır.

Değerli Arkadaşlarım,

Bugüne kadar ülkemiz, Suriye’de barışın sağlanması, sivil kayıpların en aza çekilmesi, mücavir toprakların terör örgütlerinden temizlenmesi adına samimi ve kararlı bir duruş sergilemiştir.

Ne acıdır ki Suriye’de sivil ve masumların ölümleri son bulmadı.

Bir yanda teröristler, diğer yanda zalim Esad bebeklere, kadınlara, savunmasız insanlara acımadan kıydılar, vahşilikte yarış içine girdiler.

Mazlumlar Suriye’de iki ateş arasında kaldı.

Bugün insanlığın gözü önünde, Doğu Guta ve çevresinde tam bir katliam yaşanmaktadır.

Esad rejimi sivillere kimyasal silahlarla saldırıp çocukları öldürecek kadar denetim ve kontrolden çıkmıştır.

Doğu Guta’daki Duma bölgesine Sarin Gazı atan Esad yönetimi çok sayıda masumun ölümüne sebep olmuştur.

Şam yönetimi hesabı mutlaka sorulması gereken bir insanlık suçu işlemiştir.

Zalim Esad meşruiyetini, inandırıcılığını tamamen kaybetmiştir.

Suriye topraklarında, 11’inci yüzyılda Haçlı müfrezeleri ne yapmışsa Esad aynısıyla tatbik etmekte, hatta vandallığı bir adım ileriye taşımaktadır.

Görünen odur ki, Frenk zihniyeti tekrar hortlamış, Esad’a hakim olmuştur.

Doğu Guta’nın Duma bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırıyı nefretle kınıyor, şiddetle lanetliyorum.

Bu cani saldırganlıkta parmağı olan kim ya da kimler varsa doğduklarına pişman edilmelerini temenni ediyorum.

Önceki gece, Suriye’deki Tayfur askeri havaalanına yapılan füze saldırıları bölgenin çok şeye açık ve müsait olduğunu gözler önüne sermiştir.

Bu saldırıyı planlayıp icra edenlerle ilgili tutarsız, kafa karıştırıcı açıklamaların yapılması caniliği geriye itmekte, suçu gizlemektedir.

İnsanlık dışı saldırıların tevili yoktur.

Masumlara Sarin Gazıyla saldırılmasının hiçbir mazereti, hiçbir haklı gerekçesi olamayacaktır.

Esad döktüğü kanların, üstlendiği veballerin, işlediği cinayetlerin hesabını mutlaka vermelidir.

Artık Suriye’nin geleceğine, Suriyeliler karar vermeli, şiddeti durduracak irade ve müdahaleyi gecikmeksizin gösterebilmelidirler.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye-İran-Rusya 23 Ocak 2017 tarihinde Astana görüşmelerine başlamıştı.

Astana’da gerçekleşen ilk görüşme sonucunda üç ülkenin dışişleri bakanları Suriye’de ateşkesin ilan edildiği bölgelerde denetimde bulunmak için üçlü bir mekanizma kurulmasını kararlaştırmıştı.

Bölgesel istikrar adına ilk adım atılmış ve terör örgütü PYD/YPG’ye binlerce tır silah ve mühimmat gönderen ABD masanın dışında bırakılmıştı.

Astana’da kurulan masa etrafında dokuz görüşme gerçekleştirilmiştir.

Bu görüşmelerden sekizi 2017 yılında, sonuncusu ise 15 Mart 2018 tarihinde yapılmıştır.

Bölgesel istikrar için terörle mücadele eylem planı kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri PYD/YPG unsurlarının etkili olduğu alanlarda temizlik yapmış ve bölgeyi gerçek sahiplerine teslim etmiştir.

Suriyeli mültecilerin yurtlarına dönmesi ve kontrolsüz göçlerin tersine çevrilmesi için ortaya konulan irade meyvelerini vermeye başlamıştır.

Süren ve sürdürülen operasyonlar sivil hassasiyeti en üst düzeyde tutarak gerçekleştirilmektedir.

Bölgenin geleceği için Astana’da kurulan masa ile yetinilmemiş ve Türkiye-İran-Rusya Soçi’de yüksek düzeyli işbirliği için toplantılar düzenlenmiştir.

Suriye’de yedi yıldır süren iç savaş ortamının sona ermesi, buna bağlı olarak yaşanan sivil kayıpların önüne geçilmesi için yapıcı bir rol üstlenen Türkiye kısa zamanda önemli mesafeler almıştır.

4 Nisan’da Ankara’da Türkiye, Rusya ve İran Devlet Başkanlarının katılımıyla gerçekleşen liderler zirvesinde Suriye’nin istikrarlı geleceği ve terörle mücadele için varılan mutabakat bir kez daha yinelenmiştir.

Zirve sonrasında yapılan açıklamada üç ülkenin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik sergiledikleri duruş oldukça değerli ve önemlidir.

Bizim de görüşümüz bu yöndedir.

Ayrıca Türkiye’nin bölgede bulunan terör örgütlerine karşı başlattığı operasyonların devamı için ortaya koyduğu korkusuz irade bir kez daha dile getirilmiştir.

Unutulmamalıdır ki, Suriye’de yuvalanan terör örgütleri sadece Türkiye için değil, bölgedeki tüm devletler için tehdittir.

Aynı zamanda Esad rejiminin kimyasal silahlara sarılması tam bir facia, bölgesel ve küresel vicdana kast etmektir.

Var olan, günden güne derinlik kazanan tehditlerin ortadan kaldırılması, Suriye ve Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğü içinde huzura kavuşması Türkiye için bir beka meselesidir.

Ülke olarak “Suriye’deki terör örgütlerinden veya Esad rejiminin katliamlarından bize ne” demek gibi bir lüksümüz yoktur.

Devletin egemenlik haklarıyla birlikte milletin bekası tehlikeye girdiğinde karşımıza kim çıkarsa çıksın, bunlar sırtlarını nerelere dayarsa dayasınlar hak ettikleri dersi vermek, kafalarını ezmek yaşanmış Türk asırlarına karşı namus ve vefa borcumuzdur.

Biz borca sadığız, verdiğimiz sözü de Allah şahittir ki tutarız.

Muhterem Milletvekilleri,

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin geleceğini tayin edecek, istikrar ve normalleşmesini temine yarayacak bir yönetim yapısıdır.

Bu nedenle lazım gelen, eksik kalan uyum yasalarının süratle çıkarılması gerekmektedir.

Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 2019’dan itibaren yerleşmesi, kurum ve kurallarıyla hayata geçmesi için tüm gücüyle çalışacaktır.

Bu maksatla Cumhur İttifakı’nın zayıflamasına, zaafa düşmesine hiçbir şart altında izin vermeyeceğiz.

2019 yılının Mart ayında yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri’nde dikkatli bir dil, hassas bir üslup, Cumhur İttifakı’nın doğasını zedelemeyecek bir kampanya stratejisi izleyeceğiz.

Asıl hedeften şaşmayacağız.

Ağaca bakarken, ormanı gözden kaçırmayacağız.

Zarfa değil, mazrufa kafa yoracağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi’yle son derece olgun, düzeyli, seviyeli, anlaşmaya ve uzlaşmaya dayalı ittifak hukukunu Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerine kadar sürdüreceğiz.

Yol kazası istemiyoruz, siyasi provokasyonlara kapalı duruyoruz.

Kısır siyasi polemiklerle, sığ çıkar hesaplarıyla hareket etmedik, etmeyeceğiz.

Denizden geçmeyi amaçlarken derede boğulmayacağız.

Aşırı gurur, ışığa bakarken kör olmaktır; bu itibarla tevazudan, engin gönüllükten vazgeçmeyeceğiz.

Pusuya yatıp Cumhur İttifakı’nın çatlamasını bekleyen odaklara asla fırsat vermeyeceğiz.

CHP’liler PYD’yi selamlasın, PKK’lıları cezaevlerinde ziyarete koşsun.

Biz işimize bakacağız, önümüze bakacağız, milletimize bakacağız, Cumhur İttifakı’nın başarıya ulaşması için canla, başla mücadele edeceğiz.

CHP durmasın arka kapılarda, siyasi mahzenlerde, kuytu köşelerde İP’le görüşsün, HDP’yle buluşsun, FETÖ’yle uzlaşsın, PKK’yla anlaşsın; biz cumhurun iffet ve iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatmanın heves ve heyecanıyla yoğrulacağız.

Biz Zeytin Dalı Hareketi’nin zafer ve onuruyla sevinirken, bu miras yedi CHP hazımsızlık krizine girip sanatçılarla uğraşmaya, bunlara hakarete girişmiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı eşliğinde Hatay Oğulpınar Hudut Karakolu’na giden sanatçılara, sporculara reziller diyerek kesif bir cephe açmıştır.

Her yeni açıklaması bir öncekini aratan CHP liderindeki tahammülsüzlük, basiretsizlik; hezeyan boyutlarını aşmış, siyasi cinnete varmıştır.

“Politik çapsızlık ve yetersizlik sendromu” kronik bir hâl alan Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıkanı kulağı duymuyor; diline gelen, gönlünden geçene bile rahmet okutuyor.

Diyor ya Hz. Mevlana; “garez gelince hüner kaybolur, yüzlerce perde iner gönülden göze.”

CHP liderinin malum sanatçıların Afrin’de destan yazan Mehmetçiğe moral ziyaretini en hakaretamiz ifadelerle eleştirmesi akıl tutulması, ahlak kırılmasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun Mehmetçiği bağrına basanlara büyük bir şiddetle saldırması, sadece düşünce özgürlüğüyle açıklanamaz.

Bu son çıkışta; millete yabancı bir zihniyet, çarpık bir bakış açısı, sakat bir dünya görüşü çok net biçimde sırıtmaktadır.

CHP’nin sanatçı kabul ve takdir kriterleri de evlere şenliktir.

Ana muhalefetin başındaki bu zat, her geçen gün tarzını ve üslubunu çirkinleştirmekte, çirkefleştirmektedir.

Türkiye’de aşırı solcu olmayan, devlete isyan etmeyen, sözde barış adına Türk askerinin haklı operasyonlarına karşı çıkmayan, HDP’yi zımnen de olsa desteklemeyen sanatçı; CHP tarafından sanatçıdan sayılmıyor.

Böyle bir zihniyete tek kelimeyle yazıklar olsun diyoruz.

CHP’nin, Afrin şehitlerini anmak isteyen üniversite öğrencilerine saldıran teröristlere “evlatlarımız!” diye sahip çıkmasıyla Afrin kahramanlarına moral ziyareti düzenleyen sanatçılara hakaret etmesi aynı ruh hastalığının belirtisidir.

Bugünkü CHP, aziz Atatürk’ten sonra özellikle sanat camiasında kutuplaşmayı ve ayrışmayı körükleyen, kendileri gibi düşünüp inanmayanları dışlayan, tutucu, softa ve yobaz bir geleneğin siyasi temsilcisi hâline gelmiştir.

Ana muhalefet, halktan kopmuş, millî hassasiyetlerden uzaklaşmış; örf, âdet ve geleneklerimizle köprüleri atmıştır.

CHP, Türk milletinin gerçeklerinden ve sosyal dinamiklerden bihaber siyasi garabete dönüşmüştür.

Ne yazık ki Cumhuriyet’i kuran parti, kurucu değerlerden hızla uzaklaşarak “Cumhuriyet düşmanlarının ini” hâline gelmiştir.

Vatanseverlik, bayrak aşkı, millet sevdası, terörle mücadele gibi konular siyaset üstüdür.

Vatan ve bayrak sevgisinin, millî meseleler karşısında coşkun hissiyatın toplumsal tezahürünün sanatçılarda makes bulması olağandır, doğaldır ve normaldir.

Asıl anormal olan,  asıl ahlaki düşüklük olan bu makesin gözü dönmüşçesine eleştirilmesidir.

Millet tarafından beğenilen sanatçıların, kahraman askerlerimize moral vermek üzere ziyaret davetine icabet etmeleri alkışlanacak bir tutumdur.

Bundan eleştiri gerekçesi çıkarmak; cehalettir, aymazlıktır, terbiyesizliktir, tabansızlıktır.

Sayın Kılıçdaroğlu, rahatsız olduysa kendisine yakışanı yapmasını tavsiye ederiz.

Cumhurbaşkanı kamuflaj giyip sanatçılarla birlikte sınır karakolumuza gitmişken, Sayın Kılıçdaroğlu da mekapları ayağına geçirip terörist kıyafetlerini üzerine giyip doğruca PKK/PYD/YPG tünellerinde soluğu alabilir, arkadaşlarıyla çay partili, bol bol ihanet anısıyla dolu akşamlarda hasret giderebilir.

Önüne geçen yoktur, karşısında engel yoktur.

Buyursun, yolu açık olsun.

Ancak Türk milletinin hakkında vereceği siyasi hükme de ister seve seve, ister zoruna gide gide rıza göstersin, göstermek durumunda kalsın.

Millî Mücadele yıllarında; Halide Edip başta olmak üzere dönemin yazar, sanatçı ve gazetecilerinin çoğunluğu Mustafa Kemal Paşa’ya ve Ankara hükûmetine açık destek vermişlerdi.

Hatta Halide Edip, cepheye giderek Halide Onbaşı unvanını almıştı.

Sayın Kılıçdaroğlu, bunu da eleştirecek midir?

Millî Mücadele’ye hasım olan Ali Kemal ve muhalif İstanbul basınının sergilediği tutumun aynısıyla CHP’de vücut bulması kepazeliktir.

CHP lideri Kılıçdaroğlu; söz konusu çıkışıyla Türkiye’nin bekası için gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı’nı tenkit eden, ülkemizin terörle mücadelesine karşı çıkan emperyalist ülkelere ve onların taşeronlarına dolaylı destek vermiş, kucak açmıştır.

Türk milleti temellerinden kopan CHP’yi mahkum edecek, siyasi erimeye bırakacaktır.

Gezi seviciler, Kandil sevdalıları, YPG’ci düşükler, FETÖ’cü şerefsizler, eski tüfekler, komünist kalıntılar, Türklüğe ve devlete küfreden sözde sanatçılar CHP’nin çöken çatısı altında kalacaklar, sonlarını hazırlayacaklardır.

Diyorum ki, bu CHP’den bir halt olmaz, bu CHP’den bir sonuç çıkmaz.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bazı derneklerle düzenlediği “Gençlik ve İnanç Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde, hepimizi tedirgin ve rahatsız eden bir tespit yapılmıştır.

Buna göre Türk gençliği deizme kayıyormuş.

Yani Allah’a inanan, ama dine inanmayan bir gençlik doğuyormuş.

Bu neticeye nasıl ulaşıldı, hangi delil ve tespitlerle böylesi bir kanaat uyandı bize göre belirsizdir.

İmam Hatipli kardeşlerimizin de bu kategoriye alınması oldukça düşündürücü, oldukça sarsıcıdır.

Şunu özellikle ifade etmeliyim ki, Türk gençliği inançlıdır, ahlaklıdır, imanlıdır, dinine, diyanetine, geleneksel değerlerine, kültürel emanetlerine bağlı ve sadıktır.

Türk gençliğinin deizme kaydığını söylemek densiz bir uydurmadır.

Yüzbinlerce Ülkü Ocaklı evladım bu tezi çürüten bir asalete, duruşa, ve inanca şuurla sahiptir.

Türk gençliğinin itham edilmesi, töhmet altında bırakılması ayıplı ve ahlaksız bir komplodur.

Düşünmek görmektir, temiz bir vicdanla düşünenler gerçekleri muhakkak surette göreceklerdir.

Atalarımız boşuna söylememiş; arife günü yalan söyleyen, bayram günü utanır.

Türk gençliğine ateizmin bir önceki istasyonu olan deizm karası çalanlar, yüzleri varsa utansınlar, onurları kaldıysa nedamet getirsinler.

Yüksek ülküler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür.

Türk gençliği yüksek ülkülere tırmanmayı göze alan, eften püften tezviratları ayağının altına alan inanç ve iman erleridir.

Onlar gelecektir, gelecek onların iradelerine emanettir.

Deizmle uğraşanlar, önce haram yiyenlere baksınlar.

Sahte fetva makamlarıyla uğraşsınlar.

Çocukları istismar eden kansızlarla ilgili çalıştay düzenlesinler.

Münafıklara, müşrik emellere, kafir niyetlere tedbir alsınlar.

Bırakın hayallere pranga vurmayı.

Düşün Türk gençliğinin yakasından.

Çekin ellerinizi Türk gençliğinin yarınlarından.

Türk gençliği haklıdır, haysiyetlidir, erdemlidir, inanç kalpazanlarının, din tacirlerinin üstesinden gelecek güce, yeterliliğe, kabiliyet ve kifayete hamd olsun sahiptir.

 

Değerli Milletvekilleri,

Sözlerime son vermeden, Yunanistan’ın yandan çarklı, icazetli ve ruhen tükenmiş Savunma Bakanı’nın söz ve tehditlerine de kısaca değinmek istiyorum.

Bu bakan artığı, Türkiye’yi düşman olarak nitelemiş.

Ege adalarına ve sınıra ilave 7 bin asker göndermiş.

Birlik olup bizi ezeceklermiş.

Mart ayının başında tutuklanan iki Yunan askeri için de; “gerekirse gider onları alır getiririz” demiş.

Anlaşılan Yunan Savunma Bakanı aklını kaybetmiş, yediği yürek kendisini çıldırmanın eşiğine getirmiş.

Anlaşılan bu şahıs tarihi unutmuş, kovalandıkları, denize döküldükleri günleri hafızasından çıkarmış.

Arzu ederse, talebi olursa tarihi tekerrür ettirmek bizim için çocuk oyuncağıdır, bu defa Atina’ya kaçmakla da kurtulmaları imkansızdır.

Yunan Savunma Bakanı mitolojiye kendisini fazlasıyla kaptırmış olacak ki, Zeus’a özenmiş, Apollo’ya öykünmüş, Poseydon olmaya heveslenmiş.

Uykudaysa uyansın, histeri nöbetindeyse en yakın bir kliniğe yatsın.

Dedeleri Türk düşmanlığının bedelini ödediler, Anadolu’yu işgal ve istila teşebbüsünün cevabını er meydanlarında aldılar.

Konya kadar bile büyüklükte olmayan bir ülkenin sorumsuz ve sabıkalı siyasetçilerinin iki de bir dişlerini göstermesi beyhude bir çırpınmadır.

Biz yeri gelirse o dişleri sökmesini, hatta kırmasını çok iyi biliriz.

Keskin bıçak olmak için çok çekiç yedik, daha da çekiç kaldıran olursa kafasına geçiririz.

Çünkü biz Türk milletiyiz.

Yunan munan tanımayız, PKK, FETÖ, PYD’den anlamayız.

Esareti boğarız. Zilleti ezeriz. Karanlığı yırtarız.

Düştüğümüz yerden doğrulur, güneş olur doğarız.

Devir artık başkalarının ne düşündüğünün dikkate alındığı devir değildir.

Artık bu çağda herkes pozisyonunu Türkiye’ye göre belirlemek mecburiyetindedir.

Asır Türk asrıdır. Hedef Kızılelma, hedef Turan ülküsüdür.

Yunanistan’ın maceraperest bakanı ve aynı düşünceye sahip siyasetçileri önümüzü kesmeye kalkışırlarsa, enselerinden tutacak iradenin tıpkı 1920’li yıllarda olduğu gibi Anadolu’da hazır beklediğini de hesaba katmaları kendilerine hassaten tavsiyem ve tembihimdir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı, saygıdeğer misafirlerimizi hürmetle selamlıyor, başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Bu hafta idrak edeceğimiz Miraç Kandilimizin mübarek olmasını niyaz ediyor, hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Aydın’da

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Aydın İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Milletimizle birlikte çıktığımız bu yolda, bu kutlu mücadeleyi zafere ulaştırana kadar doğru bildiğimiz, hak bildiğimiz yolda yürümeyi sürdüreceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Aydın İl Kongresi’ne katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Spor Salonu önünde kendine bekleyenlere selamlama konuşması yaptıktan sonra kongrenin yapılacağı yere geçerek, partililere hitaben bir konuşma gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında 2023 Türkiye’sinin lokomotif şehirlerinden biri olarak gördükleri Aydın’da 16 Nisan halk oylamasında bekledikleri neticeyi alamadıklarını belirterek, bu sonuçla kendilerini yeterince anlatamadıklarını gördüklerini, düzenlenen kongreyle yeni bir döneme adım atarak daha çok çalışacaklarını ifade etti.

“BUGÜNKÜ ANA MUHALEFETİN KURTULUŞ SAVAŞINA ÖNCÜLÜK EDEN KADROYLA ALAKASI YOK”

Aydın’ın, Gazi Mustafa Kemal’in hatırasına hürmeten hâlâ CHP’ye çok ciddi desteği olduğunu gördüklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydınlılara hitaben, “Sizin gönlünüzde yaşattığınız CHP’yle, şu anda muhalefet partisi sıfatını taşıyan CHP arasında hiçbir ilişki kalmamıştır. Gazi Mustafa Kemal’in CHP’si bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’na öncülük eden kadro tarafından kurulmuştur, bugünkü CHP ise Türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşı olarak gördüğümüz mücadele sürecine alenen ihanet eden, ülkemizin ve milletimizin düşmanı kim varsa onların değirmenini su taşıyan bir parti hâline dönüşmüştür” ifadelerini kullandı.

Türkiye bölücü terör örgütünün çukur eylemleriyle mücadele ederken, CHP’nin bu olayı, “bölge halkının PKK ile iktidarın uygulamaları arasında sıkışması” olarak ifade edebilecek kadar alçaldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hatta bu partinin milletvekilleri çıkıp, devlete karşı hendek hendek direnmekten söz edebilecek kadar şirazeyi kaybetmişlerdir. Bölücü örgütün meclisteki temsilcisi olan siyasi partinin başındaki zatla birlikte ‘iyi salladık’ diyen CHP yöneticileri gördük. Devletin güvenlik görevlilerini ‘faşist’, PKK’lı teröristleri ‘mağdur eylemci’ olarak niteleyen bu CHP’nin Aydınlı kardeşlerimizin hayalindeki partiyle hiçbir ilgisi, alakası olamaz.” dedi

“CUMHURİYETİMİZİN GERÇEK SAVUNUCUSU OLAN BİR PARTİ VARSA, O DA AK PARTİ’DİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan askerlere destek olmak ve moral vermek için Hatay’a giden sanatçı, sporcu ve medya mensubunu eleştiren ana muhalefet partisi liderine yönelik olarak, “Kendi devletine, hükûmetine, askerine düşmanlık içine giren bir parti, nasıl olur da Cumhuriyetimizin kurucu partisi olduğunu iddia edebilir” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de Cumhuriyetimizin gerçek savunucusu olan bir parti varsa, o da AK Parti’dir. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yıldönümü olan 2023 yılında ülkemiz için belirlediğimiz hedefler bile, tek başına bu iddiamızı ispatlamaya yeter.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan kendilerinin Cumhuriyetin yüzüncü yılına hazırlık yaptıkları esnada Cumhuriyet Halk Partisi’nin teröristlerle birlikte yürüdüğünü, onların çukur kazmalarına destek verdiklerini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “CHP’lilerle karşılaştığınızda onları çevirin ve kendilerine şu soruyu sorun: ‘Cumhuriyetimizin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?’ Emin olun, hiçbiri de bu soruya verecek tutarlı bir cevap ortaya koyamaz, çünkü bunların böyle bir derdi yok. Siz bunların dillerinden adalet lafını eksik etmediklerine, adalet diye yollara düştüklerine bakmayın. Hazreti Mevlana, ‘Adalet ağaçlara su vermektir, adaletsizlik ise dikene su vermektir’ diyor. Bunlar hayatları boyunca olduğu gibi, bugün de sadece dikene su vermişlerdir, dikene su vermeye devam ediyorlar. FETÖ’sünden PKK’sına kadar terör örgütlerine savunmak adalet demek değildir. Ülkesine ve milletine hayırlı her işi baltalamak adalet değildir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ana muhalefet partisi liderinin kendisi hakkında sarfettiği sözlere yönelik olarak da şunları kaydetti: “Bu zannediyor ki, bende ağız var, her türlü ifadeyi kullanırım. Senin o kullandığın ifadeleri biz unuttuk, biz dahasına da muktediriz de bulunduğumuz makamlar buna müsaade etmiyor. Kendisinin sadece ahlakla ve onurla değil, aynı zamanda siyasetle, belagatle, fikirle de uzaktan yakından ilgisi olmayan sözlerini asla muhatap almıyor, cevaba değer bulmuyorum.”

“FAİZİN KHK İLE DÜŞECEĞİNİ SANACAK KADAR CAHİL”

Şahsi meselelerini bir kenara bırakabileceklerini ama ülkenin ve milletin çıkarları söz konusu olduğunda gözlerinin kimseyi görmeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorumlulukları gereği bazı şeyleri cevaplamadan geçemeyeceklerini ifade etti. “İfadelerine baktığımızda, bir insan nasıl bu kadar cahil olabilir, nasıl bu kadar ülkesinden ve dünyadan bihaber olabilir, açıkçası anlayamıyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela bu zat faizin kanun hükmünde kararnameyle düşeceğini sanıyor. Mesela bu zat istihdamın kanun hükmünde kararnameyle sağlanabileceğini sanıyor. Mesela bu zat ticari borçların kanun hükmünde kararnameyle sıfırlanabileceğini düşünüyor. Mesela bu zat iç ve dış borçların kanun hükmünde kararnameyle hallolabileceği hayalini kurabiliyor. Hatta bu zat çalışmayan adam borçlanıp kendine beyaz eşya alıyor, sonra da borcunu ödeyemeyip tefeciye mahkûm oluyor, ‘ben bu düzeni bozacağım’ diyor. Aman ya Rabbim, bu ne cehalet ya, bu ne cehalet.”

“EKONOMİK BÜYÜME BAŞARISINI BİLE DEĞERSİZ HÂLE GETİRMEYE ÇALIŞTI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyada herkesin Türkiye’nin yüzde 4’lük büyüme başarısını konuştuğunu, söz konusu zatın kendi aklınca onu da değersiz hâle getirmeye çalıştığını, ama eline, yüzüne bulaştırdığını söyledi. “Daha büyüme oranın ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, ne şekilde hesaplandığını bilmeyen bu adama kimse Türkiye’yi emanet etmez” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini sözlerinin devamında, “Nitekim bu kişi Genel Başkan olduğu 2010 yılından bu yana girdiği tüm seçimleri kaybetmiştir. İnanın sorun kaç seçim kaybettin diye, onu da bilmez.2010 anayasa halkoylamasını kaybetmiştir, 2011 milletvekilliği seçimlerini kaybetmiştir, 2014 Cumhurbaşkanlığı ve mahalli idareler seçimlerini kaybetmiştir, 2015 Haziran ve Kasım milletvekilleri seçimini de kaybetmiştir, 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi halk oylamasını da kaybetmiştir. Ama hakkını yememek de lazım, bu arada partisinin kongrelerinde hepsini de kazanmıştır. Partisinin kongrelerinde hepsini kazanıyor, başarısı burada zaten” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında CHP’ye gönül veren vatandaşlara seslenerek, “Bu kadar başarısız birisiyle nereye gideceksiniz? Kurtulun ya, kurtulun bundan! Kurtulun da Türkiye biraz şenlensin. Türkiye demokrasiyi görsün, bununla demokrasiye görmek de mümkün değil. Niye? Çünkü demokrasi güçlü muhalefetle güç kazanır. İktidar var, ama güçlü muhalefet yok” şeklinde konuştu.

“PARTİSİNİN HAKKÂRİ MİTİNGİNDE TÜRK BAYRAĞI YOKTU”

Ana muhalefet partisi lideriyle ilgili değerlendirmelerine devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çukur eylemlerinde PKK’yla mücadele ettik, bu zatı bölücü örgütün yanında gördük. Ya böyle bir şey olabilir mi? Ne işin var senin bölücü örgütün yanında? Hakkâri’de partisinin mitingi var, partisinin bir tane bayrağı yok, Türk Bayrağı yok, Türk Bayrağı yok. Ya bunun Türk Bayrağıyla zaten alakası yok, çünkü orası Hakkâri. Ama biz Hakkâri’ye ne zaman gittiysek bayrağımızla gittik, partimizin bayrağıyla gittik” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimlerinde FETÖ’yle mücadele ederken söz konusu zatı yine karşılarındaki ihanet çetesinin yanında bulduklarını hatırlatarak, “Şimdi de Afrin Operasyonuna bakışını terörle mücadele olarak değil, savaş-barış denklemiyle izah ederek PYD’nin safında yerini almıştır. Türkiye’nin sanatçılarına, sporcularına, medya mensuplarına hakaret edecek kadar zıvanadan çıka bu zatı ben sizlere, milletime havale ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“HAK BİLDİĞİMİZ YOLDA YÜRÜMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Terörle mücadele için hayatlarını ortaya koyan askerlere, polislere, jandarmalara, güvenlik korucularına hakaret edenlerin ana muhalefetin başındaki zatın yol arkadaşı ve destekçisi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu zat, 15 Temmuz’a ‘tiyatro’ diyerek, Türkiye’nin yakın zamanda karşılaştığı en büyük ihanet girişimine kanlarıyla, canlarıyla engel olan milletimize bizzat kendisi hakaret etmiştir. Çünkü bu zat, ‘aman Afrin şehir merkezine girmeyin’ diyerek, askerlerimize destek için sınıra gidenleri istiskal ederek, bu büyük mücadeleye saygısızlık etmiştir. Bu zat, kaybettiği her seçimden sonra, kendisini değil de milletimizi suçlayarak, aslında size de hakaret etmiştir. Biz onun yaptıklarını yapmayacağız, onun gibi asla olmayacağız. Milletimizle birlikte çıktığımız bu yolda, bu kutlu mücadeleyi zafere ulaştırana kadar doğru bildiğimiz, hak bildiğimiz yolda yürümeyi sürdüreceğiz.”

Sanatçıların başlarının tacı, sporcuların gönüllerindeki yerlerinin başköşe olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Medya mensupları, zaman zaman kendileriyle anlaşamasak da, daima saygıyı hak eden arkadaşlarımızdır” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında, “Daha dün, şu anda hepsi de terör örgütü üyeliğinden aranan DHKP-C’nin militanlarını ‘sanatçı’ diye Meclis’e getirip basın toplantısı düzenleyenler, elbette askerimizin yanında yer alan gerçek sanatçılardan rahatsız olurlar” ifadesini kullandı.

“AYDIN’DA 15 MİLYAR LİRALIK YATIRIM GERÇEKLEŞTİRDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının sonunda Aydın’a yapılan yatırımlara değindi. Göreve geldikleri günden bu yana 81 vilayetiyle Türkiye’yi kalkındırmanın, geliştirmenin çabası içinde olduklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydın’a son 15 yılda 15 milyar liralık yatırım yaptıklarını bildirdi. Eğitimde 3 bin yeni derslik yapıldığını, 6 bin kişilik yükseköğrenim yurtlarının faaliyete geçtiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlıkta da 19’u hastane olmak üzere 36 tesisi şehre kazandırdıklarını belirtti. Aydın’da 114 kilometre olan bölünmüş yola 267 kilometre daha eklediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haziran ayında Ege ile Akdeniz’i birbirine bağlayacak olan ve yaklaşık 3,5 katrilyon liralık yatırım bedeli bulunan Aydın-Denizli-Antalya otoyolunun ihalesinin yapılacağı bilgisini paylaştı. Antalya-Burdur-Denizli-Aydın-İzmir hızlı tren hattının 2023 projelerinden biri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 141 yıllık bir hayal olan, Adnan Menderes’in de yapımını çok arzu ettiği, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük barajlarından Çine Barajı’nı inşa ederek, açılışını bizzat kendisinin yaptığını söyledi.

Önümüzdeki dönemde Aydın’ı yine dev projelerle, büyük yatırımlarla, görülmemiş hizmetlerle tanıştırmaya devam edeceklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını birlik beraberlik vurgusuyla tamamladı.

Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi

İYİ Parti Kurultayı yapıldı:Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi

İYİ Parti’nin 1. Olağanüstü Kongresi’nde tek aday Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi. Kongreye gelen parti seçmenleri arasında “Bu bir kadın hareketi” diyenler de var, ülkücülükten vazgeçtiğini söyleyenler de .Dernekturk’den Fehmi DUMAN Ankara Arena’daki kongrenin nabzını tuttu.

İYİ Parti’nin 1. Olağanüstü Kurultayı, Genel Başkan Akşener’in de gelmesiyle başladı. Ankara Spor Salonu’nda “İYİ’ler kazanır” temasıyla düzenlenen kurultayı izlemek için gelenler, yoğun güvenlik önlemleri altında salona alındı. Kurultayın gerçekleştirileceği salona, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile Türk bayrağı asıldı. Akşener’in tek aday olacağı kurultayda, partiyi 2019 seçimlerine taşıyacak kadrolar şekillenecek.
İYİ Parti 1’inci Olağanüstü Kurultayı’nda tek aday ile girilen genel başkanlık seçimlerinde, partinin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Meral Akşener, yeniden genel başkanlığa seçildi. 1112 delegeden 1061’inin oy kullandığı kurultayda 1 oy geçersiz sayılırken, Meral Akşener 1060 oy ile yeniden genel başkan seçildi

KONGREDE DİKKAT ÇEKEN İSİM
İyi Parti’nin kongresinde dikkat çeken bir isim de yer aldı. Bir dönem Başbakan Yardımlığı yapan eski AK Partili Abdüllatif Şener davetliler arasındaydı. Şener’in görüntüsü, salondaki dev ekrana yansıtıldığında büyük alkış alması ‘Partiye mi katılıyor’ yorumlarına yol açtı.
KONGREDE YAŞANANLAR
Salona kurulan dev ekrandan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in fotoğraflarının bulunduğu sinevizyon gösterimi yapıldı.Balonlarla süslenen salonda “Türkiye İYİ olacak”, “İYİ’ler kazanır, Türkiye kazanır”, “Engelleri aşa aşa geliyoruz”, “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”, “Bize güven, kendine güven, Türkiye İYİ olacak”, “İYİ’ler, kötülerden cesur” pankartları asıldı.
Kurultayın yapıldığı salona gelen Akşener, partilileri selamladı. Bu sırada partililer “Cumhurbaşkanı Meral Akşener” sloganları attı. Kurultaya katılan madencilerce verilen bareti takan Akşener, küçük bir madenci heykelini de elinde taşıdı.
Bir çocuğu kucağına alan Akşener, kürsüye geçerek, “Hoşgeldiniz. Rabbime şükürler olsun, bu günleri bize gösterdi. İyi ki varsınız.” dedi.
İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray, bin 64 delegenin imzasıyla kurultayı açtıklarını belirtti. Divan Başkanlığına Abdul Ahat Andican seçildi. Akşener’in tek aday olacağı kurultayda, partiyi 2019 seçimlerine taşıyacak kadrolar şekillenecek.
AKŞENER: KADINLARA SESLENİYORUM, İYİ PARTİ SİZİNDİR
“Artık, çözümsüzlük ve umutsuzluk batağına saplanmak yok. Artık güç simsarlarından korkmak yok. Artık, bu ülkede iyileri ve iyilikleri konuşmamızın zamanı geldi. Herkes biliyor, hepimiz biliyoruz, ülkemizdeki bu sessizlik, huzurun sessizliği değil, korkunun sessizliğidir. Ekonomi tepetaklak olmuş yokuş aşağı inerken, korkunun suskunluğunu, huzurun sessizliği gibi yutturuyorlar. Bizler, biz iyiler, o korku duvarlarını yıkacağız. Bizler korkudan susanlardan değiliz, bizler, bağıranlara boyun eğenlerden hiç değiliz. Artık, anlaşıldı ki; ülkemizi iyi günlere İYİ Parti taşıyacak. İşte bu yüzden burası, düğün evidir, bayram yeridir.”
“KENDİ DÜZENLERİ İÇİN ÜLKENİN DÜZENİNİ BOZDULAR”
Ülkeyi yönetenlere seslenen ve eleştirilerini sıralayan Akşener, şöyle konuştu:
“Sizlere söylüyorum; artık bu aziz millete kör, sağır, dilsiz muamelesi yapamayacaksınız. Gerçeklerin üstünü, korku gücüyle, tehditle, medyaya abanarak örtemezsiniz. Bizler buna izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Bugün ülkemizi yönetenler, kendi düzenlerini kurmak için ülkemizin düzenini bozdular. İşsiz ve çaresiz gençlerimizi, plansız programsız açtıkları üniversitelerle oyalayacaklarını sanıyorlar. Yanılıyorlar. Sizler ve bizler, hepimiz; güzelim Türkiye Cumhuriyeti, yalanlar cumhuriyeti olmaktan kurtulsun diye, yorgun, yoksul, korkan, itelenmiş, işsiz ve yalnız kalmış, bıkmış, bunalmış herkesin içi ferahlasın diye siyaset yapıyoruz. Bu aziz millet ’Artık yeter’ dediğinde biter en güçlü saltanat. Bu aziz millet ’bitti’ dediğinde biter her şey. Çünkü ülkemizin, hepimizin, çoluğumuzun çocuğumuzun, bir tek ama bir tek kişi ayırmaksızın hepimizin rahat bir nefes almaya ihtiyacı var. Çünkü, anamız, babamız, çocuğumuz, gencimiz, yaşlımız, işçimiz, çiftçimiz, memurumuz, esnafımız, emeklimiz, hepimiz, krizden krize koşmaktan, gerim gerim gerilmekten bıktık, usandık. Millet oradan oraya savrulmaktan bıktı, usandı. Millet sizin sürekli aldatılmanızdan bıktı, usandı. Her aldanışınızdan sonra ağlamanızdan bıktı, usandı. Her aldanışınızın faturasını ödemekten bıktı, usandı. Durmadan ama durmadan yalan söylemenizden bıktı, usandı.”

“ALLAH’TAN BAŞKA GÜÇ TANIMIYORUM”
İYİ Parti’nin tüm kadrolarıyla ve teşkilatıyla an itibariyle ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu ifade eden Akşener, şunları söyledi:
“Her siyasi partiye nasip olmayacak genişlikte ve nitelikte bir çalışma kadrosuna sahibiz. Daha yola ilk çıktığımızda gördük ki; ’siyaset simsarları’ için korku dağları sarmış, masa altı ittifaklar çoktan kurulmuş bile. Saray odalarında pazarlıklara oturulmuş, Yargıtaylar tutulmuş, yollar kesilmişti. Özel hayatlarımıza hayasızca dil uzattılar, ’Allah var’ dedik. Engelleri aşa aşa geldik. Parti kuramaz dediler, kurduk. Kurultay yapamaz dediler. İşte, hem de on binlerle kurultay yaptık. Bizler engelleri aşa aşa geldik. Önümüze ne kadar engel koyarlarsa koysunlar, onları da aşa aşa geliyoruz. Milletimizin tepesinden sopanızı çekin, milletin omuzunda ele ihtiyacı var, o el olmak için geliyoruz. Ülkemizin unutulmuş değerlerini hatırlatmak, kaybolmuş iyiliklerini bulmak, kapılarımıza kilit üstüne kilit vurmadan yaşamak için geliyoruz. Ta ki, bu aziz milletin her bir ferdi rahat nefes alana kadar.Bizi yolumuzdan döndürebilecek Allah’tan başka bir güç tanımıyorum. Ancak unutmayın ki; kalabalıklarımızın gösterdiği gücü, umudu ve kararlılığı gören güç haydutları, üzerimize daha çok gelecekler. Biz buna da hazırız.
“BİZ MİLLETİMİZLE İTTİFAK YAPIYORUZ”

İYİ Parti’nin başka partilerle ittifak kurduğuna dair söylentiler çıktığını belirten Akşener, “Bize her gün bir partiyle ittifak kurduruyorlar. Yapmadığımızı yaptı, söylemediğimizi söyledi olarak yayıyorlar. Dürüst olun ey zalimler. Ahlaklı olun. Edepli olun. ’Fitne ve zulüm ölümden beterdir’ diyor Cenab-ı Hak. Eğer böyle devam ederseniz, bilin ki; ’Adınız Haccac gibi zalim yazılır tarihe.’ Kim kiminle ittifak yaparsa yapsın, biz milletimizle ittifak yapıyoruz” diye konuştu.

“TÜM ÇOCUKLAR ÖNCE MUTLU OLMALIDIR”

Türkiye’nin bir yalanlar cumhuriyetine dönüştüğünü söyleyen Akşener, konuşmasını şöyle tamamladı: “İYİ Parti, bu yalanlar cumhuriyetini dürüstlük cumhuriyetine çevirmek zorundadır. Velilerimiz daha fazla para harcıyor, çocuklarımız okullarında ortalama bir Avrupa ülkesinden daha fazla zaman geçiriyor. Sonuç? PİSA sonuçlarına göre 52’nci sıradayız, bin 800 saat yabancı dil dersimiz var, ama konuşabilenimiz yok. Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimiyle yap boz oyunları oynanmasına izin vermez. Biz, parası olan ailenin çocuğuyla, parası olmayan ailenin çocuğu farklı eğitimler almasın diye geliyoruz. Çocuklarımız sınavdan sınava koşturan yarış atı muamelesi görmemelidir. Başarılı ya da başarısız, engelli ya da engelsiz, tüm çocuklar önce mutlu olmalıdır. 21’inci yüzyılı doğru anlayabilmek gerekiyor. Ülkemiz 21’inci yüzyılı doğru analiz edebilen insanlarla yönetilmelidir. Yeni yüzyıl, yeni bir insan talep ediyor. Bu talebe ancak farklı düşünebilen,ÿfarklı görebilen öğrenci odaklı bir eğitim sistemiyle ulaşılabilir. Doğayı ve çevreyi koruyan tüm projeler, betonlaştırma projelerinden çok daha öne geçmelidir. Tüm doğa ve çevreyi konu alan sivil toplum kuruluşları, yönetim ortağımız olacaklar. Doğrusu budur. Ağaçlar kendilerini koruyamaz, dereler kendilerini koruyamaz, onları sadece ve sadece iyi insanlar korur. Biz koruruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin kaybedecek tek bir saniyesi bile yoktur"

AK Parti Trabzon İl Kongresi’ne katılarak bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amerika’nın bir an önce Mümbiç’in denetimini terör örgütünden alıp bölgenin gerçek sahiplerine devretmesi gerekiyor. Biz, bu kardeşlerimizle birlikte kısa sürede Mümbiç’i ayağa kaldırır, ülkemizde yaşayan bölge halkının evlerine dönmesini sağlarız” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Trabzon 6. İl Kongresi’ne katıldı. Kongre öncesinde Hayri Gür Spor Salonu önünde kendisine sevgi gösterisinde bulunan vatandaşlara bir selamlama konuşması yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra salona geçerek partililere hitap etti.

Konuşmasına, 16 Nisan halk oylamasında yüzde 66’lik “evet” oranıyla kendisine destek olan Trabzonlulara teşekkür ederek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 seçimlerine kadar bu heyecanı ve kararlılığı sürdürmelerini beklediğini ifade etti.

“MUHSİN YAZICIOĞLU YERLİ VE MİLLÎ BİR DAVA ADAMIYDI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında vefatının dokuzuncu sene devriyesinde Büyük Birlik Partisi’nin kurucusu Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmetle ve saygıyla yâd ettiğini ifade etti.

Kendisinin tanıdığı Muhsin Yazıcıoğlu’nun vatan ve millet aşığı, yerli ve millî bir dava adamı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Eğer hayatta olsaydı, eminim 15 Temmuz’da darbecilere karşı bizimle omuz omuza mücadele verirdi. Eminim Fırat Kalkanı Harekâtından bizim kadar heyecan ve gurur duyardı. Eminim Zeytin Dalı Harekâtımızdaki başarımızdan bizim kadar samimi şekilde o da aynı heyecanı duyardı” şeklinde konuştu.

“YETERSİZ KALAN HİÇBİR BÜROKRAT BULUNDUĞU MAKAMI FUZULİ YERE İŞGAL ETMESİN”

Cumhurbaşkanı Erdoğan millete bir söz verdiklerini, bu sözü tutabilmek için günün 24 saatini 48 saat gibi yaşamak zorunda olduklarını vurguladı. “Türkiye’nin her alanda çözüm bekleyen bunca meselesi varken, 81 vilayetimiz, 81 milyon vatandaşımız hizmet beklerken, dünyadaki milyonlarca kardeşimizin kalbi bize yönelmişken, nasıl yorulmaktan şikâyet edebiliriz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm teşkilatlardan, bürokraside bu hissiyatı paylaşan arkadaşlarından aynı gayreti beklediğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Son zamanlarda bürokrasinin ağır işlediğine dair şikâyetler gelmeye başladı. Buradan açıkça söylüyorum; sorumluluk almaktan çekinen, imza atmaktan imtina eden, mevcut projeleri süratle yürütmekte, yeni projeler üretmekte yetersiz kalan hiçbir bürokrat bulunduğu makamı fuzuli yere işgal etmesin. Bunun affı yok, versin istifasını çeksin gitsin. Bizim işimiz var, yapacağımız çok şey var.”

“TÜRKİYE’NİN KAYBEDECEK TEK BİR SANİYESİ BİLE YOKTUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimsenin yokluğunun bu ülkede herhangi bir boşluğu veya eksikliği ortaya çıkarmayacağını, bürokrasinin içinde ve dışarısında bu ülkeye hizmet edecek pek çok yetişmiş insanımız olduğunu söyleyerek “Türkiye’nin kaybedecek tek bir saniyesi bile yoktur. Her alanda çok çalışmak ve hızlı hareket etmek zorundayız. Geçmişte yapılan yanlışların, zaafların faturasını bugün biz ödüyoruz. Savunma sanayiinde yıllarca bu ülkede ciddi anlamda bir iş yapılmamış. Şayet bizim bu konuyu bizzat himayemize aldığımız 2004 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz hamleler olmasa, inanın bana, şu operasyonların hiçbirini yapamazdık” ifadelerini kullandı.

Bugün mercek altına alınan her konuda hâlâ ciddi eksiklerle, ciddi sabotajlarla karşı karşıya olunduğunu gördüklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerli silah sanayimizdeki gelişmelere değindi.

Bu imkânlar olmamış olsaydı şimdi Afrin’deki başarıların elde edilemeyeceğini tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yönetim sistemiyle birlikte iş yapma konusunda büyük bir zihniyet devrimini hayata geçireceklerini ve Türkiye’nin çok daha büyük başarılara ulaşacağını söyledi.

“SON 15 YILDA TRABZON’A 21 KATRİLYON LİRALIK YATIRIM YAPTIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında Trabzon’un yakın dönemde geçirdiği değişim ve dönüşüme değindi. Son 15 yılda Trabzon’a 21 katrilyon liralık yatırım yaptıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitimde 2 bin 751 yeni derslik, 8bin 500 kişilik yükseköğrenim yurtlarını hizmete aldık. Trabzon’a yeni bir devlet üniversitesi daha kuruyoruz. Akçaabat’ta kurulacak bu yeni üniversitemizle Trabzon yükseköğrenim alanında yeni bir imkâna daha kavuşacaktır. Sağlıkta 16’sı hastane olmak üzere 45 tesisi şehrimize kazandırdık. Şimdi bir de Trabzon’a 900 yatak kapasiteli şehir hastanesini kuruyoruz. TOKİ vasıtasıyla yaptığımız 7 bin 900 konutla şehrimizin çehresini değiştirdik. Trabzon’un 73 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğu 213 kilometreye çıkarttık. Hâlen yatırım bedeli 4 katrilyon lira olan 22 ayrı yol projesinin inşası sürüyor. Zigana Tüneli de Trabzon’un geleceğine damga vuracak projelerden biridir. Karadeniz’i Doğu Anadolu’ya bağlayan bu önemli ticaret ve turizm yolunu da inşallah önümüzdeki yıl bitiriyoruz. Erzincan-Trabzon arasında yapacağımız yeni demir yolu da şehrimizin cazibesini artıracak bir başka projedir.”

“BUNLARIN DERDİ TERÖRİZMLE MÜCADELE DEĞİL, BÖLGEMİZİ YENİDEN TANZİM ETMEK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye’yi büyütme, Türk milletini güçlendirme mücadelesinde önlerine hem içeride, hem dışarıda pek çok engel çıkartıldığını, hâlen de çıkartılmaya devam edildiğini kaydetti.

Türkiye’yi bölgede yaşanan kaosun içine çekmek için kullanmadık araç bırakmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütleriyle yoldaş olanların, dışarıya karşı hakikatleri ters düz edip ülkemizi zan altında bırakmaya kalktıklarına dikkat çekti.

Suriye’de hayatta kalma mücadelesi veren Türkmenlere yardım için gönderilen tırların önünü içimizdeki hain iş birlikçileri vasıtasıyla keserek, bunların görüntüleriyle ülkemizi köşeye sıkıştırmaya kalktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu yapanlar tek misyonu ülkemize karşı düşmanlık olan bir terör örgütüne 5 bin tır ve 2 bin kargo uçağı dolusu silahı teslim ettiler. Tabii bununla da kalmayıp aynı terör örgütüyle iş birliği içinde bölgemizin altını üstüne getirmek pahasına güya mücadele ettikleri DEAŞ’lıların sıkıştıkları Rakka’dan güvenle başka yerlere geçmelerine yardım ettiler. Baktık ki bunların derdi terörizmle mücadele değil, bölgemizi yeniden tanzim etmek. Kararı verdik ve sahaya girdik” şeklinde konuştu.

Bu kapsamda ilk olarak Fırat Kalkanı Harekâtı ile terör koridoru projesine ilk darbeyi vurduklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından Zeytin Dalı Harekâtı ile bu koridoru Akdeniz’e bağlama çabasının önünün kesildiğine dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnşallah, kısa sürede Tel Rıfat’ı da kontrol altına alarak, bu harekâtı hedefine ulaştıracağız” diye konuştu.

“MÜMBİÇ KONUSUNDA VERİLEN SÖZLERİN YERİNE GETİRİLMESİNİ BEKLİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin gittiği her yere huzur, güven ve düzen getirdiğini gören bölgedekilerin, Türkiye lehine gösteriler yaparak terör hamilerine adeta şamar üstüne şamar vurduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi de muhataplarımızdan, bize Mümbiç konusunda en başından beri verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyoruz. Terör örgütünün Mümbiç’e ilk geldiği 2016 yılındaki görüşmelerimizde, Başkanlarından Dışişleri ve Savunma Bakanlarına, Ulusal Güvenlik Danışmanlarından Genelkurmay Başkanlarına kadar her seviyede verilen sözler var” ifadelerini kullandı.

Yönetimin değişmiş olabileceğini ama devlette devamlılığın esas olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun için, Amerika’nın bir an önce Mümbiç’in denetimini, terör örgütünden alıp bölgenin gerçek sahiplerine devretmesi gerekiyor. Biz, bu kardeşlerimizle birlikte, kısa sürede Mümbiç’i altyapısı ve üstyapısıyla ayağa kaldırır, ülkemizde yaşayan bölge halkının bir an önce evlerine dönmesini sağlarız” değerlendirmesinde bulundu.

“GÖRDÜĞÜMÜZ HİÇBİR TERÖRİSTİ AFFETMEZ, İNDİRİRİZ”

“Şayet terör örgütü buradan çıkartılmazsa, o zaman bu işi, bölge halkıyla birlikte biz yapmak mecburiyetinde kalırız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Hiç kimse kusura bakmasın, ülkemizin ve milletimizin bekasının söz konusu olduğu bir yerde, kimsenin taktik hesabı, konjonktürel siyaseti bizi bağlamaz. Biz elbette müttefiklerimize silah doğrultmayız. Ama gördüğümüz hiçbir teröristi de affetmez, indiririz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı durumun Kuzey Irak için de geçerli olduğunu vurguladı. “Kandil ve Sincar’daki teröristler derhal boşaltılmazsa bu işi bizzat yapmak bizim için kaçınılmaz bir durum hâline dönüşür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Topraklarının egemenliği konusunda hassas olanlardan bu hassasiyeti önce terör örgütlerine karşı göstermelerini bekliyoruz. Hassassanız, terör örgütünün orada ne işi var? Teröristlerin cirit attığı bir yerde egemenlik lafı etmek boş bir iştir” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne Suriye’de, ne Irak’ta kimsenin tek karış toprağında gözümüzün olmadığını tekrarlayarak, her iki yerde de öncelikli amacın ülkemize yönelik tehditleri ortadan kaldırmak olduğunun altını çizdi.

Güney sınırlarımızın ötesindeki her istikrarsızlığın tarih boyunca olduğu gibi bugün de ülkemize ciddi bir sığınmacı akınına yol açtığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün için Irak’tan gelen 50 bini aşkın mültecinin topraklarımızda olduğunu bildirdi.

“ADIM ATTIĞIMIZ HER YERDE SAMİMİ BİR SEVGİ VE UMUTLA KARŞILANIYORUZ”

Sınır ötesi operasyonlarla bölge halkının huzurunu ve güvenliğini tesis ederek topraklarımızdaki sığınmacıların yurtlarına dönmelerinin de amaçlandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dikkat ederseniz, gittiği hiçbir yerde ülkemize işgalci gibi davranılmıyor. Tam tersine, adım attığımız her yerde samimi bir sevgiyle ve umutla karşılanıyoruz. Diğer ülkelerle ve terör örgütleriyle bizim aramızdaki fark budur” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Çünkü biz Türkiye’yiz, çünkü biz Türk milletiyiz. Anadolu’daki bin yıllık varlığımız boyunca biz mücadeleyi hep verdik. Karşımızdakiler hep farklı kimliklere, farklı kılıklara, farklı isimlere sahip olsa da aslında hep aynı düşman vardı. Bize bırakınız bu toprakları, dünyada yaşamayı çok görenlere karşı verdiğimiz mücadele kıyamete kadar bitmeyecektir. Dün ecdadımız Avrupa’nın göbeğine kadar ilerlediği hâlde geride sadece eserler bırakmıştır. Bugün bizim mahremimize girenlerin geride ne bıraktığını biz Musul’dan biliyoruz, Rakka’dan biliyoruz, Halep’ten biliyoruz, Gazze’den biliyoruz. Aynı görüntülerin ülkemize yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Bunun için gerekiyorsa sınırlarımız boyunca yığılan terör örgütlerinin üzerine sonuna kadar gideceğiz, nereye kadar kaçarlarsa oraya kadar kovalayacağız.”

CHP Sakarya  İl Örgütü Hendek İlçesine Çıkarma Yaptı

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR, Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl  Kadın Kolları  Başkanı  Azize Çeroğlu , CHP Sakarya İl Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı, Cumhuriyet Halk Partisi Hendek İlçe Teşkilatı Başkanı Reyhan Azak   ve Hendek İlçe Kadın Kolu Başkanı  Nevin Kuru Şeşen , Esnafları   ziyaret ettiler.

Pazar yerleri taşıdıkları özellikler açısından bir toplumun yansımasıdır

Köylü  bayanlar  Belediyeye verdikleri  10 Tl  yer parasını  bile  ödemede  güçlük çekiyorlar

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR  Bayanların yer  parasının  alınmaması için  Belediye Başkanı  İrfan Püsküllü’yü telefonla  arayarak  10 Tl lik  yer parasında kolaylık sağlanmasını  istedi.

Bir toplumun kültürel özelliklerini en iyi taşıyan Pazar yerleridir. Ülkemizde hemen hemen her ilde il pazarları ve semt pazarları bulunmaktadır. Bu pazarlarda kendi yetiştirdiği veya toptan satın aldığı ürünleri tezgah açarak satan Pazar esnafları bulunmaktadır.

Yıllardır yüksek enflasyon ve yüksek faiz döngüsünden kurtulamayan ülkemizdeki olumsuzluklardan en fazla etkilenen kesimlerden biri esnaf ve sanaatkarlar olmuştur

Pazar en genel anlamıyla, esnafın kendi ürettiği ya da aracı olarak satın aldığı ürünleri, haftanın belirli günlerinde satabildiği halka açık veya kapalı alanlardır şeklinde tanımlanabilir. Böylelikle pazarlarda kırsal köylü tiplerinden tutun da küçük esnafa kadar toplumun her tabakasından satıcı görmek mümkündür. Farklı kesimlerden oluşan Pazar esnafının gösterdiği kültürel farklılıklar aslında Hendek  tarihi yapısını da meydana getirmektedir.

Günümüz koşullarında kısıtlı sermayesi ile kendi emeğini
birleştirerek ayakta kalmak için mücadele eden Pazar esnafı, piyasalardaki durgunluk ve ekonomik krizler nedeniyle zor günler geçirmiş hala daha geçirmeye devam etmektedir..

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR”Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya Örgütü olarak bugün Hendek İlçemizdeydik. Hendek İlçe Başkanımız ve Yöneticilerimize teşekkür ediyorum.”

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN  -FESA Ajans  -Hendek

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR İlçe  başkanlığında Engin ÖZKOÇ’un  Yönettiği  TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDAKİ KONUŞMAYI  CANLI  OLARAK  TAKİP ETTİLER

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“8 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok.  Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz?”
-“Ayağa kalkan hakimlere sesleniyorum: Cübbelerinize iki tane delik açınız. İki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma, sarayın kabartması olsun. Önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin. Birisi yasama, birisi yürütme. Siz, üçüncü güç olmaya layık değilsiniz”
-“Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki ‘Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.’ Git Kayseri’ye de bak. Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı hepsini size anlatsın”
-“Şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parasını versinler, hiçbir zarar olmaz. Asıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray”
-“Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz?”
-“Dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz. Ama o tosundan değil. Parayı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım”
-“Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok. Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu bakana söyleyeyim. Recep Bey’e de söyleyeyim, Uruguay’dan besmelesiz et getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin ama bu tosuncuğu getiremezsin”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer konuklarımız ve bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bütün vatandaşlarıma hiçbir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, herkese Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan selamlarımızı sevgilerimizi ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz.

Her zamankinden daha fazla birliğe ihtiyacımız var, beraber olmaya ihtiyacımız var, kardeşçe bir arada yaşamaya ihtiyacımız var. Düşüncelerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir, ama al bayrağın altında hep beraber huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Bizi ayrıştırmak istiyorlar, bizi bölmek istiyorlar, kavga ettirmek istiyorlar. Hiçbir zaman bu oyuna gelmeyeceğiz. Kim olursa olsun, herkesin düşüncesine, herkesin inancına, herkesin kimliğine saygı göstereceğiz. Birlikte yaşıyorsak, beraber yaşıyorsak huzur içinde yaşayacağız, komşumuz açken biz tok yatmayacağız; o felsefeden geldik, o inançtan geldik, herkese saygı göstermek bizim boynumuzun borcudur, insanlığın bir gereğidir. Dolayısıyla bu çerçevede tekrar bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma selamlarımı saygılarımı gönderiyorum.

MUSTAFA KEMAL’İN MEHMETÇİKLERİNDEN OLUŞAN ORDUMUZ
Kahraman ordumuz, her zaman güvendiğimiz ordumuz, Türkiye’nin bekası için en büyük güvencemiz. Terör örgütleriyle mücadele eden, hayatını feda eden, mücadele eden gözbebeğimiz ordumuz. Peygamber ocağı ordumuz, Mustafa Kemal’in Mehmetçiklerinden oluşan ordumuz. Şimdi siz Mustafa Kemal’den söz ettiğiniz zaman, birileri gece yatağında rahat uyumuyor. Gerekirse uyutmayacağız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, onun ilkelerine, onun yurtseverliğine, onun vatanseverliğine sonuna kadar sahip çıkacağız. Mustafa Kemal Atatürk 80 milyonun gönlünde kalbinde yer eden bir kişidir. Üç-beş kişi farklı düşünebilir, ama 80 milyonun yüreğinde Mustafa Kemal’in Kuvayimilliyesi atar, o ruh atar bizim yüreklerimizde.

KARDEŞİ KARDEŞE ÖLDÜRTTÜLER, HÜKÜMET DE ONLARIN MAŞASI OLDU
Defalarca dedik ki, şu Ortadoğu bataklığına girmeyin arkadaş, sizin ne işiniz var Ortadoğu bataklığında? Suriye’de demokrasi yokmuş, sende de yok. Yani birisi gelip müdahale mi etsin, sen bunu mu istiyorsun? Oraya müdahale ettiler, TIR’larla silah gönderdiler, kardeşi kardeşe öldürttüler; yani Müslüman’ı Müslüman’a öldürttüler. Silahları kim verdi? Bir kısmını Amerika verdi, bir kısmını Rusya verdi. Onlar parayı kazandılar, canını feda eden ölüme giden oradaki Müslümanlar oldu ve Türkiye de onların maşası oldu. Hükümet onların maşası oldu. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdılar, silahları da buradan gönderdiler. Yapmayın etmeyin dedik, PYD çıktı, PKK çıktı, IŞID çıktı, El Nusra çıktı, adını bilemediğim bir sürü terör örgütü çıktı. Şimdi onlarla mücadeleyi canını feda eden ordumuz yapıyor. Ordumuz bu siyasilerin, yani hükümetin yaptığı hataları düzeltmeye çalışıyor. Türkiye’ye maliyetini azaltma çalışıyor. Ne uğruna? Vatan uğruna. Ne uğruna? Canını feda ederek vatan uğruna mücadele ediyor. 
17 Mart’ta bir binbaşımız da Afrin’de şehit oldu, Mithat Tunca, Eskişehir’de toprağa verildi. Ailesine yakınlarına başsağlığı diliyoruz, hepimizin başı sağ olsun, Silahlı Kuvvetlerimize de başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

SEN ANCAK VE ANCAK MAN ADASI’NI BİLİRSİN

Değerli arkadaşlarım, 18 Mart şehitler günüdür, aynı zamanda Çanakkale Deniz Zaferinin de 103’ncü yıldönümüdür. Çanakkale’nin her karışında onlarca şehidimiz vardır. Gelibolu’nun her karışı askerlerimizin kanıyla sulanmıştır. Olağanüstü bir mücadele verilmiştir. 18 Mart kutlamalarına Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat gidiyor, ama bizim belediye başkanının konuşmasına yasak getiriyor, “benimle aynı kürsüde konuşamazsın” diyor. Bir de kalkıp diyor ki, efendim biz millete güveniyoruz. Milletin seçtiği belediye başkanını niye dışlıyorsun? Sanıyor ki, bunu yapınca 18 Mart’ı anacağız. Sen 18 Mart’ın da ne olduğunu bilmezsin, şehitlerin de ne olduğunu bilmezsin, Çanakkale’nin de ne olduğunu bilmezsin, sen ancak ve ancak Man Adasını bilirsin, Man Adasını! Man Adasında tezgâhlar kuracaksın, “vatan millet bayrak” diye konuşacaksın. Bu memlekete vergi vermemek için her türlü dümeni çevireceksin, “ben yerliyim ve milliyim” diyeceksin. Zaten bir adam “ben yerliyim ve milliyim” diyorsa, bilin ki ne yerlidir ne de millidir. Bu memlekette yaşayan 80 milyon da yerlidir ve millidir yani, sen bunun bir kısmını ayırıyorsun. Ben yerliyim ve milliyim, diğerleri başkaları mı diyorsun? Onlar başka bir ulustan mı diyorsun? Hayatımda duyduğum en saçma şeylerden birisidir. Hani diyor ya “tek devlet” sanki bir ülkede beş tane devlet var; zaten tek devlet. Amerika 7 devlet mi, İngiltere 15 devlet mi? Zaten tek devlet. İlla Rabia’yı çevirecek. Sen Rabia’nın hayranısın, sen İhvan’ın yoldaşısın, biz de Anadolu Müslümanlığını savunuyoruz, senin gibi değil; Hacı Bektaş’ı savunuyoruz biz, Mevlana’yı savunuyoruz biz.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMASAYDI ÇANAKKALE ZAFERİ OLMAZDI
Çanakkale savaşı aynı zamanda Gazi Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluş Savaşımızın önsözünü yazdığı bir savaştır. Gazi Mustafa Kemal’in bir lider olarak dünya sahnesine çıktığı savaştır. 57’nci Piyade Tugayına “ben size taarruzu değil, ölümü emrediyorum” demesi, başlı başına dünya savaş tarihinin en önemli emridir ve bunu yapmıştır. Çanakkale’yi Gazi Mustafa Kemal nasıl anlatır? Onun sözlerinden Çanakkale Savaşını sizlere sunmak istiyorum. Şöyle diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Bomba Sırtı olayı çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor, sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezanı okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor, 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor, ölüyor öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muhaberelerini kazandıran bu yüksek ruhtur” diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü 29 Ekim 2015 tarihli Tasviri Efkâr Gazetesinde şöyle anlatıyor, 29 Ekim 1915: “Çanakkale kara savaşlarında olağanüstü yararlılıkları görülen ve savunma emrindeki iktidar ve maharetiyle haklı şan ve şerefiyle boğazları ve hilafet makamını kurtaran kumandanımız, saygın üstün kahramanlık sahibi Albay Mustafa Kemal Beyefendi” diye tanımlıyor.

SİZ NASIL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İ ANMAZSINIZ!
Bunları niye anlattım biliyor musunuz? 18 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Bakın, az önce söyledim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece bizim değil, 80 milyonun Atatürk’ü, hepimizin onurudur, hepimizin gururudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün malvarlığını bu millete bağışlamıştır, bütün mal varlığını! Sarayı bile onun malvarlığının üzerine yaptılar, sarayı bile, kaçak sarayı bile! Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk, düşmanın bile saygı gösterdiği… Kahramanlıkları var, aynı zamanda gazi, 18 Mart Çanakkale Zaferinin kahramanı. Sormak isterim, o Çanakkale savaşlarında en üstteki komutan kimdi? Liman Von Sanders bir Alman. Osmanlı hayranlarına seslenmek isterim, Osmanlının paşası yok muydu orada, bir Alman’ı getirip oraya paşa diye koydular? Eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı Çanakkale Zaferi olmazdı. Diyanet İşleri Başkanlığına da seslenmek isterim. Bakın, 1 Mart 1924 Diyanet İşleri Başkanlığıyla Genelkurmay Başkanlığı aynı tarihte bir kanunla kurulur. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığına verdiği önemdir bu ve 1 Mart 1924’te Meclisteki konuşmasında Diyanet’le ilgili şunları söyler: “Olması gerektiği şekilde siyasetin etkisinden ve kuşatmasından korumanın mecburiyet olduğunu” yani Diyanet’in yani dinin siyasetin etkisinden korunması gerekir diyor. Ve devam ediyor, Diyanet’in her türlü menfaat ve ihtirasa sahne olan siyasetin tüm arazlarından kurtarılmasının dünyevi ve uhrevi saadetin bir zorunluluğu olduğunu söylüyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu kadar dinin üzerine titriyor, siyasete alet etmesinler, insanlar dini ahlakı siyasete alet etmesin diye, bu kadar üzerinde duruyor ve titriyor.
Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz? Neden, neden anmıyorsunuz?
Bir Fesli Kadir soytarısı var biliyorsunuz. Bu soytarıya saraydaki zat gidiyor, ziyaret ediyor onu. Siz Diyanet İşleri Başkanlığı, Gazi Mustafa Kemal’in adını anmadığınız zaman, bu soytarıyla aynı paralele, aynı izdüşümüne düşüyorsunuz. Bu konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Diyanet’e saygılıyız, bütün din adamlarına saygılıyız, herkesin başımızın üstünde yeri var. Ama bu ülkenin kurtarıcısına da saygılıyız, herkesin saygı göstermesi lazım. Hele hele Çanakkale’yi Atatürksüz kabul etmek mümkün değildir. Binlerce şehidin olduğu, binlerce! 81 ilinden şehidin olduğu… Siz nasıl kalkarsınız da Gazi Mustafa Kemal’i anmazsınız, bir rahmet okumazsınız, bir Fatiha okumazsınız! Yazıktır günahtır, bu memlekete yazıktır günahtır. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz ahlak olur, insanda biraz inanç olur. Yapmayın etmeyin, bu memlekete kötülük yapıyorsunuz, 80 milyonun kalbini kırıyorsunuz, yazıktır günahtır. Ve umuyorum Diyanet İşleri Başkanlığı birilerinin etkisinde kalmaz, siyasetin etkisinde kalmaz. Biz her türlü yardımı yapmaya hazırız. Az önce de söyledim, bütün din insanlarının bizim başımızın üstünde yeri var. Bir başkan yardımcılığına bir kadının atanması beni son derece memnun etmiştir. Bunu da ifade edeyim, ama bu ülkenin tarihine, bu ülkenin kültürüne, bu ülkenin inancına uygun düşen, geçmişte bu ülke için mücadele edip bugün olmayanlara rahmet okumaktır, Fatiha okumaktır arkasından. Bu bizi küçültmez, bu bizi yüceltir, bu geçmişe duyduğumuz saygının bir gereğidir. Bunu yaptığımız zaman biz kendi ülkemizde büyük ölçüde barış ve huzur içinde yaşarız. Diyanet’in görevlerinden birisi de zaten bu ülkede dini gerçek anlamıyla halka anlatmaktır. Birilerinin, daha doğrusu adını verelim, geçmişte FETÖ’nün dini kullanarak neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Diyanet’in de bundan ders çıkarması lazım, onun da ders çıkarması lazım, onun da özeleştiri yapması lazım. Bizim dışımızda itiraz eden hiç kimse yoktu. Tarih bizi haklı çıkardı, ama ülkeye verdiği zarar çok büyük oldu. 

ANAYASA MAHKEMESİNİ KUTLUYORUZ, AMA GECİKEN ADALET ADALET DEĞİLDİR
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta Şahin Alpay serbest bırakıldı Anayasa Mahkemesi kararıyla. Güzel, Anayasa Mahkemesi nihayet kararını verdi. Alt mahkemeyi de uyardı, ben üst mahkemeyim Anayasa Mahkemesiyim, Anayasaya göre sen benim kararlarıma uymak zorundasın, Şahin Alpay’ı bırakmak zorundasın. Peki değerli arkadaşlar, Altanlar için niçin bir karar vermedi Anayasa Mahkemesi? Onu da bekliyoruz. Bir yerde haksızlık varsa, o haksızlığı gidermek hukukun görevidir, yargının görevidir. Yargı bu görevini yerine getirdiği zaman hepimizin gönlünde de, gözünde de yücelmiş olur. Biz bunu da arzu ediyoruz, bunun olması gerekir diyoruz. Eğer yargı bir yerlerden talimat alıyorsa, artık o yargı değildir, o başka bir şeydir. Orada hukuk çalışmaz. Hitler Almanya’sının benzerini Türkiye’de yaşamak istemiyoruz. Hâkim karar verirken, efendim Hitler’in adalet danışmanı diyordu ki hâkimlere; karar verirken Hitler’i düşüneceksiniz, o olsaydı nasıl karar verirdi. Yani adaleti, yani hukuku, hakkı bir tarafa bırakın, birisi nasıl düşünüyorsa ona göre karar verin. Şimdi o tabloyu 21.Yüzyılın Türkiye’sinde yaşıyoruz; dolayısıyla bu konuda herkesin dikkatli olması lazım. Yerel mahkemeye Anayasa Mahkemesinin ayrıca ders vermesi, benim kararlarıma uyacaksınız demesi de güzel bir olay. Anayasa Mahkemesini kutluyoruz, ama geciken adalet adalet değildir. Bu kadar gecikme olmamalıydı.

SİZİN NE İŞİNİZ VAR AYAKTA?
Değerli arkadaşlarım, dün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat bir toplantı yaptı. Hâkim adayları geldiler, savcı adayları geldiler kura çektiler. İçeriye girerken bütün hâkimler ayakta. Hâkimlere söylemek istiyorum, niye ayağa kalktınız? Bir partinin genel başkanı içeri girdi diye niye ayağa kalktınız? Her partinin genel başkanı geldiğinde ayağa mı kalkacaksınız siz? Zaten adalet diye bir şey kalmadı, adalet diye bir şey kalmadı! Talimatla verilen karar adalet midir? Vicdan sahibi olun, vicdan sahibi! Türkiye’nin tarihine saygı duyun. Sizin ne işiniz var ayakta? Bir partinin genel başkanı gelmiş, yanında Başbakan, hepsi ayağa kalkıyorlar ve alkışlıyorlar. Şimdi bunlar yarın senin önüne geldiği zaman ne diyeceksin? Efendim bu benim kuramı çekti, isterse 20 adam öldürsün ben bunu beraat ettireceğim. Öyle mi diyeceksin sen, öyle mi diyeceksin?
Bakın Moody’s Türkiye’nin notunu düşürdü. Notu düşürürken kullandığı bir cümle aynen şöyle: “Hükümetin Anayasa Mahkemesinin politik mahkûmları tahliye kararını eleştirmesi ve alt mahkemenin bu karara uymaması yargı makamının temelini çürütmektedir.” Zaten çürüdü yargı, hangi yargıdan bahsediyorsunuz? Dürüst, düzeyli, namuslu hâkim ve savcı sayısı az kaldı. Onların yüzü suyu hürmetine kısmen de olsa yargı çalışıyor. Bekliyor, saraydan nasıl talimat gelecek? Talimatı veren de sarayın avukatları. Bir grup toplantısında söylemiştim, avukatlardan birisi diyor ki başsavcıya, “getir bakayım şu kül tablasını, külümü dökeceğim oraya” diyor, savcı avukatın emrinde. Niçin? Avukat sarayın avukatı! Normalde o savcının görevi derhal bırakması lazım. O savcı İstanbul’da, onun adını da biliyoruz, o avukatın da adını biliyoruz. Yazıktır günahtır, adaletin olmadığı bir devlet çöker.

ADALETİ SAVUNSAYDIN HAKİMLERİ AYAĞINA ÇAĞIRMAZDIN
Bu zat sarayda konuşmuş, arada bir doğruları söylüyor kabul etmek lazım. Şöyle diyor: “Devletler ve milletler adalet üstünde yükselir veya adaletsizlik batağında boğulur. Mazlumun ahının arşı titrettiğini asla unutmayacağız” diyor. Hangi arş, yedi kat arşı titretti kardeşim, Harp Okulu öğrencilerini görmüyor musun sen kardeşim? Boğaz köprüsünde boğazı kesilen gencecik askerleri görmüyor musun sen? Tedavi edilmesi gereken kişiye ilaçları zamanında vermediğin için hapishanede ölen kişiyi görmüyor musun sen? Kuddusi Okkır’ı, Ergenekon’un Balyoz’un kasası deyip ölüme mahkûm edildiğini görmüyor musun sen? Promptera bakım konuşuyor tabii, orada böyle yazdığı için, inandığı için değil. Bu ülkede adalet bitmiş zaten. Adaleti savunsaydın hâkimleri ayağına çağırmazdın, sen onların ayağına giderdin!
Şimdi diyor ki, “adaletin olmadığı ülkede devlet olmaz” buna benzer bir cümle kullanıyor. Bakın, 21 Temmuz 2016 darbeden… 15 Temmuz darbesi 21 Temmuz… Birleşmiş Milletlere bu hükümet bir dilekçe verdi. Diyor ki, ben siyasi ve medeni haklara ilişkin sözleşmenin 13 maddesini askıya alıyorum diyor, uygulamayacağım diyor. Niçin? Terör örgütüyle mücadele ediyorum. İki maddesi önemli; birinci maddesi diyor ki, tutulanlara insanca davranmayacağım diyor, yani işkence yapacağım diyor. Hangi adaletten söz ediyorsun sen Recep Bey, hangi adaletten? Sen kalkmışsın Birleşmiş Milletlere dilekçe vermişsin hükümet olarak, ben tutulanlara insanca davranmayacağım diyorsun. Sonra bir madde daha var, adil yargılamayacağım diyor onları, adil yargılama yok diyor, onları adil yargılamayacağım diyor. Sen zaten Türkiye’de adaletin olmadığını, sen zaten bütün dünyaya bildiriyorsun. Şimdi kalkmış adaletten söz ediyor, sanıyor biz de inanacağız.

CÜBBELERİNİZE İKİ DELİK AÇIN, İKİ DE SARAY KABARTMALI DÜĞME!
Oradaki hâkimlere sesleniyorum, ayağa kalkan hâkimlere sesleniyorum. Kendinize cübbelerinize iki tane delik açınız, iki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma sarayın kabartması olsun, önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin; birisi yasama, birisi yürütme, onların önünde ilikleyin. Siz üçüncü güç olmaya layık değilsiniz. Bağımsız olsun yargı diyoruz, yargı bağımsız olsun, adalet dağıtsın, üstünde gölge olmasın yargının diyoruz. Ama onlar diyorlar ki, hayır bize birisi talimat versin ona göre karar verelim. Sen hâkim değilsin kardeşim, sen hâkim değilsin. Affedersiniz sarayın hâkimi, hâkim mi olur? Şimdi bir de karar verecekler Türk Milleti adına. Onu da değiştirin, saray adına diye karar verin, saray adına müebbet olarak karar verdik deyin. Anayasa Mahkemesi iptal edecek serbest bırakacak, sen saray adına ağırlaştırılmış müebbet cezası vereceksin. İnsanda biraz vicdan olur, ahlak olur insanda biraz.

MİLYON DOLARLAR DÖNÜYOR, BASTIRIR PARAYI TAHLİYE OLUR
Ben 13 Haziran 2017’de grup toplantısında şu açıklamayı yapmıştım: “Parası olan, dayısı olan serbest kalıyor, garibanlar yatıyor. FETÖ davası dolayısıyla, parası olan, arkası olan, dayısı olan, kayınpederi olanlar rahatlıkla çıkıyorlar, garibanlar içeride. Çoğunun zaten daha iddianamesi bile düzenlenmemiş. Harp Okulundan atılan öğrenciler Anıtkabir’e gidiyorlar saygı duruşunda bulunuyorlar. Sonra dışarı çıkıp İstiklâl Marşını okuyorlar. Vay siz misiniz İstiklâl Marşını okuyan, bir de dayak yiyorlar ve buna da adalet diyeceksiniz siz.” Arada bir birilerinin vicdanı demek ki kabul etmiyor bunu. AK Partinin Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki; “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.” Git Kayseri’ye de bak, Kayseri’de de var. Sanki biz bilmiyor muyuz, Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı? Hepsini size anlatsın. “Milyon dolarlar dönüyor.” Parası olan dedik çıkıyor değil mi? Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum, evet “itirafçı adı altında işadamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim, her konuşmam suç duyurusudur. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum Hâkimler Savcılar Kurulu Teftiş Kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum, Hâkimler Savcılar Kurulu ne yapmış? Bir yerde problem var. Eğer uyarılarımıza kulak verilseydi, sonuç böyle olur muydu?” Olmazdı. İyi de, kim senin uyarılarına kulak verecek, kim verecek? Saraydan talimat alan, sarayın beklentilerine uygun kararlar veren istediği kararı veriyor. Sen ister milletvekili ol iktidar partisinin, istersen muhalefetin milletvekili ol. Yargının çöktüğü, adaletin çöktüğü bir ülkede adalet mi arayacağız? Yok ki adalet, milyon dolarlar dönüyor. Döner tabii milyon dolarlar, niye dönmesin? Bastırır parayı tahliye olur, bu kadar basit. Boşuna mı sarayın avukatları var? Sadece bu mu? Hayır. TMSF’nin el koyduğu mallar vardı, FETÖ’cülerin malları diye satıyorlardı. Listeyi alıp, malların listesini alıp işadamlarını gezenler dünya kadar adam vardı. Size bu malı satacağım komisyonum şu kadar, istediğiniz fiyata diyen bir sürü adam vardı piyasada. Sanki biz bunları bilmiyor muyduk? Biliyorduk.

ŞEKER FABRİKALARI ZARAR ETMİYOR RECEP BEY, SEN ZARAR ETTİRİYORSUN 
Önlem… Bu iktidar önlem alamaz, bu iktidar çökmüştür artık. AKP Hükümeti de çökmüştür. Hiçbir söylemi sağlıklı ve tutarlı değildir. Vatandaşın hangi derdine bugüne kadar çözüm ürettiler? Allah aşkına birisi çıksın, bizim şu derdimize çözüm ürettiler desin. Yok öyle bir şey. Şimdi bütün bunlar yetmiyormuş gibi, işte Afrin’di terördü falan filan derken, aradan şeker fabrikalarını nasıl satarız. Niye satıyorsun kardeşim, niye satıyorsun şeker fabrikalarını? Bakın Elbistan Şeker Fabrikasıyla ilgili örnek vereyim size. Rahmetli Erbakan Elbistan Şeker Fabrikasının temelini atıyor. 1985’te hizmete açılıyor. 2 bin 400 dönüm arazi üzerine. 900 dönümüne fabrika kuruluyor, 1500 dönümü ise Ceyhan Nehri kıyısında. Şimdi geçen yıl bu fabrika 30 milyon lira kâr elde etti. Yani zarar değil, kâr elde etti. Bu fabrika Elbistan, Afşin, Göksun ve Tufanbeyli’nin can damarı; 300 milyon liralık katma değer yaratıyor bu ilçeler için. 2017-2018’de Elbistan bölgesine 42 milyon lira, Afşin bölgesine 30 milyon lira, Göksun bölgesine 7 milyon lira, Tufanbeyli’ye de 3 milyon lira para ödüyorlar pancar üreticilerine ve dolayısıyla bu para bu bölge için hayati. Şimdi diyorlar ki, biz bunu satacağız. Niye satıyorsun kardeşim? Eğer bu 1500 dönüm imara açılırsa ki, şimdi şehrin merkezi neredeyse orası oldu, imara açılırsa zaten fabrikayı kapatırsınız. Dünyanın parasını kazanır, vurgununu yaparsınız, Balıkesir’deki SEKA gibi tamamen kapatır gidersiniz, keyfinize bakarsınız, dünyanın parasını da kazanmış olursunuz. Bu gürültüde bunu yapmak istiyorlar. AK Partinin Genel Başkanı diyor ki, şeker fabrikaları devletin sırtında yük, bunlar zarar ediyor. Zarar etmiyor Recep Bey zarar etmiyor, sen zarar ettiriyorsun bunları. Zarar etmiyor bunlar, hangisi zarar ediyor? Eğer zarar ediyorsa, Yavuz Sultan Selim Köprüsü de araç garantili, o da zarar ediyor. Onu da sat o zaman, sıkıysa onu da sat. Satıyor musun? Onu satamıyorsun. Niçin? Orada yandaş var, onun cebine para koyacak, o köşeyi dönecek. Şeker fabrikaları milletin, kim ses çıkaracak? Kimse korkudan ses çıkarmıyor. Ses çıkaran, yüreklice davranan şeker üreticilerini, pancar üreticilerini, köylüyü, emekliyi, işçiyi savunan tek bir parti var, o partinin adı da Halk Partisi, halkın partisi.

ASIL BATAK SARAYDA!
Efendim şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parası bakın, 13 günlük parasını versinler hiçbir zarar olmazAsıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray. Sadece elektrik masraflarını bu millet karşıladı zaten mahvoldu. Oturuyorsun, yiyeceğin bedava, oturduğun yer bedava, araban bedava, uçağın bedava, giyeceğin bedava, gezilerin bedava, yurtdışı gezilerin bedava, milletin sırtına yıkıyorsun diyorsun ki emekliye, ver bakayım vergiyi kardeşim, işçiye diyorsun ver vergiyi, sanayiciye diyorsun ver vergiyi, ev kadınına diyorsun ver vergiyi. Onlardan vergiyi topluyorsun, ya sen? Ben vergi vermem. Niçin? Ben Man Adasında şirket kuracağım 1 Sterlin’e, ben vergi vermem. Sonra ne diyor? “Biz yerliyiz ve milliyiz” diyor. Sevsinler senin yerliliğini ve milliliğini, gayri milli adamsın sen gayri milli! Yerli filan da değilsin sen!

ŞEKER PANCARI KOTALARINI KALDIR
Bakın, Avrupa Birliği Ekim 2017’de bir karar aldı. Bütün şeker pancarı kotalarını kaldırdı, kota yok Avrupa Birliğinde. Şimdi çağrı yapıyoruz biz de, şeker pancarı kotalarını kaldır kardeşim. Avrupa Birliği kaldırdı, sen niye kaldırmıyorsun? Bütün şeker pancarı üreticisi kardeşlerim düşünsünler. Avrupa Birliği, Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, Hollanda’sı, Belçika’sı hepsi kaldırdı, bizimkiler kota üstüne kota getiriyorlar. Amaç nişasta bazlı şekeri millete zorla yedirmek. Amaç Cargill’e çalışmak, yabancı firmalara çalışmak, yabancı firmaların çıkarlarını savunmak. Bunu sana kabul ettirmeyeceğiz arkadaş, kabul ettirmeyeceğiz. Bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.

SİZİN ORTAKLIĞINIZ MI VAR TÜRK TELEKOM’LA?
Bu hükümet rantiyeye çalışan bir hükümettir, vatandaşa çalışan bir hükümet değildir. Üretime dönük hiçbir politikası yoktur, rantiyeye dönük politikası vardır.
 Türk Telekom yüzde 100’ü yerliydi, yüzde 100’ü milliydi. Kurumlar vergisi şampiyonları her yıl açıklanırdı, Türk Telekom birinciydi, yüzde 30 üzerinden her yıl en çok vergiyi ödeyen kurumdu. Ne yaptılar? Özelleştirdiler. Sonra Türk Telekom zarar ediyor. Devletin elindeyken zarar etmiyordu, en çok kârı elde eden kurumdu, yüzde 30 vergi veriyordu. Bunlar ne yaptılar? Önce özelleştirdiler, kurumlar vergisini de yüzde 20’ye indirdiler. Yüzde 10 bir kıyak sağladılar. Şimdi bankalardan kredi çekti, 4,5 milyar civarında bir kredi. Şimdi kârını götürdü yurtdışına. Telekom’un pek çok malını sattı, şimdi diyor ki bankalara krediyi ödemeyeceğim diyor, vermeyeceğim diyor. Değerli arkadaşlarım, hükümet de bankalara talimat veriyor, buna dokunmayın diyor. Borcunu ödemiyor, kredisini ödemiyor, ama buna dokunmayın diyor, Türk Telekom’a dokunmayın. Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Ben biliyorum ne haltlar işlediğinizi de, sizin ortaklığınız mı var? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz? Borcunu ödemiyorsa gider banka icraya verir alır, el koyar. Ama bankalara talimat veriyorlar, dokunmayacaksınız diyorlar Türk Telekom’a. Ama ne oluyor? Bakan söylüyor bakın, “benim derdim Telekom’un borcunu ödeyip ödemediği değil, benim derdim bankaların o borcu alıp almadığı da değil. Bizim için önemli olan Türk Telekom’un büyüyerek gelişerek ileriye yürümesi, zarar ediyor.” Yani her türlü imkânı vermişsin zarar ediyor, bankaları dolandırıyor, ama diyor ki buna dokunmayacaksınız diyor, benim derdim bu değildir diyor. Arkadaş, gözünü sevdiğimin bakanı, Mardin’de Çankırı’da tarımsal sulama aboneliğini iptal ettiler, çiftçilerin elektrik borcu yüzünden. Peki, o çiftçiye niye demiyorsun dokunmayın, ona söyle. Gücün çiftçiye yetiyor, Türk Telekom’a yetmiyor. Başka… İstanbul’da 1 milyona yakın ailenin elektriği doğalgazı suyu kesildi, 1 milyona yakın. Vatandaşa gelince aslan kesiliyorsun. Belediyeye demiyorsun, bu suyu niye kestin arkadaş, bu insanlar su içecek. İnsan hakkı ihlalidir suyu kesmek, ama onu kesiyorsun; suyu kesiyorsun, elektriği kesiyorsun, çiftçiyi perişan ediyorsun, ürününü sulaması için su almasına engel oluyorsun, Türk Telekom’a gelince ona dokunmayın diyorsun. Sen vatandaşa değil, rantiyeye hizmet ediyorsun arkadaş, vatandaşa değil rantiyeye hizmet ediyorsun.

30 MİLYAR DOLARI DA İÇ ETTİLER
Suriyelilere 30 milyar dolar harcadılar, 30 milyar dolar! Dedik ki, nereye harcadınız bu parayı? Tık yok. Nereye harcadılar 30 milyar dolar? 30 milyar dolar para harcansaydı, bütün Suriyeliler ev bark sahibiydi şimdi, sokaklarda dilenci çoğu. O parayı da iç ettiler, Suriyeli adı altında o parayı da iç ettiler. Ama bakın, diyelim ki bir esnaf berber veya bakkal dükkânının sahibi üç ay sigorta primini ödemedi, Bağ-Kur primini ödeyemedi. Hastalandı, hastaneye gittiğinde bakmıyorlar, borcun var bakmıyoruz diyorlar. Ailesi hastalandı eşi hastalandı, eşine de sağlık hizmeti vermiyorlar, yani ölüme mahkûm ediyorlar borcu olduğu için. Türk Telekom’un da borcu var, 4,5 milyar borcu var, ödemiyor. Esnafa gelince aslan, oraya gidince kuzu; bunlar rantiyeye hizmet eden siyasi partilerdir değerli arkadaşlarım.

AÇIKLADIKLARI İŞSİZLİK RAKAMLARININ ÇOĞU HAYALİ
Bizim Türkiye’de yaşadığımız ciddi bir sorunumuz var, işsizlik. Neredeyse her evde bir işsiz var, gençlerin işsizliği çok daha fazla. Türkiye nüfusunun yarısı genç... Bugün Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Belçika herkes genç nüfusun artmasını ister. Çünkü genç nüfus zenginlik kaynağıdır; emeğinden yararlanacaksınız, bilgisinden birikiminden yararlanacaksınız. Tam tersi, bizde de gençler üniversiteyi bitiriyor işsizler. Örnek vereceğim size değerli arkadaşlarım. Türkiye İş Kurumuna işsizlik için başvuranların sayısı son 15 yılda rakam 24 milyonu aştı. 24 milyon kişi iş aramak için Türkiye İş Kurumuna başvuruyor değerli arkadaşlarım. 24 milyon kişinin iş başvurusu yapması başlı başına bir olaydır. Peki, bunun ne kadarına iş bulmuş? Yüzde 22’sine iş bulmuş, yüzde 78’i, yani 18 milyon 614 bin 706 kişiye Türkiye İş Kurumu ben iş bulamadım diyor. Zaman zaman işsizlik rakamlarını açıklıyorlar. O işsizlik rakamlarının çoğu hayali, ben size Türkiye İş Kurumunun gerçek rakamlarını veriyorum, gerçek rakamlar bunlar.

BORÇ ALAN EMİR ALIR
Eğer bir ülkede işsizliği azaltmak istiyorsanız, üretim ekonomisine destek verirsiniz. Üretecek, fabrikalar olacak, insanlar çalışacak o fabrikalarda, üretirseniz gücünüz olur. İşsizlik var, üretim yok, vergiyi toplayamıyorlar, sigorta primini toplayamıyorlar, vatandaş ödeyemiyor, borç alıyorlar. 
Borç alan emir alır, borç alan emir alır. Defalarca söyledim, yine söylüyorum; son 15 yılda ödedikleri yabancı… Bakın, bir avuç yabancıya ödedikleri faiz 149 milyar dolar. 149 milyar doların fabrika kuruluşuna gittiğini düşünün. Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde fabrika olurdu ve insanlar çalışırdı. Borç aldılar içeriden yine bir avuç insandan, borç aldılar içeriden, 689 milyar lira faiz ödediler. 689 milyar lirayla da fabrika yapsalardı, bugün Türkiye dışarıdan işçi ithal ederdi. Bizim nüfusumuz yetmiyor derdi, Almanya gibi Fransa gibi Belçika gibi Hollanda gibi bize işçi gönderin derlerdi, bu fabrikaların çalışması lazım derlerdi. Belki biz 4.0’ı önce biz söyleyecektik. Herkesin işi gücü var, ama yetmiyor, yeni istihdam alanları yarattık, işgücüne ihtiyacımız var diyecektik. Ben boşuna mı diyorum, bunlar rantiyeye çalışıyorlar. Boşuna mı millet diyor “Tefeci Tayyip” diye, boşuna mı diyor “faizci Tayyip”, tamamen bunun için. Dünyanın kaynağını bir grup tefeciye ödüyorlar. Dolayısıyla üretim olmadığı için de işsizlik aldı başını gidiyor.

HER HAFTA 9 BİN 523 GENCİMİZ İŞ-KUR’A BAŞVURUYOR 
Bir rakam daha vereyim size. 2003 yılında 15-24 yaş arası İş-Kur’a başvuranların sayısı 174 bin 554 imiş. 2017 Temmuz ayı itibariyle 15-24 yaş arası başvuranların sayısı 174 binden 882 bin 837’e çıkmış ve bu rakamı böldüğünüzde her hafta 9 bin 523 gencimiz İş-Kur’a başvuruyor iş için. Peki, bu Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, işsizlikle ilgili ne diyor? Onun çözümü şu; efendim diyor, her işveren bir işsizi alırsa, Türkiye’de işsizlik sorunu çözülür. Vallahi bana göre Nobel Edebiyat Ödülünü vermemiz lazım buna, dünyanın en saçma önerisi.

İSPAT ETTİK, BARİ SÖZÜNÜ TUT
Sormak gerekiyor, senin çocuklarının hepsi işveren; enişten işveren, dayın işveren, herkes işveren. Peki, bunlar bir işsiz aldı mı? Yok. Ne yaptı bunlar? Bırak istihdam yaratmayı, bu memlekete vergi vermemek için Man Adasında şirket kurdular. Sermaye 1 Sterlin. Soru sorduk, 15 milyon dolarlık bir şey satmışsın, ne sattın arkadaş? 15 milyon dolar yahu,1 Sterlinlik şirkete 15 milyon dolarlık mal satıyorsun. Neyi sattın sen? Dut yemiş bülbül gibi, tık yok, konuşmuyor. Sen demiyor muydun “ispat edersen vallahi de billahi de cumhurbaşkanlığından istifa edeceğim” diye. İspat ettik, bari sözünü tut. Tutamaz efendim tutamaz.

TEFECİLERDEN TALİMAT ALIYORLAR
Bakın zaman zaman bizimkiler celallenirler, Yunanistan’a saldırırlar. Efendim Yunanistan’da ekonomi felaket, Yunanistan geçinemiyor, Avrupa Birliğine muhtaç Yunanistan, bir sürü laf. Rakamları çıkardık, rakamlar yalan söylemez. Yunanistan’da 10 yıllık devlet tahvilinin faizi yüzde 4,19. 10 yıllık devlet tahvili alırsan 4,19 faiz ödüyorsun. Peki, Türkiye Cumhuriyetinde 10 yıllık devlet tahvilini alırsan yüzde 12,41 faiz ödüyorsun. 4,19, 12,41… tefeciye çalışırsan, yakayı tefeciye kaptırırsan, borç olmazsa ekonomiyi döndüremezsen, emir alırsınDiyor ki, “faizi düşüreceğiz, komiteler kurduk” diyor. Bürokraside şöyle bir kural vardır, bir işi uyutmak istiyorsan komisyona havale edersin. Komisyona havale ettiğinde de zaten oradan bir şey çıkmaz. Faizi düşürecek beyefendi, komisyona havale ediyor. Çıkar bir kanun hükmünde kararname-üniversite hocalarını atıyorsun kapının önüne koyuyorsun-çıkar bir kanun hükmünde kararname, faiz sıfır olmuştur de, biz de seni alkışlayalım. Verdiği sözü tuttu, faizi sıfırladı diye. Yapabilir mi? Yapamaz efendim yapamaz, ancak konuşur, bol bol konuşur. Sabah konuşur, öğlen konuşur, akşam konuşur, ikindi konuşur, yatarız sabah kalkarız yine aynısı konuşur. Bütün televizyon kanalları verir ve beyefendi sürekli konuşur. Yeter arkadaş yeter, bırak bir de millet konuşsun, bir de çiftçi konuşsun, emekli konuşsun, işçi konuşsun, çay üreticisi konuşsun, fındık üreticisi konuşsun, bir bakalım bunların derdi ne. Değerli arkadaşlarım, eğer borçla bir ekonomiyi bir ülkeyi yönetiyorsanız, tefecilerden talimat alırsınız. Bunlar da tefecilerden talimat alıyorlar.

“HIRSIZLIK YAPMAK AYIP” DİYORUZ, AMA EN TEPEDEKİ ÖYLEYSE 
Buraya işsizlik dolayısıyla geldik. İşsizlik yoğun olursa ne olur? Rakamları vereyim; uyuşturucu kullanımı artar, gençler umutsuzluğa kapılırlar. Altı yılda uyuşturucu kullanımı 16 kat arttı, 16 kat! Ailelerde huzur kalmaz, boşanma davaları artar, yüzde 37 arttı boşanma davaları. Toplumda güvensizlik artar, adalet de çöktüğü için herkes kendi güvenliğini sağlamak için silah almaya çalışır. Arkadaşlarımız sormuşlar, 106 bin 740 silah kayıp. Ve şimdi her silah için 200 mermi kullanma hakkı vardı, şimdi 1000 mermiye çıkarıyorlar. Niye çıkarıyorsun? Daha fazla insan ölsün diye herhalde büyük bir ihtimalle. Fuhuş yüzde 790 arttı, kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı, intihar olaylarında ciddi bir tırmanma var. 2003 yılında 14 milyon 238 bin antidepresan hap kullanılırdı kutu, 2016’nın ilk dokuz ayında 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan hap kullanılıyor. 14 milyondan, ilk dokuz ayda 33 milyona çıkmış durumda. Hırsızlık suçlarında patlama var. Adalet Bakanlığının Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün rakamlarına bakın, birinci sırada hırsızlık yapan... Adam işsizse güçsüzse iş bulamıyorsa… Geçinecek, nasıl geçinecek? Hırsızlık yaparak. Hırsızlık yapmak ayıp mı? Ayıp diyoruz. Ama en tepedeki öyleyse ne olacak?

DOLANDIRILAN 77 BİN 843 KİŞİYE SESLENİYORUM: PARANIZI BANKACILIK DÜZENLEME DENETLEME KURULUNDAN ALABİLİRSİNİZ
Bir başka olay, bir de Çiftlik Bank kuruldu. Adam kalkıyor hepsinin önünde, Bakan, Başbakan, Bakanlar, devletin bütün kurumlarının önünde Çiftlik Bankı kuruyor. 77 bin 843 kişiyi dolandırıyor. 511 milyon lira tokatlıyor, eski parayla 511 trilyon lirayı adam vurup malı götürüyor. Hükümet seyrediyor, Sermaye Piyasası Kurulu seyrediyor, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu seyrediyor, Ticaret Bakanlığı seyrediyor, AK Partinin Genel Başkanı seyrediyor, Başbakan seyrediyor, herkes seyrediyor. Ne gibi? Tıpkı jet Fadıl gibi, Kombassan gibi, Endüstri Holding gibi, İslami holdingler gibiKuruyor Çiftlik Bankı, biraz Allah peygamber, arkasından bir-iki dua, millet de diyor ki bu adam dindar adamdır, bu adam hırsızlık yapmaz, ondan sonra biz buna parayı verebiliriz güven içinde, olur bu adam. Şimdi bakın, bu 77 bin 843 kişiye sesleniyorum, dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz, ama o tosundan değil, parayı Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım. Niçin? Bankacılık Kanununun 150.maddesi var. Diyor ki, “bu kanuna göre alınması gereken izinleri almaksızın, ticaret unvanlarında her türlü belge, ilan ve reklamlarında veya kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda banka adını ya da banka gibi faaliyet gösterdikleri ya da banka gibi mevduat veya katılım fonu topladıkları izlenimi uyandıracak söz ve deyimleri kullanan gerçek kişilerle tüzel kişilerin, görevlilerin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca bu işyerlerinin bir aydan bir yıla kadar tekerrürü halinde ise, sürekli olarak kapatılmasına karar verilir.” Görev kimin? Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulunun. Adam Çiftlik Bank yazmış mı? Yazmış. Bankayı kullanmış mı unvan olarak? Kullanmış. Devletin kurumu görüyor mu? Görüyor. Bakanlar görüyor mu? Görüyor. Başbakan görüyor mu? Görüyor. AKP’nin Genel Başkanı Recep Bey görüyor mu? Görüyor. Dolandırılıyor mu? Dolandırılıyor. Hepsi sessiz kalıyorlar. Davayı açarsın, bu kanunu gerekçe gösterirsin. Sen kanunu bilmek zorunda değilsin, sen şikâyet edemezsin, şikâyeti edecek olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, para toplayan Sermaye Piyasası Kurulu. Bunların tamamını ver mahkemeye, faiziyle beraber paranı alırsın kardeşim, bu ülkede adalet varsa, faiziyle beraber.

URUGUAY’DAN BU TOSUNCUĞU GETİREMEZSİN KARDEŞİM
Şimdi Bakan yeni uyanmış. Diyor ki Bakan, efendim diyor “vatandaşlar biraz uyanık olsun” diyor. Aldığı önlem bu ne yapsın, vatandaş uyanık olsun. Sen uyanık değil misin? Sen Bakansın, bakın bakan diyor. Bakan, ama görmeyen, ne biçim Bakansın sen? Görmen lazım senin. Vatandaş, 77 bin kişi soyuluyor, adam ilanını veriyor, törenlerle açılıyor, herkes gidiyor, valisi kaymakamı milletvekili gidiyor açılıyor. Hiç kimse demiyor, arkadaş sen banka unvanını kullanamazsın, Bankacılık Kanunu var, bu memlekette kanun var hukuk var diyemiyor, demiyor da zaten bunu. Ve daha acı olanı, Bakan diyor ki, daha 11 tane benzer kuruluş var diyor. Bekliyor, onlar da ne zaman yurtdışına kaçacaklar, ondan sonra diyecek ki niye bunu yaptınız. Şimdi Bakan yine açıklama yapmış, diyor ki Adalet Bakanı; onu Uruguay’dan isteyeceğiz. Efendim Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok bir; iki, Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu Bakana söyleyeyim, Recep Bey’e de söyleyelim, Uruguay’dan besmelesiz et ithal edebilirsin getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin, ama bu tosuncuğu getiremezsin kardeşim.
Hepinize saygılar sunuyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan,AK Parti Sakarya 6. Olağan İl Kongresine katıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Sakarya İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Bizim hiç kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Ne komşularımıza ne de diğer ülkelere hiçbir zaman husumetle yaklaşmadık, yaklaşmıyoruz. Hiçbir ülkeyle de ilişkilerimizi zedelemek istemiyoruz. Türkiye’nin dostluğunun kıymeti ancak kaybedilince anlaşılır. Biz her zaman komşularımızın, kardeşlerimizin kendinden emin olduğu, sırtını dayadığı, itimat ettiği bir ülke olduk” dedi.





Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Sakarya 6. Olağan İl Kongresine katıldı. Serdivan Kapalı Spor Salonunda düzenlenen kongre öncesinde kendisini bekleyen vatandaşlara selamlama konuşması yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra kongrenin yapılacağı salona geçerek partililere hitap etti.

“SIRF ÇIKARLARI İÇİN DÜNYAYI AYAĞA KALDIRANLARDAN OLMADIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının başında, ülkemizin gönül coğrafyasının 780 bin kilometrenin kat kat ötesinde olduğunu ifade ederek “Kalbimizin bir yarısı İstanbul, Diyarbakır, Trabzon, Antalya, İzmir ise, diğer yarısı Halep’tir, Kerkük’tür, Kudüs’tür, Sancak’tır, Buhara’dır, Urumçi’dir. Biz Edirne’nin, Yozgat’ın, Erzurum’un meselesiyle hemhâl olduğumuz kadar Kırım’daki, Kafkasya’daki, Türkistan’daki, Afrika’daki, Güney Asya’daki sıkıntılarıyla da dertleniyoruz. Ülkemiz ve milletimiz için çalıştığımız kadar dünyanın dört bir yanındaki ezilenler için de mücadele veriyoruz” dedi.

Kendilerinin sırf çıkarları için dünyayı ayağa kaldıranlardan, petrol, altın, elmas için coğrafyamızı kan gölüne çevirenlerden de asla olmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir medeniyetin temsilcileri olarak herkes için adalet, hürriyet, güven ve istikrar istediklerini söyledi.

“BEBEK CESETLERİNİN SAHİLE VURMADIĞI BİR DÜNYANIN MÜCADELESİNİ VERİYORUZ”

Sömürünün olmadığı, bebek cesetlerinin sahile vurmadığı, Akdeniz’in karanlık sularının on binlerce masum için kabristana dönüşmediği daha merhametli bir dünyanın mücadelesini verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Gazze’de, Doğu Guta’da top oynayan çocukların savaş uçakları tarafından vahşice katledilmediği bir bölgenin hayalini kuruyoruz. Biz hiç kimsenin ötekileştirilmediği, hiç kimsenin baskı, zulüm, işkence görmediği dünyaya kavuşmasının kavgasını veriyoruz. Bizim mücadelemiz ikbal değil istikbal mücadelesidir. Bizim kavgamız çıkar değil hak ve adalet kavgasıdır. AK Parti’ye gönül veren, bu kutlu çatı altında hizmet eden her bir yol arkadaşımın hedefi, gayesi, evet kızılelması budur. Unutmayın, bizim kızılelmamız sonu belli olan değil, bizim kızılelmamız ilayı kelimetullahtır. İnşallah son nefesimize kadar yılmadan, yorulmadan, zorluklar karşısında asla pes etmeden bu mücadeleyi sürdüreceğiz. İşte neredeyiz bugün? Afrin’de. Niye, işgal için mi? Toprak almak için mi? Hayır. Ülkemizi taciz eden teröristler var ya işte biz o teröristleri kovalıyoruz. Zannediyorum şimdi herhâlde 3 bin 500’e ulaşmıştır ama buraya gelmeden önce rakam 3 bin 300’dü, etkisiz hâle getirdiğimiz teröristler” şeklinde konuştu.

“ŞEHİTLERİN KANLARINI YERDE BIRAKMAMAKTA KARARLIYIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençliğe inanmayanların olduğunu kaydederek, “Bu gençliğe inanmayanlar var. Niye inansınlar ki? Onlar Kandil Dağı’nda veriyorlar 14-15 yaşındaki çocuğun eline tüfeği, nasıl adam öldürülür, onu öğretiyorlar. Biz ise veriyoruz eline tableti, nasıl dünyaya istikamet çizilir, onu öğretiyoruz. Farkımız bu. Onun için inşallah önümüzdeki mart yerel seçimleri, ardından kasım Hükûmet Sistemi Cumhurbaşkanlığı seçimi, buna çok iyi hazırlanmamız lazım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Sakarya’nın yiğit evladı, şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk olmak üzere tüm şehitleri rahmetle yâd ettiğini ifade ederek, “Ölürsek şehit, kalırsak gaziyiz diyerek üzerlerine atıldıkları katil sürülerini darmadağın eden kahramanlarımıza, terörle mücadele şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum” dedi. Millet olarak ne yapılırsa yapılsın, şehit ve gazilere olan borcun ödenemeyeceğinin farkında olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehitlerin kanlarını yerde bırakmamakta da kararlıyız. Nasıl şehit kaymakamımızın kanını yerde koymadıysak, yurt içinde ve dışında bekamıza kasteden soysuzlardan da işledikleri cinayetleri muhakkak soracağız, soruyoruz. Nasıl ki Türkiye tüm imkânsızlıklara rağmen, bir asır önce bekasına yönelik senaryoları Çanakkale’de, Sakarya Meydan Savaşı’nda paçavraya çevirmişse bugün de aynısını yapacak güç ve kudrete sahiptir” dedi.

ANADOLU’YU YURT EDİNMENİN BEDELİNİ BİN YILDIR FAZLASIYLA ÖDEDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkenin ihsanla, lütufla birilerinin kolları ve kanatları altında kurulmadığını, bu toprakları 1071’den beri şehitlerin kanları ile yoğurularak vatan kıldığımızı belirtti. Anadolu’yu yurt edinmenin bedelinin bin yıldır fazlasıyla ödendiğini, hâlâ da ödemeye devam edildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hafıza tazelemek isteyenler gitsinler yakın tarihlerine baksınlar. Boylarından büyük laflar edenler gitsinler masal yerine önce iyi bir tarih kitabı okusunlar. Sakarya Meydan Muharebesi’nde salamura olmaktan nasıl kurtulduklarını, denize dökülerek buraları nasıl terk ettiklerini çok iyi öğrensinler” dedi.

Ülke olarak hiç kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüzün olmadığını bir kez daha tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşulara ve diğer ülkelere hiçbir zaman husumetle yaklaşmadıklarını, hiçbir ülkeyle de ilişkileri zedelemek istemediklerini söyledi. Türkiye’nin dostluğunun kıymetinin ancak kaybedilince anlaşılacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz her zaman komşularımızın, kardeşlerimizin kendinden emin olduğu, sırtını dayadığı, itimat ettiği bir ülke olduk. Vatandaşlarımızın hak ve hukukunu koruma noktasında nasıl tavizsiz olmuşsak, diğer ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekte de o derece titiz davrandık. Önümüzdeki dönemde de aynısını yapacağız. Kendimizle beraber bölgemizin de güvenliği için çalışmayı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında Sakarya’nın son 16 yıldır demokrasinin, millî iradenin, AK Parti’nin adalet ve kalkınma mücadelesinin en güçlü destekçilerinden biri olduğunu söyledi. Sakaryalılara 16 Nisan referandumunda yüzde 68 gibi Türkiye ortalamasının çok üstünde bir oran ile evet demesi dolayısıyla teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 seçimlerinde de Sakarya’dan benzer bir tablo beklediğini ifade etti.

“SAKARYA’YA SON 15 YILDA 19 KATRİLYON LİRALIK YATIRIM YAPTIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’a giden süreçte en büyük referans kaynaklarının yaptıkları hizmetler olduğunu ifade ederek Sakarya’ya son 15 yılda 19 katrilyon liralık yatırım yaptıklarını bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitimde 2 bin 900 yeni derslik inşa ettik Sakarya’da, 9 bin 400 yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtlarını şehrimize kazandırdık. Önümüzdeki yıl Pamukova’da 250 kişilik bir yurt daha açıyoruz. 100 bin öğrencisiyle Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birine sahip Sakarya’ya ikinci bir devlet üniversitesi daha kuruyoruz. Sporda 28 bin seyirci kapasiteli bir stadyumu Sakaryalı sporseverlere armağan ettik. Sağlıkta 15 yılda 43 adet tesisi sizlerin hizmetine sunduk. İçinde 200 yataklı kadın-doğum ve çocuk hastalıkları hastanesinin de olduğu 7 sağlık tesisimizin inşası sürüyor. Bunların dışında şimdi bir hazırlığımız var, o da inşallah 1000 yataklı bir şehir hastanesi inşası için çalışmalarımız sürüyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan toplu konutta Sakarya’da 7 bin 400 konut projesini hayata geçirdiklerini ifade ederek şunları kaydetti: “Sakarya’ya 2002 yılına kadar 133 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı. Biz 15 yılda buna 211 kilometre daha ilave ettik. Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren projesi sadece Ankara ve İstanbul’un değil aynı zamanda Sakarya’nın da en önemli projelerinden biri. Sadece hızlı treni değil Sakarya’ya hızlı tren fabrikasını kurmak da bize nasip oldu. Bu fabrika hızlı tren setlerini ve metro araçlarını üretiyor. Şu ana kadar 166 adet tren setinin üretimi burada tamamlandı. Gebze-Sabiha Gökçen-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-yeni havalimanı-Halkalı hızlı tren projemizin yapım ihalesine bu yıl çıkıyoruz. Uzunluğu 224 kilometre olan bu hat, İpek Demiryolu güzergâhının ülkemizden geçen bölümünün Avrupa bağlantısını oluşturan kısımlarından biri, maliyeti 8,5 katrilyon lira olan bu hızlı tren hattını 2023 yılında hizmete açmayı hedefliyoruz.”

“MİLLET EN BÜYÜK HAKEMDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında kendilerinin ana muhalefet partisi gibi istismar siyaseti değil hizmet, proje ve eser siyaseti yaptıklarını ifade etti. Ana muhalefetin FETÖ’ye destek vermekten, bölücü terör örgütüne payende olmaktan arta kalan vaktini çok lüzumsuz işlerle harcadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların Türkiye’de dikili bir ağaçları dahi olmadığını, çünkü millete hizmet gibi bir dertlerinin bulunmadığını belirtti.

Her fırsatta gerilimi artırarak, milleti birbirine düşürerek bugüne kadar gelmeyi başardıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Ancak denizin bittiğini, yalan ve iftiralarla bir yere varamayacaklarını elbette anlayacaktır. Atalarımızın güzel bir lafı var, ‘huylu huyundan vazgeçmez’ diyor. Bunlar da alışkanlıklarını bir türlü bırakamıyorlar. FETÖ’cülerin kulaklarına fısıldadığı bühtanlar üzerinden milletimizi oyalamaya, ülkeyi kendi kısır çekişmelerine hapsetmeye çalışıyorlar. Biz elbette bunlara prim vermeyeceğiz. Kendi gündemimize yoğunlaşacak, Sakarya’ya son 15 senede yaptığımız hizmetleri daha da katlamanın mücadelesini vereceğiz. Şunu unutmayın: Millet en büyük hakemdir. Kendine hizmet edenle sabah-akşam Türkiye düşmanlarına yancılık yapanları bu millet görüyor. Kimin ne yaptığını, hangi partinin kendisi için çalıştığını insanımız çok iyi biliyor. Herkesin notunu da seçim sandığı önüne gelince veriyor. İnşallah 2019 seçimlerinde de milletimiz yine basiret ve ferasetle hareket edecek, kendisi ve ülkesi için en doğru olanı Allah’ın izniyle yapacaktır. Bizim görevimiz, o zamana kadar çalışmak, gayret sarf etmektedir. Ben bu konuda sizlere güveniyorum.”

 

İYİ Kİ Sakarya'da Türk Kadınlar Birliği ve İYİ Kİ Tevhide Yağan Var

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Demokrasi Meydanı’nda program düzenledi.

Programa Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tevhide Yağan, İYİ Parti İl Başkanı Hüsamettin Atasever, Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Elif Erdem Düzgün ve çok sayıda vatandaş katıldı.

 

SORUMLU KİM?

Programda konuşan Türk Kadınlar Birliği 2. Başkanı Nurçin Süzen, “Toplumun yarısını oluşturan kadınlarımız, sorunlarımızı gündeme getirdiğimiz gün olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ülkemizde insanlığın kabul edemediği bir sorunla ne yazık ki karşı karşıya. Toplumsal cinsiyet bakış açısının hakim olduğu düzende, uygulamalarda devletten himaye bekleyen, istismara uğrayan çocuklarımız, sokak ortasında öldürülen, şiddet gören kadınlarımız, erken yaş evliliklerde kız çocuklarımızın uğradığı tacizden sorumlu kimi tutacağız” dedi.

ÇAĞDAŞ BİR GELECEK

Bir insan onurunu zedeleyen olayların önlenmesi için, güçlü, kararlı ve uygulanabilir yaptırımlar geliştirilip toplumun her kesiminde bir etki oluşturulması gerektiğini söyleyen Süzen, “Tüm dünyada ve Türkiye’de kadın direnişlerinin, kadın mücadelesinin en onurlu günü olan 8 Mart Kadınlar Günü’nde, çocuk istismarı, çocuk evlilikleri ve kadın cinayetlerinin son bulması için, en büyük gayretimiz ve özlemimiz, içinde bulunduğumuz yüzyılın kadınla erkeğin eşit bireyler olarak aileden, siyasal yaşama, bilimden sanata tüm değerleri birlikte paylaşacağımız, birlikte yücelteceğimiz, çağdaş bir gelecek olması dilediğimizdir” ifadelerine yer verdi.

İyi  Parti Sakarya  İl Başkanı Doktor Hüsamettin ATASEVER 25  Kişilik  İyi Partili  Kadın ve  Yönetici ile  Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesinin  Proğramına  katılan  Tek  Parti  Önderi  oldu

ADİL VE İNSANCA

Süzen, “İşte bu nedenle artık kadınlar başta insan hakları, silahsızlanma, barış, sağlık, toplum ve doğa olmak üzere yeryüzünde ki dengelerin korunması ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakılabilmesi için kadınların, siyasal yaşama daha eşit koşullarda katıldıklarında, birçok aksaklıklar kendiliğinden çözülecektir. Çünkü biliyoruz ki, toplumların geleceğini belirleyen kadınlardır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde barış ve huzurun tüm dünyaya egemen olacağı daha adil ve insanca yaşanabilir bir toplum, bir ülke, bir dünya temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.

Konuşmalarının ardından Tiyatro Suretler ekibi sahne alarak kadınların yaşadığı sorunları anlatan oyun sergiledi.

Oyun gösterimi bittikten sonra katılımcılarla toplu fotoğraf çekimi yapıldı.

Açılış konuşması yapılmadan önce meydandan geçen mendil satan kadın sahneye yönelerek mikrofonu eline aldı.

Yüksek sesle bağırarak çocuklara yapılan cinsel istismara tepki göstererek, “Çocuklarımıza bunları yapanlara, bu devletimizde suç. Onlarında kolunu bacağını kıracaklar. Onların çoluğu çocuğu da yetim kalacak. Onların çoluğu çocuğu da var.  Onların çoluğu çocuğu yok mu da çoluğa çocuğa işkence yapıyorlar. Bizimde var çoluğumuz çocuğumuz. Yola sokağa koy veremiyoruz. Okula kendimizi götürüp getiriyoruz. Öğretmenler bile çocuklara işkence yapıyorlar.” dedi.

İyi Parti Sakarya İl Başkanı Atasever Seçilenlerle Biraraya geldi.

İyi Parti Sakarya İl Başkanı Atasever Seçilenlerle Biraraya geldi.

İYİ Parti Sakarya İl Başkanı Hüsamettin ATASEVER “İyi’ler Sözde Kutsal İttifaka Birlik ve Beraberlik Dersi Vermiştir.”

İYİ Parti Sakarya İl Başkanı Hüsamettin ATASEVER, Pazar günü yapılan 1. Olağan Kongre de seçilen yönetim ve disiplin kurulu üyeleri ile İl başkanlığında bir araya geldi ve seçilen yönetim ve disiplin kurulu üyelerine teşekkür etti.
İl Başkanı Hüsamettin ATASEVER yaptığı konuşmada İYİ Partinin cesur kahramanlarının en güzel çalışmasını bu kongrede gördüm dedi.
İl Başkanı Hüsamettin ATASEVER “ Sayın SEÇİLMİŞ YÖNETİM VE DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ, Basınımızın Emektar Mensupları;


İYİ Parti Sakarya İl Başkanlığı’nın 1. Olağan Kongresi; İYİ bir Sakarya, İYİ bir TÜRKİYE özlemi duyan bütün yurttaşlarımıza umut olmuştur. Bu vesile ile Üyelerimize ve bizleri yalnız bırakmayan değerli yurttaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.


Bu Kongre, yazılı ve görsel basında her ne kadar bir iç çekişme ve tartışma gibi yansıtılmaya çalışılmış ise de; tam anlamıyla İYİ Partinin cesur kahramanlarının, İYİ’leri dizayn etme çabasında olan sözde Kutsal İttifak erbaplarına Demokrasi, Birlik ve Beraberlik dersi vermesine vesile olmuştur. 


BİLGİ KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK ADINA İZAH ETMEK ZORUNDAYIM


ATASEVER”Bilgi kirliliğini önlemek adına izah etmek zorundayım. Parti Tüzüğümüzde; İl Başkan adayının Divan tarafından adaylığa kabul edilebilmesi için, 30 delegenin önerisi şartı bulunmaktadır. Divan Başkanımız Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hayrettin Nuhoğlu, imzaların tamamlanabilmesi için 2 defa süre tanımış, yeterli sayı bulunamaması neticesinde aday olan arkadaşımız adaylıktan çekildiğini açıklamıştır. Neticesinde 350’nin üzerinde delegenin açık imza teveccühleri ile tek liste kongreye gidilmiştir. “


KONGRE İYİ PARTİLİLERİN ALNININ AKIYLA GERİDE KALMIŞTIR


ATASEVER “ Kongre İYİ Partililerin alnının akıyla geride kalmıştır. Aramıza yeni arkadaşlar katılmış, gücümüze güç katmışlardır. Hepsine İYİ’ler ordusuna hoş geldiniz diyor, Muvaffak olmalarını en kalbi duygularımla temenni ediyorum.
Bugüne kadar partimizde görev alan tüm yol arkadaşlarımıza ve bizi destekleyen tüm kardeşlerimize şükranlarımı sunuyor, İYİ’ler kazanana kadar durmak yok diyorum.”