kategori Arşivleri: CHP Haberleri

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu”iktidardaki siyaset de çürüdü”

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU 
-“Bu adaleti yaratan, böyle bir adaleti Türkiye’nin başına musallat eden, yargıya doğrudan doğruya talimat verip, istediğini hapsettirip, istediğini serbest bırakan kişi sarayda oturan kişidir.”
-“Merkel’e teslim oldun, Macron’a teslim oldun, Trump’a teslim oldun, Suudi Kralına da teslim oldun. Hani sen dünya lideriydin! Nasıl bir dünya lideri bu? Oyuncak lider, herkesin tokat vurup sonuç aldığı lider… Böyle liderlik mi olur?”
-“76 şirkete 240 milyar liralık hortum avantaj sağlandı! 240 milyar lira eski parayla 240 katrilyon lira nedir? Üç tane GAP demek, 150 yataklı tam donanımlı 5 bin 960 hastane demektir, 30 bin okul demektir.”
-“Çifte kavrulmuş maaş alıyorsun, bu yetmiyor yüzde 26 zam yapacağım diyorsun. Kaç lira olacak? 74 bin 500 lira olacak diyor benim aylığım, yetmiyor bu para diyor. Peki, ayda 1600 lirayla bu gariban işçi nasıl geçinecek? Onun düşünen var mı?”
-“Ne istedilerse verdin ama ders vermedin, şimdi sıra geldi ders vermeye. Bunların bir derse ihtiyacı var ve o dersi verecek olan da bu ülkenin insanları”
Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Benim umudum, bu ülkenin aydınlık gençleri. Hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Elbette ki motorları maviliklere süreceğiz, elbette ki bu ülkeye adalet gelinceye kadar sonuna kadar mücadele edeceğiz, elbette ki gençlerin önündeki bütün engelleri kaldıracağız, hiç endişeniz olmasın.
Ecevit’in 12.ölüm yıldönümüydü, kendisini saygıyla sevgiyle andık. Dolayısıyla bir şair olan, bir yazar olan, bir düşün insanı olan ve aynı zamanda güzel bir siyasetçi olan, saygın bir siyasetçi olan Bülent Ecevit’i anmak hepimizin temel görevlerinden birisidir. O, bütün varlığını Türk halkına adamış bir kişidir. O bütün düşüncesiyle, eylemleriyle çağdaş bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele eden en önemli siyasi aktörlerden birisidir ve o ister Türkiye’de olsun, ister Türkiye dışında olsun, soydaşlarımızı ve vatandaşlarımızı korumak için her türlü kararı hiç kimseye danışmadan, kimseye boyun eğmeden, kimseden izin almadan yerine getiren bir kişidir. Çünkü o Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün ilkelerini içselleştirmiş bir kişidir. Ve o Kıbrıs’ta soydaşlarımız katledilirken, Kıbrıs’a gidip barışı sağlayan liderdir. O bir mücadele insanıdır aynı zamanda ve o dönem dönem geldi eleştirildi “milliyetçi değildir” diye, ama hiç kimsenin en ufak bir endişesi dahi yoktur bugün, 81 milyon Türkiye’de hiç kimsenin en ufak bir endişesi yoktur. O milliyetçiliği ayrımcılık olarak görmedi, o milliyetçiliği ırkçılık olarak görmedi, o milliyetçiliği kendi ülkesinin insanlarının çıkarını korumak için, onun için mücadele gerekir dedi ve onun milliyetçilik anlayışı öyleydi. Kıbrıs’a çıktığında engel oldular, ambargo uygulandı, ama o hiçbir şeye boyun eğmedi. Onun milliyetçilik anlayışı, Akdeniz’in sularında Kıbrıs’taki Beşparmak Dağlarında yazılıdır; onun milliyetçilik anlayışı Afyon tarlalarındaki milliyetçilik anlayışıdır. Hiç kimseye gitmedi, özür dilemedi, onlarla asla ve asla at pazarlığı dahi yapmadı. Irak’ın Amerikalılar tarafından işgal edilmesi veya müdahale edilmesine her seferinde onurluca karşı çıktı ve asla doğru bulmadı. Eğer bugün Ortadoğu’da yaşanan bu derin dramlar varsa, 16 yıldır iktidar olanların yol açtığı dramlardır; bunu da hiç kimsenin unutmaması lazım.
Tabii güzel olaylar olmuyor mu Türkiye’de? Elbette oluyor. Ampüte Milli Takımımız dünya ikincisi oldu. Gerçekten de yürekten kutluyorum onları. Meksika’yı 4-0 yendiler, ama sonra finalde maalesef penaltıda bekledikleri başarıyı sağlayamadılar ve dünya ikincisi oldular. Kaptan Osman Çakmak diyor ki, “Ben 5 Kasım’da mayına basıp ayağımı kaybetmiştim. Demek ki 5 Kasım bana yaramıyor, Türk halkı hakkını helal etsin” diyor penaltıyı kaçırdığı için. Sevgili kaptan, hepimiz sana hakkımızı helal ediyoruz. Sen bu ülke için mücadele ediyorsun. Yeri geldi ayağın olmadı, yeri geldi elin olmadı, yeri geldi gözün olmadı, yeri geldi bedeninden bir parçayı bu ülke için verin. Dolayısıyla bu ülkenin 81 milyonunun hakkı sana helaldirSen bize hakkını helal et Osman Kaptan.
Efendim sık sık adaletten bahsederiz, adalet için yürüyüş yaptık. Adalet insan olmanın gereğidir, hak aramanın gereğidir. Eğer bir haksızlığa uğradıysanız size birilerinin hakkınızı teslim etmesi lazım. Eğer adalet ediğiniz kavramı yıpratırsanız, o zaman devleti çökertirsiniz; çünkü adalet mülkün yani devletin temelidir. O nedenle ünlü bir düşünür “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez” diyor. Onun içindir ki, adalet bütün dünyayı ayakta tutan temel kavramlardan birisidir ve kâinatın da kendi içinde bir adaleti vardır, kâinatın da kendi içinde bir döngüsü vardır. Ama biz kendi ülkemizde adaleti aramak zorundayız, insanımızın beklediği adaleti ona teslim etmek zorundayız. Adaleti dağıtacak olanların, yani hâkimlerin adaleti yıpratmamaları için hukukun üstünlüğüne göre ve vicdanlarına göre karar vermeleri gerekir. Eğriyle doğruyu oturup ayrıştırmaları gerekir. Bir başka güce teslim olmamaları gerekir. Adaleti dağıtan kişi kendi vicdanının ötesinde, hukukun üstünlüğünün ötesinde bir güce teslim olmuşsa adalet dağıtmaz, gücün iradesini dağıtmış olur. O nedenle adalet kavramı üzerinde hepimizin dikkatle durması ve adaletin de yıpranmaması için dikkatlice bir politika izlemesi lazım.


TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ HANÇERLEYEN DEVLET
Bunu şunun için anlatıyorum değerli arkadaşlarım. Bir uyuşturucu baronu daha önce gözaltına alınmıştı tutuklanmıştı. Ergenekon Balyoz dönemi sırasında bu uyuşturucu baronu soruşturması gizli tanıktı. Zekeriya Öz bunu getirmişti, sen şu ifadeleri şunlar için ver demişti. Sonra onun kumpas olduğu çıktı ortaya ve bu uyuşturucu baronu tekrar uyuşturucudan ötürü gözaltına alındı ve mahkemeye çıktı duruşma sonunda tutuklandı. Ama bir süre sonra bu uyuşturucu baronu serbest bırakıldı.
Değerli arkadaşlarım, niye serbest bırakıldı? Tahliyeyi veren hâkim şunu söylüyor: “İktidar partisinden eski bir milletvekili beni defalarca sürekli aradı, tahliye edilmesi yönünde baskı yaptı bana” diyor ve devletin bu konuda bir duyarlılığı olduğunu söylüyor. Devlet bu konuda duyarlı! Devletin duyarlılığını ben biliyorum, o devletin kimin devleti olduğunu da ben gayet iyi biliyorum. O devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletini hançerleyen devlettir, o devlet Ergenekon Balyoz’u yaratan devlettir. Ve bugünkü iktidarın da o devlete hizmet ettiğini biz gayet iyi biliyoruz. 15 Temmuz’u unutmadık, darbe girişimini de unutmadık. Gizli tanık… Neymiş? Devlet koruyormuş. Hâkime baskı, serbest bıraktılar, hâkim serbest bırakıyor. Sonra savcı itiraz ediyor, yeniden tutuklama kararı çıkıyor, ne bu uyuşturucu baronunu bulabiliyorsun ne de üç adamını, sırra kadem bastılar, hepsi gitti. Bu mudur adalet? Bir daha soruyorum, bu mudur adalet? Bu adaleti yaratan kişi, şimdi sarayda oturan kişidirBöyle bir adaleti Türkiye’nin başına musallat eden kişi sarayda oturan kişidir. Yargıya doğrudan doğruya talimat verip, istediğini hapsettirip, istediğini serbest bırakan kişi sarayda oturan kişidir. O nedenle yargı böyle bir açmazla karşı karşıya.
ADALETİN, HÂKİMLER SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN KENDİSİNE GELMESİ LAZIM
Bir de yargının başka bir cephesi var. İddianamesi dahi olmayan, iddianame yok, Osman Kavala bir sivil toplum örgütünde çalışıyor, iddianame yok, bir yıldır tek kişilik bir odada. Neymiş? Anayasal düzeni ve hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan içeride. İddianame olmadığı için mahkemede hâkimin de önüne çıkamıyor. Bunun için acaba içeriden birisinin yine telefon mu etmesi lazım, bir uyuşturucu baronu artı dolar baronunun araya girmesi mi lazım? Birinin yine hâkime talimat mı vermesi lazım? Bu hâkimlerde din ve vicdan yok mu, hukukun üstünlüğü kavramı yok mu? Bir yıldır tek kişilik odada esir gibi tutuluyor.
Eren Erdem aynı şekilde! Efendim yurtdışına kaçacak diye tutukluyorlar. Eren Erdem FETÖ dolayısıyla kitap yazmış, o hareketin ne kadar tehlikeli olduğunu bütün dünyaya duyurmuş, dokunulmazlığı kalktığı zaman da defalarca yurtdışına gidip gelmiş bir kişi. Peki, nasıl oluyor da Eren Erdem kaçacak diye içeride, uyuşturucu baronu dışarıda. Bu mudur adalet? Bu adaleti ve bu adalet anlayışını, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine, yani AK Partiye oy veren vatandaşlarımın vicdanına teslim ediyorum. Başka bir şey demiyorum. Gizli tanık, orada bir gizli tanık var, Eren Erdem olayında da bir gizli tanık var. Gizli tanık şunu söylüyor. Önce bir mesaj atıyor, diyor ki “Bana Turgay Uğur vasıtasıyla ulaştılar, vergi borçlarımı kapatacaklar, senin hakkında bazı suçlamalar yapmamı istiyorlar” diyor. Kime söylüyor? Eren Erdem’e attığı bir mesajda söylüyor.Yani beni gizli tanık olarak buldular, senin aleyhine konuşursam benim bütün vergi borçlarımı kapatacaklar diyor. Bu savcı, yani bu baskıyı yapan eğer savcıysa, o savcının derhal görevden alınması lazım. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun gereğini yapması lazım. Sonra bu gizli tanık geliyor mahkemede diyor ki, “Eren Erdem aleyhine ifade vermem istendi, ifade verirken psikolojim bozuktu, intiharın eşiğindeyim.” Ne olması lazım? Serbest bırakılması lazım! Bir yargıç diyor ki serbest bırakın, ikisi hayır tutuklanması lazım diyor. Ve 7 Ocak’a kadar yine tek kişilik bir odada Eren Erdem bekleyecek, adaleti bekleyecek. O nedenle adalete güven sarsılıyor. Adalete olan güvenin sarsılmasına kaynaklık eden, adaleti dağıtan hâkimlerdir, başkaları değil. Onların dik ve onurlu durmaları lazım.
Yine aynı şekilde avukatlar… Avukatları aldılar tutukladılar. Bir süre sonra dediler ki, tamam serbest bıraktık sizi. Gecenin yarısında yolun kenarına bıraktılar. Onlar o gece sabaha karşı evlerine gitti. Ertesi gün savcı itiraz etti, avukatlar için tekrar tutuklama kararı çıktı kaçarlar diye. Avukatlar kendileri gittiler, buyurun biz geldik tutukluyorsanız buyurun tutuklayın dediler. Adalete bakın, anlayışa bakın.
Aynı şekilde, Berkin Elvan’ın cenazesine katıldı diye 11 aydır bir öğrencimiz içeride, Berkay Ustabaş. O da kendisi gidiyor, çağırıyorlar gidiyor, kaçacak hali yok, zaten öğrenci. Bu da içeride! Niçin? Uyuşturucu baronu değil. Niçin? Arkasında Trump gibi bir adam yok. Niçin? Merkel gibi bir adam da yok. Niçin? Dolarları yok. Niçin? İktidarda dayısı yok, parası yok, satın alacağı adam yok, FETÖ borsasına dahil olacak parası yok ve içeride.
Aynı şekilde Sise Bingöl, 85 yaşında bir kadın. 85 yaşında! Adını bilmiyor, tansiyonu var, bir de raporu var, cezaevinde kalamaz raporu var, ama içeride, dışarı çıkarmıyorlar. Niçin? Bunun da parası yok pulu yok, doları yok, dayısı yok, akrabası yok ve dolayısıyla o da içeride.
Değerli arkadaşlarım, bunlar adalet dediğimiz kavramı yıpratan olaylar. Adaletin kendisine gelmesi lazım; hâkimleri, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun kendisine gelmesi lazım. Bu kadar haksız uygulamalara yol açan yargıçların o görevden alınması lazım. Erdoğan’ın isteğini yapmadı diye hâkimi görevden alıyorsun, sürüyorsun, adaletin içini boşaltan adamı yükseltiyorsun. Hâkimler Savcılar Kurulunun adalete eğer saygı duyuyorsa, gereğini yapması lazım.
ELLERİNİ KOLLARINI SALLAYARAK VIP’DEN ÇIKIP GİTTİLER
Tabii adalet çökünce ne olur? İktidardaki siyaset de çöker. Nasıl? Kaşıkçı cinayeti. Adamlar program yaptılar, Kaşıkçı’yı nasıl öldüreceklerini programladılar. Suudi Arabistan’dan geldi katiller, uçaklarla geldiler, otellere yerleştiler. İki gün sonra gelecek dediler, kurban gelecek. İki gün sonra gitti ve öldürüldü, cesedi parçalandı, şimdi nerede olduğu belli değil. Suudi Arabistan’da mı, kimyasal bir eriyik içinde yok mu edildi bilemiyoruz, ama bu işi yapan bütün uzmanlar geldiler. Ellerini kollarını sallayarak da yurtdışına çıktılar, başkonsolos dahil.
Değerli arkadaşlarım, böylece siyasetin çöktüğünü, siyasetin adalete gölge düşürdüğünü bir kez daha görmüş olduk. Katiller gelecek, cinayeti işleyecek, bundan iktidar sahiplerinin haberi olacak, ses kayıtları olacak. Bir iddiaya göre ayrıca görüntü kayıtları olacak, nasıl öldürüldüğü parçalandığı ifade edilecek, ama katillerin gitmesine izin verilecek. Niçin? Niçin izin veriliyor katillerin gitmesine, hangi gerekçeyle izin veriliyor? Papaz nasıl yurtdışına gittiyse, katiller de öyle yurtdışına gitti, bunu hiç kimse unutmasın. Papaz nasıl gitti? Ne diyordu Erdoğan? “Bu fakir bu göreve olduğu sürece o papazı benden alamazsın” diyordu. Papaz uçtu, beyefendi sarayda. Papaz gitti, beyefendi yerinde! Katiller de gitti. Hiç değilse papaz katil değildi, ama 15 kişilik katil ordusu geldi cinayeti işlediler, bir gazeteciyi öldürdüler, ellerini kollarını sallayarak iktidarın gözetiminde VIP’den çıkıp gittiler. Ve sonra sen kalkacaksın bu ülkede adalet var diyeceksin. Adalet yok, iktidardaki siyaset de çürüdü.
OYUNCAK LİDER
Niçin yapıyor bunları? Değerli arkadaşlarım, uluslararası sözleşmelerin bize verdiği, yani her devlete verdiği hakkı bir iktidar kullanmazsa arkasında ne ararsınız? Uluslararası hukukun bize verdiği hakkı, yani konsoloslukların dokunulmazlığı yok, cinayet işlenirse tutuklanır, bitti bu kadar, etrafı sarılır bitti bu kadar. Geçmişte yapılmış mı? Yapılmış. Örneği var mı? Var. Dünyada örneği var mı? Dünyada da örneği var. Niye serbest bırakıldı, hangi gerekçeyle serbest bırakıldı? Ben hangi gerekçeyle sen bunları serbest bıraktın Erdoğan dediğimde, onun sözcüsü diyor ki Kılıçdaroğlu Kaşıkçı olayını kapatmaya çalışıyor. Pes yani, pes yani vallahi, mizah dergileri bile… Zaytung haberi mi dedim acaba ben vallahi, inanamadım öncelikle. Katilleri Suudi Kralının isteği üzerine serbest bırakıldı. Bir daha söylüyorum, Erdoğan ve ekibi katilleri Suudi Kralının isteği üzerine serbest bıraktı ve gittiler. Katillere göz yumanlar, katillerin ellerini kollarını sallayarak Türkiye’den çıkmasına imkân verenler cinayet ortağıdırlar, bu kadar basit. Diyor ki, olayı fazla deşelemeden diyor bu işi halledecek diyor Erdoğan. Kim? Danışmanı söylüyor. Şimdi yazı yasağı getirmişler fazla yazmayın diye. “Olayı fazla deşelemeden” ne demektir? Bu olayı nasıl kapatırız demektir. Suudi Kralının gönlünü nasıl hoş tutarız demektir. Olayı fazla deşelemeden!
Merkel’e teslim oldun, Macron’a teslim oldun, Trump’a teslim oldun, Suudi Kralına da teslim oldun. Hani sen dünya lideriydin! Nasıl bir dünya lideri bu? Oyuncak lider, herkesin tokat vurup sonuç aldığı lider… Böyle liderlik mi olur? Ben senin şahsına bir şey söylemiyorum, beni üzen Türkiye Cumhuriyetinin itibarını yerlerde süründürmendir, beni üzen bu.
Bakın yine, tabii Allah konuşturuyor. Herhalde büyük bir ihtimale prompter’a bakmadan konuşuyor. Bir açıklama yapmış, “Biz elimizdeki bilgi ve belgelerin kopyalarını Suudi’lere verdik.” Yani itiraf ediyor, bütün cinayet belgelerini Suudi’lere verdik diyor. “Onlar bunları görünce şaşırıyorlar.” Kendisi şaşırmamış, cinayet işlenmiş şaşırmamış, ama Suudi’ler şaşırıyor. “Aslında fail belli” ben de biliyorum fail belli, cinayete ortak olanlar belli, izin verenler belli, talimatı verenler de belli. Yani Suudi Arabistan’dan bir siyasal yetkili talimat vermese, 15 kişilik cinayet ekibi buraya mı gelir? Hepsi de kamu görevlisi, birileri talimat vermiştir. Peki, bu 15 kişinin Türkiye’ye gelmesi talimatını veren kim? Ben de biliyorum kim verdi, sen de biliyorsun kim verdi? “Elimizde başka bilgi belge yok değil var” diyor. Yani henüz daha Suudi’lere vermediği bazı bilgiler var. Ne demektir? Sen bu cinayeti biliyordun, bu gazetecinin nasıl öldürüldüğünü biliyordun, elinde belgeler vardı, elinde bilgiler vardı, henüz daha bunların büyük bir kısmı açıklanmamış. Peki, kardeşim sen bu katilleri niye serbest bıraktın? Adalet Bakanlığını niye devre dışı tuttun? Dışişleri Bakanlığını niye devre dışı tuttun?Cumhurbaşkanlığı makamını niye devre dışı tuttun, neden bunlar görev yapmadılar?
TESLİM ALINAN SÖZDE CUMHURBAŞKANI
Değerli arkadaşlarım, bir soru daha var. Kaşıkçı cinayeti için Türkiye neden seçildi? Niye başka bir ülke değil de Türkiye’ye git dediler? Türkiye’de İstanbul’daki başkonsolosluğa başvur dediler neden? Bir sürü yer var, niye Türkiye ve hangi gerekçeyle Türkiye’yi önerdiler? Çünkü şunu çok iyi biliyorlardı, Erdoğan avuçlarının içinde, her dediklerini yaptırabilirler, sen git orada bu gazeteciyi öldür, hiç meraklanma tamamını biz tekrar Suudi Arabistan’a götürürüz. Başka hiçbir neden yok. Teslim alınan bir sözde cumhurbaşkanı var, teslim alanlar da kesinlikle bölgenin egemen güçleri, dünyanın egemen güçleri. Yok edilmesi gereken bir gazeteci var ve yok edilmesi gereken yer de İstanbul, yani Türkiye. Çünkü Erdoğan teslim alınmış vaziyette.
TÜRKİYE BORÇ TUZAĞI İÇİNDE
Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülkeyi yöneten kişi egemen güçler tarafından teslim alınmışsa, o ülkenin itibarı yerlerdedir. Diyeceksiniz ki nasıl teslim alındı? Ben hep örnek veririm, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki temel ilkesi vardır; siyasal bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık. Siyasal bağımsızlığın özü nedir? “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” der, bayrağımın altında özgürce ve bağımsız yaşamak isterim. Bu siyasal bağımsızlıktır. İkincisi, “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, siyasi bağımsızlığını koruyamazsınız” der. O da ekonomik bağımsızlık, yani mali bağımsızlıktır. Şimdi Türkiye’nin mali bağımsızlığı büyük ölçüde egemen güçlerin de eline geçmiş vaziyette. Siyasi bağımsızlığı var, ama ekonomik bağımsızlığı birilerinin elinde. Örnek mi? Buyurun tarıma bakın, saman ithal eden bir ülke. Nohut, mercimek hepsi var bizde. Canlı hayvan, et, ne derseniz, tükettiğimiz ne varsa batıdan geliyor. Batının egemen güçleri 81 milyonu biz besleyeceğiz diye kavga ediyorlar. Sadece et konusunda Avrupa Birliğinde dünya birincisiyiz, et ithalatında, canlı hayvanı bırakın et ithalatında Avrupa Birliğinde dünya birincisiyiz. 97 bin 207 ton kırmızı et ithal ettik beslenmek için. Sanayide aynı şekilde, dışarıdan hammadde gelmezse üretim yapamıyorsunuz. Ve daha da önemlisi, borçlanarak eğer büyümeyi hedef almışsanız, dolayısıyla egemen güçlerin adım adım bilinçli bir şekilde tuzağına düşmüş olursunuz ve Türkiye borç tuzağı içindedir şu anda. Düyun-u Umumiye kurulmadı, ama şu anda egemen güçlerin talimat verip, sonuç aldıkları bir sürecin içindeyiz. Türkiye böyledir.
PARA TESLİM ALDI, PARA!
Örnek, AK Partili kardeşlerim de dinlesinler örneği. Faiz yükselsin diyen kimdi? Batının egemen güçleri. Faiz yükselmesin diyen kimdi? Erdoğan. Peki soru, faiz yükseldi mi, yükselmedi mi? Yükseldi. Ne kadar yükseldi? Onların beklentilerine uygun, tam üç kat, tam üç kat faizi yükselttiler. O zaman şu soru çok önemli, Türkiye’yi batının egemen güçleri mi yönetiyor, sarayda oturan zat mı yönetiyor? Bunu AK Partiye oy veren kardeşlerime söylüyorum. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı aşama aşama elinden alınıyor ve onların talimatlarına göre gereği yapılıyor. Bir gazeteci içeride telefon ediyor serbest bırak, bir gecede iddianame hazırlanıyor, bir gecede! Ertesi gün mahkemeye çıkarılıyor ve birkaç saat içinde tahliye edilip Almanya’ya gidiyor. Bu güçne gücüdür? Para gücüdür, yani teslim alma gücüdür. “Papazı bırakmayacağım” diyordu. “Bu can bu tende kaldığı sürece papazı bırakmayacağım” diyordu. Ne oldu? Önce papazın bırakılacağını onlar açıkladılar. Macron telefon etti, tak bıraktılar. En son Suudi’ler telefon etti, Suudi Kralı, bir değil 15 katili ve başkonsolosu bize getir diye. Niye büyükelçiyi çekemiyor, madem bu ülkede cinayet işlendi ve sen mademki katilleri Türkiye’ye istiyorsun, neden Suudi Büyükelçisini Türkiye’ye çağırmıyorsun? Bırak benim ülkemde cinayet işlenmez, ya bana katilleri teslim edersin veya ben büyükelçimi göndermem. Diyebilir mi? Diyemez. Neden? Para teslim aldı, para! Batının egemen güçleri teslim aldılar. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla bütün bu gerçekleri bilmemiz gerekiyor.
EĞER O ÜLKEYİ AÇIKLAMAZSANIZ, YALAN SÖYLÜYORSUNUZ
Bakın bir şey daha. Sayın Berat Albayrak, Hazine ve Maliyeden sorumlu Bakan, atama, yani müsteşar, bizim bildiğimiz müsteşar Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken kendi bütçesi, şu açıklamayı yapıyor, dış güçlerden saldırı olduğunu söylüyor: “Saldırılar pazar günü yabancı bir ülkenin başkentinde toplanıp planlandı.” Saldırılar, pazar günü toplanıyorlar bir ülkenin başkentinde Türkiye Cumhuriyetine saldırı yapmaya karar veriyorlar. “10 Ağustos’a yönelik finansal spekülasyon hazırlayanlar duvara tosladı” diyor, yani başarılı olamadılar. “Önce 7,5 bandı kırılıp, 6’lara iki ay boyunca kur seviyesini bu noktaya taşımıştır, Eylül sonu kuru 5,90 küsurdur” diyor. Arkadaşlarıma dedim, “Hemen derhal Türkiye Büyük Millet Meclisine hangi ülkenin başkentinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bir operasyon, bir mali operasyon yapılıyorsa, bunu biz bilelim. Ve biz o ülkeye karşı ne yapılması gerekiyorsa millet olarak topyekûn birlikte yapalım.” Öyle ya, ülkeye karşı bir operasyon yapılıyorsa, hep birlikte mücadele etmemiz lazım. Grup Başkanvekillerimiz önergeyi verdiler. Gelsin açıklasın. Efendim bu olmaz. Belki gizli olabilir, o zaman kapalı oturum yapalım, gelsin kapalı oturumda açıklasın. O da reddedildi. Şimdi ben buradan AK Partinin Genel Başkanı Erdoğan’a sesleniyorum, Berat Albayrak’a sesleniyorum, eğer Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bir ülkenin başkentinde operasyon düzenleniyorsa, o ülkeyi bize açıklamak sizin görevlerinizden birisidir. Eğer açıklamazsanız, yalan söylüyorsunuz. Bir daha söylüyorum, açıklamazsanız yalan söylüyorsunuz.
NEDEN BU İLACI ALMIYOR, BU ÇOCUKLARI ÖLÜME MAHKÛM EDİYORSUNUZ?
Tabii teslim olunca, her alanda sıkıntı çıkıyor. Şimdi değerli arkadaşlarım, ilaç sıkıntısı. Bazı ameliyatlar yapılamıyor, zorunlu olmadıkça yapılamıyor. Şimdi ilaç sıkıntısı başladı. Bakın, Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Başkanının açıklaması: “Halkımız tarafından en çok tercih edilen bir ağrı kesici, depolardan eczanelerimize ikişer üçer kutu geliyor. Ülke tarihinde meslek olarak ilk defa ağrı kesicinin temininde sıkıntı yaşanıyor. Olası bir salgını önlemek için ise yeterince grip aşısı bulunamıyor” diyor. Niçin bulunamıyor? Kim yönetiyor bu ülkeyi? Ameliyatlar niye yapılmıyor? Ameliyat eldivenleri bile hasta yakınlarından isteniyor, bana git ameliyat eldiveni al gel, ondan sonra ameliyat yapacağım deniyor. Başka… SMA hastaları var, bir ailenin bu hastalığa yakalanmış çocuğuna bakma şansı yok. Bir dozu 125 bin dolar, bir dozu! Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir hukuk devleti, yani bir sosyal devlet, yani fakirin fukaranın yanında olan devlet, anayasa öyle diyor. Eğer fakirin fukaranın yanındaysa, bu ilacın alınması ve o ailelere verilmesi lazımAnnenin gözlerinin önünde çocuk ölüyor ve anne bunu seyrediyor, çaresizce seyrediyor. Şimdi ben yine soruyorum. Neden bu ilacı almıyorsunuz, bu çocukları annelerinin gözleri önünde neden ölüme mahkûm ediyorsunuz? Eğer sizde vicdan varsa bunu sağlayın, ahlak varsa sağlayın, adalet varsa sağlayın, insan sevgisi varsa sağlayın. Çocuklarımız bizim için değerlidir diyorsanız bunu sağlayın. Neredeyse yıllardır, ama söyleniyor bu, herkes topu birbirine atıyor. Biri Sosyal Güvenliğe, biri Sağlık Bakanlığına, birisi Başbakanlığa, birisi Cumhurbaşkanlığına, birisi bir başka yere, gidecekleri yer kalmadı bu ailelerin. Niçin? Çünkü Türkiye yönetilmiyor arkadaşlar, iyi yönetilmiyor.
ENFLASYON DÜŞMEDİ, YİNE YÜKSELDİ
İlaç ateş pahası, ama mutfakta da yangın var. Gidin pazara ateş pahası, gidin markete ateş pahası. Maaşlar arttı mı? Hayır. Her şey ateş pahası. Biz bunlara yol gösterdik, dedik ki “Bakın Türkiye’yi bu krizden çıkarmak için 13 madde öneriyoruz size. Bunların gereğini yapın ve ondan sonra Türkiye’yi aydınlığa çıkarırsınız. Hep beraber destek veririz ve Türkiye bu krizi aşar. Bilgisi var, birikimi var, kapasitesi var Türkiye’nin, ama iyi yönetilirse, ahlaki yönetilirse bu kapasite sonuç verir, yoksa sonuç vermez.”
Değerli arkadaşlarım, yine söyledik 13 maddeyi açıkladığım gün söyledim. “Bütün sosyal tarafları davet edin, onları dinleyin, onlar hangi çözümleri öneriyorlar size, onlara bir bakın, ondan sonra oturun karar verin. Bunun adı Ekonomik Ve Sosyal Konsey.”Nerede? Anayasal bir kurum Ekonomik Sosyal Konsey. İşçisi var, çiftçisi var, işvereni var, siyasetçisi var, bütün hepsi bir araya geliyorlar ve Türkiye’nin sorunları orada tartışılıyor, çözümler orada aranıyor. Sendikalar orada, hepsi oradaİtibar etmediler. Yeni bir kurum kurmuşlar, kısa adı FİKKO koymuşlar onu da bilmiyorum. Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi kurmuşlar, efendim bütün bu krizi aşacaklarmış.Neymiş? İşçi yok orada, işveren orada yok, sanayici yok, emekli yok, çiftçi yok, reel sektör temsilcisi yok. Niçin? Birilerine koltuk, birilerine para verecekler onun için.
Bakın değerli arkadaşlar, enflasyon geldi, mutfakta yangın var. Aldıkları önlemi söyleyeyim. Önce dediler ki, “Enflasyonla topyekun mücadele programı açıklıyoruz.”Ben de düşündüm her vatandaş gibi, dedik herhalde ciddi bazı önlemler alacaklar. Birinci önlem, hep beraber bir araya geldiler, “Fiyatlarda yüzde 10 indirim yapıyoruz” diye açıklamalar yaptılar. Fiyatlarda yüzde 10 indirim! Sonuç? Sonuç alamadık, enflasyon yükseliyor. Belediye zabıtalarını devreye koydular, fiyatları denetleyin diye. Zabıtalar market market televizyonlarda görünüyor, belediye zabıtasının elinde telsiz. Sonuç? Hikâye, bir şey yok. Toptancıları, halcileri, tüccarları suçladılar, fiyat artışlarını bunlar yapıyor diye. Ne yapacaklar? Hal Yasası çıkaracaklar. Ne olacak? Toptancıları hizaya getirecekler. Sonuç? Hepsi hikâye, bir şey çıkmadı. Sonra… İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı. Valilere bu sefer görev verdiler, baktılar belediye bu işi halledemiyor, valilere görev verdiler. Fiyat artışlarını kontrol edin denetleyin, kim fiyat artışı yapıyorsa onu cezalandırın. Sonuç? Hepsi hikâye hiçbir şey olmadı. Sonra… Türk lirası dolar karşısında biraz değer kazandı ve dolar düştü. Fiyatlar hiç düşmedi, aynen devam. Sonra… Enflasyon rakamını açıklayan bürokratı görevden aldılar, dediler ki bu bürokratı görevden alacağız, önümüzdeki ay enflasyon düşecek. Bürokrat görevden alındı, önümüzdeki ay enflasyon düşmedi, yine yükseldi.
Satarak memleketi yönetiyorlar, satarak! Şeker fabrikalarını satarak, Telekom’u satarak, kağıt fabrikalarını satarak memleketi yönetmeye kalktılar. İki, borçlandılar, özellikle egemen güçler borçlandırdı, bize gelip teslim olsun bizim esirimiz olsun diye ve sonunda geldiler teslim oldular ve Türkiye’yi bunlar değil, Türkiye’yi başkaları yönetiyor. Geldiğimiz nokta bu.
NEREYE GİTTİ BU PARA?
Değerli arkadaşlarım, geçen hafta bir açıklama yapmıştım. Grup Başkanvekili arkadaşlarıma da söylemiştim, “Bu 15 Temmuz’da şehit olan kardeşlerimiz ve gazilerimiz için para toplandı, ne oldu bu paralar diye bir soru sordum. Çıkın bunu açıklayın” diye. Havuz medyası hemen başlık attı, “Kahramanlara yardım CHP’yi rahatsız ediyor.” Niye bizi rahatsız etsin, biz soruyoruzPara toplandı mı? Toplandı. Bakın, kararname çıktı mı? Çıktı. Vatandaşa dediler para ver, vatandaş koştu para verdi. Bir televizyon programında, daha doğrusu Anadolu Ajansının bir programına katılan ilgili Bakan da diyor ki, “20 Ocak 2017 itibariyle 309 milyon lira para toplandı, eski parayla 309 trilyon lira para toplandı” diyor. Nereye gitti bu para? Soruyoruz 15 Temmuz şehitlerinin yakınlarına, size para verildi mi? Hayır. Gazilere soruyoruz para verildi mi? Hayır. Nereye gitti bu para? Kim yedi bu parayı? Ben bunu soruyorum, vay efendim işte şehitleri gazileri kötülüyor gibi ya da onları rahatsız ediyor gibi. Bu para dağıtılacak, şehit yakınlarına dağıtılacak, gazilerimize dağıtılacak, takipçisi de Cumhuriyet Halk Partisi olacak. Allah bilir bu gaziler için şehit yakınları için topladıkları parayı da iç ettiler. Efendim neymiş? Vakıf kurulacakmış da, o vakıftan sonra dağıtılacakmış. Vakıf dediğiniz olay bir ayda kurulur. Aradan geçti yıllar, nerede bu para, hangi bankada bu para, kime harcandı bu para, kim kullanıyor bu parayı? Şimdi biz bunu soruyoruz. Reddediyorlar, niçin soruyorsunuz diye. Şehitlerin hakkını kim koruyacak, şehit yakınlarının hakkını kim koruyacak, gazilerin hakkını kim koruyacak? Bütün şehit yakınları ve gazilere sesleniyorum, sizin hakkınızı korumak Cumhuriyet Halk Partisinin namus borcudur.
76 ŞİRKETE 240 MİLYAR LİRALIK HORTUM
Herkesin hakkının teslim edilmesi lazım. Bakın değerli arkadaşlar, TOKİ yani Toplu Konut İdaresindeki bir grup uzman özel bir çalışma yaptı. İstanbul’a nasıl ihanet edildiğinin raporunu hazırladı. Bu rapora göre 76 bina gökdelen, proje için imar planları değiştirildi. Normal imar planına göre 76 proje için öngörülen fazla inşaat alanını söylüyorum. Öngörülen, yani torpille, büyük bir ihtimalle malı götürerek öngörülen teşvik edilen ya da onlara tahsis edilen inşaat alanı, 12 milyon 400 bin metrekare inşaat. Normal bir imar planında olması gerekenden, 12 milyon 400 bin metrekare daha fazla inşaat alanı verildi. Ne kadar rant? 240 milyar lira. 76 kuruma şirkete 240 milyar liralık hortum avantaj sağlandı, 240 milyarlık! Ben söylemiyorum, bu işin uzmanları söylüyor. 240 milyar lira nedir? Eski parayla 240 katrilyon lira, üç tane GAP demek, 150 yataklı tam donanımlı 5 bin 960 hastane demektir, 30 bin okul demektir. Kaç kişiye verdiler? Bir avuç rantiyeye verdiler. Sonra da dönüp dediler ki, “İstanbul’a ihanet ettik.” Sonra dönüp dediler ki, “İstanbul’un böğrüne hançer saplandı.” İstanbullu kardeşlerime sesleniyorum, İstanbul’da özgürce yaşamak istiyorsanız, İstanbul’da trafik derdi olmaksızın yaşamak istiyorsanız, İstanbul’un rantını İstanbullu hakça paylaşacaktır bölüşecektir diyorsanız, İstanbul’un bağrındaki hançeri çıkarmak istiyorsanız, yetkiyi vereceğiniz tek bir parti vardır, o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir.
Bu 240 milyar lira verildi, avantaj sağlandı. Bunların adı vergi şampiyonları listesinde var mı? Hayır. 240 milyar liradan söz ediyorum. 53 kişi bizim adımızı açıklamayın demiş Maliyeye. Vergi vermek onurlu bir görevdir, vergi vermek insana şeref kazandırır. Ben vergi veriyorum diye gezerim, bu ülkeye vergi veriyorum derim. Bu hortumcular mı bilmiyorum, ama isimlerinin açıklanmasını istemiyorlar. Bunlara soruyoruz, siz ne kadar vergi verdiniz? Asgari ücretli vergi veriyor, siz ne kadar verdiniz? Mutfakta yangın var, vatandaş perişan, hem vergi veriyor hem enflasyonun altında ezilmiş vaziyette. Dolayısıyla bu konuyu bütün vatandaşlarımın dikkatine sunuyorum.
AK PARTİ İKTİDARI DEMEK…
Değerli arkadaşlarım, AK Partili kardeşlerime seslenmek isterim üçüncü kez. Bu toplantıda üçüncü kez sesleniyorum. AK Parti demek pahalılık demektir, sen de yanıyorsun, AK Partiye oy vermeyen vatandaş da yanıyor. Pahalı mı? Pahalı. Kaçıncı yılın sonunda? 16.yılın sonunda geldiğimiz nokta budur. AK Parti iktidarı demek enflasyon demektir. Enflasyon var mı? Var. Aldılar enflasyonu ta yukarılara çıkardılar. AK Parti iktidarı demek işsizlik demektir. 16 yılda işsizlik bitecekti, işsizlikle mücadele programı açıkladılar, gençler işsiz. AK Parti iktidarı demek israf demektir. Evet, uçan saray, yazlık saray, kışlık saray, efuliler, ejder meyveleri, adını bilmediğimiz bir sürü neler varsa burada var, israf demektir. İsraf haramdır, AK Partiye oy verirsen harama ortak olursun, onu da söyleyeyim. AK Parti iktidarı demek pahalı gübre, pahalı mazot, pahalı ilaç, çaresiz çiftçi demek. AK Parti iktidarı demek, emeklilikte yaşa takılmak demektir. AK Parti iktidarı demek, niteliksiz kalitesiz yoğun bakımda eğitim demektir. AK Parti iktidarı demek, borç batağına sürüklenen esnaf demektir. AK Parti iktidarı demek, itibarsız dış politika demektir. AK Parti iktidarı demek, Londra’daki bir avuç tefeciye hizmet eden iktidar demektir. O nedenle herkesin bunu bilmesi lazım. Bu söylediklerimin tamamı doğru, tamamı! Niçin doğru? Zaten vatandaş günlük yaşamında bunları görüyor. Çiftçisi de görüyor, esnafı da görüyor, tüccarı da görüyor, sanayicisi de görüyor, avukatı da görüyor, mühendisi de görüyor, ayakkabı boyacısı da görüyor, simitçisi de görüyor. 16 yılda memleketi buraya getirdiler.
ÇİFTE KAVRULMUŞ MAAŞ YETMİYOR, YÜZDE 26 ZAM YAPACAĞIM DİYORSUN
Bu saydıklarım halkın ekonomisi, bir de saray var. Sarayda kira var mı? Yok. Ulaşım parası var mı? Yok. Emeklilikte yaşa takılma… O da yok. Pahalı mazot, gübre, ilaç, bunların hiçbirisi yok. Enflasyon derdi zinhar yok. Şimdi beyefendi diyor ki, maaşım az yüzde 26 zam yapacağım maaşıma. Gözünü toprak doğursun kardeşim, alıyorsun 59 bin lira, her ay 59 bin lira alıyorsun. Yetmiyor bir de emekli aylığı alıyorsun. Şimdi o iki maaş, çifte ne derler buna? Çifte kavrulmuş değil mi? Çifte kavrulmuş maaş alıyorsun, bu yetmiyor yüzde 26 zam yapacağım diyorsun. Kaç lira olacak? 74 bin 500 lira olacak diyor benim aylığım, yetmiyor bu para diyor. Peki, ayda 1600 lirayla bu gariban işçi nasıl geçinecek? Onun düşünen var mı?
Geçen gün bir televizyon programına katılmıştım, orada Tekirdağ’la Muğla Büyükşehir’in isimlerini değiştirmişim. Yani Tekirdağ’da yapılanı Muğla Büyükşehir yaptı diye söylemişim. Erdoğan bunu fırsat bilip, hemen vay efendim işte sorduk hiç böyle bir şey yok. Bunu soracağına Sevgili Erdoğan, sorsaydın bu CHP’nin büyükşehir belediyelerinden hangisi yapmış? Belki o yanlış olabilir de, bir başkası yapmış olabilir. Tekirdağ Büyükşehir Belediyemiz bütün ilçelere okul yaptı, bütün mera alanlarını ıslah etti. Sen okul yapamadın, 16 yılda okul yapamadın, hâlâ çifte eğitim var. Sabahçı öğlenci eğitimi var. Biz dedik ki, yol yapamadın, o yolu da bize ver biz yapacağız yolu. Kültür merkezleri yapamıyorsun, ver bize biz kültür merkezini de yapacağız. Vermedi.
AK Partiye oy veren kardeşlerime dördüncü kez sesleniyorum. Bakın kardeşlerim, tek başına iktidar olmamız lazım, istikrara ihtiyacımız var dediler gittin oy verdin, güzel. Daha fazla yetkimizin olması lazım, bu yetki az dediler, anayasa değişmesi lazım, kanunların değişmesi lazım. Oyunu verdin, gelip tamamını yaptılar. Efendim aldığımız vergiler yetmiyor, şeker fabrikalarını satacağız, Telekom’u satacağız, SEKA’yı satacağız, Etibank’ı satacağız, Sümerbank’ları satacağız, yani cumhuriyetin kurduğu ne varsa tamamını satacağız dediler, memleketi ancak öyle idare ederiz, oy ver bize dediler. Yine gittin ona da oy verdin. Güzel. 15 Temmuz şehitlerine ve onların yakınlarına, artı gazilerine yardım yapmamız lazım, bütçede para yok, yardım edin biz bu işi yapacağız dediler, koşa koşa vatandaş gitti hep beraber 309 milyon lira para verdiniz. Yetmedi. Başbakanlığı kaldırmamız lazım, bütün yetkilerin bende olması lazım, anayasanın değişmesi lazım, tek adam olması lazım, benim dışımda memleketi kimse yönetemez dedi, ona da gittin oy verdin kardeşim.
Neticede ne istedilerse verdin, ama ders vermedin. Şimdi sıra geldi ders vermeye kardeşim. Bunların bir derse ihtiyacı var ve o dersi verecek olan da bu ülkenin insanları.
Bu ülkenin insanlarına selamlarımı saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim.

MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ”Türk milletini tartışmak emperyalizme selam yollamaktır.”

Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. İşte konuşmasından satır başları:

Doğu Akdeniz’deki provokasyonlar meşru haklarımızı kesinlikle gölgeleyemez. Türk Milleti yeni Barbaros Hayrettin Paşaları sinesinden çıkarak güce sahiptir.

Irak Türkmenleri varlık mücadelelerini sürdürmektedirler. Irak’ta seçimler yapılmıştır. Irak’taki seçimlere şaibe karışmıştır. Irak parlamentosu seçimde kullanılan oyların elle sayılmasına yönelik bir karar alınmış fakat kuşku verici bir yangınla oylar yanmıştır.

Ne ibretlik bir manzaradır ki seçimlerin bitmesinden 6 ay geçmesine rağmen hükümet henüz kurulamamıştır.

Hükümeti Kurmakla gereken kişi Irak türkmenlerini yok saymamalıdır. Biz Irak Türkmenlerini ön şartsız destekledik. Onların varlığını desteklemek boynumuzun borcudur. Kerkük Türklerindir.

Son günlerde TV ekranlarında gazete köşelerinde Türklük konuşuluyor. Nerede soyu sopu karışık kişi varsa Türklük hakkında konuşuyor. Nedir meseleniz?

Türk milleti kimdir sorusuna cevap arayanlar söyleyiniz bize asıl siz kimsiniz? Türk milletini tartışmak emperyalizme selam yollamaktır.

Biz ülkücü hareketiz. İşimize bakarız. Türkçülüğü ırkla sınırlandıran kim varsa tarihi ve devasa bir hatanın tam ortasındandır.

Ülkücü hareket Türklüğün yaşama arzusudur. Biz Türklüğümüzle övünürüz çünkü Türk oğlu Türk’üz. Türçülüğümüzle onur duyarız. Türküz Türkçüyüz. Türk milleti için koşa koşa ölmesini de biliriz. Türkçülük ırkçılık değildir.

Andımızı okumak ırkçılık değildir. Ne ezan sussun ne de Türklüğümüz budansın.

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar pervasızlaşan yeni küresel yönetim hedefine Türk ve İslam dünyasını almıştır. Senaryonun özü ya üste bağlan egemenliğini paylaş ya da küçük parçalara böleriz.

Türklüğümüzle uğraştırmayız. Türküm doğruyum çalışkanım demekten de yorulmayız.

Ampute milli takımın alınlarından öperim.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma.
6 Kasım 2018

Değerli Milletvekilleri,

Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

Basınımızın Mümtaz Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri en iyi dileklerimle selamlıyor, hayırlı ve başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Ekranları başında bizleri izleyen her vatandaşıma, gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık, birlik ve gelecek mücadelesi veren bütün kardeşlerime sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum.

Sözlerimin hemen başında ifade etmeliyim ki, Türkiye Cumhuriyeti takdir ve tebrikle anılacak anıtlaşmış bir fedakârlığın kararı ve kıvancıdır.

Geçtiğimiz hafta 95’inci yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyetimiz her türlü bozguncu fikir ve fiile rağmen çok şükür kuruluş ruhuna uygun şekilde ayaktadır.

29 Ekim 1923’ün 95’inci yılında, 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanın İstanbul’da faaliyete geçmesinden de hakikaten sevinç ve gurur duyduk.

Türk milletine yakışan, devletimizin ve Cumhuriyeti’mizin kazanımlarını teyit eden dev bir eserin hizmete girmiş olması Türkiye için önemli bir atılım ve gelişmedir.

Memnuniyetle ifade etmeliyim ki, Cumhuriyet milli vicdanda kök salmıştır.

Devletimizin kurucu ilkeleri zaman zaman rövanşist baskılara maruz kalıp taciz ve tahriklerle zedelenmeye çalışılsa da 29 Ekim 1923’ün hatıra ve emanetleri bizzat milletin güvencesi altındadır.

Cumhuriyetin ömür ve onurunun dayanağı cumhurun sarsılmaz iradesidir.

Bu irade korunduğu, bu irade ittifakla yaşatıldığı müddetçe Türkiye’nin tarihi yürüyüşüne taş koyacak, çelme takacak, engel çıkaracak hiçbir bedhah amacına ulaşamayacaktır.

Yeter ki biz sağlam duralım.

Yeter ki biz bir olalım, diri kalalım, hesabi değil hasbi davranalım.

Böyle olduğu sürece mütecaviz akınlar surlarımızdan aşamayacak, mütehakkim akımlar tutunacak alan bulamayacaktır.

Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib diyor ki:

Diri olursa insan dileğini bulur,

Dilek bulmak için dirilik sermaye olur.

Diri olur insan birbirini arayıp bulur,

Esen olursa ayrılanlar yine kavuşur.

Bilinsin ki, Türkiye Cumhuriyeti kavuşmanın adresi, kucaklaşmanın anlamı, kardeşliğin ahlakı, muktedir iradenin atisidir.

Türkiye Cumhuriyeti geleceğin süper gücüdür.

Elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hem vefa borcumuz, hem de saygı ve şükran görevimiz vardır.

Bu hafta sonu karşılayacağımız 10 Kasım’da aziz Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 80’inci yıldönümünü yad edeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; şahsında temerküz etmiş devlet adamı vasfıyla, muzaffer komutan yapısıyla Türk tarihine damga vurmuş bir değerdir.

Sahip olduğu azim ve kararlılığıyla Türk milletinin yol başçısı olmuştur.

Karanlığı reddeden, esareti tersleyen, bağımsızlığa sevdalı kutlu millet varlığına kurtuluş yıllarında liderlik yapmıştır.

Atatürk Türk milletine kendisini adamış, Milli Mücadele’yi başarıya ulaştırmak için canını dişine takmış inanmış ve ülkü sahibi bir şahsiyettir.

Onun mizacında karamsarlık yoktur.

Onun karakterinde taviz ve teslimiyetin kırıntısı yoktur.

En büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti’ne bir elinde bayrak diğerinde silah olduğu halde vuruşa vuruşa, siyaset ve stratejinin imkanlarını kullana kullana ulaşmayı bilmiştir.

Çaresizliğin hicranıyla kıvranan, yorgunluk ve yoksulluğun ateşiyle kavrulan Anadolu’yu düşman postallarından temizleyip Türk milletini yüksek hedeflere yönlendirmiştir.

Kafa ve kalbinde taşıdığı muasır medeniyetler ideali Türkiye’yi tarihsel çizgisinden koparmadan dengeli şekilde gelişmesini ve güçlenmesini sağlamaya dönüktür.

Türk milletinin kolektif dehasını harekete geçirerek hak edilen hürriyetin bir bağış değil, bir fetih olduğunu tüm dünyaya gösterme başarısı bizatihi Gazi Mustafa Kemal’e, kurucu kahramanlara ve aziz şehitlerimize aittir.

Atatürk, zorluğu yenmiş, zorbalara direnmiştir.

Esaretin perdesini yırtıp atmış, ekalliyetlerin tertiplerini, entrikacıların senaryolarını boşa çıkarmıştır.

İmanın işgali defedeceğini bir kez daha göstermiştir.

Bize göre, 10 Kasım ağıt, matem döneminden ziyade, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün daha iyi anlaşılması, daha iyi tanınması için bir fırsat, bir imkan, bir eşik olmalıdır.

Çünkü hala Atatürk’ü idrak edemeyen, etse bile ifade edemeyen, üstelik hakkını teslimden imtina eden yeminli Cumhuriyet hasımları, yozlaşmış millet ve milliyet muhalifleri vardır, her türlü tezgâhları açıktır, alenidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin ortak değeridir, Cumhuriyet’in banisidir, Türkiye’nin iftiharıdır.

Atatürk düşmanlığı işgalcileri, ihanete teşne odakları zımnen aklama ve temize çıkarma gayretkeşliğidir.

Fikir, emanet ve mirasına tahammülsüzlük Türkiye’ye kurulmuş, üzeri de çiçeklerle örtülmüş vandal ve vahşi bir tuzaktır.

Bu tuzağa düşemeyiz, Allah’ın izniyle de düşmeyeceğiz.

Atatürk demek, Ne Mutlu Türküm diyene sözüne sadakattir.

Atatürk demek, zehirli hedeflere, zelil hesaplara karşı tam bağımsızlık ülküsünde buluşmak demektir.

Nitekim Atatürk demek Türk demektir, Cumhuriyet demektir, Samsun’dan İzmir’e kadar adım adım, aşama aşama sahnelenen kahramanlık demektir.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyenler, emin olunuz ki, biz değildir, bizden değildir, Türk milletinden de asla sayılmayacaklardır.

Düşmana alkış tutmak zulme ortaklıktır, bunun yanında mazluma apaçık ihanettir.

Başkalarına özenen, aslını inkar eden, neslini hakir gören, geçmişinden utanan köksüzler ne Türk ne de Müslüman olabileceklerdir.

Bir yanda ülkemizi temsil görevini taşırken, diğer yanda düzenledikleri Cumhuriyet resepsiyonlarında Roma ya da Antik Yunan kıyafetleriyle boy gösteren sefirlerin ne kadar derin yabancılaşma çukuruna düştükleri, Bizans kostümleri giyip zulüm 1453’de başladı diyen soysuzlarla aynı çizgide buluştukları tartışmasız ve hazin bir gerçek olarak karşımızdadır.

İşte Türkiye Cumhuriyeti zihni ve aklı sömürgeleşmiş bir zümrenin komplolarına, vicdanı ve irfanı kiralanmış bir azınlığın kumpaslarına rağmen hamd olsun varlığını muhafaza etmiştir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün naçiz vücudu 80 yıl önce toprak olmuştur.

Bu hepimizi bekleyen kaçınılmaz bir akıbettir.

Ancak emek emek kurup bizlere bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti inanıyorum ki, sonsuza kadar bekasıyla baki kalacak, payidarlığının önüne hiçbir menfi ve müstevli kuvvet geçemeyecektir.

Bu düşüncelerle, ebediyete irtihalinin 80’inci yıldönümünde ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum.

Manevi hatırası önünde tazimle eğiliyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun diyorum.

 

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’miz her şeyin en güzelini hak etmektedir. Burası kesindir.

Büyük Türk milleti şanına ve şerefine layık bir mertebeye vasıl olmak için sabırsızlanmakta, zaman ve zemini lehine çevirmek için heyecanla beklemektedir. Bu en doğal hakkıdır.

Geçmişimizin azamet ve heybeti istikametinde bir gelecek inşası önümüzdeki en temel gündem ve görevdir.

Milliyetçi Hareket Partisi bu gündem ve görevin sorumluluğuna haiz ve hakkını verecek haysiyettedir.

Fakat üstesinden gelmemiz gereken ağır sorunlarımızın varlığı da bellidir, bilinmektedir.

Asayiş ve adalette sorunlar birikmiştir.

Ahlak ve adabımızdaki tahribat hız ve ivme kazanmıştır.

Sokaklar huzursuzdur, insanımız kaygılıdır, geleceğimiz risklidir.

Diyor ya Yusuf Has Hacib:

Sevinci az, kaygısı çok; öveni az, söveni çok.

Yokuşun inişi var, yükselişin batışı; sevincin kaygısı var, acının tatlısı.

Maalesef trafikte kavga, işyerinde kavga, evde kavga, siyasette kavga hâkimdir.

Uzlaşmaya kulak tıkayanlar, anlaşmaya mesafe koyanlar, tokalaşmak yerine sıkılı yumruklarla pozisyon alanlar toplumsal barış ve huzura kast edenlerdir.

Çatık kaşlar, asık yüzler, sinirli suretler, hoşgörü ve merhamete duyarsız zihniyetler üzülerek belirtmek isterim ki giderek yaygınlaşmakta, gittikçe kalabalıklaşmaktadır.

Bu tablo hepimiz için alarm ve endişe vericidir.

Kadına şiddet vakaları, cinayet haberleri, taciz ve tecavüz fiilleri adeta sıradanlaşmıştır.

Türkiye sosyal ve toplumsal bunalımın kıyısındadır.

Bunlar yetmiyormuş gibi hayat pahalılığı, geçim zorlukları, ekonomik sıkıntılar her insanımızı tehdit etmektedir.

Konkordato ilanları sanki otomatiğe bağlanmıştır.

Arkası önü mutlaka aydınlatılıp araştırılması gereken fabrika yangınları büyük soru işaretlerine neden olmaktadır.

Nedir bu yangınlar? Nasıl yorumlanmalıdır?

Böylesi bir zamanda fabrikalar niye yanar, hatta niye yakılır?

Hiç kimse aklımızla alay etmesin.

Hiç kimse milletimizi aldatmaya kalkışmasın.

Ekonomik teröre, küresel operasyonlara karşı aslanlar gibi mücadele etmiş Türkiye’nin kasten ve kundaklama yöntemleriyle istihdam meşalesini söndürmek, istikbal yürüyüşünü sekteye uğratmak, bu bahaneyle fırsatçılık ve simsarlık yapmak rezilliktir, gayri milliliğin karanlık resmidir.

Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.

Fabrika yakmak, yanmasına müsaade etmek Türkiye’yi dinamitlemektir, ekonomik tetikçilere silah ve mühimmat vermektir.

Yani sosyal ve ekonomik yıkıma hizmet etmektir.

Türkiye ekonomisi içine çekildiği kur savaşından ağır hasar almıştır.

Fakat ülke bizimdir, vatan bizimdir, devlet bizimdir, tesisler, fabrikalar, kurumlar milletimizindir, ekonomideki derin yaraları tedavi edip iyileştirmek milli bekamızın gereğidir.

Türkiye ekonomisinde beliren risklerden istifadeye çalışmak, en ufak sallantıda, en küçük esintide korkakça gemiyi terk etmek millete haksızlık ve hakarettir.

Peki ekonomik mağduriyet ve muhtaçlığın pençesine düşen vatandaşlarımız neyini yaksın, nelerini ateşe versin, nerelere gitsin?

Dün açıklanan enflasyon rakamlarını herkes gördü, herkes aklı yettiği kadar, kafası bastığı ölçüde değerlendirdi, analiz etti.

Bir gerçek vardır ki, enflasyon canavarı başını çoktan kaldırmıştır.

Merkez Bankası bu yılın başında enflasyonu yüzde 7,9 oranında öngörmüş, daha sonra yüzde 13,4 olarak revize etmişti.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamayla yılsonu enflasyonu yüzde 23,5 olarak hedeflenmiştir.

Oysaki, Yeni Ekonomik Program’da yılsonu enflasyon oranı yüzde 20,8 düzeyinde tahmin edilmişti.

Dün açıklanan Ekim ayı enflasyon oranı son 15 yılın en yüksek rakamıdır ve aylık TÜFE yüzde 2,67; yıllık bazda da yüzde 25,24 olarak gerçekleşmiştir.

Gıda enflasyonu yüzde 30’a yaklaşmıştır.

Anlaşılan enflasyonla mücadele kapsamında binlerce firmanın yaptığı yüzde 10’luk fiyat indirimlerinin etkisi sınırlı olmuştur.

Geçen hafta ilan edilen, yılsonuna kadar süreceği söylenen ve altı ana başlıkta düzenlenen KDV ve ÖTV indirimlerinin nasıl bir sonuca kapı aralayacağını kısa sürede görmemiz mümkündür.

Dileğimiz ekonominin hareketlenmesi, piyasaların canlanması, artan maliyet baskısının, TL’deki değer kaybının süratle telafi ve tamir edilmesidir.

Kaldı ki iç ve dış gelişmelerden dolayı kurdaki gerilim hafiflemekte, Türk lirası günbegün değer kazanmaktadır.

Uluslararası derecelendirme şirketi Moody’s, “vergi indirimleri Türk lirasında aşağı yönlü trendi yeniden tetikleyebilir ve hali hazırda güçlü olan enflasyonist baskıları ateşleyebilir” tespitiyle yanlı ve ısmarlanmış görüşleri bir kez daha seslendirmiştir.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar boştur, hevesleri kursaklarında kalacaktır.

Kur geçişgenliğiyle birlikte vergi ve diğer fiyatlardaki indirimlerin insanımızın hayatına doğrudan doğruya yansıması akut bir ihtiyaçtır.

Sormak ve öğrenmek isteriz ki, döviz artınca fiyat etiketlerini anında şişirenler, döviz gerileyince neden aynı tavır ve davranışı göstermiyorlar?

Yetmez ama evet dediğimiz yüzde 10’luk fiyat indirimleri söyleyiniz bana; lütuf mudur, bağış mıdır, ihsan mıdır, ikram mıdır?

Dövizdeki tansiyon azalınca yaptıkları geçici fiyat indirimlerini vatandaşlarımızın adeta gözüne sokanlar mutfaktaki feryadı, insanımızın şikayetini yüreklerinde hissedebilecek alicenaplığa sahipler midir?

Dolar 7 lirayı aştığında zam butonuna gecikmeksizin basanlar, dolar gevşeyip gerilediğinde neden yaptıkları zamdan vazgeçmezler?

Stokçular, karaborsacılar, ekonomik kuşatmadan nemalanmaya çalışan utanmazlar, bu millet sizi tanıyor, bu millet sizi biliyor.

Haksız kazanç, yağmacılık, vurgunculuk ayıptır, ahlaksızlıktır, edepsizliktir.

Boşuna söylememiş Yusuf Has Hacib:

Edepsiz kişidir insanın alçağı,

Doğru söz söylemez utanmaz dili.

Dövizin yükselişinden fiyatları artıranlar, inince geri almazlarsa kazandıkları her lira haramdır, zıkkımdır, burunlarından gelecektir.

Hem güçlü hem de suçlulara karşı milletimizin yanındayız.

Vatandaşlarımız nimette en arkada, külfette en önde olmamalıdır.

Bu işleyiş, bu haksız süreç mutlaka değişmeli, dönüşmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi ekonomik sorunlardan siyasal çıkar devşirmeye niyet etmeyen, buna tenezzülü dahi zül addeden milli asalet ve milli ahlaka sahiptir.

İyiye iyi, kötüye de kötü demeye devam edeceğiz.

Vatandaşlarımızın hakkını hukukunu savunmak, milletimize tercüman olmak en temel, en bariz, en öncelikli hedefimizdir, aynı zamanda da ertelenemez görevimizdir.

Bu onurlu görevden kaçmayacağız, doğru bildiklerimizi söylemekten kralı gelse korkmayacağız, çekinmeyeceğiz.

Biz Türk milleti uğruna Kerem’in arpa tarlası gibi yanmaya devam edeceğiz.

Çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz.

Tencerede pişirip kapağında yiyen, kıt kanaat geçinen sessiz milyonların, gramla alış veriş yaptığından aç yatıp aç kalkan çaresizlerin tavizsiz sözcüsüyüz, korkusuz gözcüsüyüz, sonuna kadar da gönüllerindeyiz.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Türkiye’nin tarihsel ve egemenlik haklarından ödün vermesi, milli bekasını tesadüflerin akışına bırakması elbette düşünülemeyecek, elbette akla bile getirilemeyecektir.

Bu nedenle terörizmle mücadele tavsamadan, gevşemeden, gecikmeye mahal vermeden sürdürülmeli, muhakkak surette sonuca ulaştırılmalıdır.

Terör örgütleri neredelerse, teröristler nerelere tutunup yuvalanmışlarsa oraların imhası, dağıtılması acilen sağlanmalıdır.

Türkiye’nin şu an yürüttüğü terörle mücadelesi kararlıdır, takdire şayandır.

Fırat’ın doğusundaki terör yuvaları, yılan çıyan delikleri yok edilmelidir.

Geçen hafta obüs bataryalarıyla sınır ötesinde belirlenmiş hedefler ateş altına alınmıştır.

Türkiye sözünü yere düşürmemiş, ilk etapta lazım gelen müdahaleyi yapmıştır.

TSK, sınırlarımızın diğer yakasındaki teröristlerin beton mevziler inşa etmeye çalıştığı Zor Mağdar’dan sonra 31 Ekim’de Ayn el Arab ile Tel Abyad’a milletimizin net ve sert mesajını açık yüreklilikle vermiştir.

Devamını beklediğimiz bu mücadelenin Türkiye’nin beka meselesi olduğunu anlamak ve görmek lazımdır.

Bu arada TSK ile ABD askerleri Menbiç’in çevresinde 1 Kasım’dan itibaren ortak devriye faaliyetine başlamışlardır.

Türkiye ile ABD arasında varılan ortak mutabakat gereğince 18 Haziran 2018’de başlayan devriye turları ortak icraya dönüşmüştür.

Bunun nasıl bir gelişmeye sahne olacağı yakında belli olacaktır.

Ne var ki, Türkiye’nin Menbiç’e obüs atışlarından sonra ABD ile YPG’nin Türkiye sınırında ortak devriyeye başladıkları da ortaya çıkmıştır.

Görünüşe bakılırsa, ABD aynı anda hem Türkiye’yi idare etmekte, hem de PKK/YPG’yi kullanmakta, daha doğru bir ifadeyle korumaktadır.

Bu yanlıştır, çifte standarttır, ikirciklidir, samimiyetsizliktir.

Güçlü ihtimaldir ki, ABD 6 Kasım seçimleri öncesi yeni bir aldatma ve oyalama sürecini devreye almıştır.

PKK ile YPG’nin birbirinden ayrılacağı, YPG’nin Suriye örgütü haline getirileceği, sonra da YPG’nin diğer gruplar içinde eritilerek tedavülden kaldırılacağı iddiaları dillendirilmektedir.

ABD’nin Türkiye’yi meşgul ederek stratejik amaçlarını gerçekleştirmek, Suriye’nin kuzeyinde terör devleti tesis etmek için her yol ve yönteme müracaat ettiği açıktır, aşikardır.

PKK, YPG’den nasıl ayrılacaktır?

Dahası PKK, PKK’dan nasıl ayrıştırılacaktır?

Böylesi bir hezeyana, böylesi muhal bir hayale hangi mantıkla inanmamız beklenmektedir?

ABD’nin İran’a başlattığı ve bu ülkeyi zora sokacak yeni ambargo sürecinden geçici de olsa Türkiye’yi muaf tutması değerlidir. Buna diyecek bir şeyimiz yoktur.

Ayrıca iki bakanımızla ilgili alınan haksız yaptırım kararının kaldırılması, Halkbankası ile ilgili müspet gelişmelerin olacağı iddiaları yerindedir, hatta gecikmiş bir adımlardır.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Trump arasındaki telefon diplomasisi diyalogların yeniden kurulmasından dolayı anlamlıdır.

ABD ile Türkiye arasındaki gerginlikten hiç kimse kazançlı çıkmayacaktır.

Bu gerçeği ABD’nin görüp dostluk ve müttefiklik ilişkilerini soğumaya bırakmaması, dürüstlüğün çizgisinden sapmaması iki ülkenin menfaatleri gereğidir.

Türkiye’yi kurnazca ve kurulan tuzaklarla yeni bir çözüm sürecine çekme, yeni bir çözülme fırtınasına sokma arayış ve çabaları varsa, bilinmelidir ki, Türk milleti altın kase içinde servisi yapılan öldürücü zehri asla içmeyecek, bu oyuna kesinlikle gelmeyecektir.

Terörle masa kurulmaz, teröristlerle müzakere yapılmaz, aman dileyerek, seri tavizler vererek akan kan durmaz, cinayetler son bulmaz.

Geçmişte yaşananlar tecrübedir ve hamd olsun Türkiye badireli günleri atlatmıştır.

Terörizmin bitişi konuşmayla olmaz, hainleri yok etmeden milli huzur ve sükûnet gerçekleşemez.

Kürt kökenli kardeşlerimizin terör örgütleriyle herhangi bir illiyet bağı, herhangi bir açık veya örtülü bağlantısı yoktur, bugüne kadar da olmamıştır.

Teröristlerle Kürt kökenli kardeşlerimizi eşitlemek şerefsizliktir, buna da hiç kimse cüret etmemelidir.

Kürt kökenli kardeşlerimiz canımızdır, hepsiyle birlikte anımız birdir, acımız birdir, adımız birdir, nitekim hepimiz Türk milletiyiz.

Bizi ateşe atmak için el ovuşturan, pusuda bekleyen, durum kollayan güç ve çıkar odaklarına, kanlı terör örgütlerine diyor ve sesleniyorum ki:

Nemrut’un ateşini Hz. İbrahim’e gülzar eden Allah, sizin de yaktığınız ateşi bize selamet nuru etsin.

 

 

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye terörle mücadele halindeyken Doğu Akdeniz’de sabır ve sinirlerimizi zorlayan gelişmeler yaşanmaktadır.

Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların üzerine KKTC’yi ve Türkiye’yi yok sayarak çöreklenmek isteyen zalimler koalisyonu egemenlik haklarımızla oynamanın ağır bedelleri olacağını çok iyi bilmelidirler.

Oldubittiye getirilip hukuki ve tarihi haklarımızdan ödün vermemizi bekleyenler yanıldıklarını, yanlışa düştüklerini er ya da geç anlayacaklardır.

Türkiye’yi dışlayarak Ege ve Akdeniz’de asla hakimiyet kurulamaz, buna ne tarih ne de Türk milleti müsaade etmez, etmeyecektir.

Doğu Akdeniz’deki provokasyonlar Türkiye’yi pes ettiremez, aba altında sopa gösterilmesi, tehditvari bir dile tevessül edilmesi meşru haklarımızı kesinlikle gölgeleyemez.

Akdeniz bir zamanlar Türk gölüydü. Biz bunu unutmadık.

Sabrımızı yanlışa yormasınlar, olgun tavrımızı ürkeklik görmesinler, gelişmeleri soğukkanlılıkla izlememizi pısırıklık sanmasınlar.

Türk milleti yeni Barbaros Hayrettin Paşaları sinesinden çıkaracak, korsanlıkların başını ezecek kutlu ve muhkem iradeye çok şükür hala sahiptir.

Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe ne ilimizi ne de töremizi hiç kimse, hiçbir mihrak bozamayacaktır.

Fatih sondaj gemimizin, Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemimizin deniz yetki alanlarımızdaki faaliyetlerine Deniz Kuvvetleri unsurlarımızın refakatinde gerektiği ve gittiği yere kadar devam etmeleri beklentimizdir, temennimizdir.

Türkiye’nin önünü kesmek, büyümesine, gelişmesine ve yükselmesine mani olmak için küresel ve bölgesel ayak oyunları uzun süredir devrededir.

Bu sinsi ve alçak oyunların milli birlik ve dayanışma ruhuyla aşılacağına inancımız tamdır.

Türk’ün öz yurdu Kıbrıs’ta yeni ve tehlikeli müzakere taktikleri dolaşımdadır.

Küresel baskılar, Rum tezleri Türk’süz bir Kıbrıs için oldukça faaldir.

Adına çözüm dedikleri karanlık girdaba Kıbrıs Türklüğünün çekilmesi maksadıyla ne kadar süslü ve ambalajlanmış söz ve vaat varsa pazarlanmakta, görücüye çıkarılmaktadır.

Türk milletinin mücavir bölgelerdeki tarihsel bağlantıları koparılmak istenmekte, derin izlerinin ve eserlerinin bulunduğu coğrafyalar üzerinde kabus bulutları dolaşmaktadır.

Bunlardan birisi de hiç kuşku yok ki Türkmeneli’dir.

Irak Türkmenleri varlık mücadelesini kanları, canları pahasına sürdürmektedirler.

Soydaşlarımızın iradeleri, tercihleri, siyasi hakları görmezden, duymazdan gelinmektedir.

Bildiğiniz gibi, 12 Mayıs 2018’de Irak’ta seçimler yapılmıştır.

Bu seçimlere 204 parti, 27 koalisyon katılmış, katılım oranı ise yüzde 44,5 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Irak’taki seçimlere şaibe karışmış, bilhassa Kerkük’te kullanılan oylar Süleymaniye’ye götürülüp orada sisteme işlenmiştir.

6 Haziran 2018’de 172 milletvekilinin katılımıyla Irak parlamentosu toplanmış, seçimde kullanılan oyların elle sayılmasına yönelik bir karar almıştır.

Ancak 9 Haziran 2018’de oyların tutulduğu Bağdat’taki Irak Bağımsız Seçim Komiserliği’ne ait depoda kuşku verici bir yangın çıkmış, demokratik irade darbelenmiştir.

Yanmayan oyların tekrar sayımında sonuç çok değişmemiş, 329 sandalyeli Irak parlamentosu böylelikle şekillenmiştir.

2 Ekim 2018 tarihinde Irak Cumhurbaşkanlığına Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin adayı Berham Salihi seçilmiş, ardından da başbakanlık görevi Şiilerin bağımsız adayı Adil Abdülmehdi’ye verilmiştir.

Ne ibretlik bir manzaradır ki, Irak seçimlerinin üzerinden altı ay geçmesine rağmen hükümet henüz kurulamamıştır.

Irak Türkmenleri yeni hükümette görev bekliyorlar.

Birden fazla bakanlığın siyasi sorumluluğunun Irak Türkmenleri’nde olması bu ülkenin iç barış ve huzur ortamı için tarihi önemdedir.

Müteakiben Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ile Başbakan Yardımcılığına belirlenecek Türkmen kardeşlerimizin atanması arzumuzdur, Irak Türkmenlerinin sayı ve temsil kabiliyetleri açısından doğru olanı da budur.

Türkiye’nin bu kapsamda alacağı tutum şüphesiz tesirini gösterecektir.

Hükümeti kurmakla görevlendirilen Adil Abdülmehdi Irak Türkemenlerini hafife almamalı, yok saymamalı, ihmal etmemelidir.

Irak halkının geleceği, Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğü ortak akla, mutabakata, her kesimin eşit şekilde yönetimde bulunmasına bağlıdır.

Biz Irak Türkmenlerini önşartsız destekledik, buna da kararlılıkla devam edeceğiz.

Onların varlığı varlığımız, haklarını savunmak ise boynumuzun borcudur.

Türkmeneli Türk’ündür, Kerkük Türk’ün atar damarıdır, Türkmenler Irak’ın ayrılmaz, bölünme kabul etmez asli ve asil unsurlarıdır.

 

Muhterem Milletvekilleri,

Bitmiş tartışmaları yeniden alevlendirmek hiç kimseye fayda sağlamaz, sağlamayacaktır.

Bayatlamış ve raf ömrünü doldurmuş anlaşmazlıkları tekraren körüklemek maksatlıdır, müflisliktir.

Son günlerde televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde Türklük konuşuluyor.

Türk milleti masaya yatırılıyor, her konunun bilirkişisi olduklarını sanan gafiller, sözde uzmanlar, yarım aydınlar gerçekte cehaletlerine aldırmadan koltuklarına kurulup ileri geri, bilip bilmeden ağızlarına ne gelirse gündeme taşıyorlar.

Andımız bahanesiyle ölçüsü kaçan polemikler yaşanıyor.

Nerede kimliksizliğin tutsağı olan varsa, nerede soyu sopu karışık kişi bulunuyorsa ekranlara geçip ahmak kesiyor veya buldukları gazete sayfalarında yazıp çiziyor.

Bu zevat hele bir cevap versin, her şeyi bitirdiniz, her konuyu çözüme kavuşturtunuz da geriye sadece Türk milleti kimdir sorusuna cevap aramak mı kaldı?

Nedir meseleniz, nereye varmak emelindesiniz, nereye ulaşmaktır derdiniz?

Kırdığınız ceviz kırkı geçti, kırk yıllık oduncu olduğunuzu söylerken baltanız defalarca taşa değdi.

Türk milleti kimdir sorusuna cevap arayanlar, söyleyiniz bize; asıl siz kimsiniz, neye ve hangi melun heveslere hizmetle tembihlendiniz?

Kıyısında köşesinde yer almadığınız bir değerle ilgili beyanat vermek, mensubiyetinden uzak olduğunuz beşeri cevheri dilinize pelesenk yapmak ne haddinize, ne hakkınızadır?

Kimin ne olduğuyla ilgilenmiyoruz.

Kimin neye inandığına bakmıyoruz.

Herkesin aidiyet ve meşrebine, etnik ve mezhebi kabulüne saygı duyuyoruz.

Ancak Türk milletini tartışmak, Türk ve Türkçülük üzerinden kara kampanyalar düzenlemek düşmana koz vermek, emperyalizme selam yollamaktır.

Hiçbir milliyetçi ve ülkücü buna razı olmaz, bu pespayeliğe onay vermez.

Biz ki, “vatanım, ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” diyebilen, diyebilmiş, diyebilecek cesaretteki Milliyetçi-Ülkücü Hareketiz.

Onu bunu bilmeyiz, ona buna bakmayız, onunla bununla beyhude yere vakit geçirmeyiz.

İşimize bakarız, mazisi binlerce yılı bulan Türk milletine mensubiyetle övünür, bununla da onur duyarız.

Büyük davaların, büyük hayalleri olan adamların omuzlarında yükseldiğini idrak ve ifade eder, son tahlilde buna inanırız.

Büyük başarıların büyük hedeflerin sonucunda ortaya çıktığını söyler ve bunu biliriz.

Büyük hedeflerin büyük heveslerin, büyük heveslerin ise büyük düşüncelerin eseri olduğuna gönülden imza atarız.

Tarihi bir millet olmakla, tarih olmak arasındaki temel farkı anlamayanlar, Türklüğü zamanın ve yaşanan anın dar kalıplarına sıkıştırıp ezilmesini ve erimesini amaçlayan sözde aydınlar içimize sızmış yabancı hayranlarıdır, manda ve himayenin yeni nesil varisleridir, televizyonlardan virüs aşılayan kripto ajanlardır.

Türklükte ırk arayan, Türk’ü ırkla sınırlandıran, Türkçülüğü ırkçılıkla bir ve aynı gören kim varsa tarihi ve devasa bir hatanın tam ortasındadır.

Türk milletinin sosyo-kültürel kimliği binlerce yılın, onlarca asrın kaynaşmasıyla oluşmuştur.

Türk dili, Türk töresi, Türk kimliği, Türk kültürü etrafında “zaman” harcı ile oluşan bu muazzam bileşenler İslam dini ile mana ve zenginlik kazanmıştır.

Temelini Türk kültürü ve İslam inancının oluşturduğu, eşref-i mahlukat olan insana ve insaniyete saygıyı esas alan şuura sahip olmak bizim için şeref payesidir.

Milli bekanın devamında yol ayrımına gelindiği ve çarenin tükendiği anlarda kendinden vazgeçecek ilahi fedakârlığa malik olmak bizim için fani hayatımızın yegane anlam ve amacıdır.

Türk milletinin bekası için lazım olan mücadeleyi sürdürebilecek sabır, azim, adamlık, mertlik, kararlılık, alçak gönüllülük, feragat ve cesaret gibi çok özel hasletlerle bütünleşmek bizi biz yapan, bizi hayata bağlayan temel güç kaynaklarıdır.

Yüreğimiz Türk milleti için atıyor.

Nabzımız vatan sevdasıyla çarpıyor.

Gönlümüz aziz şehitlerimizle yanıyor.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket Türklüğün yaşama arzusudur.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket makus talihli ülkemin ümit aşısıdır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket gönderinde bekleyen al bayrağın rüzgarı, dost için kadife elli, düşman için de çelik bileklidir.

Biz Türklüğümüzle övünürüz, çünkü Türk oğlu Türk’üz.

Türkçülüğümüzle onur duyarız, çünkü kendimizi bildik bileli Türkçülüğün Orhun kaynağından kana kana içtik, inanç ve imanla dolarak bugünlere geldik.

Türk’üz, Türkçüyüz, Türk milleti için sadece yaşamayı değil, gerekiyorsa koşa koşa ölmesini de biliriz.

Türkçülük ırkçılık değildir.

Andımızı okumak, okunmasını istemek, haşa ve kat’a ezanın Türkçe okunmasına çanak tutmak hiç değildir.

Vesayete umut bağlamak, statükoya yaslanmak bizim harcımız olamayacaktır.

Ne ezan sussun, ne vatan bölünsün, ne Türklüğümüz budansın, ne de Türkçülüğümüz buruşsun.

Yaşasın Türk milleti, var olsun Türkiye Cumhuriyeti, kahrolsun bölücülük, kökün kurusun eyyamcılık.

Yeni sömürgecilik, insanlığın binlerce yıllık tecrübelerinden süzülerek gelen milli kültürleri tahrip etmeyi hedeflemektedir.

Gaye kimliksiz insan yığınlarından oluşan, kolay idare edilebilir bir dünyadır.

Bu yıkım süreci bir milletin hayatta iken kendi ölümünü seçmesi demek olan “toplumsal ötenaziye” doğru yol almaktadır.

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar pervasızlaşan, Türk ve İslam dünyasına açık tehdit haline gelen “yeni küresel emperyalizm”, teslimiyeti reddeden milletleri parçalamaya odaklanmıştır.

Yenidünya düzeni denen bu tehdidin önündeki en büyük engel milli devletler ve güçlü millet varlığıdır.

Bu nedenle küreselleşme, milli devletlerdeki yönetim iradesinin millet üstü birliklerle paylaşılmasını ısrarla dayatmaktadır.

Bunun olmaması halinde alt kimliklerin tahriki devreye sokulmaktadır.

Senaryonun özü, “ya üste bağlan ve egemenliği paylaş, ya da alta in paylaşarak çözül” biçiminde formüle edilmiştir.

Buna müsaade etmeyeceğiz, bu saldırıya son nefesimize kadar, bedeli her neyse ödeyerek direneceğiz, iblisin bacağını kıracağız.

Biz herkes eşittir Türkiye diyen bir fikri olgunluğa,

Biz milletimizin her ferdini Cenab-ı Allah’ın eşsiz bir emaneti gören manevi doygunluğa,

Hiç kimsenin kökenine, yöresine, anasının diline bakmayan hoşgörü ve vicdani duyuşa sahip Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Ama Türklüğümüzle de, Türkçülüğümüzle de uğraştırmayız, kara çaldırmayız, Türküm, doğruyum, çalışkanım demekten de yorulmayız.

Son olarak, Meksika’da düzenlenen Ampüte Dünya Futbol müsabakasında ikinciliği kazanan Ampüte Milli Takımımızı, teknik heyeti kutluyor, hepsinin alınlarından öpüyorum.

Final maçında penaltı kaçıran takım kaptanımız Gazi Osman Çakmak üzüntüsünden olacak ki “Türk milleti hakkını helal etsin” demiş.

Kahraman kardeşim, müsterih ol, bizim sende hakkımız yoktur, fakat senin bizlerde hakkın pek çoktur.

Hakkını helal etmesi gereken birisi varsa, o da sensin ve arkadaşlarındır; sizlerin bu vatan için, bu millet için, bu bayrak için yaptığınız fedakârlıkları unutursak diyorum ki kanımız kurusun.

Bu duygu ve düşüncelerle muhterem heyetinizi bir kez daha en iyi dileklerime selamlıyor, değerli milletvekillerimize Meclis çalışmalarında ve bütçe sürecince başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

CHP: Hukuk varsa Andımız yeniden okutulacak

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, ‘Öğrenci Andı’ tartışmalarıyla ilgili olarak, ”Danıştay’ın bir kez daha hatırlattığı gibi Atatürk milliyetçiliğini esas alan Andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz. Kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde vatan, Cumhuriyet ideallerini barındırır. Saygı ve sevgi kavramlarını içselleştirir. Kalkınma hedefini simgeler. Hukuk varsa Andımız tüm okullarda yeniden okutulmaya başlanacak. Hiç unutulmasın; büyük devletler gelenekleriyle yaşar” dedi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Toplantı sırasında, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak basın toplantısı düzenledi.

Faik Öztrak, şöyle dedi:

”Geçtiğimiz hafta tek adam parti devleti rejiminin ilk bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. Ucube rejimin bütçeyi de nasıl ucubeleştirdiğini gördük. Dikkat çeken acayipliklerden ilki, Hazine’nin özel tertip iç borçlanma senedi ikraz sınırının artırılmasının yükseltilmesi oldu. Önceki yılın bütçesinde, bu sınır, genel bütçe kapsamındaki idarelerin harcamalarının yüzde 1’i olarak belirlenmişti. Bu yıl bu yüzde 3’e çıkarılmış. Yani Hazine’nin özel tertip ihale dışında koşullarının kendisinin belirlemesi kaydıyla ihraç edeceği kağıtlardan bahsediyoruz. Bu yıl 7,5 milyar olan tavanı 278,5 milyar TL’ye çıkarmışlar. Ayrıca bununla da ilgili bütçeye bir madde eklenmiş. Diyor ki kamu kurum ve kuruluşları arasında ve kamu bankalarıyla arasında 28,5 milyar TL tutarındaki meblağın nasıl dağıtılacağını belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkiliymiş’.”

Geçen günlerde, İşsizlik Fonu’ndan 3 kamu bankasına 11 milyar TL sermaye benzeri para verildiği yönündeki hükümet açıklamasını hatırlatan Öztrak, şöyle devam etti:

”Şimdi de yine kamu bankaları için 28,8 milyar TL’lik özel tertip devlet hazine kağıdı çıkarıyoruz. Demek ki kamu bankalarında işler ciddi. Kamu bankalarının sermayesi nasıl eridi? Bunun sorumlusu kim? Kime sordunuz da bunun yükünü özel tertip devlet kağıtları ve İşsizlik Fonu aracılığıyla milletimizin sırtına yüklüyorsunuz. Bu manzara aslında AK Parti Genel Başkanı’nın İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerine ve İş Bankası’nın iştiraklerine neden göz koyduğunu gayet açık anlatıyor. Kamu bankalarında yandaşlara ve iktidarın etrafında kümelenmiş birtakım yamyamlara kredi dağıtma imkanı kalmayınca bunlara kredi dağıtacak yeni bir kamu bankası ihtiyacı belirmiş anlaşılan. Bunu da İş Bankası üzerinden gidermek istiyorlar.”

‘MİLLETİMİZ DE ÇOCUKLARINA MİRAS BIRAKAMAYACAK’

“Atatürk’ün vasiyetine göre dilimize, tarihimize sahip çıkalım diye bırakılan paraların yandaşlara ve yamyamlara peşkeş çekilmesine, gasbedilmesine izin vermeyeceğiz” diyen Öztrak, şunları kaydetti:

“Devletten de, Anayasamızın gereği olarak başta Atatürk’ün miras sözleşmesi olmak üzere ülkede yapılan ve yapılacak tüm özel sözleşmelere sahip çıkmasını bekliyoruz. Bugün Ata’mızın mirasına göz dikenler yarın daha da sıkışınca vatandaşların çocuklarına bırakacakları mirasa da el atmakta hiç tereddüt etmeyeceklerdir. Buna karşı çıkmak gerekir. Bugün CHP üzerinden yürütülen bu söylemin aslında millete ve milletin mal varlığı ve miras hakkına karşı yürütülmüş bir girişim olduğunu da artık aziz milletimiz görmelidir. Böyle giderse milletimiz de çocuklarına miras bırakamayacaktır. Böyle bir ülkeye de kimse yatırım yapmaz.”

‘MİLLETİN GELİRLERİNDEKİ ARTIŞIN ÜSTÜNDE GELİRLE VERGİ TOPLAYACAKLAR’

2019 için hazırlanan bütçede harcamaların geçen yıla göre yüzde 17 artırılacağını ifade eden Öztrak, şöyle dedi:

”Ama bu harcamaların içinde bir harcama var ki çok dikkat çekiyor. 2018 yılında 76,4 milyar TL olarak tahmin edilen faiz giderleri 2019’da 117,3 milyar TL’ye çıkarılıyor. Tüm harcamalardaki artış yüzde 17 idi. Faiz değerlerindeki artış yüzde ise 53,5. Bu yıl bütçeden yapılan her 100 liralık harcamanın sadece 8 lirası faiz lobilerinin cebine giderken önümüzdeki yıl yani 2019’da AK Parti iktidarı harcanacak her 100 liranın 12 lirasını faiz lobilerinin cebine koymaya hazırlanıyor. Bir diğer artış kaydeden bütçe de Cumhurbaşkanlığı bütçesi. Bu bütçe bir önceki yıla göre yüzde 233 artarak 2,18 milyar TL’ye çıkıyor. Malum, Saray’da hayat kolay değil. Ejder suları, makam araçları, uçan saraylar, dalkavuklar. Bunların hepsi için çok büyük kaynaklara ihtiyaç var. Daha ilk günden bu ucube yönetim sisteminin kazananı belli olmuştur. Bu ucube sistemde kazanan millet değildir. Faiz lobileridir, havuz müteahhitleridir, yandaşlardır ve Saray’dır. 2019’da Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) bütçe gelirlerinin yüzde 17 artarak 880,4 milyar olacağı tahmin ediliyor. Yani GSYİH yüzde 19 artarken bütçe gelirleri yüzde 17 artıyor. Ama vergi gelirlerine dönüp baktığınız zaman artış GSYİH’i de geçiyor. Yani milletin gelirlerindeki artışın üstünde gelirle vergiyi toplayacaklar. Kriz tabii Saray’ın değil milletin krizi olunca fedakârlığı da elbet Saray değil millet yapacak.”

‘HUKUK VARSA ANDIMIZ YENİDEN OKUTULMAYA BAŞLANACAK’

Gündemdeki ‘Öğrenci Andı’ tartışmalarıyla ilgili de konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Öztrak, şunları söyledi:

“Mevcut iktidarın, FETÖ ve PKK terör örgütleriyle kol kola hareket ettiği bir dönemde, bir yönetmelik çıkararak 1933’ten beri okunmakta olan Andımız’ı kaldırdığını biliyoruz. 5 yıl sonra Danıştay bir sendikanın talebi üzerine karar aldı. Ve bu kararı iptal etti. Bazı AKP yöneticileri çıktılar, ‘Ülkeyi Danıştay mı yönetecek?’ mealinde açıklamalar yaptılar. Bunların kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne inanmadığını defalarca söyledik. İşlerine geldiği zaman ‘bağımsız yargı’ deyip arkasına sığınıyorlar, işlerine gelmediği zaman yargı kararlarına demediklerini bırakmıyorlar. Danıştay yürütmeyi denetlemek için var. Danıştay bunların yanlışlarını düzeltince hemen ayağa kalkıyorlar. Çünkü tek adam yanlış yapmaz, kendi kararından başkasını tanımaz, tek adam rejimi budur. Danıştay’ın bir kez daha hatırlattığı gibi Atatürk milliyetçiliğini esas alan Andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz. Kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde vatan, Cumhuriyet ideallerini barındırır. Saygı ve sevgi kavramlarını içselleştirir. Kalkınma hedefini simgeler. Hukuk varsa Andımız tüm okullarda yeniden okutulmaya başlanacak. Hiç unutulmasın; büyük devletler gelenekleriyle yaşar. Madem bu kadar yaygara kopartılıyor. AK Parti Genel Başkanı ve yöneticileri Andımız’ın neresine karşı olduklarını açıklamaları lazım.”

‘CHP İLE TERÖR TABAN TABANA ZIT 2 KAVRAMDIR’

Bir gazetecinin, ”Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında CHP ile ilgili olarak ‘Bölücü terör örgütleri ile kirli ittifak görüşmeleri boşuna değil. Teröristlere çiçek atıyorlar. Suriyeli muhacirlere dil uzatıyorlar” dedi ve CHP’yi bölücü terör örgütleri ile ittifak yapmakla eleştirdi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna Öztrak, şu yanıtı verdi:

”AK Parti Genel Başkanı sıkıştıkça 10 parmağında 10 kara CHP’ye sürmeye çalışıyor. Bölücü terör örgütleri ile Oslo’da görüşme yapanların, terör örgütlerine ‘Ne istediniz de vermedik?’ diyenlerin şimdi CHP’yi terör örgütleri ile işbirliği yapıyorsunuz diye suçlamasının kıymeti yoktur. CHP ile terör yan yana getirilemeyecek, taban tabana zıt 2 kavramdır. Biz ne terörle ne terörle arasına mesafe koyamayan oluşumlarla hiçbir işbirliği ve müzakere içine girmeyiz.”

Av. Nilay Kökkılınç’ ın “CHP’nin kadın seçmenlerine vaatleri “

İzmir Kadın Kuruluşları Birliği ve Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER’in , İzmir Ticaret Odası’nda gerçekleştirdikleri , 24 Haziran genel  seçimine katılacak  partilerin İzmir kadın milletvekili adaylarının tanıtıldığı toplantıya  katılan Cumhuriyet Halk Partisi İzmir 1.Bölge milletvekili  adayı Av. Nilay Kökkılınç, hemcinslerine karşı yapmış olduğu  konuşmasında, “Türkiye’de  kadın hakları ,  toplumsal cinsiyet eşitliği , kadınların meclislerde eşit temsili ve kadına karşı şiddete yönelik alınması gereken tedbirler ile kadınların ekonomik yaşama katılımı konularında,  ülke olarak büyük bir yetersizlik içinde olunduğunu   , pek çok ülkeye göre bu alanda geri kalındığını ,  kadınlarla ilgili her konuda tüm partili kadınların aslında siyaset üstü bir tavır ile  dayanışma içerisinde olmaları gerektiğini söyleyerek , ülkeyi yönetenlerin bu konuda pek çok önemli çalışmaya imza atan  sivil toplum örgütlerinin önerilerini dikkate alması gerekmektedir” dedi.

 Kadına karşı şiddeti araştıran pek çok çalışmada, genel olarak şiddetin nedenlerinin %79 Ekonomik ; %69 kadının üzerindeki mülkiyet duygusu; %66 alkol ve uyuşturucu; %65 şiddeti normal görme ; %53 çiftin geniş ailelerle yaşadığı problemler; %24 çiftin çocuklarıyla yaşadığı problemler ; %15   sorumluluklarda yetersizlik; %10  çalışan kadın olarak sayıldığını ,   şiddet türlerinin ise %20 fiziksel; %10 cinsel ve %2.5 da ölümcül olarak gösterildiğini belirten Av. Nilay Kökkılınç , sorunların çözümünde , öncelikle nedenlerin tespitinin önemli olduğunu , oysa ülkeyi yönetenlerin sadece cezaların artırılması ile ilgilendiklerini, bunun da yaraya merhem olamayacağını , her geçen gün artan şiddet oranları ile bunun açıkça görüldüğünü ifade etti.

 Av. Nilay Kökkılınç  sözlerine devamla, “ayrıca Türkiye’nin  Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda  kadınlara verilen önem ve haklarla ,  Dünya’ya örnek olunmuşken ,günümüzde yerel meclislerde, meslek odalarında, sendikalarda , sivil toplumda ve parlamentoda  , kurumsal  yönetim ve karar organlarında , kadınların temsilin  toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde gerçekleşmediğinin görüldüğüne ,  bu konuda uluslar arası sözleşmelere imza atılmasına rağmen ,bu sözleşmelerin gereği olan iç hukuk düzenlemelerinin yapılmadığına , seçimlerde bir kadın  bir erkek  ardı ardına olacak şekilde sıralanmasına yönelik yasal zorunluluğun getirilmesi halinde temsilde fiili eşitliğin sağlanmasının mümkün olduğuna , Fransa’da ,Kanada’da bu konuda yapılan düzenlemelerin ülkemizde de olması gerekmektedir.” Dedi.

Kökkılınç  konuşmasını,   “kadınların medeni haklarını ve toplumsal özgürlüğünü borçlu olduğu ,Cumhuriyetin  kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ‘ün “ Kadınlarını geri bırakan toplumlar ,geride kalmaya mahkumdur “ sözü  ile sonlandırırken , CHP iktidarında kadınlar her anlamda layık oldukları evrensel hak ve özgürlükler ,ekonomik imkanlar ve değerlere kavuşacaktır” dedi. 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, ayakta, ağaç ve açık hava

Cumhuriyet Halk Partisi, 27. Dönem Milletvekili aday listesini YSK’ya teslim etti. İşte İzmir’in milletvekili adayları…

İZMİR 1. BÖLGE
1-TUNCAY ÖZKAN
2-MURAT BAKAN
3-ÖZCAN PURÇU
4-KANİ BEKO
5-MEHMET ALİ ÇELEBİ
6-TACETTİN BAYIR
7-EDNAN ARSLAN
8-SEFER İPEKLİ
9-KAZIM UMDULAR
10-NİLAY KÖKKILINÇ
11-EZGİ DENİZ URUNGA
12-DEVRİM BARIŞ ÇELİK
13-ZEKİYE SEDA SÖNMEZ
14-ŞENER AKDEMİR

İZMİR 2. BÖLGE
1-KEMAL KILIÇDAROĞLU
2-SELİN SAYEK BÖKE
3-KAMİL OKYAY SINDIR
4-ATİLA SERTEL
5-SEVDA ERDAN KILIÇ
6-MAHİR POLAT
7-BEDRİ SERTER
8İDRİS YAVUZYILMAZ
9-ALİ ENGİN
10-SALİH ÖZÇİFÇİ
11-MEHMET BİRLİK
12-ONUR KADİR ERYÜCE
13-HATİCE ZEYBEK
14-EBRU OKAY

CHP Olağanüstü Hal ’e karşı ortak bildiri yayınladı

‘Ülkemizi itibarsızlaştırdılar’

CHP Milletvekili Engin Özkoç, partisinin ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ eyleminde AKP hükümetini ağır bir dille eleştirdi. AKM önünde yapılan oturma eyleminde konuşan Özkoç; “Bu ülke bir kişinin iki dudağı arasında yönetiliyor” dedi.

‘ÇOCUKLARINI ÖLÜME MAHKUM ETMİŞ’

Yaklaşık 100 yıllık bir Türkiye Cumhuriyetinden bahsediyoruz diye sözlerine başlayan Özkoç, “ Tam bağımsızlığı ruhuna yerleştirmiş bir Türkiye’den bahsediyoruz. Ne Amerika, ne Rusya tam bağımsız bir Türkiye diyen bir ülkenin gençlerinden bahsediyoruz. Fakat bu ülke geldiği noktada itibarsızlaştırılmış, dış siyaseti yok edilmiş, çocuklarını ölüme mahkum etmiş. Kendi çiftçisini, esnafını,  işçisini kendi ülkesinden kaçırır bir hale gelmiş. Sıkıntı yaşadığı her alanda demokrasi ile değil, parlamenter sistemle değil, bir kişinin iki dudağı arasından yönetiliyor” dedi.

‘BİR KİŞİ GELECEĞİMİZE KARAR VERİYOR’

Sadece bir kişinin bu ülkenin geleceğine karar verdiğini de ileri süren Özkoç; “Gençlerimizin ölüp ölmeyeceklerine, nerde şehit olup olmayacaklarına sadece bir kişi karar veriyor. Bu bir kişi gün geçtikçe öyle bir noktaya geldi ki; demokrasiye, insan haklarını bir tarafa bıraktı, diktatörlük öyle bir noktaya geldi ki; artık bu ülkede oynana futbol takımlarında, o futbol takımının seyircisinin kim olacağına varıncaya kadar müdahale etmeye başladı” şeklinde konuştu.

‘HERŞEY İTİBORSUZ SADECE O İTİBARLI’

Bu ülkede doktorları, hemşireleri, öğretmenleri, askeri, polisi her kesimin itibarsızlaştırdığının da altını çizen Özkoç; “Tek itibarlı olanın kendisi, itibarsız olan bir ülkeye hakim kılacak olan tek kişinin kendisi olduğunu söylüyor. En büyük Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Hala tam bağımsızlık ruhu ile yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek vatandaşlarıdır. O bizi bir gün Amerika’ya mahkum etti, bir gün Rusya’ya mahkum etti” dedi.

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır, Ali Gökpınar ve Sedat Turgay dahil, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, Hamdi Şenoğlu, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ali Gökpınar ve Cemalettin Dinçer dahil, ayakta duran insanlar

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Şimdi burada il başkanımızın, ilçe başkanımızın önderliğinde, örgütümüz ile birlikte 81 ilden tüm ülkeye sesleniyoruz diyen Özkoç, sözlerini şöyle tamamladı; “Ne Amerika, ne Rusya, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz.  Eşitlikçi, demokrasi içinde yaşayan, yurtta barış cihanda barış diyen bir Türkiye olana kadar mücadele edeceğiz. Bu kişi, bu ülkeyi başka emperyalist güçlerin egemenliği altına sokamayacak. ‘OHAL’ e hayır’ diyor, tam demokrasi istiyoruz. Ülkemizin gençlerinin başka ülkenin topraklarında ölmesini ‘hayır’ diyoruz.”

 Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakkabılar

CHP ‘nin  ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ Açıklaması  Adapazarı  AKM  önünde Sakarya  İl Başkanı Erdoğan ISIR  yaptı

OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ ORTAK BİLDİRİSİ (16 NİSAN 2018)

Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde, Olağanüstü Hal (OHAL) ’e karşı 81 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ eylemlerinde okunan ortak bildiri şöyle:

Ülkemizi tek adam rejimine dönüştürme amacıyla hazırlanan ve tarihe mühürsüz seçim olarak geçen 16 Nisan referandumunun üzerinden tam 1 yıl geçti. 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL altında gidilen referandum, meşruiyeti olmayan bir rejim değişikliğini ülkemize dayatmıştır. Sivil darbe ortamında, “Evet” demenin devletin tüm kurumlarıyla desteklendiği, “Hayır” demenin ise adeta yasaklandığı bir dönem yaşanmıştır.

Ülkemiz 21 aydır OHAL ile yönetilmektedir. İlan edilişindeki amacından uzaklaşarak demokrasi ve hukuk sistemine yönelik bir saldırıya dönüşen OHAL rejimi; insan haklarını, ifade özgürlüğünü ve her türlü protesto eylemini baskılamanın da aracı olmuştur. KHK’lar eliyle parlamento, yani halkın iradesi gasp edilmiştir. Türkiye’yi tek tipe sokmak için sendikalar, meslek oda ve birlikleri ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik operasyonların ardı arkası kesilmemiştir.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık, ayakkabılar, ağaç ve açık hava

AKP iktidarının muhaliflerine bir sopa olarak kullandığı OHAL giderek bu faşizan sınırlarını bile aşmış; sağcı-solcu, muhafazakâr-sosyal demokrat, kimseyi ayırmadan tüm toplumu baskı altına alan otoriter bir rejime dönüşmüştür. OHAL ile ülkemizde hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır.

OHAL nedir?

OHAL, 10 Ekim’de katledilen çocuklarını anmak isteyen anne ve babalara sıkılan biber gazıdır.

OHAL, ekmeğinin peşindeki tütün üreticisine vurulan coptur.

OHAL, Ahmet Şık başta olmak üzere hayatını FETÖ ile mücadeleye adamış gazetecileri zindanlara atmaktır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava

OHAL, işçi grevlerini ertelemek, grev çadırlarına müdahale etmektir.

OHAL, işlerini geri almak için ölümü göze alarak bedenini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ölüm tehlikesini görmeyen hükümet inadıdır.

OHAL, dünyaca ünlü kimi bilim insanlarını FETÖ yalanıyla üniversitelerden atmaktır.

OHAL, tiyatro oyunlarını yasaklamaktır.

OHAL, muhaliflerini “terörist” olarak tanımlayabilme cüretidir.

OHAL, Ankara Kızılay’da İnsan Hakları Anıtı’nı gözaltına almaktır.

OHAL, madende oğlu dört yıldır yatan anaya; artık yürüyemezsin, yasak artık demektir.

OHAL, on binlerce taşeron işçiyi haksız bir şekilde kadro dışı bırakmaktır.

OHAL, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilerin “okuma hakkı”nı elinden alabileceğini söylemek ve öğrencileri tutuklatmaktır.

OHAL, milli iradeyi yok sayarak, belediye başkanlarını görevden uzaklaştırmak, belediyelere kayyım atamaktır.

OHAL, laik eğitim bildirisi dağıtmak isteyen öğrencinin gözaltına alınması, 16 Nisan referandumunda “hayır” propagandası yapan vatandaşın kolunun kırılmasıdır.

OHAL, seçilmiş milletvekillerini hukuksuz bir şekilde tutuklatmak ve yargılatmaktır.

OHAL, hakimlerin, savcıların bir parti genel başkanı önünde iliklediği cübbelerdir.

OHAL, yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı tek adamın iki dudağının arasına hapsetmektir.

OHAL, doların 4 TL’yi, avronun 5 TL’yi aşmasıdır, Türk Lirası’nın kaybettiği değerdir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Azize çeroğlu dahil, açık hava

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

OHAL, satılan şeker fabrikası, açlık sınırı altındaki asgari ücret, artan enflasyondur.

OHAL, Twitter’daki 280 karakterden, Facebook’taki “beğen” butonundan korkmaktır.

OHAL, 12 Eylül cuntasına özenenlerin, askeri darbe dönemlerine rahmet okuttuğu bir düzenin adıdır.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

İlan ederken bir buçuk ay bile sürmeyecek dedikleri, milleti etkilemeyecek dedikleri OHAL, bardağı çoktan taşırmıştır. Sabır testisi kırılmış, toplumun büyük çoğunluğu OHAL rejimine artık yeter demeye başlamıştır.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar

Bugün iktidar partisi ve yeni ortakları, Türkiye’yi uçuruma adım adım yaklaştıran OHAL’i bir kez daha uzatmanın peşindedir. Postallı darbelerle mücadele etme vaadiyle gelenler, gelinen noktada takım elbiseli darbeciler haline gelmiştir.

Bizim talebimiz kesindir;

Halkın iradesine karşı işlenen bir suç haline gelen OHAL rejimine DERHAL son verilmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu ve Senem Yildirim dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Hukukun askıya alındığı, parlamentonun yok sayıldığı, milli iradenin tanınmadığı, milletvekillerinin rehin alındığı faşizm düzeni ortadan kalkmalıdır.

Sendikalar, meslek odaları ve birlikleri ile sivil toplum örgütlerine yönelik iktidar gücü ile uygulanan sindirme politikaları son bulmalıdır.

Sivil darbe ile tek koltukta birleştirilen yasama, yürütme ve yargı erkleri, yeniden, çağdaş demokrasilerde olduğu gibi kendi koltuklarına geçmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, Yaşar Tercan, Hasan Balkan ve Gönül Yıldız İrşi dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, kalabalık ve açık hava

Sadece bu meydandan değil, Türkiye’nin 81 ilindeki meydanlardan Ankara’daki Saraylıları uyarıyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 15 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Haluk Akbay ve İdris Karaman dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve açık hava

Bizler OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!”

Görüntünün olası içeriği: 17 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Erdogan Isır ve Reyhan Azak dahil, gülümseyen insanlar

CHP Sakarya  İl Örgütü Hendek İlçesine Çıkarma Yaptı

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR, Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl  Kadın Kolları  Başkanı  Azize Çeroğlu , CHP Sakarya İl Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı, Cumhuriyet Halk Partisi Hendek İlçe Teşkilatı Başkanı Reyhan Azak   ve Hendek İlçe Kadın Kolu Başkanı  Nevin Kuru Şeşen , Esnafları   ziyaret ettiler.

Pazar yerleri taşıdıkları özellikler açısından bir toplumun yansımasıdır

Köylü  bayanlar  Belediyeye verdikleri  10 Tl  yer parasını  bile  ödemede  güçlük çekiyorlar

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR  Bayanların yer  parasının  alınmaması için  Belediye Başkanı  İrfan Püsküllü’yü telefonla  arayarak  10 Tl lik  yer parasında kolaylık sağlanmasını  istedi.

Bir toplumun kültürel özelliklerini en iyi taşıyan Pazar yerleridir. Ülkemizde hemen hemen her ilde il pazarları ve semt pazarları bulunmaktadır. Bu pazarlarda kendi yetiştirdiği veya toptan satın aldığı ürünleri tezgah açarak satan Pazar esnafları bulunmaktadır.

Yıllardır yüksek enflasyon ve yüksek faiz döngüsünden kurtulamayan ülkemizdeki olumsuzluklardan en fazla etkilenen kesimlerden biri esnaf ve sanaatkarlar olmuştur

Pazar en genel anlamıyla, esnafın kendi ürettiği ya da aracı olarak satın aldığı ürünleri, haftanın belirli günlerinde satabildiği halka açık veya kapalı alanlardır şeklinde tanımlanabilir. Böylelikle pazarlarda kırsal köylü tiplerinden tutun da küçük esnafa kadar toplumun her tabakasından satıcı görmek mümkündür. Farklı kesimlerden oluşan Pazar esnafının gösterdiği kültürel farklılıklar aslında Hendek  tarihi yapısını da meydana getirmektedir.

Günümüz koşullarında kısıtlı sermayesi ile kendi emeğini
birleştirerek ayakta kalmak için mücadele eden Pazar esnafı, piyasalardaki durgunluk ve ekonomik krizler nedeniyle zor günler geçirmiş hala daha geçirmeye devam etmektedir..

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR”Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya Örgütü olarak bugün Hendek İlçemizdeydik. Hendek İlçe Başkanımız ve Yöneticilerimize teşekkür ediyorum.”

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN  -FESA Ajans  -Hendek

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR İlçe  başkanlığında Engin ÖZKOÇ’un  Yönettiği  TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDAKİ KONUŞMAYI  CANLI  OLARAK  TAKİP ETTİLER

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“8 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok.  Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz?”
-“Ayağa kalkan hakimlere sesleniyorum: Cübbelerinize iki tane delik açınız. İki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma, sarayın kabartması olsun. Önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin. Birisi yasama, birisi yürütme. Siz, üçüncü güç olmaya layık değilsiniz”
-“Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki ‘Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.’ Git Kayseri’ye de bak. Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı hepsini size anlatsın”
-“Şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parasını versinler, hiçbir zarar olmaz. Asıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray”
-“Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz?”
-“Dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz. Ama o tosundan değil. Parayı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım”
-“Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok. Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu bakana söyleyeyim. Recep Bey’e de söyleyeyim, Uruguay’dan besmelesiz et getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin ama bu tosuncuğu getiremezsin”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer konuklarımız ve bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bütün vatandaşlarıma hiçbir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, herkese Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan selamlarımızı sevgilerimizi ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz.

Her zamankinden daha fazla birliğe ihtiyacımız var, beraber olmaya ihtiyacımız var, kardeşçe bir arada yaşamaya ihtiyacımız var. Düşüncelerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir, ama al bayrağın altında hep beraber huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Bizi ayrıştırmak istiyorlar, bizi bölmek istiyorlar, kavga ettirmek istiyorlar. Hiçbir zaman bu oyuna gelmeyeceğiz. Kim olursa olsun, herkesin düşüncesine, herkesin inancına, herkesin kimliğine saygı göstereceğiz. Birlikte yaşıyorsak, beraber yaşıyorsak huzur içinde yaşayacağız, komşumuz açken biz tok yatmayacağız; o felsefeden geldik, o inançtan geldik, herkese saygı göstermek bizim boynumuzun borcudur, insanlığın bir gereğidir. Dolayısıyla bu çerçevede tekrar bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma selamlarımı saygılarımı gönderiyorum.

MUSTAFA KEMAL’İN MEHMETÇİKLERİNDEN OLUŞAN ORDUMUZ
Kahraman ordumuz, her zaman güvendiğimiz ordumuz, Türkiye’nin bekası için en büyük güvencemiz. Terör örgütleriyle mücadele eden, hayatını feda eden, mücadele eden gözbebeğimiz ordumuz. Peygamber ocağı ordumuz, Mustafa Kemal’in Mehmetçiklerinden oluşan ordumuz. Şimdi siz Mustafa Kemal’den söz ettiğiniz zaman, birileri gece yatağında rahat uyumuyor. Gerekirse uyutmayacağız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, onun ilkelerine, onun yurtseverliğine, onun vatanseverliğine sonuna kadar sahip çıkacağız. Mustafa Kemal Atatürk 80 milyonun gönlünde kalbinde yer eden bir kişidir. Üç-beş kişi farklı düşünebilir, ama 80 milyonun yüreğinde Mustafa Kemal’in Kuvayimilliyesi atar, o ruh atar bizim yüreklerimizde.

KARDEŞİ KARDEŞE ÖLDÜRTTÜLER, HÜKÜMET DE ONLARIN MAŞASI OLDU
Defalarca dedik ki, şu Ortadoğu bataklığına girmeyin arkadaş, sizin ne işiniz var Ortadoğu bataklığında? Suriye’de demokrasi yokmuş, sende de yok. Yani birisi gelip müdahale mi etsin, sen bunu mu istiyorsun? Oraya müdahale ettiler, TIR’larla silah gönderdiler, kardeşi kardeşe öldürttüler; yani Müslüman’ı Müslüman’a öldürttüler. Silahları kim verdi? Bir kısmını Amerika verdi, bir kısmını Rusya verdi. Onlar parayı kazandılar, canını feda eden ölüme giden oradaki Müslümanlar oldu ve Türkiye de onların maşası oldu. Hükümet onların maşası oldu. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdılar, silahları da buradan gönderdiler. Yapmayın etmeyin dedik, PYD çıktı, PKK çıktı, IŞID çıktı, El Nusra çıktı, adını bilemediğim bir sürü terör örgütü çıktı. Şimdi onlarla mücadeleyi canını feda eden ordumuz yapıyor. Ordumuz bu siyasilerin, yani hükümetin yaptığı hataları düzeltmeye çalışıyor. Türkiye’ye maliyetini azaltma çalışıyor. Ne uğruna? Vatan uğruna. Ne uğruna? Canını feda ederek vatan uğruna mücadele ediyor. 
17 Mart’ta bir binbaşımız da Afrin’de şehit oldu, Mithat Tunca, Eskişehir’de toprağa verildi. Ailesine yakınlarına başsağlığı diliyoruz, hepimizin başı sağ olsun, Silahlı Kuvvetlerimize de başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

SEN ANCAK VE ANCAK MAN ADASI’NI BİLİRSİN

Değerli arkadaşlarım, 18 Mart şehitler günüdür, aynı zamanda Çanakkale Deniz Zaferinin de 103’ncü yıldönümüdür. Çanakkale’nin her karışında onlarca şehidimiz vardır. Gelibolu’nun her karışı askerlerimizin kanıyla sulanmıştır. Olağanüstü bir mücadele verilmiştir. 18 Mart kutlamalarına Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat gidiyor, ama bizim belediye başkanının konuşmasına yasak getiriyor, “benimle aynı kürsüde konuşamazsın” diyor. Bir de kalkıp diyor ki, efendim biz millete güveniyoruz. Milletin seçtiği belediye başkanını niye dışlıyorsun? Sanıyor ki, bunu yapınca 18 Mart’ı anacağız. Sen 18 Mart’ın da ne olduğunu bilmezsin, şehitlerin de ne olduğunu bilmezsin, Çanakkale’nin de ne olduğunu bilmezsin, sen ancak ve ancak Man Adasını bilirsin, Man Adasını! Man Adasında tezgâhlar kuracaksın, “vatan millet bayrak” diye konuşacaksın. Bu memlekete vergi vermemek için her türlü dümeni çevireceksin, “ben yerliyim ve milliyim” diyeceksin. Zaten bir adam “ben yerliyim ve milliyim” diyorsa, bilin ki ne yerlidir ne de millidir. Bu memlekette yaşayan 80 milyon da yerlidir ve millidir yani, sen bunun bir kısmını ayırıyorsun. Ben yerliyim ve milliyim, diğerleri başkaları mı diyorsun? Onlar başka bir ulustan mı diyorsun? Hayatımda duyduğum en saçma şeylerden birisidir. Hani diyor ya “tek devlet” sanki bir ülkede beş tane devlet var; zaten tek devlet. Amerika 7 devlet mi, İngiltere 15 devlet mi? Zaten tek devlet. İlla Rabia’yı çevirecek. Sen Rabia’nın hayranısın, sen İhvan’ın yoldaşısın, biz de Anadolu Müslümanlığını savunuyoruz, senin gibi değil; Hacı Bektaş’ı savunuyoruz biz, Mevlana’yı savunuyoruz biz.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMASAYDI ÇANAKKALE ZAFERİ OLMAZDI
Çanakkale savaşı aynı zamanda Gazi Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluş Savaşımızın önsözünü yazdığı bir savaştır. Gazi Mustafa Kemal’in bir lider olarak dünya sahnesine çıktığı savaştır. 57’nci Piyade Tugayına “ben size taarruzu değil, ölümü emrediyorum” demesi, başlı başına dünya savaş tarihinin en önemli emridir ve bunu yapmıştır. Çanakkale’yi Gazi Mustafa Kemal nasıl anlatır? Onun sözlerinden Çanakkale Savaşını sizlere sunmak istiyorum. Şöyle diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Bomba Sırtı olayı çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor, sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezanı okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor, 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor, ölüyor öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muhaberelerini kazandıran bu yüksek ruhtur” diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü 29 Ekim 2015 tarihli Tasviri Efkâr Gazetesinde şöyle anlatıyor, 29 Ekim 1915: “Çanakkale kara savaşlarında olağanüstü yararlılıkları görülen ve savunma emrindeki iktidar ve maharetiyle haklı şan ve şerefiyle boğazları ve hilafet makamını kurtaran kumandanımız, saygın üstün kahramanlık sahibi Albay Mustafa Kemal Beyefendi” diye tanımlıyor.

SİZ NASIL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İ ANMAZSINIZ!
Bunları niye anlattım biliyor musunuz? 18 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Bakın, az önce söyledim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece bizim değil, 80 milyonun Atatürk’ü, hepimizin onurudur, hepimizin gururudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün malvarlığını bu millete bağışlamıştır, bütün mal varlığını! Sarayı bile onun malvarlığının üzerine yaptılar, sarayı bile, kaçak sarayı bile! Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk, düşmanın bile saygı gösterdiği… Kahramanlıkları var, aynı zamanda gazi, 18 Mart Çanakkale Zaferinin kahramanı. Sormak isterim, o Çanakkale savaşlarında en üstteki komutan kimdi? Liman Von Sanders bir Alman. Osmanlı hayranlarına seslenmek isterim, Osmanlının paşası yok muydu orada, bir Alman’ı getirip oraya paşa diye koydular? Eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı Çanakkale Zaferi olmazdı. Diyanet İşleri Başkanlığına da seslenmek isterim. Bakın, 1 Mart 1924 Diyanet İşleri Başkanlığıyla Genelkurmay Başkanlığı aynı tarihte bir kanunla kurulur. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığına verdiği önemdir bu ve 1 Mart 1924’te Meclisteki konuşmasında Diyanet’le ilgili şunları söyler: “Olması gerektiği şekilde siyasetin etkisinden ve kuşatmasından korumanın mecburiyet olduğunu” yani Diyanet’in yani dinin siyasetin etkisinden korunması gerekir diyor. Ve devam ediyor, Diyanet’in her türlü menfaat ve ihtirasa sahne olan siyasetin tüm arazlarından kurtarılmasının dünyevi ve uhrevi saadetin bir zorunluluğu olduğunu söylüyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu kadar dinin üzerine titriyor, siyasete alet etmesinler, insanlar dini ahlakı siyasete alet etmesin diye, bu kadar üzerinde duruyor ve titriyor.
Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz? Neden, neden anmıyorsunuz?
Bir Fesli Kadir soytarısı var biliyorsunuz. Bu soytarıya saraydaki zat gidiyor, ziyaret ediyor onu. Siz Diyanet İşleri Başkanlığı, Gazi Mustafa Kemal’in adını anmadığınız zaman, bu soytarıyla aynı paralele, aynı izdüşümüne düşüyorsunuz. Bu konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Diyanet’e saygılıyız, bütün din adamlarına saygılıyız, herkesin başımızın üstünde yeri var. Ama bu ülkenin kurtarıcısına da saygılıyız, herkesin saygı göstermesi lazım. Hele hele Çanakkale’yi Atatürksüz kabul etmek mümkün değildir. Binlerce şehidin olduğu, binlerce! 81 ilinden şehidin olduğu… Siz nasıl kalkarsınız da Gazi Mustafa Kemal’i anmazsınız, bir rahmet okumazsınız, bir Fatiha okumazsınız! Yazıktır günahtır, bu memlekete yazıktır günahtır. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz ahlak olur, insanda biraz inanç olur. Yapmayın etmeyin, bu memlekete kötülük yapıyorsunuz, 80 milyonun kalbini kırıyorsunuz, yazıktır günahtır. Ve umuyorum Diyanet İşleri Başkanlığı birilerinin etkisinde kalmaz, siyasetin etkisinde kalmaz. Biz her türlü yardımı yapmaya hazırız. Az önce de söyledim, bütün din insanlarının bizim başımızın üstünde yeri var. Bir başkan yardımcılığına bir kadının atanması beni son derece memnun etmiştir. Bunu da ifade edeyim, ama bu ülkenin tarihine, bu ülkenin kültürüne, bu ülkenin inancına uygun düşen, geçmişte bu ülke için mücadele edip bugün olmayanlara rahmet okumaktır, Fatiha okumaktır arkasından. Bu bizi küçültmez, bu bizi yüceltir, bu geçmişe duyduğumuz saygının bir gereğidir. Bunu yaptığımız zaman biz kendi ülkemizde büyük ölçüde barış ve huzur içinde yaşarız. Diyanet’in görevlerinden birisi de zaten bu ülkede dini gerçek anlamıyla halka anlatmaktır. Birilerinin, daha doğrusu adını verelim, geçmişte FETÖ’nün dini kullanarak neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Diyanet’in de bundan ders çıkarması lazım, onun da ders çıkarması lazım, onun da özeleştiri yapması lazım. Bizim dışımızda itiraz eden hiç kimse yoktu. Tarih bizi haklı çıkardı, ama ülkeye verdiği zarar çok büyük oldu. 

ANAYASA MAHKEMESİNİ KUTLUYORUZ, AMA GECİKEN ADALET ADALET DEĞİLDİR
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta Şahin Alpay serbest bırakıldı Anayasa Mahkemesi kararıyla. Güzel, Anayasa Mahkemesi nihayet kararını verdi. Alt mahkemeyi de uyardı, ben üst mahkemeyim Anayasa Mahkemesiyim, Anayasaya göre sen benim kararlarıma uymak zorundasın, Şahin Alpay’ı bırakmak zorundasın. Peki değerli arkadaşlar, Altanlar için niçin bir karar vermedi Anayasa Mahkemesi? Onu da bekliyoruz. Bir yerde haksızlık varsa, o haksızlığı gidermek hukukun görevidir, yargının görevidir. Yargı bu görevini yerine getirdiği zaman hepimizin gönlünde de, gözünde de yücelmiş olur. Biz bunu da arzu ediyoruz, bunun olması gerekir diyoruz. Eğer yargı bir yerlerden talimat alıyorsa, artık o yargı değildir, o başka bir şeydir. Orada hukuk çalışmaz. Hitler Almanya’sının benzerini Türkiye’de yaşamak istemiyoruz. Hâkim karar verirken, efendim Hitler’in adalet danışmanı diyordu ki hâkimlere; karar verirken Hitler’i düşüneceksiniz, o olsaydı nasıl karar verirdi. Yani adaleti, yani hukuku, hakkı bir tarafa bırakın, birisi nasıl düşünüyorsa ona göre karar verin. Şimdi o tabloyu 21.Yüzyılın Türkiye’sinde yaşıyoruz; dolayısıyla bu konuda herkesin dikkatli olması lazım. Yerel mahkemeye Anayasa Mahkemesinin ayrıca ders vermesi, benim kararlarıma uyacaksınız demesi de güzel bir olay. Anayasa Mahkemesini kutluyoruz, ama geciken adalet adalet değildir. Bu kadar gecikme olmamalıydı.

SİZİN NE İŞİNİZ VAR AYAKTA?
Değerli arkadaşlarım, dün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat bir toplantı yaptı. Hâkim adayları geldiler, savcı adayları geldiler kura çektiler. İçeriye girerken bütün hâkimler ayakta. Hâkimlere söylemek istiyorum, niye ayağa kalktınız? Bir partinin genel başkanı içeri girdi diye niye ayağa kalktınız? Her partinin genel başkanı geldiğinde ayağa mı kalkacaksınız siz? Zaten adalet diye bir şey kalmadı, adalet diye bir şey kalmadı! Talimatla verilen karar adalet midir? Vicdan sahibi olun, vicdan sahibi! Türkiye’nin tarihine saygı duyun. Sizin ne işiniz var ayakta? Bir partinin genel başkanı gelmiş, yanında Başbakan, hepsi ayağa kalkıyorlar ve alkışlıyorlar. Şimdi bunlar yarın senin önüne geldiği zaman ne diyeceksin? Efendim bu benim kuramı çekti, isterse 20 adam öldürsün ben bunu beraat ettireceğim. Öyle mi diyeceksin sen, öyle mi diyeceksin?
Bakın Moody’s Türkiye’nin notunu düşürdü. Notu düşürürken kullandığı bir cümle aynen şöyle: “Hükümetin Anayasa Mahkemesinin politik mahkûmları tahliye kararını eleştirmesi ve alt mahkemenin bu karara uymaması yargı makamının temelini çürütmektedir.” Zaten çürüdü yargı, hangi yargıdan bahsediyorsunuz? Dürüst, düzeyli, namuslu hâkim ve savcı sayısı az kaldı. Onların yüzü suyu hürmetine kısmen de olsa yargı çalışıyor. Bekliyor, saraydan nasıl talimat gelecek? Talimatı veren de sarayın avukatları. Bir grup toplantısında söylemiştim, avukatlardan birisi diyor ki başsavcıya, “getir bakayım şu kül tablasını, külümü dökeceğim oraya” diyor, savcı avukatın emrinde. Niçin? Avukat sarayın avukatı! Normalde o savcının görevi derhal bırakması lazım. O savcı İstanbul’da, onun adını da biliyoruz, o avukatın da adını biliyoruz. Yazıktır günahtır, adaletin olmadığı bir devlet çöker.

ADALETİ SAVUNSAYDIN HAKİMLERİ AYAĞINA ÇAĞIRMAZDIN
Bu zat sarayda konuşmuş, arada bir doğruları söylüyor kabul etmek lazım. Şöyle diyor: “Devletler ve milletler adalet üstünde yükselir veya adaletsizlik batağında boğulur. Mazlumun ahının arşı titrettiğini asla unutmayacağız” diyor. Hangi arş, yedi kat arşı titretti kardeşim, Harp Okulu öğrencilerini görmüyor musun sen kardeşim? Boğaz köprüsünde boğazı kesilen gencecik askerleri görmüyor musun sen? Tedavi edilmesi gereken kişiye ilaçları zamanında vermediğin için hapishanede ölen kişiyi görmüyor musun sen? Kuddusi Okkır’ı, Ergenekon’un Balyoz’un kasası deyip ölüme mahkûm edildiğini görmüyor musun sen? Promptera bakım konuşuyor tabii, orada böyle yazdığı için, inandığı için değil. Bu ülkede adalet bitmiş zaten. Adaleti savunsaydın hâkimleri ayağına çağırmazdın, sen onların ayağına giderdin!
Şimdi diyor ki, “adaletin olmadığı ülkede devlet olmaz” buna benzer bir cümle kullanıyor. Bakın, 21 Temmuz 2016 darbeden… 15 Temmuz darbesi 21 Temmuz… Birleşmiş Milletlere bu hükümet bir dilekçe verdi. Diyor ki, ben siyasi ve medeni haklara ilişkin sözleşmenin 13 maddesini askıya alıyorum diyor, uygulamayacağım diyor. Niçin? Terör örgütüyle mücadele ediyorum. İki maddesi önemli; birinci maddesi diyor ki, tutulanlara insanca davranmayacağım diyor, yani işkence yapacağım diyor. Hangi adaletten söz ediyorsun sen Recep Bey, hangi adaletten? Sen kalkmışsın Birleşmiş Milletlere dilekçe vermişsin hükümet olarak, ben tutulanlara insanca davranmayacağım diyorsun. Sonra bir madde daha var, adil yargılamayacağım diyor onları, adil yargılama yok diyor, onları adil yargılamayacağım diyor. Sen zaten Türkiye’de adaletin olmadığını, sen zaten bütün dünyaya bildiriyorsun. Şimdi kalkmış adaletten söz ediyor, sanıyor biz de inanacağız.

CÜBBELERİNİZE İKİ DELİK AÇIN, İKİ DE SARAY KABARTMALI DÜĞME!
Oradaki hâkimlere sesleniyorum, ayağa kalkan hâkimlere sesleniyorum. Kendinize cübbelerinize iki tane delik açınız, iki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma sarayın kabartması olsun, önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin; birisi yasama, birisi yürütme, onların önünde ilikleyin. Siz üçüncü güç olmaya layık değilsiniz. Bağımsız olsun yargı diyoruz, yargı bağımsız olsun, adalet dağıtsın, üstünde gölge olmasın yargının diyoruz. Ama onlar diyorlar ki, hayır bize birisi talimat versin ona göre karar verelim. Sen hâkim değilsin kardeşim, sen hâkim değilsin. Affedersiniz sarayın hâkimi, hâkim mi olur? Şimdi bir de karar verecekler Türk Milleti adına. Onu da değiştirin, saray adına diye karar verin, saray adına müebbet olarak karar verdik deyin. Anayasa Mahkemesi iptal edecek serbest bırakacak, sen saray adına ağırlaştırılmış müebbet cezası vereceksin. İnsanda biraz vicdan olur, ahlak olur insanda biraz.

MİLYON DOLARLAR DÖNÜYOR, BASTIRIR PARAYI TAHLİYE OLUR
Ben 13 Haziran 2017’de grup toplantısında şu açıklamayı yapmıştım: “Parası olan, dayısı olan serbest kalıyor, garibanlar yatıyor. FETÖ davası dolayısıyla, parası olan, arkası olan, dayısı olan, kayınpederi olanlar rahatlıkla çıkıyorlar, garibanlar içeride. Çoğunun zaten daha iddianamesi bile düzenlenmemiş. Harp Okulundan atılan öğrenciler Anıtkabir’e gidiyorlar saygı duruşunda bulunuyorlar. Sonra dışarı çıkıp İstiklâl Marşını okuyorlar. Vay siz misiniz İstiklâl Marşını okuyan, bir de dayak yiyorlar ve buna da adalet diyeceksiniz siz.” Arada bir birilerinin vicdanı demek ki kabul etmiyor bunu. AK Partinin Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki; “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.” Git Kayseri’ye de bak, Kayseri’de de var. Sanki biz bilmiyor muyuz, Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı? Hepsini size anlatsın. “Milyon dolarlar dönüyor.” Parası olan dedik çıkıyor değil mi? Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum, evet “itirafçı adı altında işadamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim, her konuşmam suç duyurusudur. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum Hâkimler Savcılar Kurulu Teftiş Kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum, Hâkimler Savcılar Kurulu ne yapmış? Bir yerde problem var. Eğer uyarılarımıza kulak verilseydi, sonuç böyle olur muydu?” Olmazdı. İyi de, kim senin uyarılarına kulak verecek, kim verecek? Saraydan talimat alan, sarayın beklentilerine uygun kararlar veren istediği kararı veriyor. Sen ister milletvekili ol iktidar partisinin, istersen muhalefetin milletvekili ol. Yargının çöktüğü, adaletin çöktüğü bir ülkede adalet mi arayacağız? Yok ki adalet, milyon dolarlar dönüyor. Döner tabii milyon dolarlar, niye dönmesin? Bastırır parayı tahliye olur, bu kadar basit. Boşuna mı sarayın avukatları var? Sadece bu mu? Hayır. TMSF’nin el koyduğu mallar vardı, FETÖ’cülerin malları diye satıyorlardı. Listeyi alıp, malların listesini alıp işadamlarını gezenler dünya kadar adam vardı. Size bu malı satacağım komisyonum şu kadar, istediğiniz fiyata diyen bir sürü adam vardı piyasada. Sanki biz bunları bilmiyor muyduk? Biliyorduk.

ŞEKER FABRİKALARI ZARAR ETMİYOR RECEP BEY, SEN ZARAR ETTİRİYORSUN 
Önlem… Bu iktidar önlem alamaz, bu iktidar çökmüştür artık. AKP Hükümeti de çökmüştür. Hiçbir söylemi sağlıklı ve tutarlı değildir. Vatandaşın hangi derdine bugüne kadar çözüm ürettiler? Allah aşkına birisi çıksın, bizim şu derdimize çözüm ürettiler desin. Yok öyle bir şey. Şimdi bütün bunlar yetmiyormuş gibi, işte Afrin’di terördü falan filan derken, aradan şeker fabrikalarını nasıl satarız. Niye satıyorsun kardeşim, niye satıyorsun şeker fabrikalarını? Bakın Elbistan Şeker Fabrikasıyla ilgili örnek vereyim size. Rahmetli Erbakan Elbistan Şeker Fabrikasının temelini atıyor. 1985’te hizmete açılıyor. 2 bin 400 dönüm arazi üzerine. 900 dönümüne fabrika kuruluyor, 1500 dönümü ise Ceyhan Nehri kıyısında. Şimdi geçen yıl bu fabrika 30 milyon lira kâr elde etti. Yani zarar değil, kâr elde etti. Bu fabrika Elbistan, Afşin, Göksun ve Tufanbeyli’nin can damarı; 300 milyon liralık katma değer yaratıyor bu ilçeler için. 2017-2018’de Elbistan bölgesine 42 milyon lira, Afşin bölgesine 30 milyon lira, Göksun bölgesine 7 milyon lira, Tufanbeyli’ye de 3 milyon lira para ödüyorlar pancar üreticilerine ve dolayısıyla bu para bu bölge için hayati. Şimdi diyorlar ki, biz bunu satacağız. Niye satıyorsun kardeşim? Eğer bu 1500 dönüm imara açılırsa ki, şimdi şehrin merkezi neredeyse orası oldu, imara açılırsa zaten fabrikayı kapatırsınız. Dünyanın parasını kazanır, vurgununu yaparsınız, Balıkesir’deki SEKA gibi tamamen kapatır gidersiniz, keyfinize bakarsınız, dünyanın parasını da kazanmış olursunuz. Bu gürültüde bunu yapmak istiyorlar. AK Partinin Genel Başkanı diyor ki, şeker fabrikaları devletin sırtında yük, bunlar zarar ediyor. Zarar etmiyor Recep Bey zarar etmiyor, sen zarar ettiriyorsun bunları. Zarar etmiyor bunlar, hangisi zarar ediyor? Eğer zarar ediyorsa, Yavuz Sultan Selim Köprüsü de araç garantili, o da zarar ediyor. Onu da sat o zaman, sıkıysa onu da sat. Satıyor musun? Onu satamıyorsun. Niçin? Orada yandaş var, onun cebine para koyacak, o köşeyi dönecek. Şeker fabrikaları milletin, kim ses çıkaracak? Kimse korkudan ses çıkarmıyor. Ses çıkaran, yüreklice davranan şeker üreticilerini, pancar üreticilerini, köylüyü, emekliyi, işçiyi savunan tek bir parti var, o partinin adı da Halk Partisi, halkın partisi.

ASIL BATAK SARAYDA!
Efendim şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parası bakın, 13 günlük parasını versinler hiçbir zarar olmazAsıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray. Sadece elektrik masraflarını bu millet karşıladı zaten mahvoldu. Oturuyorsun, yiyeceğin bedava, oturduğun yer bedava, araban bedava, uçağın bedava, giyeceğin bedava, gezilerin bedava, yurtdışı gezilerin bedava, milletin sırtına yıkıyorsun diyorsun ki emekliye, ver bakayım vergiyi kardeşim, işçiye diyorsun ver vergiyi, sanayiciye diyorsun ver vergiyi, ev kadınına diyorsun ver vergiyi. Onlardan vergiyi topluyorsun, ya sen? Ben vergi vermem. Niçin? Ben Man Adasında şirket kuracağım 1 Sterlin’e, ben vergi vermem. Sonra ne diyor? “Biz yerliyiz ve milliyiz” diyor. Sevsinler senin yerliliğini ve milliliğini, gayri milli adamsın sen gayri milli! Yerli filan da değilsin sen!

ŞEKER PANCARI KOTALARINI KALDIR
Bakın, Avrupa Birliği Ekim 2017’de bir karar aldı. Bütün şeker pancarı kotalarını kaldırdı, kota yok Avrupa Birliğinde. Şimdi çağrı yapıyoruz biz de, şeker pancarı kotalarını kaldır kardeşim. Avrupa Birliği kaldırdı, sen niye kaldırmıyorsun? Bütün şeker pancarı üreticisi kardeşlerim düşünsünler. Avrupa Birliği, Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, Hollanda’sı, Belçika’sı hepsi kaldırdı, bizimkiler kota üstüne kota getiriyorlar. Amaç nişasta bazlı şekeri millete zorla yedirmek. Amaç Cargill’e çalışmak, yabancı firmalara çalışmak, yabancı firmaların çıkarlarını savunmak. Bunu sana kabul ettirmeyeceğiz arkadaş, kabul ettirmeyeceğiz. Bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.

SİZİN ORTAKLIĞINIZ MI VAR TÜRK TELEKOM’LA?
Bu hükümet rantiyeye çalışan bir hükümettir, vatandaşa çalışan bir hükümet değildir. Üretime dönük hiçbir politikası yoktur, rantiyeye dönük politikası vardır.
 Türk Telekom yüzde 100’ü yerliydi, yüzde 100’ü milliydi. Kurumlar vergisi şampiyonları her yıl açıklanırdı, Türk Telekom birinciydi, yüzde 30 üzerinden her yıl en çok vergiyi ödeyen kurumdu. Ne yaptılar? Özelleştirdiler. Sonra Türk Telekom zarar ediyor. Devletin elindeyken zarar etmiyordu, en çok kârı elde eden kurumdu, yüzde 30 vergi veriyordu. Bunlar ne yaptılar? Önce özelleştirdiler, kurumlar vergisini de yüzde 20’ye indirdiler. Yüzde 10 bir kıyak sağladılar. Şimdi bankalardan kredi çekti, 4,5 milyar civarında bir kredi. Şimdi kârını götürdü yurtdışına. Telekom’un pek çok malını sattı, şimdi diyor ki bankalara krediyi ödemeyeceğim diyor, vermeyeceğim diyor. Değerli arkadaşlarım, hükümet de bankalara talimat veriyor, buna dokunmayın diyor. Borcunu ödemiyor, kredisini ödemiyor, ama buna dokunmayın diyor, Türk Telekom’a dokunmayın. Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Ben biliyorum ne haltlar işlediğinizi de, sizin ortaklığınız mı var? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz? Borcunu ödemiyorsa gider banka icraya verir alır, el koyar. Ama bankalara talimat veriyorlar, dokunmayacaksınız diyorlar Türk Telekom’a. Ama ne oluyor? Bakan söylüyor bakın, “benim derdim Telekom’un borcunu ödeyip ödemediği değil, benim derdim bankaların o borcu alıp almadığı da değil. Bizim için önemli olan Türk Telekom’un büyüyerek gelişerek ileriye yürümesi, zarar ediyor.” Yani her türlü imkânı vermişsin zarar ediyor, bankaları dolandırıyor, ama diyor ki buna dokunmayacaksınız diyor, benim derdim bu değildir diyor. Arkadaş, gözünü sevdiğimin bakanı, Mardin’de Çankırı’da tarımsal sulama aboneliğini iptal ettiler, çiftçilerin elektrik borcu yüzünden. Peki, o çiftçiye niye demiyorsun dokunmayın, ona söyle. Gücün çiftçiye yetiyor, Türk Telekom’a yetmiyor. Başka… İstanbul’da 1 milyona yakın ailenin elektriği doğalgazı suyu kesildi, 1 milyona yakın. Vatandaşa gelince aslan kesiliyorsun. Belediyeye demiyorsun, bu suyu niye kestin arkadaş, bu insanlar su içecek. İnsan hakkı ihlalidir suyu kesmek, ama onu kesiyorsun; suyu kesiyorsun, elektriği kesiyorsun, çiftçiyi perişan ediyorsun, ürününü sulaması için su almasına engel oluyorsun, Türk Telekom’a gelince ona dokunmayın diyorsun. Sen vatandaşa değil, rantiyeye hizmet ediyorsun arkadaş, vatandaşa değil rantiyeye hizmet ediyorsun.

30 MİLYAR DOLARI DA İÇ ETTİLER
Suriyelilere 30 milyar dolar harcadılar, 30 milyar dolar! Dedik ki, nereye harcadınız bu parayı? Tık yok. Nereye harcadılar 30 milyar dolar? 30 milyar dolar para harcansaydı, bütün Suriyeliler ev bark sahibiydi şimdi, sokaklarda dilenci çoğu. O parayı da iç ettiler, Suriyeli adı altında o parayı da iç ettiler. Ama bakın, diyelim ki bir esnaf berber veya bakkal dükkânının sahibi üç ay sigorta primini ödemedi, Bağ-Kur primini ödeyemedi. Hastalandı, hastaneye gittiğinde bakmıyorlar, borcun var bakmıyoruz diyorlar. Ailesi hastalandı eşi hastalandı, eşine de sağlık hizmeti vermiyorlar, yani ölüme mahkûm ediyorlar borcu olduğu için. Türk Telekom’un da borcu var, 4,5 milyar borcu var, ödemiyor. Esnafa gelince aslan, oraya gidince kuzu; bunlar rantiyeye hizmet eden siyasi partilerdir değerli arkadaşlarım.

AÇIKLADIKLARI İŞSİZLİK RAKAMLARININ ÇOĞU HAYALİ
Bizim Türkiye’de yaşadığımız ciddi bir sorunumuz var, işsizlik. Neredeyse her evde bir işsiz var, gençlerin işsizliği çok daha fazla. Türkiye nüfusunun yarısı genç... Bugün Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Belçika herkes genç nüfusun artmasını ister. Çünkü genç nüfus zenginlik kaynağıdır; emeğinden yararlanacaksınız, bilgisinden birikiminden yararlanacaksınız. Tam tersi, bizde de gençler üniversiteyi bitiriyor işsizler. Örnek vereceğim size değerli arkadaşlarım. Türkiye İş Kurumuna işsizlik için başvuranların sayısı son 15 yılda rakam 24 milyonu aştı. 24 milyon kişi iş aramak için Türkiye İş Kurumuna başvuruyor değerli arkadaşlarım. 24 milyon kişinin iş başvurusu yapması başlı başına bir olaydır. Peki, bunun ne kadarına iş bulmuş? Yüzde 22’sine iş bulmuş, yüzde 78’i, yani 18 milyon 614 bin 706 kişiye Türkiye İş Kurumu ben iş bulamadım diyor. Zaman zaman işsizlik rakamlarını açıklıyorlar. O işsizlik rakamlarının çoğu hayali, ben size Türkiye İş Kurumunun gerçek rakamlarını veriyorum, gerçek rakamlar bunlar.

BORÇ ALAN EMİR ALIR
Eğer bir ülkede işsizliği azaltmak istiyorsanız, üretim ekonomisine destek verirsiniz. Üretecek, fabrikalar olacak, insanlar çalışacak o fabrikalarda, üretirseniz gücünüz olur. İşsizlik var, üretim yok, vergiyi toplayamıyorlar, sigorta primini toplayamıyorlar, vatandaş ödeyemiyor, borç alıyorlar. 
Borç alan emir alır, borç alan emir alır. Defalarca söyledim, yine söylüyorum; son 15 yılda ödedikleri yabancı… Bakın, bir avuç yabancıya ödedikleri faiz 149 milyar dolar. 149 milyar doların fabrika kuruluşuna gittiğini düşünün. Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde fabrika olurdu ve insanlar çalışırdı. Borç aldılar içeriden yine bir avuç insandan, borç aldılar içeriden, 689 milyar lira faiz ödediler. 689 milyar lirayla da fabrika yapsalardı, bugün Türkiye dışarıdan işçi ithal ederdi. Bizim nüfusumuz yetmiyor derdi, Almanya gibi Fransa gibi Belçika gibi Hollanda gibi bize işçi gönderin derlerdi, bu fabrikaların çalışması lazım derlerdi. Belki biz 4.0’ı önce biz söyleyecektik. Herkesin işi gücü var, ama yetmiyor, yeni istihdam alanları yarattık, işgücüne ihtiyacımız var diyecektik. Ben boşuna mı diyorum, bunlar rantiyeye çalışıyorlar. Boşuna mı millet diyor “Tefeci Tayyip” diye, boşuna mı diyor “faizci Tayyip”, tamamen bunun için. Dünyanın kaynağını bir grup tefeciye ödüyorlar. Dolayısıyla üretim olmadığı için de işsizlik aldı başını gidiyor.

HER HAFTA 9 BİN 523 GENCİMİZ İŞ-KUR’A BAŞVURUYOR 
Bir rakam daha vereyim size. 2003 yılında 15-24 yaş arası İş-Kur’a başvuranların sayısı 174 bin 554 imiş. 2017 Temmuz ayı itibariyle 15-24 yaş arası başvuranların sayısı 174 binden 882 bin 837’e çıkmış ve bu rakamı böldüğünüzde her hafta 9 bin 523 gencimiz İş-Kur’a başvuruyor iş için. Peki, bu Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, işsizlikle ilgili ne diyor? Onun çözümü şu; efendim diyor, her işveren bir işsizi alırsa, Türkiye’de işsizlik sorunu çözülür. Vallahi bana göre Nobel Edebiyat Ödülünü vermemiz lazım buna, dünyanın en saçma önerisi.

İSPAT ETTİK, BARİ SÖZÜNÜ TUT
Sormak gerekiyor, senin çocuklarının hepsi işveren; enişten işveren, dayın işveren, herkes işveren. Peki, bunlar bir işsiz aldı mı? Yok. Ne yaptı bunlar? Bırak istihdam yaratmayı, bu memlekete vergi vermemek için Man Adasında şirket kurdular. Sermaye 1 Sterlin. Soru sorduk, 15 milyon dolarlık bir şey satmışsın, ne sattın arkadaş? 15 milyon dolar yahu,1 Sterlinlik şirkete 15 milyon dolarlık mal satıyorsun. Neyi sattın sen? Dut yemiş bülbül gibi, tık yok, konuşmuyor. Sen demiyor muydun “ispat edersen vallahi de billahi de cumhurbaşkanlığından istifa edeceğim” diye. İspat ettik, bari sözünü tut. Tutamaz efendim tutamaz.

TEFECİLERDEN TALİMAT ALIYORLAR
Bakın zaman zaman bizimkiler celallenirler, Yunanistan’a saldırırlar. Efendim Yunanistan’da ekonomi felaket, Yunanistan geçinemiyor, Avrupa Birliğine muhtaç Yunanistan, bir sürü laf. Rakamları çıkardık, rakamlar yalan söylemez. Yunanistan’da 10 yıllık devlet tahvilinin faizi yüzde 4,19. 10 yıllık devlet tahvili alırsan 4,19 faiz ödüyorsun. Peki, Türkiye Cumhuriyetinde 10 yıllık devlet tahvilini alırsan yüzde 12,41 faiz ödüyorsun. 4,19, 12,41… tefeciye çalışırsan, yakayı tefeciye kaptırırsan, borç olmazsa ekonomiyi döndüremezsen, emir alırsınDiyor ki, “faizi düşüreceğiz, komiteler kurduk” diyor. Bürokraside şöyle bir kural vardır, bir işi uyutmak istiyorsan komisyona havale edersin. Komisyona havale ettiğinde de zaten oradan bir şey çıkmaz. Faizi düşürecek beyefendi, komisyona havale ediyor. Çıkar bir kanun hükmünde kararname-üniversite hocalarını atıyorsun kapının önüne koyuyorsun-çıkar bir kanun hükmünde kararname, faiz sıfır olmuştur de, biz de seni alkışlayalım. Verdiği sözü tuttu, faizi sıfırladı diye. Yapabilir mi? Yapamaz efendim yapamaz, ancak konuşur, bol bol konuşur. Sabah konuşur, öğlen konuşur, akşam konuşur, ikindi konuşur, yatarız sabah kalkarız yine aynısı konuşur. Bütün televizyon kanalları verir ve beyefendi sürekli konuşur. Yeter arkadaş yeter, bırak bir de millet konuşsun, bir de çiftçi konuşsun, emekli konuşsun, işçi konuşsun, çay üreticisi konuşsun, fındık üreticisi konuşsun, bir bakalım bunların derdi ne. Değerli arkadaşlarım, eğer borçla bir ekonomiyi bir ülkeyi yönetiyorsanız, tefecilerden talimat alırsınız. Bunlar da tefecilerden talimat alıyorlar.

“HIRSIZLIK YAPMAK AYIP” DİYORUZ, AMA EN TEPEDEKİ ÖYLEYSE 
Buraya işsizlik dolayısıyla geldik. İşsizlik yoğun olursa ne olur? Rakamları vereyim; uyuşturucu kullanımı artar, gençler umutsuzluğa kapılırlar. Altı yılda uyuşturucu kullanımı 16 kat arttı, 16 kat! Ailelerde huzur kalmaz, boşanma davaları artar, yüzde 37 arttı boşanma davaları. Toplumda güvensizlik artar, adalet de çöktüğü için herkes kendi güvenliğini sağlamak için silah almaya çalışır. Arkadaşlarımız sormuşlar, 106 bin 740 silah kayıp. Ve şimdi her silah için 200 mermi kullanma hakkı vardı, şimdi 1000 mermiye çıkarıyorlar. Niye çıkarıyorsun? Daha fazla insan ölsün diye herhalde büyük bir ihtimalle. Fuhuş yüzde 790 arttı, kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı, intihar olaylarında ciddi bir tırmanma var. 2003 yılında 14 milyon 238 bin antidepresan hap kullanılırdı kutu, 2016’nın ilk dokuz ayında 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan hap kullanılıyor. 14 milyondan, ilk dokuz ayda 33 milyona çıkmış durumda. Hırsızlık suçlarında patlama var. Adalet Bakanlığının Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün rakamlarına bakın, birinci sırada hırsızlık yapan... Adam işsizse güçsüzse iş bulamıyorsa… Geçinecek, nasıl geçinecek? Hırsızlık yaparak. Hırsızlık yapmak ayıp mı? Ayıp diyoruz. Ama en tepedeki öyleyse ne olacak?

DOLANDIRILAN 77 BİN 843 KİŞİYE SESLENİYORUM: PARANIZI BANKACILIK DÜZENLEME DENETLEME KURULUNDAN ALABİLİRSİNİZ
Bir başka olay, bir de Çiftlik Bank kuruldu. Adam kalkıyor hepsinin önünde, Bakan, Başbakan, Bakanlar, devletin bütün kurumlarının önünde Çiftlik Bankı kuruyor. 77 bin 843 kişiyi dolandırıyor. 511 milyon lira tokatlıyor, eski parayla 511 trilyon lirayı adam vurup malı götürüyor. Hükümet seyrediyor, Sermaye Piyasası Kurulu seyrediyor, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu seyrediyor, Ticaret Bakanlığı seyrediyor, AK Partinin Genel Başkanı seyrediyor, Başbakan seyrediyor, herkes seyrediyor. Ne gibi? Tıpkı jet Fadıl gibi, Kombassan gibi, Endüstri Holding gibi, İslami holdingler gibiKuruyor Çiftlik Bankı, biraz Allah peygamber, arkasından bir-iki dua, millet de diyor ki bu adam dindar adamdır, bu adam hırsızlık yapmaz, ondan sonra biz buna parayı verebiliriz güven içinde, olur bu adam. Şimdi bakın, bu 77 bin 843 kişiye sesleniyorum, dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz, ama o tosundan değil, parayı Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım. Niçin? Bankacılık Kanununun 150.maddesi var. Diyor ki, “bu kanuna göre alınması gereken izinleri almaksızın, ticaret unvanlarında her türlü belge, ilan ve reklamlarında veya kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda banka adını ya da banka gibi faaliyet gösterdikleri ya da banka gibi mevduat veya katılım fonu topladıkları izlenimi uyandıracak söz ve deyimleri kullanan gerçek kişilerle tüzel kişilerin, görevlilerin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca bu işyerlerinin bir aydan bir yıla kadar tekerrürü halinde ise, sürekli olarak kapatılmasına karar verilir.” Görev kimin? Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulunun. Adam Çiftlik Bank yazmış mı? Yazmış. Bankayı kullanmış mı unvan olarak? Kullanmış. Devletin kurumu görüyor mu? Görüyor. Bakanlar görüyor mu? Görüyor. Başbakan görüyor mu? Görüyor. AKP’nin Genel Başkanı Recep Bey görüyor mu? Görüyor. Dolandırılıyor mu? Dolandırılıyor. Hepsi sessiz kalıyorlar. Davayı açarsın, bu kanunu gerekçe gösterirsin. Sen kanunu bilmek zorunda değilsin, sen şikâyet edemezsin, şikâyeti edecek olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, para toplayan Sermaye Piyasası Kurulu. Bunların tamamını ver mahkemeye, faiziyle beraber paranı alırsın kardeşim, bu ülkede adalet varsa, faiziyle beraber.

URUGUAY’DAN BU TOSUNCUĞU GETİREMEZSİN KARDEŞİM
Şimdi Bakan yeni uyanmış. Diyor ki Bakan, efendim diyor “vatandaşlar biraz uyanık olsun” diyor. Aldığı önlem bu ne yapsın, vatandaş uyanık olsun. Sen uyanık değil misin? Sen Bakansın, bakın bakan diyor. Bakan, ama görmeyen, ne biçim Bakansın sen? Görmen lazım senin. Vatandaş, 77 bin kişi soyuluyor, adam ilanını veriyor, törenlerle açılıyor, herkes gidiyor, valisi kaymakamı milletvekili gidiyor açılıyor. Hiç kimse demiyor, arkadaş sen banka unvanını kullanamazsın, Bankacılık Kanunu var, bu memlekette kanun var hukuk var diyemiyor, demiyor da zaten bunu. Ve daha acı olanı, Bakan diyor ki, daha 11 tane benzer kuruluş var diyor. Bekliyor, onlar da ne zaman yurtdışına kaçacaklar, ondan sonra diyecek ki niye bunu yaptınız. Şimdi Bakan yine açıklama yapmış, diyor ki Adalet Bakanı; onu Uruguay’dan isteyeceğiz. Efendim Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok bir; iki, Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu Bakana söyleyeyim, Recep Bey’e de söyleyelim, Uruguay’dan besmelesiz et ithal edebilirsin getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin, ama bu tosuncuğu getiremezsin kardeşim.
Hepinize saygılar sunuyorum.

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül Erdoğan Isır'ı tebrik etti

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül Erdoğan Isır’ı tebrik etti

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı Ismail Ergül Yönetim Kurulu üyeleri ile CHP Sakarya İl Başkanı Erdogan Isır yeni görevine başlaması nedeniyle tebrik ziyaretinde bulundular

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül ,Pamukova İlçe Başkanı Ahmet Bilaloğlu,Ferizli İlçe Başkanı Hüseyin TONK, Demokrat Parti İl başkan Yardımcısı Cengiz KARABAŞ,Hülya LÜLECİ,İbrahim ATALAY,Ahmet UZUN,Ekrem BİRER ziyarette  hazır bulundu.

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül  Yeni görevinde  başarılar diledi.


CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan”CHP ‘daha sert’ olacak”

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, “Afrin’deki harekâta biz karşıymışız, ordunun yanında durmuyormuşuz gibi bir algı operasyonu yapıyorlar ve bizi ‘gayri milli’ ilan ediyorlar. Şuna bakar mısınız? Çocuklarının gemiciklerine Türk bayrağı çekemeyenler, Andımız’ı kaldıranlar, açılım sürecinde PKK ile aynı masada ortaklık yapanlar, bizi gayri milli ilan ediyorlar” sözleriyle iktidara yüklendi ve “Artık daha çok kenetlenip, daha sert bir muhalefet anlayışını ortaya koymamız” dedi.

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, Sakarya İl Teşkilatına “hayırlı olsun” ziyaretinde bulundu. Özcan, ziyaretinde parti ve ülke gündemine dair açıklamalar yaptı.

Tanju Özcan konuşmasının başında, iki gün önce operasyon geçiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sağlık durumunun iyi olduğunu ve pazartesi günü itibariyle normal mesaisine başlayabileceğini söyleyerek geçmiş olsun dileklerini iletti.

YETERLİ OLMUYORMUŞ

1977’den 2011’e kadar Sakarya ve Bolu’dan milletvekili çıkaramadıklarını söyleyen Özcan; “Hep derlerdi ‘Sakarya ve Bolu’dan milletvekili çıkarsa biz iktidara geliriz’ diye. Ancak öyle olmadı. Makûs bir talihi yendik fakat Bolu ve Sakarya’dan milletvekili çıkarmak, iktidara gelmek için yeterli olmuyormuş” diye konuştu.

 

ALGI OPERASYONU

Bugünlerde bazı konulardan çok rahatsız olduğunu ifade eden Özcan, “FETÖ ve PKK ile kolkola gezenler, zaman zaman IŞİD’i kollayanlar, her türlü terör örgütüyle çok yakın ilişkiler kuranlar; sanki Afrin’deki harekâta biz karşıymışız, ordunun yanında durmuyormuşuz gibi bir algı operasyonu yapıyorlar ve bizi ‘gayri milli’ ilan ediyorlar. Şuna bakar mısınız? Çocuklarının gemiciklerine Türk bayrağı çekemeyenler, Andımız’ı kaldıranlar, açılım sürecinde PKK ile aynı masada ortaklık yapanlar, İmralı’daki PKK liderine sekretarya tayin edenler bizi gayri milli ilan ediyorlar” sözleriyle hükümete yüklendi ve “Artık daha çok kenetlenip, daha sert bir muhalefet anlayışını ortaya koymamız lazım” ifadelerini kullandı.

            

ADAYI PARTİLİLER SEÇMELİ

Özcan, Tüzüklerinde değişmesi gereken hükümler olduğunu söyledi ve örnek olarak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin Tüzükte yer almadığını belirtti. CHP’nin bir aday göstermesi gerektiğini ve yönteminin Tüzükte açıklanmadığını söyleyen Özcan, önceki seçimlerde parti tabanının içine sinmeyen bir adayları olduğunu ve bu durumdan zarar gördüklerini kaydetti. Genel Başkan, MYK veya PM’nin bu adayı tek başına belirlemesinin hata riski taşıdığını söyleyen Özcan, 1 milyon 200 bin partilinin adayı belirlemesi halinde hata yapma şansının minimuma ineceğini belirtti ve Cumhurbaşkanı adayını partiye kayıtlı bütün üyelerin hâkim gözetiminde seçmesini arzu ettiklerini bildirdi.

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN-  FESA Ajans/SAKARYA

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce'yi Sakarya Bağrına Bastı

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’yi Sakarya Bağrına Bastı

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, yapılan kurultayda kendisine destek veren Sakarya örgütü ve Sakarya esnafını ziyaret etti.

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce Orhan camii önünde vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet etti. Sohbetlerden sonra cuma namazını kılan İnce, cami yakınındaki çay ocaklarında esnaflarla bir süre sohbet etti ve anılarını anlattı.

Sakarya İl örgütüyle de toplantı gerçekleştiren İnce, çark caddesi sonu boyunca esnafları selamlayarak yola çıktı

Cumhuriyet Halk Partisi Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kurultay’da kendisini destekleyen Sakarya Kurultay Delegelerine teşekkür etmek ve bir dizi programa katılmak üzere ilimize geldi.

TAZİYE VERDİ
Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya İl Başkanı Erdoğan Isır, parti yöneticileri ve çok sayıda vatandaş tarafından il binası önünde karşılanan İnce, daha sonra Cuma namazını kılmak üzere Orhan Cami’ye gitti. Erenler Belediyesi eski Başkanı Rüştü Akyaç’ın vefat eden eşi Mefkune Akyaç’ın (84) cenazesi için bekleyen yakınlarına taziye veren İnce, daha sonra vatandaşlarla çay içerek namaz saatini bekledi.

DİRENEN PARTİ
Vatandaşlarla Cuma namazını kıldıktan sonra Atatürk Parkı’nda toplanan kalabalığa seslenen Milletvekili Muharrem İnce, “Bu ülke için ne istiyorsak, Cumhuriyet Halk Partisi için de onu istiyoruz. Kurucu irade kurtuluşu da gerçekleştirecek, kurucu partidir Cumhuriyet Halk Partisi, direnen partidir ama artık direnen parti olmaktan çıkıp, kazanan parti olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

‘DİK DURAN’
İnce, “Bu yolculukta Türkiye’de en dik duran CHP örgütü Sakarya örgütüydü, İmzaysa imza, oysa oy, ‘Yanındayız’ dediler, onun için ben de bugün Sakaryalılarla, komşularımla, değerli hemşerilerimizle beraber olmak istedim” dedi. İnce konuşmasının ardından il binasında bir süre partililerle sohbet etti. Çark Caddesi’nde vatandaşları selamlayarak sohbet eden İnce, daha sonra ilimizden ayrıldı.

Haber  Fehmi DUMAN-   Necla BAKAN 




Kılçdaroğlu’nun hedefi… Necdet Buluz

Kılçdaroğlu’nun hedefi…

Necdet Buluz

 

CHP kurultayından sonra Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Başkan olması ile başlayan tartışmalar öyle görünüyor ki uzun süre devam edecektir. Yapılan eleştirilerde Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi ayağa kaldıracak güçte olmadığı, şimdiki iktidarı da söylediği gibi gönderemeyeceği ifade ediliyor.

Partinin yüzde 25-28 bandında bir oy tabanı var.  Yıllardır hapsedilen bu alandan kurtulamadı. Ne yaptıysa da bunu aşamıyor. Sağ ve muhafazakâr seçmenden, kırsal kesimden, Kürtlerden oy alamıyor.

Peki, Kılıçdaroğlu neye güveniyor, buna bakmak gerekir.

CHP’nin önümüzdeki seçim sürecinde şöyle önemli bir misyonu var; o da yüzde 50’lik muhalefet blokunun “oyun kurucu”gücü olmak istemesidir. CHP, kendi başına AKP’yi alaşağı edemeyeceğini bilse de, her geçen gün zayıflayan AKP-MHP blokuna karşı referandumda “Hayır” oyu veren yüzde 49’luk seçmen bloğunun  kamuoyuncabenimsenen bir aday etrafında birleşmesinin mimarı olabilir. 

İşte Kılıçdaroğlu, partisinin tabanındaki oyundan fazla buna güveniyor.

Meydan okuma, kurultaydan önce “AK Parti’yi göndereceğiz” açıklamalarının ardında yatan gerçek bizce buradan kaynaklanıyor.

Önümüzdeki süreçte CHP’ye düşen görev, sadece kendi partisi için oy istemek değil, diğer partilerin de desteğini alabilecek bir demokrasi bloğunun öncü gücü olabilmektir.

Bir önceki seçimde Cumhurbaşkanlığı seçiminde bunun yeşil ışığı görüldü. Erdoğan kıl payı kazandı. 2019 yılında yapılacak olan seçimde bu nedenle ipin göğüslenebileceği tahminleri yapılıyor.

Görünmesi ve tartışılması gereken bir başka konu daha var:

Kılıçdaroğlu’nun yeniden Parti Genel Başkanı seçilmesi ile partide küskünlerin ve artık “CHP’ye oy vermeyeceğim” diyenlerin de olabileceği görünüyor. Kılıçdaroğlu’nun artık iktidara alternatif olmaktan uzaklaştığını, parti tabanındaki mevcut oy potansiyelinin bile korunamayacağını söyleyenler var.

Siyaset iddialı olma sanatıdır.

Kılıçdaroğlu iddialı olarak “duvarları yıkacağız” diyor. Ancak, bu duvarın nasıl yıkılacağını söyleyemiyor.

Önümüzdeki seçimler çok kritik. Bu seçimlere yönelik bir hedefin ortaya konulmaması büyük eksiklik. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının nasıl belirleneceği bile açıklanamadı. “Değişim ve yenilenme” deniliyor ama ortaya bir heyecan konulamıyor ki.

Parti içi sorunların da hala giderilememiş olması CHP’nin önündeki en büyük engel olarak değerlendirilebilir.

Sanıyoruz partide hayal kırıklığı yaşayanların da kafalarından bunlar geçiyordur. Görebildiğimiz kadarı ile taban beklediğini göremedi.

Bu saatten sonra CHP’ye oy vermeyeceğini söyleyen seçmenin nereye kayacağını görmek gerekiyor.

Bir kısmı küsüp sandığa gitmeyebilir.

Ancak, CHP’li seçmen sandığa gidip partisine oy vermeyecekse AK Parti’yi de tercih etmeyecektir.

Ortadaki parti İYİ Parti olarak öne çıkıyor.

AK Parti’ye oy vermeyecek olanların yeni adresi İYİ Parti olabilir. Zaten, daha önce yapılan kamuoyu araştırmalarında İYİ Parti’nin CHP tabanından da oy alabileceği görülmüştü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu durumu daha önce iyi okumuş, CHP ile ittifak yapmayacaklarını, Cumhurbaşkanlığı adaylığında en fazla oy alanının ikinci turda desteklenmesi gerektiğine vurgu yapmıştı.

CHP kurultayının sonuçlarını değerlendirirken, konunun bu yanını da unutmamak gerekiyor. Bir noktada CHP’deki çalkantıdan en yararlı çıkacak partinin İYİ Parti olduğunu görmek yanlış olmaz.

İyisi ile kötüsü ile Atatürk’ün kurduğu ana muhalefet Partisi CHP’de yapılan kurultayda ortaya çıkan tablo Türk siyasi hayatı için önemlidir ve “hayırlı olsun” diyoruz. Temennimiz de yapılan eleştirilerin Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından terse çevrilmesidir.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz