kategori Arşivleri: CHP Haberleri

Av. Nilay Kökkılınç’ ın “CHP’nin kadın seçmenlerine vaatleri “

İzmir Kadın Kuruluşları Birliği ve Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER’in , İzmir Ticaret Odası’nda gerçekleştirdikleri , 24 Haziran genel  seçimine katılacak  partilerin İzmir kadın milletvekili adaylarının tanıtıldığı toplantıya  katılan Cumhuriyet Halk Partisi İzmir 1.Bölge milletvekili  adayı Av. Nilay Kökkılınç, hemcinslerine karşı yapmış olduğu  konuşmasında, “Türkiye’de  kadın hakları ,  toplumsal cinsiyet eşitliği , kadınların meclislerde eşit temsili ve kadına karşı şiddete yönelik alınması gereken tedbirler ile kadınların ekonomik yaşama katılımı konularında,  ülke olarak büyük bir yetersizlik içinde olunduğunu   , pek çok ülkeye göre bu alanda geri kalındığını ,  kadınlarla ilgili her konuda tüm partili kadınların aslında siyaset üstü bir tavır ile  dayanışma içerisinde olmaları gerektiğini söyleyerek , ülkeyi yönetenlerin bu konuda pek çok önemli çalışmaya imza atan  sivil toplum örgütlerinin önerilerini dikkate alması gerekmektedir” dedi.

 Kadına karşı şiddeti araştıran pek çok çalışmada, genel olarak şiddetin nedenlerinin %79 Ekonomik ; %69 kadının üzerindeki mülkiyet duygusu; %66 alkol ve uyuşturucu; %65 şiddeti normal görme ; %53 çiftin geniş ailelerle yaşadığı problemler; %24 çiftin çocuklarıyla yaşadığı problemler ; %15   sorumluluklarda yetersizlik; %10  çalışan kadın olarak sayıldığını ,   şiddet türlerinin ise %20 fiziksel; %10 cinsel ve %2.5 da ölümcül olarak gösterildiğini belirten Av. Nilay Kökkılınç , sorunların çözümünde , öncelikle nedenlerin tespitinin önemli olduğunu , oysa ülkeyi yönetenlerin sadece cezaların artırılması ile ilgilendiklerini, bunun da yaraya merhem olamayacağını , her geçen gün artan şiddet oranları ile bunun açıkça görüldüğünü ifade etti.

 Av. Nilay Kökkılınç  sözlerine devamla, “ayrıca Türkiye’nin  Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda  kadınlara verilen önem ve haklarla ,  Dünya’ya örnek olunmuşken ,günümüzde yerel meclislerde, meslek odalarında, sendikalarda , sivil toplumda ve parlamentoda  , kurumsal  yönetim ve karar organlarında , kadınların temsilin  toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde gerçekleşmediğinin görüldüğüne ,  bu konuda uluslar arası sözleşmelere imza atılmasına rağmen ,bu sözleşmelerin gereği olan iç hukuk düzenlemelerinin yapılmadığına , seçimlerde bir kadın  bir erkek  ardı ardına olacak şekilde sıralanmasına yönelik yasal zorunluluğun getirilmesi halinde temsilde fiili eşitliğin sağlanmasının mümkün olduğuna , Fransa’da ,Kanada’da bu konuda yapılan düzenlemelerin ülkemizde de olması gerekmektedir.” Dedi.

Kökkılınç  konuşmasını,   “kadınların medeni haklarını ve toplumsal özgürlüğünü borçlu olduğu ,Cumhuriyetin  kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ‘ün “ Kadınlarını geri bırakan toplumlar ,geride kalmaya mahkumdur “ sözü  ile sonlandırırken , CHP iktidarında kadınlar her anlamda layık oldukları evrensel hak ve özgürlükler ,ekonomik imkanlar ve değerlere kavuşacaktır” dedi. 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, ayakta, ağaç ve açık hava

Cumhuriyet Halk Partisi, 27. Dönem Milletvekili aday listesini YSK’ya teslim etti. İşte İzmir’in milletvekili adayları…

İZMİR 1. BÖLGE
1-TUNCAY ÖZKAN
2-MURAT BAKAN
3-ÖZCAN PURÇU
4-KANİ BEKO
5-MEHMET ALİ ÇELEBİ
6-TACETTİN BAYIR
7-EDNAN ARSLAN
8-SEFER İPEKLİ
9-KAZIM UMDULAR
10-NİLAY KÖKKILINÇ
11-EZGİ DENİZ URUNGA
12-DEVRİM BARIŞ ÇELİK
13-ZEKİYE SEDA SÖNMEZ
14-ŞENER AKDEMİR

İZMİR 2. BÖLGE
1-KEMAL KILIÇDAROĞLU
2-SELİN SAYEK BÖKE
3-KAMİL OKYAY SINDIR
4-ATİLA SERTEL
5-SEVDA ERDAN KILIÇ
6-MAHİR POLAT
7-BEDRİ SERTER
8İDRİS YAVUZYILMAZ
9-ALİ ENGİN
10-SALİH ÖZÇİFÇİ
11-MEHMET BİRLİK
12-ONUR KADİR ERYÜCE
13-HATİCE ZEYBEK
14-EBRU OKAY

CHP Olağanüstü Hal ’e karşı ortak bildiri yayınladı

‘Ülkemizi itibarsızlaştırdılar’

CHP Milletvekili Engin Özkoç, partisinin ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ eyleminde AKP hükümetini ağır bir dille eleştirdi. AKM önünde yapılan oturma eyleminde konuşan Özkoç; “Bu ülke bir kişinin iki dudağı arasında yönetiliyor” dedi.

‘ÇOCUKLARINI ÖLÜME MAHKUM ETMİŞ’

Yaklaşık 100 yıllık bir Türkiye Cumhuriyetinden bahsediyoruz diye sözlerine başlayan Özkoç, “ Tam bağımsızlığı ruhuna yerleştirmiş bir Türkiye’den bahsediyoruz. Ne Amerika, ne Rusya tam bağımsız bir Türkiye diyen bir ülkenin gençlerinden bahsediyoruz. Fakat bu ülke geldiği noktada itibarsızlaştırılmış, dış siyaseti yok edilmiş, çocuklarını ölüme mahkum etmiş. Kendi çiftçisini, esnafını,  işçisini kendi ülkesinden kaçırır bir hale gelmiş. Sıkıntı yaşadığı her alanda demokrasi ile değil, parlamenter sistemle değil, bir kişinin iki dudağı arasından yönetiliyor” dedi.

‘BİR KİŞİ GELECEĞİMİZE KARAR VERİYOR’

Sadece bir kişinin bu ülkenin geleceğine karar verdiğini de ileri süren Özkoç; “Gençlerimizin ölüp ölmeyeceklerine, nerde şehit olup olmayacaklarına sadece bir kişi karar veriyor. Bu bir kişi gün geçtikçe öyle bir noktaya geldi ki; demokrasiye, insan haklarını bir tarafa bıraktı, diktatörlük öyle bir noktaya geldi ki; artık bu ülkede oynana futbol takımlarında, o futbol takımının seyircisinin kim olacağına varıncaya kadar müdahale etmeye başladı” şeklinde konuştu.

‘HERŞEY İTİBORSUZ SADECE O İTİBARLI’

Bu ülkede doktorları, hemşireleri, öğretmenleri, askeri, polisi her kesimin itibarsızlaştırdığının da altını çizen Özkoç; “Tek itibarlı olanın kendisi, itibarsız olan bir ülkeye hakim kılacak olan tek kişinin kendisi olduğunu söylüyor. En büyük Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Hala tam bağımsızlık ruhu ile yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek vatandaşlarıdır. O bizi bir gün Amerika’ya mahkum etti, bir gün Rusya’ya mahkum etti” dedi.

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır, Ali Gökpınar ve Sedat Turgay dahil, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, Hamdi Şenoğlu, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, Erdogan Isır ve Ali Gökpınar dahil, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ali Gökpınar ve Cemalettin Dinçer dahil, ayakta duran insanlar

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Şimdi burada il başkanımızın, ilçe başkanımızın önderliğinde, örgütümüz ile birlikte 81 ilden tüm ülkeye sesleniyoruz diyen Özkoç, sözlerini şöyle tamamladı; “Ne Amerika, ne Rusya, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz.  Eşitlikçi, demokrasi içinde yaşayan, yurtta barış cihanda barış diyen bir Türkiye olana kadar mücadele edeceğiz. Bu kişi, bu ülkeyi başka emperyalist güçlerin egemenliği altına sokamayacak. ‘OHAL’ e hayır’ diyor, tam demokrasi istiyoruz. Ülkemizin gençlerinin başka ülkenin topraklarında ölmesini ‘hayır’ diyoruz.”

 Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakkabılar

CHP ‘nin  ülke genelinde eş zamanlı yaptığı ‘OHAL’ e hayır’ Açıklaması  Adapazarı  AKM  önünde Sakarya  İl Başkanı Erdoğan ISIR  yaptı

OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ ORTAK BİLDİRİSİ (16 NİSAN 2018)

Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde, Olağanüstü Hal (OHAL) ’e karşı 81 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ eylemlerinde okunan ortak bildiri şöyle:

Ülkemizi tek adam rejimine dönüştürme amacıyla hazırlanan ve tarihe mühürsüz seçim olarak geçen 16 Nisan referandumunun üzerinden tam 1 yıl geçti. 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL altında gidilen referandum, meşruiyeti olmayan bir rejim değişikliğini ülkemize dayatmıştır. Sivil darbe ortamında, “Evet” demenin devletin tüm kurumlarıyla desteklendiği, “Hayır” demenin ise adeta yasaklandığı bir dönem yaşanmıştır.

Ülkemiz 21 aydır OHAL ile yönetilmektedir. İlan edilişindeki amacından uzaklaşarak demokrasi ve hukuk sistemine yönelik bir saldırıya dönüşen OHAL rejimi; insan haklarını, ifade özgürlüğünü ve her türlü protesto eylemini baskılamanın da aracı olmuştur. KHK’lar eliyle parlamento, yani halkın iradesi gasp edilmiştir. Türkiye’yi tek tipe sokmak için sendikalar, meslek oda ve birlikleri ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik operasyonların ardı arkası kesilmemiştir.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık, ayakkabılar, ağaç ve açık hava

AKP iktidarının muhaliflerine bir sopa olarak kullandığı OHAL giderek bu faşizan sınırlarını bile aşmış; sağcı-solcu, muhafazakâr-sosyal demokrat, kimseyi ayırmadan tüm toplumu baskı altına alan otoriter bir rejime dönüşmüştür. OHAL ile ülkemizde hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır.

OHAL nedir?

OHAL, 10 Ekim’de katledilen çocuklarını anmak isteyen anne ve babalara sıkılan biber gazıdır.

OHAL, ekmeğinin peşindeki tütün üreticisine vurulan coptur.

OHAL, Ahmet Şık başta olmak üzere hayatını FETÖ ile mücadeleye adamış gazetecileri zindanlara atmaktır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava

OHAL, işçi grevlerini ertelemek, grev çadırlarına müdahale etmektir.

OHAL, işlerini geri almak için ölümü göze alarak bedenini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ölüm tehlikesini görmeyen hükümet inadıdır.

OHAL, dünyaca ünlü kimi bilim insanlarını FETÖ yalanıyla üniversitelerden atmaktır.

OHAL, tiyatro oyunlarını yasaklamaktır.

OHAL, muhaliflerini “terörist” olarak tanımlayabilme cüretidir.

OHAL, Ankara Kızılay’da İnsan Hakları Anıtı’nı gözaltına almaktır.

OHAL, madende oğlu dört yıldır yatan anaya; artık yürüyemezsin, yasak artık demektir.

OHAL, on binlerce taşeron işçiyi haksız bir şekilde kadro dışı bırakmaktır.

OHAL, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilerin “okuma hakkı”nı elinden alabileceğini söylemek ve öğrencileri tutuklatmaktır.

OHAL, milli iradeyi yok sayarak, belediye başkanlarını görevden uzaklaştırmak, belediyelere kayyım atamaktır.

OHAL, laik eğitim bildirisi dağıtmak isteyen öğrencinin gözaltına alınması, 16 Nisan referandumunda “hayır” propagandası yapan vatandaşın kolunun kırılmasıdır.

OHAL, seçilmiş milletvekillerini hukuksuz bir şekilde tutuklatmak ve yargılatmaktır.

OHAL, hakimlerin, savcıların bir parti genel başkanı önünde iliklediği cübbelerdir.

OHAL, yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı tek adamın iki dudağının arasına hapsetmektir.

OHAL, doların 4 TL’yi, avronun 5 TL’yi aşmasıdır, Türk Lirası’nın kaybettiği değerdir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Azize çeroğlu dahil, açık hava

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu dahil, kalabalık ve açık hava

OHAL, satılan şeker fabrikası, açlık sınırı altındaki asgari ücret, artan enflasyondur.

OHAL, Twitter’daki 280 karakterden, Facebook’taki “beğen” butonundan korkmaktır.

OHAL, 12 Eylül cuntasına özenenlerin, askeri darbe dönemlerine rahmet okuttuğu bir düzenin adıdır.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

İlan ederken bir buçuk ay bile sürmeyecek dedikleri, milleti etkilemeyecek dedikleri OHAL, bardağı çoktan taşırmıştır. Sabır testisi kırılmış, toplumun büyük çoğunluğu OHAL rejimine artık yeter demeye başlamıştır.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar

Bugün iktidar partisi ve yeni ortakları, Türkiye’yi uçuruma adım adım yaklaştıran OHAL’i bir kez daha uzatmanın peşindedir. Postallı darbelerle mücadele etme vaadiyle gelenler, gelinen noktada takım elbiseli darbeciler haline gelmiştir.

Bizim talebimiz kesindir;

Halkın iradesine karşı işlenen bir suç haline gelen OHAL rejimine DERHAL son verilmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Azize çeroğlu ve Senem Yildirim dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Hukukun askıya alındığı, parlamentonun yok sayıldığı, milli iradenin tanınmadığı, milletvekillerinin rehin alındığı faşizm düzeni ortadan kalkmalıdır.

Sendikalar, meslek odaları ve birlikleri ile sivil toplum örgütlerine yönelik iktidar gücü ile uygulanan sindirme politikaları son bulmalıdır.

Sivil darbe ile tek koltukta birleştirilen yasama, yürütme ve yargı erkleri, yeniden, çağdaş demokrasilerde olduğu gibi kendi koltuklarına geçmelidir.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, Yaşar Tercan, Hasan Balkan ve Gönül Yıldız İrşi dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, kalabalık ve açık hava

Sadece bu meydandan değil, Türkiye’nin 81 ilindeki meydanlardan Ankara’daki Saraylıları uyarıyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 15 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Haluk Akbay ve İdris Karaman dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve açık hava

Bizler OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!”

Görüntünün olası içeriği: 17 kişi, Ali Gökpınar, TC Fatma Kurtuluş, Erdogan Isır ve Reyhan Azak dahil, gülümseyen insanlar

CHP Sakarya  İl Örgütü Hendek İlçesine Çıkarma Yaptı

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR, Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl  Kadın Kolları  Başkanı  Azize Çeroğlu , CHP Sakarya İl Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı, Cumhuriyet Halk Partisi Hendek İlçe Teşkilatı Başkanı Reyhan Azak   ve Hendek İlçe Kadın Kolu Başkanı  Nevin Kuru Şeşen , Esnafları   ziyaret ettiler.

Pazar yerleri taşıdıkları özellikler açısından bir toplumun yansımasıdır

Köylü  bayanlar  Belediyeye verdikleri  10 Tl  yer parasını  bile  ödemede  güçlük çekiyorlar

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR  Bayanların yer  parasının  alınmaması için  Belediye Başkanı  İrfan Püsküllü’yü telefonla  arayarak  10 Tl lik  yer parasında kolaylık sağlanmasını  istedi.

Bir toplumun kültürel özelliklerini en iyi taşıyan Pazar yerleridir. Ülkemizde hemen hemen her ilde il pazarları ve semt pazarları bulunmaktadır. Bu pazarlarda kendi yetiştirdiği veya toptan satın aldığı ürünleri tezgah açarak satan Pazar esnafları bulunmaktadır.

Yıllardır yüksek enflasyon ve yüksek faiz döngüsünden kurtulamayan ülkemizdeki olumsuzluklardan en fazla etkilenen kesimlerden biri esnaf ve sanaatkarlar olmuştur

Pazar en genel anlamıyla, esnafın kendi ürettiği ya da aracı olarak satın aldığı ürünleri, haftanın belirli günlerinde satabildiği halka açık veya kapalı alanlardır şeklinde tanımlanabilir. Böylelikle pazarlarda kırsal köylü tiplerinden tutun da küçük esnafa kadar toplumun her tabakasından satıcı görmek mümkündür. Farklı kesimlerden oluşan Pazar esnafının gösterdiği kültürel farklılıklar aslında Hendek  tarihi yapısını da meydana getirmektedir.

Günümüz koşullarında kısıtlı sermayesi ile kendi emeğini
birleştirerek ayakta kalmak için mücadele eden Pazar esnafı, piyasalardaki durgunluk ve ekonomik krizler nedeniyle zor günler geçirmiş hala daha geçirmeye devam etmektedir..

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR”Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya Örgütü olarak bugün Hendek İlçemizdeydik. Hendek İlçe Başkanımız ve Yöneticilerimize teşekkür ediyorum.”

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN  -FESA Ajans  -Hendek

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya  İl Başkanı  Erdoğan ISIR İlçe  başkanlığında Engin ÖZKOÇ’un  Yönettiği  TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDAKİ KONUŞMAYI  CANLI  OLARAK  TAKİP ETTİLER

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“8 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok.  Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz?”
-“Ayağa kalkan hakimlere sesleniyorum: Cübbelerinize iki tane delik açınız. İki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma, sarayın kabartması olsun. Önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin. Birisi yasama, birisi yürütme. Siz, üçüncü güç olmaya layık değilsiniz”
-“Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki ‘Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.’ Git Kayseri’ye de bak. Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı hepsini size anlatsın”
-“Şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parasını versinler, hiçbir zarar olmaz. Asıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray”
-“Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz?”
-“Dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz. Ama o tosundan değil. Parayı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım”
-“Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok. Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu bakana söyleyeyim. Recep Bey’e de söyleyeyim, Uruguay’dan besmelesiz et getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin ama bu tosuncuğu getiremezsin”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer konuklarımız ve bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bütün vatandaşlarıma hiçbir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, herkese Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan selamlarımızı sevgilerimizi ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz.

Her zamankinden daha fazla birliğe ihtiyacımız var, beraber olmaya ihtiyacımız var, kardeşçe bir arada yaşamaya ihtiyacımız var. Düşüncelerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir, ama al bayrağın altında hep beraber huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Bizi ayrıştırmak istiyorlar, bizi bölmek istiyorlar, kavga ettirmek istiyorlar. Hiçbir zaman bu oyuna gelmeyeceğiz. Kim olursa olsun, herkesin düşüncesine, herkesin inancına, herkesin kimliğine saygı göstereceğiz. Birlikte yaşıyorsak, beraber yaşıyorsak huzur içinde yaşayacağız, komşumuz açken biz tok yatmayacağız; o felsefeden geldik, o inançtan geldik, herkese saygı göstermek bizim boynumuzun borcudur, insanlığın bir gereğidir. Dolayısıyla bu çerçevede tekrar bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma selamlarımı saygılarımı gönderiyorum.

MUSTAFA KEMAL’İN MEHMETÇİKLERİNDEN OLUŞAN ORDUMUZ
Kahraman ordumuz, her zaman güvendiğimiz ordumuz, Türkiye’nin bekası için en büyük güvencemiz. Terör örgütleriyle mücadele eden, hayatını feda eden, mücadele eden gözbebeğimiz ordumuz. Peygamber ocağı ordumuz, Mustafa Kemal’in Mehmetçiklerinden oluşan ordumuz. Şimdi siz Mustafa Kemal’den söz ettiğiniz zaman, birileri gece yatağında rahat uyumuyor. Gerekirse uyutmayacağız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, onun ilkelerine, onun yurtseverliğine, onun vatanseverliğine sonuna kadar sahip çıkacağız. Mustafa Kemal Atatürk 80 milyonun gönlünde kalbinde yer eden bir kişidir. Üç-beş kişi farklı düşünebilir, ama 80 milyonun yüreğinde Mustafa Kemal’in Kuvayimilliyesi atar, o ruh atar bizim yüreklerimizde.

KARDEŞİ KARDEŞE ÖLDÜRTTÜLER, HÜKÜMET DE ONLARIN MAŞASI OLDU
Defalarca dedik ki, şu Ortadoğu bataklığına girmeyin arkadaş, sizin ne işiniz var Ortadoğu bataklığında? Suriye’de demokrasi yokmuş, sende de yok. Yani birisi gelip müdahale mi etsin, sen bunu mu istiyorsun? Oraya müdahale ettiler, TIR’larla silah gönderdiler, kardeşi kardeşe öldürttüler; yani Müslüman’ı Müslüman’a öldürttüler. Silahları kim verdi? Bir kısmını Amerika verdi, bir kısmını Rusya verdi. Onlar parayı kazandılar, canını feda eden ölüme giden oradaki Müslümanlar oldu ve Türkiye de onların maşası oldu. Hükümet onların maşası oldu. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdılar, silahları da buradan gönderdiler. Yapmayın etmeyin dedik, PYD çıktı, PKK çıktı, IŞID çıktı, El Nusra çıktı, adını bilemediğim bir sürü terör örgütü çıktı. Şimdi onlarla mücadeleyi canını feda eden ordumuz yapıyor. Ordumuz bu siyasilerin, yani hükümetin yaptığı hataları düzeltmeye çalışıyor. Türkiye’ye maliyetini azaltma çalışıyor. Ne uğruna? Vatan uğruna. Ne uğruna? Canını feda ederek vatan uğruna mücadele ediyor. 
17 Mart’ta bir binbaşımız da Afrin’de şehit oldu, Mithat Tunca, Eskişehir’de toprağa verildi. Ailesine yakınlarına başsağlığı diliyoruz, hepimizin başı sağ olsun, Silahlı Kuvvetlerimize de başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

SEN ANCAK VE ANCAK MAN ADASI’NI BİLİRSİN

Değerli arkadaşlarım, 18 Mart şehitler günüdür, aynı zamanda Çanakkale Deniz Zaferinin de 103’ncü yıldönümüdür. Çanakkale’nin her karışında onlarca şehidimiz vardır. Gelibolu’nun her karışı askerlerimizin kanıyla sulanmıştır. Olağanüstü bir mücadele verilmiştir. 18 Mart kutlamalarına Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat gidiyor, ama bizim belediye başkanının konuşmasına yasak getiriyor, “benimle aynı kürsüde konuşamazsın” diyor. Bir de kalkıp diyor ki, efendim biz millete güveniyoruz. Milletin seçtiği belediye başkanını niye dışlıyorsun? Sanıyor ki, bunu yapınca 18 Mart’ı anacağız. Sen 18 Mart’ın da ne olduğunu bilmezsin, şehitlerin de ne olduğunu bilmezsin, Çanakkale’nin de ne olduğunu bilmezsin, sen ancak ve ancak Man Adasını bilirsin, Man Adasını! Man Adasında tezgâhlar kuracaksın, “vatan millet bayrak” diye konuşacaksın. Bu memlekete vergi vermemek için her türlü dümeni çevireceksin, “ben yerliyim ve milliyim” diyeceksin. Zaten bir adam “ben yerliyim ve milliyim” diyorsa, bilin ki ne yerlidir ne de millidir. Bu memlekette yaşayan 80 milyon da yerlidir ve millidir yani, sen bunun bir kısmını ayırıyorsun. Ben yerliyim ve milliyim, diğerleri başkaları mı diyorsun? Onlar başka bir ulustan mı diyorsun? Hayatımda duyduğum en saçma şeylerden birisidir. Hani diyor ya “tek devlet” sanki bir ülkede beş tane devlet var; zaten tek devlet. Amerika 7 devlet mi, İngiltere 15 devlet mi? Zaten tek devlet. İlla Rabia’yı çevirecek. Sen Rabia’nın hayranısın, sen İhvan’ın yoldaşısın, biz de Anadolu Müslümanlığını savunuyoruz, senin gibi değil; Hacı Bektaş’ı savunuyoruz biz, Mevlana’yı savunuyoruz biz.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMASAYDI ÇANAKKALE ZAFERİ OLMAZDI
Çanakkale savaşı aynı zamanda Gazi Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluş Savaşımızın önsözünü yazdığı bir savaştır. Gazi Mustafa Kemal’in bir lider olarak dünya sahnesine çıktığı savaştır. 57’nci Piyade Tugayına “ben size taarruzu değil, ölümü emrediyorum” demesi, başlı başına dünya savaş tarihinin en önemli emridir ve bunu yapmıştır. Çanakkale’yi Gazi Mustafa Kemal nasıl anlatır? Onun sözlerinden Çanakkale Savaşını sizlere sunmak istiyorum. Şöyle diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Bomba Sırtı olayı çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor, sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezanı okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor, 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor, ölüyor öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muhaberelerini kazandıran bu yüksek ruhtur” diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü 29 Ekim 2015 tarihli Tasviri Efkâr Gazetesinde şöyle anlatıyor, 29 Ekim 1915: “Çanakkale kara savaşlarında olağanüstü yararlılıkları görülen ve savunma emrindeki iktidar ve maharetiyle haklı şan ve şerefiyle boğazları ve hilafet makamını kurtaran kumandanımız, saygın üstün kahramanlık sahibi Albay Mustafa Kemal Beyefendi” diye tanımlıyor.

SİZ NASIL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İ ANMAZSINIZ!
Bunları niye anlattım biliyor musunuz? 18 Mart Şehitler Günü, cuma günü bütün camilerimizde hutbe var, ama hutbenin içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Bakın, az önce söyledim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece bizim değil, 80 milyonun Atatürk’ü, hepimizin onurudur, hepimizin gururudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün malvarlığını bu millete bağışlamıştır, bütün mal varlığını! Sarayı bile onun malvarlığının üzerine yaptılar, sarayı bile, kaçak sarayı bile! Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk, düşmanın bile saygı gösterdiği… Kahramanlıkları var, aynı zamanda gazi, 18 Mart Çanakkale Zaferinin kahramanı. Sormak isterim, o Çanakkale savaşlarında en üstteki komutan kimdi? Liman Von Sanders bir Alman. Osmanlı hayranlarına seslenmek isterim, Osmanlının paşası yok muydu orada, bir Alman’ı getirip oraya paşa diye koydular? Eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı Çanakkale Zaferi olmazdı. Diyanet İşleri Başkanlığına da seslenmek isterim. Bakın, 1 Mart 1924 Diyanet İşleri Başkanlığıyla Genelkurmay Başkanlığı aynı tarihte bir kanunla kurulur. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığına verdiği önemdir bu ve 1 Mart 1924’te Meclisteki konuşmasında Diyanet’le ilgili şunları söyler: “Olması gerektiği şekilde siyasetin etkisinden ve kuşatmasından korumanın mecburiyet olduğunu” yani Diyanet’in yani dinin siyasetin etkisinden korunması gerekir diyor. Ve devam ediyor, Diyanet’in her türlü menfaat ve ihtirasa sahne olan siyasetin tüm arazlarından kurtarılmasının dünyevi ve uhrevi saadetin bir zorunluluğu olduğunu söylüyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu kadar dinin üzerine titriyor, siyasete alet etmesinler, insanlar dini ahlakı siyasete alet etmesin diye, bu kadar üzerinde duruyor ve titriyor.
Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığına sormak isterim, sizin kurucunuz yani baniniz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü neden anmıyorsunuz? Milli Kurtuluş Savaşının kahramanını neden anmıyorsunuz? 1920’lerde 30’larda harabeye dönmüş camiler için devletin bütçesinden ödenek ayırıp, bütün o camileri tamir ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmıyorsunuz? Neden, neden anmıyorsunuz?
Bir Fesli Kadir soytarısı var biliyorsunuz. Bu soytarıya saraydaki zat gidiyor, ziyaret ediyor onu. Siz Diyanet İşleri Başkanlığı, Gazi Mustafa Kemal’in adını anmadığınız zaman, bu soytarıyla aynı paralele, aynı izdüşümüne düşüyorsunuz. Bu konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Diyanet’e saygılıyız, bütün din adamlarına saygılıyız, herkesin başımızın üstünde yeri var. Ama bu ülkenin kurtarıcısına da saygılıyız, herkesin saygı göstermesi lazım. Hele hele Çanakkale’yi Atatürksüz kabul etmek mümkün değildir. Binlerce şehidin olduğu, binlerce! 81 ilinden şehidin olduğu… Siz nasıl kalkarsınız da Gazi Mustafa Kemal’i anmazsınız, bir rahmet okumazsınız, bir Fatiha okumazsınız! Yazıktır günahtır, bu memlekete yazıktır günahtır. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz ahlak olur, insanda biraz inanç olur. Yapmayın etmeyin, bu memlekete kötülük yapıyorsunuz, 80 milyonun kalbini kırıyorsunuz, yazıktır günahtır. Ve umuyorum Diyanet İşleri Başkanlığı birilerinin etkisinde kalmaz, siyasetin etkisinde kalmaz. Biz her türlü yardımı yapmaya hazırız. Az önce de söyledim, bütün din insanlarının bizim başımızın üstünde yeri var. Bir başkan yardımcılığına bir kadının atanması beni son derece memnun etmiştir. Bunu da ifade edeyim, ama bu ülkenin tarihine, bu ülkenin kültürüne, bu ülkenin inancına uygun düşen, geçmişte bu ülke için mücadele edip bugün olmayanlara rahmet okumaktır, Fatiha okumaktır arkasından. Bu bizi küçültmez, bu bizi yüceltir, bu geçmişe duyduğumuz saygının bir gereğidir. Bunu yaptığımız zaman biz kendi ülkemizde büyük ölçüde barış ve huzur içinde yaşarız. Diyanet’in görevlerinden birisi de zaten bu ülkede dini gerçek anlamıyla halka anlatmaktır. Birilerinin, daha doğrusu adını verelim, geçmişte FETÖ’nün dini kullanarak neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Diyanet’in de bundan ders çıkarması lazım, onun da ders çıkarması lazım, onun da özeleştiri yapması lazım. Bizim dışımızda itiraz eden hiç kimse yoktu. Tarih bizi haklı çıkardı, ama ülkeye verdiği zarar çok büyük oldu. 

ANAYASA MAHKEMESİNİ KUTLUYORUZ, AMA GECİKEN ADALET ADALET DEĞİLDİR
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta Şahin Alpay serbest bırakıldı Anayasa Mahkemesi kararıyla. Güzel, Anayasa Mahkemesi nihayet kararını verdi. Alt mahkemeyi de uyardı, ben üst mahkemeyim Anayasa Mahkemesiyim, Anayasaya göre sen benim kararlarıma uymak zorundasın, Şahin Alpay’ı bırakmak zorundasın. Peki değerli arkadaşlar, Altanlar için niçin bir karar vermedi Anayasa Mahkemesi? Onu da bekliyoruz. Bir yerde haksızlık varsa, o haksızlığı gidermek hukukun görevidir, yargının görevidir. Yargı bu görevini yerine getirdiği zaman hepimizin gönlünde de, gözünde de yücelmiş olur. Biz bunu da arzu ediyoruz, bunun olması gerekir diyoruz. Eğer yargı bir yerlerden talimat alıyorsa, artık o yargı değildir, o başka bir şeydir. Orada hukuk çalışmaz. Hitler Almanya’sının benzerini Türkiye’de yaşamak istemiyoruz. Hâkim karar verirken, efendim Hitler’in adalet danışmanı diyordu ki hâkimlere; karar verirken Hitler’i düşüneceksiniz, o olsaydı nasıl karar verirdi. Yani adaleti, yani hukuku, hakkı bir tarafa bırakın, birisi nasıl düşünüyorsa ona göre karar verin. Şimdi o tabloyu 21.Yüzyılın Türkiye’sinde yaşıyoruz; dolayısıyla bu konuda herkesin dikkatli olması lazım. Yerel mahkemeye Anayasa Mahkemesinin ayrıca ders vermesi, benim kararlarıma uyacaksınız demesi de güzel bir olay. Anayasa Mahkemesini kutluyoruz, ama geciken adalet adalet değildir. Bu kadar gecikme olmamalıydı.

SİZİN NE İŞİNİZ VAR AYAKTA?
Değerli arkadaşlarım, dün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat bir toplantı yaptı. Hâkim adayları geldiler, savcı adayları geldiler kura çektiler. İçeriye girerken bütün hâkimler ayakta. Hâkimlere söylemek istiyorum, niye ayağa kalktınız? Bir partinin genel başkanı içeri girdi diye niye ayağa kalktınız? Her partinin genel başkanı geldiğinde ayağa mı kalkacaksınız siz? Zaten adalet diye bir şey kalmadı, adalet diye bir şey kalmadı! Talimatla verilen karar adalet midir? Vicdan sahibi olun, vicdan sahibi! Türkiye’nin tarihine saygı duyun. Sizin ne işiniz var ayakta? Bir partinin genel başkanı gelmiş, yanında Başbakan, hepsi ayağa kalkıyorlar ve alkışlıyorlar. Şimdi bunlar yarın senin önüne geldiği zaman ne diyeceksin? Efendim bu benim kuramı çekti, isterse 20 adam öldürsün ben bunu beraat ettireceğim. Öyle mi diyeceksin sen, öyle mi diyeceksin?
Bakın Moody’s Türkiye’nin notunu düşürdü. Notu düşürürken kullandığı bir cümle aynen şöyle: “Hükümetin Anayasa Mahkemesinin politik mahkûmları tahliye kararını eleştirmesi ve alt mahkemenin bu karara uymaması yargı makamının temelini çürütmektedir.” Zaten çürüdü yargı, hangi yargıdan bahsediyorsunuz? Dürüst, düzeyli, namuslu hâkim ve savcı sayısı az kaldı. Onların yüzü suyu hürmetine kısmen de olsa yargı çalışıyor. Bekliyor, saraydan nasıl talimat gelecek? Talimatı veren de sarayın avukatları. Bir grup toplantısında söylemiştim, avukatlardan birisi diyor ki başsavcıya, “getir bakayım şu kül tablasını, külümü dökeceğim oraya” diyor, savcı avukatın emrinde. Niçin? Avukat sarayın avukatı! Normalde o savcının görevi derhal bırakması lazım. O savcı İstanbul’da, onun adını da biliyoruz, o avukatın da adını biliyoruz. Yazıktır günahtır, adaletin olmadığı bir devlet çöker.

ADALETİ SAVUNSAYDIN HAKİMLERİ AYAĞINA ÇAĞIRMAZDIN
Bu zat sarayda konuşmuş, arada bir doğruları söylüyor kabul etmek lazım. Şöyle diyor: “Devletler ve milletler adalet üstünde yükselir veya adaletsizlik batağında boğulur. Mazlumun ahının arşı titrettiğini asla unutmayacağız” diyor. Hangi arş, yedi kat arşı titretti kardeşim, Harp Okulu öğrencilerini görmüyor musun sen kardeşim? Boğaz köprüsünde boğazı kesilen gencecik askerleri görmüyor musun sen? Tedavi edilmesi gereken kişiye ilaçları zamanında vermediğin için hapishanede ölen kişiyi görmüyor musun sen? Kuddusi Okkır’ı, Ergenekon’un Balyoz’un kasası deyip ölüme mahkûm edildiğini görmüyor musun sen? Promptera bakım konuşuyor tabii, orada böyle yazdığı için, inandığı için değil. Bu ülkede adalet bitmiş zaten. Adaleti savunsaydın hâkimleri ayağına çağırmazdın, sen onların ayağına giderdin!
Şimdi diyor ki, “adaletin olmadığı ülkede devlet olmaz” buna benzer bir cümle kullanıyor. Bakın, 21 Temmuz 2016 darbeden… 15 Temmuz darbesi 21 Temmuz… Birleşmiş Milletlere bu hükümet bir dilekçe verdi. Diyor ki, ben siyasi ve medeni haklara ilişkin sözleşmenin 13 maddesini askıya alıyorum diyor, uygulamayacağım diyor. Niçin? Terör örgütüyle mücadele ediyorum. İki maddesi önemli; birinci maddesi diyor ki, tutulanlara insanca davranmayacağım diyor, yani işkence yapacağım diyor. Hangi adaletten söz ediyorsun sen Recep Bey, hangi adaletten? Sen kalkmışsın Birleşmiş Milletlere dilekçe vermişsin hükümet olarak, ben tutulanlara insanca davranmayacağım diyorsun. Sonra bir madde daha var, adil yargılamayacağım diyor onları, adil yargılama yok diyor, onları adil yargılamayacağım diyor. Sen zaten Türkiye’de adaletin olmadığını, sen zaten bütün dünyaya bildiriyorsun. Şimdi kalkmış adaletten söz ediyor, sanıyor biz de inanacağız.

CÜBBELERİNİZE İKİ DELİK AÇIN, İKİ DE SARAY KABARTMALI DÜĞME!
Oradaki hâkimlere sesleniyorum, ayağa kalkan hâkimlere sesleniyorum. Kendinize cübbelerinize iki tane delik açınız, iki tane de düğme. Düğmelerin üzerindeki kabartma sarayın kabartması olsun, önünüze geldiği zaman sadece ayağa kalkmayın, iki düğmeyi de ilikleyin; birisi yasama, birisi yürütme, onların önünde ilikleyin. Siz üçüncü güç olmaya layık değilsiniz. Bağımsız olsun yargı diyoruz, yargı bağımsız olsun, adalet dağıtsın, üstünde gölge olmasın yargının diyoruz. Ama onlar diyorlar ki, hayır bize birisi talimat versin ona göre karar verelim. Sen hâkim değilsin kardeşim, sen hâkim değilsin. Affedersiniz sarayın hâkimi, hâkim mi olur? Şimdi bir de karar verecekler Türk Milleti adına. Onu da değiştirin, saray adına diye karar verin, saray adına müebbet olarak karar verdik deyin. Anayasa Mahkemesi iptal edecek serbest bırakacak, sen saray adına ağırlaştırılmış müebbet cezası vereceksin. İnsanda biraz vicdan olur, ahlak olur insanda biraz.

MİLYON DOLARLAR DÖNÜYOR, BASTIRIR PARAYI TAHLİYE OLUR
Ben 13 Haziran 2017’de grup toplantısında şu açıklamayı yapmıştım: “Parası olan, dayısı olan serbest kalıyor, garibanlar yatıyor. FETÖ davası dolayısıyla, parası olan, arkası olan, dayısı olan, kayınpederi olanlar rahatlıkla çıkıyorlar, garibanlar içeride. Çoğunun zaten daha iddianamesi bile düzenlenmemiş. Harp Okulundan atılan öğrenciler Anıtkabir’e gidiyorlar saygı duruşunda bulunuyorlar. Sonra dışarı çıkıp İstiklâl Marşını okuyorlar. Vay siz misiniz İstiklâl Marşını okuyan, bir de dayak yiyorlar ve buna da adalet diyeceksiniz siz.” Arada bir birilerinin vicdanı demek ki kabul etmiyor bunu. AK Partinin Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar diyor ki; “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var.” Git Kayseri’ye de bak, Kayseri’de de var. Sanki biz bilmiyor muyuz, Kayseri’de de var. Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı? Hepsini size anlatsın. “Milyon dolarlar dönüyor.” Parası olan dedik çıkıyor değil mi? Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum, evet “itirafçı adı altında işadamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim, her konuşmam suç duyurusudur. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum Hâkimler Savcılar Kurulu Teftiş Kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum, Hâkimler Savcılar Kurulu ne yapmış? Bir yerde problem var. Eğer uyarılarımıza kulak verilseydi, sonuç böyle olur muydu?” Olmazdı. İyi de, kim senin uyarılarına kulak verecek, kim verecek? Saraydan talimat alan, sarayın beklentilerine uygun kararlar veren istediği kararı veriyor. Sen ister milletvekili ol iktidar partisinin, istersen muhalefetin milletvekili ol. Yargının çöktüğü, adaletin çöktüğü bir ülkede adalet mi arayacağız? Yok ki adalet, milyon dolarlar dönüyor. Döner tabii milyon dolarlar, niye dönmesin? Bastırır parayı tahliye olur, bu kadar basit. Boşuna mı sarayın avukatları var? Sadece bu mu? Hayır. TMSF’nin el koyduğu mallar vardı, FETÖ’cülerin malları diye satıyorlardı. Listeyi alıp, malların listesini alıp işadamlarını gezenler dünya kadar adam vardı. Size bu malı satacağım komisyonum şu kadar, istediğiniz fiyata diyen bir sürü adam vardı piyasada. Sanki biz bunları bilmiyor muyduk? Biliyorduk.

ŞEKER FABRİKALARI ZARAR ETMİYOR RECEP BEY, SEN ZARAR ETTİRİYORSUN 
Önlem… Bu iktidar önlem alamaz, bu iktidar çökmüştür artık. AKP Hükümeti de çökmüştür. Hiçbir söylemi sağlıklı ve tutarlı değildir. Vatandaşın hangi derdine bugüne kadar çözüm ürettiler? Allah aşkına birisi çıksın, bizim şu derdimize çözüm ürettiler desin. Yok öyle bir şey. Şimdi bütün bunlar yetmiyormuş gibi, işte Afrin’di terördü falan filan derken, aradan şeker fabrikalarını nasıl satarız. Niye satıyorsun kardeşim, niye satıyorsun şeker fabrikalarını? Bakın Elbistan Şeker Fabrikasıyla ilgili örnek vereyim size. Rahmetli Erbakan Elbistan Şeker Fabrikasının temelini atıyor. 1985’te hizmete açılıyor. 2 bin 400 dönüm arazi üzerine. 900 dönümüne fabrika kuruluyor, 1500 dönümü ise Ceyhan Nehri kıyısında. Şimdi geçen yıl bu fabrika 30 milyon lira kâr elde etti. Yani zarar değil, kâr elde etti. Bu fabrika Elbistan, Afşin, Göksun ve Tufanbeyli’nin can damarı; 300 milyon liralık katma değer yaratıyor bu ilçeler için. 2017-2018’de Elbistan bölgesine 42 milyon lira, Afşin bölgesine 30 milyon lira, Göksun bölgesine 7 milyon lira, Tufanbeyli’ye de 3 milyon lira para ödüyorlar pancar üreticilerine ve dolayısıyla bu para bu bölge için hayati. Şimdi diyorlar ki, biz bunu satacağız. Niye satıyorsun kardeşim? Eğer bu 1500 dönüm imara açılırsa ki, şimdi şehrin merkezi neredeyse orası oldu, imara açılırsa zaten fabrikayı kapatırsınız. Dünyanın parasını kazanır, vurgununu yaparsınız, Balıkesir’deki SEKA gibi tamamen kapatır gidersiniz, keyfinize bakarsınız, dünyanın parasını da kazanmış olursunuz. Bu gürültüde bunu yapmak istiyorlar. AK Partinin Genel Başkanı diyor ki, şeker fabrikaları devletin sırtında yük, bunlar zarar ediyor. Zarar etmiyor Recep Bey zarar etmiyor, sen zarar ettiriyorsun bunları. Zarar etmiyor bunlar, hangisi zarar ediyor? Eğer zarar ediyorsa, Yavuz Sultan Selim Köprüsü de araç garantili, o da zarar ediyor. Onu da sat o zaman, sıkıysa onu da sat. Satıyor musun? Onu satamıyorsun. Niçin? Orada yandaş var, onun cebine para koyacak, o köşeyi dönecek. Şeker fabrikaları milletin, kim ses çıkaracak? Kimse korkudan ses çıkarmıyor. Ses çıkaran, yüreklice davranan şeker üreticilerini, pancar üreticilerini, köylüyü, emekliyi, işçiyi savunan tek bir parti var, o partinin adı da Halk Partisi, halkın partisi.

ASIL BATAK SARAYDA!
Efendim şeker fabrikaları zarar ediyormuş. Sarayın 13 günlük parası bakın, 13 günlük parasını versinler hiçbir zarar olmazAsıl batak sarayda, sat kardeşim sarayı, milletin sırtında yük o saray. Sadece elektrik masraflarını bu millet karşıladı zaten mahvoldu. Oturuyorsun, yiyeceğin bedava, oturduğun yer bedava, araban bedava, uçağın bedava, giyeceğin bedava, gezilerin bedava, yurtdışı gezilerin bedava, milletin sırtına yıkıyorsun diyorsun ki emekliye, ver bakayım vergiyi kardeşim, işçiye diyorsun ver vergiyi, sanayiciye diyorsun ver vergiyi, ev kadınına diyorsun ver vergiyi. Onlardan vergiyi topluyorsun, ya sen? Ben vergi vermem. Niçin? Ben Man Adasında şirket kuracağım 1 Sterlin’e, ben vergi vermem. Sonra ne diyor? “Biz yerliyiz ve milliyiz” diyor. Sevsinler senin yerliliğini ve milliliğini, gayri milli adamsın sen gayri milli! Yerli filan da değilsin sen!

ŞEKER PANCARI KOTALARINI KALDIR
Bakın, Avrupa Birliği Ekim 2017’de bir karar aldı. Bütün şeker pancarı kotalarını kaldırdı, kota yok Avrupa Birliğinde. Şimdi çağrı yapıyoruz biz de, şeker pancarı kotalarını kaldır kardeşim. Avrupa Birliği kaldırdı, sen niye kaldırmıyorsun? Bütün şeker pancarı üreticisi kardeşlerim düşünsünler. Avrupa Birliği, Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, Hollanda’sı, Belçika’sı hepsi kaldırdı, bizimkiler kota üstüne kota getiriyorlar. Amaç nişasta bazlı şekeri millete zorla yedirmek. Amaç Cargill’e çalışmak, yabancı firmalara çalışmak, yabancı firmaların çıkarlarını savunmak. Bunu sana kabul ettirmeyeceğiz arkadaş, kabul ettirmeyeceğiz. Bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.

SİZİN ORTAKLIĞINIZ MI VAR TÜRK TELEKOM’LA?
Bu hükümet rantiyeye çalışan bir hükümettir, vatandaşa çalışan bir hükümet değildir. Üretime dönük hiçbir politikası yoktur, rantiyeye dönük politikası vardır.
 Türk Telekom yüzde 100’ü yerliydi, yüzde 100’ü milliydi. Kurumlar vergisi şampiyonları her yıl açıklanırdı, Türk Telekom birinciydi, yüzde 30 üzerinden her yıl en çok vergiyi ödeyen kurumdu. Ne yaptılar? Özelleştirdiler. Sonra Türk Telekom zarar ediyor. Devletin elindeyken zarar etmiyordu, en çok kârı elde eden kurumdu, yüzde 30 vergi veriyordu. Bunlar ne yaptılar? Önce özelleştirdiler, kurumlar vergisini de yüzde 20’ye indirdiler. Yüzde 10 bir kıyak sağladılar. Şimdi bankalardan kredi çekti, 4,5 milyar civarında bir kredi. Şimdi kârını götürdü yurtdışına. Telekom’un pek çok malını sattı, şimdi diyor ki bankalara krediyi ödemeyeceğim diyor, vermeyeceğim diyor. Değerli arkadaşlarım, hükümet de bankalara talimat veriyor, buna dokunmayın diyor. Borcunu ödemiyor, kredisini ödemiyor, ama buna dokunmayın diyor, Türk Telekom’a dokunmayın. Sizin ortaklığınız mı var Türk Telekom’la? Ben biliyorum ne haltlar işlediğinizi de, sizin ortaklığınız mı var? Bankalara niye müdahale ediyorsunuz? Borcunu ödemiyorsa gider banka icraya verir alır, el koyar. Ama bankalara talimat veriyorlar, dokunmayacaksınız diyorlar Türk Telekom’a. Ama ne oluyor? Bakan söylüyor bakın, “benim derdim Telekom’un borcunu ödeyip ödemediği değil, benim derdim bankaların o borcu alıp almadığı da değil. Bizim için önemli olan Türk Telekom’un büyüyerek gelişerek ileriye yürümesi, zarar ediyor.” Yani her türlü imkânı vermişsin zarar ediyor, bankaları dolandırıyor, ama diyor ki buna dokunmayacaksınız diyor, benim derdim bu değildir diyor. Arkadaş, gözünü sevdiğimin bakanı, Mardin’de Çankırı’da tarımsal sulama aboneliğini iptal ettiler, çiftçilerin elektrik borcu yüzünden. Peki, o çiftçiye niye demiyorsun dokunmayın, ona söyle. Gücün çiftçiye yetiyor, Türk Telekom’a yetmiyor. Başka… İstanbul’da 1 milyona yakın ailenin elektriği doğalgazı suyu kesildi, 1 milyona yakın. Vatandaşa gelince aslan kesiliyorsun. Belediyeye demiyorsun, bu suyu niye kestin arkadaş, bu insanlar su içecek. İnsan hakkı ihlalidir suyu kesmek, ama onu kesiyorsun; suyu kesiyorsun, elektriği kesiyorsun, çiftçiyi perişan ediyorsun, ürününü sulaması için su almasına engel oluyorsun, Türk Telekom’a gelince ona dokunmayın diyorsun. Sen vatandaşa değil, rantiyeye hizmet ediyorsun arkadaş, vatandaşa değil rantiyeye hizmet ediyorsun.

30 MİLYAR DOLARI DA İÇ ETTİLER
Suriyelilere 30 milyar dolar harcadılar, 30 milyar dolar! Dedik ki, nereye harcadınız bu parayı? Tık yok. Nereye harcadılar 30 milyar dolar? 30 milyar dolar para harcansaydı, bütün Suriyeliler ev bark sahibiydi şimdi, sokaklarda dilenci çoğu. O parayı da iç ettiler, Suriyeli adı altında o parayı da iç ettiler. Ama bakın, diyelim ki bir esnaf berber veya bakkal dükkânının sahibi üç ay sigorta primini ödemedi, Bağ-Kur primini ödeyemedi. Hastalandı, hastaneye gittiğinde bakmıyorlar, borcun var bakmıyoruz diyorlar. Ailesi hastalandı eşi hastalandı, eşine de sağlık hizmeti vermiyorlar, yani ölüme mahkûm ediyorlar borcu olduğu için. Türk Telekom’un da borcu var, 4,5 milyar borcu var, ödemiyor. Esnafa gelince aslan, oraya gidince kuzu; bunlar rantiyeye hizmet eden siyasi partilerdir değerli arkadaşlarım.

AÇIKLADIKLARI İŞSİZLİK RAKAMLARININ ÇOĞU HAYALİ
Bizim Türkiye’de yaşadığımız ciddi bir sorunumuz var, işsizlik. Neredeyse her evde bir işsiz var, gençlerin işsizliği çok daha fazla. Türkiye nüfusunun yarısı genç... Bugün Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Belçika herkes genç nüfusun artmasını ister. Çünkü genç nüfus zenginlik kaynağıdır; emeğinden yararlanacaksınız, bilgisinden birikiminden yararlanacaksınız. Tam tersi, bizde de gençler üniversiteyi bitiriyor işsizler. Örnek vereceğim size değerli arkadaşlarım. Türkiye İş Kurumuna işsizlik için başvuranların sayısı son 15 yılda rakam 24 milyonu aştı. 24 milyon kişi iş aramak için Türkiye İş Kurumuna başvuruyor değerli arkadaşlarım. 24 milyon kişinin iş başvurusu yapması başlı başına bir olaydır. Peki, bunun ne kadarına iş bulmuş? Yüzde 22’sine iş bulmuş, yüzde 78’i, yani 18 milyon 614 bin 706 kişiye Türkiye İş Kurumu ben iş bulamadım diyor. Zaman zaman işsizlik rakamlarını açıklıyorlar. O işsizlik rakamlarının çoğu hayali, ben size Türkiye İş Kurumunun gerçek rakamlarını veriyorum, gerçek rakamlar bunlar.

BORÇ ALAN EMİR ALIR
Eğer bir ülkede işsizliği azaltmak istiyorsanız, üretim ekonomisine destek verirsiniz. Üretecek, fabrikalar olacak, insanlar çalışacak o fabrikalarda, üretirseniz gücünüz olur. İşsizlik var, üretim yok, vergiyi toplayamıyorlar, sigorta primini toplayamıyorlar, vatandaş ödeyemiyor, borç alıyorlar. 
Borç alan emir alır, borç alan emir alır. Defalarca söyledim, yine söylüyorum; son 15 yılda ödedikleri yabancı… Bakın, bir avuç yabancıya ödedikleri faiz 149 milyar dolar. 149 milyar doların fabrika kuruluşuna gittiğini düşünün. Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde fabrika olurdu ve insanlar çalışırdı. Borç aldılar içeriden yine bir avuç insandan, borç aldılar içeriden, 689 milyar lira faiz ödediler. 689 milyar lirayla da fabrika yapsalardı, bugün Türkiye dışarıdan işçi ithal ederdi. Bizim nüfusumuz yetmiyor derdi, Almanya gibi Fransa gibi Belçika gibi Hollanda gibi bize işçi gönderin derlerdi, bu fabrikaların çalışması lazım derlerdi. Belki biz 4.0’ı önce biz söyleyecektik. Herkesin işi gücü var, ama yetmiyor, yeni istihdam alanları yarattık, işgücüne ihtiyacımız var diyecektik. Ben boşuna mı diyorum, bunlar rantiyeye çalışıyorlar. Boşuna mı millet diyor “Tefeci Tayyip” diye, boşuna mı diyor “faizci Tayyip”, tamamen bunun için. Dünyanın kaynağını bir grup tefeciye ödüyorlar. Dolayısıyla üretim olmadığı için de işsizlik aldı başını gidiyor.

HER HAFTA 9 BİN 523 GENCİMİZ İŞ-KUR’A BAŞVURUYOR 
Bir rakam daha vereyim size. 2003 yılında 15-24 yaş arası İş-Kur’a başvuranların sayısı 174 bin 554 imiş. 2017 Temmuz ayı itibariyle 15-24 yaş arası başvuranların sayısı 174 binden 882 bin 837’e çıkmış ve bu rakamı böldüğünüzde her hafta 9 bin 523 gencimiz İş-Kur’a başvuruyor iş için. Peki, bu Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, işsizlikle ilgili ne diyor? Onun çözümü şu; efendim diyor, her işveren bir işsizi alırsa, Türkiye’de işsizlik sorunu çözülür. Vallahi bana göre Nobel Edebiyat Ödülünü vermemiz lazım buna, dünyanın en saçma önerisi.

İSPAT ETTİK, BARİ SÖZÜNÜ TUT
Sormak gerekiyor, senin çocuklarının hepsi işveren; enişten işveren, dayın işveren, herkes işveren. Peki, bunlar bir işsiz aldı mı? Yok. Ne yaptı bunlar? Bırak istihdam yaratmayı, bu memlekete vergi vermemek için Man Adasında şirket kurdular. Sermaye 1 Sterlin. Soru sorduk, 15 milyon dolarlık bir şey satmışsın, ne sattın arkadaş? 15 milyon dolar yahu,1 Sterlinlik şirkete 15 milyon dolarlık mal satıyorsun. Neyi sattın sen? Dut yemiş bülbül gibi, tık yok, konuşmuyor. Sen demiyor muydun “ispat edersen vallahi de billahi de cumhurbaşkanlığından istifa edeceğim” diye. İspat ettik, bari sözünü tut. Tutamaz efendim tutamaz.

TEFECİLERDEN TALİMAT ALIYORLAR
Bakın zaman zaman bizimkiler celallenirler, Yunanistan’a saldırırlar. Efendim Yunanistan’da ekonomi felaket, Yunanistan geçinemiyor, Avrupa Birliğine muhtaç Yunanistan, bir sürü laf. Rakamları çıkardık, rakamlar yalan söylemez. Yunanistan’da 10 yıllık devlet tahvilinin faizi yüzde 4,19. 10 yıllık devlet tahvili alırsan 4,19 faiz ödüyorsun. Peki, Türkiye Cumhuriyetinde 10 yıllık devlet tahvilini alırsan yüzde 12,41 faiz ödüyorsun. 4,19, 12,41… tefeciye çalışırsan, yakayı tefeciye kaptırırsan, borç olmazsa ekonomiyi döndüremezsen, emir alırsınDiyor ki, “faizi düşüreceğiz, komiteler kurduk” diyor. Bürokraside şöyle bir kural vardır, bir işi uyutmak istiyorsan komisyona havale edersin. Komisyona havale ettiğinde de zaten oradan bir şey çıkmaz. Faizi düşürecek beyefendi, komisyona havale ediyor. Çıkar bir kanun hükmünde kararname-üniversite hocalarını atıyorsun kapının önüne koyuyorsun-çıkar bir kanun hükmünde kararname, faiz sıfır olmuştur de, biz de seni alkışlayalım. Verdiği sözü tuttu, faizi sıfırladı diye. Yapabilir mi? Yapamaz efendim yapamaz, ancak konuşur, bol bol konuşur. Sabah konuşur, öğlen konuşur, akşam konuşur, ikindi konuşur, yatarız sabah kalkarız yine aynısı konuşur. Bütün televizyon kanalları verir ve beyefendi sürekli konuşur. Yeter arkadaş yeter, bırak bir de millet konuşsun, bir de çiftçi konuşsun, emekli konuşsun, işçi konuşsun, çay üreticisi konuşsun, fındık üreticisi konuşsun, bir bakalım bunların derdi ne. Değerli arkadaşlarım, eğer borçla bir ekonomiyi bir ülkeyi yönetiyorsanız, tefecilerden talimat alırsınız. Bunlar da tefecilerden talimat alıyorlar.

“HIRSIZLIK YAPMAK AYIP” DİYORUZ, AMA EN TEPEDEKİ ÖYLEYSE 
Buraya işsizlik dolayısıyla geldik. İşsizlik yoğun olursa ne olur? Rakamları vereyim; uyuşturucu kullanımı artar, gençler umutsuzluğa kapılırlar. Altı yılda uyuşturucu kullanımı 16 kat arttı, 16 kat! Ailelerde huzur kalmaz, boşanma davaları artar, yüzde 37 arttı boşanma davaları. Toplumda güvensizlik artar, adalet de çöktüğü için herkes kendi güvenliğini sağlamak için silah almaya çalışır. Arkadaşlarımız sormuşlar, 106 bin 740 silah kayıp. Ve şimdi her silah için 200 mermi kullanma hakkı vardı, şimdi 1000 mermiye çıkarıyorlar. Niye çıkarıyorsun? Daha fazla insan ölsün diye herhalde büyük bir ihtimalle. Fuhuş yüzde 790 arttı, kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı, intihar olaylarında ciddi bir tırmanma var. 2003 yılında 14 milyon 238 bin antidepresan hap kullanılırdı kutu, 2016’nın ilk dokuz ayında 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan hap kullanılıyor. 14 milyondan, ilk dokuz ayda 33 milyona çıkmış durumda. Hırsızlık suçlarında patlama var. Adalet Bakanlığının Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün rakamlarına bakın, birinci sırada hırsızlık yapan... Adam işsizse güçsüzse iş bulamıyorsa… Geçinecek, nasıl geçinecek? Hırsızlık yaparak. Hırsızlık yapmak ayıp mı? Ayıp diyoruz. Ama en tepedeki öyleyse ne olacak?

DOLANDIRILAN 77 BİN 843 KİŞİYE SESLENİYORUM: PARANIZI BANKACILIK DÜZENLEME DENETLEME KURULUNDAN ALABİLİRSİNİZ
Bir başka olay, bir de Çiftlik Bank kuruldu. Adam kalkıyor hepsinin önünde, Bakan, Başbakan, Bakanlar, devletin bütün kurumlarının önünde Çiftlik Bankı kuruyor. 77 bin 843 kişiyi dolandırıyor. 511 milyon lira tokatlıyor, eski parayla 511 trilyon lirayı adam vurup malı götürüyor. Hükümet seyrediyor, Sermaye Piyasası Kurulu seyrediyor, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu seyrediyor, Ticaret Bakanlığı seyrediyor, AK Partinin Genel Başkanı seyrediyor, Başbakan seyrediyor, herkes seyrediyor. Ne gibi? Tıpkı jet Fadıl gibi, Kombassan gibi, Endüstri Holding gibi, İslami holdingler gibiKuruyor Çiftlik Bankı, biraz Allah peygamber, arkasından bir-iki dua, millet de diyor ki bu adam dindar adamdır, bu adam hırsızlık yapmaz, ondan sonra biz buna parayı verebiliriz güven içinde, olur bu adam. Şimdi bakın, bu 77 bin 843 kişiye sesleniyorum, dolandırılan 77 bin 843 kişiye sesleniyorum. Paranızı rahat alabilirsiniz, ama o tosundan değil, parayı Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulundan alabilirsiniz. Dava açmanız lazım. Niçin? Bankacılık Kanununun 150.maddesi var. Diyor ki, “bu kanuna göre alınması gereken izinleri almaksızın, ticaret unvanlarında her türlü belge, ilan ve reklamlarında veya kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda banka adını ya da banka gibi faaliyet gösterdikleri ya da banka gibi mevduat veya katılım fonu topladıkları izlenimi uyandıracak söz ve deyimleri kullanan gerçek kişilerle tüzel kişilerin, görevlilerin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca bu işyerlerinin bir aydan bir yıla kadar tekerrürü halinde ise, sürekli olarak kapatılmasına karar verilir.” Görev kimin? Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulunun. Adam Çiftlik Bank yazmış mı? Yazmış. Bankayı kullanmış mı unvan olarak? Kullanmış. Devletin kurumu görüyor mu? Görüyor. Bakanlar görüyor mu? Görüyor. Başbakan görüyor mu? Görüyor. AKP’nin Genel Başkanı Recep Bey görüyor mu? Görüyor. Dolandırılıyor mu? Dolandırılıyor. Hepsi sessiz kalıyorlar. Davayı açarsın, bu kanunu gerekçe gösterirsin. Sen kanunu bilmek zorunda değilsin, sen şikâyet edemezsin, şikâyeti edecek olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, para toplayan Sermaye Piyasası Kurulu. Bunların tamamını ver mahkemeye, faiziyle beraber paranı alırsın kardeşim, bu ülkede adalet varsa, faiziyle beraber.

URUGUAY’DAN BU TOSUNCUĞU GETİREMEZSİN KARDEŞİM
Şimdi Bakan yeni uyanmış. Diyor ki Bakan, efendim diyor “vatandaşlar biraz uyanık olsun” diyor. Aldığı önlem bu ne yapsın, vatandaş uyanık olsun. Sen uyanık değil misin? Sen Bakansın, bakın bakan diyor. Bakan, ama görmeyen, ne biçim Bakansın sen? Görmen lazım senin. Vatandaş, 77 bin kişi soyuluyor, adam ilanını veriyor, törenlerle açılıyor, herkes gidiyor, valisi kaymakamı milletvekili gidiyor açılıyor. Hiç kimse demiyor, arkadaş sen banka unvanını kullanamazsın, Bankacılık Kanunu var, bu memlekette kanun var hukuk var diyemiyor, demiyor da zaten bunu. Ve daha acı olanı, Bakan diyor ki, daha 11 tane benzer kuruluş var diyor. Bekliyor, onlar da ne zaman yurtdışına kaçacaklar, ondan sonra diyecek ki niye bunu yaptınız. Şimdi Bakan yine açıklama yapmış, diyor ki Adalet Bakanı; onu Uruguay’dan isteyeceğiz. Efendim Uruguay’da büyükelçiliğimiz yok bir; iki, Uruguay’la suçluların iadesine ilişkin bir sözleşme de yok. Ama ben bu Bakana söyleyeyim, Recep Bey’e de söyleyelim, Uruguay’dan besmelesiz et ithal edebilirsin getirebilirsin, inek getirebilirsin, tosun getirebilirsin, öküz getirebilirsin, ama bu tosuncuğu getiremezsin kardeşim.
Hepinize saygılar sunuyorum.

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül Erdoğan Isır'ı tebrik etti

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül Erdoğan Isır’ı tebrik etti

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı Ismail Ergül Yönetim Kurulu üyeleri ile CHP Sakarya İl Başkanı Erdogan Isır yeni görevine başlaması nedeniyle tebrik ziyaretinde bulundular

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül ,Pamukova İlçe Başkanı Ahmet Bilaloğlu,Ferizli İlçe Başkanı Hüseyin TONK, Demokrat Parti İl başkan Yardımcısı Cengiz KARABAŞ,Hülya LÜLECİ,İbrahim ATALAY,Ahmet UZUN,Ekrem BİRER ziyarette  hazır bulundu.

Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül  Yeni görevinde  başarılar diledi.


CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan”CHP ‘daha sert’ olacak”

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, “Afrin’deki harekâta biz karşıymışız, ordunun yanında durmuyormuşuz gibi bir algı operasyonu yapıyorlar ve bizi ‘gayri milli’ ilan ediyorlar. Şuna bakar mısınız? Çocuklarının gemiciklerine Türk bayrağı çekemeyenler, Andımız’ı kaldıranlar, açılım sürecinde PKK ile aynı masada ortaklık yapanlar, bizi gayri milli ilan ediyorlar” sözleriyle iktidara yüklendi ve “Artık daha çok kenetlenip, daha sert bir muhalefet anlayışını ortaya koymamız” dedi.

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, Sakarya İl Teşkilatına “hayırlı olsun” ziyaretinde bulundu. Özcan, ziyaretinde parti ve ülke gündemine dair açıklamalar yaptı.

Tanju Özcan konuşmasının başında, iki gün önce operasyon geçiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sağlık durumunun iyi olduğunu ve pazartesi günü itibariyle normal mesaisine başlayabileceğini söyleyerek geçmiş olsun dileklerini iletti.

YETERLİ OLMUYORMUŞ

1977’den 2011’e kadar Sakarya ve Bolu’dan milletvekili çıkaramadıklarını söyleyen Özcan; “Hep derlerdi ‘Sakarya ve Bolu’dan milletvekili çıkarsa biz iktidara geliriz’ diye. Ancak öyle olmadı. Makûs bir talihi yendik fakat Bolu ve Sakarya’dan milletvekili çıkarmak, iktidara gelmek için yeterli olmuyormuş” diye konuştu.

 

ALGI OPERASYONU

Bugünlerde bazı konulardan çok rahatsız olduğunu ifade eden Özcan, “FETÖ ve PKK ile kolkola gezenler, zaman zaman IŞİD’i kollayanlar, her türlü terör örgütüyle çok yakın ilişkiler kuranlar; sanki Afrin’deki harekâta biz karşıymışız, ordunun yanında durmuyormuşuz gibi bir algı operasyonu yapıyorlar ve bizi ‘gayri milli’ ilan ediyorlar. Şuna bakar mısınız? Çocuklarının gemiciklerine Türk bayrağı çekemeyenler, Andımız’ı kaldıranlar, açılım sürecinde PKK ile aynı masada ortaklık yapanlar, İmralı’daki PKK liderine sekretarya tayin edenler bizi gayri milli ilan ediyorlar” sözleriyle hükümete yüklendi ve “Artık daha çok kenetlenip, daha sert bir muhalefet anlayışını ortaya koymamız lazım” ifadelerini kullandı.

            

ADAYI PARTİLİLER SEÇMELİ

Özcan, Tüzüklerinde değişmesi gereken hükümler olduğunu söyledi ve örnek olarak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin Tüzükte yer almadığını belirtti. CHP’nin bir aday göstermesi gerektiğini ve yönteminin Tüzükte açıklanmadığını söyleyen Özcan, önceki seçimlerde parti tabanının içine sinmeyen bir adayları olduğunu ve bu durumdan zarar gördüklerini kaydetti. Genel Başkan, MYK veya PM’nin bu adayı tek başına belirlemesinin hata riski taşıdığını söyleyen Özcan, 1 milyon 200 bin partilinin adayı belirlemesi halinde hata yapma şansının minimuma ineceğini belirtti ve Cumhurbaşkanı adayını partiye kayıtlı bütün üyelerin hâkim gözetiminde seçmesini arzu ettiklerini bildirdi.

Haber-Fehmi DUMAN-Necla BAKAN-  FESA Ajans/SAKARYA

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce'yi Sakarya Bağrına Bastı

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’yi Sakarya Bağrına Bastı

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, yapılan kurultayda kendisine destek veren Sakarya örgütü ve Sakarya esnafını ziyaret etti.

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce Orhan camii önünde vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet etti. Sohbetlerden sonra cuma namazını kılan İnce, cami yakınındaki çay ocaklarında esnaflarla bir süre sohbet etti ve anılarını anlattı.

Sakarya İl örgütüyle de toplantı gerçekleştiren İnce, çark caddesi sonu boyunca esnafları selamlayarak yola çıktı

Cumhuriyet Halk Partisi Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kurultay’da kendisini destekleyen Sakarya Kurultay Delegelerine teşekkür etmek ve bir dizi programa katılmak üzere ilimize geldi.

TAZİYE VERDİ
Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya İl Başkanı Erdoğan Isır, parti yöneticileri ve çok sayıda vatandaş tarafından il binası önünde karşılanan İnce, daha sonra Cuma namazını kılmak üzere Orhan Cami’ye gitti. Erenler Belediyesi eski Başkanı Rüştü Akyaç’ın vefat eden eşi Mefkune Akyaç’ın (84) cenazesi için bekleyen yakınlarına taziye veren İnce, daha sonra vatandaşlarla çay içerek namaz saatini bekledi.

DİRENEN PARTİ
Vatandaşlarla Cuma namazını kıldıktan sonra Atatürk Parkı’nda toplanan kalabalığa seslenen Milletvekili Muharrem İnce, “Bu ülke için ne istiyorsak, Cumhuriyet Halk Partisi için de onu istiyoruz. Kurucu irade kurtuluşu da gerçekleştirecek, kurucu partidir Cumhuriyet Halk Partisi, direnen partidir ama artık direnen parti olmaktan çıkıp, kazanan parti olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

‘DİK DURAN’
İnce, “Bu yolculukta Türkiye’de en dik duran CHP örgütü Sakarya örgütüydü, İmzaysa imza, oysa oy, ‘Yanındayız’ dediler, onun için ben de bugün Sakaryalılarla, komşularımla, değerli hemşerilerimizle beraber olmak istedim” dedi. İnce konuşmasının ardından il binasında bir süre partililerle sohbet etti. Çark Caddesi’nde vatandaşları selamlayarak sohbet eden İnce, daha sonra ilimizden ayrıldı.

Haber  Fehmi DUMAN-   Necla BAKAN 




Kılçdaroğlu’nun hedefi… Necdet Buluz

Kılçdaroğlu’nun hedefi…

Necdet Buluz

 

CHP kurultayından sonra Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Başkan olması ile başlayan tartışmalar öyle görünüyor ki uzun süre devam edecektir. Yapılan eleştirilerde Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi ayağa kaldıracak güçte olmadığı, şimdiki iktidarı da söylediği gibi gönderemeyeceği ifade ediliyor.

Partinin yüzde 25-28 bandında bir oy tabanı var.  Yıllardır hapsedilen bu alandan kurtulamadı. Ne yaptıysa da bunu aşamıyor. Sağ ve muhafazakâr seçmenden, kırsal kesimden, Kürtlerden oy alamıyor.

Peki, Kılıçdaroğlu neye güveniyor, buna bakmak gerekir.

CHP’nin önümüzdeki seçim sürecinde şöyle önemli bir misyonu var; o da yüzde 50’lik muhalefet blokunun “oyun kurucu”gücü olmak istemesidir. CHP, kendi başına AKP’yi alaşağı edemeyeceğini bilse de, her geçen gün zayıflayan AKP-MHP blokuna karşı referandumda “Hayır” oyu veren yüzde 49’luk seçmen bloğunun  kamuoyuncabenimsenen bir aday etrafında birleşmesinin mimarı olabilir. 

İşte Kılıçdaroğlu, partisinin tabanındaki oyundan fazla buna güveniyor.

Meydan okuma, kurultaydan önce “AK Parti’yi göndereceğiz” açıklamalarının ardında yatan gerçek bizce buradan kaynaklanıyor.

Önümüzdeki süreçte CHP’ye düşen görev, sadece kendi partisi için oy istemek değil, diğer partilerin de desteğini alabilecek bir demokrasi bloğunun öncü gücü olabilmektir.

Bir önceki seçimde Cumhurbaşkanlığı seçiminde bunun yeşil ışığı görüldü. Erdoğan kıl payı kazandı. 2019 yılında yapılacak olan seçimde bu nedenle ipin göğüslenebileceği tahminleri yapılıyor.

Görünmesi ve tartışılması gereken bir başka konu daha var:

Kılıçdaroğlu’nun yeniden Parti Genel Başkanı seçilmesi ile partide küskünlerin ve artık “CHP’ye oy vermeyeceğim” diyenlerin de olabileceği görünüyor. Kılıçdaroğlu’nun artık iktidara alternatif olmaktan uzaklaştığını, parti tabanındaki mevcut oy potansiyelinin bile korunamayacağını söyleyenler var.

Siyaset iddialı olma sanatıdır.

Kılıçdaroğlu iddialı olarak “duvarları yıkacağız” diyor. Ancak, bu duvarın nasıl yıkılacağını söyleyemiyor.

Önümüzdeki seçimler çok kritik. Bu seçimlere yönelik bir hedefin ortaya konulmaması büyük eksiklik. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının nasıl belirleneceği bile açıklanamadı. “Değişim ve yenilenme” deniliyor ama ortaya bir heyecan konulamıyor ki.

Parti içi sorunların da hala giderilememiş olması CHP’nin önündeki en büyük engel olarak değerlendirilebilir.

Sanıyoruz partide hayal kırıklığı yaşayanların da kafalarından bunlar geçiyordur. Görebildiğimiz kadarı ile taban beklediğini göremedi.

Bu saatten sonra CHP’ye oy vermeyeceğini söyleyen seçmenin nereye kayacağını görmek gerekiyor.

Bir kısmı küsüp sandığa gitmeyebilir.

Ancak, CHP’li seçmen sandığa gidip partisine oy vermeyecekse AK Parti’yi de tercih etmeyecektir.

Ortadaki parti İYİ Parti olarak öne çıkıyor.

AK Parti’ye oy vermeyecek olanların yeni adresi İYİ Parti olabilir. Zaten, daha önce yapılan kamuoyu araştırmalarında İYİ Parti’nin CHP tabanından da oy alabileceği görülmüştü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu durumu daha önce iyi okumuş, CHP ile ittifak yapmayacaklarını, Cumhurbaşkanlığı adaylığında en fazla oy alanının ikinci turda desteklenmesi gerektiğine vurgu yapmıştı.

CHP kurultayının sonuçlarını değerlendirirken, konunun bu yanını da unutmamak gerekiyor. Bir noktada CHP’deki çalkantıdan en yararlı çıkacak partinin İYİ Parti olduğunu görmek yanlış olmaz.

İyisi ile kötüsü ile Atatürk’ün kurduğu ana muhalefet Partisi CHP’de yapılan kurultayda ortaya çıkan tablo Türk siyasi hayatı için önemlidir ve “hayırlı olsun” diyoruz. Temennimiz de yapılan eleştirilerin Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından terse çevrilmesidir.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

CHP'nin Parti Meclisi üyeleri belli oldu

Ana muhalefet partisi CHP’nin 36’ıncı Olağan Kurultayı’nda Parti Meclisi (PM) ve Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) üyelikleri için oy sayım işlemi tamamlandı.

Parti Meclisi üyeleri, CHP’nin yönetim kadrosunu belirleyecek ve partiyi 2019 seçimlerine hazırlayacak olmaları açısından önem taşıyor.

PM üyeliğine Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun listesinden seçilen sekiz kişinin ismi şöyle:

MYK Üyesi ve 26. Dönem Bursa Miletvekili Lale Karabıyık

Prof. Dr. Burhan Senatalar

Doç. Dr. Yunus Emre,

PM Üyesi ve 26. Dönem Milletvekili Sibel Özdemir

24. Dönem Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu,

Prof. Dr. Yüksel Taşkın

Prof. Dr. Fethi Açıkel

PM Üyesi Zeki Kılıçarslan.

Tüzük gereği 60 üyeli PM’nin sekiz asıl üyesi, genel başkanın belirlediği Bilim Yönetim Kültür Platformu’ndan (BYKP) belirleniyor.

488 kişinin aday olduğu PM üyeliğine seçilen diğer 52 kişinin isimleri ise şöyle:

Gamze İlgezdi, Sera Kadıgil, Yavuz Karan, Yıldırım Kaya, Haluk Koç, Bülent Kuşoğlu, Hakkı Süha Okay, Faik Öztrak, Ali Öztunç, Gamze Pamuk Ateşli, Oğuz Kaan Salıcı, Orhan Sarıbal, Selin Sayek Böke, Yaşar Seyman, Gamze Taşcıer, Ayça Taşkent, Bülent Ecevit Tatlıdil, Bülent Tezcan, Erdoğan Toprak, Seyit Torun, Pınar Uzun, Öztürk Yılmaz, Gökan Zeybek, Onursal Adıgüzel, Veli Ağbaba, Haydar Akar, Gülizar Biçer Karaca, Tekin Bingöl, Çetin Osman Budak, Emre Çam, Mehmet Ali Çelebi, Ünal Çeviköz, M.Gül Çiftçi, Semra Dinçer, Emine Gülizar Emecan, Sevda Erdan Kılıç, Aykut Erdoğdu, Muharrem Erkek, Ali Haydar Hakverdi, Akif Hamzaçebi, Turan Hançerli, Müslüm Sarı, Haluk Pekşen, Gökhan Günaydın, Tuncay Özkan, Necati Yılmaz, Gaye Usluer, Ali Şeker, Erdal Aksünger,Eren Erdem, Gülçin Timur ve Zilhan Cihaner.

Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) üyeleri

108 kişinin aday olduğu YDK üyeliğine seçilen 15 kişinin ismi de şu şekilde: Tuba Torun, Erdoğan Kılıç, Uğur Bayraktutan, Gülsüm Filorinalı, Sezgin Kaya, Öncü Özbay, Selahattin Emre, Ahmet Ersen Özsoy, Mahir Polat, Mustafa Serdar Soydan, Emrah Arslan, Cem Artantaş, Turan Aydoğan, Süleyman Bülbül ve Banu Gençkan.

CHP Karasu İlçe Yönetimi TBMM’de Grup Toplantısına Katıldı

CHP Karasu İlçe Yönetimi TBMM’de Grup Toplantısına Katıldı

CHP Karasu İlçe Başkanı Nurhan Aydın ve yönetimi partinin Grup toplantısına katıldı.
CHP Karasu İl Yönetimi TBMM de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bulunduğu grup toplantısına katıldılar.

Grup başkan vekili Engin Özkoç’a ziyaret

Grup toplantısı sona erdikten sonra CHP Sakarya Milletvekili ve grup başkan vekili Engin Özkoç’u ziyaret ederek kendisine grup başkanı seçilmesinden dolayı hayırlı olsun dileklerimizle Karasu CHP örgütü olarak eksikliklerini belirterek taleplerini ilettiler.
Daha sonra Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu makamında ziyaret ederek, Karasu’da kendilerinin vereceği manevi desteği ile Karasu’da belediye başkanlığı kazanmak istedikleri ifade ettiler.
Siz ne zaman talep ederseniz Karasu’ya gelirim
Genel Başkan Kılıçdaroğlu’da Karasu muhteşem bir ilçe, bu ilçede Belediye başkanlığını kazanmanız için maddi ve manevi ne varsa size destek olurum dedi.
Siz ne zaman talep ederseniz Karasu’ya gelirim diyerek, Karasu’yu çok sevdim, Karasu halkına sevgi ve selamları iletin lütfen dedi.

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN PARTİ MECLİSİ TOPLANTISI ÖNCESİ YAPTIĞI AÇIKLAMA (19 OCAK 2018)

Değerli arkadaşlarım, 35. Olağan Kurultayımızı 18 Ocak 2016’da yapmıştık, aradan 2 yıl geçti. Yeni bir Parti Meclisi seçmiştik ve hep beraber güzel çalışmalar yaptık. Şöyle geriye dönüp son iki yıla baktığımda, Türkiye gerçekten çok büyük bir değişim süreci içine girmiş. Neredeyse, demokrasinin tümüyle yok edildiği bir Türkiye haline geldik. Oysa, 2016 kurultayımızı büyük umutlarla yapmıştık. Daha güzel bir Türkiye, daha özgür bir Türkiye, herkesin karnının doyduğu bir Türkiye, huzur içinde yaşayan bir Türkiye, bunu arzulamıştık. Bu arzu sadece bizim arzumuz da değildi, aslında 80 milyonun ortak arzusu. Beraber yaşamak, birlikte yaşamak, huzur içinde yaşamak en büyük arzumuzdu.

DEMOKRASİYİ BU ÜLKEYE GETİREN BİR PARTİ OLARAK, DEMOKRASİYİ SAVUNMAK BİZİM NAMUS BORCUMUZDUR

Ama bir 15 Temmuz darbe girişimi belası çıktı karşımıza. Önce ben 15 Temmuz darbe gecesi parlamentoda bombaların altında görev yapan milletvekillerimize şükranlarımı sunuyorum. Genel Merkezden apar topar parlamentoya gittiler, hiçbir milletvekili yokken parlamentonun kapısını açtılar, genel kurula indiler ve mücadeleyi sabaha kadar yaptılar. Dolayısıyla o arkadaşlarımıza şükran borçluyuz. Demokrasiyi bu ülkeye getiren bir parti olarak demokrasiyi savunmak bizim namus borcumuzdur. Siyasi görüşümüzün çok daha ötesinde bizim namus borcumuzdur. Biz demokrasiyi her koşulda savunmak zorundayız.

FETÖ’YLE MÜCADELE PARLAMENTONUN GÖREVİDİR

Büyük umutlarla darbeye karşı çıktık, darbe girişimine karşı çıktık ve 5 gün sonra OHAL geldi. Olağanüstü hal yetkisi istendi. Biz şu gerekçeyle karşı çıktık, FETÖ’yle mücadele parlamentonun görevidir. Elbette yürütme organı da görev yapacaktır. Ama parlamentoda 4 siyasi parti ortak görüş beyan etmişse, ortak bildiri yayınlamışsa gelin FETÖ’yle parlamento atbaşı olsun ve mücadeleyi yapalım. Hayır dediler, yürütme organına bu yetkiyi vereceğiz. Biz buna karşı çıktık. Tarih bizi haklı çıkardı. Yürütme organına devredilen bir yetkinin ne kadar insafsızca kullanıldığını hep beraber gördük. Bugün geldiğimiz nokta, bizim haklı çıktığımız noktadır. Keşke haklı çıkmasaydık. 20 Temmuz’da sivil darbe gerçekleşti. Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülke yönetilmeye başlandı. Amaç neydi? FETÖ’yle mücadeleydi ama FETÖ’yle mücadelenin çok ötesine geçildi. Bugün geldiğimiz noktaya şöyle bir bakıyorum, anayasa tümüyle askıya alınmış durumda. Aslında bir anayasa var, yürürlükte anayasa ama hiç kimsenin, özellikle yürütme organının ve yasama organının uymadığı bir anayasa. Yargı üzerindeki baskılar artık aleni yapılıyor, gizli kapaklı yapılmıyor. İktidarın hoşuna gitmeyen karar mı aldı bir mahkeme gece yarısı operasyonuyla hakimler değiştiriliyor.

ENİS BERBEROĞLU SUÇSUZ YERE, HİÇBİR GÜNAHI OLMADAN BOŞU BOŞUNA AYLARDIR HAPİSTE YATIYOR

Bu vesileyle Enis Berberoğlu’nu bir kez daha anmak isterim. Suçsuz yere, hiçbir günahı olmadan boşu boşuna aylardır yatıyor hapiste. Top çevirir gibi dosyalar gidip geliyor, top çevirir gibi hakimler gidip geliyor. Hiç kimse cesaret edip beraat etmiştir kararını veremiyor, korkuyor. Suçsuz bir insan, milletin seçtiği bir milletvekili boşu boşuna aylardır hapiste yatıyor. Yakından takip ediyoruz, takip etmeye devam edeceğiz. Hakkını ve hukukunu savunacağız, sonuna kadar savunacağız. Nereye kadar giderse oraya kadar savunacağız.

Ve işin garip tarafı değerli arkadaşlarım, demokrasi dedik, güçler ayrılığı dedik, her şey çok mükemmel olsun dedik, hiç kimse aç ve açıkta kalmasın dedik, herkesin hakkı ve hukuku olsun dedik, ama öyle bir noktaya geldik ki, Anayasa Mahkemesi kararını en alttaki mahkeme “Ben uygulamam, ben Anayasa Mahkemesini tanımam” diyor. Bu noktaya geldik. Bu bizim cumhuriyet tarihimizde bir ilktir. Anayasa Mahkemesinin kararını tanımamak, gereğini yapmamak bizim tarihimizde bir ilktir. Çünkü o mahkemeler hukukun üstünlüğüne inanmıyorlar, o mahkemeler kararı saraydan aldılar, nasıl karar verileceğine yönelik iradeyi saraydan aldılar. “Sen madem ki öyle karar veriyorsun, ben senin kararına uyacağım” diyorlar. Hukuk? Onlar çöp sepetinde.

FETÖ’YÜ EN İYİ BUNLAR BİLİRLER, BİZ DEĞİL

Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın kararları ne olacak hep birlikte bekliyoruz. En sonunda Anayasa Mahkemesi kararı resmi gazetede de yayınlandı. Bir gerekçeleri efendim resmi gazetede yayınlanmadı. Bir gerekçeleri oydu. Şimdi o gerekçede ellerinden alındı. Nasıl karar verileceğini hep beraber göreceğiz. Biz demokrasi gelişsin, OHAL biraz geriye gitsin, OHAL’i kaldıralım, parlamento görev yapsın derken, dün OHAL 3 ay süreyle daha uzatıldı. Niçin uzatılıyor niçin? FETÖ’yle mücadeleyse, OHAL yetkisi olmadan eğer siz aradan aylar geçtikten sonra FETÖ’yle hala mücadele edemediyseniz, sizin hükümetiniz tartışılır, sizin gücünüz tartışılır. FETÖ dediğiniz kimdir? Eğer siz devlet olarak, devletin bütün güçlerini kullanarak aylar sonra bile hala FETÖ’yle mücadele için OHAL’e sarılıyorsanız bir eksiklik var bu işin içinde. Ki, FETÖ’yü en iyi bunlar bilirler biz değil. Paralel yürüyorlardı, onlar söylediler. Ne istediniz de vermedik? Ne istediklerini biliyorlardı, ne verdiklerini de biliyorlar. Her şeyi biliyorsun tabak gibi ortada. Amaç ne? FETÖ’yle mücadele değil, muhalefetle mücadele. Amaç bu. Artık gün yüzüne çok açık, seçik çıktı. Kim iktidara karşıysa, kim farklı bir düşünceyi dile getiriyorsa üniversitedeyse atın, gazetedeyse atın veya sınırlayın veya yazı yazmasın veya baskı kurun patronun üzerine, cezalar yağdırın. Televizyonsa aynı şekilde. Bugün geldiğimiz nokta iç açıcı bir nokta değil.

OHAL’E DEVAM TÜRKİYE AÇISINDAN CİDDİ MALİYETLER DOĞURUYOR

Ama biz açık ve net çağrımızı yine yapalım. Getirin kardeşim OHAL’i kaldırın, FETÖ’yle mücadele için kanun mu gerekiyor oybirliğiyle çıkaralım. Efendim geç olur. Niye geç olsun? Gerekirse, 24 saat kesintisiz çalışırız niye çalışmayalım. Amaç milletin çıkarıysa, milletin menfaatiyse, biz buna varız. Ama amaç milletin değil de sarayın çıkarıysa, OHAL’e devam edecekler. OHAL’e devam Türkiye açısından ciddi maliyetler doğuruyor. Ekonomiye bakalım, 15 yıldır tek başlarına yönetiyorlar 15 yıl. Önlerinde hiçbir engel yok. Mahkeme dediler, istediği kararı veriyor. Vali dediler, istediği kişiyi tayin ediyor. Komutan dediler, istediğini tayin ediyorlar. Emniyet müdürü dediler, istediğini tayin ediyorlar. Üniversitede hoca dediler, istediğini tayin ediyorlar. Peki kardeşim önünüzde hiçbir engel yokken, neden bir insan 21.yüzyılın Türkiye’sinde TBMM’nin önüne gider ve kendisini yakar. Ve neden 21.yüzyılın Türkiye’sinde bir kişi çıkar İzmir’de çırılçıplak soyunur, “Ben açım aç” diye bağırır. Onların kulakları duymuyor, gözleri görmüyor ama biz görüyoruz. Ben bir kişi meclisin önünde kendisini yaktı diye konuştuğumda haber yapamayan, bakın yakma olayını haber yapamayan televizyon ve gazeteler ben konuştuktan sonra haber yapmaya başladılar, ama beni eleştirerek. Oturup kendilerini sorgulamaları lazım. Bir kişinin 21.yüzyılın Türkiye’sinde TBMM’nin önünde işsizlik nedeniyle, yoksulluk nedeniyle veya içine girdiği bunalım nedeniyle kendisini yakıyorsa, bu dünyanın her tarafında haberdir. Ama Türkiye’de haber olmadı. Doğru dürüst haber bile olmadı. Utanılacak bir tablodur bu, utanılacak bir tablo. Beni bu bağlamda eleştirenlerinde aslında oturup biraz utanmaları gerekiyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar doğru bildiğimiz yoldan asla dönmeyeceğiz.

İKTİDARIN DEVLETİN BÜTÜN GÜCÜNÜ ARKASINA ALARAK HEDEFE KOYDUĞU PARTİ BİZİZ

Bakın değerli arkadaşlarım, öyle bir noktaya geldik ki, zam üstüne zam yağıyor. Millet perişan vaziyette. Kimse sesini çıkaramıyor. Esnaf odaları sesini çıkaramıyor. Türkiye Odalar Borsalar Birliği sesini çıkaramıyor. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu sesini çıkaramıyor. İşçi sendikaları arada bir ufak tefek ses çıkarıyorlar. Binlerce kişi mağdurken, binlerce kişi yoksullukla mücadele ederken, binlerce kişi aş, iş ve ekmek peşindeyken nasıl oluyor da ses çıkmıyor bu toplumdan? Sesi çıkan sadece biziz. Sorunları dile getiren sadece biziz ve şu anda iktidarın devletin bütün gücünü arkasına alarak hedefe koyduğu partide biziz. Devletin bütün gücünü arkasına alarak hedefe koyduğu partide biziz. CHP sussun, CHP konuşmasın. Ne demek işçi kendisini yaktı, ne demek çırılçıplak soyundu efendim işte ben açım diye bağırdı. Ne demek efendim taşeron işçi, ne demek efendim grevin ertelenmesi? Bunları dile getirmeyin. Ne demek çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor? Ne demek saman ithal ediyoruz, mercimek ithal ediyoruz, nohut ithal ediyoruz? Bu CHP var ya, CHP bunları niye dillendiriyor? Biz dillendireceğiz, biz milletin ortak sesiyiz. Bakın biz dillendirirken değerli Parti Meclisi üyeleri, biz dillendirirken bir siyasal parti ayrımı yapmıyoruz. Yeri geliyor işçinin sorununu dillendiriyoruz, yeri geliyor işverenin, yeri geliyor esnafın, yeri geliyor çiftçinin, yeri geliyor fındık üreticisinin, yeri geliyor çay üreticisinin sesi oluyoruz. Ama siyasal iktidar buna tahammül edemiyor. Bütün gazeteleriyle ve bütün televizyonlarıyla, son 15 – 20 gündür bütün baskılarla üstümüze geliyorlar. Acaba bunlara geri adım attırır mıyız diye. Sen ister radyonla gel, ister televizyonunla gel, ister gazetenle gel, ister ordunla gel kiminle gelirsen gel bir milim adım geri atmayacağız bir milim adım. Bu milletin sesini dile getireceğiz.

Ayrıca bizi dar bir çerçeveye hapsetmek istiyorlar. Kendi aramızda büyük tartışmalar varmış gibi bir alana hapsetmek istiyorlar. Biz bir kitle partisiyiz. Bu partinin içinde işçi de vardır, işveren de vardır, esnafta vardır, çiftçi de vardır, işsiz de vardır çalışan işçi de vardır. Biz bir kitle partisiyiz. Biz toplumun her kesiminin sorunlarını namusluca dile getiren bir partiyiz. Siyasal iktidarı eleştirmekten korkanların sadece siyaset yapma alanı Cumhuriyet Halk Partisini eleştirmektir o kadar. Siyaset yapma alanları budur. Hükümeti eleştiremiyorlar, korkuyorlar hükümeti eleştirmekten. Korktukları içindir ki, sadece hedef aldıkları, eleştirdikleri, siyaseten nefes aldıkları alan CHP’yi eleştirmektir. Eleştirebilirler, eleştiriden çekinmiyoruz. Elbette ki eleştirmeli gazeteci. Niye eleştirdiniz diye de söylemiyoruz. Ama insaf ölçülerini aşarsa, haksızlık olursa, kimse kusura bakmasın orada dur deriz. Yeri gelirse, herkesi tahtaya koyarız herkesi. Herkesle hesaplaşırız. Hesaplaşmaktan da çekinmeyiz ve korkmayız. Çünkü bizim hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Ama onların dünya kadar hesabını verecekleri şeyler var.

FAKİRE, FUKARAYA, İŞÇİYE GELİNCE PARA YOK, YANDAŞA GELİNCE HER ŞEY VAR

Değerli arkadaşlarım, enflasyon yüzde 11.9 yani yüzde 12 enflasyon, çift haneli. Çift hane enflasyon. Bakın, 11.9 enflasyon var. Asgari ücreti 1404 liradan, 1603 liraya çıkardılar. “Ya bunu 2 bin lira yapın, bu insanlar geçinebilsin, bu insanlar hiç değilse aybaşında cebimde 2 bin lira para var diye evine gelsin, çocuğuna harçlık verebilsin bu baba” dedik. Kabul etmediler. Bakın, zeytindeki zam yüzde 15, çaya zam yüzde 17,5, süte zam yüzde 18.4, kaşar peynirine yüzde 18.8, beyaz peynir yüzde 19.6, tereyağı yüzde 42.6, domates yüzde 71. Asgari ücret 1404 liradan 1603 liraya çıktı. Bunlarda insaf var mı? Hani Türkiye büyümüştü, hani Türkiye zengin ülkeydi, hani köşeyi dönmüştü millet, hani kişi başına gelir on bin doları aşmıştı? Nerede bu rakamlar? Fakire, fukaraya, işçiye gelince para yok, yandaşa gelince her şey var. Bunu da bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim.

HER DEVLETİN TERÖR VE TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELESİ EVRENSEL BİR HAKTIR

Değerli arkadaşlarım, kısaca dış politikaya da değinmek isterim. Şu cümleyi baştan kurmak isterim. Hiçbir devlet dünyanın neresinde olursa olsun, kendi sınırlarında kendisine düşman olacak bir terör örgütü istemez. Bir daha söylüyorum, hiçbir devlet kendi sınırlarında kendisine düşman olacak bir terör örgütü istemez. Ve dolayısıyla her devletin terör ve terör örgütleriyle mücadelesi evrensel bir haktır. Terör suçsa suçluyla mücadele etmek hepimizin ortak görevidir.

KENDİ SINIRLARIMIZI, KENDİ ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK 80 MİLYONUN ORTAK GÖREVİDİR

Bu bağlamda, Türkiye’nin izlediği politikaların yanlışlığını bir tarafa bırakıyorum onu sonra konuşuruz. Suriye politikasının yanlışlığını çok iyi biliyoruz. Yanlışta ısrar ettiklerini de çok iyi biliyoruz. Bunun Türkiye’ye getirdiği faturayı da çok iyi biliyoruz. Onların ifadesine göre 3,5 milyon Suriyeliye 30 milyar dolar para harcandığını da biliyoruz. Söylüyorlar, 30 milyar dolar para harcadık. Aslında harcamadılar kendileri yediler ama bunu da oturur yine ayrıca tartışırız. Ama kendi sınırlarımızda terör örgütü ve onun uzantılarına destek verilmesini asla ve asla kabul etmeyiz. Kendi sınırlarımızı, kendi ülkemizin güvenliğini sağlamak 80 milyonun ortak görevidir. Terör örgütlerine şu veya bu şekilde destek verilmesini asla kabul edemeyiz.

Ama Türkiye’nin başına bütün bu olayları aşanda bu hükümettir. Herkes onu çok iyi bilsin. Suriye’nin iç işlerine karışmasaydık, oraya silah göndermeseydik, terör örgütlerine destek vermeseydik, onlara silahla destek vermenin ötesinde yaralandıklarında da Türkiye’ye getirip tedavi edip sonra eline silahı verip tekrar oraya göndermeseydik bunlar başımıza gelmezdi. Afrinle ilgili şimdi konuşuyorlar. Afrin El Bab gibi değildir. El Bab’da uluslararası uzlaşma vardı. Amerika’nın da, Rusya’nın da, İran’ın da, Suriye’nin de bir anlamda kabulü vardı ve biz El Bab’a gittik 72 şehidimiz var.

Afrin’e şimdi girmek için bağırıp duruyorlar, bağırıp çağırıyorlar. Önce siz diplomasiyi sonuna kadar zorlayacaksınız. Bu bağlamda gerek Hulusi Akar’ın, gerek Fidan’ın çabaları kayda değerdir. Altını özenle çizerim, yeri zamanı gelince eleştiririz ama çabaları kayda değerdir. Diplomasi sonuna kadar zorlanmalı. Hava desteği almadan girilecek bir Afrin büyük maliyetlere yol açar. Eğer hava desteği almadan oraya asker sokacaksanız, Sayın Erdoğan’a açık ve net çağrımdır, seni kefenle karşılayan arkadaşları gönderin önce. Seni kefenle karşılayan önce arkadaşlarını oraya göndereceksin. Bu milletin fakir fukara çocuğunu oraya gönderme. Hava desteği alacaksın, oturup konuşacaksın ve ondan sonra eğer mücadele edeceksen oturup mücadele edeceksin.

Değerli arkadaşlarım, bu bağlamda eğer diplomasi sonuna kadar zorlanır ve bir uzlaşma sağlanırsa, hava desteği de sağlanırsa, sorun büyük ölçüde aşılabilir. Aksi halde sorun giderek büyür, Türkiye’ye maliyeti çok ağır olur. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım. Özelliklede iktidar sahiplerinin çok iyi bilmesi lazım.

CHP ATANMIŞLARIN DEĞİL, SEÇİLMİŞLERİN GÖREV YAPTIĞI BİR PARTİDİR

Bu arada kısaca bir konuya daha değinmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Yeri zamanı gelir hepimiz demokrasiden söz ederiz, iktidar sahipleri de demokrasiden söz ederler. Önümüzde bir kurultay var, kurultayda seçim olacak, Parti Meclisi üyeleri seçilecek, Genel Başkan seçilecek. Efendim Genel Başkan adayları çıktı diye başta havuz medyası ve bir kısım medya, efendim CHP’de gürültü, patırtı bilmem ne, huzursuzluk. Ne huzursuzluğu kardeşim, ne gürültüsü patırtısı. Düşünün demokrasiden ne kadar uzaklaştığımızı, demokrasi kavramından toplumun ne kadar uzaklaştırıldığını bir düşünün. Genel Başkan adayı elbette çıkabilir. Çıkmıyorsa, biz bu seçimi niye yapıyoruz arkadaşlar. Hiç kimse şunu unutmasın, Cumhuriyet Halk Partisi atanmışların görev yaptığı bir parti değildir, Cumhuriyet Halk Partisi seçilmişlerin görev yaptığı bir partidir. Biz demokrasi deyince onlar vay işte bak neler oldu. E seçim olacak kardeşim, sen atamayla getirirsin biz seçimle getiririz. Niçin? Bu ülkeye demokrasiyi getiren partiyiz biz. Bu ülkeye demokrasiyi getirdiğimiz için dünya siyasal tarihinde yerimiz olan bir partiyiz biz. Efendim öyle yapmayın kim Genel Başkanlık istiyorsa kellesini vurun, atın, e ne olacak? O zaman daha iyi demokrasi olacak. Onun adı demokrasi değildir arkadaşlar, adı demokrasi değildir. Özellikle kalem sahibi olan kişilere söylüyorum, kalem sahibi olan, yazı yazan arkadaşlara söylüyorum. Bir daha söylüyorum, biz seçilmişlerin partisiyiz, elbette Genel Başkan adayları olacaktır, elbette Genel Başkan yeni Genel Başkan adayları yetiştirecektir, önlerini açacaktır. Atamayla mı olacak her şey? Biz bunu söylediğimiz zaman belki demokrasinin önünü biraz daha açmış olacağız. Herkes bize imrenmeli, her parti, her parti imrenmeli. Demeli ki, Grup Başkanvekillerini seçimle sağladılar ve göreve getirdiler, İl Başkanları seçimle, İlçe Başkanları seçimle, Genel Başkanlar seçimle, Parti Meclisi üyeleri seçimle geldi diyecekler. Ama sizde seçim sadece göstermelik, sadece göstermelik. Seçimin ve demokrasinin güçlenmesi için elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. Bizi farklı ve fazla Genel Başkan adayları çıktı diye eleştirenler önce dönüp bir aynada kendilerine bir baksınlar. Acaba biz hala yetmez ama evetçilerdenmiyiz diye bir baksınlar bakalım.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET GEÇMİŞE YÖNELİK DOĞUM BORÇLANMASI KANUNU ÇIKARILMALI

CHP Kocaeli Milletvekili Hürriyet mecliste yaptığı konuşmasında sigortalılık başlangıcından önce doğum yapan kadınlara da verilmesi gerektiğini dile getirdi

CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet önceki gün mecliste yaptığı konuşmasında doğum borçlanması konusunda yaşanan mağduriyete değindi. Konuyla ilgili daha önce hazırladığı kanun teklifini meclise sunan Milletvekili Hürriyet, “Annelerimiz sosyal hayatta kimseye muhtaç olmadan yaşaması için kanunun bir an önce çıkmasını istedi.

KADINLAR ARASINDA BİLE AYRIM OLUŞUYOR

Konuyla ilgili olarak mecliste konuşan CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet şöyle dedi; “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre kadınların doğum borçlanması yapabilmeleri için doğumun ilk sigortalı olduğu tarihten sonra olması gerekiyor. Kanuna göre doğumdan önce sigortalı olan kadınlar doğum borçlanmasından yararlanıp erken emekli olabiliyorken doğum sonrası iş hayatına atılıp sigortalı olan kadınlar ise önceki doğumları için bu haktan yararlanamamaktadır”

ERKEK ASKERLİK DÖNEMİNİ BORÇLANABİLİYOR

“Erkekler sigortalılık öncesinde askerlikte geçen sürelerini borçlanabilme hakkına sahiptir. İş hayatına başlamayan erkek sigortalılığı öncesindeki askerlik dönemini de borçlanabilirken kadının aynı şekilde sigortalılığı öncesindeki doğumu için borçlanma hakkından faydalanamaması eşitlik ilkesine aykırıdır. Anneler sosyal hayatında kimseye muhtaç olmadan yaşamak, hakkıyla emekli olabilmek için bu kanunun bir an önce çıkmasını beklemektedir.

  • BASIN AÇIKLAMALARICHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN PARTİ MECLİSİ TOPLANTISI ÖNCESİ YAPTIĞI AÇIKLAMA
  • GÜNDEMCHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, HRANT DİNK’İ ANDI
  • GAYE USLUERGAYE USLUER, TEPEBAŞI’NDA İLKOKUL 3. SINIF ÖĞRENCİLERİNE DAĞITILAN KİTABI MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI
  • MUSTAFA ALİ BALBAYMUSTAFA BALBAY: “HABERAL TÜRKİYE’NİN GURURUDUR”
  • EREN ERDEMEREN ERDEM : ÖGER’İN BORCUNU HALK ÖDEYECEK
  • UTKU ÇAKIRÖZERUTKU ÇAKIRÖZER AVRUPA’DAKİ TÜRKLERİN SORUNLARINI MECLİS’E TAŞIDI
  • ÖMER FETHİ GÜRERÖMER FETHİ GÜRER: “HAVASI TEMİZ 6 İL KALDI, HÜKÜMET TEDBİR ALSIN”
  • CEMAL OKAN YÜKSELCEMAL OKAN YÜKSEL; “OHAL’İN ARKASINA SAKLANIYORLAR”
  • ERDİN BİRCANERDİN BİRCAN: KEŞAN- ENEZ- İPSALA HASTANELERİ BİTİRİLMEDİ, UZUNKÖPRÜ KAÇ YIL SÜRECEK?
  • MEHMET TÜMMEHMET TÜM: 115 HAMİLE ÇOCUK SKANDALINA BAKANLAR YANIT VERMEDİ!

CHP İstanbul İl Kongresi yapılıyor

CHP İstanbul İl Kongresi yapılıyor

CHP İstanbul İl Örgütü’nün 36. Olağan Kongresi Bostancı Gösteri Merkezinde gerçekleşiyor. 654 delegenin oy kullanacağı kongrede iki aday il başkanlığı için yarışacak. Kongrede konuşan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 2019 seçimlerine işaret ederek, demokrasiden yana güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti.

CHP’nin Kadıköy Bostancı Kültür Merkezi’nde İstanbul İl Kongresi  gerçekleşti.

Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Savaş KÖMÜRCÜ Katıldı

Kongreye, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz, DİSK’e bağlı Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, Cam Keramik İş Genel Başkanı Birol Sarıkaş, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel,Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Savaş KÖMÜRCÜ, EMEP İl Başkanı Sema Barbaros da katıldı.

Kılıçdaroğlu’ndan CHP’nin İstanbul kongresinde 2019 mesajı

CHP lideri Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Ben değil, biz mücadelesi yapılması gerekir” mesajı verirken 2019 seçimleri ile ilgili olarak da “Demokrasiden yana olan bütün güçlerin hangi siyasi partiden olursa olsun ortak ses çıkarması lazım” dedi. CHP lideri AYM’nin kararına yönelik eleştirilere de yanıt verdi

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul 36. Olağan İl Kongresi’ne katılarak bir konuşma yaptı. Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılan kongrede Kılıçdaroğlu, şu mesajları verdi:

“İSTANBUL MÜCADELESİ TÜRKİYE MÜCADELESİDİR”

İstanbul, dünyanın en adaletli kenti olacak, hedefimzi bu. İstanbuli yaşabilir bir kent olacak. 5 yılın sonunda çok daha farklı bir İstanbul olacak. Dünyanın en büyük metropolleriyle yarışan bir İstanbul olacak. İhanet edenleri temizleyeceğiz, İstanbul aşıklarını öne çıkaracağız. Gönlü İstanbul’dan yana olan herkesin İstanbul için çalışması lazım. İstanbul, üzerine titrediğimiz kentlerden biri. İstanbul mücadelemiz aynı zamanda Türkiye mücadelesidir.

“BİLGİYE DAYALI MUHALEFET İLE HALKA GİDİN”

Halka hem sorunları hem de çözümü anlatmak için gideceğiz. Bilgiye dayalı muhalefet ile halka gitmek lazım. ‘Para var mı’ diyebilirler. Evet para var. Bütün mesele para yerli yerinde kullanılmıyor. Kaynağımız da var, imkanımız da var. Eksiğimiz dürüst ve namuslu siyasetçi. Her arkadaşımın bunu böyle anlatması gerekir.

Dış politikada ciddi sorunlarımız var. En temel sorunlara çözüm üreten parti CHP’dir. Örnek isteyene örnek vereceksiniz. Çiftçinin sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini söyleyen biziz. Emeklinin sorununu dile getiren biziz.

Bize düna kadar ‘Şu CHP, eleştirir, öneri getiremez’ diyordu. Bugün artık bütün dünya da biliyor ki, CHP bir konuyu eleştiriyorsa o konuda çözümü de vardır. Türkiye’nin temel sorunlarından biri de işsizlik.

Bunlar milli değil, gayri milli iktidar. Vergi vermemek için yurtdışında şirket kuranlar, yerli de olamazlar, milli de olamazlar.

ASGARİ ÜCRET ELEŞTİRİSİ

‘Asgari ücret 2000 lira olmalı’ dedik. 3 çocuklu, eşi çalışmayan bir aile düşünün. Milyonlarca aile var böyle. Nasıl geçinecekler?

Üretenlerin, alın terinin hakkını korumak bizim boynumuzun borcu. Kim üretiyorsa başımızın üstünde yeri var.

“BÖYLE EĞİTİM Mİ OLUR?”

Eğitim-öğretim iflas etmiş durumda. Hiçbir anne baba eğitim sisteminden memnun değil. Kendi çocuklarını kobay olarak kullanıyor. Sabah kalkıyorsunuz değişmiş. Böyle bir eğitim sistemi mi olur. Bir ülkeyi geri bırakmak istiyorsanız o ülkenin eğitim sistemini bozacaksınız. Bu hükümetin yaptığı da budur. Bu düzeni değiştireceğiz derken eğitim düzenini de değiştireceğiz. Herkes çocuğunu severek ve isteyerek arzu ettiği okula gönderecek. Hiçbir zaman taşımalı eğitim yaptırmayacağız. Nerede bir çocuk varsa yanında öğretmeni olacak.

“YARGI İFLAS ETTİ”

İflas eden bir yargı sistemi ile karşı karşıyayız. Hitler Almanyasında hangi koşullar varsa bugün de o koşullar var. Sayın Yıldırım son Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili diyor ki ‘ilk mahkemenin kararı geçerlidir. Dosya oradadır.’ İlk hüküm geçerliyse Yargıtay’ı da Danıştay’ı da Anayasa Mahkemesi’ni de kapat. AİHM’den de çık. Hakimleri saraya taşı. Talimat versin karar versin. O zaman niye bu kadar mahkeme kuruyorsunuz. Adaleti sağlamak sizin görevinizdir.

“HERKES İÇİN ADALET”

Boşuna kilometrelerce yol yürümedik. Bu ülke için, çocuklarımız için yürüdük. Adalet isteyen herkes için mücadele edeceğiz. Adalet üzerine hepimizin titremesi gerekir.

“GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

Sanıyorlar ki üzerimize gelince geri adım atacağız. Hak, hukuk ve adalet için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bizim gibi düşünmeyenlerle beraber yaşamak istiyoruz. Aç ve açıkta kimse kalmasın istiyoruz.

’30 milyar dolar Suriyeliler için harcandı’ diyor. Nereye harcandı bu para? O nedenle saydam bir devlet istiyoruz. Her kuruşun hesabını veren bir hükümet istiyoruz.

Ege adaları dolayısıyla dünya kadar soru sordum, ‘Bu adalar bizim mi Yunanistan’ın mı’ diye. Her sözüme laf yetiştirir, buna cevap yok.

Süleyman Şah Türbesi’ni yerine getireceğiz ve bayrağı oraya dikeceğiz.

Hakimlere sesleniyorum. Hukuk devletini savunacak olanlar sizlersiniz. Siyasi otoritenin baskısı altında kalırsanız Türkiye’yi Hitler dönemine taşırsınız.

AYM’NİN ŞAHİN ALPAY VE MEHMET ALTAN KARARI

Sayın Yıldırım, AYM kararı için ‘İlk derece mahkemesinin kararı geçerlidir’ diyor. Yargıtay’ı da kapatın o zaman. Bu kadar mahkeme niye var… Adalet anlayışından bu kadar yoksun bir hükümet ile karşı karşıyayız.

“DIŞ POLİTİKA 180 DERECE DEĞİŞİR”

CHP gelirse dış politikada ne olur? 180 derece değişiklik olur. Kavgadan hep zarar görüyoruz. Barıştan yana olacağız. Gazi Mustafa Kemal boşuna mı ‘Yurtta barış, dünyada barış’ dedi. ABD ile müttefiksek Türkiye’yi güvenlik açısından riskli ülke olarak tanımlayamaz. Müttefiksek bize karşı olmamalı ve terör örgütlerine silah vermemeli.

“BÖYLE DÜŞÜNEN VARSA HEMEN AYRILSIN”

Bazen ‘biz’ değil ‘ben’ mücadelesinin yapıldığını görüyorum. Bu bizim tarihimize ve geleneklerimize aykırıdır. Bunu CHP içine aşılayan 12 Eylül darbecileridir. Eğer bir kişi ‘Ben ne olacağım’ diye düşünüyorsa hemen CHP’den ayrılsın.

“DEMOKRASİDEN YANA OLANLARIN SES ÇIKARMASI LAZIM”

2019’daki seçimler sıradan seçimler değil. Demokrasiden yana olan bütün güçlerin hangi siyasi partiden olursa olsun ortak ses çıkarması lazım. Otoriter rejimi savunmak Türkiye’yi karanlığa götürür.

ENİS BERBEROĞLU PANKARTI

Kongrenin yapıldığı salona Türk bayrakları, Atatürk ve Kılıçdaroğlu fotoğrafları asıldı. Enis Berberoğlu’nun fotoğrafının bulunduğu “Buluşacağız Özgürlükte Yarınlar Bizim” yazılı pankart dikkat çekti.

KONGREDE GERGİNLİK

CHP İstanbul İl yöneticilerinden Muharrem Aktaş’ın konuşması sırasında gerginlik yaşandı. Aktaş’ın Sarıyer’de yapılan ilçe seçimi sırasında yaşanan gerginliğe değinmesi Sarıyer’den gelen partili grubun tepkisine neden oldu. Salonda bir süre tartışma yaşanırken gerilim divan başkanı tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bazı üyeler kürsüye doğru yöneldi. Bu sırada ufak çaplı arbede çıktı. İl yöneticisi Muharrem Aktaş’ın kongrede konuşma yetkisinin olmadığını belirterek Aktaş’ın konuşmasını sonlandırdı.

CHP’NİN İLK KONGRELERİ TAMAMLANIYOR

CHP’de 3-4 Şubat’ta Ankara’da yapılacak 36’ncı Olağan Kurultay öncesi, ilçe kongreleri tamamlandı.

Ankara, İzmir, Adana, Aydın, Muğla, Denizli, Giresun, Şanlıurfa, Niğde,Sakarya, Düzce ve Diyarbakır’ın da arasında olduğu 77 il kongresini yapan CHP’de, dün Mersin, bugün de İstanbul ve Konya il kongreleri yapılacak. CHP’nin il kongreleri süreci, İstanbul ve Konya ile 80 ilde tamamlanmış olacak.

Adıyaman il kongresi, partiye üye olmayan delegelerin oy kullandığı gerekçesiyle iptal edilmiş ve ileri bir tarihte ertelenmişti. Dolayısıyla Adıyaman 36. Olağan Kurultay’da temsil edilmeyecek.

KRİTİK SEÇİM İSTANBUL’DA

En fazla delegeye sahip üç büyük ilden Ankara ve İzmir’de seçimler tamamlanırken, 178 delegenin belirleneceği İstanbul il kongresi ise Bostancı Gösteri Merkezi’nde başladı. Kongrede, doğal delegelerle beraber 654 delege yeni başkanı belirleyecek. Adaylar, toplam delegenin bir fazla oyunu arayacak.

İstanbul il kongresi 38 ilçede seçilen il delegeleriyle yapılacak. Bahçelievler ilçe kongresi yapılamadığından il kongresinde temsil edilemeyecek.

Kongre öncesinde Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul’un 39 ilçe başkanıyla bir araya geldiği toplantıdan il başkanlığı için mevcut başkan Cemal Canpolat, PM üyesi Canan Kaftancıoğlu ve Gökhan Zeybek’in isimleri öne çıkmıştı. Adaylardan Zeybek, sosyal medyadan Kaftancıoğlu’nu destekleyeceğini açıklamıştı.

Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Savaş KÖMÜRCÜ Katıldı