kategori Arşivleri: CHP Haberleri

Gülay YEDEKCİ Türkiye’de kaç mülteci vardır?

CHP İstanbul Milletvekili Gülay YEDEKCİ Başbakan Binali Yıldırım tarafından cevaplandırılmak üzere vermiş olduğu soru önergesi şöyle:

Suriyeli erkekler, ülkeleri paramparça olmuşken, mülteci sıfatıyla başta Türkiye’ye ve başka ülkelere kaçarak canlarını kurtarmaya çalışmaktadır. Suriyeliler bu kaçışta vatanlarını sahipsiz bırakmışlardır. Sivil halk; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, kronik hastalar, engelliler, bu çıkar kavgası esnasında kullanılan ağır silahlar, yapılan bombardımanlar, topçu atışları altında ezilmektedir. Savaşın ne kadar süreceği ve ülkeye daha ne kadar zarar vereceği meçhuldür.
Türkiye Suriye’den gelen şehit haberleriyle kahrolurken Sosyal medyada “Türkiye’de bulunan 18-45 yaş arası Suriyeli erkekler askere alınsın, Suriye için savaşsın” adı altında imza kampanyası başlatılmıştır.

Bu kampanyanın amacı Ülkemize savaştan kaçıp gelen erkeklerin kendi ülkelerinin bağımsızlığı için belli bir temel askeri eğitim aldıktan sonra vatanlarına gönderilmeli ve askeri operasyonlara katılıp vatanları için mücadeleye katılmaları amaçlanmıştır.

Bu bağlamda;
1. Askerlik yaşı gelmiş Suriyeli erkeklere belli bir temel askeri eğitim verilmesi düşünülmekte midir? Genel Kurmay Başkanlığının böyle bir çalışması var mıdır?
2. Askerlik yaşına gelmiş kendi istekleriyle Türk Ordusu ile birlikte Suriye’de savaşmak için Genel Kurmay Başkanlığına başvuran var mıdır? Varsa sayıları nedir?
3. Türk vatandaşlığı hakkını kazanan askerlik yaşında kaç Suriyeli bulunmaktadır? Türk vatandaşlığına giren Suriyeli erkekler askerlik yaptırılacak mıdır? Askerlikten muaf tutulacaksa bunun gerekçeleri nelerdir?
4. Ülkemizde askerlik yaşına gelmiş kaç Suriyeli erkek vardır? Askerlik yaşına gelmiş bu Suriyeliler nasıl istihdam edilmektedir?
5. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde özellikle Türkiye’nin güneyinde, Suriye sınırına yakın, bu iş için ayrılan kışlalar olduğu söylenmektedir, doğru mudur?
6. Türkiye’de kaç mülteci vardır? Mülteciler hangi ülkelerden gelmişlerdir? Sayıları nedir?
7. Özellikle Suriyeli mültecilerin kaçı Türk vatandaşı olmuştur? Türk vatandaşlığı için bekleyen kaç mülteci vardır? Türk vatandaşı olan mültecilerin kaçı askere alınmıştır? Kaçı Türk vatandaşıyla evlenmiştir?
8. Ülkemizde yaşayan mültecilerin kaçı barınmaktadır? Türkiye, Suriyelilere barınmaları için nasıl yardım yapmaktadır?
9. Sınırdan giren Suriyelilerin illere göre dağılımı nedir? Dağıtılan kaç Suriyeli vardır?
10. Sokaklarda yaşayan Suriyeliler ve aileleri için ne gibi çalışmalar yapmayı düşünmektesiniz?
11. Ülkemizde bulunan üniversite çağına gelmiş Suriyeli gençler üniversitelere sınavla mı alınmaktadır? Sınavsız mı alınmaktadır?
12. Suriye’de şehit olan askerlerimizin üniversite çağına gelmiş kardeşlerini üniversitelere sınavla mı alınacaktır? Sınavsız mı alınacaktır?
13. Türkiye’nin de dahil olduğu Suriye savaşında bugüne kadar kaç şehidimiz olmuştur? Şehitlerimizin yaşları nedir?
14. Suriyeliler ve ailelerinin bozulan sağlıklarının tedavisi nasıl karşılanmaktadır? Bu ailelere aylık bağlanmış mıdır? Bağlandıysa kaç lira bağlanmıştır?
15. Ülkemizde yaşayan mülteciler için ayrılan bütçe kaç liradır? Bugüne kadar nerelere hangi amaçla kaç lira harcanmıştır?
16. Ülkemizde bu kadar aç ve zor şartlarda yaşayan halkımız varken kimin için, ne için savaş maktayız?
17. Türkiye’de Suriyeliler ne kadar doğum yapmıştır? Türkiye de iken Suriyelilerin doğum istatistikleri nedir? Suriyeliler için doğum kontrol nüfus planlaması eğitimi gibi herhangi bir çalışmanız var mıdır? Varsa nelerdir?

Biz bu ülkenin bağımsızlığını ve özgürlüğünü savunuyoruz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,”Dış politikada az konuşacaksınız öz konuşacaksınız, dilinize hâkim olacaksınız. Dış politikanın ayrı bir dili vardır, o dilden sapmayacaksınız. Memleketin çıkarlarını savunacaksınız. Dış politikanın milli olması lazım. Dış politikada iktidar muhalefet olmaz. Hollanda bir şey yaptıysa hem iktidarı hem muhalefeti mücadele ediyor, arkasında duruyor o hükümetin, gereğini yapın diyor. “Öyle uyduruk gerekçelerle falan yola çıkmayın, oturun adam gibi ne gerekiyorsa sonuna kadar yapın, biz de size her türlü desteği vereceğiz” diyoruz ama ortada bir şey yok. Orta Doğu’yu kana buladık, Libya’ya kadar uzandık, Türkiye’nin itibarını sarstık, şimdi sıra geldi Avrupa’ya Avrupa ile kavga ediyoruz. Çok açık ve net olarak Sayın Binali Yıldırım’a bir çağrıda bulunuyorum: Krizin yaşandığı gün Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuştuğunuz ifade edildi. Telefonla 8 kez neyi konuştunuz, ben bunu merak ediyorum. Umarım gizli değildir, çıkın millete anlatın” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Hepinize gönül dolusu sevgiler sunuyorum.

BASKILARDAN YILMAYACAĞIZ

Toplumun büyük bir baskı altında tutulduğunu biliyorum, medyanın büyük bir baskı altında tutulduğunu biliyorum; bizim sesimiz çıkmasın diye özel çaba harcandığını da biliyorum, bizim Salı toplantılarını nasıl engelleriz diye özel bir çaba harcandığını da biliyorum ama ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkenin insanları eninde sonunda hayırlı bir iş yapacaklardır. Baskılardan yılmayacağız. Baskılardan niye yılalım, biz haklıyız. Ülkemizin davası için mücadele ediyoruz, ülkemizin bekası için mücadele ediyoruz, çocuklarımızın geleceği için mücadele ediyoruz. Biz cebimizi düşünmüyoruz, biz vatandaşın cebini düşünüyoruz. Vatandaş evinde nasıl huzur içinde yaşar, biz onu düşünüyoruz. Dolayısıyla, bize yönelik baskılar vız gelir tırıs gider, hiç önemli değil. Adım adım, cadde cadde, sokak sokak gezeceğiz ve anlatacağız.

Adıyaman Samsat’ta yaşanan bir deprem hadisesi var. Arkadaşlar bilgi verdiler, 2 bin konut hasar görmüş, bunun 1 500’ü ağır hasar gören konutlar. Umarız kısa süre içinde buradaki yaralar tedavi edilir.

BÜTÜN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ BAYRAMLARINI KUTLUYORUZ

Bugün Tıp Bayramı, 14 Mart 1919. Bu tarihte tıbbiyeli Hikmet İstanbul’un işgalini protesto etmek için tıbbiyelileri organize ediyor. Düşman askerleri Marmara’da gemileriyle bekliyorlar. Tıbbiyeli Hikmet bunun mücadelesini veriyor. Dolayısıyla o tarihten sonra kutlanan her Tıp Bayramı bu ülkenin bekası için verilen mücadeleyi bize hatırlatıyor. Tıbbiyeli Hikmet Sivas Kongresine de katılıyor. Mandanın tartışıldığı bir ortamda kürsüye çıkıp şunu söylüyor: “Biz mandaya karşıyız. Eğer siz mandayı savunursanız –Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e- size de karşı oluruz” diyor. Biz bu ülkenin bağımsızlığını ve özgürlüğünü savunuyoruz” diyor. Bütün sağlık çalışanlarının bayramlarını kutluyoruz. Gönlümüz yüreğimiz onlarla birlikte.

İNSAN HAKLARINI SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ, MAZLUMUN YANINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Aramızda mağdur aileleri var; onlara hoş geldiniz diyorum. Sizin haklarınızı savunacağız. Masum insanların hakkını savunmak bizim görevimizdir, eğer insansak insan gibi davranmak zorundayız. Eğer bizim insanlarımız bir sorun yaşıyorsa, onların kimliğine bakmadan, inançlarına bakmadan, yaşam tarzlarına bakmadan bu memlekette her vatandaş gibi onlar da özgürce yaşayabilmeliler. Onların da sorunlarına eğilmeliyiz ve sorunlarını çözmek için mücadele etmeliyiz.

Geçen hafta Adapazarı’ndaydım. Adapazarlı beş bin kadına, bu Anayasa değişikliğinin neler getirdiğini anlattım. Sonra bir grup mağdur ailesiyle görüştüm. Emin olun, büyük insanlık dramları var, insan haklarıyla yakından uzaktan ilgisi olmayan insan dramları var. Bunlardan birisini anlatayım. 15 Temmuz darbesinden sonra bir asker gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, lojmandan çıkarılıyor. Annenin 13 yaşında bir çocuğu var. Babasına gidiyor.  Babası evde,   yatalak, yatağa bağlı. Hiçbir geliri olmadığı için “Evde bakım hizmetlerinden yararlanmak istiyorum. Babama bakıyorum, evde bakım hizmetlerinden yararlanmak istiyorum” diye başvuruyor. Evde bakım hizmetlerinde bulunanlara devlet bir sosyal yardımda bulunuyor. “Neden babanızın yanına taşındınız?” diyorlar. “Eşim darbe girişiminden ötürü gözaltına alındı, tutuklandı, şu anda yargılanıyor. Eşim masum ama hâkimin karar vermesi lazım, bizim karar vermemizin bir önemi yok.” “Siz evde bakım parası alamazsınız” diyorlar. 13 yaşındaki çocuğuyla beraber açlığa mahkûm ediliyor. Biz böyle bir devleti kabul etmiyoruz, biz sosyal devleti savunuyoruz. 13 yaşındaki çocuk da bizim çocuğumuz, yatağa bağlı yatalak baba da bizim babamız. Değerli arkadaşlarım, bunu hangi vicdan kabul eder, hangi ahlak kabul eder bunu? Biz bunu dile getirdiğimizde bizi suçluyorlar. Ben, insan haklarını sonuna kadar savunacağım, biz insan haklarını sonuna kadar savunacağız; her zaman mazlumun yanında olduk, mazlumun yanında durmaya da devam edeceğiz, herkes bilsin.

BÜTÜN ŞEHİTLER BİZİM ŞEHİDİMİZDİR, BÜTÜN GAZİLER BİZİM GAZİMİZDİR

Dün Güvenpark’ta yaşanan bir dramla ilgili, bir terör eylemi nedeniyle Güvenpark’ta hayatını kaybeden ailelerin çocukları, babaları, anneleri bir araya geldiler. Güvenpark’ta 30 kişi hayatını kaybetti. Aileler soruyorlar: “Bizim çocuklarımız öldü, babalarımız öldü, annelerimiz öldü, bizim çocuklarımızı, babalarımızı, annelerimizi, hayatını kaybedenleri neden şehit saymıyorsunuz? Neden bizim sorunlarımızla ilgilenmiyorsunuz? Yaralılarımız var, onları neden gazi ilan etmiyorsunuz?” Sorunları çözülmedi diye şikâyet ediyorlar, meydanlara çıkıp şikâyet ediyorlar. Terörden çok şey çektik, büyük acılar çektik terörden. Ben bütün annelere söz veriyorum: Şehit yakınlarıyla, gaziler arasında hiçbir ayrım olmayacak. Hangi şehidimiz nerede şehit olduysa olsun herkese eşit muamele yapılacak. Benim şehidim, onun şehidi, benim gazim, onun gazisi olmayacak; bütün şehitler bizim şehidimizdir, bütün gaziler bizim gazimizdir. Ben bunu ilk söylediğimde “ayrım yapıyorsunuz” dediğimde şikâyet etmişlerdi “Ayrım yoktur” diye. Ama bugün, her şey ortaya çıktı ki ayrım var. Biz bu ayrımı kaldırmaya kararlıyız değerli arkadaşlarım.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ BU KADAR RENCİDE EDİLMEMİŞTİ

Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım, Hollanda ve Almanya ile bir kriz yaşadık, hâlâ devam ediyor. İlk duyduğumda emin olun çok üzüldüm sizler gibi. Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanları, bir bakanı havada geri döndürülüyor, izin verilmiyor “Hollanda’ya giremezsin” deniliyor. Bir başka bakan Hollanda’dan sınır dışı ediliyor ve çıkarılıyor. Bu, asla kabul edilemez, asla. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar rencide edilmemişti. Bir bakanının sınır dışı edilmesini asla kabul etmiyoruz. İlk tepkimiz şu olmuştu: Diğer dış politikada yaşanan olumsuzluklar gibi bir tabloyu yaşamayalım, ne gerekiyorsa yapın sonuna kadar sizin arkanızda olacağız, ne gerekiyorsa yapın. Hollanda ile ilişkilerin tamamını askıya alın. Osmanlı döneminde bile bu kadar rencide olmamıştık. Bugün açıklamalar oldu, yaptırım uyguluyoruz! Neymiş? Hollanda büyükelçisi Türkiye’ye gelmeyecekmiş! Zaten burada değil ki büyükelçi. Sen kendi büyükelçini çektin mi? Çekmediler. Niye çekmiyorsun? Neden sert önlemler almıyorsun? Milleti gaza getiriyorsun, arkadan “Önlem aldık” diyorsun ve milleti kandırdığını sanıyorsun. Ne gerekiyorsa yapacaksın kardeşim. Sen rencide olmayabilirsin, ben rencide oluyorum. Ben bu ülkenin çıkarlarını savunmak zorundayım. Her türlü yaptırımın uygulanması lazım.

BURADAN BİR ŞEYLER KOPARABİLİR, VATANDAŞI “EVET”E İKNA EDEBİLİR MİYİZ ARAYIŞI İÇİNDELER

Bakın şimdi değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanı “Yaptırımımız çok ağır olur” diyor. Hangi ağır yaptırımı uyguladılar? Çok ağır bir yaptırım uyguladılar! Ekonomi Bakanı “Ekonomik yaptırım uygulanması söz konusu değil” diyor. Sayın Cumhurbaşkanı  “Sen bunun bedelini ödeyeceksin.” Nasıl ödeyecekler? Merak ediyorum, nasıl ödeyecekler. Lafa gelince tamam, okkalı laflar var; işe gelince ortada bir şey yok. Ya diline hâkim olacaksın, büyük söz söylemeyeceksin -ama büyük lokma yutabilirsin- ya da bu tür boş laflarla milleti gaza getirmeyeceksin. Yazık günahtır bu ülkeye. Neden gaza getiriyorlar, onu size anlatayım, neden bunu yapıyorlar çünkü referandum var, acaba buradan bir şeyler koparabilir miyiz, vatandaşı evete ikna edebilir miyiz, bunun arayışı içindeler. Size örnek vereceğim, bu hükümetler döneminden örnek vereceğim. 4 Aralık 2012, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı resmî bir heyetle uçağa bindi Irak’a gitmek üzere. Irak hükümeti izin vermedi, bakanın uçağı geri döndü, geldi Kayseri’ye indi. Hiçbir tepki oldu mu arkadaşlar buna? Millet ayağa kalktı mı? Gazeteler boy boy haber verdi mi? Niçin olmadı? Çünkü referandum yoktu. Bakan hükümetin bakanı, yine biz tepkiyi gösterdik. Havada geri döndürülüyor, tıpkı şimdiki bakan gibi, Kayseri’ye gidiyor, üstelik yanında resmî heyet de var, bir enerji toplantısına katılıyor, tepki? Tık yok.

BU ÜLKENİN ASKERİNİN 11 BAŞINA ÇUVAL GEÇİRİLİYOR TIK YOK

4 Temmuz 2003, Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde 11 Türk askerinin başına çuval geçirildi, hükümetten bir tepki geldi mi? Tık yok. Gazeteciler dönemin başbakanına “Türk askerinin başına çuval geçiren hükümete, devlete nota verecek misiniz, protesto edecek misiniz” diye soruyorlar. Dönemin Başbakanı “Ne notası veriyorsun, müzik notası mı?” diyor. Bakın arkadaşlar, unutmayın, bu ülkenin insanının, bu ülkenin askerinin başına çuval geçiriliyor tık yok. Niçin? Referandum yok, şimdi referandum var, şimdi asarız keseriz dönemi. O dönem ses bile yok. Sadece bu mu? Hayır. Avrupa ülkeleri sırayla tek tek sözde soykırımı kendi parlamentolarından geçirdiler değil mi? Geçirdiler. Fransa geçirdi, Almanya geçirdi, hepsi yaptı bunu. Kıyameti kopardık, Fransız mallarına almayacağız, şunu yapacağız, bunu yapacağız, gösteriler yapıldı, Fransız Büyükelçiliğine yürüdüler, sonra ne oldu? Sonra şu oldu: Hükümetin Tarım Bakanı Fransa’ya gitti, Fransız tarımına yaptığı katkılardan ötürü şövalye madalyası aldı. Evet arkadaşlar, Fransız tarımına yaptığı katkılardan ötürü Fransız Şövalye madalyası aldı. Bir tepki var mıydı? Yoktu. Neden? Referandum yoktu, bir şey yoktu.

Sadece bu mu? Hayır. Danimarka’da Sevgili Peygamberimizin karikatürleri yapıldı, kıyamet koptu, sadece Türkiye’de değil bütün İslam dünyasında. Dönemin Danimarka Başbakanı sessiz kaldı. Peki, Türk hükümeti ne yaptı? Hatırlayan var mı? Sessiz kalan o dönem Danimarka Başbakanı NATO Genel Sekreteri olurken olumlu oy kullandı, NATO Genel Sekreteri olsun diye. O dönem referandum mu vardı? Referandum yoktu. Şimdi, aslan kesiliyor.

20 MİLYON DOLARA TÜRKİYE’NİN İTİBARINI SATTILAR

Sadece bu mu? Hayır. 9 vatandaşımız, Gazze’ye giderken açık denizde İsrail askerleri tarafından şehit edildiler, öldürüldü, katledildiler. Dönemin Başbakanı “Ben varken İsrail’le normalleşme olmaz” dedi, 18 Temmuz 2014. Yine söylüyor “Gazze ablukası kalkmadan İsrail hükümetiyle bir araya gelemeyiz.” Gazze ablukası kalktı mı? Kalkmadı. İsrail’le normalleşme oldu mu? Normalleşme oldu. Bunu söyleyen adamlar aynı yerlerinde duruyorlar mı? Duruyorlar. Milleti o dönem gaza getirdiler mi? Gaza getirdiler. O dönem ne vardı? Seçimler vardı. Şimdi, bir köşede duruyorlar. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını sattılar. Söyledikleri hiçbir sözün arkasında durmadılar.

NE ANLATACAKSAN KIBRIS’TA ANLAT

12 Nisan 2004, Rauf Denktaş Türkiye’ye gelip Kıbrıs’la ilgili bir miting yapmak istiyor. Dönemin Başbakanı şunu söylüyor: “Yani yapılacak bir şey varsa, buyur, Kıbrıs’ta onu yap. Niçin Türkiye’de miting yapıyorsun? Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat.” Ya, Kıbrıs bizim milli davamız. Rauf Denktaş da Kıbrıs açısından efsane kişi, miting yapmasına izin verilmiyor.

TALİMATI BEN VERDİM YARIŞINA GİRDİLER

22 Haziran 2012, Rus uçağı düşürüldü angajman kurallarına uymadı diye. Kıyameti kopardılar mı? Kopardılar. Talimatı ben verdim yarışına girdiler. Sayın Cumhurbaşkanı “Talimatı ben verdim” dedi, Sayın Davutoğlu “Sen değil, ben verdim” dedi. Neyse, talimatı verdiler, uçağı düşürdüler. Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor: “Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye’nin yine aynı karşılığı vereceğiz. Ruslar aynı ihlali bugün yaparlarsa aynı karşılığı vereceğiz” diyor, güzel.

PUTİN’İN AYAĞINA GİTTİLER “KUSURA BAKMA, BİZ ETTİK SEN ETME” DEDİLER

Yine devam ediyor: “Türkiye’nin Rusya’dan özür dilemeyeceğini ve sınır ihlalinde bulunan Rusya’nın özür dilemesi gerektiğini” söylüyor. Ne oldu? Millet ayaklandı, toplantılar yapıldı, Parlamento toplandı, Rus Büyükelçiliğine yürüdüler, hepsi oldu. Ne oldu? Gittiler Rusya’ya teslim oldular; bir özür mektubu yazdılar, Putin’in ayağına gittiler “Kusura bakma, biz ettik sen etme” dediler ve kendilerine göre Rusya ile barıştılar. Peki, Türkiye’nin itibarı ne oldu? Bunlar yok.

Değerli arkadaşlarım, daha önemlisi ilk kez biz bu hükümetler döneminde toprak kaybına uğruyoruz. Bunu da ben söylemiyorum. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Ümit Yalım söylüyor, diyor ki: “1934 tarihli İngiliz haritasında ve 1951 tarihli Amerikan haritasında Ege’deki Bulamaç Adasının 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösteriliyor” hem 1943 hem de 1951 kayıtlarında Bulamaç Adası Türkiye’ye ait. Şimdi Bulamaç Adasında Yunanistan bayrağı dalgalanıyor, Yunanistan askerleri orada. Buna ses çıkaran var mı? Konuşan var mı? Ya, bu bir toprak kaybıdır, Türkiye tek taşını bile veremez derken, adaları teslim ediyoruz, sesini çıkaran var mı? Hayır.

ALLAH AŞKINA, TÜRKİYE’NİN GÜCÜNÜ TEST ETMEYEN KİM KALDI?

Münbiç’e giriyoruz, Rakka’ya giriyoruz! Girdiler mi? Hayır. “Efendim, gideceğim Almanya’ya, Almanya’ya gideceğim! Almazsanız içeriye kıyameti koparırım.” Git kardeşim, niye konuşuyorsun? Sen Almanya’ya git, Almanya’ya seni almazlarsa hep beraber kavgasını verelim. Lafa gelince laf çok, işe gelince olmuyor.

İsrail’de daha yeni karar hoparlörle ezanın okunması yasaklandı, karar çıktı; iki oylama daha var İsrail Parlamentosunda. İtiraz eden kim? Biziz. Bu Ankara’daki beyler itiraz ediyorlar mı? Hayır, dut yemiş bülbül gibiler. 20 milyon dolar aldılar ya, tamam artık, her şeyi satabilir. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar. Ne diyorlardı? “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmesin.” Allah aşkına, Türkiye’nin gücünü test etmeyen kim kaldı? İtibarı bu kadar zedelenen başka bir dönem hiç olmamıştır.

DIŞ POLİTİKADA İKTİDAR MUHALEFET OLMAZ

Değerli arkadaşlarım, dış politikada az konuşacaksınız öz konuşacaksınız, dilinize hâkim olacaksınız. Dış politikanın ayrı bir dili vardır, o dilden sapmayacaksınız. Memleketin çıkarlarını savunacaksınız. Dış politikanın milli olması lazım. Dış politikada iktidar muhalefet olmaz.

HOLLANDA BAŞBAKANI İLE 8 KEZ TELEFONDA NEYİ KONUŞTUNUZ

Hollanda bir şey yaptıysa hem iktidarı hem muhalefeti mücadele ediyor, arkasında duruyor o hükümetin, gereğini yapın diyor. Öyle uyduruk gerekçelerle falan yola çıkmayın, oturun adam gibi ne gerekiyorsa sonuna kadar yapın, biz de size her türlü desteği vereceğiz diyoruz ama değerli arkadaşlarım, ortada bir şey yok. Peki, dış politikada hata yaparsanız fatura kime çıkar? Sanayiciye çıkar, esnafa çıkar, turizmciye çıkar, otelciye çıkar, hepsine çıkar. Orta Doğu’yu kana buladık, Libya’ya kadar uzandık, Türkiye’nin itibarını sarstık, şimdi sıra geldi Avrupa’ya Avrupa ile kavga ediyoruz. Çok açık ve net olarak Sayın Binali Yıldırım’a bir çağrıda bulunuyorum: Krizin yaşandığı gün Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuştuğunuz ifade edildi. Telefonla 8 kez neyi konuştunuz, ben bunu merak ediyorum. Umarım gizli değildir, çıkın millete anlatın, bunu bilmek zorundayız.

DEVLETİN PARASIYLA, UÇAĞIYLA, FORSUYLA, ARABASIYLA “EVET” PROPAGANDASI YAPIYORLAR

Değerli arkadaşlarım, devletin parasıyla, uçağıyla, forsuyla, arabasıyla “evet” propagandası yapıyorlar. Bir daha söylüyorum, devletin uçağıyla, devletin forsuyla, devletin arabasıyla, makam arabalarıyla “Evet” propagandası yapıyorlar. Bir de dönüp diyorlar ki  “Biz mağduruz.” Ya asıl mağdur olan biziz. Parayı siz kullanıyorsunuz, uçakları siz kullanıyorsunuz, arabaları siz kullanıyorsunuz, forsları siz kullanıyorsunuz dönüp diyorlar ki “Biz mağduruz” Asıl mağdur olan biziz. Siz, bizim paramızla bizim aleyhimize propaganda yapıyorsunuz.

YURT DIŞINDA VE YURT DIŞI TEMSİLCİLİKLERDE SEÇİM PROPAGANDASI YAPILAMAZ

Bakın değerli arkadaşlarım, işin bir başka yüzünü size anlatayım. 2008’de bu Meclisten bir kanun çıktı. Yurt dışında seçmenlerimiz, Türk vatandaşları nasıl oy kullanacaklar. 94’ün (a) maddesi, ilgili madde “Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, cumhurbaşkanı seçimi ve halk oylamasında oy verebilirler.” Güzel. “Yurt dışı seçmenler sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilirler.” O da güzel. “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.” Bir daha okuyorum: “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.” diyor. Devletin parasıyla, devletin uçağıyla gidiyorlar açıkça suç işliyorlar, kanunu bir tarafa bırakıyorlar, çıkardıkları kanuna uymuyorlar ve propaganda yapıyorlar. Bir de diyorlar ki “Biz mağduruz.” Kim mağdur arkadaşlar? Allah aşkına, kim mağdur?

18 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARINA MİLLETVEKİLLİĞİ VERECEKLER; ÖMÜR BOYU ASKERLİKTEN MUAF TUTACAKLAR

Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, emin olun inanarak söylüyorum, referandumda evet oyu çıkmasını en çok bu Avrupalılar istiyor, en çok bunlar istiyorlar. Niye böyle bir krize imkân veriyorlar? Gazetelerinde “Hayır oyu kullanın” diye manşet atıyorlar. Ne demektir bu? Evet oyu kullanın demektir bu. Ben, böyle uluslararası bir kriz çıktığında döner tarihe bakarım tarihte ne oldu diye. Bir tarih dergisi arkadaşlar, tarih dergisinin 84’üncü sayfasını açıyorum “Ne iyi ettiniz de parlamentoyu bertaraf ettiniz” diyor, başlık bu “Ne iyi ettiniz de parlamentoyu bertaraf ettiniz.” Bu laf ne zaman söylenmiş? 13 Şubat 1878’de, Osmanlı Meclisi Mebusanı kapatıldığı zaman Avrupalıların kullandığı cümledir bu cümle, parlamentoyu istemiyorlar. Bu lafı kim etmiş? Meclisi Mebusan tutanaklarında var değerli arkadaşlarım bunlar. Prens Bismarck şu açıklamayı yapıyor: “Ne iyi ettiniz de parlamentoyu bertaraf ettiniz. Sizin gibi tek milletten ibaret olmayan devletlerde parlamentonun faydasından ziyade zararı olur.” Hep söylüyorum ya, bir kişiyi ele geçirdiğinizde devleti ele geçireceksiniz bu anayasa değişikliğiyle. Bir kişiyi ikna ettiğinizde Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçireceksiniz.  Yıllar yılı bu hayal peşinde olanlar vardı, aynı tuzak hazırlanıyor. Sadece kendileri için değil, çocukları için de gelecek hazırlıyorlar. 18 yaşındaki çocuklarına milletvekilliği verecekler; ömür boyu askerlikten muaf tutacaklar, iki yıl milletvekilliği yaparsa ballı emeklilik aylığına hak kazanacaklar. Bunu da havuz medyasının bazı köşe yazarları “Kılıçdaroğlu bunu yanlış söylüyor” diye söylüyorlar. Açarsın bakarsın kanuna doğru mu söylüyoruz, yanlış mı söylüyoruz. Bu kadar ballı bir kaymağı manavın oğluna verirler mi? Bakkalın oğluna verirler mi? Vermezler, kendi çocukları için yapıyorlar. Şimdi, parlamentoyu fesih yetkisi veriyorlar.

MECLİSİ İŞLEVSİZ HÂLE GETİRİYORLAR, BÜTÜN YETKİYİ BİR KİŞİYE VERELİM DİYORLAR

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla hep beraber –söyledim, yine söylüyorum- düşüneceğiz sandığa giderken. Bakın, 1 Mart tezkeresini kimse unutmasın. 1 Mart tezkeresinde bir hükümet ikna edildi ama 1 Mart tezkeresi Parlamentoda görüşülürken Türkiye Büyük Millet Meclisi ikna edilemedi, Meclisin bu kadar önemi var. Şimdi Meclisi işlevsiz hâle getiriyorlar; yetkilerini elinden alıyorlar, bütün yetkiyi bir kişiye verelim diyorlar. Tarihte yaşadığımız bütün olumsuzlukları yeniden yaşamayalım. O olumsuzlukları aşmak için büyük bedeller ödedik, yeniden bedeller ödemeyelim.

Engin Özkoç, “Cumhuriyetimize, Meclisimize, memleketimize sahip çıkalım”

Engin Özkoç, “Cumhuriyetimize, Meclisimize, memleketimize sahip çıkalım”

CHP DURMUYOR

Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent, Söğütlü İlçe Başkanı Ertekin Sarı, il yönetimi ve partililer, Sakarya’nın Söğütlü ilçesinde bugün “hayır” çalışması yaptı.

Soğucak, Yeniköy, Fındıklı, Küçük Söğütlü, Aslanlar, Beş Değirmen köylerinde ve merkez mahallelerinde kapı kapı dolaşan CHP’liler, vatandaşlara, “Cumhuriyetimize, Meclisimize, memleketimize sahip çıkalım” çağrısı yaptı.

Halka anayasa değişikliğinin içeriğine ilişkin bilgi veren partililer, değişikliğe neden karşı çıktıklarını ortaya koyan, tehditlere dikkati çeken broşür ve kitapçıklar dağıttı.

Engin Özkoç, saha çalışmalarına ilişkin bilgi verirken, espirili bir değerlendirmede bulundu:

“Çalışırken sahada sadece kendi kitaplarımızı, broşürlerimizi değil, her şeyi kullanıyoruz. Mesela bugün kahve çalışmamızda “Neden Evet”  broşürlerini gördük masada. Yeni sistemde cumhurbaşkanına verilmek istenen yetkileri sıralamışlar; üst düzey kamu görevlilerini Cumhurbaşkanı atıyor; Cumhurbaşkanına bütçe hazırlama yetkisi veriliyor, kararname çıkarma yetkisi veriliyor, partisi ile ilişiği kesilmiyor, Meclis ve Cumhurbaşkanı seçimi aynı anda gerçekleşiyor. Hepsini alt alta yazmışlar. Okudum ve dedim ki vatandaşlarımıza evet aynen böyle. Peki siz var mısınız bunca yetkiyi tek bir insanın elinde toplamaya?

“KUL HİÇ ŞAŞMAZ MI, YANILMAZ MI!”

Kul hiç şaşmaz mı, yanılmaz mı! Bakkal dükkanının başına koyduğumuz adamı 30 kere kontrol ediyoruz, memleketimizi, insanımızı, çocuklarımızın geleceği emanet ettiğimiz insanı, hiç mi denetlemeyeceğiz, hiç mi sorgu sualimiz olmayacak. Bakın maddelere, bir tane denetime dair cümle bulabilecek misiniz.

Bir kişi düşünün ki yasa çıkarıyor, bütçe hazırlıyor, kamu kurum ve kuruluşlarını kurma, lavetme yetkisi bulunuyor, bütün kamu çalışanlarını atayabiliyor, yargının tepe noktasını elinde bulunduruyor ve bu kişi aynı zamanda hem partiyi hem ülkeyi yönetiyor.

Bunca güç, yetki, sorumluluk tek kişide toplanıyor. Bu kişiyi denetleyecek tek bir fren mekanizması da bulunmuyor.

Gelin böyle bir bilinmeze ülkemizi sürüklemeyin diyoruz. Anayasa değişikliğini kabul etmezsek, Türkiye’de sistem değişmeyecek. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis görevinin başında olacak. Bildiğimiz yoldan, demokrasinin yolundan çözüm bulalım, ülkemizi bu puslu günlerden yine hep birlikte çıkaralım diyoruz. Çağrımızın halkımızdaki karşılığını da görüyoruz. İnşallah, 16 Nisan’da “Hayır”lı sonuçlar alacağız”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Sakarya'da Moral Depoladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliği, sadece benim değil, sadece sizin de değil, 80 milyonun anayasası olacak. Bu anayasanın demokratik olması, bizim haklarımızı güvence altına alması lazım.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “8 Mart 5 Bin Kadın Buluması” sonrasında Sakarya’da kadınlarla birlikte yürüdü ve Kent Meydanında Atatürk Anıtına çelenk bıraktı.

Genel Başkan Yardımcıları Bülent Tezcan, Çetin Osman Budak, Tekin Bingöl, Milletvekilleri Gürsel Tekin, Enis Berberoğlu, Engin Özkoç ve Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse de yürüyüşe katıldı.

Yürüyüş sonrası “Kent Meydanı Toplantısı”nda konuşan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

Herkesin işi, aşı olsun istediklerini belirten Kılıçdaroğlu, “Benim gibi düşünmeyen insanların da özgürce düşüncelerini ifade edebilecekleri bir Türkiye istiyoruz. Onun için diyoruz ki, demokrasi kendimizi ifade etmenin en güzel yoludur. Ben farklı düşünebilirim, bir başka kardeşim farklı düşünebilir ama bir arada, aynı topraklarda yan yana gelmeli, konuşmalı, düşüncelerimizi birbirimize aktarabilmeliyiz.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, anayasa değişikliği referandumunun bir seçim olmadığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Meydanda ve otobüste partinin altı oku yok. Biz sadece ve sadece Türk bayraklarımızı taşıyoruz çünkü bir anayasa değişikliği öngörülüyor. Anayasa değişikliği, sadece benim değil, sadece sizin de değil, 80 milyonun anayasası olacak. Bu anayasanın demokratik olması lazım, bizim haklarımızı güvence altına alması lazım. Bu anayasanın ’tek adam anayasası’ olmaması lazım. Teklik, sadece ve sadece Allah’a mahsustur. Başka kimse ’Ben tekim, tek adamım.’ dememeli, diyememeli zaten. Bu anayasa değişikliği, işsizlik, terör, ekonomideki istikrarsızlık, çiftçi, esnaf, kadın cinayetleri sorununu çözecek mi? O zaman sorun şu; siz bu anayasa değişikliğini niye getiriyorsunuz?”

Yeni sistemde Başbakanlığın kalkacağına da değinen Kılıçdaroğlu, “Başbakanlığı neden kapatıyorlar, kaldırıyorlar? Bakan sayısını bilen var mı? Tamamen başkanın takdirine bağlı, isterse 50 isterse 100 bakan, isterse amcasının oğlunu bakan yapar, isterse dayısının oğlunu başkan yardımcısı yapar, kimi istiyorsa niteliklerini başkan belirleyecek. Siz buna evet diyor musunuz? Vallahi ben de ’hayır’ diyorum, böyle adaletsizlik olamaz.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, vatandaşların büyük bir kısmının anayasa değişikliğinde ne olduğunu bilmediğini, herkesin kendine göre bir karar verdiğini dile getirdi.

Kendisini dinleyenlerden bu söylediklerini, tek tek, ev ev, kapı kapı, park, cadde, sokak dolaşıp millete anlatmasını isteyen Kılıçdaroğlu, “Kavga etmeden, huzur içinde gönül rahatlığıyla anlatın çünkü bu mesele sadece benim meselem değil. Mesele Türkiye’nin meselesi. Türkiye’nin geleceği, evlatlarımız, bayrağımız, güzel çocuklarımız için birlikte çalışmak zorundayız ve bunları anlatmak zorundayız.” şeklinde konuştu.

Vatandaşlardan düşünerek sandığa gitmelerini, elini vicdanına koyup komşusuna, akrabasına, bir bilene danışmasını isteyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Hayır’ın hayrı vardır, ’evet’in vebali vardır. Eğer olaya böyle bakarsak Türkiye’yi hep birlikte aydınlığa çıkarmış oluruz. Oturmalıyız, konuşmalıyız, bu işin vebalini üstlenmemeliyiz. Çocuklarımıza şunu söylemeliyiz; ’Bizim önümüze böyle bir anayasa değişikliği geldi, bütün yetkileri bir adama verdiler, oturduk eşimle beraber konuştuk, gittik ’hayır’ oyunu verdik ve Türkiye’nin kurtuluşuna bizde imza attık, bunun içinde bizim de imzamız var.’ diyebilmeliyiz.”

-SAKARYA ESKİ İL BAŞKANI SELÇUK GEDİKLİ’NİN AİLESİNE TAZİYE ZİYARETİ-

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kent Meydanında yaptığı konuşma sonrasında Sakarya Eski İl Başkanı Selçuk Gedikli’nin ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Ziyarette Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent de yer aldı.

 

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, SAKARYA’DA DÜZENLENEN “8 MART 5 BİN KADIN BULUŞMASI”NDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bütün annelerin güldüğü bir Türkiye’yi özlüyoruz, çocuklarını huzur içinde okula gönderdiği bir Türkiye istiyoruz. Bütün annelerin çocuklarına iş bulduğu bir Türkiye istiyoruz, birinci ayağı buna ’hayır’ demekten başlıyor. Sevgili anneler, sandığa giderken, oyunuzu kullanırken düşünün. Elinizi vicdanınıza koyun, kendinizi, çocuklarınızı, ailenizi, bayrağınızı, vatanınıza düşünün” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sakarya İl Başkanlığınca Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen “8 Mart 5 Bin Kadın Buluşması”nda yaptığı konuşma şöyle:

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun diyorum. Hayatımda gördüğüm en güzel tablolardan birisi Sakarya’da gerçekleşiyor. Kadınlarımız burada, İl Başkanımız kadın, Kadın Kolları Genel Başkanımız konuştu, sizleri anlattı, sizlerin kaygılarını anlattı, sizlerin beklentilerini anlattı. Şimdi beni sessizce dinlemenizi istiyorum, düşünerek dinlemenizi istiyorum. Eğer bunu yapabilirsek daha güzel bir karara hep birlikte varmış olacağız.

BİR ÜLKENİN GELECEĞİNİ BELİRLEYEN TEMEL AKTÖR KADINLARDIR

Bir; anneliğin ne kadar önemli olduğu… Üniversite yıllarında eve gittiğimde başımı annemin dizine koyardım, ondan duyduğum huzuru hiçbir zaman duymadım. Emin olun anne bu kadar değerli bir evlat için ve annelerin değerini hepimiz çok iyi biliyoruz evlatlar olarak. Vefat ettiğinde dünyada yalnız kaldığımı sandım. Dayanacağım, derdimi anlatacağım bir anne bulabilir miyim diye. Ama bugün binlerce anne burada, hepinizin ellerinden öpüyorum.

İlk türküyü, ilk ninniyi annelerimizden duyduk. Ana diliyle başladık, annelerimizin diliyle Türkçeyi öğrendik. Onlar bize yanlış bir şey yaptığımız zaman hayır demesini öğrettiler, elimizi sobaya götürdüğümüzde hafif vururlardı “hayır bir daha sakın yapma” diye. Yanlış bir şey yaptığımızda yine hayır demeyi öğrettiler. Niçin? Bizim geleceğimiz için, bizi tehlikelerden korumak için. Bunun için yaptılar. Anneler bu kadar değerli. Yeri geldi çalıştılar, hani saçını süpürge etme deyimi annelerimizin deyimidir. Yemediler bize yedirdiler, içmediler bize içirdiler, giymediler bize giydirdiler evlatları daha güzel bir Türkiye’de yaşasın diye, daha iyi gelire sahip olsunlar, daha mutlu bir yaşam sürsünler diye dua ettiler, çalıştılar, çabaladılar, emek harcadılar. O nedenle anneler çok değerlidir.

Anneler, eğer siyasette ağırlığınız olursa o zaman Türkiye daha güzel bir Türkiye olacak. Eğer anneler siyasete daha fazla ilgi gösterirlerse o zaman Türkiye daha başarılı bir Türkiye olacak. Çünkü kadının sezgisi ve gücü erkekte yok. Kadın riski ve tehlikeyi daha önceden görebiliyor, hissedebiliyor, ama erkek bunu yapamıyor. O nedenle bir ülkenin geleceğini belirleyen temel aktör kadınlardır. Bu kadar değerlidir kadınlarımız.

ADALETİ SAVUNAN, HAKKIN VE ADALETİN ARKASINDA OLAN KADINDIR

Bugün ‘Dünya Kadınlar Günü’, hepimiz buraya Dünya Kadınlar Günü için toplandık. 1700’lü yılları düşünün Amerika’da, bir tekstil fabrikasında kadınlar işçi olarak çalışıyorlar. Ama çalışma şartları çok kötü, haklarını arıyorlar ama hakları teslim edilmiyor. Polis fabrikanın etrafını sarıyor ve kapıları kilitliyor, içerde yangın çıkıyor ve 120 kadın hayatını kaybediyor. O gün bugündür Birleşmiş Milletlerde kabul edildi, her 8 Mart Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Çünkü kadınlar bir yangın sonucu 120 arkadaşlarını toprağa verdiler.

Ve kadınlar, dünyayı yöneten kadınlar, dünyanın güzelliklerini haykıran kadınlar, dünyada barışı en çok savunan kadınlar ve adaleti temsil eden kadınlar. Bütün dünyada nereye giderseniz gidin elinde bir teraziyle bir kadını görürsünüz gözleri bağlı. O adalet dağıtır. Adaleti savunan, hakkın ve adaletin arkasında olan kadındır. Bugün 15 Temmuz sonrası 1 milyon aile mağdur edildi 1 milyon aile. Öyle kadınlar geldi ki, bir haftalık çocuğu anneden ayrılıyor. O annenin dramını kim yaşamaz bir haftalık çocuk anneye muhtaç, annenin sütüne muhtaç ama vermiyorlar. Çocuğu ayırıyorlar annesinden. Bu hak mıdır, bu adalet midir, bu insanlık mıdır? Bunu sorgulamamız lazım. İnsanları açlığa mahkum etmek, banka hesaplarına el koymak. Öyle aileler biliyorum ki, atıldılar, banka hesaplarına el kondu, aile lojmandan atıldı ve gidecek hiçbir yerleri yok iki küçük çocuğuyla. Biz eğer bu ülkede huzur istiyorsak, bu ülkede beraber yaşamak istiyorsak, bu ülkede düşüncelerimiz farklı olabilir, siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, yaşadığımız bölgeler farklı olabilir. Allah aşkına anneler söyler misiniz Karadeniz’de yaşayan bir anneyle Muğla’da yaşayan bir anne arasında fark olur mu? Diyarbakır’da yaşayan bir anneyle İstanbul’da yaşayan bir anne arasında fark olur mu? Anneler dünyanın her tarafında aynı şeyi söylerler, aynı türküyü söylerler, aynı ninniyi söylerler. Çocuklarını olabildiğince güzel yetiştirmeye çalışırlar. Tarlaya gidin, kırsalda erkeğinin yanında omuz omuza tarlada çalışır günün 24 saati, bu kadındır. Fabrikada çalışır, bu kadındır. 100 binin üstünde esnaf kadınımız var. Hayatın pençesinde, hayatın acımasız şartlarında ekmek kazanmak istiyor çocuklarına akşam helal ekmek göstermek istiyor. Ve bir annenin en büyük dramı eğer çocukları yetişmiş, hele hele bir de üniversiteyi bitirmiş, askere gidip gelen oğlu, üniversiteyi bitiren kızı veya liseyi bitiren kızı iş arıyor ve iş bulamıyorsa annenin acısını tarif edemeyiz. Anne bekler çocuğun eli ekmek tutsun, anne bekler güzel bir evlilik yapsın oğlu, kızı. Anne bekler torunlarım olsun, anne bekler evde huzur olsun, komşuda huzur olsun, mahallede huzur olsun, Türkiye’de huzur olsun. Bizim istediğimiz budur. Samimi söylüyorum bunları bir siyasi partinin, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak değil, bir annenin evladı olarak söylüyorum size, ülkesini seven, hiçbir ayrım yapmayan. Bize oy vermeyen anneye anne demeyecek miyiz, onun haklarını savunmayacak mıyız? Anneler, el üstünde tutuyoruz anneleri. İnancımıza bakalım annelere değer veriyor muyuz? Sevgili peygamberimiz ne diyor? “Cennet anaların ayakları altındadır” diyor. Bu kadar güzel bir söz kim tarafından söylendi? Sevgili peygamberimiz.

“HAYIR” DİYECEĞİZ, ÇÜNKÜ BİZ ÜLKEMİZDE DEMOKRASİ İSTİYORUZ

Geliyorum günümüze, anneler için çok şey söyleniyor. Peki annelerin acısı devam ediyor mu? Anneler gerçekten çocuklarına rahatlıkla iş bulabiliyorlar mı? Ellerine kına yakıp askere gönderiyorlar, annenin yüreği hop hop atıyor, televizyon izleyemiyor acaba bir şey oldu mu diye. Eksi 35 derecede doğu, güneydoğuda o dağlarda görev yapıyor. Oraya gittim ben. O askerlerle oturup karavanaları, yemeğimizi de birlikte yedik eksi 35 derecede. Büyük bir umutla vatanlarını bekliyorlar. Anneler de büyük bir umutla çocuklarının dönmesini bekliyor. Biz bu ülkede huzur istiyoruz, biz bu ülkede barış istiyoruz, biz bu ülkede birlikte yaşamak istiyoruz, biz bu ülkede ayrılık, gayrılık olmasın istiyoruz. Bu kadar acı, bu kadar derdimiz var. Ekonominin nereye gitti belli. El Bab’a gönderiyoruz çocuklarımızı, şehitlerimizin sayısı 70’i aştı. Bugün az önce El Bab’da oğlu şehit olan bir aileyi ziyaret ettim. Elbette ki acıdır, acıyı yaşıyorlar. Ama sonuçta yüreği yanan anne, yüreği yanan baba. Bizi ayırmak istiyorlar, kutuplaştırmak istiyorlar.

Diyorlar ki, “Kılıçdaroğlu niye kavga etmiyor?” Niye kavga edeyim? Annemden kavga yapmayı öğrenmedim, babamdan kavga yapmayı öğrenmedim. Annem de, babam da bana sevgiyi öğretti, güzelliği öğretti. Sevgi varken, barış varken, karşılaşmak varken, tokalaşmak varken, selamlaşmak varken niye kavga ediyoruz? Çıkıyor birisi diyor ki iktidar kanadından “hakaret ediyoruz yine kavga etmiyor.” Bu söylenecek laf mı? Niye kavga edelim? Benim de düşüncem var, benim gibi düşünmeyen insanlara da benim saygı göstermem lazım. Onlar benim gibi düşünmüyorlar diye ben onları suçlayamam. Eğer bu ülkede yaşıyorsak, hem benim için demokrasi gereklidir, hem benim gibi düşünmeyen insanlar için demokrasi gereklidir. Biz bu anayasa değişikliğine niye karşı çıkıyoruz? Demokrasi için karşı çıkıyoruz. Ben benim gibi düşünmeyen insanların da hakkını savunuyorum, hukukunu savunuyorum, adaletini savunuyorum. Bugün Türkiye’nin hapishanelerinde 150’nin üstünde gazeteci var. Ne yaptı gazeteciler? Yazı yazdılar. Bir insan yazı yazdı diye, düşüncesini açıkladı diye hapse mi atılır, tutuklanır mı? Hayır değil mi? Elbette hayır diyeceğiz. Neden hayır diyeceğiz? Çünkü biz ülkemizde demokrasi istiyoruz, ülkemizde insanca yaşamak istiyoruz, ülkemizde birlikte yaşamak istiyoruz, ayrılık, gayrılık ve kutuplaşma olmasın istiyoruz. Anlaştık mı? Güzel.

MİLLİ İRADE GERÇEK ANLAMDA TEMSİL EDİLECEKSE, YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI KALKMALI

Şimdi bize bir anayasa değişikliği getiriyorlar. Maddelerden birisi; 18 yaşında çocuk milletvekili olacak ömür boyu askerlikten muaf olacak. Şimdi sevgili anneler, Allah aşkına elinizi şöyle bir vicdanınıza üzerine koyun, sizin çocuğunuza, 18 yaşındaki çocuğunuza milletvekilliği kapılarını açacaklar mı? Hem 18 yaşında milletvekili olacak, iki yıl içinde emekli olacak, ömür boyu askerlikten muaf olacak. Sakaryalı döner ustasının çocuğu olacak bu mümkün mü? Mümkün değil. Peki kimin çocukları olacak? Ankara’daki beylerin çocukları olacak. Peki sizin çocuklarınız sevgili anneler? Eksi 35 derecede askere gidecek, El Bab’a gidecek. Size diyecektir ki, ne kadar güzel bir şey bir de çocuğunuz şehit oldu. E sen gönder çocuğunu oraya, o da şehit olsun. Madem bu kadar değerli, madem bu kadar övüyorsun sen de gönder çocuklarını oraya. Sözde bir tuzak kurmuşlar anayasa değişikliğinin içine 18 yaşındaki çocuk milletvekili olacak. Güzel olsun itirazımız yok. Niye ömür boyu askerlikten muaf? Sonra ne yapıyorlar? Milletvekili sayısını 600’e çıkarıyorlar. 450 neyinize yetmedi sizin? 550’ye çıkardınız şimdi 600’e çıkarıyorsunuz niçin? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp şunu söylesin bir Allah’ın kulu. Biz 600 milletvekilini şunun için yapıyoruz. Yok öyle bir şey. Milli irade temsil edilsin. Milli irade parlamentoda gerçek anlamda temsil edilecekse yüzde 10 seçim barajının kalkması lazım. O zaman Saadet Partisinden de, Vatan Partisinden de, Büyük Birlik Partisinden de, diğer partilerden de yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı meclise gelir. İtiraz var mı? Biz itiraz etmiyoruz onlar itiraz ediyorlar, onlar gelmesin diyorlar. Biz de diyoruz ki, gelsinler milli irade mecliste temsil ediyor. Gelsinler burada onlar da düşüncelerini söylesinler, onlar da konuşsunlar, onlar da tartışsınlar. Belki bizim bir eksiğimiz var.

BÜTÜN YETKİ BİR KİŞİYE VERİLEMEZ

Ve yine anayasa değişikliğiyle diyorlar ki, bütün yetkileri bir adama vereceğiz. Verelim mi? Sevgili anneler, size bize öğrettiniz. Belki size de anneleriniz öğretti akıl akıldan üstündür diye. Akıl akıldan üstündür, beşer şaşar, en kestirme yol bildiğin yoldur. Bunlar bize öğretildi. Bütün yetkiyi bir kişiye veriyoruz. Şimdi ailede bile önemli kararlar alınırken en azından karı koca bir araya gelirler, oturur konuşurlar şöyle bir karar alsak nasıl olur, şunu yapsak nasıl olur diye oturur konuşurlar. Bunların hiçbirisi olmayacak. Bir kişi her şeye yetkili olacak her şeye. Hem hakim olacak, hem kaymakam olacak, hem vali olacak, hem bakan olacak, hem Cumhurbaşkanı olacak, hem partinin Genel Başkanı olacak. Kabul mü? Bütün yetki bir kişiye verilemez. Tarihte de verilmemiştir, Osmanlıda da verilmemiştir. Sadrazam var en azından orada Başbakan pozisyonunda. Vezirler var en azından bakan pozisyonunda. Şimdi bunların tamamını kaldıracağız diyorlar. Bir kişiye yetkiyi vereceğiz o kişi her şeyi en iyi bilen kişi olacak diyorlar. Ya hata yaparsa? Hata yaparsa ne olacak? Faturayı biz ödeyeceğiz, hep beraber ödeyeceğiz faturayı.

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE HAYIR DİYECEĞİZ

O nedenle sevgili anneler söylüyorum, sandığa giderken, oyunuzu kullanırken düşünün elinizi vicdanınıza koyun, kendinizi düşünün, çocuklarınızı düşünün, ailenizi düşünün, bayrağınızı düşünün, vatanınızı düşünün. Bu cumhuriyet sıradan bir cumhuriyet değildir. Biz cumhuriyetimizi acıyla kurduk, kanla kurduk, gözyaşıyla kurduk. Binlerce şehidimiz var, gazilerimiz var cumhuriyeti kurarken. Nasıl olur da Mustafa Kemal Atatürk’e bile verilmeyen yetkiler şimdi bir kişiye verilmiş olacak. O nedenle hepimizin düşünmesi lazım sandığa giderken. Yetiyor mu bu? Hayır. Hayır yetmiyor. Niye yetmiyor? Benim sorumluluğum var mı? Var. Vatandaş Kemal olarak da var, bir partinin Genel Başkanı olarak da benim sorumluluğum var. Ama benim sorumluluğum kadar her annenin de sorumluluğu var. Çocuklarınızı seviyorsanız, ülkenizi, bayrağınızı seviyorsanız ki bunda hiçbir tereddüdümüz yok o zaman sizin de sorumluluğunuz var. Çocuklarımız için, onların geleceği için bu anayasa değişikliğine hayır diyeceğiz. Çocuklarımız için, onların geleceği için, mutlu bir Türkiye’de yaşamaları için, huzurlu bir Türkiye’de yaşamaları için hayır diyeceğiz.

BU DEĞİŞİKLİĞİN FRENİ YOK, BALATASI YOK

Size bir soru sormak isterim sevgili anneler. Nereye gideceğini bilmediğiniz bir arabaya çocuklarınızı bindirir misiniz? Nereye gideceğini bilmeyeceğiniz bir trene çocuklarınızı bindirebilir misiniz? Nereye gideceğini bilmeyeceğiniz bir uçağa çocuklarınızı bindirir misiniz? Anayasa değişikliğiyle nereye gideceğimiz belli değil. Peki freni olmayan bir kamyona biner misiniz? Freni olmayan bir otomobile biner misiniz? Freni olmayan bir otobüse biner misiniz? Bu yapılan değişikliğin freni yok, balatası da yok. Çünkü bir kişi her şeye yetkili. Bir kişi her şeye yetkiliyse Türkiye bir felakete doğru yelken açmış durumdadır. Sizin sorumluluğunuz var derken şunu kastediyorum. Siz biliyorsunuz neden hayır diyeceğinizi ama belki komşunuz bilmiyordur. Komşudaki anne bilmeyebilir, akrabanız bilmeyebilir, yakın köydeki bir kadın kardeşimiz bilmeyebilir, onlara gidip anlatmak zorundasınız, onları ikna etmek zorundasınız. Kavga etmeden, kutuplaşmadan, bilgiyle, birikimle, anne sevgisiyle, ülke sevgisiyle, bayrak sevgisiyle bunu anlatmanız lazım. O nedenle sizin göreviniz çok ama çok önemli. Anneler bu işi yüklendikleri andan itibaren Türkiye’nin tablosu değişir.

EVET ÇIKARSA, TÜRKİYE BİR DİPSİZ KUYUYA DOĞRU SÜRÜKLENMİŞ OLACAK

Bir şey daha söyleyip sözlerimi bağlayayım izin verirseniz. Huzurlu bir toplum değiliz, çok kutuplaştık. Neredeyse birbirimize selam vermeyeceğiz. Her şeyi bir kavga ortamına süratle çekiyoruz. Bundan özenle kaçınacağız. Her evde tencere kaynasın istiyoruz, her evde huzur, her evde bereket olsun istiyoruz. Eğer kadın varsa evde bereket vardır. Kadının elinin değdiği her şey bereketlidir. Böyle öğrendik, böyle gördük, böyle yaşadık. Eğer bir ülkede insanlar huzurlu mudur diye, insanlar mutlu mudur diye bakarsanız, bunun tek bir ölçüsü vardır bütün dünyada. Eğer o ülkede kadının yüzü gülüyorsa o ülkede huzur var demektir. Kadın düşünceliyse, kaygılıysa, endişeliyse o ülkede huzur yoktur. Şu anda Türkiye’de nereye giderseniz gidin ister doğuya, ister batıya, ister güneye, ister kuzeye. Anneler endişeli, anneler huzursuz, anneler kaygı içinde. O nedenle bütün annelerin güldüğü bir Türkiye’yi özlüyoruz. Bütün annelerin huzur içinde çocuklarını okula gönderdiği bir Türkiye istiyoruz. Bütün annelerin çocuklarına iş bulduğu bir Türkiye istiyoruz. Birinci ayağı buna hayır demekten başlıyor. Birinci ayağı en önemli ayağı budur. Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, Türkiye’de güçlü bir ekonomi olacak, Türkiye’de huzur olacak. Şunu söylüyorlar, efendim hayır çıkarsa kaos olur, hayır çıkarsa toplum gerilir, hayır çıkarsa kavga olur. Sakın bunlara inanmayın. Neden? Gayet açık söylüyorum, hayır çıkarsa Sayın Cumhurbaşkanı zaten yerinde, bir sorun yok. Sayın Binali Yıldırım Başbakan olarak yerinde bir sorun yok. TBMM yerinde, parlamento çalışıyor herhangi bir sorun yok. Biz parlamentoda çalışacağız, düşüncelerimizi ifade edeceğiz memlekette bir şey olmayacak. Niye kaos olsun, hangi gerekçeyle kaos? Ama evet çıkarsa, sonu belli olmayan bir yola Türkiye sürüklenmiş olacak bir dipsiz kuyuya doğru.

EMİN OLUN “EVET” DİYENLERİN ÇOĞU, SANDIĞA GİDİP “HAYIR” OYUNU KULLANACAK

Size bir soru; anayasa değişikliğinde başkanın kaç yardımcısı olacak bilen var mı? Ben de bilmiyorum. Niçin? İstediği kadar başkan yardımcısı olacak, 50, 100, 500, 1000 canı istediği zaman. Kimler başkan yardımcısı olacak, bu başkan yardımcılarının niteliği ne olacak bilen var mı? Belki bu taraf biliyordur bilen var mı? Emin olun ben de bilmiyorum çünkü tamamen başkanın keyfine bağlı. Mesela dayısının oğlunu yapabilir, amcasının oğlunu yapabilir, torununu yapabilir, herkesi yapabilir, askerlikten muaf da tutabilir. Peki böyle bir düzen hakça bir düzen midir? Adil bir düzen midir? O nedenle bana görev düşüyor, size de görev düşüyor birlikte çalışacağız. Sizin ikna yeteneğiniz benden çok daha yüksek. Oturacaksınız komşuya eğer kaygısı varsa, konuyu bilmiyorsa oturup anlatacaksınız, hep birlikte anlatacağız, beraber söyleyeceğiz, kavga etmeden, dövüşmeden, kırgınlık yaratmadan güzel dilimizle ki annelerin dili her zaman güzeldir. Annelerin şarkıları her zaman güzeldir. Annelerin ağıtları her zaman güzeldir. Bizim en büyük arzumuz anneler gözyaşı dökmesin. Anneler kendi ülkelerinde çocuklarıyla, eşleriyle birlikte huzur içinde yaşayabilsinler. Bütün mücadelemiz bunun üzerine.

Bakın, tek adam rejimi nerede vardı? Libya’da vardı. Kaldı mı? Libya diye bir devlet bile kalmadı. Irak’ta vardı bakın ne oldu Irak? Parçalandı hala iç savaş var. Suriye’de vardı ne oldu? Suriye’nin halini hep beraber görüyoruz, 4 milyon Suriyeli şuanda Türkiye’de.

O açıdan verilen her oyun ne kadar değerli olduğunu düşünün. Verilen her hayır oyu çok ama çok değerlidir. Türkiye için değerlidir, bayrağımız için değerlidir, çocuklarımız için değerlidir, vatanımız için değerlidir.

Söyledim, annemden kavgayı öğrenmedim, tam tersine “sakın kavga etme” derdi. Babamdan da öğrenmedim. Ama oturup konuşmayı, düşüncelerimizi birbirimize aktarmayı, uygarca tartışmayı elbette hepimiz arzu ederiz. Benim söylediklerime zaman zaman karşı taraftan itirazlar geliyor. Kendilerine şu teklifte bulundum Sayın Cumhurbaşkanına da, Sayın Binali Yıldırım’a da, Sayın Devlet Bahçeli’ye de. Niye biz de uygar insanlar gibi onların arzu ettikleri bir televizyon kanalında yan yana gelip konuşmuyoruz. Eğer ben yanlış söylüyorsam bana söylersiniz ben de öğrenmiş olurum. Ama siz yanlış yapıyorsanız e benden de dinlemeniz lazım, belki ben sizi ikna ederim. Öyle değil mi? Uygar insanlar gibi. Japonya’da olur, Fransa’da olur, Amerika’da olur, İngiltere’de olur, Hollanda’da olur. 1980 öncesi Türkiye’de de oluyordu niye şimdi olmuyor, hangi gerekçeyle olmuyor? Hatta şu teklifte de bulundum. Siz yarım saat konuşun bana 15 dakika yeter, ben 15 dakika konuşacağım. Size daha fazla süre versinler. Böylece vatandaşımız evinde oturup televizyon izlerken kimin doğru, kimin yanlış söylediğini öğrenmiş olacak. Buna cesaret edemiyorlar. Cesaret edebilirler mi? Peki soru şu; neden cesaret edemiyorlar? Onlar da biliyorlar ki biz doğruyu söylüyoruz. Onlar da çok iyi biliyorlar. Yapılan yanlışın onlar da farkındalar. Emin olun evet diyenlerin çoğu sandığa gidip hayır oyunu kullanacaktır. Ben bunu da gayet iyi biliyorum.

Hayırımız hayırlı olsun. Son birkaç cümle. Hayırın her zaman hayırlı olacağını unutmayın. Ama evetin vebali çok ağırdır. Sevgili anneler evetin vebali çok ağırdır. Türkiye’yi, çocuklarımızı sonu belirsiz bir alana itmiş olacağız. Onun için diyorum düşünelim, sandığa gidelim oyumuzu öyle kullanalım.

Hepinize şükran borçluyum, hepiniz sağ olun, var olun diyorum. Söyledim yine söylüyorum bütün annelerin ellerinden öpüyorum. Geleceğimiz, umudumuz güzel Türkiye’nin anneleri hepiniz sağlıcakla kalın, hoşça kalın, inşallah hayırlara vesile olur.

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, EL-BAB ŞEHİDİMİZ ÖMER AKKUŞ’UN AİLESİNİ ZİYARET ETTİ

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, El-Bab şehidimiz Ömer Akkuş’un ailesini ziyaret etti.

Şehidimizin Sakarya’nın Kaynarca İlçesi Uzunkışla Köyün’de yaşayan ailesini ziyaret eden Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Şehit Ömer Akkuş’un babası Mahmut Akkuş ile ikiz kardeşi Elif Akkuş’a taziyelerini bildirdi.

Ziyarette Genel Başkan Yardımcıları Bülent Tezcan, Çetin Osman Budak ve Tekin Bingöl ile Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, milletvekilleri Gürsel Tekin ve Engin Özkoç da hazır bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu"Adalet kutup yıldızı gibidir”

Adalet kutup yıldızı gibidir”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 5 yıl süreyle yargılanan ve geçtiğimiz hafta beraat eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve belediye bürokratlarını ziyaret etti. Yapılan operasyonlar ve açılan davayı “yanlışlıklar komedyasına” benzeten Kılıçdaroğlu, “Biz adalet istiyoruz. Soylu bir adalet, kutup yıldızı gibidir. O yerinde durur, bütün kainat etrafında döner” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret ederek 2 Mayıs 2011 tarihindeki operasyonla başlayan ve Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 130 sanığın yargılandığı davanın beraatla sonuçlanması nedeniyle “geçmiş olsun” dileklerini iletti.

Meclis Salonu’nda Büyükşehir bürokratlarına hitaben bir konuşma yapan CHP Genel Başkanı, “Biz adalet istiyoruz. Bu çok saygın bir kavramdır. Soylu bir adalet, kutup yıldızı gibidir. O yerinde durur, bütün kainat etrafında döner” dedi.

10 yılı aşkın süreyle vergi denetim elemanlığı yaptığını ve o dönemde kendilerine “Yanlış yapmayacaksınız, kimseyi mağdur etmeyeceksiniz” düsturunun öğretildiğini hatırlatan Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz böyle yetiştirildik. Bize dürüstlüğü, görevin nasıl yapılması gerektiğini anlattılar. Bunun adına kısaca ‘devlette liyakat’ diyoruz. İşin adalet boyutu ise çok daha önemlidir. Adaleti yok ederseniz, devleti yok edersiniz. Eğer başarılı bir belediye başkanını halkın gözünde küçük düşürmek için özel bir çabanın içine girerseniz, işte o zaman adaletsizlik kavramı ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

Yanlışlıklar komedyası

“İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız, başarılı bir belediye başkanı. İzmir Büyükşehir Belediyesi de Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kredi notundan daha yüksek kredi notuna sahip. Türkiye Cumhuriyeti gidip kredisini yüksek oranda alabilir ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı çok daha düşük faizle kredi alabilir. Üstelik teminat vermeksizin.. İzmir Büyükşehir Belediyesi sadece güçlü mü? Hayır! Hesapları da şeffaf.. Bunu yaptığı için bir belediye başkanı suçlanabilir mi? Başarısı gölgelensin diye bir belediye başkanı böyle bir operasyona tabi tutulabilir mi? Küçük siyasi hesaplarla bu tür tabloların ortaya çıkmaması gerekir. Bizi üzen noktada bu! Aynı olay Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızın başına da geldi. Biz adalet is tiyoruz. Bu çok saygın bir kavramdır. Soylu bir adalet kutup yıldızı gibidir. O yerinde durur, bütün kainat etrafında döner. Bağımsız yargı hepimiz için bir güvencedir. Bağımsızlığını yitirip bir siyasi partinin organı haline dönüşürse, adalet dağıtamaz. İzmir’de 6 yıl önce yaşanan dramı kimse unutamaz. Yüzlerce polis basıyor evleri.. Sabahın köründe.. Bütün odalar aranıyor ve siz komşularınızın gözünde bile ‘acaba bu suçlu mu?’ algısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu adaletsizlik değil mi? İlk operasyondan sonra buraya geldim. Başkanımıza ve ekibine güveniyorduk Hiçbir kuşku da duymadık. Sonunda beraat ettiler. Peki yaşanan acılar? Onlar nasıl tamir edilecek? Hapiste yatan arkadaşların, ailelerinin dramını kim giderecek? O dönemi yargılayanlar şimdi hapisteler. Ama o dönem iktidar onlara alkış tutuyordu. Liyakat esasına dayanan bir devletten yana olursak, bu ülkede sorun çıkmaz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni denetleyen denetim elemanları bizim standartlarımızda mı yetişti, yoksa belli bir cemaate üye olduğu için mi oraya geldi? Öyleyse, devlette liyakat sistemi yok demektir, çökmüş demektir. Yanlışlıklar komedyasını hep beraber gördük. İnsan hakları anayasal güvence altında olmak zorundadır. Sonuçta Sayın Başkan ve ekibini yürekten kutluyoruz. Ona ve ekibine yürekten inanıyor ve güveniyoruz. İzmir’i sadece Türkiye’ de değil dünyada önemli bir marka haline getirdiniz. Herkese eşit hizmet götürmek için çabaladınız. Bütün baskılara rağmen hizmette aksamanın olmaması, cesaretle görevlerin yerine getirilmesi de ayrıca çok güzel. Hizmetiniz daim, hizmetiniz baki olsun! Güzel İzmir’i Türkiye’nin aydınlık yüzü haline getiren, bunda emeği geçen bütün İzmirlilere yürekten teşekkür ediyorum.”

En büyük gücümüz, bize inanan İzmirlilerdi

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da, peşpeşe yapılan operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve uzun duruşmalarla geçen 6 yıllık zorlu süreci anlatırken o günleri adeta yeniden yaşadı. O sıkıntılı günlerde kendilerini ayakta tutan en büyük gücün “İzmirlilerin desteği” olduğunu söyleyen Başkan Kocaoğlu, “Hangi siyasi partiden olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, hangi bölgeden olursa olsun, bir Allah’ın kulu çıkıp da bize soru işaretiyle bakmadı. Aksine ‘Biz sana güveniyoruz, arkadaşlara güveniyoruz, belediyeye güveniyoruz; sen masumsun, devam et kardeşim’ dediler. Üst düzey bürokratlarımız içeride olduğu için, diğer arkadaşlarımız onların eksiklerini kapatabilmek amacıyla çok daha fazla çalıştı. Ve o kadar cesur davrandı lar” dedi.

Hayatında karakol nedir bilmeyen, mahkemenin önünden geçmemiş çalışma arkadaşlarının yaşadıklarını ömür boyunca unutmayacaklarını ve unutulmaması gerektiğini söyleyen Başkan Aziz Kocaoğlu, “Bugün dileğimiz odur ki, kimsenin başına haksız saldırı, haksız suçlama gelmesin. Ülkemiz bir an önce normalleşsin” şeklinde konuştu.

Meclis salonundaki konuşmaların ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun makamına geçen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, dava sürecinde tutuklu kalan Büyükşehir bürokratlarıyla sohbet etti. Sürecin mağdur bürokratlarından şair Halim Yazıcı da, cezaevinde yattığı günlerde yazdığı “Avluda Kuş Sesleri” adlı şiir kitabını Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na hediye etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, eski yöneticiler ve eski milletvekilleriyle buluştu.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da geçmişte parti kurullarında görev almış yöneticiler ve eski milletvekilleriyle buluştu.

Muğla Milletvekili Nurettin Demir" İşsizlik Türkiye'nin kanayan yarası"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 26. Dönem 2. Yasama Yılı  73. Birleşiminde Muğla’nın sorunları hakkında söz isteyen Muğla Milletvekili Nurettin Demir” Bodrum yarımadası içme suyu projesi, acil içme suyu projesinde maalesef, bugüne kadar Bakanlığın desteklemediği bir durum var. 500’e yakın patlama oldu ve Bodrum geçen sene susuz kaldı ve bu sene de susuz kalmayla baş başa çünkü Bakanlık bu konuda kulağını tıkıyor”

Muğla Milletvekili Nurettin Demir “Efendim, ben, Muğla’yla ilgili bugün bazı konulara değinmek istiyorum. Muğla’mız, biliyorsunuz, Türkiye’nin göz bebeği, herkes tabii ki Muğla’ya gelip yerleşmeye çalışıyor ama Muğla’mızın da ciddi sorunları var. Bunların en başında, Türkiye genelinde olduğu gibi işsizlik geliyor, maalesef işsizlik Türkiye’nin kanayan yarası. Bugün, her ne kadar yetkililer, Muğla’da işsizlik sorunu yok falan deseler de gerçekler, biliyorsunuz… İŞKUR’umuzun iyi çalışması, toplum yararına çalışmalar, iş yeri hekimliği gibi geçici, işsizliği absorbe eden politikalar nedeniyle maalesef bunlar gizleniyor ama daha bugün, buraya geldiğimden beri, en azından 10 kişinin iş istediğini belirtmek isterim.

Bunun yanında tabii ki özellikle turizmle ilgili… Turizm bölgesiyiz, biliyorsunuz, Türkiye’nin 2’nci turizm kentiyiz ama turizm bakanlarımız, 3 bakan geldi geçti ve maalesef hiçbiri de gelip bir Muğla’nın sorunlarıyla, turizm sorunlarıyla ilgilenmediler. Gerçi Türkiye’nin gerçekte turizmle ilgili büyük sorunları var. Maalesef bu yaz için çok ciddi alarm zilleri çalıyor, turizmde de çok kötü günler bekliyor, rakamlar yükselmiyor ve birçok şey iptal ediliyor. Gördüğümüz kadarıyla, aldığımız haberlere göre “cruise” turizmi de Türkiye’de şu anda göçmüş durumda. Kuşadası’na gelecek 42 sefer iptal edilmiş durumda. Bunlara şimdiden tedbir almak lazım ve çözüm üretmek lazım. Hükûmetin ve bizlerin de özellikle bu konuda tabii ki hep beraber tedbir almamız lazım.

Yatçılık konusunda çok ciddi sorunlar var. Kıyılarla ilgili çok büyük sorunlar var. Bunların en büyük nedenleri tabii ki Türkiye’deki güven, güvenlik sorunları ve belirsizlik ortamı. Bunların bir şekilde çözülmesi lazım. Ayrıca, tabii ki ilimiz de ülke genelinde olduğu gibi ciddi bir vergi yükü altında ezilmekte.

Şimdi, özellikle ulaşımla ilgili çok ciddi sorunlar var. Başta Göcek Tüneli; biteli altı ay, bir sene oldu. Bir önceki bakan söz vermesine rağmen, maalesef milletin parasıyla yapılmış olan tünelimiz kapalı. Bir çözüm bulunamadı, buna çözüm bulmak gerekir. Yöre milletvekillerini ve Hükûmeti de her zaman için bu konuda uyarıyoruz ama maalesef bir çözüm üretilemedi.

Tarımda da çok büyük sorunlar var. Tarım, biliyorsunuz, Muğla’da turizmden daha önce gelen bir sektör ama görüyoruz ki Muğla ayrıcalıklı bir il. Şöyle ayrıcalıklı: Zeytinyağı konusunda maalesef çok az bir para vermelerine rağmen destekleme primleri verilmedi yani diğer illere verilmesine karşın Muğla zeytincisi bu konuda mağdur ediliyor. Zaten halkalı leke hastalığından dolayı ürünler çok düşük olduğu için zeytincimiz perişan.

Arıcılık çok ciddi sıkıntılar yaşamakta. Kovan başına verilen 10 liralık destekleme bugüne kadar verilemedi ve arıcılarımız maalesef arıları besleyen şekeri de alamamış durumdalar. Niçin Muğla’ya böyle bir ayrıcalık yapıyorlar, onu iktidara sormak lazım. Bunun dışında, Orman Bakanı ve Tarım Bakanımızın da Muğla’ya yapılacak olan yatırımları desteklemediğini görüyoruz. Özellikle yarımadadaki sorunların giderilmesi, katı atık tahsis yerlerinin, çöplüklerin…

Maalesef, biliyorsunuz, geçen sene Bodrum’un büyük bir kısmı yangın geçirdi; buralarda revizyon yapılması, rehabilite edilmesi konusunda büyükşehrin istekleri karşılık bulamamakta ve önümüzdeki dönem belki de çok ciddi bir sorun yaşanacak. Özellikle Bodrum yarımadası içme suyu projesi, acil içme suyu projesinde maalesef, bugüne kadar Bakanlığın desteklemediği bir durum var. 500’e yakın patlama oldu ve Bodrum geçen sene susuz kaldı ve bu sene de susuz kalmayla baş başa çünkü Bakanlık bu konuda kulağını tıkıyor.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

Nurettin Demir,

Türkiye için, geleceğimiz için #hayır diyoruz. Bizler savaş meydanlarında düşmanı yenip, devlet kuran daha sonra seçim kaybettim, önemli olan demokrasi diyerek vakur ve onurlu Çankaya’dan inen İsmet paşanın torunlarıyız.

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, kalabalık

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, oturan insanlar

Dün akşam Seydikemer İlçemizde CHP Muğla İl Başkanımız Mürsel Alban ve CHP Muğla Milletvekilimiz Ömer Süha Aldan ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ‘Anayasa Referandumu ve Başkanlık Sistemi’ konulu panelde Seydikemerli hemşerilerimizle buluştuk.
‘Hayır’da hayır var dedik, vatandaşlarımıza yeni sistemin demokrasimizden neler götüreceğini anlattık.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Fethiye Denizatı restoranda aşçı Tahsin amcamız, partilimiz İsmet Camuz ve okul arkadaşım Mustafa Albay ile akşamüstü sohbeti.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ağaç, bitki, açık hava ve doğa

Güneşli bir kış gününde Köyceğiz ilçemizde hemşerilerimizi ziyaret ediyoruz. Ne yazık ki bu sene bu güzelim portakallar dalında kaldı. Yanlış politikalar yanlış sonuçlar doğuruyor.

Nurettin DEMİR
Muğla Milletvekili
Adres :TBMM Yeni Hizmet Binası Z.Kat 2 Nolu Banko Oda: Z057
Telefon :+90 (312) 420 57 48 +90 (312) 420 57 49
Faks :+90 (312) 420 21 75
E-Posta :nurettin.demir@tbmm.gov.tr
Web :http://www.nurettindemir.com
Nurettin Demir, 14 Nisan 1953’te Muğla Fethiye Göcek’te doğdu. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Gülsüm’dür.Tıp Doktoru, Öğretim Üyesi Prof. Dr.; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. SSK Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Araştırma ve Eğitim Hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlığını yaptı.

1992-1994 tarihleri arasında SSK Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği görevinde bulundu. Türkiye’nin ilk “Bilgi İşlem ve Hastane Otomasyon Sistemini” kurdu. 1989’da Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD’de doçent, 2000’de Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör oldu. 1998’de İzmir’in ilk özel tüp bebek merkezinin kuruculuğunu yaptı. 2008’de Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD öğretim üyeliğine ve 2009’da Tıp Fakültesi Kurucu Dekanlığına atandı. Yurt içi ve yurt dışında akademik yayınları ile yayınlanmış 2 kitabı bulunmaktadır.

İngilizce bilen Demir, evli ve 2 çocuk babasıdır.

 

Sakarya’da CHP Rüzgarı Esiyor

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 24 ve 26. Dönemden 20 milletvekili, Sakarya’nın 16 ilçesinde referandum çalışması yürütüyor.

İlçe başkanları, parti yöneticileri, kadın kolları ve gençlerin eşlik ettiği vekiller, halka “hayır” gerekçelerini anlatıyor.

Anayasa değişiklik paketinin içeriğiyle ilgili hazırladıkları yayınları da halka dağıtan CHP’liler, “barış, demokrasi, özgürlük için, memleket için Hayır” çağrısı yapıyor.

Çalışmalarına dün öğle saatlerinde başlayan CHP Milletvekilleri, önce bulundukları ilçelerdeki esnafı ziyaret etti. Kadınlarla birlikte ev ziyaretleri gerçekleştirildi, işçiler, köylüler, gençlerle biraraya gelindi. Milletvekilleri ilk günü, köy kahvelerindeki gece çalışmasıyla sona erdirdi.

CHP’liler, bugün ve yarın da gerçekleştirecekleri iki aşamalı çalışmayla, bölümlere ayırdıkları her ilçedeki her mahalleye girmiş olacaklar. Kentin tümünde hayır rüzgarı estirmeyi amaçlayan Cumhuriyet Halk Partisi, referandum süresince tüm gücüyle sahada yer almaya devam edecek ve rejim değişikliğiyle ilgili halka birebir bilgi vermeyi sürdürecek.

CHP Sakarya İl Başkanlığı’nın çalışması kapsamında Sakarya’da bulunan milletvekillerinin isimleri ve çalışma yürüttükleri ilçeler şöyle:

Hendek: 24. Dönem Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan

Adapazarı: 24. Dönem Ankara Milletvekili İzzet Çetin,

  1. Dönem Antalya Milletvekili Gürkut Acar

Arifiye: 24. Dönem Amasya Milletvekili Ramis Topal

Sapanca: 24. Dönem İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt

Kaynarca: 24. Dönem Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu

Karasu: 24. Dönem Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu

Geyve: 24. Dönem İstanbul Milletvekili Celal Dinçer,

  1. Dönem Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş

Pamukova: 24. Dönem Adana Milletvekili Ümit Özgümüş

Serdivan: 24. Dönem Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt,

  1. Dönem İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi

Erenler: 24. Dönem Manisa Milletvekili Hasan Ören

Kocaali: 24. Dönem Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan

Söğütlü: 24. Dönem İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli

Ferizli: 24. Dönem Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk

Akyazı: 24. Dönem Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ

Karapürçek: Kocaeli Milletvekili, PM üyesi Haydar Akar

Taraklı: Artvin Milletvekili, Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Uğur Bayraktutan

CHP'li Selin Sayek Böke "Demokrasiye hava kadar su kadar ihtiyacımız var"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke”Demokrasiye hava kadar su kadar ihtiyacımız var”

CHP Sakarya İl Danışma Kurulu Toplantısı Adapazarı Kültür Merkezinde (AKM) geniş katılımla gerçekleşti. Toplantıya CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan, CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, CHP Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent, partililer ve davetliler katıldı.

CHP2

CHP Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent açış konuşması yaptı  Taşkent  bu  güne  kadar yaptıkşarı çalışmaları anlattı.

EMEK HARCADIK
İl Danışma Kurulu Toplantısının açılış konuşmasını yapan CHP İl Başkanı Ayça Taşkent, “Görevde bulunduğumuz 1 yıl içerisinde CHP Sakarya İl Başkanlığı olarak gerek yürütmekte olduğumuz projelerimize gerekse Genel Merkez tarafından bizlere verilen görevlere çok büyük emekler harcadık” dedi.

YOL AYRIMI
Konuşmasının devamında İl Başkanlığına ve projelere destek veren CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’a teşekkür eden Ayça Taşkent, Türkiye’nin referandumla birlikte önemli bir yol ayrımına geldiğini ifade ederek, “Türkiye 15 yıldır AKP hükümetince düzgün yönetilmediği için krizden krize savrulmuş, dışarıda ve içeride terörle ve ekonomik sıkıntılarla boğuşur hale gelmiştir. Bugün ise kör, topal işleyen ve kusursuz olmayan demokrasimizi bile arayacağımız bir yola sürüklenmek istiyoruz. Meclisten geçirilen teklifle Türkiye çok önemli bir yol ayrımına getirilmiştir. Tek adam rejimi kurulmak ve Cumhuriyetin fiilen ortadan kaldırılması isteniyor. Bu sistem ülkemizi tek adam iradesine teslim etmek isteyen bir sistem değişikliğidir ve kabul edilemez” şeklinde konuştu.

CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan yaptı

CHP 21’inci İl Danışma Meclisi’nde konuşan Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı altında bir Başkanlık Sistemi konuşuyoruz. Doğan görünümlü Şahin arabalar gibi Cumhurbaşkanlığı görünümlü Başkanlık konuşuyoruz” dedi.

hur

İŞSİZLİK VE YOLSUZLUK
CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, “Ülke yangın yeri; terörle ve ekonomik sıkıntılarla boğuşuyoruz. İşsizlikle, yoksullukla boğuşuyoruz. Biz bunları konuşmamız gerekirken Başkanlık konuşuyoruz. Bir kişilik sevdayı ve hırsı konuşuyoruz. Yalan politika ve gerçek olmayan beyanlarla Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı altında Türkiye’ye yutturulmaya çalışılan Cumhurbaşkanlığı görünümünde bir Başkanlık Sistemi konuşuyoruz. Doğan görünümlü Şahin arabalar gibi Cumhurbaşkanlığı görünümlü Başkanlık konuşuyoruz” dedi.
ŞİDDET UYGULADILAR
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oylanan yeni Anayasa Paketi’nin geçmesi için Meclis’in Anayasa Meydan Muharebesi alanına çevrildiğini belirten Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, “Bir kişi istiyor diye maalesef tek adamın hırsını konuşuyoruz. Bu hırs yüzünden TBMM’deki görüşmelerde meclisi Anayasa Meydan Muharebesine çevirdiler. Öyle bir gözü dönmüşlükle bu Anayasa Paketini çıkarmaya çalıştılar ki; gözlerini hiçbir şeyden sakınmadılar. Hepimizi darp edebilecek kadar şiddet uyguladılar. TBMM’de çok ciddi bir mücadele verdik her şeye rağmen. AKP suç işlemeyi gerçekten çok sevdi, hatta ülkeye örnek olması gereken Bakanlar: ‘Sana ne lan suç işliyorum sana mı soracağım?’ dediklerine şahit oldu ve bıyıklı Yeliz’leri gördü, utanılacak fotoğraflardı bunlar” şeklinde konuştu.
MAĞDURU OYNADILAR
Yeni Anasaya görüşmeleri sırasında çıkan tartışma sonrası çekilen bir fotoğrafı katılımcılara gösteren Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, “Meclis’teki şiddetten nasibini alanlardan biriydim bende. Aslında en üzücü olan engelli Milletvekilimiz Şafak Pavey’in yaşadıklarıydı. Tüm bunlara rağmen sonrasında hiç utanmadan ve özür bile dilemeden mağdur olan bizken mağduru oynadı AKP’liler. Utanmadan engelli bir kadını darp edenlerin sanki saldırıya uğramış gibi orada kendi Milletvekilleri ile verdiği sahte mağdur pozudur bu elimdeki fotoğraf. Bu fotoğraf tüm Türkiye’ye Anayasa’nın bize ne getireceğini anlatıyor. Bize yeni Anayasa’nın ne getireceğini gösteriyor. Eğer bu rejim değişikliği gerçekleşirse kimlerin ne hayal ettiği ve nasıl bir Türkiye yaşatacaklarını gösteriyor bu fotoğraf” dedi.

HAKLI OLAN KAZANIR
Yeni Anayasa’da Cumhuriyetin yok olacağını ifade eden Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, “Yeni Anayasa’da tek bir kişiye ülkenin anahtarını teslim etmek var ancak Cumhuriyet, kuvvetler ayrılığı, hukuk ve yargı bağımsızlığı yok. Bizim içinde Cumhuriyet yoksa bu anayasa yok. Bizim ve çocuklarımızın geleceği yoksa bu Anayasa’da yoktur. Zulmü her kabul ediş daha büyüğünü doğurur, AKP’nin bu zulmüne son vermek bizim elimizde. Ben inanıyorum ki tüm partililerimiz bu zulme nasıl son verileceğini iyi biliyorlar. Tüm vatanseverler kolkola girerek bu varlık-yokluk savaşında kazanmak zorundayız. Meşru olan haklıdır ve haklı olan kazanır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Selin Sayek Böke, anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi durumunda demokratik cumhuriyetin sonunun geleceğini söyledi. Böke,”Eğer bu anayasa değişikliği gerçekleşirse Türkiye’de bildiğimiz anlamıyla demokratik cumhuriyetin sonu gelecektir. Demokrasi tamamen ortadan kaldırılacaktır.” dedi.

Başkanlık Sistemi’nin tek bir kişiye meclisi fesh etme yetkisi vermek olduğuna dikkat çeken Genel Başkan Yardımcısı Böke şöyle konuştu: “Ortaya konmuş olan anayasa değişikliği teklifinin bir rejim değişikliği teklifi olduğu açıktır. Konuştuğumuz kaygılar da bunun bir rejim değişikliği olduğunu açıkça karşımıza koyuyor. İster adı başkanlık olsun ister parlamenter sistem olsun. Demokratik rejimlerde olmazsa olmaz şeyler vardır. Bu rejim demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığını yok ediyor. Karşımıza çıkardığı şey bir tek adama bütün iktidarı teslim etmek ve bu tek adama sizlerin oylarıyla seçtiği vekillerin barındığı meclisi fesh etme yetkisi vermek. Tek bir kişi bizlerin kurduğu, bizlerin irademizi teslim ettiği egemenliği temsil eden meclisi fesh etme yetkisi veriyor.”

Genel Başkan Yardımcısı Böke, Başkanlık Sistemi’nin getirilmesiyle ülkenin düzenini tek bir kişinin inşa edeceğini ifade ederek, “400 milletvekilinin ancak onayıyla yüce divana gidilebilecek. Diyelim ki o 400 milletvekili bulundu ve yüce divana gidildi. O yüce divandaki 15 hakimin 12’sini Cumhurbaşkanı atayacak. Bu yetmiyor anayasa mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini HSYK’nın da 13 üyesinin 6’sını Cumhurbaşkanı atayacak. Tek bir kişi, sizin benim 80 milyonun hukukunu tarif edecek olan düzeni tek bir kişi inşa edecek. Ben benim sözüm olsun, sizin sözünüz olsun istiyorum.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, toplantıda yaptığı konuşmada, “Ekonomide son bir haftada açıklanan veriler ve yaşanan gelişmeler, ekonomik gidişatın vahametini ortaya koymaya devam ediyor. İktidarın, tüm sessiz kalma ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranma ısrarına rağmen, her gün ekonomimizin içinde bulunduğu kritik durumu ortaya koyan gelişmeler yaşıyoruz.

TÜİK’in bu sabah açıkladığı Ocak ayı enflasyon rakamı, son bir yılın yüksek enflasyonu olarak kayıtlara girdi. Ocak ayı enflasyonu, yıllık bazda yüzde 9.22’ye çıktı. Türkiye artık enflasyonda “çift hane dönemine” yeniden sürüklenmektedir. Bir yandan iktidarın yarattığı belirsizlik ve güvensizlik nedeniyle Türk Lirasında yaşanan değer kaybı, diğer yandan da enflasyonda yaşanan sürekli artış nedeniyle, artık 80 milyon olarak hepimiz daha fakiriz.

1923 ÖRNEĞİ VERDİ
Ülke yönetiminin 80 milyon vatandaşın ortak olduğu bir yönetim anlayışı ile gerçekleşmesi gerektiğini ifade eden Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, “Eğer bu anayasa değişikliği gerçekleşirse, Türkiye’de bildiğimiz anlam ile demokrasinin sonu gelecek ve demokrasi tamamen ortadan kaldırılacaktır. Oysaki demokrasiye hava kadar su kadar ihtiyacımız var. Sınırsız gücü olan iktidarlar yönetimleri keyfiyete bağlarlar, bu yüzden tek bir kişinin istediği olmamalı. Kuvvetler ayrılığı ve denetim mekanizması yoksa 1 kişinin keyfine teslim edilmiş 80 milyon insanın geleceği vardır. Biz 80 milyon insanın ortak olduğu bir yönetim istiyoruz. 1923’te herkesi dahil eden bir Türkiye Cumhuriyeti nasıl inşa edildiyse bugünde hep beraber ayağa kaldırılmış bir cumhuriyet mücadelesi vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Hafta başında açıklanan turizm verileri, Türkiye’nin sadece 2016 yılında turizm gelirlerinin yüzde 30’unu, yani üçte birini kaybettiğini ortaya koydu. Ekonomiye güven şu anda son 8 yıldan, yani 2009 kriz yılından bu yana, en düşük seviyesinde. Öte yandansa, ihtiyaçlarını gidermek için geliri yetmeyen vatandaşların zaten yüksek olan borç yükü artmaya devam ediyor. Kısacası geldiğimiz noktada, yabancı yatırımcıdan turiste, yerli üreticiden tüketiciye kimse ekonomiye güvenmiyor. Kapasite arttırılamıyor, katma değeri yüksek üretim yapılamıyor, turizmde gelir kaybı büyüyor, hayat pahalılaşmaya devam ediyor. 2014’ten beri yaşıyor olduğumuz ‘’Fiili Başkanlık’’ yarattığı işsizlikle, enflasyonla ve istikrarsızlıkla vatandaşa büyük bir ekonomik yük olmayı sürdürüyor.

Vatandaşın bu borç sarmalından çıkışı için belirsizliği ortadan kaldıracak, güven inşa edecek, istikrar sağlayacak yeni bir ekonomik ve hukuki yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu anlayışın biran önce hayata geçirilememesi halinde Türkiye sadece ‘’yatırım yapılamaz bir ülke’’ olmayacak, ülkemizde hayat hepimiz açısından ‘’nefes alınamaz’’ hale gelecek.

Bugün gelinen noktada kritik soru şudur: Türkiye, cebimizi eriten, mutfağımızı yakan, Türk lirasını değersizleştiren, ekonomik adalet ve özgürlüğü yok eden bu anlayışa mahkum mu? Türkiye ekonomisinin geleceği, iktidarın göz göre göre atmadığı adımlarla bir karanlık tünele sıkışmak zorunda mı? Yanıtı ise son derece açık ve nettir: Elbette ve kesinlikle HAYIR.Çocuğunuz, torununuz için her 3 gençten birinin ne okulda ne de işte olmadığı bir Türkiye gerçeğini zaten evinizde yaşıyorsunuz. Esasında bugün konuşuyor olmamız gerekenler bunları. Bugün konuşuyor olmamız gereken, emeğini verenin hakkını aldığı bir Türkiye olması. Bugün konuşuyor olmamız gerekenler pazara gittiğimizde kaygı ile değil yapacağımız yemeğin tadını düşünerek alışveriş yapacağınız huzurlu ve rahat bir Türkiye’nin inşası olmalı. İlk olarak karşımıza çıkardığı şey esasında tek bir adama bütün iktidarı teslim etmek. Meclisi bizlerin kurduğu, irademizi teslim ettiği, egemenliği temsil eden meclisi fesh etme yetkisi veriyor. Öyle ki yasama ve yürütmeyi tek bir kişiye tek elden teslim ediyor. Eğer bu anayasa değişikliği gerçekleşirse Türkiye’de bildiğimiz anlam ile demokrasinin sonu gelecektir. Demokrasi tamamen ortadan kaldırılacaktır. Oysaki demokrasiye hava kadar su kadar ihtiyacımız var” dedi.

ch2 chp1 chp2 chp3 chp4 chp5 chp6 chp8 chp9 chp10 chp11 chp12 chp13 chp14 chp15 chp16 chp17 chp18 chp19 chp20 chp21 chp22

Referandum hakkında da açıklamalarda bulunan Böke, “İnsana hayatını ucuz kılan ama yaşamı bize pahalı kılan bir düzen demek. Biz zaten iki buçuk yıldır bize getirilmiş olan bu anayasa teklifinin ne yaşatacağını gördük, biliyoruz. Ne yaşayacağımız aşikar, oysa biz Türkiye için bambaşka bir şey hayal ediyoruz. Mücadelenin sonu değil başlangıcıdır bu referandum. Bu referandumdan hayırlı sonuçlar çıkardıktan sonra bizim umutlu, o özgüvenli, dışa dönük, kendisinin gücünü bilen ve gücünü hoyratça değil, bir barış iklimi yaratmak için kullanan Türkiye inşa etmek istiyoruz biz” diye konuştu.

Konuşmaların ardından kurul toplantısı basına kapalı şekilde devam etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeni Yıl Mesajı yayımladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeni Yıl Mesajı yayımladı.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Yeni Yıl Mesajı şöyle:

“2016 yılını, demokrasi, hukuk, ekonomi, eğitim, iç güvenlik ve dış politika alanında yaşadığımız zorluklarla tamamladık. Ancak biliyor ve inanıyoruz ki her yeni yıl umutların tazelendiği, yepyeni bir başlangıç demektir. Bizi, huzurlu ve mutlu bir geleceğe taşıyacak yeni bir yolculuk başlıyor. Çünkü biz, “İmkânsız” denilenlerin mümkün, “hayal” denilenlerin gerçek olduğunu gösteren bir tarihe sahibiz.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Anadolu’nun yaşadığı en umutsuz dönemde yaptığı “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararlığı kurtaracaktır” çağrısının yol göstericiliğinde yürüyeceğiz. Demokrasi, hukuk, özgürlük ve eşitlik mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Türkiye’yi birinci sınıf demokrasiyle hep birlikte taçlandıracağız. Tevkif Fikret’in yaklaşık 115 yıl önce anlattığı ve günümüzde benzerini yaşadığımız “Sis’i” dağıtacağız. 2017 yılını, ülkemiz ve bölgemiz için gülümseyerek hatırlanacak bir yıl kılacağız.

kilic

Bu duygu ve düşüncelerle bütün vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyor, 2016 yılında başta şehitlerimiz olmak üzere kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; 2017 yılının ülkemize, bölgemize ve tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini diliyorum.

Saygılarımla,”

ÖZGEÇMİŞ

Kemal Kılıçdaroğlu, 1948 yılında Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde doğdu, ilk ve ortaöğrenimini Erciş, Tunceli, Genç, Elazığ gibi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptı. Yükseköğrenimini yapmak için girdiği Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden (Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) 1971’de mezun oldu. Lisans öğrenimini tamamladığı 1971 yılında, girdiği hesap uzman yardımcılığı sınavının ardından Maliye Bakanlığı’nda göreve başladı. Daha sonra hesap uzmanı olan Kılıçdaroğlu, bir yıl Fransa’da kaldı. Hesap uzmanlığını 1983’e kadar sürdürdü ve aynı yıl Gelirler Genel Müdürlüğü’ne atandı. Burada önce daire başkanı olarak görev aldı, daha sonra aynı kurumun genel müdür yardımcılığını yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu 1991 yılında Bağ-Kur’a atandı. Burada genel müdürlük yapan Kılıçdaroğlu, 1992 yılında da Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’ne geçti. Daha sonra kısa bir süre Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcısı olarak görev yaptı. 1994 yılında Ekonomik Trend dergisi tarafından “Yılın Bürokratı” seçildi. Kemal Kılıçdaroğlu, 1999’un Ocak ayında kendi isteğiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’nden emekli oldu. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarında Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonu’na başkanlık eden Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde de bir süre ders verdi. Daha sonra Türkiye İş Bankası’nda yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi 22. dönem için yapılan 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimleri’yle Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili olarak Meclis’e girdi. CHP Merkez Yönetim Kurulu’nda görev alan Kemal Kılıçdaroğlu 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimleri’nde de İstanbul’dan 23. dönem milletvekili seçildi ve Genel Başkanlığa adaylığını açıklayıncaya kadar CHP Grup Başkanvekilliği görevinde bulundu. 22 Mayıs 2010 tarihinde yapılan 33. Olağan Kurultayında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı seçildi.