kategori Arşivleri: Akparti Haberleri

AB’nin tüm değerleri, dün Hollanda’da iflas etmiştir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, AK Parti İl Gençlik Kollarınca düzenlenen “Genç Kürsü” programında, konuştu.

Aktay, yaptığı konuşmada halk oylamasında “hayır” cephesine her çeşit desteğini veren bir Avrupa ile karşı karşıya olduklarını söyledi.

Son zamanlarda, bakanların, genel başkan yardımcılarının, milletvekillerinin, Avrupa’daki “evet” kampanyaları için yapacakları tüm toplantıların eften püften gerekçelerle iptal edildiğini belirten Aktay, “O konuda da mert ve dürüst değiller. ‘Güvenlik gerekçesiyle iptal ettik’ diyorlar. Aynı gerekçelerle biz de zaman zaman toplantıları iptal etmiyoruz. Yer değiştiriyoruz.” diye konuştu.

Aktay, yaptıkları bu yer değişikliği gibi düzenlemeler nedeniyle ‘Vay siz Taksim’i neden açmazsınız’ diye Hollanda, Almanya’dan, eleştiriler hatta küfürler aldıklarını vurgulayarak, “Ne oldu şimdi? Bizi neyle eleştirdilerse daha fenasıyla imtihan oldular ve çuvalladılar. Kelimenin tam anlamıyla çuvallıyorlar şu anda. Bizi neyle eleştirdiler; ifade özgürlüğü. Sıradan insanın ifade özgürlüğünü bırakalım, bakanlarımızın ifade özgürlüğünü kısıtlıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Bakanı orada ifade özgürlüğünü kullanamıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Foyaları ortaya çıktı”

Avrupa’nın bu teröristleri kendi evlatları gibi sahiplendiğini dile getiren Aktay, şunları kaydetti:

“Eleştiri ile teröre destek arsındaki ayrımı çok iyi biliyoruz. Onlar da biliyor aslında. Biliyor oldukları halde bizdeki gazeteci görünümündeki teröristleri bu kadar sahipleniyor olmalarının tek sebebi, o teröristlerin kendi evlatları olmasından kaynaklanıyor. Onlar bu teröristleri kendi evlatları gibi sahipleniyorlar. Onları bizim ülkemizdeki casusları gibi görüyorlar ve casuslarına sahip çıkıyorlar. Kendi askerleri gibi görüyorlar ve kendi askerlerine sahip çıkıyorlar. Bunu bugün biraz daha net biçimde gördük. Foyaları ortaya çıktı. Artık mızrakları hiçbir çuvala sığmayacak bir boyuta varmış durumda.”

“Bizim karşımıza tankları topları getirin, biz onlara alışığız”

Aktay, dün akşam Hollanda’da yaşananların aslında Türkiye ile Hollanda veya Avrupa Birliği arasındaki kriz  olarak değerlendirilemeyeceğini olayın ayrı bir boyutu bulunduğunu söyledi. Bu durumun, AB’nin kendi içindeki, onarılamayacak, gizlenemeyecek bir krizi gösterdiğini, Arupa değerlerinin iflas etmesi anlamına geldiğini belirten Aktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa bitmiştir, AB bitmiştir. Avrupa Birliğinin daha bize anlatacağı hiçbir şey yoktur. Bize bahsedeceği, ne bir insanlık değeri, ne bir ifade özgürlüğü, ne demokrasi, ne insan hakları, bunların hiçbiri hakkında artık ağzını açabilecek ne bir yeterliliği ne liyakatı kalmıştır. Bugün AB değerleri Hollanda’da iflas etmiştir. Hollanda’da önce Dışişleri Bakanımızın uçağına izin vermediler. Bu tabii bir skandal. Bunun olabilmesi Avrupa’nın nasıl bir korkunun içerisine, bir korku atmosferi içerisine yuvarlanmış olduğunu göstermesi açısından çok ibretlik bir durum. Avrupa bir akılla yapmıyor bunu. Avrupa, rasyonel bir davranış içinde değil. Ciddi bir akıl tutulması söz konusu. Avrupa değerleri konusunda, Avrupa Birliğinin geleceği konusunda endişe taşıyoruz. AB bu şekilde gidemez. Çünkü AB’nin şimdiye kadar üzerine dayandığı tüm değerler, dün Hollanda’da iflas etmiş bulunuyor. Dün Hollanda’da o atların, o itlerin ayakları altında çiğnenmiş bulunuyor. 15 Temmuz’da tanklara, F-16’lara göğüslerini siper eden gençlerimizin karşısına atları ve itleri çıkarıyorlar. O atları itleri çekin, bizim karşımıza tankları topları getirin, biz onlara alışığız.”

“Biz susalım Kılıçdaroğlu anlatsın”   

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine değinen Aktay, ülkenin geleceğini kurtarmak adına ve güvenli yarınlar için istedikleri anayasa değişikliğinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini daha fazla artırmak için yapılmış bir düzenlemeye indirgenmeye çalışıldığını oysa böyle bir şey olmadığını bildirdi.

“Yalan söylüyorlar. Yalan söyledikleri için Allah şaşırtıyor ve ifşa ediyor” diyen Aktay, şöyle devam etti:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği şey, daha paketin içeriğini bile bilmediğini ortaya koyuyor. Öyle 7’den 70 herkesin bildiği bir şeyi kendisinin hiç bilmediği anlaşılıyor. Bu sistemin özü başbakanlığı ortadan kaldırmak. Başbakanlıkla cumhurbaşkanlığının yetkilerini birleştirmek. Diyor ki ‘Ya ne olacak cumhurbaşkanıyla başbakan ayrı ayrı partileriden olurlarsa, bunu neden halka anlatmıyorsunuz.’ Ya biz halka anlatmamıza gerek yok ki, Sayın Kılıçdaroğlu, zaten halk biliyor, bunu bir sen bilmiyorsun. Şimdi bu gafı yapmış birine, nereden başlayıp anlatalım. Acaba neyi bilmiyor, neyi biliyor. Önce bir alfabeden mi başlasak. Hakikaten bununla ne tartışılır, buna ne anlatılır diyorsunuz, bir noktadan sonra. Arkasından bunu düzeltmek için güya bir açıklama yapıyor. Açıklaması bizim tüm tezlerimizi anlatıyor. Aslında ‘Biz susalım Kılıçdaroğlu anlatsın’ diyeceğimiz türden bir açıklama yapıyor.”

“4-5-6 şiddetindeki bir depreme dayamayacak bir sistem”

Aktay, halk oylamalarının demokrasinin şenliği olduğunu, demokrasinin en iyi bu alanda tezahür ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Yıllardır devam etmekte olan bir tartışma var Türkiye’de. Bu tartışma Türkiye’nin yönetim sistemi tartışmasıdır. Mevcut yönetim sistemi, sürekli olarak kriz ihtimalleri ve riskler barındıran bir sistemdir. Bu yönetim sistemi 4-5-6 şiddetindeki bir depreme dayamayacak bir sistem. En ufak bir toplumsal sarsıntıda bir seçime gittiğimize oy dağılımı bugünkü gibi değil de başka türlü olduğu zaman bizi tekrar koalisyon batağına sürükleyecek. Koalisyonlar Türkiye siyasi tarihinde birer batak olmuştur. Recep Tayyip Erdoğan’ın zamanında onun liderliği sayesinde Allah’a şükür koalisyon tatmıyoruz. Bize diyorlar ya ‘Erdoğan için yapılıyor her şey’ Bilakis bu sisteme en az ihtiyaç duyacak kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü o zaten tek başına iktidarda. O hep tek başına iktidarda. Önemli olan Recep Tayyip Erdoğan sonrası bu sistem nasıl olacak?”

 

 

Başbakan Yıldırım, Yalova Evet Diyor Mitingi’nde konuştu

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Halk Oylaması süreci kapsamında Yalova 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti.

Başbakan Yıldırım, kendisini her zaman sevgiyle, heyecanla, coşkuyla karşılayan Yalova’ya hizmet etmekten yorulmadıklarını, yılmadıklarını dile getirdi.

TARİHİ BİR DEĞİŞİMİN ARİFESİNDEYİZ

Başbakan Yıldırım, 780 bin kilometrekare vatan toprağının her karışının hakkını, hukukunu korumanın gayreti içinde olduklarına dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Ayrıştıran değil birleştiren olduk, 80 milyonu kardeş bildik. Şimdi ülke olarak tarihi bir değişimin arifesindeyiz. 16 Nisan’da aydınlık Türkiye’nin kapılarını ardına kadar açmaya var mısınız? Türkiye’yi büyük hedeflere taşımak için beraber yürümeye var mısınız? Yalova bizimle mi? Yalova’nın gönlü zengin insanları bizimle mi? Milletimiz inanıyorum ki değişime bir kez daha ‘evet’ diyecek, ülke sırtındaki yükleri atacak, ayağındaki prangaları çözecek. 16 Nisan’da söz de karar da milletin olacak. İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün.”

Türkiye’nin artık “2002 öncesinin Türkiyesi” olmadığını belirten Yıldırım, “Biz büyük Türkiye diyoruz, bazıları hala ‘Küçük olsun, bizim olsun’ diyor. Biz daha güçlü bir ülke istiyoruz, onlar ‘Türkiye yerinde saysın’ diyor. Biz daha istikrarlı bir Türkiye hayal ediyoruz, onlar güçlü Türkiye’nin hayalini kurmak bile istemiyor. Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 2023 hedeflerini ve daha ötesini gerçekleştirelim diyoruz, onlar Türkiye’nin bugün geldiği noktayı bile anlamaktan aciz kalıyorlar.” şeklinde konuştu.

BU DÜZEN BÖYLE DEVAM EDEMEZ

Yıldırım, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’te kurulduğunu, kuruluştan bu yana 94 yıl geçtiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

“100 yıla 6 yıl var ama Türkiye, 94 yılda 65 hükümetle tanıştı. 1,5 yıllık hükümetlerle nasıl olacak? Eğer istikrar olsaydı, eğer her 5 yılda bir seçim yapılsaydı, bugün 65. hükümet değil, 19. hükümet kurulacaktı. Soruyorum, buradan güçlü Türkiye, istikrar, güçlü iktidar çıkar mı? Buradan sürekli hizmet, sürekli yatırım çıkar mı? Mevcut sistemde hükümetin ömrü 1,5 yıl bile değil. 1,5 yılda hükümet ne yapabilir, Türkiye’nin hangi sorununu çözebilir? Sadece gelir, hükümet kurulur, tebrikleri kabul ederler, brifingler alırlar. Ondan sonra da valizini toplar giderler. Hizmet bir başka bahara. Bu ülkeye yazık etmez miyiz, bu ülkenin kaynakları, enerjisi boşa harcanırsa bu bir israf olmaz mı? Bu düzen böyle devam edemez.”

Yalova’nın, son 15 yılda AK Parti’ye destek olduğuna işaret eden Yıldırım, “Ülkemize çok güzel işler kazandırdık ama bunun AK Parti’ye bağlı, kişilere bağlı olmadan, gelecek için süreklilik arz etmesi lazım. Bazen diyorlar ki ‘Bu sistemi Recep Tayyip Erdoğan kendisi için istiyor.’ Yalova’dan söylüyorum, getirdiğimiz bu sistem değişikliği Erdoğan için değil her doğan içindir.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, bazı Avrupa ülkelerinin, hükümet üyelerinin yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarıyla, gurbetçilerle, memleket sevdalılarıyla buluşmalarından rahatsızlık duyduğunu, yasaklar getirdiğini anımsattı.

Yıldırım, “Bugünlerde yeri gelince bize demokrasi dersi verenlerin diktatörce uygulamalarını hep birlikte izliyoruz. Açık açık buradan söylüyorum, siz bunu yapmakla ‘Hayır’ kampanyasına destek oluyorsunuz. Onlarda ‘Hayır’ demek serbest, ‘Evet’ demek yasak. Uygulanan bu çifte standart Avrupa’nın demokrasisine, insan hakları savunuculuğuna büyük zarar veriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım, “Terör örgütleri FETÖ, PKK ve yandaşları Avrupa’da elini, kolunu sallayarak gezecek, her türlü propagandayı yapacak, ‘gıkın çıkmayacak’, Türkiye’den bakanlar gidince, milletvekilleri gidince onlara izin vermeyeceksin, yok böyle yağma, ne yaparsanız yapın, vatandaşlarımızla buluşmamıza asla engel olamayacaksınız.” diye konuştu.

Anayasa değişikliğine HDP’nin, Almanya’nın, FETÖ’nün, Hollanda’nın karşı çıktığını, “Hayır” dediğini belirten Yıldırım, “Demek ki bu işte bir yanlışlık var, o halde ‘Evet’ diyeceğiz. Sandıkları da tıka basa dolduracağız, onların da hak ettiği cevabı en iyi şekilde vereceğiz.” ifadelerini kullandı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya Hollanda’da yapılan muamelenin asla kabul edilemez olduğunu vurgulayan Başbakan Yıldırım, “Hollanda, bütün uluslararası diplomatik kuralları hiçe sayarak, Bakanımızın seyahat özgürlüğünü engellemiş ve ülkeyi terk etmeye zorlamıştır. Şunu herkes bilmelidir, Türkiye bunun cevabını en ağır şekilde verecektir. Bir daha ülkemize, vatandaşlarımıza karşı buna benzer aymaz hareketlerin olmaması için gereken neyse yapılacaktır.” dedi.

Başbakan Yıldırım, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına, “5 milyon memleket sevdalısına” seslenerek, “Aman tahriklere kapılmayın, provokasyona gelmeyin. Sizin bu yapılan insanlık dışı uygulamalara vereceğiniz en güzel cevap 16 Nisan’da ‘Evet, evet, evet’ cevabıdır.” şeklinde konuştu.

Yıldırım, milletin, Türkiye’nin yükselişinin devamı, güven ve istikrar için sandığa gideceğini, sandıkta cevabını vereceğini söyledi.

SEÇİMDEN SONRA DA KAYBOLUP GİDENLERDEN DEĞİLİZ

Yalova’ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemden itibaren, 1994’ten beri hizmet ettiklerine dikkati çeken Yıldırım, o dönem Yalova’ya iskeleler yaptıklarını, hızlı feribot seferleri koyduklarını, Kartal’dan, Kabataş’tan, Yenikapı’dan hızlı deniz otobüsleri seferlerini başlattıklarını anlattı.

Başbakan Yıldırım, o dönemde bu hizmetleri yaparken de kendilerine karşı çıkıldığını anımsatarak, şöyle konuştu:

“Buranın belediyesi karşı çıktı, buranın o bildiğimiz ‘Hayır’cı tayfası, istemezükçüleri hep karşı çıktılar ama biz dedik ki murat da bir inattır, yapacağız, Yalova’yı İstanbul’a bağlayacağız.’ dedik. O gün bugün Yalova ile beraberiz çünkü biz meydanlara gelip, oy isteyen, seçimden sonra da kaybolup gidenlerden değiliz. Hesap ortada, kitap ortada, hizmet ortada. 15 yılda Yalova’ya 7 milyar yatırım yaptık, helali hoş olsun. 2002’de Yalova sadece 16 milyon ihracat yaparken, bugün 700 milyon doların üzerinde ihracat yapar hale geldi.

Okullardaki toplam derslik sayısını yüzde 100 artırdık, bin 410 konutu yaptık, hak sahiplerine teslim ettik, adalet sarayını hizmete aldık. 2008’de Yalova’yı üniversite şehri yaptık, gençlik merkezi, yüzme havuzları, Altınova Spor Salonu ve yat limanlarını hizmete aldık. Tersaneler bölgesini Yalova’ya kazandırdık, 10 binden fazla insan çalışıyor, aş-iş temin ediyor. Çınarcık Hastanesi fizik tedavi merkezini açtık, 2005’te Yalova’yı doğalgazla buluşturduk. 15 yılda tarıma ve hayvancılığa önemli destekler yaptık. Çiftçilerimize desteğimiz sürüyor, bu seneden itibaren mazotun yarısını da devlet verecek. Gökçe Barajı’nın su kapasitesini artırdık, Yalova’nın içme suyu problemini çözdük.”

Yalova’ya yapılan bölünmüş yollar, köprüler ve ulaştırma yatırımlarını sayan Yıldırım, “50 senedir körfez köprüsü konuşulur, 1970’ten beri konuşulur. AK Parti konuşmaz, AK Parti yapar. O güzel köprüyü görüyor musunuz? Osman Gazi Köprüsü, 36 ayda, 3 yılda bitti. Dünyanın üçüncü büyük köprüsü. Şimdi buradan çıkıyorsunuz, köprüden geçin, ver elini İstanbul. Bir saat bile sürmez. Köprünün devamını Gemlik’e kadar açtık. Samanlı’daki tüneller bitti. Şimdi Gemlik ve Bursa arasını bugün açıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, kentte yapılacak 400 yataklı şehir hastanesinin temelinin bu yıl içinde atılacağı bildirdi.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hız ve güç katacağını vurgulayan Başbakan Yıldırım, “Türkiye için yeni ve parlak günler 16 Nisan’dan sonra başlayacak. Bu sistemle demokrasimiz daha da gelişecek” diye konuştu.

Yeni sistemle “zırt pırt seçim konuşulmayacağını”, milletin önüne 5 senede bir sandığın getirileceğine değinen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Yönetimde istikrar ve dinamizm olacak. Cumhurbaşkanı ile milletvekilleri aynı gün seçilecek. Seçim akşamı hükümet de milletvekilleri de belli olacak. Artık seçim ertesi hükümet işbaşı yapacak, memleket, millet için 15 Temmuz’un bekçileri, 16 Nisan’ın emekçileri gençlerimiz, kadınlarımız için iş başı yapacak. Cumhurbaşkanı-Meclis arasında bir denge kurulacak, uzlaşma olacak. Bu uzlaşma her şeyi değiştirecek ve ülke bundan kazanacak. Siyaset kurumları kendini yenilemek durumunda kalacak, yenilenmeyenler tarihin tozlu sayfaları içinde kaybolup gidecek. Bugüne kadar değişime direnenler milletin hizasına gelmek zorunda kalacak. Ezber siyaseti yapanlar ya siyaset sahnesinden yok olup gidecek ya da milletin istikametine gelecek.”

BU DEĞİŞİMDEN TÜRKİYE KAZANACAK

Başbakan Yıldırım, hızlı karar alan, icraat yapan etkin bir yönetim modelinin hayata geçirileceğini belirterek, “2023 ve daha ilerisi hedeflere ulaşma hızımız artacak, kalkınma ivmesi kazanılacak” dedi.

Değişiklikle “Meclisin asıl işine bakacağını” belirten Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Hükümeti millet adına denetleyecek, kanunları yapacak. Artık kanunlar hükümet değil, milletvekilleri tarafından Meclise verilecek. Meclis aynı zamanda seçilmiş cumhurbaşkanı ve onun bakanlarını da denetleyecek. Karşılıklı seçim yenileme hakkıyla cumhurbaşkanının hem de Meclisin birlikte seçimlerinin yenilenmesi sağlanmış olacak. Birlikte seçimlerin yenilenme şartı krizleri aşmak, uzlaşmayı sağlamak için önemli bir araç olacak. Hükümet ve Meclisin uyumlu çalışması Türkiye’yi uçuracak. Güçlü hükümet sistemi ülkemizi bölgesinde ve dünyada siyasette, demokraside ve güvenlikte çok daha etkin konuma getirecek. Bu değişimden Türkiye kazanacak, millet kazanacak.”

Yıldırım konuşmasının sonunda alandakilerin, “Kararımız net, oyumuz? Gücümüz millet, oyumuz?  Demokrasiye? Daha çok aş, daha çok iş, daha çok hizmet için? Lider ülke Türkiye için? Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan için?” kararlarını sordu. Alanı dolduran kalabalık Yıldırım’a “Evet” karşılığını verdi.

Mitinge, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatih Şahin, AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Melih Ecertaş, milletvekilleri ile diğer yetkililer katıldı.

 

 

 

Başbakan Yıldırım, yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayımladı

Başbakan Binali Yıldırım, “Darbe teşebbüsleriyle, terörle, tedhişle ülkemizi zayıf düşürmeye çalışanlar, emellerine asla ulaşamayacak, millet-devlet kenetlenmesi karşısında mutlaka hezimete uğrayacaklardır.” değerlendirmesinde bulundu.

Yıldırım, yayımladığı yeni yıl mesajında, Türkiye’nin 2017’de emin adımlarla yoluna devam edeceğini belirtti. Yeni yıla girmenin heyecan ve mutluluğunu bütün vatandaşlarla paylaştığını ifade eden Yıldırım, 2017’nin bütün insanlık için huzur, barış, refah ve istikrar getirmesini temennisinde bulundu.

Şehitlere Allah’tan rahmet, millete de metanet dileyen Yıldırım, bölgesel ve küresel önemi her geçen gün arttan Türkiye’nin zengin imkanları ve muazzam potansiyeliyle büyük atılımlara imza attığını vurguladı.

Milletin hayat standartlarını ve devletin itibarını artırmak için 14 yıldır gösterilen gayretlerin olumlu neticeler verdiğini belirten Yıldırım, ülkenin evrensel ölçülerde bir demokrasiye doğru hızla ilerlediğini ifade etti.

Yıldırım, Türkiye’nin her köşesinde yatırımların devam ettiğine dikkati çekerek, 2016’da “Türkiye’nin parlak geleceğinin nişanesi” olarak nitelendirdiği Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri, Avrasya ve Ilgaz İstiklal tünelleri gibi dev eserleri tek tek hayata geçirdiklerini aktardı.

Dev projelerle Türkiye’yi medeniyet yarışında daha ileri noktalara taşıdıklarının altını çizen Yıldırım, köprülerle kıtaları ve gönülleri birleştirerek milli birlik ve bütünlüğü güçlendirdiklerini ifade etti.

Türkiye’nin imkan ve kaynaklarını ülkeye kazandırdıklarına dikkati çeken Başbakan Yıldırım, sahip olunan tarihi mirası koruyarak ve cumhuriyetin değerlerini savunarak Türkiye’yi demokrasiyle kalkındırdıklarını vurguladı.

basbakanimiz

TERÖRÜ BERTARAF EDECEĞİZ

Binali Yıldırım, mesajına şöyle devam etti:

“Darbe teşebbüsleriyle, terörle, tedhişle ülkemizi zayıf düşürmeye çalışanlar, emellerine asla ulaşamayacak, millet-devlet kenetlenmesi karşısında mutlaka hezimete uğrayacaklardır. Bu yıl da milletçe birbirimize kenetleneceğiz. Ülkemiz, 2017 yılında emin adımlarla yoluna devam edecektir. Demokratik istikrarı, hukuk düzenimizi ve ülkemizin güvenliğini gözümüzün ışığı gibi koruyacağız. Cumhurbaşkanımızın liderliği, muhalefet partilerimizin el birliği ile toplumsal dayanışmayı daha çok büyütecek ve terörü bertaraf edeceğiz. Huzurumuzu, kardeşliğimizi kimse bozamayacak. Aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetine asla halel getirmeyeceğiz. Birlik ve beraberliğimiz devam ettikçe, inanıyorum ki, ülkemizin hukukuna, kardeşliğimize ve demokrasimize yönelebilecek her türlü tehdit bertaraf olmaya mahkum olacaktır.”

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE ÜLKEMİZ VE DEMOKRASİMİZ ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLACAK

2017’yi üreterek, çalışarak en iyi şekilde değerlendireceklerini belirten Yıldırım, “Anayasa değişikliği ile ülkemiz ve demokrasimiz çok daha güçlü olacak. Sınırlarımızı korumakta bir an bile fedakarlıktan kaçınmayacağız. Ülkemizin güvenliğini sağlamak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Yıldırım, şunları kaydetti:

“2017’de sosyal adalete, refah ve ekonomik kalkınmaya daha çok odaklanacağız. Türkiye, demokrasi, insan hakları ve kalkınma yolundaki çabasını yeni başarılarla taçlandırdıkça sadece kendi sınırları içerisinde değil, bölgesinde ve dünyada da bir istikrar ve güç merkezi olacak. Dünyadaki ve bölgemizdeki kritik gelişmelerden dolayı barışçı rolü daha çok anlaşılan Türkiye, insanlık onurunu yükseltmek için küresel ve bölgesel barışın tesisinde sorumluluk üstlenmeye devam edecektir.”

Türkiye’nin ufkunun geniş, önünün açık, yarınlarının umut dolu, geleceğinin de aydınlık olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin yıldızı daha da parlayacak, bütün dünya ülkemizin, milletimizin başarılarını konuşacaktır.” ifadesini kullandı.

Vatandaşların yeni yılını kutlayan Yıldırım, 2017’nin ülke, millet ve bütün insanlık için barış, huzur ve kardeşlik içinde geçmesini diledi.

“Türkiye’de kadın hakları olarak çok önemli ivme katettik”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, “Türkiye’de kadın hakları olarak çok önemli ivme katettik ama bir de yaşadığımız sorunlar var. Kadına karşı şiddet, ayrımcılık gibi. Bunun fikirsel düzeyde bile olmasını artık kabul edemiyoruz.” dedi.

AB hibe fonları kapsamında Atakum Belediyesi koordinatörlüğünde Samsun Olgunlaşma Enstitüsü ve Atakum Halk Eğitim Merkezince hazırlanan, 10’u engelli 50 kadının çini eğitimi alacağı “Üreten Kadın Güçlü Atakum” projesinin tanıtımı dolayısıyla Atakum Belediyesi sosyal tesisinde tören düzenlendi.

Karaaslan, burada yaptığı konuşmada, çiniciliğin UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası’na alındığına dikkati çekti.

Çiniciliğin aynı zamanda Türk kültürünün izlerini taşıyan çok önemli bir sanat olduğunu vurgulayan Karaaslan, hem sanata katkı veren hem de kadınları destekleyen bu projenin önem taşıdığını söyledi.

Kadınlar için yapılacak çok şey bulunduğunu, çok şey de yapıldığını belirten Karaaslan, hayatın her alanında kadının var olması, görünür olması ve görünürlük seviyesinin artmasını istediklerini anlattı.

Toplantıda kendisinin “Samsun’un tek kadın milletvekili” olarak anons edildiğine dikkati çeken Karaaslan, “Bu bana ayrı bir onur verse de bir eksikliği hatırlatıyor. Samsun’umuz hakikaten daha fazlasını hak eden bir şehir. Son iki seçimde benim dışımda diğer partilerde seçilebilecek yerden aday gösterilecek bir hanımefendi yoktu. Şehrimiz açısından ben bunu eksiklik görüyorum.” dedi.

Karaaslan, Türkiye’de kadın hakları açısından nereden nereye geldiklerinin bilindiğini aktararak şöyle devam etti:

“Türkiye’de kadın hakları olarak çok önemli ivme katettik ama bir de yaşadığımız sorunlar var. Kadına karşı şiddet, ayrımcılık gibi. Bunun fikirsel düzeyde bile olmasını artık kabul edemiyoruz. ‘Haydi kızlar okula’ kampanyası ile Türkiye’de 250 binden fazla kız çocuğu okullu oldu. Bunu çok önemsiyoruz çünkü ‘Hayatın içinde olmalıyız’ dediğiniz her şey eğitimle başlıyor. Kız çocuklarının çok okutulmadığı günlerden bugün ailelerin erkek kız çocuğunu ayırt etmediği günlere geldik. Artık aileler çocukların aynı eğitim düzeyinde, hayata aynı seviyeden başlaması gerçeğini kabul etmiş bakış açısına sahip. Hamdolsun, geldiğimiz güzel bir yer.”

Kadın erkek eşitliğine değinen Karaaslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir taraftan da bize dayatılan bir eşitlik meselesi var. Elbette biz eşit değiliz, eşit olsaydık kadın ve erkek diye bir fark olmazdı ama aradığımız her alanda yüzde 100 eşitlik mi? Bence değil çünkü mümkün değil. Aradığımız adalet olmalı. Her alanda adalet, her alanda adaletli dağıtımdan aynı şekilde faydalanabilmeliyiz. Hayatın tüm alanlarında geçerli bu. Bugün karşınızda milletvekili, genel başkan yardımcısı olarak bulunuyorum ama aynı zamanda iki çocuk annesiyim. Evde birtakım sorumluluklarım ve benden beklentiler olduğu kadar, siyasette var olmak için mücadele veriyorum. Aynı zamanda akademik alanın içinde birtakım mücadelenin içindeyim. Bunları yaparak hiçbirinden vazgeçmemek için verilen bir mücadele var.

ak1

Çoğumuzun hayatında bu vardır mutlaka çünkü kadın sorumluluğu, bazen birinde başarılı olmak için ne yazık ki diğerinden vazgeçmeyi gerektirebiliyor. İşte o noktada genç kızlarla uzun uzun sohbet yapmıyorum, sadece kendi hayatımı anlatıyorum. Eğer desteğiniz varsa, aile desteği veya eş desteği olabilir, bu hakikaten olmazsa olmaz ama bunlar varsa hiçbirinden vazgeçmek zorunda değilsiniz. Kadınların hayatta daha çok ön planda var olması için bütün kapılar sonuna kadar açık.”

Projede 10 engellinin yer almasının önem taşıdığını vurgulayan Karaaslan, kadınlar gibi engellilerin de hayatın her alanına ulaşması, bakış acılarına kadar her şeyin yeni baştan dizayn edilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Törende, ilkokul mezunu olmasına rağmen oyun senaryosu yazan ve yöneten, 2. New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülü kazanan Ümmiye Koçak da kadınlara hayat hikayesini anlattı.

Arifiye’de Kurban Bayramı Coşkusu…

Arifiye’de Kurban Bayramı Coşkusu…

Bayramlaşma töreni, Arifiye Belediyesi Kültür Merkezinde, bayramın ikinci günü saat:12.00-13.00 arasında yapıldı.

Bayramlaşma törenine; Ak Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, Arifiye Belediye Başkanı İsmail Karakullukçu, Ak Parti Arifiye İlçe Başkanı Ethem Çınar, Ak Parti Yerel Yönetimler Başkanı Erol Kaya, Ak Parti İl Yönetim Kurulu Üyeleri, Ak Parti İlçe Yönetimi, Eski Arifiye Belediye Başkanlarından Nihat ARSLAN, Belediye Meclis Üyeleri, Muhtarlar, çeşitli kurum ve kuruluşların yöneticileri ve vatandaşlar katıldı.

Bayramlaşma töreninde bir konuşma yapan Başkan İsmail Karakullukçu;” Sayın Milletvekilim, Sayın İlçe Başkanım, Sayın Muhtarlarım, bir Kurban Bayramını daha birlik ve beraberlik içerisinde kutlamanın sevincini yaşıyoruz. Bayramlar, birlik ve beraberliğimizi, kardeşliğimizi pekiştiren müstesna günlerdendir. Aziz milletimizin birliğine, kardeşliğine karşı en son 15 Temmuz’da büyük bir darbe vurulmaya çalışıldı. Dış güçlerin güdümünde, içimizde yuvalanan hainler eliyle, Devletimize ve Milletimize büyük darbe vurulmaya, ülkemiz iç savaşın ve birçok felaketin eşiğine getirilmeye çalışıldı. Bu ülke, ne zaman güçlenmeye, ne zaman kendi silahını yapmaya, ne zaman kendi uçağını, helikopterini, tankını, topunu yapmaya, uzay mekiğini, Dünyanın söz ettiği köprülerini yapmaya. Bölgesinde söz sahibi olmaya başlasa, hemen düğmeye basıp bizi karıştırmaya, sindirmeye çalışıyorlar. Ancak, şunu unutuyorlar, Türkiye, eski Türkiye değil, bizler artık daha bilinçliyiz. Bize karşı kurulan tuzakları Aziz milletimiz görüyor ve anlıyor. Bu bakımdan, bize yapılan saldırıları bertaraf etmek için daha sıkı olmalı, bir birimize daha sıkı sarılmalıyız. Bu bağlamda, bu müstesna bayram gününde, Mübarek Kurban Bayramınızı kutluyor, sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyorum.” Dedi.

Sonrasında söz alan Ak Parti Arifiye İlçe Başkanı Ethem Çınar ise; ”Arkadaşlar öncelikle, Mübarek Kurban Bayramınızı ine içten dileklerimle kutluyorum. Başkanımızın da söylediği gibi Ülkemizin içerisinden geçtiği bu zorlu süreçte hepimiz çok uyanık olmalı, bir birimize kenetlenmeli ve bize karşı kurulan tuzaklara düşmemeliyiz. Çünkü, bizi bir birimize düşürmek için her türlü yolu deniyorlar. Dini duygularımızı ve hassasiyetlerimizi bile kullanmaktan çekinmiyorlar. Bakın bu defa en büyük darbeyi, Fethullah Gülen Cemaati üzerinden vurmaya çalıştılar. Ancak, bir şeyi hesap edemediler, Türkiye artık eski Türkiye değil, başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir Dünya lideri var. Ülkemiz, Dünya’nın her yerindeki Müslümanlara el uzatıyor, onların hayır duasını alıyor. Biz, Türk Milleti olarak bu saldırılardan yılmayıp, çok çalışarak, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu bayram gününde bizleri yalnız bırakmadığı için Sayın Vekilimize çok teşekkür ediyorum. Kurban Bayramınız Mübarek olsun.” dedi.

kurbanb2016-01 kurbanb2016-02 kurbanb2016-03 kurbanb2016-04 kurbanb2016-05 kurbanb2016-06 kurbanb2016-07 kurbanb2016-08 kurbanb2016-09 kurbanb2016-10 kurbanb2016-11 kurbanb2016-12

Ak Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ise yaptığı açıklamada; ”Sayın Başkanım, Sayın İlçe Başkanım ve Değerli Arifiye’li hemşerilerim. 15 Temmuz’da hain bir saldırı girişimi, bir kalkışma yaşadık.  İki yüz elli dört vatan evladını şehit verdik, bin beş yüzün üzerinde gazimiz var. Dış güçler, her türlü yolu deneyerek, Türkiye’nin yükselişini durdurmaya, bizi yeniden eski günlere döndürmeye acıya, göz yaşına mahkum etmeye çalışıyor. Mazlumların koruyucusu ve umudu olan bu ülkeyi, bu ışığı söndürmenin derdindeler. Hamdolsun, bu Aziz Millet, Tankın, topun,  helikopterin önüne çıkarak göğsünü siper edip, vatanına, milletine, bayrağına sahip çıktı. Bu olay bizi sarsıp, gündemimizi değiştirdi. Geçen süreçte tehlike, yeni yeni bertaraf ediliyor.  Ancak, bizim artık yeniden çok çalışmaya, kaldığımız yerden devam etmeye, büyüyüp, gelişmeye ihtiyacımız var. Bakın Almaya’ya, hem birinci,  hem ikinci Dünya Savaşlarında yerle bir olup, taş taş üstünde kalmadı. Ancak 15-20 yıl içerisinde çok çalışarak medeniyetlerini yeniden kurup, yeniden büyük devlet olmayı başardılar. Bakın Japonya, ikinci Dünya Savaşında yerle bir oldu. Bu gün, Dünya’nın en gelişmiş devleri arasında. İşte, bizim de yılmadan, usanmadan çok çalışmamız, ülkemizi geliştirmemiz lazım.  Arkadaşlar Dünya’nın en pahalı arsası üzerinde oturuyoruz. Yine Ülkemizin en pahalı bölgesinde, sanayinin merkezinde oturuyoruz. Tabii ki bizi rahat bırakmayacaklar, bu yüz yıllardır böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak. Biz birimize düştüğümüzde, zayıfladığımızda tepemize binerler. Arifiye bizim göz bebeği ilçelerimizden, her gelişimde, burada yeni bir şeylerin yapıldığını görüyorum. Yapılan yatırımlarla, Sakarya’nın sanayi merkezi olmasının yanı sıra, Eğitim üssü. Başkanımızın yaptığı imar çalışmaları ve sosyal tesisler sayesinde, insanına modern kent yaşamının nimetlerini sunan modern bir ilçe. Bu bakımdan Arifiye, sadece trenin geçtiği bir ilçe olarak değil, Sakarya’nın en gelişmiş en flaş ilçelerinden biri olarak anılmaya başlayacak. Bakın, hemen yanımızda Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından yapılan 2000 öğrenci kapasiteli Kız Öğrenci Yurdunu görüyorum.  Bu kadar büyüğü, bırakın ilçeleri, birçok ilimizde bile yok.  Gar inşaatımız tüm hızıyla sürüyor. Mollaköy  Göletleri ile ilgili hazırladığımız proje,  Süs Bitkiciliği ve Borsasının kurulması Projesi ve hatta Fuar Alanı, Arifiye’yi daha da ileri götürecek, önünü açacak projeler. Siz çok çalışıp proje üretin, sonra gelip bizlerden destek isteyin, Elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız.  Hep birlikte sıkı, kardeş ve birbirine sahip çıkan, ülkesine, milletine, bayrağına bağlı bir nesil yetiştirelim. Çünkü, geleceğimiz buna bağlı. Bu duygu ve düşüncelerle ben de Mübarek Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik ediyorum.” Dedi.

Memuriyetten çıkartılanların toplamı 81494 kişi

Başbakan Binali Yıldırım, FETÖ soruşturmasına ilişkin,”Biz belirli kriterleri ortaya koyduk. Bu örgütle irtibatı, kendi isteğiyle, kendi azmiyle olanlarla, hasbelkader burayla ilişki içinde olmuş olanları birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum”dedi.

Başbakan Yıldırım, Çankaya Köşkü’nde, medya temsilcileriyle bir araya geldi.

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Yıldırım, FETÖ’nün darbe girişiminden sonra yaşanan sürece ilişkin, “Bundan sonra kamuoyunu ne bekliyor? Bürokrasideki operasyonları görüyoruz. Bir taraftan mağduriyet dillendirmeleri var. Süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek” şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:

“Şu hakkı teslim etmemiz gerekir, bu darbe teşebbüsü ile beraber medyamız herhangi bir telkin olmadan, durumdan vazife çıkararak, karşı darbe yapmıştır. Bunu bir kere söylememiz gerekir. Bir hakkı teslim etmemiz gerekir. Darbeye karşı, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın koyduğu net dirayet, Hükümetimizin, bizlerin bu konudaki kararlılığı ‘Asla öyle bir şeye izin vermeyeceğiz ve de sorumluları da hesap verecek’ tarzındaki duruşumuz ve milletin işe sahip çıkması, belki işin sihirli tarafı bu. Darbecilerin veya darbeye kalkışanların hesaplamadığı tek alan bu ve medya diye düşünüyorum. Burada hesapları tutmadı. Dolayısıyla hem millet olarak hem medya olarak hem Hükümet olarak hem Cumhurbaşkanı’mız hep beraber olduk, kenetlendik ve dünya darbeler tarihinde belki de emsali hiç görülmeyecek bir işi gerçekleştirdik. “

ŞAKA GİBİ AMA DEĞİL

Darbe girişiminden sonra bazı Batılıların, Batı dünyasındaki gazetecilerin, yorumcuların, “Darbeciler nerede hata yaptı”yı tartıştığını dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:

“Darbeyi Türkiye defetti, demokrasi kazandı diyecekleri yerde, ‘Şu şu hataları yapmasalardı başarılı olacaklardı’, onları tenkit eden, nerede hata yaptıklarını anlatan haberlere yer verdi. Bundan sonra daha dikkatli olmaları gerektiğini telkin ettiler. Şaka gibi ama değil. Maalesef bunu yaşadık. Zaten hemen darbe sonundaki şaşkınlıkları suçüstü yakalandıklarını ortaya koydu. Büyük bir şaşkınlık geçirdiler. ‘Bize böyle dememişlerdi, ne oldu, hesaplarda terslik mi var’ dercesine tutum içine girdiler. Biz direkt, ispat etmeden kimseye suçlama yapmayız ama bu tutum demokrasiden yana tutum değildir. Bu bizde çok büyük hayalkırıklığı yaşattı.”

BURASI MISIR DEĞİL BURASI TÜRKİYE

Batı’nın da 7 Ağustos Yenikapı fotoğrafından sonra yavaş yavaş gerçekleri görmeye başladığını ve duruşlarını düzeltmek mecburiyetinde kaldığını vurgulayan Yıldırım, “Bunu bir Mısır gibi görmek istediler başlangıçta, Türkiye’deki bu girişimi. Mısır gibi değerlendirmek istediler ama olmadı. Burası Mısır değil burası Türkiye. O farkı hesap edemediler. Şimdi artık işler onlar açısından da normale döndü.” ifadesini kullandı.

“Bizim en azından öngörümüz, vatandaş artık bu darbe teşebbüsüyle darbeyle yatıp kalkmak istemiyor. Vatandaş işine gücüne bakmak istiyor, geleceğini planlamak istiyor, ülkesinin hem içeride hem dışarıda daha güzel şeylerle anılmasını istiyor” diyen Yıldırım, şöyle konuştu:

“En azından bizim kabulümüz bu, bizim olmasını istediğimiz şey bu. Bunu sağlayacak olan kim? Biz yapacağız. Vatandaşa hangi gündemi verirsek vatandaş o gündemle meşgul oluyor. Eğer ilgisini çekiyorsa. İlgisini nasıl çekecek? İnsanların gerçekten hissettiği, düşündüğü beklediği konuları siz öncelikli olarak ele alırsanız o zaman vatandaşla bütünleşmiş olursunuz. Dolayısıyla da her şey rahatlamış olur. Biz buna dikkat edeceğiz. Ne yapacağız? Önümüzde bir sorunumuz var. Sorunun en acıtıcı tarafını hallettik ama arkasında bir temizlik, tamir, bakım işi var, bir de yani toplumsal birlikteliği muhafaza etme işi var. Bunu bu darbeyle başardık. Siyasi partiler de başta Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere burada çok net duruş ortaya koydular darbeden, tanktan tüfekten yana değil demokrasiden yana bir dayanışma içine girdiler. Bizi hemen aradılar, görüştük, desteklerini verdiler hatta bu süreç, darbe girişiminden sonra da devam etti. ‘Yenikapı’dan sonra da biz bunu, bu birlikteliği gözümüz gibi koruyacağız’ diye milyonlara taahhüdümüz var. Hakikaten bunu korumak zorundayız. Buna ihtiyacımız var. Çünkü toplumun kenetlenmesi, bir, beraber olması, hem içeride hem dışarıda ülkemiz hakkında iyi düşünmeyenlere çok önemli cevap niteliği taşıyor.”

“Burada en önemli konu, bu suç örgütüyle irtibatı olan, ilişkisi olan kişilerin tespit edilip cezalandırılması” ifadesini kullanan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunların bir kısmı zaten suç üstü yapıldı ve adalete teslim edildi. Onlarda sorun yok. Ama bu darbe girişiminde bilfiil, görev almamış, fakat arka planında görev almış veya yıllardan beri bu altyapının hazırlanmasında aktif katkısı olmuş bütün herkesin çok titiz bir çalışmayla belirlenmesi lazım ve adalete teslim edilmesi lazım. Bunlar nerede var? Bürokraside var, bürokrasi deyince asker, yargı, sivil bürokrasi, bütün bakanlıklar, bütün yerel yönetimler, yani devletin 3 milyonu aşan memur çalışan bunların içerisinde var, iş aleminde var, üniversite camiasında var, toplumun bütün kesimlerinde var bunlar. Bu bir sır değil. Burada tabii bunları nasıl tespit edeceğiz, burada hatasız nasıl iş yapacağız, herkesin kafasındaki soru bu. Yani kolay bir iş olduğunu söylemiyorum.”

BİZİM İÇİN ÖLÇÜ 17-25 ARALIK SONRASIDIR

FETÖ’nün kapalı bir örgüt yapısı olduğuna işaret eden Yıldırım, dolayısıyla üyelerinin tespit noktasında da zorluklar bulunduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Peki ne yapacağız? Biz belirli kriterleri ortaya koyduk. Bu örgütle irtibatı, kendi isteğiyle, kendi azmiyle olanlarla, hasbelkader burayla ilişki içinde olmuş olanları birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada da ölçüyü ta 1973’ten beri alamayız, bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır. 17-25 Aralık sonrasındaki örgütle ilişkilerde eğer bilerek ve isteyerek bizatihi örgütün, bizatihi ekonomik faaliyetlerine, sosyal faaliyetlerine, siyasi faaliyetlerine katılmışsa bunları tespit edecek araçlarımız var. Bu bir ölçü. Buna bakıyoruz. Bunların kendi kurdukları iletişim ağları var, özel. Yani hiç kimsenin kullanmadığı bir iletişim altyapısı kurmuşlar, o iletişim altyapısında 50 binin üzerinde isim var. Bunlar üzerinde gidiliyor.”

Örgütün elemanlarının belirlenmesinde emniyet istihbarat biriminin kayıtlarının da dikkate alındığını dile getiren Yıldırım, “Buradaki kayıtlar da tabii 17-25 Aralık öncesine de var, sonrasına da var. Burada milat 17-25 Aralık olarak belirlediğimiz için önceki kayıtları dikkate almayacağız. Bir başka konu, MİT’in tespitleri var. Devlet Denetleme Kurulunun tespitleri var. Bir de bakanlıkların kendi tespitleri var. Yani bilinen herkesin ortak kanaati şu şu isimler, örgütle doğrudan temaslı, bunlar biliniyor. Yani ne denir, kuvvetli şüphe böyle bir şey var, kanaat var. Eskiden beri biliniyor ama örgüt masum kabul edildiği için darbe girişimine kadar veya 17-25 Aralık, o da değil 7 Şubat 2012 bir adım, örgütün Hükümete karşı ilk yönelmesi odur. Ondan önce Balyoz, Ergenekon gibi davalarda etkin oldu, Hükümete karşı orada başlıyor. Dershanelerin kapatılması, MİT Başkanı’nın alınmaya çalışılması, Gezi olayları sonrası tutumları ve 17-25 Aralık ve sonrasında gelişen olaylar.” şeklinde  konuştu.

Örgüte üye olan ve olmayanların aynı ailede olması durumunda esas aldıkları kritere değinen Yıldırım, şöyle dedi:

“Aynı ailede bireyler var, birisi hakikaten örgütün aktif içinde, birisi değil. Ya bu kan bağına şeyine bakmak lazım, neticede, bu bir diyelim ki kocası kamuda üst bir düzey yönetici, hanımı abla. İşte burada nasıl davranacağız önemli. Burada da 17-25 Aralık’tan sonraki faaliyetlerde acaba örgütle devam ediyor, eşine rağmen devam ediyor ve ilişkilerinde herhangi bir sorun yok. Bir müdahale yok, orada risk var. Tabii suçların şahsiliği esas olmak itibarıyla bir de o suça iştirak etme, etmeme gibi durumları da dikkate almak lazım. İşin bu kısmı bizim işimiz değildir. Bu kısmı yargının işi. Burada bize çok soru geliyor. İşte ailede şu var, bu var. Siz bütün herkesi sorumlu tutuyorsunuz. Bu doğru değil, bunu yapmamamız lazım. Her şeye rağmen biz birinin suçundan dolayı başkasını sorumlu tutarsak, bu hukuk devletinde olan bir şey değil, doğru yapmamış oluruz.

Bunun da sürekli gündemde kalmasını istemiyoruz. Yani kamuoyunun bu işle sürekle meşgul edilmesi, ülkemizin hayrına değil. Milletin de hayrına değildir. Biz bir yandan bir şey sağlamaya çalışıyoruz, birliktelik. Ayrışmayı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yapacağımız çalışmaların da bir ayrışma konusu olmamasına dikkat etmemiz lazım. Bizim için kritik konu bu. O yüzden de bunu bir an önce minimum hata ile, hatasız çok iddialı bir şey, hatasız yaparız dersek bu inandırıcı değil ve mümkün de değil. Elimizdeki veriler, sınırlı. Örgütle ilgili yapı çok kapalı. Hiç, eğer öyle olmasa yıllardır yanında taşıdığı adam, koluna kelepçe takıyor, kuvvet komutanın, Genelkurmay Başkanı’nın. İşin vahametini anlamak için başka örneğe gerek yok. O yüzden burada titiz davranmamız lazım.”

KURUMLARI DEĞİL KİŞİLERİ ESAS ALACAĞIZ

“Normalleşme esas, normalleşme millet için çok önemli. Hele hele ekonomi tarafı, iş dünyası tarafı daha da önemli.” diyen Yıldırım, şunları söyledi:

“Nasıl önemli? Şimdi burada diyelim ki bir hakikaten örgütün finans kaynağının sağlayan firmalar var. Artık kamuoyu tarafından bilinen, gizli saklı olmayan, bunlarla ilgili bir tereddüt yok. Bir de bazı firmalar da var. Bunlarla hakikaten iç içe girmiş yöneticileri, sahipleri bunlarla isteyerek, yahut istemeyerek hareket ediyor fakat firma da ülkenin bir değeri olmuş. Binlerce çalışanı var. Burada da ölçümüz şu; kurumları değil kişileri esas alacağız. Cezalandırmayı kuruma değil kişiye yapacağız. Tıpkı bizim parti kapatma konusundaki bakışımız gibi. Partinin bir mensubu yanlış yaptı diye partiyi kapatma fikri ne kadar demokratik değilse veya hukuki değilse burada da durum aynı. Orada kişiler hedef  alınacak, onlar ayıklanacak. Kurum çalışmaya, üretmeye devam edecek. Aksi halde ekonomi de olumsuz etkileniyor. Şimdi bizi arayan var, ‘Ben vaktiyle buraya mal vermiştim, ben şimdi FETÖ’CÜ müyüm, ne yapacağım’ diye endişe ediyor. Bankalar, ‘FETÖ’cülere kredi verdim’ diye sorgu sual olur mu, bu tehlikeli bir şey. Böyle yola girdiğimiz zaman maazallah FETÖ darbesinden daha çok sıkıntılar yaşarız. Ekonomik olarak yani istihdamın azalması, ekonomide durgunluk, büyüme oranının ayağı düşmesi gibi risklere karış biz tedbirli olmalıyız.”

DOLAYLI İLİŞKİLER TERÖR ÖRĞÜTÜ MENSUBU GİBİ MUAMELE GÖRMEYECEK

Başbakan Yıldırım, terörün finanse edilmesinin uluslararası bir suç olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:

“Dolayısıyla bu suça bilerek, isteyerek katılanlar affedilmeyecek. Bunlar cezalandırılacak ancak bunlarla iş yapmış, mal vermiş, mal almış, ticaret yapmış, bunları sorumlu tutamayız. Burada da ölçümüz 17-25 Aralık. İş yapmaya devam etmiş, ilişkilerini geliştirmiş. Bunu da masum sayamayız sadece basit bir ticari münasebet dışında 17-25 Aralık’tan sonra bu bilinen terörün finansmanını sağlayan şirketlerle çok derin ilişkileri devam ettirenler varsa onlar da sorumlu olacak ancak orada şirketin kendisi değil bu işin içinde olan yöneticileri veya ortakları sorgulanacak veya onlardan hesap soracak. Burayı da kim yapıyor, bu işi, MASAK yapacak. Mali işlerle ilgili konuların takipçisi MASAK olacak. MASAK’ın vereceği raporlara göre işlem yapılacak. Dolaylı ilişkiler aslında terör örgütü mensubu gibi bir muamele görmeyecek.”

“Batı’nın tutumundan, ‘Türkiye’nin duyduğu üzüntüyü, kaygıyı’ ifade ettiniz. Vize meselesi ve terörist başının ABD’den iadesi gibi konularda Türkiye sert bir söylem belirledi. Sonuna kadar bunun arkasında kalınacak mı yoksa bir yumuşama olacak mı?” soruna, Yıldırım, “Terörist başının Türkiye’ye gelip, yargılanmasından başka bir uzlaşı yolu yok. Bu kadar bedel ödet Türkiye’ye… 240 şehidimiz, 2 bin 195 gazimiz var, diğer tahribatı, toplumsal, psikolojik, maddi onları hiç saymıyorum. Bunlar ortadayken bir uzlaşma diye bir şey olmaz.” yanıtını verdi.

BASBAKAN

Amerika’nın Türkiye’nin dostu, stratejik ortağı olduğunu anımsatan Yıldırım, bu ülke ile 1950’den beri ilişkilerin gittikçe geliştiğini, birçok alanda müttefik olunduğunu ifade etti.

Yıldırım, Amerika’nın, bunca olaydan sonra “ipe un sererek”, Gülen’in iadesini geçiştirme yoluna gidemeyeceğini vurgulayarak, “Ayan beyan, ayna gibi bu adamın bunu yaptığı, yaptırdığı belli. Adamlar bülbül gibi ötmeye başladı. Kendini kurtarmak için doğruları söylüyor. Dolayısıyla bütün bunlar ortadayken, kalkıp aksine bir tutum içine girmeye devam ederse, o zaman bu milletin, 79 milyonun hissiyatını görmemiş olur ve bizden de şunu bekleme hakkı yok, ‘Niye sizin vatandaşlarınız, bize kötü gözle bakıyor?’ Ne yapsın vatandaş yani? İyi mi ettiniz vermemekle, bunu mu bekliyor?” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Hadi şu darbe teşebbüsü olmadan önce efendim ‘Delildi, bilmem neydi’ diye birtakım itirazlar vardı. Diyelim ki yeterince ikna edici şeyler yok, bizim için açık da… Öyle düşünseler bile anlaşılabilirdi ama şu anda, 15 Temmuz’dan sonra böyle bir şey düşünmeleri hiç ama hiç iyi niyetle, dostlukla bağdaşmaz. Bu konuda olumlu adımlar atılmıyor mu? Atılıyor. Hakkı teslim etmek lazım. 15 Temmuz sonrası Amerika’nın yaklaşımı, 15 Temmuz öncesine göre çok farklı. 22’sinde bir heyet gönderiyorlar, teknik heyet, hukukçular gelip burada bizimkilerle görüşecek. 24’ünde Başkan Yardımcısı geliyor, onunla değerlendireceğiz. Daha önce Genelkurmay Başkanları geldi. Bizden heyet gidecek, dosyalar orada, inceleniyor. Ben burada olumlu bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. Aksi bir durum söz konusu olamaz. Bunu Amerika kendisine izah edemez, Türkiye ile ilişkileri bakımından izah edemez. Amerika hakkında yayılan kanaati önlemenin tek yolu bu adamı buraya teslim etmektir ve Türk adaletine yaptıklarının hesabını sormasını temin etmesidir.”

“Türkiye’ye, 24 Ağustos’ta ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden mi yoksa ABD Dışişleri Bakanı John Kerry mi gelecek?” sorusu üzerine Yıldırım, Biden’in geleceğini söyledi.

15 TEMMUZ’DAN SONRA TEMİZLİK İŞİ HIZLANDI

“Geçmiş dönemlerden, FETÖ üyelerini sorgulayanların da FETÖ üyesi olduğunu gördük. MASAK ve diğer kurumlara artık yüzde yüz güveniyor muyuz?” sorusuna, Yıldırım, “Bu endişeler yersiz değil, bu endişeler giderek azalsa da var. Baştan beri söylediğim, örgüt kapalı. Bu, bizim en büyük zorluğumuz. Burada hala örgütün ‘kripto’ diye tabir edilen elemanları olabilir. Yapabildiğimiz kadar ayıklama, temizlik yapıyoruz ama buna rağmen kalmış olabilenler mümkündür. Onun için birkaç çapraz kontrolü yaparak, nihai kararı veriyoruz. Bundan başka da elimizde başka bir konu yok.” yanıtını verdi.

Kurumlarda, kritik noktalardaki karar verici kişilerle ilgili 2014’ün Aralık ayından sonra bir çalışmanın yapıldığını hatırlatan Yıldırım, “15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu süreç hızlandırıldı, bu temizlik işi. Dolayısıyla büyük oranda burada yapılan çalışmalarda hata payının azaltıldığını düşünüyoruz ama ‘Sıfır hatayla yapacağız’, çok iddialı bir şey olur. O hatayı da yargı düzeltecek. Bizim verdiğimiz karar, bir yargı kararı değil, yargının olayı aydınlatması için bir ön çalışma niteliğindedir. Yargı işin sonunda doğrusunu tespit edecektir.” ifadesini kulandı.

Yıldırım, dış ülkelerin, başlangıçta yaptıklarını affettirecek bir tutuma girmeleri için fırsatın olduğunu, bunu beklediklerini kaydetti.

RUSYA İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ HER BAKIMDAN  İYİ 

FETÖ’nün darbe girişiminin sivil ayağının kimlerden oluştuğunun ortaya çıkıp çıkmadığıyla ilgili bir soru üzerine Yıldırım, şu yanıtı verdi:

“Darbenin sivil ayağıyla ilgili elimizde somut bir şey yok. Orada da dedikodular var. Bizim bildiğimiz tek şey, Sulh Konseyi’ndeki bütün isimleri içerideler. Onlardan dışarıda olan kimse yok. Onların hazırladığı listelerde de müsteşar var belediye başkanları var. Daha üzerinde bir şey yok. Genelkurmay Başkanının karşılığı da boş bırakılmış. Sivil ayağıyla ilgili paylaşacağımız bilgi yok. Çeşitli söylentiler ve iddialar var.”

Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımların Suriye meselesine nasıl yansıyacağının sorulması üzerine Yıldırım, şunları söyledi:

“Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi her bakımdan iyi. Türkiye’nin önemli bir ticaret ortağı ve komşusu. Karadeniz’i birlikte paylaşıyoruz. Olması gereken normalleşmeydi. Uçak krizinin ardından ilişkilerde kötüleşme oldu ama bağlar kopmadı, yani hep düzelmesi seçeneğini bir kenarda tuttuk. Nihayet düzelme sürecine girdi. Tekrar 24 Kasım öncesine dönmesi hemen bir günde olmaz, adım adım. Bu süreç başladı, bu adımlar atılıyor. İş adamları gidip geliyor, turizmde adımlar atıldı. Enerji, ulaşım konularında işbirliğine hız verilmesi kararlaştırıldı. Tarım konusunda biraz daha ağır gidiyor, orada da zamana bağlı olarak iyileşme devam edecek. Suriye politikası bakımında Rusya’nın Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin çok büyük faydası var. Orada çözüm için birbirine zıt iki pozisyon varken, şimdi çözüme yönelik birlikte çalışma istek ve iradesi var. Bu bir kere en temel değişiklik. O halde ne oldu, buna İran’ı ve Amerika’yı da katarsanız Türkiye ile beraber bu sorunun çözümü için şartlar gittikçe olumlu hale geliyor ve bunun çözüme çok ciddi katkısı olacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki 6 aylık süre içerisinde Suriye konusunda kayda değer gelişmeler yaşarsak şaşmayın.”

SİLAHLI KUVVETLER GÖZBEBEĞİMİZ BİR KURULUŞUMUZ

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde darbeye karışmamış olan askerlerin, kimi vatandaşların bazı olumsuz tepkisiyle karşılaştığı yönündeki bir olayın anlatılması ve benzer şeylerin yaşanmaması için nelerin yapılacağı yönündeki bir soru üzerine Yıldırım, “Biz başından beri asker elbisesi içerisindeki teröristler ile Silahlı Kuvvetlerin ülkesini, milletini, bayrağını seven mensuplarının birbirinden ayrı olduğunu hep söyledik. Bu bizim, ‘Peygamber Ocağı’ dediğimiz, gözbebeğimiz bir kuruluşumuz. Buradaki yanlışlardan dolayı burayı yıpratmak, sorumlu tutmak bize yakışmaz, bizim milletimize yakışmaz.” yanıtını verdi.

Vatandaşların tepkisinin anlamaya çalıştıklarını dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bu konudaki serzeniş yerindedir. Bu kadar yaşanan kötü olaylardan sonra böyle düşünmesi vatandaşın ayıplanacak bir şey değil. Bunu torunum bana söyledi. 11 yaşındaki çocuk ‘Bunlar bizim askerimiz, neden bizim insanımızı öldürüyorlar?’ diyor.  Biz bunu tamir edici her türlü tedbiri alıyoruz. Yenikapı’da Genelkurmay Başkanına 5 milyon vatandaşın karşısında ‘çık konuş’ demek bile, burada Silahlı Kuvvetlerin kurumsal kimliğinin ayrı tutulduğunun en güzel örneğidir. O yüzden bundan sonra yapılacak şey, Silahlı Kuvvetlerin kendi içerisinde bu konularda hiçbir gecikmeye mahal vermeden çalışmalarını titiz şekilde yapmasıdır ve süratle bu sarmaldan çıkmasıdır. Bunun alt yapısını biz hazırladık. Her türlü desteği veriyoruz. Moral değerleri süratle düzeldi. Daha azimli ve kararlılar. Askerler, ‘Balkan Harbi’nden beri biz böyle bir zillet yaşamadık. Biz bunun hesabını soracağız’ diyorlar. Bu kararlılıkta olmaları iyi bir şey. Bölücü terör örgütü ve FETÖ ile mücadele de bu çok önemli. Devlette açığa alınan 76 bin 597 kişi. Memuriyetten çıkartılan 4 bin 897 kişi. Bunların 3 binden fazlası asker, bir kısmı hakim, bir kısmı da sivil memur. Hem açığa alınanlar hem de memuriyetten çıkartılanların toplamı 81 bin 494 kişi.”

Nükhet Hotar, kamyonla Taksim’e çıkan Şerife Boz’u ziyaret etti

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine tepki göstermek amacıyla kamyonla Taksim’e çıkan Şerife Boz’u evinde ziyaret etti.

Darbe girişimine tepki göstermek amacıyla kamyonla Taksim’e çıkan Şerife Boz’u, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar ve beraberindeki AK Parti Gümüşhane Milletvekili Hacı Osman Akgül, AK Parti Genel Merkezi AR-GE Başkan Yardımcısı Osman Coşkun ve Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Haberleri Editörü Hüseyin Altınalan ziyaret etti.

Boz’un Beykoz’daki evinde gerçekleşen ziyaretin ardından açıklama yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hotar, tarihe tanıklık edebilmek için kamuoyunun “Şerife bacı” olarak tanıdığı Şerife Boz ve eşinin misafiri olduklarını belirtti.

Hotar, 15 Temmuz darbe girişiminin çok hain, kanlı ve acı bir sürecin adı olduğunu kaydederek, “Maalesef bizim çocuklarımızın da hafızasına darbe kavramı gibi olumsuz olayları kazıdılar. Her şeyden önce bu girişimde bulunanların hem Allah katında hem de ülkesini, bayrağını, milletini seven vatandaşın gönlünde, gözünde hak ettiği yerde olmasını diliyorum.” diye konuştu.

Misafirperverliğinden dolayı Boz ailesine teşekkür eden Hotar, Şerife Hanım’ın gösterdiği kahramanlığın kendilerinin çocuklarına, çocuklarının da kendi çocuklarına mutlaka anlatacağına dikkati çekti.

boz

O akşam yaşadıklarını misafirlerine anlatan Şerife Boz ise, “Çok mutlu olduk. Bir Türk kadını olarak çok gururlandım. Allah razı olsun.” ifadelerini kullandı.

Ziyaret esnasında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar tarafından, partinin AR-GE başkanlığı adına Şerife Boz’a bir tablo hediye edildi.

Başbakan Yıldırım, demokrasi nöbeti’ tutan vatandaşlara seslendi

Başbakan Yıldırım, “Avrupa duysun, dünya duysun, Türkiye’nin bütün düşmanları duysun, Türkiye bugün 15 Temmuz öncesine göre daha güçlüdür. Türkiye dimdik ayaktadır.” dedi.

Çankaya Köşkü’nden meydanlara telekonferansla bağlanan Yıldırım, “demokrasi nöbeti” tutan vatandaşlara hitap etti.

Başbakan Yıldırım, 15 Temmuz akşamından itibaren demokrasi meşalesini yakan vatandaşların meydanları doldurduğunu söyledi.

Yıldırım, darbecilerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmek istediğini, Meclisi bombaladığını ve Hükümeti kaldırmak istediğini vurgulayarak, “Milletle bağımızı koparmak istedi. Münafıklar bunu başaramadılar. Millet iradesine milletin silahlarıyla saldırdılar ama Allah’ın yardımı, milletin aklıselimiyle bu darbe bozuntularının emelini boşa çıkardık. Dimdik ayaktayız. Milletimiz tüm renkleriyle sokakta.” diye konuştu.

Milletin tüm farklılıklarıyla demokrasiye sahip çıktığını ifade eden Yıldırım, birlikte Türkiye’ye sahip çıktıklarını 79 milyon vatandaşın ayağa kalktığını, bir milletin istikbaline ve istiklaline böyle sahip çıktığını kaydetti.

Yıldırım, Türkiye’nin FETÖ’cüler karşısında tek yumruk olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Savaş uçakları kaldırırsak millete boyun eğdiririz zannettiler. Ancak bu aziz millet bu darbecilere dersini verdi. Bombaları, saldırıları yürekleriyle söndürdüler. Bayrağı ve milli iradeyi çiğnetmediler. Milletimiz bu süreçte demokrasiye, milli iradeye en güçlü şekilde sahip çıktı. Devletini, bayrağını dış güçlerin maşalarına asla teslim etmedi. Allah bütün milletimizden razı olsun. Millet iradesine, geleceğinize, hukuk devletine ve bayrağınıza sahip çıktınız. Her şeyden önce demokrasiye sahip çıktınız. Görevinizi şanla, şerefle yaptınız. Son nefesimize kadar biz de Hükümet olarak emrinizdeyiz.”

HAMDOLSUN MİLLET OLARAK BÜYÜK MUTABAKAT SAĞLADIK

Karanlık gecenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözüyle aydınlandığını ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:

“Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘İnin meydanlara, darbecilere dersini verelim. Milletin ve Hakkın gücünden başka bir güç tanımayız. Kefenimizi giyerek bu yola çıktık. Bu yolda ölmeye hazırız. Milletin iradesini asla darbecilere teslim etmeyiz’ dedi. Tankların karşısında dimdik durdunuz. Ruhunu başka ülkelere satan FETÖ’ye dersini verdiniz. Millet iradesi dimdik ayakta. Milletin silahını millete doğrultanı siz dize getirdiniz. Hamdolsun millet olarak büyük mutabakat sağladık. Bütün siyasi hesapları bir tarafa bıraktık farklılıklarımızı aynı potada erittik. Bu güzel birliği inşallah devam ettireceğiz. Birbirimizin hukukuna sahip çıkacağız. Ülkemiz düşmanlarına en güzel cevap; birlik, beraberlik ve kardeşliğimizdir. Bunu özenle koruyacağız. Bir millet olma şuurunu daha da güçlendireceğiz.”

Yıldırım, Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu, hukukun işlediğini ve buna kast edenlerin cezasını mutlaka alacağına işaret etti.

Darbeci hainlere asla müsamaha gösterilmeyeceğine dikkati çeken Yıldırım, “Ancak bu görevi yaparken intikam ve merhamet duygusuyla değil, adalet anlayışıyla bunun hesabını göreceğiz. Ordumuz gözbebeğimizdir. Mehmetçik bizim canımızdır. Kışlalar peygamber ocağıdır. Ordu ve emniyetteki hainlerle şanlı ordumuzu ve emniyet kuruluşlarımızı birbirinden ayırt edelim” şeklinde konuştu.

Darbe girişimini başlatanların, subay elbisesi içerisine girmiş katiller, caniler ve FETÖ terör örgütünün elemanları olduğunu ifade eden Yıldırım, bu kişilerle ülkesini, milletini, bayrağını seven subayların, askerlerin asla karıştırılmaması gerektiğini bildirdi.

Yıldırım, yaptıkları reformlarla, ordu ve emniyetin daha da güçlü hale geleceğini vurgulayarak, “Şehitlerimizi, demokrasi kahramanlarımızı, gazilerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Şehitlerimizin emanetine sonuna kadar sahip çıkacağız. Çıkardığımız kanunlarla şehit ailelerini ve gazilerimizi devletin himayesine aldık” ifadelerini kullandı.

EKONOMİMİZ SAPASAĞLAM  AYAKTADIR

Türkiye’nin ekonomisinin 15 Temmuz darbesinde en güzel sınavını verdiğini dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:

“Ekonomimiz sapasağlam ayaktadır. En ufak bir sarsıntı, en ufak bir esneme olmamıştır. Bu da bazılarının canını sıkmış, varsın olsun, ‘not düşürelim’ demişler, varsın düşürsünler. Ama biz başkalarının verdiği nota göre ayakta değiliz. Bize notu 79 milyon vatan evladı verdi. Nasıl verdi? O gün bankalara koştular, dövizlerini bozdurdular, bunların oyunlarını da kursaklarında bıraktılar. İşte millet böyle olur. İşte birlikte olmak, vatandaşla beraber olmak böyle olur. Bu günlerde Türk milleti ne kadar asil olduğunu bir kez daha bütün dünyaya gösterdi. Değerli kardeşlerim siz meydanlara sahip olun gerisini bize bırakın. Siz orada işinizi yapacaksınız biz de burada bu işi başımıza saranların hesabını göreceğiz. Gerekli tüm düzenlemeleri yapıyoruz. Bir daha bu ülkeyi darbelerle dünya kamuoyunda küçük düşürmeye çalışan gruplara, çetelere fırsat vermeyecek şekilde işlerimizi düzene koyduk, koymaya devam ediyoruz.”

bas

TÜRKİYE BUGÜN 15 TEMMUZ ÖNCESİNE GÖRE DAHA GÜÇLÜDÜR

“Dinimizi kirleten bu istismarcılara asla geçit vermeyeceğiz” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dinimizi, bu din sömürücülerine karşı daha da koruyacağız Allah’ın izniyle. Dinimize de sahip çıkacağız, vatanımıza da sahip çıkacağız. Ülkemin güzel insanları, vatanın, milletin mili iradenin yılmaz savunucuları, Avrupa duysun, dünya duysun, Türkiye’nin tüm düşmanları duysun, Türkiye bugün 15 Temmuz öncesine göre daha güçlüdür. Meclisimiz daha da güçlenmiştir, siyaset kurumları bugün daha da itibarlı hale gelmiştir. Demokrasimiz bugün daha da güçlenmiştir, hukuk devleti daha da güçlenmiştir. Türkiye dimdik ayaktadır. Allah hepinizden razı olsun.”

Başbakan Yıldırım, TBMM grup toplantısında konuştu

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım, TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yıldırım, “15 Temmuz akşamı Türkiye kelimenin tam anlamıyla uçurumun kenarından dönmüştür. Eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı bugün ne anayasa olacaktı ne hukuk işleyecekti ne de Gazi Meclis var olacaktı. Siyasi partiler kapatılmış olacak ve siyasi irade tamamen yok edilecekti.” dedi.

15 Temmuz hain darbe girişiminin hem devlette hem de millette açtığı yarayı ve tahribatı onarmak için Meclis Grubu ve hükümet olarak olağanüstü bir gayret içinde olduklarını belirten Yıldırım, darbe girişiminin daha ilk saatlerinden itibaren yurdun her köşesinde savcıların derhal harekete geçtiğini ve hukukun işlemeye başladığını hatırlattı.

Yıldırım, polisin bir yandan darbe girişimine karşı vatandaşlarla birlikte kahramanca mücadele verirken bir yandan da yurdun dört bir tarafında asayişin başarılı bir şekilde teminini gerçekleştirdiğine işaret etti.

“Bu süreç içinde ekonomi yönetiminde asla bir boşluk olmamış, en ufak bir sorun yaşanmamıştır.” diyen Yıldırım, “Kahraman Türk milleti her konuda olduğu gibi ekonomi konusunda da üzerine düşen görevi yapmış, darbe günüyle başlayan bugüne kadar geçen süre içinde 11 milyar dolar parasını bozdurarak Türk ekonomisinin gücüne güç katmıştır. Bürokrasi hiçbir şey olmamış gibi ilk günden tam bir hassasiyet ve verimlilikle çalışmasını sürdürmüştür. Şehitlerimizin son yolculuğuna gönderilmeleri, gazilerimizin tedavileri, şehit ve gazi yakınlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasını ilk günden kusursuz bir şekilde ifa etmenin gayret içinde olduk. Bu konudaki hassasiyetimiz bundan sonra da aynen devam edecek.” ifadelerini kullandı.

Darbe girişiminin yaşandığı ilk günden itibaren siyasi partiler ve siyasi parti genel başkanlarıyla sürekli iletişim ve istişare içinde olduklarını dile getiren Yıldırım, dün de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret ettiğini anımsattı. Binali Yıldırım, parti liderlerine olağanüstü hal (OHAL) süreci ve bu süreçte hükümetin aldığı kararlarla ilgili kapsamlı bilgi aktardığını vurguladı.

YENİKAPI’DA DÜZENLENECEK “DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER MİTİNGİ” 

Yıldırım, 7 Ağustos Pazar günü İstanbul’da “Demokrasi ve Şehitler Mitingi” gerçekleştireceğini belirterek, “Cumhurbaşkanımızın riyasetinde gerçekleştirilecek bu mitinge AK Parti olarak bütün teşkilatlarımızla katılacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı doğrultusunda hepimiz Yenikapı’da hazır olacağız, Yenikapı’da tarihin, demokrasimizin en büyük mitingini gerçekleştireceğiz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parti liderlerine yaptığı çağrıyı tekrarlayan Yıldırım, şunları ifade etti:

“Gün birlik günüdür, gün beraber olma günüdür. Gün birlikte Türkiye olma gündür. Dolayısıyla CHP liderini, MHP liderini ve partilileri bu büyük buluşmaya davet ediyorum. Onların bu büyük şölene, bu büyük mitinge gelerek dostluk, kardeşlik, birlik dayanışmasını en iyi şekilde bütün milletimize göstermelerinin önemli olduğunu ifade ediyor ve kendilerini pazar günü Yenikapı’ya bekliyoruz. Düşüncelerini milletimizle paylaşmalarının geleceğimiz, kardeşliğimiz ve milletimizin birliği ve dirliği için önemli olduğunu düşünüyoruz.”

“15 Temmuz darbe girişimi, şüphesiz en büyük tahribatlardan birini de asırlık gözbebeğimiz olan ordumuz ve Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yaptı.” ifadesini kullanan Yıldırım, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin, “Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler, arif anı seyreyler, mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.” dizelerine atıfta bulundu.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cenab-ı Mevlam’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği gibi ‘Sizin şer gibi gördüklerinizde ola ki hayır vardır, sizin hayır gibi gördüklerinizde ola ki şer vardır.’ Evet, 15 Temmuz akşamı şer güçler adeta bir kabus gibi Türkiye’nin üzerine çökmek, Türkiye’yi ebediyen karartmak istediler. Ancak rabbim nasıl ki karanlıkları aydınlığa çıkarıyorsa nasıl ki kara kışın arkasından yaz getiriyorsa nasıl ki şerleri hayra tebdil ediyorsa 15 Temmuz şer girişimini de hamdolsun hayra tebdil etti.”

15 TEMMUZ AKŞAMI HAİNLERİN MASKESİ ÖYLE BİR DÜŞTÜ Kİ

17-25 Aralık darbe girişiminin ardından Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile amansız bir mücadele başlattıklarını belirten Yıldırım, “Ancak bu hain örgütle mücadelede başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hep yalnız bırakıldık. Siyasi partilerden beklediğimiz desteği alamadık, medyadan beklediğimiz desteği tam anlamıyla alamadık. Uluslararası planda da maalesef beklediğimiz desteği göremedik. 15 Temmuz akşamı bu hain örgütün maskesi öyle bir düştü ki şu anda sadece biz değil, hamdolsun bütün Türkiye, bu hainlerin gerçek yüzünü gördü ve bu hainlerle 79 milyon amansız mücadele veriyor.” değerlendirmesini yaptı.

DEVLETİMİZ DE MİLLETİMİZ DE UÇURUMUN KENARINDAN DÖNDÜ

“Bu hain örgütü ve bölücü terör örgütünü adeta jiletle kazır gibi bu mübarek topraklardan kazıyıp atacağız.” diyen Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bu örgütlerin hem içeride hem dışarıda Türkiye’ye zarar vermemesi için her tedbiri kararlılıkla bugüne kadar aldık, almaya devam edeceğiz.15 Temmuz akşamı Türkiye kelimenin tam anlamıyla uçurumun kenarından dönmüştür. Eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı bugün ne anayasa olacaktı ne hukuk işleyecekti ne de Gazi Meclis var olacaktı. Siyasi partiler kapatılmış olacak ve siyasi irade tamamen yok edilecekti. Eğer bu darbe girişimi başarılı olsaydı bugün özgür basından, insan haklarından, ifade özgürlüğünden hiçbir eser kalmayacaktı. Devletimiz de milletimiz de uçurumun kenarından dönmüştür. Bunu sağlayan da Başkomutan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dik duruşudur, aziz milletimizin göğsünü darbecilere karşı siper etmesidir.”

“667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile işte bu virüs temizliğini, hain temizliğini başlattık. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan 35 sağlık kuruluşunu, bin 45 eğitim kuruluşunu, 104 vakıf ve bin 125 derneği, 15 üniversiteyi, 29 sendika, federasyon, konfederasyonu, diğer bir deyişle ajan yuvalarını, hain yuvalarını kapattık”

Darbe girişimi sonrası olağanüstü tedbirlerin alınmasının mecburiyet haline geldiğini vurgulayan Yıldırım, bu açıdan TBMM’nin 3 aylığına OHAL çıkardığını belirtti.

OHAL’in millete değil kendilerine, Hükümete, devlete ilan edildiğini söyleyen Yıldırım, “Bu darbe girişimini yapanlar, onların destekçilerinin tamamen ortaya çıkarılması, hesapların sorulması ve milletin iradesine karşı girişilen bu hainliklerin sona ermesi için biz kendimize olağanüstü hal ilan ettik. Millet serbest, istediğini yapmaya devam etsin.” diye konuştu.

Yıldırım, milletin, yapması gerekeni 15 Temmuz gecesi yaptığını belirtti.

OHAL’e ilişkin eleştirilerin, kaygıların ne kadar yersiz olduğunun yaşanarak görüldüğünü aktaran Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“En küçük bir hukuksuzluğa asla ve asla müsaade etmedik ve etmeyeceğiz. En küçük bir hak ihlaline, özgürlük ihlaline katiyen müsamaha göstermeyeceğiz. Bir yandan devletimizi, milletimizi, hukuku, demokrasi ve özgürlükleri muhafaza ediyor, yani devleti dimdik ayakta tutuyor, bir yandan da kararlı bir şekilde devlet içerisine nüfuz etmiş bu mikropları tek tek temizliyoruz. Çıkardığımız 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işte bu virüs temizliğini, hain temizliğini başlattık. Bu bağlamda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı bulunan 35 sağlık kuruluşunu, bin 45 eğitim kuruluşunu, 104 vakıf ve bin 125 derneği, 15 üniversiteyi, 29 sendika, federasyon, konfederasyonu, diğer bir deyişle ajan yuvalarını, hain yuvalarını kapattık. Kamuda benzeri bir temizliği başlattık ve devam ediyoruz. Yargıda, yine bu Haşhaşileri tek tek tespit ettik, meslekten çıkarıyoruz.”

Başbakan Yıldırım, darbe girişiminin soruşturulması için de yargının ve kolluğun çalışmalarını kolaylaştıracak düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini söyledi.

İkinci Kanun Hükmünde Kararname ile TSK içinde de kapsamlı bir temizlik hareketi başlattıklarını dile getiren Yıldırım, kuvvet komutanlıkları içerisinde terör örgütü ile bağlantılı bin 684 subay ve astsubayın orduyle ilişiğinin kesildiğini aktardı.

Terör örgütü ile bağlantılı yayın kuruluşlarının faaliyetlerine son verildiğini, 15 Temmuz şehitlerinin yakınlarına, gazilere çeşitli haklar getirildiğini ifade eden Yıldırım, “15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle şehit olan kardeşlerimizin yakınlarına, gazilerimize terörle mücadelede tanınan hakların tamamını sağladık. Ancak vatandaşlarımızdan yoğun talep gelmesi üzerine şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz için bir bağış kampanyası başlattık. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının takip ettiği bu bağış kampanyası kapsamında Ziraat, Halk, Vakıf bankaları ve katılım bankalarından açılan hesaplara bütün vatandaşlarımız bağışlarını yapabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.

Vatandaşlara da gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür eden Yıldırım, şehit yakını ve gazilerle ilgili alınan başka bir karara işaret ederek, emeklilik ikramiyesine hak kazananlara bu ikramiyelerinin artırılarak ödenmesini sağladıklarını, devlette istihdam imkanı getirdiklerini kaydetti.

BU DÜZENLEMELER TSK’YI ZAYIFLATMAYACAK, DAHA GÜÇLENDİRECEK

Başbakan Yıldırım, KHK ile en büyük ve en köklü düzenlemeleri Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Bu düzenlemeler, altını çizerek ifade ediyorum, Türk Silahlı Kuvvetlerimizi zayıflatmayacak, tam aksine daha güçlü, her türlü tehdide düne göre daha da hazırlıklı hale getirecektir. Çünkü dünyada tehdit şekilleri değişiyor, tehdit öncelikleri değişiyor, bu değişen yakın, orta, uzun vadeli tehditlere karşı silahlı kuvvetlerin yeniden yapılanması ve hazır hale gelmesi, bütün enerjisini asli işlerine harcaması geleceğimiz için, ülkemizin güvenliği için, bölge güvenliği için olmazsa olmazdır.”

TSK’nın insanlık tarihinin en eski, en güçlü, en köklü kurumlarından, ordularından biri vurgulayan Yıldırım, mazisinin zaferlerle dolu olduğunu söyledi.

1071’de Malazgirt’te destan yazan, Haçlıları Anadolu’da durduran, Selahaddin Eyyubi önderliğinde Kudüs’e giren, İstanbul’u fetheden, Çanakkale’yi, Kut’ül Amare’yi ve daha nice zaferi tarihe yazan ordunun Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirdiğini, Cumhuriyet’e giden yolu açtığını, bağrından Gazi Mustafa Kemal’i çıkardığını anlatan Yıldırım, ordunun, “Peygamber Ocağı” olarak nitelendirildiğine işaret etti.

HİÇBİR DARBECİ ATATÜRKÇÜ DEĞİLDİR

Türk milletinin asırlardır Mehmetçiğe büyük önem verdiğini söyleyen Yıldırım, Anadolu’daki her evde en az bir şehit ve bir gazi bulunduğunu aktardı. Ordunun siyasetten ayrı tutulması gerektiğine dikkati çeken Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim ordumuz Balkan Savaşları’nda kendi iç meseleleri yüzünden büyük bir tahribat yaşadı. Tıpkı bugün olduğu gibi. Alt rütbeli subay, astsubaylar, üst rütbeli subaylara, verdikleri emirleri tutmamakla büyük bir hezimet yaşattı. Osmanlı Devleti’nin özellikle son dönemi, ordunun siyasete müdahale ettiği bir dönem olmuştur. Gazi Mustafa Kemal, ordunun siyasete karışmasının ne kadar büyük bir yanlış olduğunu görmüş, daha en baştan bu ilişkiyi sağlam bir temele oturtmuştur. Gazi Mustafa Kemal, 22 Nisan 1920’de yani Meclis açılmadan bir gün önce bütün sivil ve askeri makamlara bir talimat gönderiyor. Ne diyor, ‘Allah’ın lütfuyla Nisan’ın 23. günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından o günden itibaren askeri ve sivil bütün makamlarla, bütün milletin tek merci TBMM olacaktır.’ Askeri ve sivil, hepsinin üzerinde bu çatı var. İşte bu Meclis, 1920’den beri birçok darbe gördü ama hiçbir darbede bomba görmedi, bu hainler onu da yaptılar, bu Gazi Meclis’i bombalarla yok etmeye çalıştılar ama sonunda Meclis dimdik ayakta, onlar yok oldu gittiler. Atatürk’ün açtığı ve askeri makamların üzerinde bir merci olarak gördüğü Meclis’i kapatan hiçbir asker, bu ordunun askeri olamaz, hele hele o Meclis’i bombalayan, bombalama emrini veren, onlarla bu hareketin içinde olan hiç kimse, bu ordunun askeri değildir, bu milletin evladı da değildir, bu vatan toprağının ferdi de değildir.”

Her darbenin, darbe teşebbüsünün en başta Mustafa Kemal’in hatırasını, onun açılışına öncülük ettiği Millet Meclisi’ni yaraladığını aktaran Yıldırım, “Hiçbir darbeci Atatürkçü de değildir, Kemalist de değildir, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir mensubu, hatta bu ülkeye de ait değildir.” dedi.

Başbakan Yıldırım, düzenlemelerle orduya sızan teröristleri tek tek temizlediklerini ve orduyu kendi kökleri, öz ruhuyla buluşturduklarını kaydetti.

Her darbe sonrasında ordunun biraz daha zayıfladığını, ordunun ve askerin biraz daha tartışılır hale getirildiğini, ordunun vatan savunması noktasında zayıf düşürüldüğüne işaret eden Yıldırım, “Ordumuzu bugün yeniden şanlı, şerefli, muzaffer bir konuma yükseltiyoruz. Bu kapsamda Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığını yeniden yapılandırdık. Bundan böyle, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlanmıştır.” ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ) toplanma usulünü ve yapısını değiştirdiklerini söyledi.

ASKER İŞİNİ YAPACAK; FABRİKAYLA, TERSANEYLE UĞRAŞMAYACAK

Asırlar boyunca subay ve astsubay yetiştiren, özellikle 1980 sonrasında bünyeye giren haşhaşi virüslerle zehirlenen askeri okulları yeniden ele aldıklarını, harp akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okullarını Milli Savunma Üniversitesi çatısı altında birleştirdiklerini vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Harp okullarının kapatıldığını söylüyorlar. Bunlar doğru değildir. Harp okulları aynen devam edecek. Yaptığımız şudur: Askeri liseleri kapattık, artık harp okullarına bütün liselerden, meslek liselerinden, imam hatip liselerinden, düz liselerden herkes harp okuluna girecek. Sınavı kazanan, şartları yerine getiren her vatan evladı bu kurumdaki şerefli görevini alacak. Okullara girişteki kısıtlamaları ortadan kaldırdık.

bas1

Askeriyenin elinde Genelkurmaya bağlı bir sürü fabrika, tersane var. Asker işini yapacak, fabrikayla, tersaneyle, tamir bakım atölyesiyle uğraşmayacak. Bütün bunları Genelkurmaydan aldık Milli Savunma Bakanlığına verdik; onlar işini yapsın, Milli Savunma Bakanlığı da harbe hazırlık için onların ihtiyacı olan silah ve aleti, her şeyi temin etsin.”

Başbakan Yıldırım, askeri yargıda da düzenlemeler yaptıklarına değinerek, askeri yargının sadece disiplin konuları ile sınırlı olarak Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstereceğini bildirdi.

“Bir eşitlik ihtiyacı daha var. Ancak bu Anayasa değişikliği ile mümkün.” diyen Yıldırım, Yüksek Askeri İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay’ı da kaldıracaklarına dikkati çekti. Yıldırım, yargıda birliği sağlamak için gerekli adımları atacaklarını, bu konuda diğer partilerle süreci başlattıklarını, onların kanaatlerinin de bu mahkemelerin kaldırılması ve yargıda birliğin sağlanması olduğunu belirtti.

Binali Yıldırım, kuvvet komutanlıklarını Milli Savunma Bakanlığına bağladıklarını söyledi.

MİLLETE BOMBALAR YAĞDIRAN ÜS, ANKARA İÇİN YAŞAM ALANI OLACAK

Akıncı Üssü’nü kapatacaklarını aktaran Yıldırım, “Bu hainlerin merkezinde, millete bombalar yağdıran bu üs artık Ankara için yaşam alanı haline gelecek. Darbe gecesi Ankara’da, İstanbul’da tankların, zırhlı araçların çıktığı o kışlaları da şehrin dışına taşıyoruz. Mamak ve Etimesgut’taki zırhlı araçların bulunduğu kışlalar Polatlı tarafına gidecek.” ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, ayrıca İstanbul’da Maltepe ve Hasdal Kışlalarının Çorlu ve Trakya’ya doğru gideceğini, böylece şehrin merkezinde tankın hiç bir işinin olmayacağını belirterek, “Ne işi var tankın şehirde?” dedi.

Güvercinlik’teki Kara Havacılık Okulunu da kapatacaklarını, oradaki bütün helikopterlerin Isparta’ya gideceğini vurgulayan Yıldırım, böylece milletin kendisini daha rahat ve güvende hissedeceğini bildirdi. Binali Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Tehdit şehirlerin merkezinde, Ankara’da, İstanbul’da değil, tehdit sınırlardadır. Onun için bütün birikimimizi sınır bölgelerine taşıyacağız, ülkemizin dış tehditlere karşı güvenliğini tam anlamında sağlayacağız. Darbe sonrasındaki darbelerle zayıflatılan TSK’yı yaptığımız düzenlemelerle daha güçlü hale getiriyoruz, harbe daha hazır hale getiriyoruz, asli görevine yani harbe hazırlık, harekat ve caydırıcı gücünü daha da hisseder hale getiriyoruz. Böylece devleti ile milletinin kucaklaştığı bir orduyu sağlıyoruz.

İçerideki hainleri, üniformalı teröristleri yok etmiş bir ordu, Allah’ın izniyle, milletimizin desteğiyle tekrar, dünyanın parmakla gösterilecek ordusu haline gelecek. Halkımız rahat olsun. Bir yandan hainleri büyük bir titizlikle temizliyor, diğer yandan da geleceğe yürüyüşümüzü kararlılıkla sürdürüyoruz. Artık kimin ne dediği umurumuzda değil, herkes bilmelidir ki kimin ne dediğinin bir önemi yoktur, önemli olan Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin ne dediğidir. Bizim ordumuzu felç etmek istediler. Virüsleri temizleyerek ordumuzu güçlendirmeye devam edeceğiz. Bürokrasimizi felç etmek istediler, mikropları ayıklayarak bürokrasiyi rahatlatıyoruz. Siyaseti zehirlemek istediler, provokatörleri aradan çekiyor, uyum içinde geleceğe yürüyoruz. Ekonomiyi felç etmek istediler, bu hırsızları def ediyor, ekonomi üzerindeki parazitleri kaldırıyoruz.”

PKK’YI ÜLKENİN SORUNU OLMAKTAN ÇIKARACAĞIZ

Başbakan Yıldırım, dün akşam başka bir hain, bölücü terör örgütünün saldırısında 7 polisin şehit olduğunu anımsattı.

Yıldırım, “15 Temmuz’da FETÖ başarılı olamadı ama onun kardeş örgütü, bölücü terör örgütü PKK, FETÖ gibi alçakça saldırıları yapıyor, onun bıraktığı boşluğu dolduruyor. Yapsınlar, onun da hesabını soracağız, onlar da başarılı olamayacak. FETÖ’ye nasıl milletle beraber gereğini yaptıysak, PKK terör örgütünü de bu ülkenin sorunu olmaktan çıkaracağız, buna kararlıyız.” ifadesini kullandı.

Kırsalda operasyonlara ağırlık vereceklerine dikkati çeken Yıldırım, “İçindeki FETÖ terör örgütü hainlerini temizlemiş bir emniyet teşkilatı ile silahlı kuvvetler, terörle mücadelede çok daha etkin sonuçlar alacaktır.” diye konuştu.

DOĞU VE GÜNEYDOĞUDAKİ NÖBETLERİ İLGİYLE İZLİYORUZ

Başbakan Yıldırım, 15 Temmuz sonrasında özellikle doğu ve güneydoğu illerindeki nöbetleri ilgiyle izlediklerini belirtti.

Van, Batman, Diyarbakır, Şırnak ve Bitlis, Bingöl ve Şanlıurfa’nın aralarında bulunduğu birçok ilde de aynen Ankara, İstanbul ve İzmir’deki gibi demokrasi nöbetlerinin kesintisiz devam ettiğine değinen Yıldırım, bütün bölgedeki vatandaşlara selam gönderdi.

Binali Yıldırım, 15 Temmuz’un ardından her alanda olduğu gibi Türk-Kürt kardeşliğinde, Sünni-Alevi kardeşliğinde yeni bir dönem başladığını vurgulayarak, hainlerin, alçakların, satılmışların provoke edemediği bir zeminde köklü kardeşliğin bundan sonra daha da gelişeceğini ve güç kazanacağını söyledi.

Ülkeye yönelik her terör saldırısına milletçe, 79 milyon birlikte göğüs gereceklerini ve demokratik geleceği de hep birlikte inşa edeceklerini belirten Yıldırım, 15 Temmuz şehitlerini bir kez daha rahmetle, minnetle, şükranla andı; gazilere selamlarını ve acil şifa dileklerini iletti.

Başbakan Yıldırım, 15 Temmuz’u büyük, güçlü, mağrur yeni Türkiye’nin miladı olarak; şehitlerin isimlerini, gazilerin heyecanını her daim yaşatacaklarına işaret ederek, pazar günü İstanbul Yenikapı’da milletvekilleriyle, parti teşkilatlarıyla, her siyasi görüşten vatandaşlarla coşkulu bir miting yapacaklarını, dünyaya muhteşem görüntü vereceklerini kaydetti.

Yıldırım, “Akşam nöbetlerini aksatmıyoruz değil mi?” sözüyle, konuşmasını tamamladı.

Recep Tayyip Erdoğan AK Parti'nin omurgasıdır

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı,”Recep Tayyip Erdoğan AK Parti’nin omurgasıdır. Onun omurgası denmesi diğerlerinin hiçbirinin işlevi yoktur anlamına gelmez. Omurgayla diğerleri bir bütündür. Bir canlılığı ortaya koyar”dedi.

Çeşitli programlara katılmak üzere Rize’ye gelen Yazıcı, AK Parti Rize İl Başkanlığı tarafından bir restoranda düzenlenen iftara katıldı.

İftarın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yazıcı, bir basın mensubunun Bülent Arınç’ın “Bu parti Tayyip’in partisi değildir. Bu parti milletin bize bir emanetidir, hepimizin partisidir. Bir kişinin şahsi mameleği haline getirilemez” sözlerini hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

hayati1

“Siyasete giren insan birlikte ekip halinde siyaset yapacağız diye bir partinin tüzüğünü ve programı kabul ederek oraya dahil olan kişi aynı zamanda hak ve özgürlüğün kendi rızasıyla sınırlayan adam demektir. Elbette partinin kurullarının çalışmaları kapsamında organları içerisinde programında, tüzüğünde aldığı kararlarla belirlediği siyasi hedefler var. Bu hedeflerin başarıya ulaşması için bir partili olarak katkı verirsin. O hedefe ulaşmada eksik gördüğün hususlar varsa bunları eleştirirsin ve karşı öneri getirirsin. Bu demokratik olmanın bir gereği. Bizim partimiz de böyle çalışır. Kurulduğumuz günden bu yana kollektif akıl ve erdemli topluluk diyerek yola çıktık. Bizde süreçlerle dış kamuoyunun tahmin etmediği kadar partinin yetkili kurullarında tartışılır. Başlangıçta önerilerin tersine başka bir şekilde bir uygulama ortaya çıkabilir. Çıktığı ve örnekleri de vardır.”

Yazıcı, Bülent Arınç’ın partide değişik pozisyonlarda görev alan bir arkadaşları olduğunu belirterek, “Partiyle ilgili söylediklerinin bir kazanım sağlaması gerekir. Partimiz ve özellikle liderimizle alakalı söylediğinin hiç kimseye katkısı ve kazanımı yok. İçeriği itibari ile de doğru değil. Doğru olmayan şeyleri söylemenin de bir anlamı yok. ‘Parti Recep Tayyip Erdoğan’ın partisidir’ söyleminden hareketle ‘hayır öyle değil’ demenin bir anlamı yok. Kamuoyu bunu nasıl algılıyor. Bu algılananın ifadesini başka türlü çevirmenin bir manası yok. Onun partisi demek, onun şirketidir, isteyene iş verir isteyeni çıkartır anlamında değil” diye konuştu.

AK Parti’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüyüşünde ve güzergahında onun duruşuyla şekillenmiş bir parti olduğunu ifade eden Yazıcı, şöyle devam etti:

“Recep Tayyip Erdoğan AK Parti’nin omurgasıdır. Onun omurgası denmesi diğerlerinin hiçbirinin işlevi yoktur anlamına gelmez. Omurgayla diğerleri bir bütündür. Bir canlılığı ortaya koyar. Böyle bakmak lazım. Doğru olmamanın ötesinde hiçbir katkı sağlamayacak bir söylemin siyasi deneyimi olan bir arkadaşımızın tarafından söylenmiş olmasını yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Bunun ötesinde bir eleştiriye girecek değilim. Onun ötesinde farklı bir söylem eleştiri pozisyonunda kendimi düşürmek anlamına gelir. Biz konuları konuşalım, tartışalım. Dışarıda söylenen bir şeyin mutlaka bize bir katkı sağlaması lazım. Biz millete hizmet etmek için ve milletin sorunlarını çözmek için bir araya gelmiş erdemliler topluluğuyuz. Her topluluğun bir lideri ve öncüsü olur. Bu erdemliler topluluğunun, geleceğimizin, AK Parti’nin de lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bunun ötesinde farklı bir şey söylemenin bir anlamı olabilir mi? Böyle demenin de bir anlamı yoktur.”

Yazıcı, Türkiye’nin bir hükümet modeli sorununun olduğuna işaret ederek, “Dünyada yönetimler üçe ayrılır. Diktatörlükler, monarşiler ve demokrasiler. Demokrasinin de hükümet modeli üçe ayrılır. Parlamenter hükümet modeli, yarı başkanlık ve başkanlık modelleri demokratik yönetimlerin hükümet modelleridir. Bizim anayasamıza baktığımız zaman hükümet modelimizi demokratik parlamenter rejim model olarak tanımlar. Nihayet onun kuramı, teorisi ve pratiği bellidir. Bizim anayasamıza dönüp baktığımız zaman anayasa parlamenter demokrasi hükümet modeli tanımını getirmiş olmakla birlikte cumhurbaşkanını yetkilendirmesi, cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi gibi hususları dikkate aldığımızda parlamenter demokratik hükümet modelin ne teorisine ne de pratiğine uygun. Dolasıyla sorunlara yol açıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Başkanlık sistemi

2014 yılında cumhurbaşkanın doğrudan halk tarafından seçilmiş olmasının getirdiği yeni bir durumun olduğunu ifade eden Yazıcı, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanı bizim mevcut anayasamıza göre halk tarafından seçilir. İki defa seçilme hakkı var. Bir kişinin ikinci defa seçilme hakkı varsa o kişi doğrudan doğruya icranın içinde olacak demektir. İcranın içinde olmaksızın, dolaşmaksızın, terlemeksizin süre dolduktan beş yıl sonra halkın önüne gidip ‘ey aziz milletim ben yeniden geldim beni seçin’ diyemezsin. Ne yaptın ve ne için oy istiyorsun. Cumhurbaşkanımızın çok aktif olması ikinci defa anayasaya göre seçilebilir oluşunun da somut bir uygulaması. Dolasıyla bu onun siyasi haklarından birisi diye düşünüyorum. Bunları gidermek gerekir. Bunları yönetimleri verimli hale getiren denge denetlemeleri devrede olacak şekilde bu sorunları gidermek gerekir diye düşünüyorum. Anayasa bir taraftan cumhurbaşkanı sorumsuzdur, bir taraftan da çok, alabildiğine yetkiler verilmiştir. Modelimizi başkanlıktır yarı başkanlıktır ve benzer şeylerde ifade ediliyor. O çerçeveye getirmek lazım. Bu alana ilişkin çalışmalar başlatılmış ve belli bir düzeye kadar da gelmiş. Önümüzdeki günlerde tekrar oturup yeni yönetimle bilikte bir takvimi belirleyeceğiz ve kamuoyuyla paylaşacağız.”

Yazıcı, dünyadaki başkanlık sistemlerinden belirli katkılar sağlayarak yeni bir model oluşturulabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Tartışamamak çok temel bir sorun. Biz bir aracın illa dizel ya da benzinli olması üzerinde düşünüyoruz. Ya dizel olacak ya da benzinli olacak. Ya ABD modeli olacak ya da Fransız modeli olacak. Biz oralardan esinleniriz. Uygun olduklarımızı alırız. Bizim çok tarihi zenginliğimiz ve geçmişimiz var. Bu uygulamalardan da belli katmanlar sağlamak suretiyle ortaya başkanlık veya yarı başkanlık modeli getirebiliriz. Bu hükümet modelleri parlamenter demokrasi, başkanlık ve yarı başkanlık prototip değil. Motamot bir yerde tasarlanmış üretilmiş ve belirlenmiş onu alırsın böyle bir şey yok. Bunlar tecrübedir, tecrübe birikimleridir. Tecrübe birikimlerinizi değerlendirirsiniz ABD başkanlık modelinden de esinlenirsiniz. Alacağınız hususlar var. Fransa’dan da alacağınız hususlar var. Bizim tarihi uygulamalarımızdan ve tecrübelerimizden de sağlayacağımız katkılar var. Ortaya hep birlikte yeter ki tartışabileceğimiz, müzakere edebileceğimiz ve sonuçta bu uygundur diyebileceğimiz bir modeli ortaya koyalım. Bunu biz birlikte yapalım. Olmuyorsa da biz önerimizi inşallah TBMM’de ya da milletimizin huzuruna götürüp kamuoyuyla paylaşacağız. ”