kategori Arşivleri: Siyasi Parti Haberleri

Anavatan Partisi Lideri İbrahim Çelebi 10 Kasım Anma proğramına Katıldı

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi ve Genel Başkan Yardımcısı Cemil Akbulut 10 Kasım Anma proğramına Katıldılar.,

Her 10 Kasım’da olduğu gibi bugün de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, binlerce vatandaş ziyarete gitti.

Ziyaretlerin öncesinde ise devlet erkanı Anıtkabir’de, Ulu Önderin huzurundaydı. Törene  katılanlar Aslanlı yoldan geçerek Atatürk’ün mozolesine geldi, mozoleye çiçek bıraktıktan sonra saygı duruşuna geçti ve İstiklal Marşı’nı okudu.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 80. yılı için Anıtkabir’de düzenlenen törende devlet erkanı  ile   birlikte  Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi ve Genel Başkan Yardımcısı Cemil Akbulut 10 Kasım Anma proğramına Katıldılar.,

 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Cemil Akbulut dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Cemil Akbulut dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, takım elbise, gökyüzü ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, takım elbise ve yazı

Anıtkabir

Anıtkabir, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve inkılaplarının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, Ankara Anıttepe’de (eski adıyla Rasattepe) bulunan anıt mezarıdır. Ayrıca dördüncü cumhurbaşkanı Cemal Gürsel de 1966 yılında devrim şehitleri bölümüne defnedilmiştir (6 Kasım 1981 tarihli Devlet Mezarlığı Kanunu 1.madde 2.fıkra gereğince, 27 Ağustos 1988’de çıkartıldı). 1973’den beri İsmet İnönü’nün kabri de Anıtkabir’dedir.

Rasattepe (Anıttepe)
Anıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe’nin ismi Rasattepe idi. 906 rakımlı bu tepede, MÖ. 12. yüzyılda Anadolu’da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, ilk aşamada kamulaştırılma çalışmaları yapıldı ve 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlandı. Anıtkabir’in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlandı.

Anavatan Partisi, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü İbrahim DANACILAR ‘ın 10 Kasım Mesajı

Değerli kamuoyu;
Ülke olarak kritik bir dönemi adeta sindire sindire yaşarken, milletimizin tarih sahnesinden silinmek üzere olduğu, Türk milletine yeryüzünde hiçbir coğrafi toprak parçasının layık görülmediği bir ortamda Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Kaderin İnsanı” olarak ortaya çıkmış, milletini de arkasına alarak büyük bir kurtuluş mücadelesini başarıyla vermiştir.
Hepimiz gibi etten kemikten yaratılan insanın eşsiz macerasını şuurlu bir şekilde bilmek, vatan ve millet aşkını varlığımızın her zerresiyle iyi okumak ve cefakar ecdadımızın istiklaline ve istikbaline canı pahasına sahip çıktığını bugünde iyi algılamak ve iyi anlamak zorundayız.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve yazı

Bazı kesimlerce Atatürk’ün adeta ilahi vasıflarla tabulaştırılmasını maalesef üzüntü ile izliyoruz.
Oysa Atatürk’ü şuursuzca tabulaştırmak bilakis ona büyük bir haksızlıktır.
Atatürk, “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” derken bu vasfın her Türk ferdinde bulunmasını arzu etmiştir. Kendilerinin tek kabul ettiği vasfı hürriyet ve istiklâl olan bir liderin, ne denli büyük olursa olsun, insanüstü niteliklere büründürülmesi kabul edilemez.
O ünlü konuşmasında; “Naçiz vücudunun bir gün toprak olacağı”nı söylemesi ve Türk milletinden sadece “unutulmamayı” istemesi, onun mütevazı ölçüde insan olduğunu simgeleyen derin bir tevazu örneği değilmidir…
Türk milletinin Atatürk’ü unutması elbette imkânsızdır. Önemli olan O’nu nasıl hatırlayacağıdır. Türk milletinin bugünde Ondan ilham ve güç alarak ulaştığı akılcı aşamada, O’nu tabulardan sıyrılmış bir insan olarak hatırlaması, O’na gerçekten layık olduğumuzu da kanıtlayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle;
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 80. yıl dönümünde kendilerini birkez daha şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

Cevdet Koç Erenler Belediye Başkanlığı için müracatını yaptı.

Cevdet Koç aday adaylığı başvurusunu yaptı
Büyükşehir Belediyesi ve Erenler Belediyesi Meclis Üyesi Cevdet Koç kalabalık bir katılım eşliğinde aday adaylığı için Erenler AK Parti İlçe teşkilatına müracatını yaptı.

Sakarya Yerel Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi de olan Cevdet Koç,müracatı sırasında kalabalık bir katılımın olması ve bu katılımın kendisine destek vermesi nedeniyle oldukça duygulu anlar yaşadı.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Necmettin Kırık dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Koç’’Öncelikle çıkmış olduğumuz bu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun.

Siyaset öyle bir şey ki ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz.

Bu gün burada bakıyorum erenler ilçesinin dört köşesinden bu kutlu yolculuğumuzda bizleri yalnız bırakmıyan dostları görüyorum.

Bana ve davaya sahiplenen insanların şahsıma gösterdikleri bu teveccüh bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.Bu göreve talip olduk.

Her kesimden insanı kucaklayacak ve hizmet çıtasını daha yukarılara çıkaracağız işallah.

Yaşımız genç olsa da uzun zamandan hem siyasetin hem de sivil toplum teşkilatlarının içinde aktif olarak yer aldım.Hala da de burada hizmetlerime devam etmekteyim.

Nedeni ise bölgeme.yaşadığımız şehre ve ülkeme hizmet etmek.

Bu göreve talip olduk.

Amacımız erenlere daha fazla nasıl hizmet edebiliriz yarışı.

Ben 29 yıllık birikimi bu hizmet için ortaya koymaya hazırım.

Görev bize verilirse hep birlikte taşın altına elimiz koyacağız.

Erenleri ekonomisiyle ,yaşanılırlığı ile daha üst seviyelere taşıyacağız.

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Mehmet Öztürk dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve ekran

Yorulduğunuzda dinlenmek yok,durmak yok derdi sayın Erbakan hocam.Bizde bu kutlu yolda hizmet vermeye devam edeceğiz.Bu duygu ve düşünceler ile destek vermek için burada bulunan ve gönül veren tüm bölge halkımıza teşekkür ediyorum’’dedi.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbiseGörüntünün olası içeriği: 12 kişi, Necmettin Kırık ve Fatih Ok dahil, oturan insanlar ve ayakta duran insanlarGörüntünün olası içeriği: 16 kişi, Necmettin Kırık ve Fatih Ok dahil, oturan insanlarGörüntünün olası içeriği: 10 kişi, Fatih Kafalı dahil, oturan insanlarGörüntünün olası içeriği: 17 kişi, Necmettin Kırık dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, kalabalık ve açık hava

Türkiye Ekonomi ve Kalkınma   Partisininde Başkanlık Divanı açıklandı

Türkiye Ekonomi ve Kalkınma   Partisinin 4. Olağanüstü Kurultay Sonrası Parti Başkanlık Divanı Aşağıdaki  Şekilde Oluşmuştur.

Genel Başkan    Vehbi  ŞAHİN

Genel Sekreter   Nurten KUTLAY

Genel Başkan Yardımcıları

Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı    Ali KANDEMİR

Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı          Rahim OLUÇ

Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı    Leyla Gezen  DURSUN

Medya, Tanıtım ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Necmi SAVAŞ

Eğitim ve Ar-Ge’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Mustafa  KANDEMİR

Yan Kuruluşlar ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Süleyman KANDEMİR

Hukuk ve Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Vedat  Ceylan

Dış İlişkiler ve Türk İslam Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Zeki EYÜPOĞLU

Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Fatih  GÖZÜAÇIK

Ekonomi ve İş Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı    Mehmet DURAK

Türk Dünyası Akraba Topluluklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı   Ali TOK

   Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı      Zikri KARAKOÇ

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan”HEPSİNİ TEPELEDİK, TEPELİYORUZ”

AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’deki grup toplantısına katıldı.

Grup toplantılarının AK Parti ve Türkiye için hayırlara vesile olması dileğinde bulunan  Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen Cumartesi günü önemli bir yıl dönümünü, 3 Kasım itibarıyla 2002 seçimleriyle başlayan AK Parti iktidarının 16’ncı yılını geride bırakarak, 17’nci  yılına girildiğini hatırlattı.

Bugün geriye doğru bakıp, 16 yılda yaşananların bir film şeridi gibi göz önünden geçirildiğinde, ortaya çıkan manzaranın tarihi bir değişime işaret ettiğini anlatan Erdoğan, “Bu dönemin en önemli özelliği, milli iradenin, demokrasinin, milletin kararına saygının tam hakimiyetinin tesis edilmiş olduğudur.” dedi.

Milletin her seçimde tercihini AK Parti’den yana koyarak Türkiye’yi büyütme, güçlendirme, muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedeflerine destek verdiğini vurgulayan Erdoğan, sadece seçim tarihlerine ve aldıkları oy oranlarına göz atıldığında bile bu gerçeğin görülebileceğini kaydetti.

Erdoğan, 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimleri’nde yüzde 34’ün üzerinde oy alarak, büyük bir güç elde ettiklerini anımsatarak, 28 Mart 2004 Mahalli İdareler Seçimleri’nde büyükşehir belediye başkanlıklarında yüzde 46, 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimleri’nde de yüzde 46,6 oy oranına ulaştıklarını aktardı.

Anayasa Değişikliği Halk Oylaması’nın yapıldığı 21 Ekim 2007’de yüzde 69’luk bir “evet”le başarılı çıktıklarına değinen Erdoğan, 29 Mart 2009 belediye başkanlığı seçimini büyükşehir belediye başkanlıklarında yüzde 42,2 oy oranıyla neticelendirdiklerini, 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması’nda yüzde 57,8’lik “evet” oranı ile başarılı bir netice elde ettiklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Haziran 2011 Milletvekili Genel Seçimleri’nde yüzde 49,8 oy oranıyla tarihi bir rekor kırdıklarına işaret ederek, şöyle konuştu:

“30 Mart 2014 belediye başkanlığı seçimini yine büyükşehir belediye başkanlıklarında yüzde 45,5 oy oranıyla geride bıraktık. Ülkemizde ilk defa doğrudan halkın oylarıyla gerçekleştirilen 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanı seçimini yüzde 51,8 oy oranıyla biz kazandık. 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerini de yüzde 40,9 oy oranıyla, yine birinci parti olarak kapattık. Meclis’te Hükümet kurulamaması üzerine 1 Kasım 2015 tarihinde tekrarlanan seçimlerde, oy oranımızı yüzde 49,5 seviyesine yükselttik. 16 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması’nda yüzde 51,4 ‘evet’ oranıyla Türkiye tarihinin en önemli yönetim reformunu hayata geçirdik. Yeni yönetim sisteminin ilk uygulaması olan 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı seçiminden yüzde 52,6 oy oranıyla yine alnımızın akıyla çıktık.”

“DÖRT TEMEL SÜTÜN ÜZERİNDE YÜKSELTME SÖZÜ VERDİK”

Erdoğan, 24 Haziran 2018 Milletvekili Genel Seçimleri’ni de yüzde 42,6 oy oranıyla tamamladıklarını hatırlatarak, “Görüldüğü gibi 16 yılda, 14 seçimde milletimizin karşısına çıktık ve hamdolsun her defasında ‘durmak yok yola devam’ mesajı aldık.” dedi.

Türkiye’ye ve millete kazandırdıkları hizmetlerin kısa bir özeti yapıldığında, bu teveccühün boşa olmadığının daha iyi görüldüğüne işaret eden Erdoğan, AK Parti olarak 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından, “Bismillah” deyip kolları sıvarken, Türkiye’yi dört temel sütun üzerinde yükseltme sözü verdiklerini anımsattı.

Bunların eğitim, sağlık, adalet ve emniyet olduğunu belirten Erdoğan, bu dört alanda yaptıklarını anlattı.

Eğitim davasının, Türkiye’nin ve milletin asırlardır tartıştığı, konuştuğu, üzerinde durduğu ama bir türlü istediği neticeyi alamadığı bir melese olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz, öncelikle eğitimin altyapısıyla ilgili eksikleri, mazeretleri, talepleri ortadan kaldırmaya yönelik bir hamle başlattık. Eğitime ayrılan kamu kaynağını üniversiteler dahil 10 milyar liradan bu yıl itibarıyla 120,2 milyar liraya çıkartarak bütçede ilk sıraya yükselttik. 12 kat artırdık. Derslik sayısını 288 bin ilaveyle 575 bine, öğretmen sayısını 607 bin ilaveyle 920 bine çıkartarak bu alandaki sorunları büyük ölçüde çözdük. Öyle palavra yok. Çıkıyor atıyor, işte ‘Öğretmenler açıkta, sınıflar boş.’ dünyadan haberi yok. Millet bu gerçekleri görüyor.”

“70-75 KİŞİLİK SINIFLARDA OKUDUK”

Sadece bu yıl 166 milyon ders kitabını öğrencilere ücretsiz dağıttıklarını anlatan Erdoğan, üniversite sayısını 130 ilaveyle 206’ya, akademik personel sayısını 82 bin ilaveyle 158 bine çıkardıklarını bildirdi.

“Kardeşlerim, aziz milletim ben sizlere gerçekleri anlatıyorum. Sizlere havadan sudan konuşmuyorum.” diyen Erdoğan, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Öğrencilik yıllarımızda 70-75 kişilik sınıflarda biz okuduk ama ülkemin genelinde 100 kişilik sınıfların olduğunu da iyi biliyorum. Bunlar, CHP’nin, diğerlerinin iktidarlarının olduğu dönemlerdi. Bunlardan böyle bir mirası devraldık ama hamdolsun bizim şimdi ortalamamız 30 civarında. Buralara kadar bunu indirdik. Öğretmenlerimizin sayısını artırdık. Biz kitap alamıyorduk, teksir kağıtlarıyla okuduk. Ve bu genç nesil teksir nedir onu da bilmez zaten. Ve abilerimizden teksir kağıtlarını satın almak istediğimiz zaman, abilerimiz bize teksir kağıtlarını da satmazlardı. Yani o saman kağıdından mürekkebin adeta her tarafını boyadığı o kağıtlar… Şöyle bir makinada çevrilir, oradan bunlar çıkarılır, çoğaltılırdı ama genç kuşak bunu bilmiyor. Dolayısıyla biz kuşe kağıtta, birinci hamur kağıtta ders kitaplarını sıraların üzerine koyduk, ücretsiz olarak öğrencilerimize bunları dağıttık. Bu bir iane değildi, bu bir lütuf değildi, bu sadece bizim milletimizin emanetini sahibine teslim etmekti.”

Erdoğan, eğitimde Iğdır’da, Kars’ta, Ağrı’da, Muş’ta, Hakkari’deki öğrencilerin artık okumak için Ankara, İstanbul gibi illere gelmek zorunda kalmadığını, üniversitelerin buralardaki öğrencilerin ayağına götürüldüğünü belirtti.

“Oxford’u Hakkari’ye getirdiniz de okumadık mı?” sözünü anımsatan  Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu bölgelerde de üniversiteler açıldığını, üniversite sayısının 75-76’dan 206’ya çıkarıldığını ifade etti.

Erdoğan, bu çalışmalarla hem eğitim-öğretimin maliyetini düşürdüklerini hem de fiziki imkanların sağlandığını vurgulayarak, “Biz bunu sağladık, okumayı da siz başaracaksınız. Böylece üniversiteli öğrencilerimizin sayısını 1 milyon 650 binden 7 milyon 600 bine ulaştırarak neredeyse her bir evladımız için bu eğitim kapısının açık kalmasını sağladık.” diye konuştu.

Almanya seyahatine değinen Erdoğan, bu ülkenin nüfusunun 82 milyon civarında olduğuna ve üniversitelerde enstitülerle beraber 3 milyon üniversiteli öğrencinin bulunduğuna işaret ederek, “Nitelik olarak onların seviyesinde şu anda olmayabiliriz ama 5,10 yıl sonra Allah’ın izniyle biz o seviyeyi de yakalayacağız ve aşacağız. Buna da inanıyorum.” dedi.

“İSTER BURSA MÜRACAAT ET İSTER KREDİYE AMA ET”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yükseköğrenim öğrencilerimizin kredi burs rakamı geldiğimizde ne veriliyordu, 45 lira. Şimdi 1 Ocak’tan itibaren bu rakam 500 lira. Ya kredi ya burs, her müracaat edene bu verilecek.” ifadesini kullandı.

Bazı öğrencilerin burs almak konusunda ısrarcı olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Evladım illa da burs yok, sen krediye de müracaat etsen şunu bilesin ki faiz uygulaması yok, size en düşük taksitlerle ve sigortalı olarak işe girdiğin anda bunu devlet senden tahsil edecek. İster bursa müracaat et ister krediye ama et. İnanın Bay Kemal’e bunları sorun bilmez, haberi yoktur. Ne oluyor, ne gidiyor bu ülkede, haberi yoktur.”

Yurt yatak kapasitesini de 182 binden 664 bine yükselttiklerini, katsayı, okul katkı puanı gibi engelleri ortadan kaldırarak her öğrencinin adaletli bir şekilde, eşit şartlar altında yükseköğrenime geçişini temin ettiklerini aktaran Erdoğan, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkartırken, 4+4+4 sistemiyle de meslek liseleri ve imam hatip okullarında yapılan haksızlığa son verdiklerini vurguladı.

Erdoğan, “FATİH Projesi kapsamında yaklaşık 1,5 milyon öğretmenimize ve öğrencimize tablet bilgisayar dağıttık. 432 bin sınıfımıza etkileşimli tahta kurduk. Ortaokuldan itibaren Kuran-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Arapça gibi dersleri seçmeli bir şekilde öğrencilerimizin istifadesine sunduk. Yeni dönemde enerjimizi kalitenin yükseltilmesine teksif ederek, evlatlarımızın zihniyle birlikte gönüllerini doyuracak bir talim terbiye sistemini kurmanın çabası içinde olacağız.” dedi.

“ÜLKEMİZDE GENEL SAĞLIK SİGORTASI ŞEMSİYESİNİN DIŞINDA KALAN KİMSE YOKTUR”

Sağlık alanında yürütülen çalışmalara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu alanın Türkiye’de en büyük reformların gerçekleştirildiği alanın başında geldiğini bildirdi.

Erdoğan, eski Türkiye’nin hastanelerinde, sağlık ocaklarında, eczanelerinde yaşanan utanç verici görüntülerin orta yaş üzeri vatandaşlar tarafından çok iyi hatırlanacağını belirterek, “Bunlar, bu Bay Kemal’in genel müdürlüğü döneminde ölülerimizi bile rehin aldılar, SSK’nın genel müdürüydü.” diye konuştu.

Bu esnada salonda “Ağrı seninle gurur duyuyor.” şeklinde tezahüratta bulunan gençlere “31 Mart’ta Ağrı’da belediye başkanlığını AK Parti’ye teslim etmeye var mısınız?” diye soran Erdoğan, bunu başaracaklarına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlık sistemini baştan sona değiştirdiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Bugün ülkemizde genel sağlık sigortası şemsiyesinin dışında kalan kimse yoktur. Hastane yatak kapasitemizi 136 bin ilaveyle 240 bine, sağlık çalışanı sayımızı 550 bin ilaveyle 928 bine ve böylece doktor sayımızı da 94 ilaveyle 231 bine çıkardık. Sağlık birimlerimizi tomografisinden MR’ına, diyalizinden röntgenine kadar en modern cihazlarla donattık. Ambulans sayımız 618’di, şu Türkiye’de 618 çürümüş ambulans. Biz bunu 5 bine çıkardık.”

Artık ambulans helikopterlerin, uçakların hizmet verdiğine değinen Erdoğan, “Daha önce Bay Kemal genel müdürken bu ülkede ambulans yok muydu, minibüs ambulanslar filan yok muydu? Niye bu çürük, içinde herhangi bir tedavi imkanı olmayan ambulanslara mahkum ettiler?” ifadelerini kullandı.

Geçmişte bir seçim çalışmasına giderken Bolu Dağı’nda arkadaşlarıyla beraber trafik kazası geçirdiğini anlatan Erdoğan, eski Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın o olay esnasında elinde serum şişelerini taşıdığını, hastanede durumlarına bakılmaksızın kendilerine “sigortalı mısın, emekli misin” diye sorulduğunu anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte Bay Kemal’in genel müdürlüğü buydu. Biz damdan düştük Bay Kemal. Ama şu anda hamdolsun sağlıkta kimsenin kalkıp da kapıdan çevirme hakkı yoktur. Herkesi alacaklar, müdahaleyi yapacaklar ve ondan sonra da gereği yoluna koyulmak suretiyle yürüyecek. Kaldı ki biz artık çeşitlendirdik, sadece ’emekli-sigortalı’ yok. Artık vakıf, özel hastaneler de anlaşmalıysa bu hizmeti verebiliyor.” bilgisini paylaştı.

Erdoğan, 112 Acil Sağlık İstasyonu sayısının da 481’den 2 bin 668’e yükselterek, ihtiyaç anında her vatandaşa ulaşılabilmesini sağladıklarını bildirdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’deki grup toplantısına katıldı.

Sağlık alanındaki yatırımları anlatan Erdoğan, Yozgat, Isparta, Mersin, Adana, Kayseri, Elazığ şehir hastanelerinin hizmete sunulduğunu bildirdi.

Yakında Ankara Bilkent, Eskişehir ve Manisa şehir hastanelerinin de hizmete alınacağını bildiren Erdoğan, toplamda 44 bin 400 yatağa ulaşacak şehir hastanelerinde, vatandaşların sağlık hizmetlerinde bir üst sınıfa taşınacağını vurguladı.

Erdoğan, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” sözünü hatırlattı.

Adalet hizmetlerinin kalitesinin ve güven düzeyinin, halkın devletine bağlılığının temel kriterlerinden biri olduğuna işaret eden Erdoğan, geçmişte darbecilerin, vesayet güçlerinin altında en çok ezilen, zarar gören kurumların başında adalet sisteminin geldiğini söyledi.

Erdoğan, adalet teşkilatının vatandaşa en iyi hizmeti verebilmesini temin etmek için düzenlemeler hayata geçirdiklerini anlatarak, temel kanunların ihtiyaçlara uygun şekilde baştan sona yenilendiğini aktardı.

Adalet teşkilatının toplam personel sayısının 61 binden 139 bine çıkartıldığını, sistemin insan kaynağının zenginleştirildiğine dikkati çeken Erdoğan, yüksek yargının kapasitesinin genişletildiğini hatırlattı.

İstinaf mahkemelerini hayata geçirerek, UYAP sistemini modernleştirerek davaların sonuçlanma süreçlerinin hızlandırıldığını kaydeden Erdoğan, 245 adalet sarayı inşa edilerek yargı mensuplarının çalışma mekanlarını yapılan işin önemine uygun hale getirdiklerinin altını çizdi.

“HEPSİNİ TEPELEDİK, TEPELİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıyla, arabuluculuk sistemiyle, ihtisaslaşmayla, insan hakları ve kişisel verilerin korunması yollarıya vatadaşlarımıza ilave hak arama yolları açtık.” ifadesini kullandı.

Emniyet konusunun öncelikler arasında yer almaya devam ettiğini anımsatan Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye, terör örgütleriyle, çetelerle, uyuşturucu tüccarlarıyla, asayişi bozmaya yönelik her türlü eylemle mücadelede tarihinin en başarılı neticelerini bizim dönemimizde almıştır. Terör örgütlerine sınırlarımız dahilinde ve haricinde vurulan darbeler sayesinde milletimiz huzur içinde hayatını sürdürebilmektedir. PKK’dan DEAŞ’a, FETÖ’den DHKP-C’ye kadar karanlık güçlerin beslediği, büyüttüğü, üzerimize saldırdığı ne kadar örgüt varsa hepsini tepeledik, tepeliyoruz, tepeleyeceğiz. Sadece 2016 Temmuz ayından bu yana yapılan operasyonlarda yurt içinde 761, Kuzey Irak’ta bin 92, Fırat Kalkanı Harekatı’nda 3 bin, Zeytin Dalı Harekatı’nda 4 bin 500’ün üzerinde teröristi etkisiz hale getirdik.”

FETÖ ihanet çetesi mensuplarından 15 bine yakınının tutuklu, 17 bine yakınının hükümlü olarak demir parmaklıklar ardında cezalarını çektiğini ifade eden Erdoğan, “DEAŞ ile irtibatlı 2 bin kişi tutukluyken, 7 bin kişi sınır dışı edilmiş, 70 bine yakın kişiye ülkemize giriş yasağı konmuştur.” diye konuştu.

Suriye’den gelen 3,5 milyon kişiye ev sahipliği yapıldığını belirten Erdoğan, bu yıl yasa dışı bir şekilde Türkiye’ye giren 200 binin üzerinde kişinin de sınır dışı edildiğini bildirdi.

Organize suç örgütlerine karşı yürütülen mücadelede yaklaşık 33 bin kişinin yakalandığına işaret eden Erdoğan, uyuşturucu tüccarları ve satıcılarına göz açtırılmadığını, son 16 yılda 87 bin şüphelinin yakalandığını, 30 bin kişinin ise tutuklandığını anlattı.

Şehirlerin güvenli hale getirilmesi amacıyla yaklaşık 76 bin kameranın devreye alındığını kaydeden Erdoğan, plaka tanıma sistemi, kiralık araç bildirimi, kayıp alarmı gibi ilave tedbirlerin devreye sokulduğunu dile getirdi.

“YÜZLERCE DEV ESERİ ÜLKEMİZE BİZ KAZANDIRDIK”

AK Parti’nin en başarılı hizmet alanlarından birinin ulaştırma olduğuna işaret eden Erdoğan, bugüne kadar bölünmüş yol uzunluğunu 20 bin kilometre ilaveyle 26 bin 107 kilometreye, otoyol uzunluğunu 943 kilometre ilaveyle 2 bin 657 kilometreye çıkardıklarını aktardı.

Kara yolları üzerindeki tünel sayısını 265 ilaveyle 348’e yükselttiklerine vurgu yapan Erdoğan, aralarında Marmaray, Osmangazi, Yavuz Sultan Selim Köprüsünün bulunduğu yatırımları hayata geçirdiklerini hatırlattı.

“Yüzlerce dev eseri ülkemize biz kazandırdık.” diyen Erdoğan, demir yollarının yüksek hızlı ve hızlı tren hatlarıyla donatmaya başladıklarını bildirdi.

Ankara, İstanbul, Konya, Eskişehir hızlı tren hatlarının hizmet verdiğini anımsatan Erdoğan, birkaç yıla kadar Bursa, Yozgat, Sivas, Erzincan, Karaman, Kayseri, Mersin, Osmaniye, Gaziantep hatlarının da devreye alınacağını söyledi.

“KISKANSAN DA ÇALIŞACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çok sayıda hızlı tren hattıyla ilgili de etüt ve proje hazırlıklarının sürdüğünü bilgisini verdi.

Tren yollarının yenilendiğini ifade eden Erdoğan, hava yollarında katedilen mesafenin iftihar vesilesi hizmetler arasında yer aldığını söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan, havalimanı sayısının 30 ilaveyle 56’ya çıkartıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Evinden çıkıyorsun, yarım saatte, bilemedin 45 dakikada havalimanındasın. Bu, medeni bir dünyanın yaşanmasıdır, modern bir toplum olmanın ileri adımlarıdır. Bizden önce gelen CHP zihniyeti ve diğerleri siz ne yaptınız? Yurt dışı uçuş noktalarımızın sayısı 60’tı. Şimdi ne oldu 316 ve dünyada bir numarayız. Yani yurt dışı destinasyonlarda Türkiye, bir numara. Büyük gövdeli uçak sayımızı 162’den 506’ya, uçak kargo kapasitemizi 303 tondan bin 866 tona, sektörün cirosunu 2,2 milyar dolardan 25 milyar dolara yükselttik. Bay Kemal, çalışıyoruz, üretiyoruz. Daha çok çalışacağız. Kıskansan da patlasan da çalışacağız. “

“Beyefendi, ne diyor? ‘Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, resepsiyonu Ankara’da yapılır, Ankara dışında yapılmaz.’ diyor. Sen bizim, nice, birçok kutlamamıza katılmadın. Sen, çıktın Tandoğan’da yürüdün, Kızılay’da yürüdün, asıl devletin icrai faaliyet ettiği bu tür kutlamalara katılmadın. Niye? Senin hayatın zaten bu tür meşru olmayan, resmi olmayan yollarla geçti. Devlet nedir, devlet adamı olmak nedir, sen bunları unuttun, bunları yapamıyorsun.” diyen Erdoğan, açılış yapıldığı gün salondaki 10 bine yakın vatandaşla kutlama yapıldığına dikkati çekti.

Erdoğan, “O, 29 Ekim Cumhuriyet kutlamasına bir hediyemiz oldu. Neydi o? İstanbul Havalimanı. Bundan daha güzel ne olabilir ama işte sen o güzelliği, heyecanı, coşkuyu taşımaktan, yaşamaktan mahrum oldun. Nasibin yok, nasibin…” diye konuştu.

Denizcilikte, tersane sayısının 41 ilaveyle 78’e, limanların yük kapasitesinin 281 milyon ton ilaveyle 471 milyon tona, konteyner elleçleme kapasitesinin 18,8 milyon ilaveyle 21,8 milyon TEU’ya, yat bağlama kapasitesinin ise 10 bin ilaveyle 18 bin 500 ulaştırıldığını belirten Erdoğan, inşası süren Kilyos Limanı ile projeleri tamamlanmak üzere olan Çandarlı ve Mersin limanlarıyla deniz ticaretindeki gücün daha da artırılacağını bildirdi.

Ekonomide gerçekleştirilen hamlelerle kişi başına düşen milli gelirin 3 bin 500 dolardan 11 bin dolara yükseltildiğini anımsatan Erdoğan, Türkiye’nin dünyada milli gelir sıralamasında 17’inci, satın alma paritesinde ise 13’üncü sırada yer aldığını söyledi.

İhracatın ekim ayı itibarıyla yıllık 167 milyar dolara yaklaştığına işaret eden Erdoğan, yıllık otomobil satışının 91 binden 723 bine, buzdolabı satışının 1 milyondan 3 milyona, çamaşır makinesi satışının 824 binden 2,5 milyona, bulaşık makinesi satışının 282 binden 1,8 milyona, fırın satışlarının ise 339 binden 1 milyona yükseldiğini anlattı

“ARTIK HAYVAN İTHALİNE DE İHTİYACIMIZ OLMAYACAK”

Çalışanların sayısının 19,6 milyondan 28,8 milyona çıktığına değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

“16 yılda, 9,2 milyon yeni istihdam ortaya çıkmış oluyor. İşçisinden emeklisine, engellisinden yaşlısına kadar tüm kesimlerin gelirlerinde yüzde binlere, 2 binlere varan artışlar sağladık. Kamu borç stokunun milli gelire oranını yüzde 60’tan son dönemdeki tüm olumsuzluklara rağmen yüzde 9’a düşürmeyi başardık. IMF’ye geldiğimiz zaman 23,5 milyar dolar borcumuz vardı. 2013’te ne yaptık? Bunu sıfırladık. Şimdi IMF’ye borcumuz var mı? Yok. Bay Kemal bunlar bize sizlerden geldi. Sıfırladık. Tarıma verdiğimiz destek ödemelerini yıllık 1,9 milyar liradan 15 milyar liraya çıkardık. Böylece, genel bitkisel üretimi yıllık 98 milyon tondan 115 milyon tona yükseltmeyi başardık. Özellikle katma değeri yüksek ürünlerde bu artış oranı yüzde 40’ı buldu. Büyükbaş hayvan varlığımız 9,9 milyon adetten 16 milyon adedin üzerine, küçükbaş hayvan varlığımız ise 32 milyon adetten 44 milyon adedin üzerine çıktı. İnşallah kısa bir zamanda artık hayvan ithaline de ihtiyacımız olmayacak. Bütün bunlara rağmen, halen ülkemizde et fiyatlarının yüksek seyretmesinin genel refah seviyemizin artması sebebiyle talepte yaşanan yükselişle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da söylüyorum, biz bu fiyatları bir defa şöyle rantabl seviyeye düşürmek için gerekirse cari açığı bile düşünmeden ithale gider ve piyasayı biz balans ederiz. Çünkü vatandaşımıza ucuz et, kıyma, kuşbaşı yedirmekte kararlıyız. Zaman zaman da bunu yapıyoruz. İnşallah bu meseleyi de yeni dönemde kalıcı bir şekilde çözeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin orman varlığını 1,5 milyon hektar artırarak bu konuda dünyadaki nadir ülkeler arasına girdiğini ifade ederek, barajların sayısının 276’dan 538’e, hidroelektirik santrallerin sayısının 105’ten 533’e, içme suyu tesislerinin sayısını 31’den 210’a çıkarıldığını söyledi. Erdoğan, ülkenin iftihar projesi olan GAP’ın özel bir eylem planı ile bitme aşamasına getirildiğini, Ilusu ve Silvan barajlarının tamamlanmasıyla GAP Projesi’nin zirveye ulaşacağını bildirdi.

“SAVUNMA SANAYİSİ ATILIMLARI KESİNTİSİZ DEVAM EDİYOR”

Savunma sanayinde, destek programlarının hayata geçirildiğini ve KOBİ’lere, araştırma, geliştirme ve tasarım merkezlerine, TEKNOPARK’lara, organize sanayi bölgelerine özel önem verildiğini ifade eden Erdoğan, “Savunma sanayi AK Parti döneminde, en büyük ilerlemeyi sağladığımız stratejik alanların başında geliyor. Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada büyük mücadeleler verdiği süreçte, savunma sanayisindeki yerlilik oranı yüzde 20’den yüzde 65’e çıkarmış olmamızın çok hayati katkılarını gördük. Helikopterlerden zırhlı araçlara, insansız hava araçlarından uçaklara, gemiler ve denizaltılardan uydulara, füzelerden elektronik haberleşme sistemlerine kadar her alanda savunma sanayimizin atılımları kesintisiz devam ediyor. ” dedi.

Türkiye’nin tüm şehirlerinin doğal gazın konforundan ve temizliğinden yararlanabilmesini sağladıklarını, nüfusun yüzde 80’inin doğal gaz kullanabilir hale geldiğini kaydetti.

Erdoğan, toplu konutta inşa ettikleri 837 bin konut ile şehirlerin çehresini değiştirdiklerini vurgulayarak, “İmar barışı ile devletimiz ile vatandaşlarımız arasında ihtilaf konusu olan, idareyi de yargıyı da uzun yıllar meşgul eden sorunlara köklü bir çözüm getiriyoruz.” dedi.

Sosyal yardımları, Türkiye’nin zenginliğini tüm kesimlere yayma aracı olarak gördüklerini  ifade eden Erdoğan, kimsesiz çocuktan yaşlısına, kadınından engellisine, genç kızından madde bağımlısına, terör mağdurlarından Romanlara kadar toplumun her kesimini kucaklayan bir sosyal yardım politikasını uyguladıklarını anlattı. Erdoğan, bu anlayışla iktidara geldiklerinde yılda 2 milyar lira olan sosyal yardım ödemelerini, bu yıl itibariyle 38 milyar liraya çıkardıklarını bildirdi.

“YURT DIŞI TEMSİLCİLİKLERİMİZİN SAYISINI 163’TEN 240’A ÇIKARDIK”

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yurt dışı hizmetlerimizde, özellikle Dışişleri Bakanlığımız yanında, TİKA, Yurtdışı Türler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı gibi kurumlarımız aracılığıyla çok ileri bir noktaya taşıdık. Yurt dışı temsilciliklerimizin sayısını 163’ten 240’a, büyükelçiliklerimizin sayısını 93’ten 140’a çıkardık. Ülkemizin en önemli yurt dışı kalkınma kuruluşu olan TİKA’nın ofislerinin sayısını 12’den 61’e yükselterek, 170 ülkeyi kapsayan bir faaliyet genişliğine ulaştık. Bugün TİKA, yılda yürüttüğü 2 bin projeyle kendi alanında tüm dünyaya örnek olan başarı hikayeleri yazıyor.

Ülkemizde burslu olarak eğitim gören öğrenci sayısı şu anda 17 bini buldu. Yabancı öğrencileri söylüyorum. Her yıl 5 bin kişilik kontenjanla açılan Türkiye burslarına yapılan başvuru sayısı 10 binden 132 binin üzerine çıktı. Maarif Vakfımız 32 ülkedeki 165 okuluyla Türkiye’nin dünyadaki eğitim gücü olarak her yıl büyüyerek yoluna devam ediyor. Yunus Emre Enstitümüz dünya genelinde faaliyet gösteren 54 merkezi ile medeniyetimizi, tarihimizi ve kültürümüzü tüm dünyada tanıtıyor. “

“İNSAN SİYASET ARENASINA ÇIKTIĞINDA…”

Erdoğan, millete verdikleri tüm sözleri yerine getirmek için gece, gündüz çalıştıklarını belirterek, bu icraatları yaparken Türkiye’deki siyaset anlayışının Türkiye’nin geldiği seviyeyle çok da orantılı bir gelişme gösteremediğini vurguladı. CHP’yi eleştiren Erdoğan, “Ana muhalefet partisinin gerçekten çapsız, kalitesiz, kifayetsiz, içi de altı da boş siyaset tarzı ülkemizin en büyük handikabıdır. Halbuki insan siyaset arenasına çıktığında en büyük alternatifi olarak şöyle az çok ele gelecek, mücadele etmesi tat ve heyecan verecek bir rakip görmek istiyor.” diye konuştu.

“PSİKİYATRİ Mİ NÖROLOG MU YOKSA PENSİLVANYA’DAKİ ŞARLATAN MI OLUR” 

Eğer güçlü muhalefet yoksa o zaman demokrasinin güç bulamayacağına işaret eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bizim karşımıza da çıka çıka CHP ve onun başındaki Kılıçdaroğlu gibi bir avane çıktı. Tabii Rabbimizin hikmetinden sual olmaz. Belki de hakkımızda böyle hayırlısı. Ama inanın ülkemiz ve milletimiz adına üzülüyoruz. Nasıl üzülmeyelim ki. Bu zat geçen perşembe günü bir televizyon programının canlı yayına katılıyor, orada epeyce bir esip gürlüyor ama söylediği şeylerin aslı astarı yok. Mesela, CHP’nin belediyecilikte başarılarını anlatırken Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı’nı örnek veriyor. Bu Belediye Başkanı’nın, Muğla’nın tüm ilçelerinde okul yaptırdığını, her yeri ana sınıfları, kreşlerle donattığını söylüyor. ‘Araştırın, gerçekten böyle bir şey var mı?’ dedim. Arkadaşlar araştırdılar, aradılar, taradılar, sordular, soruşturdular, Büyükşehir Belediyesinin Muğla’da yaptırdığı tek bir okul dahil bulamadılar. Hatta Muğla’nın yerel basını da seferber olmuş, onlar da epeyce aramışlar. Fakat sözü edilen eserlerden hiçbirini ortaya çıkartamamışlar. Hani birkaç okulu, tüm ilçeler diye söylersiniz, mübalağa etmiş der geçeriz. Ancak hiç olmayan bir şeyi dakikalarca ballandıra ballandıra anlatmanın adı nedir, doğrusu biz bilmiyoruz.

Konuyu erbabına havale ediyoruz, artık psikiyatrist mi olur psikolog mu olur nörolog mu olur yoksa Pensilvanya’daki şarlatan mı olur, orasını kendileri bilir. Sorunu çözecek birisini bulup bu işi bir neticeye bağlarlar herhalde. Bu zatın yalanlarını, palavralarını ortaya dökmekten, mahkeme önünde hesaplaşıp, tazminat almaktan yoruldum. Sadece bu örnek, değil önümüzdeki mahalli iradeler seçimlerinde CHP’li belediyeler tarafından yönetilen şehirlerde yaşayan halkımızı, maruz kaldıkları zulümden kurtarma sorumluluğumuzu göstermeye yeterlidir.”

“12 KASIM’DA BAŞVURULAR SONA ERECEK”

AK Parti olarak dün itibariyle belediye başkan adaylıkları için başvuruları almaya başladıklarını anımsatan Erdoğan, 12 Kasım’da adaylık başvurularının parti programı çerçevesinde sona ereceğini bildirdi.

Erdoğan, hedeflerinin öncelikle mevcut belediye başkanlarından yeniden aday göstereceklerini kesinleştirmek ve ilan etmek olduğunu ifade etti. Erdoğan, büyükşehirlerden başlayarak, diğer adaylarını da peyderpey açıklayıp, bir an önce seçim çalışmalarına başlamayı planladıklarını anlattı.

YSK’nin henüz seçim takvimini tamamen açıklamamakla birlikte mutat uygulamalara baktıklarında şubat ayının ortasında aday listelerinin resmen teslimi gerektiğini belirten Erdoğan, o tarih gelmeden tüm hazırlıklarını tamamlayıp sahaya çıkmış olacaklarını kaydetti.

Genel Merkezde tüm bu süreçlerin hazırlıklarının, yoğun şekilde elektronik ortamda devam ettiğini dile getiren Erdoğan, miting programı, kampanya malzemeleri dahil her ayrıntı üzerinde çalışıldığını vurguladı.

Erdoğan, “14 seçim ve halkoylaması oy oranlarımız, bize 31 Mart 2019’daki hedefimiz konusunda herhalde bir fikir veriyor. Elbette hedefimiz mahalli seçimlerin tamamındaki oy oranlarımızın üzerinde bir yere ulaşmaktır. İnşallah bunu da başaracağız. Genel Merkezimizle, teşkilatımızla, milletvekillerimizle, belediye başkan adaylarımızla, belediye meclis ve il genel meclis adaylarımızla, sandık müşahitlerimizle, mahalle, köy temsilcilerimizle, AK Parti’ye gönül vermiş, milyonlarla bir olup, milletimizin desteği ve Allah’ın izniyle 31 Mart 2019 gecesinde, zaferimizi inşallah kutlayacağız.” diye konuştu.

“OSMAN ÜZÜLME”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünya Kupası’nda Ampute Milli Futbol Takımı’nın penaltı atışları sonucunda dünya ikincisi olduğunu hatırlatarak, Takım Kaptanı gazi Osman Çakmak’ın bundan dolayı çok üzüldüğünü söyledi.

“Osman üzülme.” diyen Erdoğan, futbolda galibiyetin de mağlubiyetin de beraberliğin de hak olduğuna işaret etti. Erdoğan, “Sen artık bunları bilen bir gencimizsin. Avrupa şampiyonu olduk, dünya ikincisi olduk. Bundan sonrasında inşallah dünya şampiyonu oluruz. Şahsım, milletim adına Ampute Milli Takımımızı bu başarısından dolayı kutluyoruz.” dedi.

Erdoğan, hayatını kaybeden eski AK Parti Adana Milletvekili Ziyaeddin Yağcı ve işadamı Abdullah Tivnikli’ye Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diledi.

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu”iktidardaki siyaset de çürüdü”

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU 
-“Bu adaleti yaratan, böyle bir adaleti Türkiye’nin başına musallat eden, yargıya doğrudan doğruya talimat verip, istediğini hapsettirip, istediğini serbest bırakan kişi sarayda oturan kişidir.”
-“Merkel’e teslim oldun, Macron’a teslim oldun, Trump’a teslim oldun, Suudi Kralına da teslim oldun. Hani sen dünya lideriydin! Nasıl bir dünya lideri bu? Oyuncak lider, herkesin tokat vurup sonuç aldığı lider… Böyle liderlik mi olur?”
-“76 şirkete 240 milyar liralık hortum avantaj sağlandı! 240 milyar lira eski parayla 240 katrilyon lira nedir? Üç tane GAP demek, 150 yataklı tam donanımlı 5 bin 960 hastane demektir, 30 bin okul demektir.”
-“Çifte kavrulmuş maaş alıyorsun, bu yetmiyor yüzde 26 zam yapacağım diyorsun. Kaç lira olacak? 74 bin 500 lira olacak diyor benim aylığım, yetmiyor bu para diyor. Peki, ayda 1600 lirayla bu gariban işçi nasıl geçinecek? Onun düşünen var mı?”
-“Ne istedilerse verdin ama ders vermedin, şimdi sıra geldi ders vermeye. Bunların bir derse ihtiyacı var ve o dersi verecek olan da bu ülkenin insanları”
Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Benim umudum, bu ülkenin aydınlık gençleri. Hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Elbette ki motorları maviliklere süreceğiz, elbette ki bu ülkeye adalet gelinceye kadar sonuna kadar mücadele edeceğiz, elbette ki gençlerin önündeki bütün engelleri kaldıracağız, hiç endişeniz olmasın.
Ecevit’in 12.ölüm yıldönümüydü, kendisini saygıyla sevgiyle andık. Dolayısıyla bir şair olan, bir yazar olan, bir düşün insanı olan ve aynı zamanda güzel bir siyasetçi olan, saygın bir siyasetçi olan Bülent Ecevit’i anmak hepimizin temel görevlerinden birisidir. O, bütün varlığını Türk halkına adamış bir kişidir. O bütün düşüncesiyle, eylemleriyle çağdaş bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele eden en önemli siyasi aktörlerden birisidir ve o ister Türkiye’de olsun, ister Türkiye dışında olsun, soydaşlarımızı ve vatandaşlarımızı korumak için her türlü kararı hiç kimseye danışmadan, kimseye boyun eğmeden, kimseden izin almadan yerine getiren bir kişidir. Çünkü o Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün ilkelerini içselleştirmiş bir kişidir. Ve o Kıbrıs’ta soydaşlarımız katledilirken, Kıbrıs’a gidip barışı sağlayan liderdir. O bir mücadele insanıdır aynı zamanda ve o dönem dönem geldi eleştirildi “milliyetçi değildir” diye, ama hiç kimsenin en ufak bir endişesi dahi yoktur bugün, 81 milyon Türkiye’de hiç kimsenin en ufak bir endişesi yoktur. O milliyetçiliği ayrımcılık olarak görmedi, o milliyetçiliği ırkçılık olarak görmedi, o milliyetçiliği kendi ülkesinin insanlarının çıkarını korumak için, onun için mücadele gerekir dedi ve onun milliyetçilik anlayışı öyleydi. Kıbrıs’a çıktığında engel oldular, ambargo uygulandı, ama o hiçbir şeye boyun eğmedi. Onun milliyetçilik anlayışı, Akdeniz’in sularında Kıbrıs’taki Beşparmak Dağlarında yazılıdır; onun milliyetçilik anlayışı Afyon tarlalarındaki milliyetçilik anlayışıdır. Hiç kimseye gitmedi, özür dilemedi, onlarla asla ve asla at pazarlığı dahi yapmadı. Irak’ın Amerikalılar tarafından işgal edilmesi veya müdahale edilmesine her seferinde onurluca karşı çıktı ve asla doğru bulmadı. Eğer bugün Ortadoğu’da yaşanan bu derin dramlar varsa, 16 yıldır iktidar olanların yol açtığı dramlardır; bunu da hiç kimsenin unutmaması lazım.
Tabii güzel olaylar olmuyor mu Türkiye’de? Elbette oluyor. Ampüte Milli Takımımız dünya ikincisi oldu. Gerçekten de yürekten kutluyorum onları. Meksika’yı 4-0 yendiler, ama sonra finalde maalesef penaltıda bekledikleri başarıyı sağlayamadılar ve dünya ikincisi oldular. Kaptan Osman Çakmak diyor ki, “Ben 5 Kasım’da mayına basıp ayağımı kaybetmiştim. Demek ki 5 Kasım bana yaramıyor, Türk halkı hakkını helal etsin” diyor penaltıyı kaçırdığı için. Sevgili kaptan, hepimiz sana hakkımızı helal ediyoruz. Sen bu ülke için mücadele ediyorsun. Yeri geldi ayağın olmadı, yeri geldi elin olmadı, yeri geldi gözün olmadı, yeri geldi bedeninden bir parçayı bu ülke için verin. Dolayısıyla bu ülkenin 81 milyonunun hakkı sana helaldirSen bize hakkını helal et Osman Kaptan.
Efendim sık sık adaletten bahsederiz, adalet için yürüyüş yaptık. Adalet insan olmanın gereğidir, hak aramanın gereğidir. Eğer bir haksızlığa uğradıysanız size birilerinin hakkınızı teslim etmesi lazım. Eğer adalet ediğiniz kavramı yıpratırsanız, o zaman devleti çökertirsiniz; çünkü adalet mülkün yani devletin temelidir. O nedenle ünlü bir düşünür “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez” diyor. Onun içindir ki, adalet bütün dünyayı ayakta tutan temel kavramlardan birisidir ve kâinatın da kendi içinde bir adaleti vardır, kâinatın da kendi içinde bir döngüsü vardır. Ama biz kendi ülkemizde adaleti aramak zorundayız, insanımızın beklediği adaleti ona teslim etmek zorundayız. Adaleti dağıtacak olanların, yani hâkimlerin adaleti yıpratmamaları için hukukun üstünlüğüne göre ve vicdanlarına göre karar vermeleri gerekir. Eğriyle doğruyu oturup ayrıştırmaları gerekir. Bir başka güce teslim olmamaları gerekir. Adaleti dağıtan kişi kendi vicdanının ötesinde, hukukun üstünlüğünün ötesinde bir güce teslim olmuşsa adalet dağıtmaz, gücün iradesini dağıtmış olur. O nedenle adalet kavramı üzerinde hepimizin dikkatle durması ve adaletin de yıpranmaması için dikkatlice bir politika izlemesi lazım.


TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ HANÇERLEYEN DEVLET
Bunu şunun için anlatıyorum değerli arkadaşlarım. Bir uyuşturucu baronu daha önce gözaltına alınmıştı tutuklanmıştı. Ergenekon Balyoz dönemi sırasında bu uyuşturucu baronu soruşturması gizli tanıktı. Zekeriya Öz bunu getirmişti, sen şu ifadeleri şunlar için ver demişti. Sonra onun kumpas olduğu çıktı ortaya ve bu uyuşturucu baronu tekrar uyuşturucudan ötürü gözaltına alındı ve mahkemeye çıktı duruşma sonunda tutuklandı. Ama bir süre sonra bu uyuşturucu baronu serbest bırakıldı.
Değerli arkadaşlarım, niye serbest bırakıldı? Tahliyeyi veren hâkim şunu söylüyor: “İktidar partisinden eski bir milletvekili beni defalarca sürekli aradı, tahliye edilmesi yönünde baskı yaptı bana” diyor ve devletin bu konuda bir duyarlılığı olduğunu söylüyor. Devlet bu konuda duyarlı! Devletin duyarlılığını ben biliyorum, o devletin kimin devleti olduğunu da ben gayet iyi biliyorum. O devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletini hançerleyen devlettir, o devlet Ergenekon Balyoz’u yaratan devlettir. Ve bugünkü iktidarın da o devlete hizmet ettiğini biz gayet iyi biliyoruz. 15 Temmuz’u unutmadık, darbe girişimini de unutmadık. Gizli tanık… Neymiş? Devlet koruyormuş. Hâkime baskı, serbest bıraktılar, hâkim serbest bırakıyor. Sonra savcı itiraz ediyor, yeniden tutuklama kararı çıkıyor, ne bu uyuşturucu baronunu bulabiliyorsun ne de üç adamını, sırra kadem bastılar, hepsi gitti. Bu mudur adalet? Bir daha soruyorum, bu mudur adalet? Bu adaleti yaratan kişi, şimdi sarayda oturan kişidirBöyle bir adaleti Türkiye’nin başına musallat eden kişi sarayda oturan kişidir. Yargıya doğrudan doğruya talimat verip, istediğini hapsettirip, istediğini serbest bırakan kişi sarayda oturan kişidir. O nedenle yargı böyle bir açmazla karşı karşıya.
ADALETİN, HÂKİMLER SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN KENDİSİNE GELMESİ LAZIM
Bir de yargının başka bir cephesi var. İddianamesi dahi olmayan, iddianame yok, Osman Kavala bir sivil toplum örgütünde çalışıyor, iddianame yok, bir yıldır tek kişilik bir odada. Neymiş? Anayasal düzeni ve hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan içeride. İddianame olmadığı için mahkemede hâkimin de önüne çıkamıyor. Bunun için acaba içeriden birisinin yine telefon mu etmesi lazım, bir uyuşturucu baronu artı dolar baronunun araya girmesi mi lazım? Birinin yine hâkime talimat mı vermesi lazım? Bu hâkimlerde din ve vicdan yok mu, hukukun üstünlüğü kavramı yok mu? Bir yıldır tek kişilik odada esir gibi tutuluyor.
Eren Erdem aynı şekilde! Efendim yurtdışına kaçacak diye tutukluyorlar. Eren Erdem FETÖ dolayısıyla kitap yazmış, o hareketin ne kadar tehlikeli olduğunu bütün dünyaya duyurmuş, dokunulmazlığı kalktığı zaman da defalarca yurtdışına gidip gelmiş bir kişi. Peki, nasıl oluyor da Eren Erdem kaçacak diye içeride, uyuşturucu baronu dışarıda. Bu mudur adalet? Bu adaleti ve bu adalet anlayışını, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine, yani AK Partiye oy veren vatandaşlarımın vicdanına teslim ediyorum. Başka bir şey demiyorum. Gizli tanık, orada bir gizli tanık var, Eren Erdem olayında da bir gizli tanık var. Gizli tanık şunu söylüyor. Önce bir mesaj atıyor, diyor ki “Bana Turgay Uğur vasıtasıyla ulaştılar, vergi borçlarımı kapatacaklar, senin hakkında bazı suçlamalar yapmamı istiyorlar” diyor. Kime söylüyor? Eren Erdem’e attığı bir mesajda söylüyor.Yani beni gizli tanık olarak buldular, senin aleyhine konuşursam benim bütün vergi borçlarımı kapatacaklar diyor. Bu savcı, yani bu baskıyı yapan eğer savcıysa, o savcının derhal görevden alınması lazım. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun gereğini yapması lazım. Sonra bu gizli tanık geliyor mahkemede diyor ki, “Eren Erdem aleyhine ifade vermem istendi, ifade verirken psikolojim bozuktu, intiharın eşiğindeyim.” Ne olması lazım? Serbest bırakılması lazım! Bir yargıç diyor ki serbest bırakın, ikisi hayır tutuklanması lazım diyor. Ve 7 Ocak’a kadar yine tek kişilik bir odada Eren Erdem bekleyecek, adaleti bekleyecek. O nedenle adalete güven sarsılıyor. Adalete olan güvenin sarsılmasına kaynaklık eden, adaleti dağıtan hâkimlerdir, başkaları değil. Onların dik ve onurlu durmaları lazım.
Yine aynı şekilde avukatlar… Avukatları aldılar tutukladılar. Bir süre sonra dediler ki, tamam serbest bıraktık sizi. Gecenin yarısında yolun kenarına bıraktılar. Onlar o gece sabaha karşı evlerine gitti. Ertesi gün savcı itiraz etti, avukatlar için tekrar tutuklama kararı çıktı kaçarlar diye. Avukatlar kendileri gittiler, buyurun biz geldik tutukluyorsanız buyurun tutuklayın dediler. Adalete bakın, anlayışa bakın.
Aynı şekilde, Berkin Elvan’ın cenazesine katıldı diye 11 aydır bir öğrencimiz içeride, Berkay Ustabaş. O da kendisi gidiyor, çağırıyorlar gidiyor, kaçacak hali yok, zaten öğrenci. Bu da içeride! Niçin? Uyuşturucu baronu değil. Niçin? Arkasında Trump gibi bir adam yok. Niçin? Merkel gibi bir adam da yok. Niçin? Dolarları yok. Niçin? İktidarda dayısı yok, parası yok, satın alacağı adam yok, FETÖ borsasına dahil olacak parası yok ve içeride.
Aynı şekilde Sise Bingöl, 85 yaşında bir kadın. 85 yaşında! Adını bilmiyor, tansiyonu var, bir de raporu var, cezaevinde kalamaz raporu var, ama içeride, dışarı çıkarmıyorlar. Niçin? Bunun da parası yok pulu yok, doları yok, dayısı yok, akrabası yok ve dolayısıyla o da içeride.
Değerli arkadaşlarım, bunlar adalet dediğimiz kavramı yıpratan olaylar. Adaletin kendisine gelmesi lazım; hâkimleri, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun kendisine gelmesi lazım. Bu kadar haksız uygulamalara yol açan yargıçların o görevden alınması lazım. Erdoğan’ın isteğini yapmadı diye hâkimi görevden alıyorsun, sürüyorsun, adaletin içini boşaltan adamı yükseltiyorsun. Hâkimler Savcılar Kurulunun adalete eğer saygı duyuyorsa, gereğini yapması lazım.
ELLERİNİ KOLLARINI SALLAYARAK VIP’DEN ÇIKIP GİTTİLER
Tabii adalet çökünce ne olur? İktidardaki siyaset de çöker. Nasıl? Kaşıkçı cinayeti. Adamlar program yaptılar, Kaşıkçı’yı nasıl öldüreceklerini programladılar. Suudi Arabistan’dan geldi katiller, uçaklarla geldiler, otellere yerleştiler. İki gün sonra gelecek dediler, kurban gelecek. İki gün sonra gitti ve öldürüldü, cesedi parçalandı, şimdi nerede olduğu belli değil. Suudi Arabistan’da mı, kimyasal bir eriyik içinde yok mu edildi bilemiyoruz, ama bu işi yapan bütün uzmanlar geldiler. Ellerini kollarını sallayarak da yurtdışına çıktılar, başkonsolos dahil.
Değerli arkadaşlarım, böylece siyasetin çöktüğünü, siyasetin adalete gölge düşürdüğünü bir kez daha görmüş olduk. Katiller gelecek, cinayeti işleyecek, bundan iktidar sahiplerinin haberi olacak, ses kayıtları olacak. Bir iddiaya göre ayrıca görüntü kayıtları olacak, nasıl öldürüldüğü parçalandığı ifade edilecek, ama katillerin gitmesine izin verilecek. Niçin? Niçin izin veriliyor katillerin gitmesine, hangi gerekçeyle izin veriliyor? Papaz nasıl yurtdışına gittiyse, katiller de öyle yurtdışına gitti, bunu hiç kimse unutmasın. Papaz nasıl gitti? Ne diyordu Erdoğan? “Bu fakir bu göreve olduğu sürece o papazı benden alamazsın” diyordu. Papaz uçtu, beyefendi sarayda. Papaz gitti, beyefendi yerinde! Katiller de gitti. Hiç değilse papaz katil değildi, ama 15 kişilik katil ordusu geldi cinayeti işlediler, bir gazeteciyi öldürdüler, ellerini kollarını sallayarak iktidarın gözetiminde VIP’den çıkıp gittiler. Ve sonra sen kalkacaksın bu ülkede adalet var diyeceksin. Adalet yok, iktidardaki siyaset de çürüdü.
OYUNCAK LİDER
Niçin yapıyor bunları? Değerli arkadaşlarım, uluslararası sözleşmelerin bize verdiği, yani her devlete verdiği hakkı bir iktidar kullanmazsa arkasında ne ararsınız? Uluslararası hukukun bize verdiği hakkı, yani konsoloslukların dokunulmazlığı yok, cinayet işlenirse tutuklanır, bitti bu kadar, etrafı sarılır bitti bu kadar. Geçmişte yapılmış mı? Yapılmış. Örneği var mı? Var. Dünyada örneği var mı? Dünyada da örneği var. Niye serbest bırakıldı, hangi gerekçeyle serbest bırakıldı? Ben hangi gerekçeyle sen bunları serbest bıraktın Erdoğan dediğimde, onun sözcüsü diyor ki Kılıçdaroğlu Kaşıkçı olayını kapatmaya çalışıyor. Pes yani, pes yani vallahi, mizah dergileri bile… Zaytung haberi mi dedim acaba ben vallahi, inanamadım öncelikle. Katilleri Suudi Kralının isteği üzerine serbest bırakıldı. Bir daha söylüyorum, Erdoğan ve ekibi katilleri Suudi Kralının isteği üzerine serbest bıraktı ve gittiler. Katillere göz yumanlar, katillerin ellerini kollarını sallayarak Türkiye’den çıkmasına imkân verenler cinayet ortağıdırlar, bu kadar basit. Diyor ki, olayı fazla deşelemeden diyor bu işi halledecek diyor Erdoğan. Kim? Danışmanı söylüyor. Şimdi yazı yasağı getirmişler fazla yazmayın diye. “Olayı fazla deşelemeden” ne demektir? Bu olayı nasıl kapatırız demektir. Suudi Kralının gönlünü nasıl hoş tutarız demektir. Olayı fazla deşelemeden!
Merkel’e teslim oldun, Macron’a teslim oldun, Trump’a teslim oldun, Suudi Kralına da teslim oldun. Hani sen dünya lideriydin! Nasıl bir dünya lideri bu? Oyuncak lider, herkesin tokat vurup sonuç aldığı lider… Böyle liderlik mi olur? Ben senin şahsına bir şey söylemiyorum, beni üzen Türkiye Cumhuriyetinin itibarını yerlerde süründürmendir, beni üzen bu.
Bakın yine, tabii Allah konuşturuyor. Herhalde büyük bir ihtimale prompter’a bakmadan konuşuyor. Bir açıklama yapmış, “Biz elimizdeki bilgi ve belgelerin kopyalarını Suudi’lere verdik.” Yani itiraf ediyor, bütün cinayet belgelerini Suudi’lere verdik diyor. “Onlar bunları görünce şaşırıyorlar.” Kendisi şaşırmamış, cinayet işlenmiş şaşırmamış, ama Suudi’ler şaşırıyor. “Aslında fail belli” ben de biliyorum fail belli, cinayete ortak olanlar belli, izin verenler belli, talimatı verenler de belli. Yani Suudi Arabistan’dan bir siyasal yetkili talimat vermese, 15 kişilik cinayet ekibi buraya mı gelir? Hepsi de kamu görevlisi, birileri talimat vermiştir. Peki, bu 15 kişinin Türkiye’ye gelmesi talimatını veren kim? Ben de biliyorum kim verdi, sen de biliyorsun kim verdi? “Elimizde başka bilgi belge yok değil var” diyor. Yani henüz daha Suudi’lere vermediği bazı bilgiler var. Ne demektir? Sen bu cinayeti biliyordun, bu gazetecinin nasıl öldürüldüğünü biliyordun, elinde belgeler vardı, elinde bilgiler vardı, henüz daha bunların büyük bir kısmı açıklanmamış. Peki, kardeşim sen bu katilleri niye serbest bıraktın? Adalet Bakanlığını niye devre dışı tuttun? Dışişleri Bakanlığını niye devre dışı tuttun?Cumhurbaşkanlığı makamını niye devre dışı tuttun, neden bunlar görev yapmadılar?
TESLİM ALINAN SÖZDE CUMHURBAŞKANI
Değerli arkadaşlarım, bir soru daha var. Kaşıkçı cinayeti için Türkiye neden seçildi? Niye başka bir ülke değil de Türkiye’ye git dediler? Türkiye’de İstanbul’daki başkonsolosluğa başvur dediler neden? Bir sürü yer var, niye Türkiye ve hangi gerekçeyle Türkiye’yi önerdiler? Çünkü şunu çok iyi biliyorlardı, Erdoğan avuçlarının içinde, her dediklerini yaptırabilirler, sen git orada bu gazeteciyi öldür, hiç meraklanma tamamını biz tekrar Suudi Arabistan’a götürürüz. Başka hiçbir neden yok. Teslim alınan bir sözde cumhurbaşkanı var, teslim alanlar da kesinlikle bölgenin egemen güçleri, dünyanın egemen güçleri. Yok edilmesi gereken bir gazeteci var ve yok edilmesi gereken yer de İstanbul, yani Türkiye. Çünkü Erdoğan teslim alınmış vaziyette.
TÜRKİYE BORÇ TUZAĞI İÇİNDE
Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülkeyi yöneten kişi egemen güçler tarafından teslim alınmışsa, o ülkenin itibarı yerlerdedir. Diyeceksiniz ki nasıl teslim alındı? Ben hep örnek veririm, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki temel ilkesi vardır; siyasal bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık. Siyasal bağımsızlığın özü nedir? “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” der, bayrağımın altında özgürce ve bağımsız yaşamak isterim. Bu siyasal bağımsızlıktır. İkincisi, “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, siyasi bağımsızlığını koruyamazsınız” der. O da ekonomik bağımsızlık, yani mali bağımsızlıktır. Şimdi Türkiye’nin mali bağımsızlığı büyük ölçüde egemen güçlerin de eline geçmiş vaziyette. Siyasi bağımsızlığı var, ama ekonomik bağımsızlığı birilerinin elinde. Örnek mi? Buyurun tarıma bakın, saman ithal eden bir ülke. Nohut, mercimek hepsi var bizde. Canlı hayvan, et, ne derseniz, tükettiğimiz ne varsa batıdan geliyor. Batının egemen güçleri 81 milyonu biz besleyeceğiz diye kavga ediyorlar. Sadece et konusunda Avrupa Birliğinde dünya birincisiyiz, et ithalatında, canlı hayvanı bırakın et ithalatında Avrupa Birliğinde dünya birincisiyiz. 97 bin 207 ton kırmızı et ithal ettik beslenmek için. Sanayide aynı şekilde, dışarıdan hammadde gelmezse üretim yapamıyorsunuz. Ve daha da önemlisi, borçlanarak eğer büyümeyi hedef almışsanız, dolayısıyla egemen güçlerin adım adım bilinçli bir şekilde tuzağına düşmüş olursunuz ve Türkiye borç tuzağı içindedir şu anda. Düyun-u Umumiye kurulmadı, ama şu anda egemen güçlerin talimat verip, sonuç aldıkları bir sürecin içindeyiz. Türkiye böyledir.
PARA TESLİM ALDI, PARA!
Örnek, AK Partili kardeşlerim de dinlesinler örneği. Faiz yükselsin diyen kimdi? Batının egemen güçleri. Faiz yükselmesin diyen kimdi? Erdoğan. Peki soru, faiz yükseldi mi, yükselmedi mi? Yükseldi. Ne kadar yükseldi? Onların beklentilerine uygun, tam üç kat, tam üç kat faizi yükselttiler. O zaman şu soru çok önemli, Türkiye’yi batının egemen güçleri mi yönetiyor, sarayda oturan zat mı yönetiyor? Bunu AK Partiye oy veren kardeşlerime söylüyorum. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı aşama aşama elinden alınıyor ve onların talimatlarına göre gereği yapılıyor. Bir gazeteci içeride telefon ediyor serbest bırak, bir gecede iddianame hazırlanıyor, bir gecede! Ertesi gün mahkemeye çıkarılıyor ve birkaç saat içinde tahliye edilip Almanya’ya gidiyor. Bu güçne gücüdür? Para gücüdür, yani teslim alma gücüdür. “Papazı bırakmayacağım” diyordu. “Bu can bu tende kaldığı sürece papazı bırakmayacağım” diyordu. Ne oldu? Önce papazın bırakılacağını onlar açıkladılar. Macron telefon etti, tak bıraktılar. En son Suudi’ler telefon etti, Suudi Kralı, bir değil 15 katili ve başkonsolosu bize getir diye. Niye büyükelçiyi çekemiyor, madem bu ülkede cinayet işlendi ve sen mademki katilleri Türkiye’ye istiyorsun, neden Suudi Büyükelçisini Türkiye’ye çağırmıyorsun? Bırak benim ülkemde cinayet işlenmez, ya bana katilleri teslim edersin veya ben büyükelçimi göndermem. Diyebilir mi? Diyemez. Neden? Para teslim aldı, para! Batının egemen güçleri teslim aldılar. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla bütün bu gerçekleri bilmemiz gerekiyor.
EĞER O ÜLKEYİ AÇIKLAMAZSANIZ, YALAN SÖYLÜYORSUNUZ
Bakın bir şey daha. Sayın Berat Albayrak, Hazine ve Maliyeden sorumlu Bakan, atama, yani müsteşar, bizim bildiğimiz müsteşar Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken kendi bütçesi, şu açıklamayı yapıyor, dış güçlerden saldırı olduğunu söylüyor: “Saldırılar pazar günü yabancı bir ülkenin başkentinde toplanıp planlandı.” Saldırılar, pazar günü toplanıyorlar bir ülkenin başkentinde Türkiye Cumhuriyetine saldırı yapmaya karar veriyorlar. “10 Ağustos’a yönelik finansal spekülasyon hazırlayanlar duvara tosladı” diyor, yani başarılı olamadılar. “Önce 7,5 bandı kırılıp, 6’lara iki ay boyunca kur seviyesini bu noktaya taşımıştır, Eylül sonu kuru 5,90 küsurdur” diyor. Arkadaşlarıma dedim, “Hemen derhal Türkiye Büyük Millet Meclisine hangi ülkenin başkentinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bir operasyon, bir mali operasyon yapılıyorsa, bunu biz bilelim. Ve biz o ülkeye karşı ne yapılması gerekiyorsa millet olarak topyekûn birlikte yapalım.” Öyle ya, ülkeye karşı bir operasyon yapılıyorsa, hep birlikte mücadele etmemiz lazım. Grup Başkanvekillerimiz önergeyi verdiler. Gelsin açıklasın. Efendim bu olmaz. Belki gizli olabilir, o zaman kapalı oturum yapalım, gelsin kapalı oturumda açıklasın. O da reddedildi. Şimdi ben buradan AK Partinin Genel Başkanı Erdoğan’a sesleniyorum, Berat Albayrak’a sesleniyorum, eğer Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bir ülkenin başkentinde operasyon düzenleniyorsa, o ülkeyi bize açıklamak sizin görevlerinizden birisidir. Eğer açıklamazsanız, yalan söylüyorsunuz. Bir daha söylüyorum, açıklamazsanız yalan söylüyorsunuz.
NEDEN BU İLACI ALMIYOR, BU ÇOCUKLARI ÖLÜME MAHKÛM EDİYORSUNUZ?
Tabii teslim olunca, her alanda sıkıntı çıkıyor. Şimdi değerli arkadaşlarım, ilaç sıkıntısı. Bazı ameliyatlar yapılamıyor, zorunlu olmadıkça yapılamıyor. Şimdi ilaç sıkıntısı başladı. Bakın, Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Başkanının açıklaması: “Halkımız tarafından en çok tercih edilen bir ağrı kesici, depolardan eczanelerimize ikişer üçer kutu geliyor. Ülke tarihinde meslek olarak ilk defa ağrı kesicinin temininde sıkıntı yaşanıyor. Olası bir salgını önlemek için ise yeterince grip aşısı bulunamıyor” diyor. Niçin bulunamıyor? Kim yönetiyor bu ülkeyi? Ameliyatlar niye yapılmıyor? Ameliyat eldivenleri bile hasta yakınlarından isteniyor, bana git ameliyat eldiveni al gel, ondan sonra ameliyat yapacağım deniyor. Başka… SMA hastaları var, bir ailenin bu hastalığa yakalanmış çocuğuna bakma şansı yok. Bir dozu 125 bin dolar, bir dozu! Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir hukuk devleti, yani bir sosyal devlet, yani fakirin fukaranın yanında olan devlet, anayasa öyle diyor. Eğer fakirin fukaranın yanındaysa, bu ilacın alınması ve o ailelere verilmesi lazımAnnenin gözlerinin önünde çocuk ölüyor ve anne bunu seyrediyor, çaresizce seyrediyor. Şimdi ben yine soruyorum. Neden bu ilacı almıyorsunuz, bu çocukları annelerinin gözleri önünde neden ölüme mahkûm ediyorsunuz? Eğer sizde vicdan varsa bunu sağlayın, ahlak varsa sağlayın, adalet varsa sağlayın, insan sevgisi varsa sağlayın. Çocuklarımız bizim için değerlidir diyorsanız bunu sağlayın. Neredeyse yıllardır, ama söyleniyor bu, herkes topu birbirine atıyor. Biri Sosyal Güvenliğe, biri Sağlık Bakanlığına, birisi Başbakanlığa, birisi Cumhurbaşkanlığına, birisi bir başka yere, gidecekleri yer kalmadı bu ailelerin. Niçin? Çünkü Türkiye yönetilmiyor arkadaşlar, iyi yönetilmiyor.
ENFLASYON DÜŞMEDİ, YİNE YÜKSELDİ
İlaç ateş pahası, ama mutfakta da yangın var. Gidin pazara ateş pahası, gidin markete ateş pahası. Maaşlar arttı mı? Hayır. Her şey ateş pahası. Biz bunlara yol gösterdik, dedik ki “Bakın Türkiye’yi bu krizden çıkarmak için 13 madde öneriyoruz size. Bunların gereğini yapın ve ondan sonra Türkiye’yi aydınlığa çıkarırsınız. Hep beraber destek veririz ve Türkiye bu krizi aşar. Bilgisi var, birikimi var, kapasitesi var Türkiye’nin, ama iyi yönetilirse, ahlaki yönetilirse bu kapasite sonuç verir, yoksa sonuç vermez.”
Değerli arkadaşlarım, yine söyledik 13 maddeyi açıkladığım gün söyledim. “Bütün sosyal tarafları davet edin, onları dinleyin, onlar hangi çözümleri öneriyorlar size, onlara bir bakın, ondan sonra oturun karar verin. Bunun adı Ekonomik Ve Sosyal Konsey.”Nerede? Anayasal bir kurum Ekonomik Sosyal Konsey. İşçisi var, çiftçisi var, işvereni var, siyasetçisi var, bütün hepsi bir araya geliyorlar ve Türkiye’nin sorunları orada tartışılıyor, çözümler orada aranıyor. Sendikalar orada, hepsi oradaİtibar etmediler. Yeni bir kurum kurmuşlar, kısa adı FİKKO koymuşlar onu da bilmiyorum. Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi kurmuşlar, efendim bütün bu krizi aşacaklarmış.Neymiş? İşçi yok orada, işveren orada yok, sanayici yok, emekli yok, çiftçi yok, reel sektör temsilcisi yok. Niçin? Birilerine koltuk, birilerine para verecekler onun için.
Bakın değerli arkadaşlar, enflasyon geldi, mutfakta yangın var. Aldıkları önlemi söyleyeyim. Önce dediler ki, “Enflasyonla topyekun mücadele programı açıklıyoruz.”Ben de düşündüm her vatandaş gibi, dedik herhalde ciddi bazı önlemler alacaklar. Birinci önlem, hep beraber bir araya geldiler, “Fiyatlarda yüzde 10 indirim yapıyoruz” diye açıklamalar yaptılar. Fiyatlarda yüzde 10 indirim! Sonuç? Sonuç alamadık, enflasyon yükseliyor. Belediye zabıtalarını devreye koydular, fiyatları denetleyin diye. Zabıtalar market market televizyonlarda görünüyor, belediye zabıtasının elinde telsiz. Sonuç? Hikâye, bir şey yok. Toptancıları, halcileri, tüccarları suçladılar, fiyat artışlarını bunlar yapıyor diye. Ne yapacaklar? Hal Yasası çıkaracaklar. Ne olacak? Toptancıları hizaya getirecekler. Sonuç? Hepsi hikâye, bir şey çıkmadı. Sonra… İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı. Valilere bu sefer görev verdiler, baktılar belediye bu işi halledemiyor, valilere görev verdiler. Fiyat artışlarını kontrol edin denetleyin, kim fiyat artışı yapıyorsa onu cezalandırın. Sonuç? Hepsi hikâye hiçbir şey olmadı. Sonra… Türk lirası dolar karşısında biraz değer kazandı ve dolar düştü. Fiyatlar hiç düşmedi, aynen devam. Sonra… Enflasyon rakamını açıklayan bürokratı görevden aldılar, dediler ki bu bürokratı görevden alacağız, önümüzdeki ay enflasyon düşecek. Bürokrat görevden alındı, önümüzdeki ay enflasyon düşmedi, yine yükseldi.
Satarak memleketi yönetiyorlar, satarak! Şeker fabrikalarını satarak, Telekom’u satarak, kağıt fabrikalarını satarak memleketi yönetmeye kalktılar. İki, borçlandılar, özellikle egemen güçler borçlandırdı, bize gelip teslim olsun bizim esirimiz olsun diye ve sonunda geldiler teslim oldular ve Türkiye’yi bunlar değil, Türkiye’yi başkaları yönetiyor. Geldiğimiz nokta bu.
NEREYE GİTTİ BU PARA?
Değerli arkadaşlarım, geçen hafta bir açıklama yapmıştım. Grup Başkanvekili arkadaşlarıma da söylemiştim, “Bu 15 Temmuz’da şehit olan kardeşlerimiz ve gazilerimiz için para toplandı, ne oldu bu paralar diye bir soru sordum. Çıkın bunu açıklayın” diye. Havuz medyası hemen başlık attı, “Kahramanlara yardım CHP’yi rahatsız ediyor.” Niye bizi rahatsız etsin, biz soruyoruzPara toplandı mı? Toplandı. Bakın, kararname çıktı mı? Çıktı. Vatandaşa dediler para ver, vatandaş koştu para verdi. Bir televizyon programında, daha doğrusu Anadolu Ajansının bir programına katılan ilgili Bakan da diyor ki, “20 Ocak 2017 itibariyle 309 milyon lira para toplandı, eski parayla 309 trilyon lira para toplandı” diyor. Nereye gitti bu para? Soruyoruz 15 Temmuz şehitlerinin yakınlarına, size para verildi mi? Hayır. Gazilere soruyoruz para verildi mi? Hayır. Nereye gitti bu para? Kim yedi bu parayı? Ben bunu soruyorum, vay efendim işte şehitleri gazileri kötülüyor gibi ya da onları rahatsız ediyor gibi. Bu para dağıtılacak, şehit yakınlarına dağıtılacak, gazilerimize dağıtılacak, takipçisi de Cumhuriyet Halk Partisi olacak. Allah bilir bu gaziler için şehit yakınları için topladıkları parayı da iç ettiler. Efendim neymiş? Vakıf kurulacakmış da, o vakıftan sonra dağıtılacakmış. Vakıf dediğiniz olay bir ayda kurulur. Aradan geçti yıllar, nerede bu para, hangi bankada bu para, kime harcandı bu para, kim kullanıyor bu parayı? Şimdi biz bunu soruyoruz. Reddediyorlar, niçin soruyorsunuz diye. Şehitlerin hakkını kim koruyacak, şehit yakınlarının hakkını kim koruyacak, gazilerin hakkını kim koruyacak? Bütün şehit yakınları ve gazilere sesleniyorum, sizin hakkınızı korumak Cumhuriyet Halk Partisinin namus borcudur.
76 ŞİRKETE 240 MİLYAR LİRALIK HORTUM
Herkesin hakkının teslim edilmesi lazım. Bakın değerli arkadaşlar, TOKİ yani Toplu Konut İdaresindeki bir grup uzman özel bir çalışma yaptı. İstanbul’a nasıl ihanet edildiğinin raporunu hazırladı. Bu rapora göre 76 bina gökdelen, proje için imar planları değiştirildi. Normal imar planına göre 76 proje için öngörülen fazla inşaat alanını söylüyorum. Öngörülen, yani torpille, büyük bir ihtimalle malı götürerek öngörülen teşvik edilen ya da onlara tahsis edilen inşaat alanı, 12 milyon 400 bin metrekare inşaat. Normal bir imar planında olması gerekenden, 12 milyon 400 bin metrekare daha fazla inşaat alanı verildi. Ne kadar rant? 240 milyar lira. 76 kuruma şirkete 240 milyar liralık hortum avantaj sağlandı, 240 milyarlık! Ben söylemiyorum, bu işin uzmanları söylüyor. 240 milyar lira nedir? Eski parayla 240 katrilyon lira, üç tane GAP demek, 150 yataklı tam donanımlı 5 bin 960 hastane demektir, 30 bin okul demektir. Kaç kişiye verdiler? Bir avuç rantiyeye verdiler. Sonra da dönüp dediler ki, “İstanbul’a ihanet ettik.” Sonra dönüp dediler ki, “İstanbul’un böğrüne hançer saplandı.” İstanbullu kardeşlerime sesleniyorum, İstanbul’da özgürce yaşamak istiyorsanız, İstanbul’da trafik derdi olmaksızın yaşamak istiyorsanız, İstanbul’un rantını İstanbullu hakça paylaşacaktır bölüşecektir diyorsanız, İstanbul’un bağrındaki hançeri çıkarmak istiyorsanız, yetkiyi vereceğiniz tek bir parti vardır, o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir.
Bu 240 milyar lira verildi, avantaj sağlandı. Bunların adı vergi şampiyonları listesinde var mı? Hayır. 240 milyar liradan söz ediyorum. 53 kişi bizim adımızı açıklamayın demiş Maliyeye. Vergi vermek onurlu bir görevdir, vergi vermek insana şeref kazandırır. Ben vergi veriyorum diye gezerim, bu ülkeye vergi veriyorum derim. Bu hortumcular mı bilmiyorum, ama isimlerinin açıklanmasını istemiyorlar. Bunlara soruyoruz, siz ne kadar vergi verdiniz? Asgari ücretli vergi veriyor, siz ne kadar verdiniz? Mutfakta yangın var, vatandaş perişan, hem vergi veriyor hem enflasyonun altında ezilmiş vaziyette. Dolayısıyla bu konuyu bütün vatandaşlarımın dikkatine sunuyorum.
AK PARTİ İKTİDARI DEMEK…
Değerli arkadaşlarım, AK Partili kardeşlerime seslenmek isterim üçüncü kez. Bu toplantıda üçüncü kez sesleniyorum. AK Parti demek pahalılık demektir, sen de yanıyorsun, AK Partiye oy vermeyen vatandaş da yanıyor. Pahalı mı? Pahalı. Kaçıncı yılın sonunda? 16.yılın sonunda geldiğimiz nokta budur. AK Parti iktidarı demek enflasyon demektir. Enflasyon var mı? Var. Aldılar enflasyonu ta yukarılara çıkardılar. AK Parti iktidarı demek işsizlik demektir. 16 yılda işsizlik bitecekti, işsizlikle mücadele programı açıkladılar, gençler işsiz. AK Parti iktidarı demek israf demektir. Evet, uçan saray, yazlık saray, kışlık saray, efuliler, ejder meyveleri, adını bilmediğimiz bir sürü neler varsa burada var, israf demektir. İsraf haramdır, AK Partiye oy verirsen harama ortak olursun, onu da söyleyeyim. AK Parti iktidarı demek pahalı gübre, pahalı mazot, pahalı ilaç, çaresiz çiftçi demek. AK Parti iktidarı demek, emeklilikte yaşa takılmak demektir. AK Parti iktidarı demek, niteliksiz kalitesiz yoğun bakımda eğitim demektir. AK Parti iktidarı demek, borç batağına sürüklenen esnaf demektir. AK Parti iktidarı demek, itibarsız dış politika demektir. AK Parti iktidarı demek, Londra’daki bir avuç tefeciye hizmet eden iktidar demektir. O nedenle herkesin bunu bilmesi lazım. Bu söylediklerimin tamamı doğru, tamamı! Niçin doğru? Zaten vatandaş günlük yaşamında bunları görüyor. Çiftçisi de görüyor, esnafı da görüyor, tüccarı da görüyor, sanayicisi de görüyor, avukatı da görüyor, mühendisi de görüyor, ayakkabı boyacısı da görüyor, simitçisi de görüyor. 16 yılda memleketi buraya getirdiler.
ÇİFTE KAVRULMUŞ MAAŞ YETMİYOR, YÜZDE 26 ZAM YAPACAĞIM DİYORSUN
Bu saydıklarım halkın ekonomisi, bir de saray var. Sarayda kira var mı? Yok. Ulaşım parası var mı? Yok. Emeklilikte yaşa takılma… O da yok. Pahalı mazot, gübre, ilaç, bunların hiçbirisi yok. Enflasyon derdi zinhar yok. Şimdi beyefendi diyor ki, maaşım az yüzde 26 zam yapacağım maaşıma. Gözünü toprak doğursun kardeşim, alıyorsun 59 bin lira, her ay 59 bin lira alıyorsun. Yetmiyor bir de emekli aylığı alıyorsun. Şimdi o iki maaş, çifte ne derler buna? Çifte kavrulmuş değil mi? Çifte kavrulmuş maaş alıyorsun, bu yetmiyor yüzde 26 zam yapacağım diyorsun. Kaç lira olacak? 74 bin 500 lira olacak diyor benim aylığım, yetmiyor bu para diyor. Peki, ayda 1600 lirayla bu gariban işçi nasıl geçinecek? Onun düşünen var mı?
Geçen gün bir televizyon programına katılmıştım, orada Tekirdağ’la Muğla Büyükşehir’in isimlerini değiştirmişim. Yani Tekirdağ’da yapılanı Muğla Büyükşehir yaptı diye söylemişim. Erdoğan bunu fırsat bilip, hemen vay efendim işte sorduk hiç böyle bir şey yok. Bunu soracağına Sevgili Erdoğan, sorsaydın bu CHP’nin büyükşehir belediyelerinden hangisi yapmış? Belki o yanlış olabilir de, bir başkası yapmış olabilir. Tekirdağ Büyükşehir Belediyemiz bütün ilçelere okul yaptı, bütün mera alanlarını ıslah etti. Sen okul yapamadın, 16 yılda okul yapamadın, hâlâ çifte eğitim var. Sabahçı öğlenci eğitimi var. Biz dedik ki, yol yapamadın, o yolu da bize ver biz yapacağız yolu. Kültür merkezleri yapamıyorsun, ver bize biz kültür merkezini de yapacağız. Vermedi.
AK Partiye oy veren kardeşlerime dördüncü kez sesleniyorum. Bakın kardeşlerim, tek başına iktidar olmamız lazım, istikrara ihtiyacımız var dediler gittin oy verdin, güzel. Daha fazla yetkimizin olması lazım, bu yetki az dediler, anayasa değişmesi lazım, kanunların değişmesi lazım. Oyunu verdin, gelip tamamını yaptılar. Efendim aldığımız vergiler yetmiyor, şeker fabrikalarını satacağız, Telekom’u satacağız, SEKA’yı satacağız, Etibank’ı satacağız, Sümerbank’ları satacağız, yani cumhuriyetin kurduğu ne varsa tamamını satacağız dediler, memleketi ancak öyle idare ederiz, oy ver bize dediler. Yine gittin ona da oy verdin. Güzel. 15 Temmuz şehitlerine ve onların yakınlarına, artı gazilerine yardım yapmamız lazım, bütçede para yok, yardım edin biz bu işi yapacağız dediler, koşa koşa vatandaş gitti hep beraber 309 milyon lira para verdiniz. Yetmedi. Başbakanlığı kaldırmamız lazım, bütün yetkilerin bende olması lazım, anayasanın değişmesi lazım, tek adam olması lazım, benim dışımda memleketi kimse yönetemez dedi, ona da gittin oy verdin kardeşim.
Neticede ne istedilerse verdin, ama ders vermedin. Şimdi sıra geldi ders vermeye kardeşim. Bunların bir derse ihtiyacı var ve o dersi verecek olan da bu ülkenin insanları.
Bu ülkenin insanlarına selamlarımı saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim.

MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ”Türk milletini tartışmak emperyalizme selam yollamaktır.”

Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. İşte konuşmasından satır başları:

Doğu Akdeniz’deki provokasyonlar meşru haklarımızı kesinlikle gölgeleyemez. Türk Milleti yeni Barbaros Hayrettin Paşaları sinesinden çıkarak güce sahiptir.

Irak Türkmenleri varlık mücadelelerini sürdürmektedirler. Irak’ta seçimler yapılmıştır. Irak’taki seçimlere şaibe karışmıştır. Irak parlamentosu seçimde kullanılan oyların elle sayılmasına yönelik bir karar alınmış fakat kuşku verici bir yangınla oylar yanmıştır.

Ne ibretlik bir manzaradır ki seçimlerin bitmesinden 6 ay geçmesine rağmen hükümet henüz kurulamamıştır.

Hükümeti Kurmakla gereken kişi Irak türkmenlerini yok saymamalıdır. Biz Irak Türkmenlerini ön şartsız destekledik. Onların varlığını desteklemek boynumuzun borcudur. Kerkük Türklerindir.

Son günlerde TV ekranlarında gazete köşelerinde Türklük konuşuluyor. Nerede soyu sopu karışık kişi varsa Türklük hakkında konuşuyor. Nedir meseleniz?

Türk milleti kimdir sorusuna cevap arayanlar söyleyiniz bize asıl siz kimsiniz? Türk milletini tartışmak emperyalizme selam yollamaktır.

Biz ülkücü hareketiz. İşimize bakarız. Türkçülüğü ırkla sınırlandıran kim varsa tarihi ve devasa bir hatanın tam ortasındandır.

Ülkücü hareket Türklüğün yaşama arzusudur. Biz Türklüğümüzle övünürüz çünkü Türk oğlu Türk’üz. Türçülüğümüzle onur duyarız. Türküz Türkçüyüz. Türk milleti için koşa koşa ölmesini de biliriz. Türkçülük ırkçılık değildir.

Andımızı okumak ırkçılık değildir. Ne ezan sussun ne de Türklüğümüz budansın.

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar pervasızlaşan yeni küresel yönetim hedefine Türk ve İslam dünyasını almıştır. Senaryonun özü ya üste bağlan egemenliğini paylaş ya da küçük parçalara böleriz.

Türklüğümüzle uğraştırmayız. Türküm doğruyum çalışkanım demekten de yorulmayız.

Ampute milli takımın alınlarından öperim.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma.
6 Kasım 2018

Değerli Milletvekilleri,

Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

Basınımızın Mümtaz Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri en iyi dileklerimle selamlıyor, hayırlı ve başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Ekranları başında bizleri izleyen her vatandaşıma, gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık, birlik ve gelecek mücadelesi veren bütün kardeşlerime sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum.

Sözlerimin hemen başında ifade etmeliyim ki, Türkiye Cumhuriyeti takdir ve tebrikle anılacak anıtlaşmış bir fedakârlığın kararı ve kıvancıdır.

Geçtiğimiz hafta 95’inci yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyetimiz her türlü bozguncu fikir ve fiile rağmen çok şükür kuruluş ruhuna uygun şekilde ayaktadır.

29 Ekim 1923’ün 95’inci yılında, 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanın İstanbul’da faaliyete geçmesinden de hakikaten sevinç ve gurur duyduk.

Türk milletine yakışan, devletimizin ve Cumhuriyeti’mizin kazanımlarını teyit eden dev bir eserin hizmete girmiş olması Türkiye için önemli bir atılım ve gelişmedir.

Memnuniyetle ifade etmeliyim ki, Cumhuriyet milli vicdanda kök salmıştır.

Devletimizin kurucu ilkeleri zaman zaman rövanşist baskılara maruz kalıp taciz ve tahriklerle zedelenmeye çalışılsa da 29 Ekim 1923’ün hatıra ve emanetleri bizzat milletin güvencesi altındadır.

Cumhuriyetin ömür ve onurunun dayanağı cumhurun sarsılmaz iradesidir.

Bu irade korunduğu, bu irade ittifakla yaşatıldığı müddetçe Türkiye’nin tarihi yürüyüşüne taş koyacak, çelme takacak, engel çıkaracak hiçbir bedhah amacına ulaşamayacaktır.

Yeter ki biz sağlam duralım.

Yeter ki biz bir olalım, diri kalalım, hesabi değil hasbi davranalım.

Böyle olduğu sürece mütecaviz akınlar surlarımızdan aşamayacak, mütehakkim akımlar tutunacak alan bulamayacaktır.

Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib diyor ki:

Diri olursa insan dileğini bulur,

Dilek bulmak için dirilik sermaye olur.

Diri olur insan birbirini arayıp bulur,

Esen olursa ayrılanlar yine kavuşur.

Bilinsin ki, Türkiye Cumhuriyeti kavuşmanın adresi, kucaklaşmanın anlamı, kardeşliğin ahlakı, muktedir iradenin atisidir.

Türkiye Cumhuriyeti geleceğin süper gücüdür.

Elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hem vefa borcumuz, hem de saygı ve şükran görevimiz vardır.

Bu hafta sonu karşılayacağımız 10 Kasım’da aziz Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 80’inci yıldönümünü yad edeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; şahsında temerküz etmiş devlet adamı vasfıyla, muzaffer komutan yapısıyla Türk tarihine damga vurmuş bir değerdir.

Sahip olduğu azim ve kararlılığıyla Türk milletinin yol başçısı olmuştur.

Karanlığı reddeden, esareti tersleyen, bağımsızlığa sevdalı kutlu millet varlığına kurtuluş yıllarında liderlik yapmıştır.

Atatürk Türk milletine kendisini adamış, Milli Mücadele’yi başarıya ulaştırmak için canını dişine takmış inanmış ve ülkü sahibi bir şahsiyettir.

Onun mizacında karamsarlık yoktur.

Onun karakterinde taviz ve teslimiyetin kırıntısı yoktur.

En büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti’ne bir elinde bayrak diğerinde silah olduğu halde vuruşa vuruşa, siyaset ve stratejinin imkanlarını kullana kullana ulaşmayı bilmiştir.

Çaresizliğin hicranıyla kıvranan, yorgunluk ve yoksulluğun ateşiyle kavrulan Anadolu’yu düşman postallarından temizleyip Türk milletini yüksek hedeflere yönlendirmiştir.

Kafa ve kalbinde taşıdığı muasır medeniyetler ideali Türkiye’yi tarihsel çizgisinden koparmadan dengeli şekilde gelişmesini ve güçlenmesini sağlamaya dönüktür.

Türk milletinin kolektif dehasını harekete geçirerek hak edilen hürriyetin bir bağış değil, bir fetih olduğunu tüm dünyaya gösterme başarısı bizatihi Gazi Mustafa Kemal’e, kurucu kahramanlara ve aziz şehitlerimize aittir.

Atatürk, zorluğu yenmiş, zorbalara direnmiştir.

Esaretin perdesini yırtıp atmış, ekalliyetlerin tertiplerini, entrikacıların senaryolarını boşa çıkarmıştır.

İmanın işgali defedeceğini bir kez daha göstermiştir.

Bize göre, 10 Kasım ağıt, matem döneminden ziyade, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün daha iyi anlaşılması, daha iyi tanınması için bir fırsat, bir imkan, bir eşik olmalıdır.

Çünkü hala Atatürk’ü idrak edemeyen, etse bile ifade edemeyen, üstelik hakkını teslimden imtina eden yeminli Cumhuriyet hasımları, yozlaşmış millet ve milliyet muhalifleri vardır, her türlü tezgâhları açıktır, alenidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin ortak değeridir, Cumhuriyet’in banisidir, Türkiye’nin iftiharıdır.

Atatürk düşmanlığı işgalcileri, ihanete teşne odakları zımnen aklama ve temize çıkarma gayretkeşliğidir.

Fikir, emanet ve mirasına tahammülsüzlük Türkiye’ye kurulmuş, üzeri de çiçeklerle örtülmüş vandal ve vahşi bir tuzaktır.

Bu tuzağa düşemeyiz, Allah’ın izniyle de düşmeyeceğiz.

Atatürk demek, Ne Mutlu Türküm diyene sözüne sadakattir.

Atatürk demek, zehirli hedeflere, zelil hesaplara karşı tam bağımsızlık ülküsünde buluşmak demektir.

Nitekim Atatürk demek Türk demektir, Cumhuriyet demektir, Samsun’dan İzmir’e kadar adım adım, aşama aşama sahnelenen kahramanlık demektir.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyenler, emin olunuz ki, biz değildir, bizden değildir, Türk milletinden de asla sayılmayacaklardır.

Düşmana alkış tutmak zulme ortaklıktır, bunun yanında mazluma apaçık ihanettir.

Başkalarına özenen, aslını inkar eden, neslini hakir gören, geçmişinden utanan köksüzler ne Türk ne de Müslüman olabileceklerdir.

Bir yanda ülkemizi temsil görevini taşırken, diğer yanda düzenledikleri Cumhuriyet resepsiyonlarında Roma ya da Antik Yunan kıyafetleriyle boy gösteren sefirlerin ne kadar derin yabancılaşma çukuruna düştükleri, Bizans kostümleri giyip zulüm 1453’de başladı diyen soysuzlarla aynı çizgide buluştukları tartışmasız ve hazin bir gerçek olarak karşımızdadır.

İşte Türkiye Cumhuriyeti zihni ve aklı sömürgeleşmiş bir zümrenin komplolarına, vicdanı ve irfanı kiralanmış bir azınlığın kumpaslarına rağmen hamd olsun varlığını muhafaza etmiştir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün naçiz vücudu 80 yıl önce toprak olmuştur.

Bu hepimizi bekleyen kaçınılmaz bir akıbettir.

Ancak emek emek kurup bizlere bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti inanıyorum ki, sonsuza kadar bekasıyla baki kalacak, payidarlığının önüne hiçbir menfi ve müstevli kuvvet geçemeyecektir.

Bu düşüncelerle, ebediyete irtihalinin 80’inci yıldönümünde ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum.

Manevi hatırası önünde tazimle eğiliyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun diyorum.

 

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’miz her şeyin en güzelini hak etmektedir. Burası kesindir.

Büyük Türk milleti şanına ve şerefine layık bir mertebeye vasıl olmak için sabırsızlanmakta, zaman ve zemini lehine çevirmek için heyecanla beklemektedir. Bu en doğal hakkıdır.

Geçmişimizin azamet ve heybeti istikametinde bir gelecek inşası önümüzdeki en temel gündem ve görevdir.

Milliyetçi Hareket Partisi bu gündem ve görevin sorumluluğuna haiz ve hakkını verecek haysiyettedir.

Fakat üstesinden gelmemiz gereken ağır sorunlarımızın varlığı da bellidir, bilinmektedir.

Asayiş ve adalette sorunlar birikmiştir.

Ahlak ve adabımızdaki tahribat hız ve ivme kazanmıştır.

Sokaklar huzursuzdur, insanımız kaygılıdır, geleceğimiz risklidir.

Diyor ya Yusuf Has Hacib:

Sevinci az, kaygısı çok; öveni az, söveni çok.

Yokuşun inişi var, yükselişin batışı; sevincin kaygısı var, acının tatlısı.

Maalesef trafikte kavga, işyerinde kavga, evde kavga, siyasette kavga hâkimdir.

Uzlaşmaya kulak tıkayanlar, anlaşmaya mesafe koyanlar, tokalaşmak yerine sıkılı yumruklarla pozisyon alanlar toplumsal barış ve huzura kast edenlerdir.

Çatık kaşlar, asık yüzler, sinirli suretler, hoşgörü ve merhamete duyarsız zihniyetler üzülerek belirtmek isterim ki giderek yaygınlaşmakta, gittikçe kalabalıklaşmaktadır.

Bu tablo hepimiz için alarm ve endişe vericidir.

Kadına şiddet vakaları, cinayet haberleri, taciz ve tecavüz fiilleri adeta sıradanlaşmıştır.

Türkiye sosyal ve toplumsal bunalımın kıyısındadır.

Bunlar yetmiyormuş gibi hayat pahalılığı, geçim zorlukları, ekonomik sıkıntılar her insanımızı tehdit etmektedir.

Konkordato ilanları sanki otomatiğe bağlanmıştır.

Arkası önü mutlaka aydınlatılıp araştırılması gereken fabrika yangınları büyük soru işaretlerine neden olmaktadır.

Nedir bu yangınlar? Nasıl yorumlanmalıdır?

Böylesi bir zamanda fabrikalar niye yanar, hatta niye yakılır?

Hiç kimse aklımızla alay etmesin.

Hiç kimse milletimizi aldatmaya kalkışmasın.

Ekonomik teröre, küresel operasyonlara karşı aslanlar gibi mücadele etmiş Türkiye’nin kasten ve kundaklama yöntemleriyle istihdam meşalesini söndürmek, istikbal yürüyüşünü sekteye uğratmak, bu bahaneyle fırsatçılık ve simsarlık yapmak rezilliktir, gayri milliliğin karanlık resmidir.

Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.

Fabrika yakmak, yanmasına müsaade etmek Türkiye’yi dinamitlemektir, ekonomik tetikçilere silah ve mühimmat vermektir.

Yani sosyal ve ekonomik yıkıma hizmet etmektir.

Türkiye ekonomisi içine çekildiği kur savaşından ağır hasar almıştır.

Fakat ülke bizimdir, vatan bizimdir, devlet bizimdir, tesisler, fabrikalar, kurumlar milletimizindir, ekonomideki derin yaraları tedavi edip iyileştirmek milli bekamızın gereğidir.

Türkiye ekonomisinde beliren risklerden istifadeye çalışmak, en ufak sallantıda, en küçük esintide korkakça gemiyi terk etmek millete haksızlık ve hakarettir.

Peki ekonomik mağduriyet ve muhtaçlığın pençesine düşen vatandaşlarımız neyini yaksın, nelerini ateşe versin, nerelere gitsin?

Dün açıklanan enflasyon rakamlarını herkes gördü, herkes aklı yettiği kadar, kafası bastığı ölçüde değerlendirdi, analiz etti.

Bir gerçek vardır ki, enflasyon canavarı başını çoktan kaldırmıştır.

Merkez Bankası bu yılın başında enflasyonu yüzde 7,9 oranında öngörmüş, daha sonra yüzde 13,4 olarak revize etmişti.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamayla yılsonu enflasyonu yüzde 23,5 olarak hedeflenmiştir.

Oysaki, Yeni Ekonomik Program’da yılsonu enflasyon oranı yüzde 20,8 düzeyinde tahmin edilmişti.

Dün açıklanan Ekim ayı enflasyon oranı son 15 yılın en yüksek rakamıdır ve aylık TÜFE yüzde 2,67; yıllık bazda da yüzde 25,24 olarak gerçekleşmiştir.

Gıda enflasyonu yüzde 30’a yaklaşmıştır.

Anlaşılan enflasyonla mücadele kapsamında binlerce firmanın yaptığı yüzde 10’luk fiyat indirimlerinin etkisi sınırlı olmuştur.

Geçen hafta ilan edilen, yılsonuna kadar süreceği söylenen ve altı ana başlıkta düzenlenen KDV ve ÖTV indirimlerinin nasıl bir sonuca kapı aralayacağını kısa sürede görmemiz mümkündür.

Dileğimiz ekonominin hareketlenmesi, piyasaların canlanması, artan maliyet baskısının, TL’deki değer kaybının süratle telafi ve tamir edilmesidir.

Kaldı ki iç ve dış gelişmelerden dolayı kurdaki gerilim hafiflemekte, Türk lirası günbegün değer kazanmaktadır.

Uluslararası derecelendirme şirketi Moody’s, “vergi indirimleri Türk lirasında aşağı yönlü trendi yeniden tetikleyebilir ve hali hazırda güçlü olan enflasyonist baskıları ateşleyebilir” tespitiyle yanlı ve ısmarlanmış görüşleri bir kez daha seslendirmiştir.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar boştur, hevesleri kursaklarında kalacaktır.

Kur geçişgenliğiyle birlikte vergi ve diğer fiyatlardaki indirimlerin insanımızın hayatına doğrudan doğruya yansıması akut bir ihtiyaçtır.

Sormak ve öğrenmek isteriz ki, döviz artınca fiyat etiketlerini anında şişirenler, döviz gerileyince neden aynı tavır ve davranışı göstermiyorlar?

Yetmez ama evet dediğimiz yüzde 10’luk fiyat indirimleri söyleyiniz bana; lütuf mudur, bağış mıdır, ihsan mıdır, ikram mıdır?

Dövizdeki tansiyon azalınca yaptıkları geçici fiyat indirimlerini vatandaşlarımızın adeta gözüne sokanlar mutfaktaki feryadı, insanımızın şikayetini yüreklerinde hissedebilecek alicenaplığa sahipler midir?

Dolar 7 lirayı aştığında zam butonuna gecikmeksizin basanlar, dolar gevşeyip gerilediğinde neden yaptıkları zamdan vazgeçmezler?

Stokçular, karaborsacılar, ekonomik kuşatmadan nemalanmaya çalışan utanmazlar, bu millet sizi tanıyor, bu millet sizi biliyor.

Haksız kazanç, yağmacılık, vurgunculuk ayıptır, ahlaksızlıktır, edepsizliktir.

Boşuna söylememiş Yusuf Has Hacib:

Edepsiz kişidir insanın alçağı,

Doğru söz söylemez utanmaz dili.

Dövizin yükselişinden fiyatları artıranlar, inince geri almazlarsa kazandıkları her lira haramdır, zıkkımdır, burunlarından gelecektir.

Hem güçlü hem de suçlulara karşı milletimizin yanındayız.

Vatandaşlarımız nimette en arkada, külfette en önde olmamalıdır.

Bu işleyiş, bu haksız süreç mutlaka değişmeli, dönüşmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi ekonomik sorunlardan siyasal çıkar devşirmeye niyet etmeyen, buna tenezzülü dahi zül addeden milli asalet ve milli ahlaka sahiptir.

İyiye iyi, kötüye de kötü demeye devam edeceğiz.

Vatandaşlarımızın hakkını hukukunu savunmak, milletimize tercüman olmak en temel, en bariz, en öncelikli hedefimizdir, aynı zamanda da ertelenemez görevimizdir.

Bu onurlu görevden kaçmayacağız, doğru bildiklerimizi söylemekten kralı gelse korkmayacağız, çekinmeyeceğiz.

Biz Türk milleti uğruna Kerem’in arpa tarlası gibi yanmaya devam edeceğiz.

Çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz.

Tencerede pişirip kapağında yiyen, kıt kanaat geçinen sessiz milyonların, gramla alış veriş yaptığından aç yatıp aç kalkan çaresizlerin tavizsiz sözcüsüyüz, korkusuz gözcüsüyüz, sonuna kadar da gönüllerindeyiz.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Türkiye’nin tarihsel ve egemenlik haklarından ödün vermesi, milli bekasını tesadüflerin akışına bırakması elbette düşünülemeyecek, elbette akla bile getirilemeyecektir.

Bu nedenle terörizmle mücadele tavsamadan, gevşemeden, gecikmeye mahal vermeden sürdürülmeli, muhakkak surette sonuca ulaştırılmalıdır.

Terör örgütleri neredelerse, teröristler nerelere tutunup yuvalanmışlarsa oraların imhası, dağıtılması acilen sağlanmalıdır.

Türkiye’nin şu an yürüttüğü terörle mücadelesi kararlıdır, takdire şayandır.

Fırat’ın doğusundaki terör yuvaları, yılan çıyan delikleri yok edilmelidir.

Geçen hafta obüs bataryalarıyla sınır ötesinde belirlenmiş hedefler ateş altına alınmıştır.

Türkiye sözünü yere düşürmemiş, ilk etapta lazım gelen müdahaleyi yapmıştır.

TSK, sınırlarımızın diğer yakasındaki teröristlerin beton mevziler inşa etmeye çalıştığı Zor Mağdar’dan sonra 31 Ekim’de Ayn el Arab ile Tel Abyad’a milletimizin net ve sert mesajını açık yüreklilikle vermiştir.

Devamını beklediğimiz bu mücadelenin Türkiye’nin beka meselesi olduğunu anlamak ve görmek lazımdır.

Bu arada TSK ile ABD askerleri Menbiç’in çevresinde 1 Kasım’dan itibaren ortak devriye faaliyetine başlamışlardır.

Türkiye ile ABD arasında varılan ortak mutabakat gereğince 18 Haziran 2018’de başlayan devriye turları ortak icraya dönüşmüştür.

Bunun nasıl bir gelişmeye sahne olacağı yakında belli olacaktır.

Ne var ki, Türkiye’nin Menbiç’e obüs atışlarından sonra ABD ile YPG’nin Türkiye sınırında ortak devriyeye başladıkları da ortaya çıkmıştır.

Görünüşe bakılırsa, ABD aynı anda hem Türkiye’yi idare etmekte, hem de PKK/YPG’yi kullanmakta, daha doğru bir ifadeyle korumaktadır.

Bu yanlıştır, çifte standarttır, ikirciklidir, samimiyetsizliktir.

Güçlü ihtimaldir ki, ABD 6 Kasım seçimleri öncesi yeni bir aldatma ve oyalama sürecini devreye almıştır.

PKK ile YPG’nin birbirinden ayrılacağı, YPG’nin Suriye örgütü haline getirileceği, sonra da YPG’nin diğer gruplar içinde eritilerek tedavülden kaldırılacağı iddiaları dillendirilmektedir.

ABD’nin Türkiye’yi meşgul ederek stratejik amaçlarını gerçekleştirmek, Suriye’nin kuzeyinde terör devleti tesis etmek için her yol ve yönteme müracaat ettiği açıktır, aşikardır.

PKK, YPG’den nasıl ayrılacaktır?

Dahası PKK, PKK’dan nasıl ayrıştırılacaktır?

Böylesi bir hezeyana, böylesi muhal bir hayale hangi mantıkla inanmamız beklenmektedir?

ABD’nin İran’a başlattığı ve bu ülkeyi zora sokacak yeni ambargo sürecinden geçici de olsa Türkiye’yi muaf tutması değerlidir. Buna diyecek bir şeyimiz yoktur.

Ayrıca iki bakanımızla ilgili alınan haksız yaptırım kararının kaldırılması, Halkbankası ile ilgili müspet gelişmelerin olacağı iddiaları yerindedir, hatta gecikmiş bir adımlardır.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Trump arasındaki telefon diplomasisi diyalogların yeniden kurulmasından dolayı anlamlıdır.

ABD ile Türkiye arasındaki gerginlikten hiç kimse kazançlı çıkmayacaktır.

Bu gerçeği ABD’nin görüp dostluk ve müttefiklik ilişkilerini soğumaya bırakmaması, dürüstlüğün çizgisinden sapmaması iki ülkenin menfaatleri gereğidir.

Türkiye’yi kurnazca ve kurulan tuzaklarla yeni bir çözüm sürecine çekme, yeni bir çözülme fırtınasına sokma arayış ve çabaları varsa, bilinmelidir ki, Türk milleti altın kase içinde servisi yapılan öldürücü zehri asla içmeyecek, bu oyuna kesinlikle gelmeyecektir.

Terörle masa kurulmaz, teröristlerle müzakere yapılmaz, aman dileyerek, seri tavizler vererek akan kan durmaz, cinayetler son bulmaz.

Geçmişte yaşananlar tecrübedir ve hamd olsun Türkiye badireli günleri atlatmıştır.

Terörizmin bitişi konuşmayla olmaz, hainleri yok etmeden milli huzur ve sükûnet gerçekleşemez.

Kürt kökenli kardeşlerimizin terör örgütleriyle herhangi bir illiyet bağı, herhangi bir açık veya örtülü bağlantısı yoktur, bugüne kadar da olmamıştır.

Teröristlerle Kürt kökenli kardeşlerimizi eşitlemek şerefsizliktir, buna da hiç kimse cüret etmemelidir.

Kürt kökenli kardeşlerimiz canımızdır, hepsiyle birlikte anımız birdir, acımız birdir, adımız birdir, nitekim hepimiz Türk milletiyiz.

Bizi ateşe atmak için el ovuşturan, pusuda bekleyen, durum kollayan güç ve çıkar odaklarına, kanlı terör örgütlerine diyor ve sesleniyorum ki:

Nemrut’un ateşini Hz. İbrahim’e gülzar eden Allah, sizin de yaktığınız ateşi bize selamet nuru etsin.

 

 

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye terörle mücadele halindeyken Doğu Akdeniz’de sabır ve sinirlerimizi zorlayan gelişmeler yaşanmaktadır.

Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların üzerine KKTC’yi ve Türkiye’yi yok sayarak çöreklenmek isteyen zalimler koalisyonu egemenlik haklarımızla oynamanın ağır bedelleri olacağını çok iyi bilmelidirler.

Oldubittiye getirilip hukuki ve tarihi haklarımızdan ödün vermemizi bekleyenler yanıldıklarını, yanlışa düştüklerini er ya da geç anlayacaklardır.

Türkiye’yi dışlayarak Ege ve Akdeniz’de asla hakimiyet kurulamaz, buna ne tarih ne de Türk milleti müsaade etmez, etmeyecektir.

Doğu Akdeniz’deki provokasyonlar Türkiye’yi pes ettiremez, aba altında sopa gösterilmesi, tehditvari bir dile tevessül edilmesi meşru haklarımızı kesinlikle gölgeleyemez.

Akdeniz bir zamanlar Türk gölüydü. Biz bunu unutmadık.

Sabrımızı yanlışa yormasınlar, olgun tavrımızı ürkeklik görmesinler, gelişmeleri soğukkanlılıkla izlememizi pısırıklık sanmasınlar.

Türk milleti yeni Barbaros Hayrettin Paşaları sinesinden çıkaracak, korsanlıkların başını ezecek kutlu ve muhkem iradeye çok şükür hala sahiptir.

Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe ne ilimizi ne de töremizi hiç kimse, hiçbir mihrak bozamayacaktır.

Fatih sondaj gemimizin, Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemimizin deniz yetki alanlarımızdaki faaliyetlerine Deniz Kuvvetleri unsurlarımızın refakatinde gerektiği ve gittiği yere kadar devam etmeleri beklentimizdir, temennimizdir.

Türkiye’nin önünü kesmek, büyümesine, gelişmesine ve yükselmesine mani olmak için küresel ve bölgesel ayak oyunları uzun süredir devrededir.

Bu sinsi ve alçak oyunların milli birlik ve dayanışma ruhuyla aşılacağına inancımız tamdır.

Türk’ün öz yurdu Kıbrıs’ta yeni ve tehlikeli müzakere taktikleri dolaşımdadır.

Küresel baskılar, Rum tezleri Türk’süz bir Kıbrıs için oldukça faaldir.

Adına çözüm dedikleri karanlık girdaba Kıbrıs Türklüğünün çekilmesi maksadıyla ne kadar süslü ve ambalajlanmış söz ve vaat varsa pazarlanmakta, görücüye çıkarılmaktadır.

Türk milletinin mücavir bölgelerdeki tarihsel bağlantıları koparılmak istenmekte, derin izlerinin ve eserlerinin bulunduğu coğrafyalar üzerinde kabus bulutları dolaşmaktadır.

Bunlardan birisi de hiç kuşku yok ki Türkmeneli’dir.

Irak Türkmenleri varlık mücadelesini kanları, canları pahasına sürdürmektedirler.

Soydaşlarımızın iradeleri, tercihleri, siyasi hakları görmezden, duymazdan gelinmektedir.

Bildiğiniz gibi, 12 Mayıs 2018’de Irak’ta seçimler yapılmıştır.

Bu seçimlere 204 parti, 27 koalisyon katılmış, katılım oranı ise yüzde 44,5 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Irak’taki seçimlere şaibe karışmış, bilhassa Kerkük’te kullanılan oylar Süleymaniye’ye götürülüp orada sisteme işlenmiştir.

6 Haziran 2018’de 172 milletvekilinin katılımıyla Irak parlamentosu toplanmış, seçimde kullanılan oyların elle sayılmasına yönelik bir karar almıştır.

Ancak 9 Haziran 2018’de oyların tutulduğu Bağdat’taki Irak Bağımsız Seçim Komiserliği’ne ait depoda kuşku verici bir yangın çıkmış, demokratik irade darbelenmiştir.

Yanmayan oyların tekrar sayımında sonuç çok değişmemiş, 329 sandalyeli Irak parlamentosu böylelikle şekillenmiştir.

2 Ekim 2018 tarihinde Irak Cumhurbaşkanlığına Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin adayı Berham Salihi seçilmiş, ardından da başbakanlık görevi Şiilerin bağımsız adayı Adil Abdülmehdi’ye verilmiştir.

Ne ibretlik bir manzaradır ki, Irak seçimlerinin üzerinden altı ay geçmesine rağmen hükümet henüz kurulamamıştır.

Irak Türkmenleri yeni hükümette görev bekliyorlar.

Birden fazla bakanlığın siyasi sorumluluğunun Irak Türkmenleri’nde olması bu ülkenin iç barış ve huzur ortamı için tarihi önemdedir.

Müteakiben Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ile Başbakan Yardımcılığına belirlenecek Türkmen kardeşlerimizin atanması arzumuzdur, Irak Türkmenlerinin sayı ve temsil kabiliyetleri açısından doğru olanı da budur.

Türkiye’nin bu kapsamda alacağı tutum şüphesiz tesirini gösterecektir.

Hükümeti kurmakla görevlendirilen Adil Abdülmehdi Irak Türkemenlerini hafife almamalı, yok saymamalı, ihmal etmemelidir.

Irak halkının geleceği, Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğü ortak akla, mutabakata, her kesimin eşit şekilde yönetimde bulunmasına bağlıdır.

Biz Irak Türkmenlerini önşartsız destekledik, buna da kararlılıkla devam edeceğiz.

Onların varlığı varlığımız, haklarını savunmak ise boynumuzun borcudur.

Türkmeneli Türk’ündür, Kerkük Türk’ün atar damarıdır, Türkmenler Irak’ın ayrılmaz, bölünme kabul etmez asli ve asil unsurlarıdır.

 

Muhterem Milletvekilleri,

Bitmiş tartışmaları yeniden alevlendirmek hiç kimseye fayda sağlamaz, sağlamayacaktır.

Bayatlamış ve raf ömrünü doldurmuş anlaşmazlıkları tekraren körüklemek maksatlıdır, müflisliktir.

Son günlerde televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde Türklük konuşuluyor.

Türk milleti masaya yatırılıyor, her konunun bilirkişisi olduklarını sanan gafiller, sözde uzmanlar, yarım aydınlar gerçekte cehaletlerine aldırmadan koltuklarına kurulup ileri geri, bilip bilmeden ağızlarına ne gelirse gündeme taşıyorlar.

Andımız bahanesiyle ölçüsü kaçan polemikler yaşanıyor.

Nerede kimliksizliğin tutsağı olan varsa, nerede soyu sopu karışık kişi bulunuyorsa ekranlara geçip ahmak kesiyor veya buldukları gazete sayfalarında yazıp çiziyor.

Bu zevat hele bir cevap versin, her şeyi bitirdiniz, her konuyu çözüme kavuşturtunuz da geriye sadece Türk milleti kimdir sorusuna cevap aramak mı kaldı?

Nedir meseleniz, nereye varmak emelindesiniz, nereye ulaşmaktır derdiniz?

Kırdığınız ceviz kırkı geçti, kırk yıllık oduncu olduğunuzu söylerken baltanız defalarca taşa değdi.

Türk milleti kimdir sorusuna cevap arayanlar, söyleyiniz bize; asıl siz kimsiniz, neye ve hangi melun heveslere hizmetle tembihlendiniz?

Kıyısında köşesinde yer almadığınız bir değerle ilgili beyanat vermek, mensubiyetinden uzak olduğunuz beşeri cevheri dilinize pelesenk yapmak ne haddinize, ne hakkınızadır?

Kimin ne olduğuyla ilgilenmiyoruz.

Kimin neye inandığına bakmıyoruz.

Herkesin aidiyet ve meşrebine, etnik ve mezhebi kabulüne saygı duyuyoruz.

Ancak Türk milletini tartışmak, Türk ve Türkçülük üzerinden kara kampanyalar düzenlemek düşmana koz vermek, emperyalizme selam yollamaktır.

Hiçbir milliyetçi ve ülkücü buna razı olmaz, bu pespayeliğe onay vermez.

Biz ki, “vatanım, ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” diyebilen, diyebilmiş, diyebilecek cesaretteki Milliyetçi-Ülkücü Hareketiz.

Onu bunu bilmeyiz, ona buna bakmayız, onunla bununla beyhude yere vakit geçirmeyiz.

İşimize bakarız, mazisi binlerce yılı bulan Türk milletine mensubiyetle övünür, bununla da onur duyarız.

Büyük davaların, büyük hayalleri olan adamların omuzlarında yükseldiğini idrak ve ifade eder, son tahlilde buna inanırız.

Büyük başarıların büyük hedeflerin sonucunda ortaya çıktığını söyler ve bunu biliriz.

Büyük hedeflerin büyük heveslerin, büyük heveslerin ise büyük düşüncelerin eseri olduğuna gönülden imza atarız.

Tarihi bir millet olmakla, tarih olmak arasındaki temel farkı anlamayanlar, Türklüğü zamanın ve yaşanan anın dar kalıplarına sıkıştırıp ezilmesini ve erimesini amaçlayan sözde aydınlar içimize sızmış yabancı hayranlarıdır, manda ve himayenin yeni nesil varisleridir, televizyonlardan virüs aşılayan kripto ajanlardır.

Türklükte ırk arayan, Türk’ü ırkla sınırlandıran, Türkçülüğü ırkçılıkla bir ve aynı gören kim varsa tarihi ve devasa bir hatanın tam ortasındadır.

Türk milletinin sosyo-kültürel kimliği binlerce yılın, onlarca asrın kaynaşmasıyla oluşmuştur.

Türk dili, Türk töresi, Türk kimliği, Türk kültürü etrafında “zaman” harcı ile oluşan bu muazzam bileşenler İslam dini ile mana ve zenginlik kazanmıştır.

Temelini Türk kültürü ve İslam inancının oluşturduğu, eşref-i mahlukat olan insana ve insaniyete saygıyı esas alan şuura sahip olmak bizim için şeref payesidir.

Milli bekanın devamında yol ayrımına gelindiği ve çarenin tükendiği anlarda kendinden vazgeçecek ilahi fedakârlığa malik olmak bizim için fani hayatımızın yegane anlam ve amacıdır.

Türk milletinin bekası için lazım olan mücadeleyi sürdürebilecek sabır, azim, adamlık, mertlik, kararlılık, alçak gönüllülük, feragat ve cesaret gibi çok özel hasletlerle bütünleşmek bizi biz yapan, bizi hayata bağlayan temel güç kaynaklarıdır.

Yüreğimiz Türk milleti için atıyor.

Nabzımız vatan sevdasıyla çarpıyor.

Gönlümüz aziz şehitlerimizle yanıyor.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket Türklüğün yaşama arzusudur.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket makus talihli ülkemin ümit aşısıdır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket gönderinde bekleyen al bayrağın rüzgarı, dost için kadife elli, düşman için de çelik bileklidir.

Biz Türklüğümüzle övünürüz, çünkü Türk oğlu Türk’üz.

Türkçülüğümüzle onur duyarız, çünkü kendimizi bildik bileli Türkçülüğün Orhun kaynağından kana kana içtik, inanç ve imanla dolarak bugünlere geldik.

Türk’üz, Türkçüyüz, Türk milleti için sadece yaşamayı değil, gerekiyorsa koşa koşa ölmesini de biliriz.

Türkçülük ırkçılık değildir.

Andımızı okumak, okunmasını istemek, haşa ve kat’a ezanın Türkçe okunmasına çanak tutmak hiç değildir.

Vesayete umut bağlamak, statükoya yaslanmak bizim harcımız olamayacaktır.

Ne ezan sussun, ne vatan bölünsün, ne Türklüğümüz budansın, ne de Türkçülüğümüz buruşsun.

Yaşasın Türk milleti, var olsun Türkiye Cumhuriyeti, kahrolsun bölücülük, kökün kurusun eyyamcılık.

Yeni sömürgecilik, insanlığın binlerce yıllık tecrübelerinden süzülerek gelen milli kültürleri tahrip etmeyi hedeflemektedir.

Gaye kimliksiz insan yığınlarından oluşan, kolay idare edilebilir bir dünyadır.

Bu yıkım süreci bir milletin hayatta iken kendi ölümünü seçmesi demek olan “toplumsal ötenaziye” doğru yol almaktadır.

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar pervasızlaşan, Türk ve İslam dünyasına açık tehdit haline gelen “yeni küresel emperyalizm”, teslimiyeti reddeden milletleri parçalamaya odaklanmıştır.

Yenidünya düzeni denen bu tehdidin önündeki en büyük engel milli devletler ve güçlü millet varlığıdır.

Bu nedenle küreselleşme, milli devletlerdeki yönetim iradesinin millet üstü birliklerle paylaşılmasını ısrarla dayatmaktadır.

Bunun olmaması halinde alt kimliklerin tahriki devreye sokulmaktadır.

Senaryonun özü, “ya üste bağlan ve egemenliği paylaş, ya da alta in paylaşarak çözül” biçiminde formüle edilmiştir.

Buna müsaade etmeyeceğiz, bu saldırıya son nefesimize kadar, bedeli her neyse ödeyerek direneceğiz, iblisin bacağını kıracağız.

Biz herkes eşittir Türkiye diyen bir fikri olgunluğa,

Biz milletimizin her ferdini Cenab-ı Allah’ın eşsiz bir emaneti gören manevi doygunluğa,

Hiç kimsenin kökenine, yöresine, anasının diline bakmayan hoşgörü ve vicdani duyuşa sahip Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Ama Türklüğümüzle de, Türkçülüğümüzle de uğraştırmayız, kara çaldırmayız, Türküm, doğruyum, çalışkanım demekten de yorulmayız.

Son olarak, Meksika’da düzenlenen Ampüte Dünya Futbol müsabakasında ikinciliği kazanan Ampüte Milli Takımımızı, teknik heyeti kutluyor, hepsinin alınlarından öpüyorum.

Final maçında penaltı kaçıran takım kaptanımız Gazi Osman Çakmak üzüntüsünden olacak ki “Türk milleti hakkını helal etsin” demiş.

Kahraman kardeşim, müsterih ol, bizim sende hakkımız yoktur, fakat senin bizlerde hakkın pek çoktur.

Hakkını helal etmesi gereken birisi varsa, o da sensin ve arkadaşlarındır; sizlerin bu vatan için, bu millet için, bu bayrak için yaptığınız fedakârlıkları unutursak diyorum ki kanımız kurusun.

Bu duygu ve düşüncelerle muhterem heyetinizi bir kez daha en iyi dileklerime selamlıyor, değerli milletvekillerimize Meclis çalışmalarında ve bütçe sürecince başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener”Ya bir yol bulun, ya da yoldan çekilin..”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Akşener, konuşmasına başlamadan önce İYİ Parti’ye geçen Edirne Lalapaşa Belediye Başkanı Bülent Şahinşah ve belediye meclis üyelerine rozetlerini taktı.

Rozetlerin takılmasının ardından konuşmasına başlayan Akşener, FETÖ’nün siyasi ayağının araştırılmasına ilişkin verilen soru önergesinin AKP-MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlatarak “Bu hain FETÖ’nün, hiç vekili yok muydu, hiç grup başkanvekili yok muydu? Hiç genel başkan yardımcısı yok muydu? Milletimiz bu sorulara cevap istiyoruz. Verdiğimiz önerge AKP, MHP oylarıyla reddedildi” ifadelerini kullandı.

Ekonomideki gelişmeler ve enflasyon rakamlarına da değinen Akşener, “Damat Berat ekonomide dünyaya örnek oluyoruz dese de herkes cebinin boşaldığının farkında. Cumhurbaşkanı’nın ekonomiyle ilgili konulara hiç girmemesi bile tabloyu gözler önüne seriyor” şeklinde konuştu.

Akşener’in, açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İYİ Parti grup toplantıları, milletin hakkının, hukukun en gür sesle savunulduğu yerdir..

Böyle olduğu için de, milletimizin gözü kulağı, artık İYİ Partidedir..

Şundan emin olun ki; İYİ Parti artık, milletimizin tek ümididir..

İktidarın her türlü karartma ve perdeleme gayretine rağmen, sesimiz, sözümüz hane hane yayılıyor.. İktidar ekranlarda, manşetlerde gürültü yaparken,,, mazlumlar, masumlar, sessizler ve kimsesizler, kulaktan kulağa hakikati fısıldıyor..

İYİ Parti de, milletin fısıldadıklarını getirip, milletin meclisinde cesaretle haykırıyor.

Grup toplantılarında, meclis genel kurulunda yaptığımız budur.

Milletimizin avukatlığını yapıyoruz.

Siyasette kesintisiz vatan nöbeti tutuyoruz..

Ekonomik krizde, af tasarısında, Mak-kenzi teşebbüsünde, milli vicdanın tercümanı olduk..

Papaz fiyaskosunda, andımızda, 29 Ekim kutlamalarında, milletimizle birlikte tavır aldık..

Suriyeliler konusunda, Kaşıkçı cinayetinde, Doğu Türkistan’daki Çin zulmünde milli itibarı savunduk. Bütün bu meselelerde, sadece safımızı belli etmekle kalmayıp, her seferinde çözüm önerilerimizi de paylaştık.,

Doğu Türkistan’daki Çin zulmünde AK Parti susuyor, andımız meselesinde CHP susuyor.

Böyle birçok başlık sayabiliriz. Ama İYİ Parti’nin suskun kaldığı, geçiştirdiği tek bir mesele yok..

Neyi biliyorsak onu söylüyoruz.. Neyi görüyorsak onu anlatıyoruz.. Neye inanıyorsak onu haykırıyoruz..

Allah’a şükür, bizim gizli kapaklı işimiz yok!

Dışardan vize arayışımız yok !

Millet menfaati dışında beklentimiz yok!

Milletten başka kimseye verilecek, hesabımız da yok!

Bu yüzden başımız dik! Bu yüzden, sesimiz gür !

Bu yüzden cesaretimiz sınırsız!

Biz, milletin partisiyiz. Biz, milletin ta kendisiyiz!

Böyle başladık, böyle geldik, Allahın izniyle, böyle de devam edeceğiz!

“FETÖNÜN SİYASİ VE İKTİSADİ AYAĞI ARAŞTIRILSIN DEDİK…”

“İYİ Parti’nin mecliste attığı her adım, aynı zamanda maskeleri düşürüyor..

Biliyorsunuz, yasama yılının başında bir araştırma önergesi vermiştik.. 15 Temmuz ihanetinin sorumlusu olan fetönün siyasi ayağının, meclis tarafından araştırılmasını istedik.

Bu hain örgütün eğitim, yargı, emniyet ve ordudaki ayakları tespit edildi. Çaycısı, çorbacısı bulundu. Ama gelin görün ki, siyasi ayağı hala ortaya çıkarılmadı..

Ahtapot gibi,, her tarafı sarmış bu örgütün,, siyasi ayağının olmaması mümkün mü?

Mesela; Bu ihanet şebekesinin hiç milletvekili yok muydu?

Hiç grup başkanvekili yok muydu?

Hiç bakanı yok muydu?

Hiç genel başkan yardımcısı yok muydu?

Milletimiz bu sorulara cevap istiyor.. Bu yüzden, İYİ Parti olarak, “örgütün siyasi ayağı araştırılsın” diye verdiğimiz önerge, AK Parti ve MHP’nin oylarıyla reddedildi.

Bunun üzerine, geçtiğimiz hafta bir kez daha önerge verdik.. Bu kez “Fetönün siyasi ve iktisadi ayağı araştırılsın” dedik. AK Parti ve MHP yine karşı çıktı. Önergemiz yine reddedildi.

Fetönün siyasi ayağının açığa çıkmasını istemiyorlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli vekilleri, bir gün, İYİ Parti önergesine EVET diyecek.. Ve o ihanet şebekesinin kalkışmasına şehit vermiş milletimiz, o gün gerçekleri tüm açıklığıyla öğrenecek..

Hakikatin er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.

Biz neden karşı çıktıklarını biliyoruz. Ama sorsan, bahaneleri hazır; “Biz, HDP’nin evet dediği önergeye, evet demeyiz”” diyorlar.

Ama bakın bunu diyenlere; “Tunceli’de askerlerimizin donarak şehit olmasını araştıralım” dediğimizde, HDP’yle aynı oyu kullanıp, hayır diyorlar..

Bunu Türk Milletinin vicdanına havale ediyoruz.

Hangi mevzularda, kim kimle beraber, aziz milletimizin not almasını istiyorum.

Bir bahaneleri daha var. Diyorlar ki “Biz İYİ Parti’nin önergesine evet oyu vermeyiz..”

Bu bahanelere sığınanlara, buradan çağrıda bulunuyorum;

İYİ Parti’nin önergesine evet demek, size ağır geliyorsa, buyrun, siz getirin, biz evet diyelim..”

“BUNU ANCAK ‘VATAN SAĞ OLSUN’ DİYENLER ANLAR”

“Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 3 katına çıkarılmasına karşı çıktık. Ülke ağır bir kriz yaşıyor.. Yatırımlar iptal ediliyor.. Bu tabloda, sarayın lüks, şatafat ve saltanat harcamalarının, 3 kat artmasını kabul etmemiz mümkün değildir..

Komisyonda Cumhurbaşkanı maaşının, %26 zamla, 75 milyar liraya çıkarılmasına da evet demedik. Bu artışın insafla, izanla bağdaşır yanı yok..

Ama Milli Savunma Bakanlığımızın bütçesine de, Milli İstihbarat Teşkilatı’mızın bütçesine de, kabul oyu verdik..

Muhalefet edelim derken, devleti zaafiyete düşürecek herhangi bir tutum sergilemeyiz .

Ama elbette, iktidarın Amerika’ya gidip diz çökmesini, yargının başına çuval geçirip, papazı özel uçakla yolcu etmesini de asla unutmayız. Asla affetmeyiz! Asla affetmeyeceğiz..

Bu, beş bin yıllık, kutlu tarihten süzülüp gelen, devlet anlayışımızın gereğidir..

Trumpla, Putinle bir telefon görüşmesi yapılınca, zil takıp oynayanlar bunu kavrayamaz..

“Devleti şirket gibi yöneteceğiz” diyenler, bunu kavrayamaz..

Süleyman Şah türbesini yıkıp, vatan toprağını bırakıp gelenler,, bunu anlayamaz..

Mavi Marmara şehitlerine “Giderken bana mı sordunuz?” diyenler,, bunu anlayamaz..

Devleti fetöye teslim edenler,, bunu anlayamaz..

Bunu ancak, “Vatan sağ olsun” diyenler anlar. .

“Allah, devlete zeval vermesin” diyenler anlar..”

“DAMAT NE ZAMAN KONUŞSA, DOLAR FIRLIYOR”

“İktidarın basiretsiz kararları ve tutarsız politikaları nedeniyle, krizin çok daha ağırlaşacağı günlere doğru yol alıyoruz..

Vatandaşımız durumun farkında..

Memleketine giden farkında. Pazara giden farkında. Mutfağa giren farkında.

Damat Berat ekonomide dünyaya örnek olduğumuzu söylese de, herkes cebinin boşaldığının farkında. Bütün veriler gösteriyor ki, cep delik, cepken delik.. Ve kriz gittikçe derinleşiyor.

Cumhurbaşkanının, ekonomiyle ilgili konulara hiç girmemesi bile, işlerin kötüye gittiğini gösteriyor.

Eğer ekonomide bir KURUŞ bile iyileşme olsaydı, açıklamaları damat değil, bizzat kendisi yapardı..

Önce dış güçleri ve papazı bahane etti.. Amerika’ya boyun eğip, papazı verdikten sonra, ekonomiyle ilgili herhangi bir şey söylemiyor…

Damat Berat’sa hızını alamayıp “Ekonomimiz dünyaya örnek oluyor” demeye başladı..

Ekonomimizde dünyanın dikkatini çeken tek bir şey var, o da şu:

Damat ne zaman konuşsa, dolar fırlıyor. Bu damada, ne yatırımcılar güveniyor, ne de millet güveniyor..

Bütün veriler gösteriyor ki, 2019 yılında ekonomimizin büyüme ihtimali yok..

Bankalar kredi vermiyor. Verilen krediler geri dönmüyor. Sanayi üretimi düşüyor..

Ekonomik güven endekslerinin tamamı geriliyor.. Konkordatoların ardı arkası kesilmiyor. Fabrikalar yanıyor. Dünyanın ilk 10 ekonomisine gireceğiz diyorlardı, ilk 20’deki yerimizi bile kaybetmek üzereyiz..

Yıllardır üretmeden, dışardan borç aldılar.. Parayı betona gömerek oluşturdukları yalancı baharın da, sonuna geldik..

Kredi faizleri,, kurdaki artışlar,, ve firmaların nakit sıkıntısı nedeniyle, üretim tamamen durma noktasına geldi..

İşte Ekim enflasyonu da açıklandı.. Ve enflasyon canavarı, yüzde 25.2 ile, son 15 yılın zirvesini gördü..

Enflasyondaki artış nedeniyle tüketim de durma noktasında.

Bakın daha dün, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden biri daha, bir santralinde, 1 yıl elektrik üretimini durdurduğunu açıkladı..

Üretim-tüketim döngüsü kırılınca firmalar küçülüyor, işçi çıkarıyor, konkordato ilan ediyor..

Kısacası, ne üretebiliyoruz ne tüketebiliyoruz. Damat Berat’ın ekonomik dengelenme dediği işte bu;

Üretim sıfır, tüketim sıfır, elde var, sıfıra sıfır.”

“BU İKTİDAR, ARTIK SENİN BİLDİĞİN İKTİDAR DEĞİL”

“Şimdi, buradan aziz milletime soruyorum;

-Çarşıda-pazarda fiyatlar, 4 ay öncesine göre daha mı ucuz?

-Bir alışveriş merkezine gidip, hiç düşünmeden alışveriş yapabiliyor musunuz?

-Benzin-mazot-doğalgaz, 4 ay öncesine göre daha mı ucuz?

-Bu yıl okula başlayan evladınız için, geçen yıldan daha mı az harcadınız?

-Servis ücretleri, defter-kalem-silgi, daha mı Ucuz?

-Yarına dair kafanız daha mı rahat?

Bunların hiçbirine evet diyemiyorsanız, artık vakti gelmiş demektir..

Geldikleri günden daha kötü durumda bir Türkiye var artık.. Vakti gelmiş demektir..

Yoruldular-yordular.. Harun gibi gelip, Karun gibi zengin oldular..

Milletimizin hayatında değişen bir şey yok.. Hala aybaşını zor getiriyor, hatta getiremiyor..

Ama onlar, saraylarında günde 2 trilyon lira yiyorlar.. Bir el yağda, bir el balda yaşıyorlar..

Bu iktidar, artık senin bildiğin iktidar değil..

Bu iktidar, artık, senden görünen o iktidar değil..

O yüzden vakti geldi.. Bu iktidara kırmızı kart gösterme vakti geldi..

Aziz milletim; kendi keyifleri yerinde olduğu için, sizin çektiklerinizi bilgisayar oyunu sanıyorlar..

Sizi dert etmiyorlar..

Bu yüzden, oyundan atılma vakitleri geldi..”

“BU ZALİM İKTİDARIN PEŞİNDEN GİDİLİR Mİ?”

Bakın size bir şey hatırlatacağım..

‘Tek servetim parmağımdaki yüzük’ diyerek iktidara gelen var ya,,,

Bakın 25 yıl önce aynen şöyle diyordu;

-Beş kişilik aile, günde 3 öğün çay-simit yese, asgari ücret yetmiyor.. Bu zalim yönetim, bu aziz millete, bir bardak çay ve bir simiti bile reva görmüyor.. Bunların peşinden gidilir mi?

Aynen böyle diyordu.. Ve bu sözler üzerine, dinleyen vatandaşlarımız da, o günün iktidarına şöyle sesleniyordu;

HÜKÜMET İSTİFA..

“E şimdi ben ne diyeyim, senin gibi iktidara ?

Bunları söyleyerek geldiler.. Ve 16 yıllık iktidarlarının ardından, buyrun hesap yapalım;

Bugün,, bir büyükşehirde,, 1 simit, 1 lira 75 kuruş.. Beş kişilik aile, günde 3 öğün simit yese, ayda 787 lira yapıyor.. Yuvarlak hesap 800 lira..

Peki, yanında bir bardak da çay içelim deseniz, insaflı bir yere denk gelirseniz, 1 bardak çay, 2 lira..

Beş kişi, günde üç öğün, bir bardak çay içse, ne yapıyor? 900 lira..

Bu beş kişilik aile, günde üç öğün çay ve simit yese, bir ayda ne yapıyor; Bin 700 lira..

Peki asgari ücret ne kadar? Bin 600 lira..

Şimdi de ben soruyorum iktidardakine;

Daha kirayı kim ödeyecek?

Elektriği, doğalgazı kim yatıracak?

Çoluk çocuğun okul masrafını, giyim-kuşamını kim karşılayacak?

En iyisi, senin sözünü tekrarlayayım;

Aziz milletim, sarayında, günde 2 trilyon lirayla doymayan bu zalim yönetim, size bir bardak çayla bir simiti bile reva görmüyor..

BU ZALİM İKTİDARIN PEŞİNDEN GİDİLİR Mİ?

GİDİLİR Mİ?

Suriyeli göçmenlere 35 milyar dolar harcadığını iddia eden bir iktidar,

Emekliye vermeye gelince, “o kadar parayı nereden bulacağız” deme hakkına sahip değildir..

16 yıl sonunda ülkemizi getirdiğiniz yer ortada..

Enflasyon rekor kırıyor.. İşsizlik oranı daha da yüksek.. Dış borç dört katına çıkmış..

Devletin fabrikaları tesisleri arazileri satılmış.. Dolar dört kat artmış

Dış borçla, özel sektöre, fahiş fiyatlara yaptırdığınız, havaalanı, hastane, köprü ve otoyolları, topladığınız vergilerle yapmış gibi konuşuyorsunuz..

Ayıptır ayıp !

Bunların hepsi borç parayla yapıldı.. Ve millete değil, şirketlerle yabancı ortaklarına ait..

Üstelik bunlara gelir garantisi de verdiniz..

Soruyorum;

Tarlasına buğday eken çiftçiye..

Fındık, narenciye, domates, biber üreticisine, gelir garantisi verdiniz mi?

Sabah dükkânını açan esnafa, gelir garantisi verdiniz mi?

Küçük ve orta sanayiciye gelir garantisi verdiniz mi?

Kar ederse vergi alıyorsun, zarar ederse iflas ediyor..

Ama hastane yapan müteahhitte hasta garantisi,,,

Köprü yapan müteahhitte, geçiş garantisi,,,

Havaalanı yapana uçuş garantisi verdiniz..

Ne uçtunuz be kardeşim !”

“YA BİR YOL BULUN, YA DA YOLDAN ÇEKİLİN”

“16 yılda satışlar ve vergilerle, elinize 2 trilyon dolar para geçti..

Bu parayla ne yaptınız?

Yapılan 20 -25 milyar dolarlık duble yol.. Başka ne yaptınız?

Gelir gelmez deprem paralarına el koydunuz..

Şimdi de işsizlik fonundan harcıyorsunuz..

Çalışana bir şey vermediğiniz gibi, işsizin hakkını da gasp ediyorsunuz..

Milletin birikimlerini sattınız,,,

Gençlerimizin de geleceğini satıyorsunuz..

Buradan geçlerimize sesleniyorum;

Geleceğiniz ipotek altında.. Geleceğinize sahip çıkın..

Elinizin altında internet var.. Girin araştırın..

Söylediklerim yanlışsa benim yakama,,

Doğruysa, iktidarın yakasına yapışın..

İktidara bir çağrı daha yapıyorum;

Asgari ücretten vergi almayı bırakın..

Sabahtan akşama kadar çalışıp, ancak rızkını tedarik edenden vergi almak, onun sofrasından rızkını almaktır..

Lüks tüketim hariç, KDV’yi yüzde 18’den, yüzde 10’a düşürün..

Hem enflasyon altında ezilen milletimize nefes aldırır, hem de enflasyonun düşmesine katkı sağlar..

Enflasyon bir canavardır.. Ve güve gibidir..

Güveyi, ancak kumaşı açtığınızda fark edersiniz.. Ama iş işten geçmiş olur..

Enflasyon pahalılığın adıdır..

Enflasyon olursa ne olur? Fakir daha fakir olur..

Gelir dağılımı daha da kötüleşir..

Enflasyon vatandaşımızı, kemirir bitirir..

Bu enflasyon oranlarıyla yatırım olmaz,, kimse yatırım yapamaz..

Bu canavarı durdurun.. Demedi demeyin, gittiğimiz yolun sonu uçurum..

Bu sebepten oldu, şu sebepten oldu, mazeret aramayın..

İktidar mazeret bulma yeri değildir.. İktidar, dediğini yapma yeridir..

Ya bir yol bulun, ya da yoldan çekilin..

Otomotiv sektörü nefes alsın, çarklar dönmeye devam etsin diye bir öneride bulunduk.. ÖTV’yi yüzde 20’ye indirin dedik.. Eksik olsa da, geç olsa da bir indirim yaptılar. Ancak, önerilerimizi bütünüyle uygulamadıkça, krizin üstesinden gelmek mümkün değil..

Aylardır ısrarla dile getirdiğimiz önerileri tekrar etmek istiyorum;

1-Yerli ve yabancı yatırımcılara, ve milletimize güven vermek için, damat Berat’ı bir an önce, hazine ve maliyenin başından uzaklaştırın..

2- Üst düzey ekonomi bürokratlarını, liyakat ilkesine uygun olarak değiştirin..

Türkiye’nin, “her şey yolunda” diyen insanlara değil, her şeyi yoluna koyacak donanımda insanlara ihtiyacı var..

3- 2019 yılı bütçesini revize ederek, gerçekçi hale getirin..

4- 1 Aralıktan itibaren uygulanmak üzere, yeni bir acil eylem planı hazırlayın..

5- Mevcut veriler ışığında, bir Orta Vadeli Plan hazırlayın..

6- Sanayi ve tarımda, 3 yıllık gerçekçi bir üretim reformu ve yatırım planı yapın..

7- Yabancı tekeline girmiş üretim alanlarını, yeniden düzenleyin..

8- Bütçenin kıyısına köşesine sakladığınız, ya da bütçe dışı bıraktığınız, hastane, köprü, tünel, havaalanı ve enerji alanındaki, kamu-özel işbirliği sözleşmelerini, kar marjlarını düşürerek, Türk Lirası’na çevririn..

9- Varlık fonunu kapatıp, tüm kurumları hazineye geri verin ve Sayıştay denetimine açın..

10- Kamuda lüks tüketime ve israfa son verin..

Tasarruf, yatırımları iptal etmek değil, savurganlığa son vermektir..

11- Sanayi ve tarımda yatırımları devam ettirin..

12- Çalışanlara kriz zammını bir an önce yapın..

13- Elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 50’lik zammı iptal edin..

Bu adımları atın.. Ekonominin de, çalışanların da, çiftçinin de, sanayicinin de, esnafın da nasıl ferahlayacağını göreceksiniz..

Emin olun, milletimizle birlikte, size de iyi gelecek..”

“KARDEŞİM, BİR İNSAN, HER İŞTEN ANLAR MI?”

Cumhurbaşkanı kendisini iktidara taşıyan ve yıllardır orada tutan vatandaşlarımıza sırtını döndü..

Emeklilikte yaşa takılanlara “yük” diyor.

Burs bekleyen gençlerimize bedavacı diyor…

Ben size söyleyeyim sosyal yardımları kesecek onun yolunu yapıyor.

İş isteyene fırça atıyor. Kendisini uyaranları, doğru yolu gösterenleri dinlemiyor. Herkes kendisini övsün istiyor.

Şimdi kodamanlarla yürüyor. Baronlarla yürüyor.

Bir de maharetli, sormayın gitsin..

Kardeşim, bir insan, her işten anlar mı?

Bu her işten anlıyor.

Ne kadar kurum var, Cumhurbaşkanlığına bağladı.

Cumhurbaşkanlığı yetmedi. Fon kurdu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kurumlarını bu fonda topladı.

Başına da kendisiyle damadını geçirdi.

Hem elektrikçi,, hem elektronikçi,, hem muslukçu..

Hem forvet, hem orta saha, hem defans, hem kaleci..

Hem futbolcu, hem basketçi, hem yüzücü, hem tenisçi..

Hem doktor, hem mühendis, hem de ekonomist..

81 milyon içinde kimse kalmamış, bütün kabiliyetler bunda toplanmış.

Kalanı da damada dağıtılmış.

Ama her tecrübenin sonu fiyasko..

Bugün de Türkiye’nin sırtında..

Ekonominin üzerine çöküyor..

Yeter artık, her şeyin tadını da tuzunu da kaçırıyorsun.

BDDK verileri gösteriyor ki, kriz ülkeyi yakıp kavururken, bankalar kar rekoru kırıyor. Milletin adamıyım diyor, milletten alıp, faiz lobisine veriyor. Milletten haberi yok..

Çocuğuna karşı boynu bükük kalan babalardan haberi yok.

Pazarlarda sebze meyve artığı toplayan annelerden haberi yok.

Bakın,, 2002 seçimlerinden önce meydanlarda,,, “Çocuğuna Süt alamadığı için intihar eden bacımın sorumlusu iktidardır” diyordu..

Bugün de, çocuğuna pantolon alamadığı için, canına kıyan babaların sorumlusu,, iktidardır..

İş bulamadığı için, kendini yakanların sorumlusu, iktidardır..

Yavrusunu ısıtacak bir avuç kömür bulamadığı için, intihar eden annenin sorumlusu, iktidardır..

Eyyyyy iktidar!

Hepimize ölüm var, hesap var, mizan var..!

Allah var Allah !

Allah’ın huzuruna çıkmak var, hesap günü var, ahiret var..”

‘HELEN’İ HEMEN GÖREVDEN ALIN’

“Üzerinde ısrarla durduğum bir diğer konu da Liyakat.. Ve ne kadar haklı olduğumuzu, her geçen gün daha iyi anlıyoruz..

Allah’a şirk koşan rektör müsveddesinin ardında, kayırmacılığın izleri var.

Hariciye kadrolarındaki münasebetsizlikte, kayırmacılığın izleri var..

Helen kılıklı büyükelçi rezaletini biliyorsunuz..

Uganda Büyükelçisi olarak atadıkları hanımefendi, Türk Milleti’ni temsil ettiğini unutmuş..

Yunan mitolojisindeki tanrıça Helen’in kıyafetini giyiyor.. Katibine de Zeus kılığını uygun görmüş..”

“YERLİLİĞİ DE SAHTE ÇIKTI”

“Milliliği sahte çıkan Erdoğan’ın yerliliği de sahte çıktı..

Tarım ve hayvancılığı bitirdi.. Millete besmelesiz et yedirdi.. Samanı bile ithal etti, şimdi de yerli tohuma savaş açtı..

Yerli tohuma sertifika şartı getirerek, çiftçimizi ithal tohumlara mahkum etmek istiyor.

‘Ata tohumunu bırakın, İsrail’in hibrit tohumunu kullanın’ diyor. Yerli tohumda, sertifikasyon külfetini çiftçiye yüklemenin anlamı, budur..

Her şeyi inşaattan ibaret zannedenler, tarımın, hem istihdam hem de kalkınma için, stratejik bir sektör olduğunu, maalesef anlayabilmiş değiller..

Yıllardır uygulanan yanlış politikalarla, Türkiye’nin gıda güvenliğini yerle bir ettiler.. Oysa, gıda güvenliğinin tehlikeye düşmesi, bir milli güvenlik sorunudur..

Dövizdeki artış yüzünden, dışardan ucuz tarım ürünü alma şansımız kalmadı.. Türkiye bir an önce çiftçisine gerekli desteği vererek, tarımda yeniden, kendi kendine yeten bir ülke haline gelmelidir..

Son veriler gösteriyor ki tarım makinaları satışları sıfıra yaklaştı..

İktidara çağrımdır;

Tarımı canlandırmak ve çiftçimize nefes aldırmak için, gübre ve mazottan ötv’yi tamamen kaldırın..”

“YARGININ, TEK BİR ADIM BİLE ATTIĞI YOK”

“Sayıştay’ın raporları yayınlanıyor biliyorsunuz. Son dönemde o kadar çok yolsuzluk rapor edildi ki, takip etmekte zorlanıyoruz..

İş, Sayıştay raporu olmaktan çıkıp, yolsuzluk ansiklopedisine döndü..

AK Parti’nin çay bahçesine çevirdikleri yargının, tek bir adım bile attığı yok..

Türk Yurdunu kılıç hakkı gibi gören Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, yüzü kızarmaz bir güruh,, insafsızca ülkeyi yağmalamaya devam ediyor..

Bunların kim oldukları zaten belli. ‘Yağ yiyen kedi, bıyığından belli olur’ derler. Yağ tulumuna düşmüş hale gelen hırsızlar, apaçık belli..

BUGÜN ERDOĞAN’IN GÖLGESİNE SIĞINIP, YAKAYI KURTARDIĞINI ZANNEDENLER, ŞUNU AKILLARINDAN ÇIKARMASINLAR:

İYİ PARTİ İKTİDARINDA HIRSIZLIK OLMAYACAK, YOLSUZLUK OLMAYACAK, RÜŞVET OLMAYACAK. KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KAR KALMAYACAK!

Kayırmalarından bıktık..

İYİ Partinin olduğu yerde, torpil olmayacak, yandaşlık olmayacak..

Hakkı yenen gençlere burdan söz veriyorum..

Onları dualarla sınava uğurlayan annelere, burdan söz veriyorum..

Ceketini satıp, evladına gelecek hazırlayan babalara, buradan söz veriyorum:

İYİ Parti iktidarında mülakat diye bir şey olmayacak..

KPSS’de Türkiye 3.sü olmuş evladımız,, mülakatta 55 puan verilip, eleniyor..

Böyle adaletsizlik olur mu? Böyle vicdansızlık olur mu?

Ölçüleri şu, bizden misin, değil misin?

Böyle mülakatın olduğu yerde, liyakat olmaz. İYİ Parti olarak bu rezaleti kaldıracağımıza, söz veriyoruz..”

Üzerinde ısrarla durduğum bir diğer konu da Liyakat.. Ve ne kadar haklı olduğumuzu, her geçen gün daha iyi anlıyoruz..

Allah’a şirk koşan rektör müsveddesinin ardında, kayırmacılığın izleri var.

Hariciye kadrolarındaki münasebetsizlikte, kayırmacılığın izleri var..

“AK PARTİ İLE HDP BİRLİKTE YOL YÜRÜMEYE BAŞLADI BİLE”

“Erdoğan aslına rücu etti, özüne döndü. Bu sözler üzerinde uzun uzun konuşmaya da değmez. Çünkü zırva tevil götürmez!

HDP sözcüleri iki haftadır, açık açık Erdoğan’a işbirliği çağrısında bulunuyor..

İktidar da, dünkü çözüm ortağı HDP’ye göz kırpıyor..

Türklüğü hedef alarak, HDP’nin davetine örtülü onay veriyor. Aralarına girecek değiliz. Buyursunlar, beraber yürüsünler, anılarını tazelesinler..

Varsın birileri de, bu işi perdeleme pozları versin. Erdoğan, milliyetçiler ile PKK’yı aynı kefeye koyarken, varsın birileri de, yana çekilip sussun..

İYİ Parti, milletin hukukunu müdafaa etmeye devam edecek.

İYİ Parti, yutkunmayacak.

İYİ Parti, bu gaflet ve ihanet teşebbüslerine karşı susmadı, susmayacak!

Ben size bir sır vereyim mi?

Şuraya yazın, Ak Parti ile HDP birlikte yol yürümeye başladı bile..

Nerden anlıyoruz?

Yine saman altından su yürütüyorlar..

El altından İYİ Parti’ye kurdukları tezgahtan anlıyoruz..

Milliyetçi değilim diyen, ama milliyetçi oylara da göz diken Ak Parti’nin işine en çok yarayacak şey nedir?

Bizi bunlarla yan yana göstermek..

Bu mümkün mü? Değil.. Ama bir bakıyoruz, HDP sözcüleri, tam da bu ihtiyaç hasıl olmuşken, bir açıklama yapıyor, ve “Yerel seçimler için, Ak Parti ve MHP dışındaki partilerle görüşmelerimiz sürüyor” diyor..

Ak Parti ve MHP dışındaki partiler diye yuvarlarsan, aralarında İYİ Parti de var sanılacak..

İşte bu tam bir Ak Parti ağzıdır.. Tam da terör örgütünün siyasi ayağının ağzıdır..

Bunlar, tıpkısının aynısıdır.. Ceplerinde bir avuç çamurla dolaşırlar..

Bir kez daha en yüksek perdeden sesleniyorum;

Bu tezgahları geçin artık.. Birbirinize pas vererek, İYİ Parti’nin yoluna taş koymayı bırakın artık..

Evet, İYİ Parti yerel seçimlerde ittifak yapacak..Kiminle yapacak iliyor musunuz?

Biz ittifakı, milletimizle yapacağız..

Aziz Milletim,

Bir başka oyun da, Cumhurbaşkanı’nın ikide bir andımızla istiklal marşımızı karşı karşıya getirmesidir..

“Tek andımız var, o da İstiklal Marşımızdır” diyor.. Oysa ikisi birbirinin karşıtı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır..

Birinde, “İman dolu göğsümüz gibi serhaddimiz” var, diğerinde, o serhaddi korumaya yeminimiz var..”

“VATANDAŞI YÜK SAYAN ERDOĞAN…”

“İşte size bir başka örnek.. Durup dururken Türkçe ezan diye bir mesele varmış gibi yaygara yapıyorlar..

Ne Türkçe ezanı kardeşim? Milletin böyle bir gündemi mi var? Namazda gözü, ezanda kulağı olmayan birilerinin içinde, böyle bir ukde kalmış olabilir?

Onlardan biri iktidara pas atar gibi, bir tweet atıyor.. İktidar da, sanki böyle bir ihtimal varmış gibi dönüp dönüp, bunu gündeme getiriyor..

Seçimde başına gelecekleri bildiği için, yine mukaddesat istismarına kalkışıyor..

O, top peşinde koşarken, işte şu sıralarda oturanlar, ezan, bayrak, mukaddesat mücadelesi veriyorlardı..

Böyle boş-beleş mevzularla gündem peşinde koşmayı bırakın da, milletin dertleriyle ilgilenin..

Ama illa bu konuda bir şey yapmak istiyorsa, önce, “Erdoğan’a dokunmak ibadettir” diyenleri, “Peygamber bile kibirlendi ama biz kibirlenmedik” diyen nasipsizleri,

“Erdoğan Allah’ın sıfatlarını taşıyor” diyen bedbahtları,

Kendisine, “Adeta ikinci bir peygamberdir” diyen, zındıkları yanından uzaklaştırsın.

“Erdoğan’a itaat farzdır” diyerek, yeni bir din uydurmaya kalkanları yanından uzaklaştırsın..

Yeni Türkiye falan derken, işi yeni din icat etmeye kadar getirdiler. Erdoğan önce bu sapkınlık furyasına son versin…

Cenab-ı Allah, En’am Suresi 22’inci ayette buyuruyor ki;

“Onların tümünü toplayacağımız gün; şirk koşanlara diyeceğiz ki: “Nerde, o bir şey sanıp da ortak koştuklarınız?”

Allah’ın kitabına ters düşen, o kendini bilmez rektör, istifa etti..

Eğer samimi olsaydınız, istifayı beklemez, ite kaka o makamdan atardınız..

Vatandaşı yük sayan Erdoğan, hukuku da ayak bağı olarak görüyor maalesef. Danıştay kararı ile ilgili söylediklerine bakınca, Erdoğan’ın hayalindeki yönetim modelini açık açık görebiliyoruz. Mahkemelerin olmadığı bir Türkiye istiyor. ‘Anayasa olmasın. Kanun olmasın. Ben keyfime göre yöneteyim’ diyor.

İslam tarihinden de haberi yok. Bir zamanlar dilinden düşürmediği, ama şimdilerde anmadığı Hz.Ömer’in, valilerden bağımsız kadılar atayarak, yargı bağımsızlığının temelini attığını bilmiyor.

Şu bir cümlelik şeyi hala anlamamış: Hükümet yönetecek, yargı denetleyecek. Burası kabile Devleti değil, aile şirketi hiç değil..

‘Danıştay bu kararları alacaksa,, Ben bırakıp gideyim’ diyor. Anayasayı tanımayacaksan, hukuka uymayacaksan, bırak git zaten! Durduğun kabahat.. Kapı açık, Bırak git!

Türkiye iyi yönetilmeyi hak ediyor..

Milletimiz İYİ Parti’yi bu yüzden kurdu..

Milletimiz mutlu, devletimiz güçlü olsun diye varız..

İYİ Parti, anahtar partidir..

Milletimizin suratına kapatılan kapıları açıyoruz..

Elimizi kesseler kolumuzla tutacağız..

Kolumuzu kesseler, dizimizle tutacağız..

Bir yanda;

‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen Al sancak”

Diyeceğiz..

Diğer yanda;

Al sancak için, “ Varlığım Türk Varlığına armağan olsun”

Diyeceğiz..

Millet yolunda asla geri adım atmayacağız. Yılmayacağız, yorulmayacağız. Çalışacağız. Çok çalışacağız…

Ve…

Başaracağız, başaracağız, başaracağız…

Allah’a emanet olun…”

ErsinTaranoğlu “Demokrasilerde Halkla inatlaşılmaz”

Dost Şehir Sakarya !

18., 19., 20. ve 21. Dönem Sakarya milletvekiliği ile Devlet ve Orman Bakanlıkları yapan  Ersin Taranoğlu “Demokrasilerde Halkla inatlaşılmaz”

Habervole, Sakarya54 ve  Dernekturk   Yöneticileri   Fehmi DUMAN, Sabahattin BİRİNCİ ,Necla BAKAN  ‘ın sorularını  Ersin Taranoğlu cevapladı

ErsinTaranoğlu “Sosyal Projelerin Kar zarar Hesabı Yapılmaz”

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

Vehbi Şahin" Dışarıdan müdahalelerle iktisadî ve sosyal yapımızın tahrip edilmesine izin verilemez"

Türkiye Ekonomi ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Vehbi Şahin” Dışarıdan müdahalelerle iktisadî ve sosyal yapımızın tahrip edilmesine izin verilemez.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine; Atatürk’ün onurlu, tam bağımsızlıkçı çizgisine bağlı; maneviyatçı, demokratik insan hak ve hürriyetlerini evrensel hukuk çerçevesinde benimseyen ve barışçı bir milliyetçilik anlayışına dayalı; hak, hukuk ve meşruiyetten yana bir ülke ve devlet idaresini gaye edinmiştir.

Millî, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, birlik ve bütünlük içinde gelişmesini ve “kerim devlet” anlayışı ile halkına daha iyi bir kamu hizmeti sunabilmesini sağlayacak biçimde çağdaş bir yönetim yapısına kavuşturulmasını elzem görüyoruz. Demokratik anlayışımız tamamen hür bir milli iradedir.

İktisadî karar ve uygulamaların “Milli İktisat Siyaseti” zihniyetiyle gelişen ve değişen dünyanın ekonomi kuramları harmanlanarak üretimin desteklenmesi ve âdil bir bölüşümün gözetilmesi mantığı içinde ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Muhtaçlarına bakan bir toplum dokusu, millî varlığımızın da vicdanıdır. Dışarıdan müdahalelerle iktisadî ve sosyal yapımızın tahrip edilmesine izin verilemez.

Dış Siyasette, Türk Devletleri ile iktisadî, sosyal ve kültürel birlikler kurmaya yönelen; bölge ülkeleriyle işbirliği ve bütün dünya ile yakın ilişki içinde tarihimizin gösterdiği doğrultuda ve siyasî coğrafyamızın imkânlarını değerlendiren çok yönlü ve atak bir anlayıştan yanayız; teslimiyetçi tavırları reddediyoruz.

Biz milletimiz, ülkemiz, bölgemiz ve bütün insanlık için iyi niyetle, ahlâkî kaygılarla ve haklı taleplerle yola çıkıyoruz.

Bizler aileyi Türk toplumunun temeli kabul ediyoruz. Bu çerçevede gençliğin güven içinde, özgürce, refah düzeyi yüksek bir şekilde yaşayan, eğitim gören, düşünen ve Türkiye sevdalısı olma ülküsüne bağlı, moral değerlerle donanmış bireyler olmasını öneriyoruz.

TÜRKİYE EKONOMİ VE KALKINMA; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusu ve ilkesi bölünmez bütünlüğünü gözeten; yurtta ve dünyada barış için çalışan; insanlar arasında din, dil, ırk, mezhep cinsiyet engelli engelsiz ayrımları yapmayan ve gücünü halktan alan bir siyasi kuruluştur. TÜRKİYE EKONOMİ VE KALKINMA PARTİSİ; Dünyada ve Türkiye’de huzuru, barışı ve kardeşliği tesis etmenin milletimizin asli görevi olduğu ülküsüne inanan bir siyasi harekettir.

“İktidar”dan millî iktidarı, “millî iktidar”dan millî hizmeti, “millî hizmet”ten ise önce milletimize, sonra komşularımıza ve bütün insanlığa huzur ve mutluluk taşımayı anlıyoruz.

Partimizin ilkesi özetle; Dik duracağız, Düz Yürüyeceğiz ve Doğru söyleyeceğiz. İktidarımızda “Güçlü Türkiye” hedefine Hakk’a dayanarak ve halkla bütünleşerek başaracağız.     

 

Anavatan Partisi İl Başkanları İstişare Toplantısı Ankara'da Gerçekleşti

Anavatan Partisi Genel Merkezinde  İl Başkanları İstişare Toplantısı Gerçekleştirildi.

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi  31 Mart  2019 Günü Yapılacak olan Yerel Seçimlere Hazırlanan Parti  çalışmalarını İl başkanları ile istişare etti.Yoğun katılımın  olduğu  İstişare  toplantısında Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi  gelecek için yol haritasını anlattı.

ANAVATAN PARTİSİNİN OLMADIĞI SİYASET ÖKSÜZDÜR

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi”Gücünü tarihinden, millî ve manevi değerlerinden alarak, geleceğe güvenle bakan büyük milletimizin, demokrasiye bağlı vatansever evlatlarının üzerine düşen tarihi görev ve sorumluluğun, hür, bağımsız, gelişmiş, itibarlı ve güçlü Türkiye idealinin hizmetkârları ve teminatı olabilme yolunun, millî hedefler etrafında birleşerek, dürüst, medeni ve ölçülü bir siyasî faaliyette bulunmak olduğuna inanırız.
Siyasi aziz milletimiz için mukaddes bir fazilet ve hizmet yarışı olarak telakki eder, siyasî faaliyetin müsamaha ve olgunlukla, kavgadan uzak, medeni bir şekilde yürütülmesini düstur ittihaz ederiz. Demokratik siyasî mücadelenin tek yolu ikna, uzlaşma ve fikirlere hürmet etmek olmalıdır.
Aziz milletimiz çekişmenin, kavganın ve bölücülüğün hiçbir zaman yanında olmamıştır. Geçmişte şu veya bu şekilde kavgaya itilenler ve kendini kavganın içerisinde bulanlar muzdariptir. Kırgınlıkların giderilmesine, yaraların sarılmasına, dostluğun, kardeşliğin ve dayanışmanın geliştirilmesine zaruret vardır.
Milli birliğin muhafazası ve idamesi için milletçe büyük bir dikkat ve gayret sarf etmemizin zarureti, bilhassa yakın tarihimizde cereyan eden üzücü olaylar sebebiyle daha iyi anlaşılmıştır. Aziz vatanımız, dış mihrakların, siyasî ve ideolojik ihtirasların sebep olduğu bölücülük, terör ve anarşi sonucu büyük bir tehlikeye sürüklenmiş, son çare olarak, Silahlı Kuvvetlerimiz 12 Eylül 1980 tarihinde yaptığı müdahale ile bu tehlikeli gidişe son vermiştir.
Bu müdahalenin hemen akabinde Silahlı Kuvvetlerimizin millete verdiği asker sözünün birer birer yerine getirildiğini görmenin verdiği güvenle, demokrasiye geçişin son safhasının da başarı ile tamamlanacağına inanıyoruz.
Milli birlik ve bütünlüğümüzün tartışma konusu dahi yapılmamasını, başta işsizlik olmak üzere, sosyal ve iktisadî meselelerimizin sürekli iyileştirilmesini, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin modern ve ileri Türkiye idealine bağlı, millî ve ahlâki değerlerimizi benimsemiş, ilmi düşünceye sahip olarak yetiştirilmelerini, memleketimizin bir daha böyle tehlikelere düşmemesinin temel şartı sayarız.
Ülkemiz, insanımızın çalışkanlığı ve kabiliyeti, tabii kaynakları ve coğrafi avantajlarıyla gelişmişliğin zirvesinde yer almaya layıktır. Bu cennet vatan tarih boyunca dünyanın en ileri medeniyetlerini bağrından çıkarmanın haklı gururuna, bu aziz millet de gelişmiş ve medeni olmanın tarihi tecrübesine sahiptir. Milletler arasındaki medeniyet yarışında geri kalmamızın meşru ve makul bir sebebi olamaz. Milletimize doğru hedefler gösterildiği, önüne konulan mânialar kaldırıldığı, birlik ve beraberliği bozulmadığı müddetçe aşamayacağı engel, çözemeyeceği mesele yoktur.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve yazı

Bu inanç ve heyecanla memleketimizin önünde yeni başlayan dönem içerisinde cehalet, işsizlik ve fakirlik mutlaka ortadan kaldırılmalı, refah tabana ve geniş kitlelere yayılmalıdır. Bölgeler arasındaki gelişmişlik farkları asgariye indirilmelidir. Konut meselesi kısa zamanda netice alıcı doğru bir yola mutlaka sokulmalıdır. Devlet-vatandaş münasebetlerinde yeni bir anlayışla itimat esas alınarak bürokratik işlemler asgariye indirilmelidir. Devleti vatandaşa rakip değil, onun gücünü ve kabiliyetini geliştiren, teşvik eden bir yardımcı olarak görüyoruz.
Bugün Türkiye’yi az gelişmiş bir ülke olarak görmek mümkün değildir. Bu neticenin alınmasında emeği geçen, milletimize fedakârca hizmet eden devlet adamı, idareci ve vatandaşlarımıza şükranlarımızı arz etmeyi vefa borcumuzun tabii bir ifadesi sayarız.
Memlekete sahip, milletine hizmetkâr, ancak yapabileceğini vaat eden ve vaadinde mutlaka duran, dostluğu, kardeşliği, sevgi ve barışı şiar edinmiş bir anlayışla, bu vatana en verimli bir şekilde hizmet edebileceğimize ve ülkemizi milletlerarası camiada mümtaz ve layık olduğu seviyeye çıkarabileceğimize inanıyoruz.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, takım elbise ve yazı

Anavatan Partisi: Milli hâkimiyeti ve milletin üstünlüğünü, millî birlik ve bütünlüğü her şeyin üzerinde telakki eden;
Millet iradesinin tecellisinin ve millet hâkimiyetinin tesisinin ancak halkın serbest oyunun esas olduğu hür demokratik düzen içerisinde mümkün olabileceğine inanan,
İnsan temel hak ve hürriyetlerini vazgeçilmez kabul eden,
“Adalet mülkün temelidir” anlayışına sahip,
Milliyetçiliği, millî ve manevi değerlere bağlılığı düstur ittihaz eden,
Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk’ün ilke ve inkılâpları istikametinde muasır medeniyet seviyesine erişmeyi hedef alan,
“Asıl olan fertlerin ve toplumun mutluluğudur” görüşü içerisinde sosyal adalete ve fırsat eşitliğine inanmış,
İktisadi kalkınmanın hızlandırılmasını, işsizliğin ve fakirliğin kaldırılmasını, gelir dağılımı farklılıklarının azaltılarak refahını yaygınlaştırılmasını öngören,
İktisadi gelişmede fertlerin teşebbüs gücünü esas kabul eden,

Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin modern ve ileri Türkiye idealine bağlı, millî ve ahlâki değerlerimizi benimsemiş, ilmi düşünceye sahip, herkese karşı sevgi, saygı ve müsamaha besleyen medeni bir insan olarak yetiştirilmelerini millî eğitiminin esası sayan,
Demokratik siyasî mücadelede tek yolu ikna, uzlaşma ve fikirlere hürmet olarak gören; hür, bağımsız, gelişmiş, itibarlı, büyük ve güçlü Türkiye idealine ulaşmayı gaye edinmiş bir siyasî partidir.
Bu programda ve bu programda belirtilen esasların ışığı altında öngörülen hususların gerçekleşmesi maksadıyla her çeşit sosyal, iktisadî, idari, hukuki, politik ve diğer tedbirlerin alınması ve uygulanması için çalışmayı ve mücadele etmeyi aziz milletimize karşı vazgeçilmez görevimiz sayar, siyasî parti oluşumuzun sebebi görürüz.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, Cemil Akbulut dahil, iç mekan

Devlet, başta vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünün korunması olmak üzere, yurdun savunması, emniyet ve asayişin  sağlanması, adaletin temini, sosyal ve iktisadî faaliyet ve hizmetlerin en verimli şekilde yapılabilmesi maksadıyla gene millet tarafından kurulu müesseselerden meydana gelir.
Devlet millet için vardır. Devletin millet ile bütünleşmesi esastır.
Sosyal adalet, sosyal güvenlik ve sosyal yardımın düzenlenmesi ve sağlanması; sosyal hizmet ve faaliyetlerin tanzim, teşvik ve yönlendirilmesi ve gereğinde doğrudan yapılması devletin başlıca görevleri arasındadır.
İktisadi faaliyetlerde devlet genel olarak bütün millete hitap edecek altyapı mahiyetindeki hizmetlere yönelmelidir.
Asıl olan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır.
Devlet müesseselerinin kuruluşunda ve işleyişinde temel prensip işlemlerin müessir, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesidir. Bunun için sistem açık, basit ve kolayca anlaşılır olmalıdır. Devlet kuruluşlarının hakiki veya hükmi şahıslarla ilişkilerinde itimat esastır, şüphe istisnadır.
Sistemin işleyişinde iyiliğin ve faziletin hakim kılınması, verimin geliştirilmesi hedefimizdir.

Görüntünün olası içeriği: 13 kişi, gülümseyen insanlar

Şehirler toplumun aynasıdır. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi şehirlerin düzenli ve planlı oluşu ile ölçülür. Türk insanını gelişmişliğin zirvesinde görmek isteyen partimiz, şehirlerimizin ve şehirlilerimizin meselesine büyük bir önem vermenin zaruretine inanmaktadır.
İktisadi ve sosyal yapımızdaki gelişmeler ve nüfus artışı sebebiyle, köyden şehire akımın devam edeceği muhakkaktır. Ancak, şehirleşme politikamız, büyük şehirlerimizi daha da büyütmek değil, yurt sathına dengeli bir şekilde yayılmış, kendi kendine yeterli, orta büyüklükteki şehirlerimizi geliştirmek hedefini esas alacaktır.


İmar planlarının kısa sürede tamamlanması ve bunların müessir ve disiplinli bir şekilde uygulanmasını sağlayan bir sistemin kurulması zorunludur.
Altyapı, belediye, asayiş ve güvenlik hizmetleri ile birlikte sosyal hizmetler, şehirleşme hızına paralel olarak süratle büyüyen ve bu yüzden süratle ve verimli şekilde hizmet verebilmeleri için sorumluluklarına uygun imkân ve kaynakların sağlanması gereklidir.

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, Ali Karnap dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve takım elbiseGörüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ali Karnap dahil, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlarGörüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlarGörüntünün olası içeriği: 8 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve açık hava

İbrahim ÇELEBİ  Genel Başkan


Tel: 0 (312) 440 71 10  E-Posta: genelbaskan@anavatanpartisi.org.tr

02.01.1966 yılında Kırıkkale’de doğdu.İlk ve orta öğretimini Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde okumuştur.Liseyi Kırıkkale Lisesinde,üniversiteyi Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Bölümünde okumuştur.

ÇELEBİ; Anavatan Partisi’nin kuruluşundan bu tarafa partinin çeşitli kademelerinde görev almış, sırası ile  Gençlik Kolları Başkanlığı, İl Başkanlığı, Genel Başkan Danışmanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunup şu an Partimizin Genel Başkanlık görevini sürdürmektedir. 1988 yılından beri Gıda Hizmet ve Turizm alanlarından ticari hayatını sürdürmektedir. Sosyal alanda da bir çok sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yapmıştır.(Kırıkkale Spor As Başkanlığı,Keskin Spor İkinci Başkanlığı,Kırıkkale Esnaf Odalar Birliği [KESOB]Başkan Vekilliği,Bakkallar Odası Başkanlığı,Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu [TESK] Mesleki Eğitim Birimi Yönetim Kurulu Üyeliği)

İbrahim ÇELEBİ evli ve Metehan ÇELEBİ,Çağatayhan ÇELEBİ ve Selin Seyhan ÇELEBİ isimlerinde üç çocuk babasıdır.