kategori Arşivleri: Hak ve Huzur Partisi

Oya Çiğdemal Kurban Bayramı Mesajı Yayınladı

Hak ve Huzur Partisi Ankara İl Başkanı Oya Çiğdemal  Kurban Bayramı Mesajı  Yayınladı

Hak ve huzur Partisi Ankara İl Başkanı Oya Çiğdemal; “Birlik ve beraberlik mefhumunun büyük bir anlam taşıdığı bu günlerde, Türk Milleti olarak bir bütün halinde karşıladığımız bu bayramın, milli birliğimize güç katması ve ülkemizdeki kutuplaşmalara son vermesi Yüce ALLAH (c.c)’tan öncelikli temennimizdir.

Bayramlar; dayanışmayı, yardımlaşmayı, kenetlenmeyi ve ortak duygularda buluşmayı sağlayan yegâne yollardan biridir. Ecdadımızdan devraldığımız milli değerlerimizi; manevî bilincimizin desteğiyle sevgi ve kardeşlik bağlarıyla güçlendirerek gelecek nesillere taşımak en büyük ve en mühim görevimizdir.

Ortadoğu başta olmak üzere Dünya’nın çeşitli yerlerinde soydaşlarımız ve dindaşlarımız zulümler görürken , garipler açlıktan can çekişirken, duamızda olanlar için fazlasını yapamamanın hüznü ile mazlumların hür olacağı kutlu günlerin yakın olmasını ALLAH (c.c)’dan niyaz ediyorum .

Mazluma umut, zalime korku olan aziz vatanımızın üstünde ay-yıldızlı bayrağımızın inmemesi için her şeyini feda eden, kalleş saldırılar sonucu şehit düşen askerlerimizin, polislerimizin acılı aileleri başta olmak üzere, Kıymetli Ankara hemşerilerimizin, Aziz Türk Milletinin ve İslam âleminin mübarek Kurban Bayramını kutlar. Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne, mazlum diyarların hürriyetine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Hak ve Huzur Partisi Ankara İl Başkanı Oya Çiğdemal

Yüreği Vatan aşkıyla çarpan nice gençler yetiştirmek için, Vatanına Milletine, Dinine Devletine Sadakatle Bağlı Nesiller İçin, Eğitim Öğretim Gören Öğrencilerimize Katkıda Bulunmak adına, Hak Ve Huzur Partisi Ankara İl Başkanlığı olarak kıymetli hemşerilerimizin Yüce ALLAH (c.c)’ın kurban ibadetlerimizi dergâhı İzzetinde kabul buyurmasını dilerim” ifadelerini kullandı

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Hatay'da

Hak ve Huzur  Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ  Hatay’da

Hak ve Huzur  Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ,Genel  Başkan Yardımcıları  Necla Bakan,Hilmi  Yolcu,İzzet KARAÇALI Hatay  İl Teşkilatının  çalışmalarını yerinde  incelediler.

Hak ve Huzur  Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Barış , Kardeşlik ve Hoşgörü Kenti  “Hatay İlin Merkezi Antakya,Belen, Dörtyol, Erzin, İskenderun ,Kırıkhan, Kumlu,Reyhanlı, Yayladağı ilçelerinde incelemelerde  bulundu.

Hatay İl  Başkanı  Adnan  SAZ  İl Merkezinde  İhracat yapan Entegre Tesisleri gezdirdi ve  Yöre  halkında  bilgi  verdi.

Turistik yerleri gezdikten  sonra  Suriye  Sınır  Kapımız  Cilvegözü Sınır Kapısını  ziyeret   ettiler.

Son durum halkında  bilgiler  aldı Hak ve Huzur  Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ  Kumlu’da  Kahve  Molası verdi. Kırıkhan  İlçesinde Halkla  buluştu.

 

Seyit YETİK 30 Ağustos Zafer Bayramını Kutladı

 Seyit YETİK  30 Ağustos Zafer Bayramını Kutladı
Hak ve Huzur Partisi Genel Başakan Yardımcısı Seyit YETİK  30 Ağustos Zafer Bayramının, mazlum bir milletin vatan ve millet sevgisiyle kurtuluş mücadelesini tarihe altın harflerle nakşettiği bir kahramanlık destanı olduğunu söyledi.
Hak ve Huzur Partisi Genel Başakan Yardımcısı Seyit YETİK30 Ağustos Zafer Bayramının 95’inci yıl dönümü nedeniyle kutlama mesajı yayımladı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 95 yıl önce Dumlupınar’da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesinin, işgalci düşman kuvvetlerinin vatan topraklarından sökülüp atılması açısından tarihi bir dönüm noktası olduğunu anımsatan YETİK , mesajında şu görüşlere yer verdi.


“Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kazanılan bu şanlı zafer, Kurtuluş Savaşının askeri safhasının tamamlanarak, diplomatik mücadele döneminin başlamasını sağlamıştır. 30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruzla başlayıp, 1 Eylül 1922’de Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir. İleri!” emri sonrası düşmanın denize dökülmesiyle neticelenen bu büyük zafer, genç Türkiye Cumhuriyetinin temellerini de sağlamlaştırmıştır. 95 yıl önce Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında kazanılan bu zafer aynı zamanda, emperyalist güçler tarafından ezilen tüm mazlum haklar ve devletler içinde bağımsızlık yolunda bir ilham ve umut kaynağı olmuştur. Yüreği vatan ve millet sevgisiyle kavrulan yiğit ecdadımızın, canları ve kanları pahasına kazandıkları bu şanlı zaferin haklı gururunu ilk günkü heyecan ve ruhla yaşıyoruz.

Atalarımızın bizlere emanet ettiği bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini ebediyen korumak, yaşatmak ve muasır medeniyetler seviyesine taşımak, bu topraklarda yaşayan tüm vatandaşlarımızın ortak sorumluluğu ve yegane görevidir. Bu duygular içerisinde 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bizlere bu zaferi armağan eden istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü için canlarını seve seve veren aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi, rahmet ve minnetle anıyorum.”

Hak ve Huzur Partisi Sakarya İl Başkanı  Seyit Yetik  Oldu

Hak ve Huzur Partisinde    Seyit Yetik  Sakarya İl Başkanlığını üstlendi.Yönetim Kurulu Seyit YETİK, Necla  BAKAN, Sayime PARLAR, Kamil Bilgi , Rıza SARIOĞLU, Ramazan Durmuş,Kamil Hasanoğlu ‘ndan oluştu.

İnsan Merkezli Siyaset

Seyit Yetik”İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.”

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Sakarya ilinin Tarım üreticileri ile bir araya geldi

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Sakarya İl Başkanı İşadamı Seyit Yetik,Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Necla Bakan Sakarya İlindeki Tarım Topraklarına olan baskıyı yerinde incelediler.Uzmanlarla ve çiftçilerle görüştüler.Evren Mahallesinde Patates üreticilerin ile birlikte Patates Hasatında bulundular

Nayıf Çelebi ‘den Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı

Nayıf Çelebi ‘den Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı
Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
İslam Âleminin Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten  Nayıf Çelebi “Manevi huzurla idrak ettiğimiz, bir bütünün parçası olduğumuzu anlamamıza vesile olan, 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayını, elimizdeki maddi zenginliği, dilimizdeki güzel söz ve dileği, gönlümüzdeki sevgiyi herkesle paylaşarak yaşayıp, Ramazan Bayramına ulaşmış bulunmaktayız. Sevinmek kadar sevindirmenin de büyük önem taşıdığı bu özel günlerde, nefsimizin ve bencilliğimizin bizi yönlendirmesine fırsat vermeden kırgınlıkları, dargınlıkları zihnimizden ve davranışlarımızdan söküp atmalıyız”
“Büyük Türk Milletinin en güzel hasletlerinden olan, yardım etmek, kim olursa olsun hiçbir ayrım gözetmeksizin güçsüzün, muhtacın yanında olmak anlayışıyla, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın da gereği olarak yoksul, kimsesiz, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek, bitap düşmüş yürekleri onarmalı, yetimlerin, gariplerin, kimsesizlerin tebessümüyle, bayram sevincimize onları da ortak etmeliyiz” dedi.

Şanlıurfa  İl Başkanı Nayıf Çelebi  son 2 yılda Türkiye’nin çok zor badireler atlattığını vurgulayarak, “Ramazan Bayramının birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin kenetlenmesine vesile olmasını diliyorum” dedi.
“ Unutmamalıyız ki; bu güzel bayramı, bugün ülkemizde huzur içerisinde yaşayabilmemizi, mukaddes değerleri uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. En değerli varlıklarını bu vatan için feda eden şehitlerimizin aileleri, hepimize emanet ve başımızın tacıdır. Bu duygu ve düşüncelerle; Şanlıurfa halkının, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla kutluyor, bayramın tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur getirmesini temenni ediyorum” dedi.

HAK VE HUZUR PARTİSİ

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar, yemek yiyen insanlar, masa, yiyecek ve iç mekan

Doğan OCAK ‘dan Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı

Doğan OCAK ‘dan Ramazan Bayramı Kutlama Mesajı
Hak ve Huzur Partisi Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK  İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK   İslam âleminin Ramazan Bayramını kutlayarak birlik ve beraberlik içerisinde sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesini diledi.
İslam Âleminin Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten  Doğan OCAK  “Manevi huzurla idrak ettiğimiz, bir bütünün parçası olduğumuzu anlamamıza vesile olan, 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayını, elimizdeki maddi zenginliği, dilimizdeki güzel söz ve dileği, gönlümüzdeki sevgiyi herkesle paylaşarak yaşayıp, Ramazan Bayramına ulaşmış bulunmaktayız. Sevinmek kadar sevindirmenin de büyük önem taşıdığı bu özel günlerde, nefsimizin ve bencilliğimizin bizi yönlendirmesine fırsat vermeden kırgınlıkları, dargınlıkları zihnimizden ve davranışlarımızdan söküp atmalıyız”
“Büyük Türk Milletinin en güzel hasletlerinden olan, yardım etmek, kim olursa olsun hiçbir ayrım gözetmeksizin güçsüzün, muhtacın yanında olmak anlayışıyla, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın da gereği olarak yoksul, kimsesiz, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek, bitap düşmüş yürekleri onarmalı, yetimlerin, gariplerin, kimsesizlerin tebessümüyle, bayram sevincimize onları da ortak etmeliyiz” dedi.

Sakarya  İl Başkanı Doğan OCAK  son 2 yılda Türkiye’nin çok zor badireler atlattığını vurgulayarak, “Ramazan Bayramının birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin kenetlenmesine vesile olmasını diliyorum” dedi.
“ Unutmamalıyız ki; bu güzel bayramı, bugün ülkemizde huzur içerisinde yaşayabilmemizi, mukaddes değerleri uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. En değerli varlıklarını bu vatan için feda eden şehitlerimizin aileleri, hepimize emanet ve başımızın tacıdır. Bu duygu ve düşüncelerle; Sakarya halkının, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla kutluyor, bayramın tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur getirmesini temenni ediyorum” dedi.

HAK VE HUZUR PARTİSİ

İnsan Merkezli Siyaset

İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

Yeni Siyaset

Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

Necla Bakan “Esnaf zor durumda, Bu gidiş, iyi bir gidiş değil”

Necla Bakan “Esnaf zor durumda, Bu gidiş, iyi bir gidiş değil”

Hak  ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Necla Bakan, esnafın durumunun kötü olduğunu belirterek, “Zordaki esnaf herşeyini satıp borçlarını kapatmaya çalışıyor. Bu gidiş, iyi bir gidiş değil” dedi.

Yaşanan ekonomik kriz sonrasında özellikle banka ve esnaf kredileriyle ayakta durmaya çalışan küçük esnafın borç batağına sürüklendiğini ileri süren Necla Bakan, paranın maliyetinin çok yüksek olduğu için esnafa ucuz kredi sağlamadığını savundu. Bakan,”Esnaf kuruluşlarının durumu da aynı. Ucuz kredi bulamayan, dövizle borçlanıyor ki, bu daha da kötü. Esnaf herşeyini satıp borçlarını kapatmaya çalışıyor. Bu gidiş iyi değil. Ülke ekonomisine en büyük darbeyi göç vurmuştur. Göçle birlikte çok ciddi ekonomik kayıplara uğrayan Ülke  insanı için , bu kan kaybını engelleyecek çözümler üretilmedir. Alternatif yatırım alanları oluşturarak istihdam yaratılmalıdır”

AVM’ler küçük esnafı bitiriyor

Büyük alışveriş merkezlerinin çoğalmasıyla birlikte küçük esnafın sıkıntısının daha da arttığına dikkat çeken sendika temsilcileri, AVM’lerin bir an önce şehrin dışına çıkarılması gerektiğini belirttiler.

Küçük esnafın maddi anlamda çok büyük zararlar gördüğünü vurgulayan Bakan, büyük alışveriş merkezleri ve marketlerin mahallelerde kalması halinde başta bakkallar olmak üzere birçok iş yerinin kapatmak zorunda kalacağını vurguladı.

AVM’lerin esnaflar için çok zararlı olduğunu dile getiren Hak  ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Necla Bakan “AVM’ler, şehir merkezinde olduğu için küçük esnafa zarar veriyor. AVM’ler küçük esnafı resmen bitirdi. AVM Çalışma saatleri uzun, esnafın saatleri kısa. Rekabet çok olduğu için büyük marketler esnafın  sattığı  bazı ürünleri aldığı fiyata satabiliyor. AVM’ler ürünleri toptan ucuz getirip satıyor ama esnaf gibi küçük esnafların öyle bir imkânı yoktur. Müşteriler de hep markete gidiyor. Esnaf Para kazanamadığı için giderleri  karşılarken zorlanıyor.”

Necla Bakan ‘dan Kutlu Doğum Haftası Mesajı

Necla Bakan ‘dan Kutlu Doğum Haftası Mesajı
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımsısı Necla Bakan , Kutlu Doğum Haftası nedeni ile bir mesaj yayınladı.
Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımsısı Necla Bakan ‘ın mesajında; “Tüm insanlığa kurtarıcı olarak gönderilen Peygamber Efendimiz bizlere sevgiyi, kardeşliği, insanlara iyilik yapmayı, ahlaklı ve dürüst olmayı, adaletli davranmayı öğütledi. ‘Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’ hadisiyle tüm insanların birbiriyle kardeşçe yardımlaşmanın, ‘İki günü birbirine eşit olan zarardadır’ hadisiyle de insanlığın huzuru için çalışmanın ve ilerlemenin önemini bizlere hatırlattı. İnsanlığın huzur içinde yaşayabileceği bir dünya için temel insani değerleri ortaya koyan Yüce Peygamberimizin doğumu, tüm insanlık için karanlıktan bir kurtuluş ışığı olmuştur” dedi.

Necla Bakan; “Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz aracılığıyla insanlığa indirilmiş ve tebliğ edilmiştir. Hazreti Muhammed (S.A.V.), bütün insanlık için örnektir. Peygamberimiz, hayatı boyunca rahmet, sevgi, hoşgörü ve adalet gibi tüm erdemli değerleri kişiliğinde toplamıştır. Ebedi hayatımızda onun şefaatine mazhar olmamız dileğiyle, Kutlu Doğum Haftasının Sakarya’lı hemşerilerime ve tüm İslam Alemine hayırlara vesile olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

Hak ve Huzur Partisi İstişare Toplantılarına Sakarya'da Devam etti

Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ Sakarya’da
Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ 39 ilde yapılması planlanan toplantılardan ilkini yapmak üzere Sakarya’ya geldi

ADA Edessa Baklavalarının Tadı Damaklarında Kaldı

ADA Edessa Baklavaları Üretim Tesislerinin ziyaretçileri Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ ile Genel Başkan Yardımcıları Necla BAKAN Oldu. Şanlıurfalı işletmecilerin başarılı çalışmalarını yerinde gören Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ ile Genel Başkan Yardımcıları Necla BAKAN, Üretilen birbirinden farklı Baklavalardan tattılar ve çok memnun kaldılar

Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ ‘a Sakarya ilinde Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN,, İle birlikte İstişare toplantısı, İskenderiye’nin Açılışı,Esnaf ziyareti gerçekleştirdi

Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ 18 Mart Çanakkale Zaferi günü Yazarı Ali Çetinkaya Adı Duyulmamış Kahramanlar Kitabını inceleme fırsatı buldu

   

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN, Sakarya İline gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ ,İle birlikte İstişare toplantısı, gerçekleştirdi.

 

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN Çalışmaların Hızlanması bizleri sevindirdi.Partinin Hem üst düzey yöneticileri heö üye bazında olan Tüm partililer el ele gönül gönüle istişare kültürünü ortaya koyarak çalışma kararı aldık.Bu iş gönül işidir.Sakarya ilimize gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , ‘la istişaraler yaptık.Esnaf ziyareti yaptık.Bir işletmemizin açılışında bulunduk.Baklava Üretim tesislerini ziyaret ettik. Sakarya ilinin Başarılı Sivil Toplum önderi Ziraat Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu ile Tarımdaki son durumu değerlendirdik.

               

Sakarya İline gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ Yağmur Oyuncak’ı ziyaret etti İşletme sahibi Arzu Öztürk’e esnafın durumunu sordu         

Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN,  Sakarya ilinde İmar’da Mağdur vatandaşlarla görüştü. Özellikle Kaynarca SINIRLARI İÇİNDE yapılan yanlışları Hasan SAKA anlattı.

    

Sakarya İline gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN, , Sakarya esnafının nabzını yokladı. Siftah yapmadan günlerin geçtiğini öğrendiler

 

Sakarya İline gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN, Sakarya İlinin Başarılı Sivil Toplum Lideri Ziraat Yüksek Mühendisi Hamdi Şenoğlu’nu ziyaret etti

TARIMIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ KONUŞTULAR

 

 

Sakarya İline gelen Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN, ,Sakarya Demokrasi Meydanında

            

Hak ve Huzur Partisi Lideri Gürsel YILDIZ , Genel Başkan Yarımcıları Necla BAKAN, Sakarya ’nın Serdivan İlçesinde  İşadamı Bayram Ali Kefelioğlu ile  İşadamı  Salih GÜNEY  tarafından hayata geçirilen İskenderiye  İşletmesinin  açılışında   kurdela  kesti  ve hayırlı  ve  bol  kazançlı olsun dediler

 

 

Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Necla BAKAN 14 Mart Tıp Bayramı’nı Kutladı

Hak ve Huzur Partisi Genel  Başkan Yardımcısı Necla BAKAN 14 Mart Tıp Bayramı’nı Kutladı
Hak ve Huzur Partisi Genel  Başkan Yardımcısı Necla BAKAN “Tarihte kimi anlar vardır. Bu anlar o ana değer veren insanlar için çok özeldir. O anlarda tarihten gelen birikimler eşliğinde hayatın bir muhasebesi yapılır ve geçmiş tecrübeler ışığında geleceğe bir köprü kurulur. 14 Mart hekimler için böyle bir gündür.
Necla Bakan” 14 Mart’ı, sadece bir protokol töreni olmaktan Çıkarmak şart”
Osmanlı Padişahı II. Mahmut döneminde Hekimbaşı Behçet Efendi’nin girişimi ile 14 Mart 1827’de Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire kurulmasıyla modern tıbbın ülkemizde temelleri atılmıştır.
İlk tıp bayramı 14 Mart 1919 da emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş İstanbul’da 3. Sınıf öğrencisi Tıbbiyeli Hikmet’in başlattığı direniş ve başkaldırının ardından kutlanmıştır. Bir direniş ve başkaldırı simgesi olarak düşünülüp yaşama geçirilmiştir. 14 Mart Tıp Bayram’ı işgale karşı başkaldırının bir parçası olarak organize edilmiştir.
O gün bugündür hekimler, 14 Mart’ı, sadece bir protokol töreni olmaktan çıkartarak, Tıp Bayramı ruhuna uygun biçimde yaşanan sorunların altını çizdikleri, meslek değerlerinin ışığında kendilerini ve sağlık ortamını sorguladıkları bir gün şeklinde kutlamışlardır.
14 Mart’ı da içeren Sağlık haftasında hekimler yıllardır katmerlenerek artan sorunlarından bazılarını dile getirerek çözüm beklediğini bir kez de Tıp Bayramı vesilesiyle dile getirmek istiyorum
Performansa dayalı ödeme sistemiyle, hasta bakımında niteliğin değil niceliğin öne çıktığı; hekimlerin kısa sürelerde çok sayıda hastaya bakmaya zorlandıkları; hastalara, doğru düzgün anamnez alınmasına, fizik muayene yapılmasına izin vermeyen sürelerin ayrıldığı; nitelikli sağlık hizmeti sunabilmenin koşullarının yok edildiği bir sağlık ortamını yaşıyoruz. Yine, poliklinik sayılarından acil başvurularına, ameliyatlardan BT, MR çekimlerine kadar her parametrede Sağlık Bakanlığının istatistiklerine de yansıyan rekor artışların olduğu günlerdeyiz. Ancak, tüm bu artışların yanında, hiç artmayan, aksine giderek azalan bir parametrenin olduğunu görüyoruz: Hastaya ayrılan süre. Oysa, biliyoruz ki, bir hekimin hastasına yeterli süre ayırmadan ve ayrıntılı bir Anamnez almadan doğru tanı koyması ve doğru tedavi uygulaması mümkün değildir. Doktorun hastaya teşhis koyma amaçlı olarak ona sorduğu sorulara sonucu elde ettiği hastanın öyküsüdür. Hastanın mevcut ya da geçmiş hastalıkları hakkında, kendisinden ya da bir yakınından alınan bilgilerdir. Anemnez, hastalığın teşhisinde en önemli adımlardan biridir.

Nitelikli bir sağlık hizmeti üretmenin en temel bileşenlerinden birini çalışma koşulları oluşturur. İnsanca çalışma koşulları ve emeğimizin karşılığı olan ücret, birbirinden ayrı düşünülemez. Az ücret, çok mesai anlayışıyla kamu yararına denilerek sağlık çalışanlarının hakkı adeta gasbedilmektedir. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için; mesleki bağımsızlık, iş yükünün insancıl düzenlenmesi, mesleki sağlık ve güvenliğin sağlanması, fırsat eşitliği, bir araya gelme özgürlüğü, emekliliğe yansıyan güvenceli ücret ve mesleki gelişim hakkı, uluslararası normlara uygun olarak çalışma sürelerinin düzenlemesini talep ediyoruz. Bunların sağlanması nitelikli sağlık hizmeti sunmayı ve toplumun daha iyi bir sağlık sistemine ulaşmasının yollarını açacaktır.
Asistan eğitiminin önündeki sorunlar ve performans baskısı, aşırı iş yükü, eğitimi olumsuz etkilemektedir. Bakanlık veya YÖK bu sorunlar üzerine yoğunlaşmak dururken hala nitelikli insan gücü olan sağlık çalışanlarının emeğini ucuzlaştırmaya hekimleri de eğitim aldığına inandırmaya çalışmaktadır. 80 milyon nüfuslu ülkemizde geçen yılın rakamlarıyla yıllık 115 milyon acil servis başvurusunun izahı yoktur. Bu başvuruları gerçekçi bir platforma oturtmak ve bilimsel çözüm üretmek yerine kolaycılığa kaçarak ve şişirilmiş sağlık hizmeti ihtiyacını körüklemeye sebep olacak şekilde Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararlarına aykırı bir biçimde acil servislere diğer branş asistanlarını görevlendirmenin geçerli bir izahatı yoktur.
Ülkemizin sağlık ortamında şiddet her geçen gün etkisini artırıyor. Sağlık ortamındaki şiddet, sıklıkla hasta ya da hasta yakınlarından sağlık çalışanlarına yönelse de, aslında burada hedefin sağlık sistemi olduğu açık olarak görülebiliyor. Bu nedenle de, uygulanmakta olan sağlık politikalarını ele almadan gösterilecek hiçbir yaklaşım, sağlıkta şiddetin çözümüne yönelik etkili bir çözüm ortaya koyamayacaktır. Öte yandan, sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yapılacak bir düzenleme, önleyicilik ve koruyuculuk işlevinin sağlanabilmesi için, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleşmesine olanak sağlamalıdır. Bu amaçla, sağlıkta şiddet uygulayanlara yönelik getirilecek caydırıcı cezalar temel sağlık hizmetleri kanununa değil Türk Ceza Kanunu’na madde olarak eklenmelidir.
Son yıllarda sağlık sisteminde yapılan, yapılmaya çalışılan değişiklikler ile gerek sağlık hizmetinin ticari boyutunun ağır basması sonucu yaşanan sıkıntılar, gerek hekimlerin özlük haklarındaki ciddi gerilemeler, gerekse ticarileşen sağlık hizmetlerinin hekim davranışlarında yol açtığı yozlaşmalar ve bu yozlaşan hekim davranışlarının abartılı bir şekilde genelleştirilerek sağlık hizmetlerinde ticarileşmeyi arttıran kararlara gerekçe olarak kullanılması kabul edilebilir değildir ülkemizin de sağlık politikalarının da ileriye gitmesine katkı sunmayacaktır.
Sağlıkta sorunlar her geçen gün artmaktadır. Hasta memnuniyetinin %80 lere kadar ulaşmasına rağmen çalışan memnuniyetinde %30 lara kadar gerilemiştir. Çalışanlarını da memnun edemeyen bir sistemin uzun süre sürdürülebilirliği mümkün görünmemektedir.
Artan ve yaşlanan nüfus ile birlikte mücadele edilen sağlık sorunları önem sırasını değiştirmiş olup kronik hastalıklar toplum sağlığını tehdit etmekte ve sağlık harcamalarının çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu tehditten kurtulabilmek ve kişilerin sağlığını uzunca bir süre koruyabilmek için hastaya kendi sağlığını koruma sorumluluğu mutlaka verilmelidir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde koruyucu hekimliği payı artırılmalı hekimler ve diğer sağlık çalışanları negatif performans baskısı ile karşı karşıya getirilmemelidir. Sağlıkta dönüşüm politikasının ikinci fazının çok önemli bir ayağı olan kronik hastalıklarla mücadele kısmını negatif performans uygulaması ile peşinen başarısızlığa mahkum etmemelidir.
Nitelikli sağlık hizmet sunumu, ancak, hastaya yeterli süre ayırmakla, şiddetin olmadığı, güvenli ve olumlu çalışma koşullarıyla mümkün olacaktır. 14 Mart Tıp Bayramında, her şeye rağmen, “Hekim-Emekli Hekim Ücretleri” ni de içeren çalışma koşullarının iyileştirilmesi (emeklilikte eşdeğer meslek grupları ile aynı emeklilik ücretini), hakkaniyetli “Fiili Hizmet Zammı Yasasını” ve sağlıkta şiddeti önleyecek caydırıcı cezalar içeren bir maddenin Türk Ceza Kanunu’na eklenmesi talepleri yerine getirilmelidir.
Siyasi İktidar Sorunları biliyor çözmeli bizlerde bu sorunların çözümü için takipçi olcağız.
Sağlık Bakanlığı yetkililerin içinde bulunduğu sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sahada çalışanlar dinlenmeden yapılmaya çalışıldığını görüyoruz.ben yaptım oldu dayatmasından vazgeçmesini istiyoruz.
14 Mart Tıp Bayramını ve Tıp Haftasını kutluyor gelecekte Tüm Sağlık Kuruluşları ile birlikte bir bayram olarak kutlanmasını, sorunların azalmasını umut ediyor, Tüm Sağlık Çalışanlarına saygılarımı sunuyor, esenlikler diliyorum.