kategori Arşivleri: MHP Haberleri

MHP Sakarya İl Başkanı M. Levent Bülbül Güven Tazeledi.

MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül Güven Tazeledi.

Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya İl Teşkilatı 12. Olağan Kongresi Adapazarı Orhan Gazi Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel Sakarya Kongresini Divan Başkanlığı üstlendi. Divan Başkan Yardımcılığını   Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA,Katipliği Dursun Yelken Yaptı.

Kongrede bir  Konuşma Yapan MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül  çok  sert  konuştu.

MHP Milletvekili Açba dan sert sözler..

MHP Milletvekili Açba, “iktidarın temsilcileri şehit cenazesinde en ön saftaydılar uzanıp yüzlerinin kızarıp kızarmadığı’na bakmak istedim” diyerek Ak Partili vekili bombaladı

İSİM VERMEDEN ELEŞTİRDİ

MHP Sakarya Milletvekili Zihni Açba partisinin il kongresine şehidimizi son yolculuğuna uğurladıktan sonra katıldı. Açba kongreye katılan partililere Sakaryalı Jandarma Uzman Çavuş Yakup Yılmaz’ın cenazesinde ki izlenimlerini aktardı. Açba , “Cenaze namazını kılarken en ön safta it denilen Öcalan’a “Onunla empati yapmak lazım” diyen iktidarın milletvekilli vardı. Arka saflardan çok merak ettim acaba yüzü kızarıyor mu” diye. Uzanıp bakmak istedim. Yine aynı ön safta hain örgütün siyasi sözcülüğünü yapan Osman Baydemir’e elinde karanfillerle ziyarete giden eski belediye başkanı  25 nci Dönem Sakarya Milletvekili olan şahsı da gördüm” diyerek teröristle yakın ilişkili isimlere gönderme yaptı.

TERÖRLE MÜCADELE

Terörle mücadeleyi destekleyen sözler sarf eden Açba ” İki sene önce Türkiye’de “Böyle şeyler olur mu ?

Türkiye’de bunlar yapılabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti bunları yapar mı?

Diye sorduğumuzda bu ülkenin vatandaşların yüzde 90’nının “Hayır ya bu devlet öyle bir hale geldi ki bunları yapabilmesi mümkün değil.

Bu örgütle mücadele edemez. Bu örgütlerle kucak kucağa oturmuş bir devlet yönetimi var.”

Kanaatini ifade edecek iken Allah’ım şükürler olsun bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti kendini iktidar olarak yönetenlerin bizim kanaatimize göre yanlışlıkları var ama terörle mücadeleye konusunda destekliyoruz.

Şunu da söylemek lazım. İktidarın yarınlarına kefil miyiz?

Bizler asla yarınlarına kefil değiliz”

Kongrede konuşan il Başkanı Levent Bülbül, “15 Temmuz’u darbe girişimi olarak ifade ediyoruz ama bunu bir iç savaş girişimi olarak da niteleyebiliriz. Milliyetçi Hareket Partisi’nden başka bu hadiseleri görüp gerekli uyarıları yapan ve geleceğimize sahip çıkarak Türk devletinin çökeltilmesine müsaade etmeyiz diyen başka bir hareket yok” dedi.

Divan Başkanı Ruhsar Demirel ise, “Ben demin raporların oy birliği ile kabul edilip edilmediğini sordum ama bakıyorum ki burada gönül birliği var”

Yapılan oylamada tek aday olan Levent Bülbül 549 delegenin oyuyla tekrar başkan seçildi.

SAKARYA  İL  YÖNETİM KURULU

Muhammed Levent Bülbül. Kerim Ergezen, Erbay Kayatürk, Ömür Açba, Rafet Bayram, Fethi Paker, Murat Aşan, Ahmet Kazıcıoğlu, Suat Yılmazer, Yılmaz Salman, Dursun Yelken, Engin Kaba, Serdar Gül, Sema Balaban, Ahmet Ziya Akar, Muhammet Varol, Muttalip Açıkgöz, Hüdaverdi Bahadır, Paşa Demirci, Halil Hakan Oturmak, Hasan Sağlam, Leyla Tankal, Kemal Tank, Ahmet Boyun, Oğuz Alkaş, Ali Öğütlü, Cüneyt Karaman, Mustafa Kanarya, Aydın Bostancı, Fatih Şimşek, Kubilay Acartürk, Fatih Kır, Mehmet İr, Abdulmelik Yavuz, İbrahim İskender, Fatih Özkür, Bülent Hoşsöz, Nihat Bakır, Nurcan Serdaroğlu, İslam Tiryaki, Vadettin Uzunoğlu, Yasin Alkan, Bahadır Çallı, Turhan Tuncay, Yıldıray Yılmaz, Hasan Coşkun, Mustafa Erdik, Mehmet Ergin Salan, Vedat Balcıoğlu.

Üst Kurul Delegeleri: Levent Bülbül, Ahmet Koyun, Ahmet Kazıcıoğlu, Ahmet Ziya Akar, Ali Doğan Eroğlu, Berat Taner, Kemal Tank, Kerim Ergezen, İsmail Küçük, Oğuz Alkaş, Ömür Açba, Suat Yılmazer, Turgut Babaoğlu, Yılmaz Salman.

 

MHP Geyve İlçe Başkanı  Şerafettin KAYA,Geyve Belediyesi Meclis  Üyesi Engin TOKLU MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel , Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA, MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül  Görüşme  İmkanı Buldular .

Muhammed Levent BÜLBÜL “Yapılan Eleştiriler Akla Zarar”

Muhammed Levent BÜLBÜL “Yapılan  Eleştirlier  Akla  Zarar”

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL “referandum çalışmaları kapsamında geldiği Manisa’da, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, 16 Nisan’da hayır çıkmasıyla ‘Yunan ordusunu denize dökmüş gibi sevinç yaşayacakları’ yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, canlı yayında, “Evet çıksa bile yine Samsun’dan çıkarız ve sizi İzmir’den denize dökeriz” sözleriyle  çok büyük skandala sebep olmuşlardır.

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL”Biz  Türk Milliyetçiler  yanlışlara  izin vermeyiz”

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL “Yargı  nasıl  şekilleniyor.Bu gün   bu  konuda   düşüncelerimiz  açıklayacağım. Anayasa Mahkemesi onbeş üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, (…) (1) en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde (…) (1) en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu on üç üyeden oluşur; iki daire hâlinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca; üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasında n seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması hâlinde ikinci oylamada üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması hâlinde, ikinci oylamada üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır.

Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini ve hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçileri, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Şerafettin KAYA, MHP Geyve İlçe Başkanlığına aday oldu

Şerafettin KAYA, MHP Geyve  İlçe Başkanlığına aday oldu

Şerafettin KAYA,  23 Nisan 2017 Pazar günü  yapılacak MHP Geyve  İlçe Kongresinde başkanlığa aday olduğunu açıkladı.

23 Nisan Pazar günü yapılacak Milliyetçi, Hareket Partisi Geyve  İlçe Kongresinde başkanlığa aday olduğunu açıklayan Şerafettin KAYA, “Bugüne kadar verilen görevlerden hiç kaçmadığımız gibi bugün de yaklaşan ilçe kongresinde ülkücü büyüklerimizin verecekleri her türlü görevi gurur ve onurla kabul edeceğiz” dedi.

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan KAYA, “Ülkemizin dar boğazdan geçtiği bu kritik dönemde biz Türk milliyetçileri, ülkücüler; üstlenmiş olduğumuz görevin farkındayız. Bu kritik süreçte ülkücü kadroların gücü, siyasi yeteneği ve bilgi birikimin en yüksek seviyede olması eski tarih, yakın tarih ve gündemle alakalı gerçek bilgilere sahip, ocak kültürü almış, bir diğer tabirle ocakta pişmiş ülkücülerden oluşmuş olması elbette ki her dava adamının arzusudur. Kuruluşundan günümüze kadar ülkenin sigortası konumunda olan mensubiyetinden onur ve gurur duyduğum Milliyetçi Hareket Partisi’nin birçok kademesinde görev aldım.  1,8  yıl ilçe  başkanlığı görevini yürüttüm. Üstlendiğim görevleri vefakâr ülkücü abilerimle ve kardeşlerimle birlikte tüm gücümüzle yerine getirmeye çalıştık. Bugüne kadar verilen görevlerden hiç kaçmadığımız gibi bugün de yaklaşan ilçe kongresinde ülkücü büyüklerimizin verecekleri her türlü görevi gurur ve onurla kabul edeceğiz. Bu bağlamda 23.04.2017 Pazar günü yapılacak olan MHP Pazar ilçe kongresinde başkan adayı olduğumu ülkücü camiaya ve kamuoyuna saygıyla ilan ediyorum.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Nisan’da Sakarya’da

MHP  Lideri Devlet  Bahçeli  1  Nisan’da  Sakarya’da

Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül  haftalık basın toplantısını  İl  Başkanlığında  yaptı.

Muhammed Levent Bülbül  “Türk ve Türkiye düşmanları devrededir.Karşımızda çok çetin bir oyun sahnededir.Bu oyun acımasız, vahşi ve ahlaksızdır.Küresel komplonun hedefinde Türk milleti vardır.Bu nedenle terör örgütleri kışkırtılmaktadır.

Bu nedenle tehditler yoğunlaşıp derinleşmektedir.Türkiye kuşatma altındadır.Yıkım müteahhitleri, sanal sorun mucitleri taarruzdadır.Bin yıllık kardeşliğimizden rahatsız olan mihraklar içimizde ve çevremizde kanlı nöbettedir.Bizim nezdimizde hem evet, hem de hayır diyen her vatandaşım, her kardeşim bir ve aynıdır.Fakat bu defa hayırda hayır yoktur.Ayağımıza pranga vurmak, bağımsızlığımıza bitirmek isteyen terör örgütleri ve arkasındaki ülkeler karşımızdadır.Bu oluyorken, yalan kafilesi sapıtmış, ölçü ve ayarı iyice kaçırmıştır.Rejim değişecek diyorlar, külliyen yalandır.Değişecek olan sadece hükümet etme sistemidir, yenisinin adı da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir.Federal sistem gelecek, Türkiye eyaletlere bölünecek, üniter yapı bozulacak diyorlar. Tümden iftira, tümden hayal mahsulüdür.

Milliyetçi Hareket Partisi varken, Bu Millet  şuurlu ve uyanıkken, Türkiye’yi federasyona sürüklemeye hiçbir işbirlikçi, casus, melun ve yabancı ajanın gücü yetmeyecektir.

Ve de böyle birisi veya birileri henüz anasının karnından doğmamıştır.

İlk dört madde güvencededir. Teminat Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Anayasa’ya millet damgasını vurmuştur.

Kırmızı çizgilerimizi aşındırmaya kalkanın alnını karışlayacağımız da iyi bilinmelidir.

TBMM etkisiz ve yetkisiz hale getirilecek diyorlar; bu da ham ve hayasız bir uydurmadır.

Bilakis yasama ve yürütmenin arasına kalın çizgi çizilmektedir.

Meclis asli fonksiyonuna kavuşmaktadır.

Siyaset ve devlet yönetiminde olası çatışma ve cepheleşme ihtimali en aza indirilmektedir.

Yargı tekelleşmekten, yanlı davranmaktan kurtarılacak, bağımsızlığının yanında tarafsızlığa ulaşacaktır.

Tek adam yönetimi olacak diyorlar, bunu söyleyenlerin tarih cahili oldukları, geçmişimizde dahi böyle bir yönetim modelinin hiç görülmediği açık ve ortadadır.

Biz istiklalimizi muhafaza etmek için 16 Nisan’a evet diyoruz.

Biz, 2007’de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine karar verilmesinin ardından yeşeren sistem tartışmalarını bitirmek için evet diyoruz.

Biz, yedi düvele karşı daha güçlü devlet, daha mutlu millet için evet kararındayız.

Oturup konuşmazsak ayırıp çatıştıracaklar.

Uzlaşıp yarınlarımızı belirlemezsek istiklalimizi çalacaklar.

Devletin süratli kararlar aldığı, TBMM’nin aktif ve etkin olduğu bir sistemi kurmazsak 15 Temmuz’da harekete geçenler tekrar varlığımıza suikast yapacaklar.

Türkiye’den intikam almak için kuyruğa girenlere karşı tarafsız duramayız.

Biz tarafız, çünkü biz 48 yıldır hakkın, hukukun, haysiyetin, milli namus ve bekanın tarafındayız.

Namussuzlar bunu anlayamayacaktır.

Devletin adalet yörüngesine sabitlenmesi gerekmektedir.

Siyasetin toplum sözleşmesinin sınırlarına çekilmesi elzemdir.

Türk devlet geleneği neyi buyuruyor, neyi işaret ediyorsa biz oradayız, onu yapıyoruz, orada olacağız.

 “Devlet İçin Evet, Millet İçin Evet, Cumhuriyet İçin Evet, Türklüğün Bekası İçin Evet, Türkiye İçin Evet”

“Evet, Yine Evet, Bir Kez Daha Evet, Sonuna Kadar Devlet, Sonsuza Kadar Millet”

Bu ülke için yeminimiz var, vazgeçilmeyecektir.

Yeminlerimizi tutarız. Biz Milliyetçi Hareketiz.

Yeminlerimizi savunuruz. Biz Türk-İslam’ın ümidiyiz.

Yeminlerimizi çiğnetmeyiz. Biz ecdadın kahramanlık nefesiyiz.

Türk milletinin zaaf anını kollayanlar hiç boş durmamıştır.

Yarım kalmış işgal emellerini tamamlamaya çalışanlar ara vermemişlerdir.

Bu kez yöntemleri, kaleyi içeriden yıkmak için işbirlikçiler yetiştirme ve gayri milli zihniyetlerle eylem ve amaç birliği yapmaktır.

15 Temmuz ihanet ve melanetine bakınca bu konuda epey bir mesafe almış oldukları hepimizin malumudur.

Bugün, Türk milletinin üzerinde oynanan oyunların başlangıcı, yirminci asrın başında Çanakkale’ye çarpıp dönen stratejik senaryolarda gizlidir.

Günümüzde gerçekleşenler, kahraman atalarımızın Lozan’da durdurduğu emperyalist zalim sürecin, yeniden ve farklı formatlarla Türk milletine dayatılmasından başka bir şey değildir.

Lozan’dan önceki son durak Sevr ve son ders ise Çanakkale Savaşlarıdır.

Tam 102 yıl önce, Çanakkale’de başarılamayan, ancak Sevr’de dayatılanlar, Türk milleti için ayrılıştır, bölünüştür, parçalanıştır, yok oluştur.

Nitekim 15 Temmuz’da karşımıza tekrar çıkanlar, dün Çanakkale’de denizi boylayanların kalıntılarıdır.

Biz, vatan kaybına asla müsaade edemeyiz.

Biz, bu zillete asla katlanamayız.

Rengini şehitlerimizin kanından almış al bayrağımızın düşmesini,

Bağımsızlığımızın haykırışı olan İstiklal Marşımızın susmasını,

İnancımızın mukaddes çağrısı olan  ezanımızın kesilmesini,

Nifak ile bin yıllık kardeşliğimizin bozulmasını, asla sineye çekemeyiz.

Şehitlerimiz, gazilerimiz, aziz ecdadımız emin olsun; iş başa düşerse bu vatanı, bu milleti, bu devleti son damla kanımıza kadar müdafaa ederiz.

Bu nedenle hiç kimse meydanı boş bulup zehir saçmasın.

Milliyetçiyim pozlarıyla düşman sevindirmesin, onun bunun eteğinin altına gizlenmesin.

Millet tektir, vatan tektir, devlet tektir, bayrak tektir, dil tektir.

Türkiye, millete mensubiyet şuuru taşıyan herkesindir.

Bu cennet ülke 16 Nisan’ın bereket ve birlik ruhuyla sonsuzluğun ufkuna ulaşacaktır.

Kendimize güveniyor, milletimize inanıyoruz.

Ayağımıza kurşun sıkmayacağız, papaza kızıp oruç bozmayacağız.

Ezik durmak yok, boyun bükmek yok, Çanakkale’yi unutmak, 15 Temmuz’u akıldan çıkarmak asla yok.

Biz kardeşiz, biz milletiz, biz hep birlikte Türk vatanı, Türk devletiyiz.

Önümüze bakacağız, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe olacağız.

Milli varlık ve güvenliğimizi tehdit edenlere karşı aynı safta mücadele halindeyiz.

Konu vatansa, siyaset ikinci plandadır.

Konu bekaysa, geçmişi unutmadan, içi içe geçmiş sıkılı yumruklarla geleceğe bakmamız şarttır.

Bizim sevdamız Türkiye’dir, Türk-İslam’ın parlak geleceğidir.

Bizim sevgi ve bağlılığımız kökeni, mezhebi, yöresi ne olursa olsun tüm kardeşlerimize yetecektir.

Yolunuz, bahtınız, alnınız açık olsun diyorum.

Türkiye için evet, istiklal için evet, istikbal için evet; Ne Mutlu Türküm diyene sözünü yaşatmak için evet, evet, evet.

 

MHP Sakarya’da “Neden EVET”i anlattı

MHP  Sakarya’da “Neden EVET”i  anlattı

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal, MHP Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA , İl Başkanı M.Levent BÜLBÜL ile birlikte  Basın Toplantısı Gerçekleştirdi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal: “MHP’nin AK Parti ile hedefleri aynı ancak vatandaşlara anlatma şekli kendine özgü olacak”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi olarak, başta anayasa referandumu ve “evet” kampanyasının değerlendirmesi olmak üzere, gündemdeki gelişmeleri değerlendirmek ve teşkilat yöneticilerimizle istişarede bulunmak amacıyla  düzenlemiş olduğumuz istişare toplantısına katılmak amacıyla, Sakarya  milletvekilimiz Sayın Zihni Açba ve MYK üyemiz Sayın Musa Küçük ile birlikte Sakarya ilimizde bulunuyoruz. MHP bugün itibarıyla 35’den fazla ilimizde gerçekleştirdiği istişare toplantılarına bu hafta sonu da devam etmektedir. Bu basın toplantısının ardından istişare toplantımızı ve bazı kuruluşlara ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz.

Ben öncelikle siz basın mensuplarına ve bizleri sizlerle buluşturan; başta il başkanımız Sayın Levent Bülbül olmak üzere, tüm yöneticilerimize ve katılımcılara teşekkür ediyorum

Türk milleti üst üste felaketler yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti her yönden korkunç ve dış destekli bir terör kuşatması altındadır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin tabiriyle “artık bıçak kemiği delmiş, sabır taşı çatlamış, tahammül eşiği geçilmiştir.” Yurtiçinde farklı terör örgütlerince çeşitli illerimizde ve değişik tarihlerde düzenlenen hain saldırılar sonucu verdiğimiz şehitlerin ardından, ülkemize sınır dışından gelen terör tehditlerini bertaraf etmek üzere Fırat Kalkanı harekatında görev yapan çok sayıda askerimiz de şehit olmuştur. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun, Türk Milletinin başı sağ olsun.

Kandil’den afrin’e terör koridoru tamamen temizlenmeli

Suriye’de ve Irak’ta yaşanan gelişmeler uzun süredir ülke gündemini meşgul etmektedir. Ülkemizin hemen sınırlarının ötesinde yıllardır süren bir kaos ve iç çatışma vardır. Gerek Irak gerek Suriye’de yaşanan çatışmalar hem ülkemizin güvenliğini, hem bölge ülkelerini tehdit eder hale gelmiş, hem de artık tahammül edilemez bir insani dramın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bu durumun bize göre iki kaynağı vardır ve söz konusu iki kaynak kurutulmadan bölgeye barış ve huzurun gelmesi mümkün değildir. Bu iki terör ve çatışma kaynağı PKK/PYD ve IŞİD’tır.

Aslında Sayın Genel Başkanımız 6 Ağustos 2012 tarihinde bu tehlikeye işaret etmiş ve şöyle demiştir:

“Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla; batı ucu Afrin’i ve doğu ucu da Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.”

 “Irak ve Suriye başta olmak üzere, bölge ülkeleri küresel vesayeti reddetmeli, insan varlıklarını ve coğrafi bütünlüklerini müdafaa edecek basiret, cesaret ve dirayeti gösterebilmelidir.

Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmek için kolları sıvayan, yeni devletler kurmak için fırsat kollayan çevrelere, lobilere, silah ve terör baronlarına karşı herkes uyanık olmalıdır. Türk devleti, Misak-ı Milli’nin sınır boyunca sahnelenen fitne kampanyasına karşı tüm milli güç unsurlarıyla göğüs germelidir.”

Müttefiklerimiz terör örgütlerine silah veriyor

Bilindiği üzere, müttefiklerimiz Suriye’de yaşanan iç savaşın içinde bir başka iç savaş yürütmekte ve yıllardır Türkiye’ye saldıranların taşeronu olarak kullandığı PKK’ya ve onun Suriye’deki uzantısı konumundaki PYD-YPG-YPJ’ye destek vermektedirler. DSG adı altında terör örgütü PKK’ya IŞİD’le mücadele ediyor bahanesiyle destek veren müttefiklerimizin silahlandırdığı unsurlar sınırlarımızın içinde askerimize polisimize ve vatandaşlarımıza yönelik kanlı saldırılar yapmakta onların verdiği mühimmatları ve silahları kullanarak Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çevirmeye çalışmaktadırlar.

ABD’nin yeni başkanı Trump tarafından PKK-PYD-YPG’ye zırhlı araç, silah, mühimmat dağıtımının hızlandırılması ve hatta tank verilmesi; Rusya ve ABD arasındaki dar alandaki paslaşmalar elbette soğukkanlılıkla ve milli duyarlılıkla yorumlanmalıdır.

Aslında Ortadoğu’da haritaların değişeceğini söyleyenlerin asıl hedefinin Türkiye olduğu, gerek 2011’den sonra yaşananlar, gerekse 15 Temmuz darbe girişimi neticesinde bütünüyle ortaya çıkmıştır. Türkiye bir taraftan IŞİD, diğer taraftan ise PKK ile istikrarsızlaştırılıp bir iç savaşa sürüklenmek istenmektedir. Bunun önlenmesi için de sınırlarımızın dışında yuvalanan bu terör yapılarının yok edilmesi icap etmektedir.

Kıbrıs ve ege adaları konusunda oldu-bitti kabul edilemez

Öte yandan, Kıbrıs müzakereleri de Rum liderin toplantıyı terk etmesi sonucu akamete uğramıştır. Bize göre, vatan toprakları üzerinden müzakere yapan KKTC heyetinin hangi çevre ve emellere hizmet ettiği bellidir.

Bilinmelidir ki Kıbrıs, Türkiye’nin en önemli milli davasıdır. Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde kurucu anlaşmalardan kaynaklanan vazgeçilmeyecek ve tartışılmayacak ahdi hak ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Siyasi çözüm kapsamında Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin aşındırılması ya da olumsuz etkilenmesi hiçbir şart altında kabul edilmeyecektir.

MHP Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve yaşayabilir çözümün; iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanmasına dayanması gerektiğine inanmaktadır.

Kıbrıs’ta Rum tarafının çekilmesiyle akamete uğrayan müzakerelerin; Türkiye’nin kırmızı çizgilerini ortadan kaldıracak, Kıbrıs Türklüğünü azınlık statüsüne indirerek adadaki varlığını tehlikeye atacak, iki kesimlilik ve siyasi eşitlik anlayışını zayıflatacak bir düzlemde sürdürülmesi asla kabul edebilir bir durum değildir. Kıbrıs’ta Kıbrıs Türkünün 1974 öncesi şartlara zorlayacak hiçbir oldu bitti kabul edilmemelidir. Türk vatanını terk etmek doğru değildir ve Kıbrıs’taki Türk toplumunun aleyhine yapılacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilmesi de mümkün değildir.

Kıbrıs’ın sancısı artarken, Ege Denizi ısınmakta, burnumuzun dibindeki ada ve kayalıklar Yunanistan tarafından oldubittiye getirilerek düşmanca istila edilmektedir. İki devlet Kardak üzerinde birkaç kez karşı karşıya gelmiştir. Yunanistan Savunma Bakanı Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst yönetiminin Ege’deki dik ve milli duruşuna hayasızca misilleme yapmıştır. Üstelik bu ülke, hain FETÖ’cüleri iade etmeyerek kimlerle el ele, kol kola olduğunu, aynı tutumuna geçmişte çok defa tesadüf edildiği gibi yine göstermektedir.

Türkiye’yi tehdit eden bir diğer terör örgütü de FETÖ’dür.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milleti 15 Temmuz akşamı bu hain terör örgütünün alçak bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kalmıştır. Daha önce yaşadığımız hiçbir darbe veya darbe teşebbüsü bizleri 15 Temmuz gibi derinden sarsmamıştır. Bize göre bir işgal teşebbüsü olan 15 Temmuz kalkışmasında TBMM’yi bile bombalayan namussuzları Müslüman Türk milleti lanet ve beddua ile anacaktır.

Türkiye ile hesabı olan çevreler terörist başı Gülen’i koz olarak ellerinde tutmuşlardır. FETÖ’cüler kimin işine yarıyorsa silah gibi kullanılmıştır. Fetullahçı terör örgütü devletimizi ur gibi sarmıştır. Türk devletinin kritik noktalarına özenle yerleşmişlerdir. Bu kaleyi içten çökertme harekatıdır. Yıllardır din kisvesi altında üremiş, güçlenip ortaya çıkmak için uygun zaman aramıştır. Dinler arası diyalog uydurmasının yapılması da boşuna değildir. FETÖ’cü teröristler 3. bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaşmasına hizmet etmiştir.

Türk-İslam Medeniyetinin temellerini atan ve akla ve ilme önem veren Türk Müslümanlığı anlayışı yerine, vahşi küreselleşmenin temsilcisi olan batının bize dayattığı “Ilımlı İslam” yalanının peşine takılmamış olsaydık; bunlar başımıza gelmeyebilirdi. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yaşadığımız travmanın arka planında da bu anlayıştan uzaklaşmamız yatmaktadır.

15 Temmuz darbe kalkışmasının arka planını anlayabilmek için, ülkemizdeki din anlayışını ve din eğitimini gözden geçirmek gerekmektedir. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü ve yapısı sorgulanmalı ve yeniden yapılandırılmalıdır. Dinin hedefi insandır, dinin amacı insanın ahlaki olgunluğunu tamamlamasını sağlamaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Atatürk’ün Genel Kurmay Başkanlığı ile birlikte kurdurduğu ve büyük önem verdiği bir kurumdur, bu kurumun dinimizin yüce prensiplerini ve birlik beraberlik ruhunu halkımıza benimsetmesi gerekiyor. Eğer İslam dinini hurafelerden, dogmalardan uzaklaştırarak, gerçekten anlatabilseydik subaylarımızın paşalarımızın bir vaizin peşine gitmesi mümkün olur muydu? Akademisyenlerimizi böyle kandırılabilir miydi?’ 2023 ve 2053 “Lider Ülke Vizyonumuza’’ erişebilmek; millî değerlerin yanı sıra, manevi değerlere de önem verip insanları eğitmekle mümkün olacaktır.

MHP Uzlaşmacı, barışçı, kucaklayıcı ve sorumluluk alan bir siyaset anlayışına sahiptir

Gelinen noktada meselelere salt “siyasî parti” çerçevesinden değil “siyasî duruş”, “ilke”, “amaç ve hedefte uzlaşma” çerçevesinden bakılmasının mecburiyet haline gelmiştir. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğe taşınması için benzer hassasiyetleri paylaşan tüm kesimlerin böyle bir bütünleşme ideali etrafında toplanması ise içinden geçilen bunalımlı dönemden çıkmanın ilk şartıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen, sorumluluk için gayret gösteren, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesini ortaya koyan bir siyaset anlayışını benimsemektedir.

Türkiye merkezli yeni bir medeniyetin tesisi için özümüze dönmeliyiz

MHP, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya tesis etme anlayışını kendisine siyasi misyon olarak kabul etmiştir. Bu misyon, hem Türkiye’yi lider ülke konumuna taşıyacak, hem de başta Avrasya coğrafyasındakiler olmak üzere, bütün mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına vesile olacaktır.

Bunu başarmanın şartı, öncelikle Türkiye’nin Türk milletinin özünü temsil eden değerlere yönelmesinden geçmektedir.

Türk milleti, Türk-İslam geleneğinin ve görkemli bir medeniyetin mirasını yaşayan, yaşatan ve nesilden nesile taşıyarak tarih ve kültür potasında buluşturan bir milletin; Türkiye ise, bu mirası barındıran toprakların adıdır.

İnanıyoruz ki Türk milleti, sahip olduğu tarihi tecrübe ve kültürel derinliğe, demokratik evrensel kazanımları da katarak yeniden büyük bir sentez yaratma imkan ve potansiyeline sahiptir.

Türk milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşünün manevi kökleri Türk-İslam kaynaklarında mevcuttur. Kültürel temellerini kadim değerlerimizden alan bu yürüyüş, ihtiyaç duyduğu enerjiyi ise Türk milletinin büyüme, ilerleme, çağlar üzerinden sıçrama ve yeryüzüne adalet taşıma ideallerinden alacaktır.

2053’te 100 milyonu aşan nüfusu, 50 milyona ulaşan istihdamı, 3,2 trilyon dolara varan ihracatı, 10 trilyon doları yakalayan Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası ve 100 bin doları bulan kişi başına milli geliri yanında Türkiye ve Türk milleti; yüzyılları bulan mazlum milletlerin sömürülmesinin ve demokrasi, insan hakları ve adalet adına sürdürülen zorbalık düzeninin bitirilmesini sağlayacak medeniyet inşasıyla, İstanbul’un fethinden 600 yıl sonra yeniden bir “Çağ” açacaktır.

Tüm bu değerlendirmelerin ışığında sizlere tekraren ifade ediyorum ki;

MHP ne demişse milletimizin lehinedir.

MHP neyi istemişse milletimizin menfaatinedir.

MHP ikbalin değil, istikbalin peşindedir.

MHP millet ve vatan davasının savunucusudur.

MHP binlerce yıllık Türk-İslam ülküsünün varisi, bu çağdaki emanetçisidir.

MHP;“Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” diyen …

         “Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur; ruhsuz beden ceset olur” diyen…

bir anlayışın temsilcisidir.

MHP; Türkiye’yi 2023’te Lider Ülke, 2053’te Süper Güç yapma hedefine ulaşmak için her türlü çalışmaya ve fedakarlığa hazırdır!

MHP; Türkiye’yi Atatürk’ün gösterdiği, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet yürüyüşüne Türk Milleti ile birlikte çıkmaya hazırdır!

21. Asrın Türk asrı olacağına ve bu asrı insan merkezli Türk-İslam medeniyetinin belirleyeceğine olan inancımla;

Devlet için EVET…

Millet için EVET…

Cumhuriyet için EVET…

Türklüğün bekası için EVET…

“Türkiye’nin güçlü bir yönetime ihtiyacı var”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal  , AK Parti ile hedeflerinin aynı olduğunu ancak referandum çalışmalarının kendilerine özgü olacağını bildirdi. Günal, “Biz referandum da kurumsal kimlik olarak kendi çalışmalarımızı yürütüyoruz. Tabi ki hedefimiz aynı, ‘evet’ çıkması için uğraşıyoruz ama çıkış noktamızda, vatandaşlara anlatma şeklimizde kendimize özgü olacak. Onlarda kendi çalışmalarına başladılar. Tabi ki aynı hedefe doğru çalışıyoruz ancak yöntemlerimiz ve araçlarımız kendimize özgü, Soruna seyirci kalan değil, yapıcı uzlaşmacı bir muhalefet anlayışı içerisinde meselelere bakmaktadır. Bizim için önce ülkemizin geleceği ve güvenliği önemlidir. Bu kapsamda doğru yapılan çalışmalara destek olmaya devam edeceğiz.

Başta melun FETÖ terör örgütü olmak üzere, ister PKK, ister PYD densin, ister YPG densin, isterse IŞİD, isterse DAEŞ densin fark etmiyor, bütün terör örgütlerinden de arınarak Suriye’deki operasyonunda başarıyla tamamlanması sadece Suriye değil bütün terör örgütü koridorunun da temizlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kapsamda da önümüzdeki süreçte Türkiye’nin güçlü bir yönetime ihtiyacı vardır. Bu yönetim tartışmalarını da biran önce sonlandırması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, bu teklifin arkasında durmasının nedeni budur. Bunu da önümüzdeki süreçte milletimize anlatmaya devam edeceğiz.”

MHP Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA” MHP. Referanduma “Evet” demekle kendi kapısına kilit vuracaktır” diyenlere soruyorum; MHP.nin genel başkanı, Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in boynuna ip geçirmek isteyen 1980 darbesi ülkücü hareketi bitirememiş ise 16 Nisan mı bitirecektir?”

MHP.Gen.Bşk.Yardımcısı Doç Dr Mehmet GÜNAL’ sunumuyla “Anayasa Değişikliği ve Referandum Süreci” Konulu istişare toplantısı Serdivan Belediyesi Kongre Salonunda yapıldı

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal “Sakarya milletvekilimiz Zihni Açba ve MYK üyemiz Musa Küçük ile birlikte Sakarya istişare toplantımızı gerçekleştirdik. Başta il başkanımız Levent Bülbül olmak üzere tüm emeği geçen yöneticilerimize ve katılımcılara teşekkür ediyorum.”dedi

     

Muhammed Levent Bülbül "Bizim yönümüz Hakk’a, yüzümüz halka dönüktür"

MHP Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül Haftalık Basın Toplantısını İl Başkanlığında gerçekleştirdi.

MHP Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül “Milliyetçi Hareket Partisi her türlü engelleme ve karşı saldırılara rağmen milletine hizmet etmenin gururuyla yoluna devam etmektedir.

Ne var ki çıkarcılar yeniden işbaşındadır.

İlkesizler bir kez daha devrededir.

İradesizler azgınca faaliyettedir.

Milletten korkanlar, kaçanlar ve karanlık emeller hiç olmadığı kadar faaldir.

Milli iradeden umudunu kesmiş odaklar, siyaseti kavga ve kutuplaşmaya tahvil etmek isteyen oluşumlar nifak kuyruğundadır.

Bu çevreler hoplasalar da, zıplasalar da, olmadı her türlü yalan ve dedikoduyu tedavüle soksalar da Türk milletinin egemenlik haklarına asla ambargo koyamayacaklardır.

Millet son karar merciidir.

Millet hükmün sahibi, bağlayıcı söz ve iradenin ta kendisidir.

Milliyetçi Hareket, lobilerin, kulislerin, insanımıza tepeden bakan, değerlerimize ters yaklaşan zümre ve kaymak tabakaların partisi değil, Türklüğün kalpgahı, Müslüman Türk milletinin yürek atışıdır.

Sözümüz millet, sevdamız devlet, sancağımız vatandır.

Devlet-i ebed müddet, millet-i ebed müddet dünden bugüne vazgeçmediğimiz, bundan sonra da vazgeçmeyeceğimiz kavlimiz ve kararlılığımızdır.

Türk-İslam ruhundan doğduk, bu ruh var oldukça hilalimizin ışığı, Milliyetçi-Ülkücü ömürlerin ümit güneşi sönmeyecektir.

Aramıza karamsarlık sokmaya çalışan, içimize kötümserlik aşılamaya çabalayan mihraklar dün olduğu gibi bugün de vardır ve bilinmektedir.

Bu nedenle 48 yıldır şeytan taşladık, 48 yıldır ihanet ve melaneti kovaladık.

Bazen içimizden devşirilenler, bazen dışımızdan derlenenler bu kutlu çatıyı dağıtıp devirmek için tüm güç ve imkânlarıyla uğraştılar.

İşbirlikçiler hiç durmadı, hazımsızlar hiç yorulmadı, Türk’e kefen biçen kokuşmuşlar hiç teklemedi, hiç de sendelemedi.

Devamlı kör bir arayış içinde oldular.

Sürekli kirli bir fırsat kolladılar.

Aralıksız, fasılasız MHP düşmanlığını diri tuttular.

Ama unuttukları, görmezden geldikleri veya göremedikleri bir gerçek vardı ki, o da şudur:

Milliyetçi Hareket Partisi Türk tarihinin canlı, coşkulu ve cesaret dolu bir simgesidir.

Üç Hilal Türk-İslam medeniyetinin inmeyecek yadigârıdır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket şehit ocağı, gazi yuvasıdır.

Kuyulardan parlayıp çıkan Yusuf’un mirasçılarına, balığın karnını yarıp sabrın mükâfatını bulan Yunus’un sevdalılarına, Efendimizin tebliğiyle müşerref olan iman ve ihlas ehlilerine, sorarım sizlere, kast etmek kimin harcı, kimin haddidir?

Tarih milletini arayan ülkülerle, ülkülerini kaybetmiş milletler için nice acımasız ve talihsiz olaylara sahne olmuştur.

Yine tarih devletinden olmuş milletlerle, milleti parçalanmış, ufalanmış, hatta zaman içinde silinip gitmiş birçok devlete de şahitlik etmiştir.

Hamdolsun Türk milletinin ülküleri öteden beri, tarihin başlangıcından itibaren kurduğu devletlere feyiz ve ilham vermiştir.

Biz bu yüksek ülküleri kendimize rehber yaptık.

Ülkülerimizle devletin ve milletin varlığına baş koyduk, gerektiği yerde de baş verdik. Fakat kesinlikle baş eğmedik, zalimlere baş üstüne demedik.

Ötüken’de 1297 yıldır dimdik ayakta duran Türk’ün yazılı şeref abideleri bizlere her zaman vazife yüklemiş, ecdadın vakarını hatırlatmıştır.

Bu muhteşem abidelerin bizzat mimar ve müellifi Türk milletidir, bu zamandaki temsilcileri de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’tir.

Genel Merkezimizin önünde tüm haşmet ve hatırasıyla duran üç abideden yükselen muazzam çağrılar bizim beka ve birliğimizin ana fikri, ana yörüngesi, ana çatısıdır.

“Ey Türk titre ve kendine dön” seslenişini duymak istemeyen kulaklar, görmek istemeyen gözler, tarih ötesinden gelen bu kutlu sesle, inanıyorum ki uyanacak, kendine gelecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi hürmet ve hayranlıkla andığımız ecdadımızın buyruklarına sonuna kadar bağlı ve sadıktır.

Aksini iddia edenler Türk milletinin karşısında mevzilenmiş çıbanbaşları, Türk tarihine hıyanet ve haysiyetsizlikle isimlerini kazımış rezillerin bugünkü elebaşlarıdır.

Siyasetimizin ilkeleri 48 yıldır değişmemiştir.

Fikriyatımızın kaynağı 48 yıldır dönüşmemiştir.

Ülkülerimizin omurgası 48 yıldır darbe yememiştir.

Bize dava hatırlatması yapıp geçmişimizden koptuğumuzu utanmadan söyleyenler, en başta kendilerinin nerede ve kimlerle yan yana durduğunu, ahlak ve cesaretleri varsa itiraf etmelidirler.

Eğer itiraf edemiyorlarsa, edecek kadar da yüzleri yoksa, o zaman ya önümüzden çekilecekler, ya da üzerlerine basıp geçmemizden şikayet etmeyeceklerdir.

Merhum Başbuğumuz demişti ki, “Emanet olunan davayı kucakladım. Hiç arkama bakmadan, tereddütsüz, hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum.”

Aynısını biz de yapıyoruz, yapmaya da inançla devam edeceğiz.

Tozumuzda oynayanlar, bizlere yetişip önümüze kesmek isteyenler her zaman olduğu gibi kaybedip mahcubiyet içinde kıvranmaya şimdiden mahkumdur.

Arkasına bakanın önünü göremeyeceği Türk hakanlarından bizlere kadar ulaşmış bir öğüttür.

Maksat ve muradımız açıktır.

Doğru zamanda uygulayacağımız yanlış bir siyasetin bizleri ve bize umut bağlamış milletimizi felakete götüreceğini biliyoruz.

Yanlış zamanda uygulayacağımız doğru siyasetin de bize ve bize inananlara zarar vereceğinin farkındayız.

Çarenin tükenmediği ve ışığın tamamen kaybolmadığı hiçbir ortamda “ya hep ya hiç” diyerek yol alamayız.

Bizim siyaseten ilerleyişimizin yol haritasında sabır, akıl, şuur, denge, ihtiyat, meşruiyet, demokratik ve milli ahlak yer almaktadır.

Türk Milliyetçiliği, taşınması çok ağır bir sorumluluk ve çok şerefli bir hüviyettir.

Milliyetçiliğe asıl anlamını veren, ideal ile gerçeğin, imkân ile mümkünün, olmuş ile olanın, akıl ile inancın makulde buluşturulmasıdır.

Maziden atiye devam eden uzun ve kutlu yolculuğun son 48 yılına mühür vurmuş Türk milliyetçilerinin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin öncelikli gayesi kahramanların nesilden nesile taşıdığı milli bekanın devamını sağlamaktır.

Bu hedef mukaddes bir emanetin muhafazası, her neslin diğerine devretmek zorunda olduğu baki bir mukadderatın bayraklaştırılmasıdır.

Beka, yani payidarlık, ebedi kalıcılık bize atalarımızdan intikal etmiş misak ve mirastır.

Ve bunun korunması, kollanması, gelecek kuşaklara sağ salim devri her türlü siyasi ve ideolojik aidiyetin, dünyevi ve başka heveslerin üstünde bir konudur.

Şayet bekamızda bir kayıp olursa, milli birlik ve varlığımızda bir kırılma ve kopma görülürse, biliniz ki, yüzyıllar geçse de, beşeri ve kültürel hazine olan milletimizi tekrar ayağa kaldırmak, milli bekayı yeni baştan tesis etmek mümkün olmayacaktır.

Bunun devasa faturası ise kaybolmuş devlet, mahvolmuş vatan, dağılmış millet, işgale uğramış milli namustur.

Uyarılarımızın nedeni budur.

Israrla üzerinde titreyip paylaştığımız kaygılarımızın merkezinde bu tehlikeler vardır.

Özellikle anayasa değişikliği kapsamındaki değerlendirme ve tercihlerimizde ve evet kararımızın ağırlık merkezinde yoğunlaşan, sıklaşan, hatta kuşatmayı şiddetlendiren yakın tehditler bütünüyle hâkim ve belirleyicidir.

Milliyetçi Hareket Partisi meselelere zamanlar üstü bir düşünce ve kavrayış derinliğiyle yaklaşmaktadır.

Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben felsefemizin özü de budur.

Başkaları gibi sorumsuz davranamayız.

Başkaları gibi günü birlik yaşayamayız.

Tarihin yanlış yerinde durmaz, duramayız.

İstismara bel bağlayamaz, aldatma ve kandırmaya heves edemeyiz.

Akıntının karşısında kürek çekmek yerine, yön ve istikamet vermenin akıllıca olduğuna inanır, bunu yaparız.

Çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Çünkü biz nereden gelip nereye gitmek istediğini bilen, bunu özümseyen ve hatta damarlarına kadar hisseden Türk-İslam ülküsünün çelikten bileği tunç yürekli Türkleriz.

Yarın ve daha sonraki gün, yani 8-9 Şubat’ta idrak edeceğimiz partimizin 48. kuruluş yıldönümünde elbette yaşanmışlıkları, hepimizi duygulandıran hatıralarımızı iftiharla anacağız.

Bunu yaparken diyeceğiz ki, bizim kimseye diyet borcumuz yoktur.

Bizden akçeli veya değil alacaklı olan da yoktur.

Pazarlık, arka kapı siyaseti, al-ver anlaşması, siyasi menfaat beklentisi bize yabancı ve uzaktır.

Tersini iddia edenler ahlaksızlığın sembolü, yalan ve riyanın çukurudur.

Ardımızda ecdadımızın hayır duası, yanımızda milletimizin alicenap desteği, gönlümüzde şehitlerimizin mübarek hatırası, gözümüzde Türklüğün gür meşalesi, üzerimizde Yüce Allah’ın himayesi vardır, inşallah da ilelebet var olacaktır.

Bu hareket dualıdır ve bu büyük dava hainlere sur çekmiş, fitnecilere dur demiş ve bizlere de şuur vererek geleceğin yüksek ülkülerini nurlandırmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli ve demokratik mücadelesinden ürken, çekinen, adeta öcü gibi görenler, bundan böyle de huzur ve rahat yüzü göremeyeceklerdir.

Zira tarih boyunca fikrimiz vardı, şimdi fiziken ve vicdanen varız, fitnekolikler bilsinler ki, her zaman da var olacağız.

Bunu örselemeye, öğütmeye hiçbir fani ve ihanet fedaisinin gücü yetmeyecektir.

Unutmayınız ki,

Bu kadar haklı olan,

Bu kadar haklı çıkan,

Ancak, bu kadar da hakkı yenmiş bir dava olmamıştır.

İşte biz, bu hakkın sonuna kadar peşindeyiz.

Türk Milliyetçileri mağdur olmuştur, sıkıntıya düşmüştür. Ama hiçbir zaman mağlûp olmamışlardır.

Allah’ın izniyle bundan sonra da olmayacağız, pes ettiğimizi, teslim olduğumuzu en azından dünya dönerken hiç kimse göremeyecektir.

Partimizin kuruluşunun 48.yılı vesilesiyle, Türklüğü yaşatmak uğruna hayatlarını feda eden kahraman ecdadımızı; bugün bölücülükle mücadele ederken şehit düşen kahraman güvenlik güçlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnet duygularımla yâd ediyorum.

Bir ülkü etrafında toplanmak için bizlere liderlik etmiş, yol göstermiş, bizleri yetiştirmiş olan, ömrünü Türk-İslam ülküsüne adamış Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e, aziz şehitlerimize, ebediyete intikal etmiş bütün dava arkadaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Anayasa değişikliğine evet diyoruz ya, sıkıntıları, açmazları, ağrı ve sancıları bundandır.

Buradan söylüyorum, bu vesileyle herkese açık açık duyuruyorum; eğer Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istinasız Sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli ve kafasına sokmalıdır.

Bunlar çılgına dönüp kudursalar da; millet için evet, devlet için evet, Cumhuriyet için evet, Türklüğün bekası için evet diyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi, dünkü sözlerini çiğnememiş, inkar etmemiştir.

Konuşmamın başından beri vurguladığım beka meselesi için, ki birileri için beka bir vadinin adı olabilir, inisiyatif üstlendik, devlet ve milletin geleceği için sorumluluk altına girdik.

Bu kararımızın altında yatan üç kritik dönemeç vardır.

İlk olarak, 21 Ekim 2007 tarihinde anayasa değişikliği referandumuyla Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmesidir.

Bu yolu açanlar 367 tıkacının fail ve fanatik tetikçileridir.

Buna neden olanlar TBMM’de Cumhurbaşkanının seçilmesine direnip ülkeyi erken seçime götüren CHP’nin başını çektiği kaos çetesidir.

Ve o tarihlerde TBMM’deki tıkanmışlığı açan, demokrasinin çarkını döndüren de Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur.

Bu tarihi duruş ve irademizden dolayı bizi eleştirenlerin alayı birden bugün yine karşımızdadır.

İkinci olarak, 10 Ağustos 2014’de yapılan Cumhurbaşkanı seçimidir.

İlk kez bir Cumhurbaşkanı millet tarafından doğrudan doğruya belirlenmiş, yeni ve zorlu bir dönemin rotası çizilmiştir.

Ve ne kadar itiraz edip ne denli karşı çıksak da, siyasi güç ilişkisinden doğan fiili durum ülke yönetimini tepeden tırnağa sarsmış ve sarmıştır.

Sayın Erdoğan, bizatihi ve aracısız millet tarafından seçildiğinden hareketle, alışılmış ve sembolik bir Cumhurbaşkanı olmayacağını defalarca dile getirmiştir.

Bu durum yeni şartları ve farklı bir yönetim yapısını meydana çıkarmıştır.

Her fırsatta Cumhurbaşkanının anayasal sınırlarından taşmaması gerektiğini vurgulamamız herhangi bir cevap bulmamış, Türkiye adı konmamış, yani fiilen uygulanan partili Cumhurbaşkanlığı sistemine zoraki de olsa dümen kırmıştır.

Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanı sistemin fiilen değiştiğini 14 Ağustos 2015 tarihinde Rize’de ilan etmiştir.

Bir yanda milletten direkt yetki alan bir iktidar partisi ve başbakan, diğer yanda yine milletin doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanı Türkiye’nin ikili siyasi ve yönetim yapısını ortaya çıkarmıştır.

Bırakınız siyasi köklerinin ayrı olmasını, aynı partiye dayanan Cumhurbaşkanı ve başbakan arasında bile gerilim ve anlaşmazlıkların çıkabileceğini, bunun da sistemik ve rejim krizlerine dönüşebileceğini mutlaka bilmek, öngörmek şarttır.

Ve de bunun örnekleri görülmüş, yaşanmıştır.

Üçüncü ve en önemlisi olarak, 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasının toplumsal ve siyasal alana yüklediği mecburi durum muhasebesi ve tarihi sorumluluklardır.

Siyasetin kulvarı 15 Temmuzla birlikte değişmiş, siyasi aktör ve kurumların hanesine yeni ve ertelenemez mükellefiyetler yazılmıştır.

FETÖ darbe teşebbüsü milattır; tavrımız, tarzımız, siyasetimizin üslup ve mesajları bu ihanetin öncesi ve sonrasıyla elbette aynı olmayacaktır.

15 Temmuz’da gördük ki, ikinci Sevr yanı başımızdadır.

15 Temmuz’dan çıkardık ki, vatan, devlet ve istiklal kaybı an meselesidir.

MHP2 MHPSAKARYA

İşgalin eşiğinden döndük.

Parçalanmanın kıyısında durduk.

Milli mukavemet olmasa, millet müdahale etmese felaket son yurdumuzu kasıp kavuracak, hepimizi yiyip bitirecekti.

Son iki yüzyıllık darbeler tarihimizdeki örneklerden en vahşisini, en şiddetlisini, en gözü kararmışını yaşadık.

Açıktır ki, bazı feci olay ve dönüm noktaları toplum ve milletlerin zihni doku ve donamında değişimlere yol açmaktadır.

Böyle zamanlarda sistemsel düzeltme, değişim ve yeni denge arayışları normaldir, beklenmelidir.

Evetle Türkiye kazanacak, millet kazançlı çıkacak, Türklüğün gurur ve şuuru, İslam’ın ahlak ve fazileti yeni bir ruhla Türkiye’nin prangalarını sökecektir.

PKK hayır diyormuş, varsın desin, bunu kendilerini Türk milliyetçisi sanan, yine toplanıp toplanıp dağılan, tutunacak demir parmaklık arayan, aslında dalından kopmuş kurumuş yaprak gibi savrulan zavallılar düşünsün.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket gönüldaşlarıyla, sevdalılarıyla, ülküdaşlarıyla, oy veren vermeyen milyonlarca kardeşiyle bir ve beraberdir, bunu karartmaya hiçbir çapsız ve çamur zihniyetin ömrü yetmeyecektir.

FETÖ’cülerin, bunların kuklalarının entrika ve algı oyunları tutmayacaktır.

Millete sırt dönen, milletten ödü patlayan, milleti hasolar memolar şeklinde gören, adında halk olup halkla hiçbir bağı olmayanlar Türkiye’nin gücü karşısında şok olacaklar, referandum sonrası kaçacak delik arayacaklardır.

Millet hakim ve hakem, biz ise hadimiz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözümüz milletimizin tercümanı ve tarihe geçmiş milli beyanı ve beka duruşudur.

Tekrar söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti adıyla ve üniter devlet çatısı altında, Türk milleti kimliği ile beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ve kurucu kahramanlar tarafından konulmuştur.

Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geri dönüş yoktur.

Anayasanın ilk dört maddesi üzerinde kim ya da kimlerin hasmane hesabı varsa önce bizi aşmak, bizim bedenlerimizi berhava etmek durumundadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi hak ve hukukuna can pahasına sahip çıkacaktır.

Türkiye Devleti bir Cumhuriyet olup ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür

Türk milleti tarihi ve kültürel kökleri itibariyle ayrılık kabul etmeyen bir cevherdir.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, istiklâl ve bağımsızlık mücadelemizin taçlandırılmasıdır.

Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.

Milliyetçi Hareket, bu kutlu değerleri ve kutsal emanetleri, gösterecekleri yüksek fedakârlık, kararlılık, milli şuur ve millet sevgisi ile korumaya yeminlidir.

Bunlar, bizim varlık ve yaşama nedenlerimizdir, bu kutlu siyasi hareketin kırmızıçizgileridir.

AYRINTILAR GELİYOR

MHP, tabela partisine döner…

MHP, tabela partisine

döner…

Necdet Buluz

Uzun zamandır Milliyetçi Hareket içinde başlayan rahatsızlıklara her geçen gün yenileri ekleniyor. Genel Merkez karşıtı tutum izleyen teşkilatların kapatılması ya da yeniden atamalar yapılması MHP tabanında daha da tepkilere yol açıyor.

Toplantılarda “parti içi demokrasiyi” savunan Genel Başkan Bahçeli ve ekibinin, partiye gönül verenleri sadece muhalefet yaptıkları ya da yenilikçilik hareketi içinde bulundukları için doğramalarının da “parti içi demokrasiyi” katlettikleri görülüyor.

İlçe teşkilatlarını tek tek kapatan MHP’ye bir şok da Genel Başkan Yardımcısı Zuhal Topçu’dan geldi. MHP Genel Başkan yardımcısı ve Ankara Milletvekili Zühal Topçu görevinden istifa etti. Genel Başkan yardımcılığı görevini bırakan Topçu’nun istifası, Devlet Bahçeli tarafından da kabul edildi.

Topçu’nun istifasının iki nedeni olabileceğini düşünüyoruz:

Birincisi, Bahçeli’nin Topçu’yu azletmeye hazırlanması. Bunu gören Genel Başkan Yardımcısının azledilmeyi beklemeden istifa etmeyi uygun bulduğudur. İkincisi de, parti içindeki dengelerin iyice bozulduğunu gören Topçu’nun artık bugünkü kadro içinde yer almamayı düşünmüş olmasıdır.

Çünkü tabandaki hareket giderek genişliyor. Bu da hiç kuşkusuz parti yönetimine yansıyor. Parti yönetiminde bulunanların da bu nedenle çok büyük bir baskı altında olduklarını söyleyebiliriz.

Bazı ilçelerde ise toplu istifalar birbirini izliyor.

Son olarak MHP Ordu Gölköy İlçe Teşkilatı toplu olarak istifa etti

Alınan istifa kararında Genel Merkezin, delegenin olağanüstü kurultay talebini görmezden gelmesi, Genel Başkan adayları ve değişim isteyen delegeye hakaretlerde bulunulması sebep gösterilerek “Ordu ilinde en yüksek oy oranına sahip olan ilçemizin MHP yönetim kurulu da Genel Merkez yönetimimiz tarafından “yapılan haksız uygulamalara” daha fazla sessiz kalamayacağını ilan ederek topluca istifa etmiştir.” açıklaması yapıldı.

Bir başka dikkat çeken noktaya da bakalım:

MHP Genel Merkezi tarafından görevden alınan ya da toplu istifa eden il ve ilçelerde, beldelerde Milliyetçi Hareketin en fazla oy aldığı yerler olarak görünüyor. Bunun son çarpıcı örneğini Bodrum’da gördük. MHP’nin Bodrum’daki % 5-7 oranındaki oyunu % 35’lere taşıyan kadrolar görevden alındı. Çokları kırgın, üzgün ve küskün.

amhpsakarya25

Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünelim:

Partide küskünler çığ gibi büyüyor. Neredeyse Milliyetçi Hareket bölünme noktasına geldi. Bölünmese bile, partinin bugünkü konumu ile bir seçimde baraj altında kalabileceği görülüyor. Giderek küçülen, hiçbir şey üretemeyen, iktidar partisinin “koltuk değneği”görevini yapan bir partinin ayakta kalabilmesi mümkün müdür?

Eninde sonunda MHP’nin bir tabela partisi görünümü içine düşeceğini görmemek için kör olmak gerekiyor.

Milliyetçi Harekete Genel Merkez tarafından “ipotek konduğu” söyleniyor. Ülkücü iradenin yok sayılması ve buna karşı önlem alınması Genel Merkezi “yok hükmünde” gösteriyor. Çünkü MHP’de değişime adım adım daha da yaklaşıldığını görmekteyiz.

Böyle bir siyaset yapmanın sonunun pahalıya mal olacağını artık herkesin görmesi gerekmiyor mu? Parti parçalanır ya da baraj altında kalırsa bunun sorumlusu kim olacak? Zaten, bazı çevreler de Milliyetçi Harekette böyle bir sonun olmasını bekliyor. Buna neden meydan verilmek isteniyor?

MHP’de değişim isteyenlerin hedefi, partini yenilenmesi, iktidara oynayacak konuma gelmesi, sadece ülkücü tabana değil, tüm Türkiye’yi kucaklaması ve milletin ışığı noktasına gelmesidir.

İşte, bugünkü kadro ve anlayışla bunun olmayacağı görüldüğü için dipten sarsıntılar başladı. Tabanın iradesine saygı duymak, demokratik kurallar içinde seçime gitmek, ülkücülerin istediği doğrultuda kararlar almak ve partiyi asıl sahiplerine teslim etmek kadar doğal bir şey olabilir mi? Bundan niçin kaçılıyor?

Özcan Yeniçeri Hoca, “MHP’deki dip dalga”yı anlatırken özetle şu görüşleri dile getiriyor. Yazımızı bu alıntı ile noktalıyoruz:

“MHP’nin olağanüstü kongresine iştirak eden kitlenin miktarı, büyük sayılar yasası gereği milliyetçi ülkücü camianın ortak aklıdır. Olağanüstü kongre için imza veren delegeler ile Ankara’ya gelen kitleler MHP’nin ortak aklının muharrik gücüdür. MHP’lilerin iktidar talebi bu dip dalgasını harekete geçirmiştir. Aslında MHP özelinde tartışılan da milliyetçi ülkücü camianın iktidara olan arzusudur. Ülkücü hareketteki iktidar arzusunun bu denli şiddetli olması nedensiz değildir. Ülkücü hareket yalnızca 12 eylül öncesinde üç binin üzerinde şehit vermiştir. Onların geride bıraktıkları öksüzler, dullar ve çaresizlerin sayısı ise yüz binleri bulmaktadır. Sakat kalanlar, hapishanelere düşenler ve yurt dışına çıkmak zorunda kalanlarla milliyetçi ülkücü hareket, mağdurlar ve mazlumlar hareketi hüviyetine bürünmüştür. Ülkücüler daha 12 Eylül döneminin travmasını atlatamamışken, on dört yıllık AKP iktidarı dönemi gelmiştir. Bu dönemde de ülkücüler ezilmiş, sürülmüş, görevlerinden alınmış, örselenmiş ve hırpalanmışlardır.”

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

 

Devlet Bahçeli "Ormanlarımız bu ülkenin soluk borusu, can evidir"

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında MHP’de yaşanan yargı sürecini değerlendirirken, kurultayın şimdilik imkansız olduğunu söyledi. Bahçeli Brexit ve İsrail mutabakatını da değerlendirdi

Devlet Bahçeli: 10 Temmuz’daki kurultay şimdilik imkansızdır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP’de yaşanan yargı kaosu için, “Hukuken 10 Temmuz’da genel başkan ve genel merkez organlarının seçimi şu anda mümkün değildir. Tüzük değişikliği konusunda tedbir kararı bulunduğundan usul ve esas açısında doğru değildir. Yargısal süreçler 10 Temmuz’daki büyük kurultayımızı imkansız kılmaktadır. Bundan sonraki yol haritamızı milletimizle anında paylaşacağız” dedi.

Türkiye ile İsrail arasında imzalanan mutabakat metnini eleştiren Bahçeli, “AKP hükümeti, özür, tazminat ve ambargo şartı ileri sürmüştü. Ancak ambargonun kalkmayacağı itiraf edilmiştir. Bu anlaşmanın neresi zaferdir?” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararını değerlendiren Devlet Bahçeli, “Artık derin bir uçurum söz konusudur” derken, İngiltere Başbakanı David Cameron için, “Layığını buldu” dedi.

DEVLET-BABA_grup

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Önemli sayılabilecek gelişmelere tanık oluyoruz. Hava sıcaklarıyla birlikte siyasetin de ısındığını görüyoruz.

orman1

ORMAN YANGINLARI: MHP HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIR

AKP hükümetinin fırsatçılara prim vermemesi şarttır. 2B statüsündeki ormanlarımızla ilgili çıkarcılara engel olmalıdır. Orman yangınlarındaki ihmaller de incelenmelidir. Her ihtimal dikkate alınmalıdır. Teröristlerin her yola tevessül ettiği malumdur. Orman yangınlarıyla mücadele çok yönlü ve kararlı şekilde sürdürülmelidir. MHP, ormanlarımızın korunmasıyla ilgili her samimi adıma desteğini verecektir.

BREXİT: ARTIK DERİN UÇURUM SÖZ KONUSU

Birleşik Krallık’ta tarihi bir referandum gerçekleşmiştir. Bu referandum büyük bir yankı bulmuş, uluslararası dengeleri sarsmıştır. Halkın kararına saygı duyulmalıdır. Birleşik Krallık AB ile ortak gelecek görmemiştir. Cameron referandum kartını devreye koyarak halkına sorması, taşları yerinden oynatmıştır. 50 yaş altı kuşağın AB’ye olumlu tavrı, 50 yaş üstünün olumsuz bakışı bir kutuplaşmanın da işareti olmuştur. Başbakan istifa kararı almış, diğer pek çok ülke AB’yi sorgulamaya başlamıştır. Birleşik Krallık’ta dip dalgaya tutunan bazı siyasetçiler AB’den ayrılmanın altyapısını oluşturmuştur. Artık derin bir uçurum söz konusudur.

MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin, 28 Haziran 2016 Salı günü TBMM Grup Toplantısı’nda yapmış oldukları konuşma  TAM METNİ

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Muhterem Misafirler,

Değerli Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis grup toplantımıza başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Hiç kuşku yok ki, iç ve dış politika kapsamında çok yoğun günlerden geçiyoruz.

Mübarek Ramazan ayının son günlerinde ülke ve dünya siyaseti açısından önemli sayılabilecek gündem ve gelişmelere üst üste şahit oluyoruz.

Hava sıcaklarının artmasının yanında, siyasetin de ısındığını, özellikle dış politik havzada çok yönlü hareketlenmelerin yaşandığını biliyor ve görüyoruz.

Ancak değerlendirmelerime geçmeden evvel, ülke genelinde çıkan orman yangınlarından duyduğum üzüntüyü bilhassa ifade etmek istiyorum.

Sebebi ne olursa olsun, çıkan orman yangınları bu ülkeye büyük zarardır ve ziyandır.

Yeşil örtümüzün, hepimizin titizlikle koruması gereken doğa zenginliğimizin bir kıvılcımla küle dönmesi tam anlamıyla katliamıdır.

Antalya Kumluca ve Adrasan’ın alevlere mahkum olması, hatta tesis ve otellere kadar yayılması elbette kaygı vericidir.

Ayrıca son bir hafta içinde Bodrum ve Edirne’de yanan yüzlerce hektarlık orman milletimiz adına kahredici bir kayıptır.

Orman köylüsü kardeşlerimiz perişan vaziyettedir.

Yangınlar sonucunda, yeni imar alanlarının açılıp açılmayacağı, ilave otel veya konut yapımının olup olmayacağı herkesin aklındaki sorular arasındadır.

Ormanlar yanarken, rantiyecilerin sevinmesi, arazi mafyalarının umutlanması, imar vurguncularının heveslenmesi, talancıların heyecanlanması mümkündür ve beklenmelidir.

AKP hükümetinin fırsatçılara prim vermemesi, alevden çıkar umanlara göz açtırmaması şarttır.

2/B statüsündeki ormanlarımızla ilgili hesabı olan çıkarcılara,  yağmayı meslek edinmiş yerli ve yabancı odaklara engel olunmalıdır.

Orman yangınlarında ihmal, kusur, sabotaj gibi hususları da ayrıntılarıyla incelemek lazımdır.

Her ihtimal dikkate alınmalıdır.

Türkiye düşmanlarının insan ve doğa varlığımıza husumeti bilinmektedir.

Teröristlerin ormanlarımızı yakmak, ülkemizi karanlığa çevirmek için her yola tevessül ettiği malumlarınızdır.

Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadele çok yönlü ve kararlı şekilde sürdürülmelidir.

Bu konuda devletin her kaynak ve gücü gecikmeksizin, ertelenmeksizin devreye alınmalı, seferber edilmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi ormanlarımızın korunmasıyla ilgili her samimi adıma, her kalıcı tedbire milli bilinç ve sorumlulukla desteğini verecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Birleşik Krallıkta, 23 Haziran 2016 günü, AB’nin geleceğiyle ilgili tarihi bir referandum gerçekleşmiş ve sonuçlar belli olmuştur.

Bu referandum hem bu ülkede hem de Avrupa siyasetinde büyük bir yankı bulmuş, uluslararası dengeleri doğal olarak sarsmıştır.

Britanya halkı yüzde 51,9’luk bir oy oranıyla 43 yıllık AB macerasına sandık yoluyla son vermiştir.

Öncelikle halkın kararına saygı duyulmalıdır.

Birleşik Krallık AB’yle ortak bir gelecek görmemiştir.

Brexit oylaması AB’ye yönelik güvensizlikleri derinleştirmiştir.

Birleşik Krallık Başbakanının referandum kartını devreye koyarak AB’de kalıp kalmama tercihini halkına sorması taşları yerinden oynatmıştır.

Bu ülkede 50 yaş altındaki kuşağın AB’ye olumlu tavrı, 50 yaş üstünün ise olumsuz ve soğuk bakışı aynı zamanda bir kutuplaşmanın da işareti olmuştur.

Birleşik krallık’ın AB’ye hayır demesiyle Başbakan Cameron istifa kararı almış, diğer birlik üyesi pek çok ülke AB’yi sorgulamaya başlamıştır.

Başta küreselleşmeye karşı yükselen tepki dalgası ve mülteci yığılmasından duyulan endişe olmak üzere, bizi dizi itiraz 23 Haziran referandumunda etki ve neticelerini göstermiştir.

Birleşik Krallıkta, toplumsal dip dalgaya tutunan şüphe ve tereddütleri kaldıraç gibi kullanan bazı siyasetçiler AB’den ayrılmanın alt yapısını oluşturmuşlar, sosyal tabanını inşa etmişlerdir.

AB için 23 Haziran öncesiyle sonrası arasında artık derin bir uçurum söz konusudur.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek için kahin olmaya da gerek yoktur.

Brexit kararı, mali piyasaları sallamış, AB’den kopma taleplerini güçlendirmiş, karamsar bekleyişleri tırmandırmıştır.

Bilindiği üzere, 2002-2007 yılları arasında küreselleşme süreci parlak bir dönem yaşamıştır.

Dünya ekonomisi yüzde 5’i aşan bir büyüme performansı yakalamıştır.

Ne var ki, 2008 yılında ortaya çıkan finansal kriz dünya ekonomisine hakim olan sanal bahar havasını da sonlandırmış, insanlığı vahim sorunlarla yüzleştirmiştir.

Krizle birlikte büyüme oranları dibe vurmuştur.

Avrupa ülkelerini pençesine alan durgunluk, istikrarsızlık ve işsizlik döngüsü sosyal çöküşlere, siyasal kaynamalara, ekonomik yıkımlara ardına kadar kapı aralamıştır.

Kazanın bir avuç elitten ibaret, kaybedenin ise milyarlarca insan olduğu adaletsiz ve ahlaksız sömürü düzeni haklı olarak her vicdan sahibi tarafından kıyasıya eleştirilmiştir.

Özellikle Almanya, Fransa ve Birleşik Krallığın dünya ekonomisindeki payı yıllar içinde yüzde 13’ten yüzde 8,5’e gerilemiştir.

Yükselen piyasalar düşüşe geçmiştir.

Popülist eğilimler öne çıkmaya başlamıştır.

Kontrolsüz göç dalgaları, artan şiddet ve terör vakaları, egemenlik paylaşımlarının doğurduğu yan tesirler ülkeler arasında görünmeyen duvarların örülmesine neden olmuştur.

Üretimi dışlayan, finansal oyunlara dayanan dünya ekonomisi bir yanda geniş bir mağdur kitlesi yaratırken, diğer yanda çalışmadan, yattığı ve oturduğu yerden servet kazanan küçük bir zümreyi palazlandırmış, yeşertmiştir.

Haklı olanın değil güçlü olanın sözünün geçtiği; kirli ve karanlık çevrelerin egemen olduğu bir dünya sisteminin elbette uzun süreli ayakta kalması, işbirliği kanallarını canlı ve açık tutması akla ve mantığa aykırı olacaktır.

Her ne kadar yeni bir pişmanlık referandumu için imza kampanyası düzenlense de, Britanya halkının 23 Haziran iradesi, genel olarak anlık bir gelişmenin ürünü olmayıp, uzun senelerin mahsulüdür.

Bu söylediklerim Birleşik Krallıktaki referandumun bir yüzüdür.

Ancak meselenin ülkemizi ilgilendiren diğer bir yüzü vardır ki, bu da samimiyetle ve milli vicdan eşliğinde yorumlanmalıdır.

23 Haziran öncesi Britanya vatandaşları Türkler gelecek diye korkutulmuş, muhtemel göçmen akışı olacak iddiasıyla demokratik tercihleri çarpıtılmıştır.

Bu bize göre milletimize, Türklüğün haysiyetli ve vakarlı mevcudiyetine ağır bir hakaret ve cürümdür.

İngiliz kibir ve kurnazlığı tesirlerini bir kez daha göstermiştir.

AB’yle yollarını ayırmak için bahane arayan bu ülkenin Türklüğe çamur atması, Türkleri aşağılaması utanmazlık ve küstahlık örneğidir.

Türk milletinin her ferdi, gittiği ülkelere sorun değil, ancak şeref kazandırmıştır.

Biz vardığımız her yere onur ve itibar götürürüz, biz bulunduğumuz coğrafya ve ülkelere ahlak ve kaliteyi öğretiriz.

Türkleri öcü gibi gösterip nefret suçu işleyenlerin asırlarca taşıdığı kirli mirastan bir şey kaybetmemesi ayıplı ve alçaltıcı bir handikaptır.

Birleşik Krallıkta, 23 Haziran öncesi Türkler üzerinden yapılan provakatif kampanyanın her türlü spekülasyon ve saptırmaya davetiye çıkardığı, insanlık değerlerini öğüttüğü açıktır.

Aşırı uçların ve marjinal kesimlerin Türkleri karalamanın bir fırsatı olarak gördüğü referandum sürecinde, Birleşik Krallık Başbakanı da iyi bir sınav verememiş ve layığını bularak sınıfta kalmıştır.

Türkiye’nin AB’ye girişi için 3 bin yılını işaret eden bu şahıs, kısa sürede ağzının payı almış, üç günde kurumuş bir ağaç gibi devrilip gitmiştir.

Elbette herkes mayasına, meşrebine ve mizacına uygun hareket edecektir.

Diyorum ki, Türk milletini hor ve hakir görmek, küçümseyip karartmak mazisi kan ve sömürü kokan hiçbir emperyal ülkenin haddi ve harcı olamayacaktır.

Değerli Milletvekilleri,

23 Haziran referandumu AB’nin fay hatlarını çatlatmıştır.

Birleşik Krallığın AB’den tam ayrılışı için iki yıllık bir sürenin geçmesi öngörülmektedir.

AB’nin çekirdeğini oluşturan ülkeler bu ayrılığın kısa sürede olmasını istemektedir.

Anlaşılan bu zorlu ve yıpratıcı sürecin daha da kronik olaylara ve telafisi maliyetli olacak hasarlara meydan vermemesi planlanmaktadır.

Birleşik Krallığın karar ve iradesinden sonra AKP hükümeti de meseleye uzak kalmamıştır.

Başbakan’dan bakanlara kadar herkes kendi birikim ve kanaati çerçevesinde değerlendirmeler yapmıştır.

Görüldüğü kadarıyla AKP hükümeti Birleşik Krallığın AB’den kaydını sildirmesine pek de sıcak bakmamıştır.

Başbakan Türkiye’nin AB yolunda çalışan bir ülke olduğunu ifade ederek, güçlenmesine vurgu yapmıştır.

Bunu yaşlı kıtanın güvenliği ve istikrarı için önemli görmüştür.

Ve de AB’nin gelecek vizyonunu gözden geçirmesini önermiştir.

Şunu herkesin görmesi lazımdır ki, AB’nin yapısı fiili bir Hıristiyan kulübü şeklindedir.

Eğer birliğin iddia edildiği gibi bir gelecek vizyonu varsa, buna göre temellenecektir.

AB’nin, Müslüman Türk milletini bu nüfus ve değerler yapısıyla kabullenmesi zannederim mümkün değildir.

Biz ne yaparsak yapalım; milli ve manevi kabullerimizden taviz vermeden, egemenlik haklarımıza sırt çevirmeden, Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı inkar etmeden AB’ye girmemiz devenin iğne deliğinden geçmesi kadar imkansızdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak AB’ye bakış ve değerlendirmelerimizde istikrarlı ve tutarlı biz çizgi takip ettik.

Geçmişte sarfettiğimiz sözlerimiz elbette tüm delil ve belgeleriyle ortadır ve partimizin resmi internet sayfasında herkesin erişebileceği kadar yakındır:

30 Kasım 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizde karşılıklı anlayış, saygı ve işbirliğinin belirleyici olmasını savunduk.

6 Aralık 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği ve üye devletlerin, toprak bütünlüğümüze ve insanlarımızın yaşama hakkına kasteden bir terör örgütü karşısında ülkemizden yana açıkça tavır almasını istedik.

14 Aralık 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Birliğin bütünleşme konusunda, ülkemize mesafeli yaklaştığını, Türkiye’nin sorunlarını büyütme ve yalnız bırakma şeklinde özetleyebileceğimiz dostane olmayan bir tavır geliştirdiğini söyledik.

İlave olarak dedik ki: Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edilişimiz bir lütuf değildir. Adaylık statüsü, her şeyden önce başlangıçta imzalanan anlaşmalardan kaynaklanan bir hakka dayanmaktadır.

24 Şubat 2000 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standartlardan, Avrupa değerleriyle çatışan tavır ve söylemlerden kaçınması gerektiğine vurgu yaptık.

Yine dedik ki: Türkiye, temel tercihini Avrupa Birliği’nden yana yapmıştır. Ancak, bu ilelebet devam edecek bir mecburiyet olarak algılanmamalıdır.

21 Mart 2000 tarihli Meclis Grup toplantımızda; onurlu ve adil bir birlikteliğin, sadece Türkiye’nin değil, bütün Avrupa’nın ve Dünya’nın yararına olacağına dikkat çektik.

5 Kasım 2000 tarihli 6. Olağan Büyük Kongremizde aynen şöyle demiştim:

“Partimizin, Avrupa Birliği’ne yaklaşımında, Avrasya coğrafyasının bir barış, istikrar ve refah adası olmasına dair görüşü rol oynamıştır.

Devamla şunları dile getirmiştim: Milliyetçi Hareket Partisi, Avrupa Birliği’ne tam üyelik meselesini önemsemekte ve ciddiye almaktadır. Birlik yönetimi, Türkiye’nin üyeliğine gerçekçi ve samimi bir şekilde yaklaştığı ölçüde, katılımın makûl bir zaman aralığında realize olacağına inanmaktadır.”

21 Kasım 2000 tarihli basın açıklamamızda; Birlik yönetiminden iyi niyetle hazırlanmış inandırıcı bir üyelik politikası izlemesini talep etmiştik.

27 Mart 2001 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Türkiye AB arasındaki ilişkilerin çok boyutlu ve tarihi bir birlikteliğin inşa süreci olarak ele alınmasını temenni etmiştik.

Ve de Doğu ile Batının kucaklaşmasına vesile olacak, küresel ve bölgesel istikrara katkı sağlayacak demiştik.

2 Haziran 2001’de Almanya’da Avrupalı muhataplarımıza seslenmiş ve şu görüşlerimizi paylaşmıştım:

“Türkiye’nin Avrupa Birliği ile her ülke ve devlet gibi, adil ve onurlu bir işbirliği içinde bulunmak istemesinde yadırganacak bir yan yoktur.

Türk insanının ortak düşüncesi ve beklentisi, kendisine tarihi ön yargılarla ya da fiili ön şartlar öne sürülerek yaklaşılmamasıdır.”

29 Kasım 2001 tarihli Meclis Grup toplantımızda AB yöneticilerine;

Birlik yönetiminin, Türkiye karşısında Avrupa Birliği bünyesinde var olan güçlü dirençleri aşmayı ve önyargıları yenmeyi gerçekten isteyip istemediğini,

Batı Avrupa toplumlarının, Müslüman Türk toplumunu aralarında görmeye ne kadar hazır olduklarını,

Birlik yönetiminin bu doğrultuda herhangi bir politikasının var olup olmadığını,

Türkiye’yi sürekli rahatsız eden terörist örgütlerin Batı Avrupa’daki uzantılarıyla etkin bir mücadeleyi ne zaman vereceklerini özellikle sormuştuk.

14 Haziran 2006 tarihli yazılı basın açıklamamızda; Türkiye-AB ilişkilerinin, senaryosu yalan, aldatmaca ve samimiyetsizlik olan bir pembe dizi niteliği kazandığını açıkça ileri sürmüştük.

19 Eylül 2006’da, AB’nin Türkiye’yi oyaladığını,

9 Kasım 2006’da, AB sürecinin tıkandığını,

19 Kasım 2006’da, AB’nin Türkiye’yi dışlayıp haysiyetiyle oynadığını,

30 Kasım 2006’da, AB rüyasının sonuna gelindiğini,

8 Aralık 2006’da, AB trenin Kıbrıs makasında raydan çıktığını,

25 Aralık 2007’de, Avrupa Birliği’nin PKK terörü ve etnik bölücülük konusundaki tutumunun her yönüyle bir riyakarlık örneği olduğunu,

12 Şubat 2008’de, AB ile teslimiyet mahkumiyet ilişkisinin varlığını,

6 Mayıs 2008’de AB’nin Türkiye’ye karşı önyargılı ve dayatma içinde hareket ettiğini,

16 Ekim 2012’de Türk milletinin seçeneksiz olmadığını,

Ve de milli onur ve ilkelerimize aykırı hareket eden, egemenlik haklarımızı zedeleyen her küresel projenin ne bizim onayımızı alacağını ne de milletimiz de karşılık bulacağını güçlü şekilde haykırdık.

Yıllardan beri ilkelerimizi kararlıca savunduk, AB’yle ilgili düşüncelerimizde çelişkiye düşmedik.

Ve geldiğimiz bu aşamada diyebiliriz ki, AB’nin suyu çoktan ısınmış, kendi kendini yiyen ve tüketen bir organizmaya dönüşmüştür.

AB, yıllarca Türkiye ve Tük düşmanlığına sığınak olmuştur.

AB üyesi ülkelerle elbette sosyal, ekonomik ve siyasal ilişkilerimiz karşılıklı çıkarlar ekseninde sürmeli, hatta güçlenmelidir. Buna itirazımız yoktur.

Ancak sonu gelmeyen müzakere süreçlerinin, dipsiz kuyuya dönmüş ev ödevlerinin, artan baskı ve azarlamaların bir sınırı vardır ve bu sınır geçilmiştir.

AKP hükümetinin AB’yle zig zaglı diyalogları, inişli çıkışlı ilişkileri, milli haklarımızı ucuz pazarlıklarla gölgelemesi, Avrupalı komiserlerin ağzına bakan acziyeti Türk milleti tarafından hiç hoş karşılanmamıştır.

AB süreci mutlaka milli bir perspektifle tekrar ele alınmalıdır.

Türkiye, başkasının himmet ve himayesine muhtaç olmayacak kadar büyük ve kudretli bir ülkedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB üyeliğiyle ilgili; “Biz de gerekirse referanduma gideriz” görüşü ise yersiz, anlamsız ve zamansızdır.

AB ayak sürüyor, ağırdan alıyor, zamana oynuyor, Türkiye’yi almamak için bin dereden su getiriyor, Sayın Erdoğan ise halka soralım diyor.

Sayın Cumhurbaşkanı, cevabı bal gibi bilinen bir soruyu aziz milletimize niye sormayı gündeme getiriyorsunuz?

Buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz?

53 yıldır Avrupa kapısında bekletiliyoruz, o fasıl açıldı, bu fasıl kapanmadı diyoruz hala bir arpa boyu mesafe alamıyoruz.

Türk milletinin AB’ye bakışını bilmek ve öğrenmek için plebisit türü bir oylamaya hiç gerek yoktur.

Zaten her şey ortadadır.

Yalnızca siyasi sorumluluk taşıyanların mühürlü kalpleri temizlensin, kapalı gözleri açılsın, tutuk iradeleri ipotekten kurtulsun yetecektir ve Türk milletinin AB’ye karşı tutumu anlaşılacaktır.

Milletimiz kendi geleceği ve kaderi üzerinde dün olduğu gibi bugün de tek söz söyleyendir, bunun aksini düşünmek Brüksel tutsaklığı, yabancı hayranlığıdır ki, buna bizim sıcak bakmamız olmayacak bir şeydir.

Muhterem Milletvekilleri,

Bir ülkenin dış politikasını tayin eden en önemli faktör coğrafyası, jeopolitik konumu, milli ve tarihi referanslarıdır.

Ülkelerin ekonomik ve siyasi gücü de dış politikanın plan ve işleyişinde önemli bir etkendir.

Bilelim ki, iç istikrarsızlık çok boyutlu ve aktif bir dış politika oluşumunun önüne set çekecektir.

Dış politikanın hedefi; eldeki tüm imkanlar kullanılarak ülkenin güvenlik, siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarlarının savunulması, geliştirilmesi olmalıdır.

Belirlenmiş bir amaca ulaşmak için taktik ve stratejilerin çatısı iyi kurulmalıdır.

Herhangi bir sorunun çözümünde iki taraf ülkenin aynı anda kazançlı çıkması, yani kazan kazan sloganının gerçekleşmesi uluslararası ilişkilerin ruh ve akışına istisnalar dışında uygun değildir.

Her iki tarafın kazanması ancak tarafların çıkarları arasında bir denge kurulmasıyla mümkündür ki, bu da kolay olmayacaktır.

Eğer bir sorunla ilgili çözüm olacaksa, bu her şeyden önce adil ve hakkaniyete müzahir olmalıdır.

Sorunların çözümü ancak iki tarafça da aynı derecede ve samimiyetle istendiği takdirde gerçekleşebilecektir.

Eğer karşı taraf buna hazır değilse, çözüm de imkansız veya gerçekçi değildir.

AKP, 2009’dan beri İsrail’le sürtüşmekte, atışmakta, ağır eleştirilerle iç kamuoyuna mesaj vermektedir.

İsrail’e söylenmedik söz bırakılmamıştır.

Fakat dün Başbakan’ın yaptığı açıklamalarla İsraille ilişkilerin düzeleceği, yeni bir evreye gireceği müjdelenmiştir.

Bugün Roma’da iki ülke karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan anlaşmaya imza atacaklardır.

Böylece 2009 yılının Ocak ayında Davos’ta başlayan “One Minute” şovu bitmiş, istismar perdesi kapanmış olacaktır.

31 Mayıs 2010’da, ambargo altındaki Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine, uluslararası sularda ağır bir saldırı düzenleyen İsrail, 10 Türk vatandaşını öldürmüş, onlarcasını da yaralamıştı.

Bu tarihten sonra Türkiye-İsrail ilişkileri kopmuş, iki ülke arasında her alanda bir gerileme yaşanmıştı.

Cumhurbaşkanı İsrail’i terör devleti olarak defalarca suçlamıştı.

İsrail Gazzeli çocukları plajlarda öldürüyordu. Erdoğan bunu haklı olarak şiddetle tenkit ediyordu.

İsrail’in barbarlıkta Hitler’i geçtiğini dillendirmişti.

İsrail’e döktüğü kanlardan dolayı hesap sorulacağını hatırlatıyordu.

Bu ülkeden hiçbir zaman iyi niyet beklenmemesini söylüyordu.

Cinayetlere seyirci kalınmayacaktı.

Mavi Marmara gemisine saldırı savaş sebebiydi.

Sayın Erdoğan, Başbakan görevindeyken çok kesin ve bağlayıcı konuşmuş ve şöyle demişti:

“Ben bu görevde bulunduğum sürece hiçbir zaman İsraille olumlu bir şeyi düşünemem. Zulüm bitmedikçe Türkiye İsrail arası normalleşemez.”

Demek ki, zulüm bitmiş ve normalleşmenin kapakları aralanmıştır.

Bizden de buna inanmamız istenmektedir.

Cumhurbaşkanı bu yılın Ocak ayında, Kral Selman Bin Abdülaziz’in davetiyle gittiği Suudi Arabistan dönüşü uçakta; İsrail’e ihtiyacımız olduğunu söylemişti.

Şu anda AB Bakanı olan şahıs da, AKP sözcülüğü görevini yürütürken, İsrail devletinin Türkiye’nin dostu olduğunu birden bire hatırlamıştı.

Meğerse hükümet uzun süredir İsraille gizli gizli buluşup anlaşmanın yollarını arıyormuş da bizim haberimiz olmamıştır.

Madem İsraille anlaşılacak, barışılacak, kucaklaşılacaktı, bunca sert söze, bunca su katılmamış hakarete ne gerek vardı?

Geçmişteki sözleri nereye koyacağız?

Bu keskin çarkı nasıl izah edeceğiz?

Teröristlerde onur ve gurur arayanlar, dış politikada ne ilke, ne seviye, ne de inandırıcılık bırakmışlardır.

Biz demiyoruz ki, İsraille kavga edelim.

Biz istemiyoruz ki, İsraille düşman kamplara ayrılalım.

Ancak 2009’dan beri süregelen İsrail husumetini birden bire unutmak, üzerine sünger çekmek; nerede kalmıştık, hadi işimize gücümüze bakalım demek bir defa millete saygısızlık değil midir?

AKP hükümeti hangi İsraille anlaşmıştır?

Gazze’yi yakıp yıkan; Doğu Kudüs’te terör estiren; fosfor bombalarını Filistin’in üzerine yağdıran İsrail nereye gitmiş; katliamlar ne çabuk unutulmuştur?

Geçen hafta da söyledim; ülkeler arasında kalıcı dostluk ve düşmanlık olmaz.

Fakat son yedi yıllık sözleri ne yapacağız, nasıl yok sayacağız

İsrail’in lekeli sicilinin temizlendiğini nasıl kabulleneceğiz?

AKP hükümeti, İsraille ilişkilerinin düzelmesi için özür, tazminat ve Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını şart olarak ileri sürmüştü.

İlk iki şartın yerine gelmesine rağmen, ambargonun kalkmayacağı bizzat İsrail Başbakanı tarafından itiraf edilmiştir.

Başbakan Netanyahu Roma’da, Türkiye’den gönderilecek insani yardımların İsrail limanları üzerinden Gazze’ye ulaştırılacağını ifade etmiştir.

İsrail Başbakanı bunun yanında, ülkemiz topraklarından İsrail’e yönelik terörist faaliyetlerine izin verilmeyeceğini, anlaşmanın İsrail doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına imkan vereceğini açıklamıştır.

Peki bu anlaşmanın neresi zaferdir? Hangi İsrail diz çökmüştür?

Türkiye’den İsrail’e yönelik, bizim bilmediğimiz hangi terörist faaliyet vardır?

Eğer Netenyahu’nun bu sözleri anlaşmada açık veya örtülü varsa, hükümet buna nasıl evet demiştir?

Terör ihraç eden, masumları katleden İsrail Türkiye’yi terörle aynı kefeye koyma hakkını nereden ve kimden almaktadır?

İsrail doğal gazını bizim üzerimizden Avrupa’ya ulaştıracaksa, Roma’daki anlaşmanın gerçek kazananı bu ülke olmayacak mıdır?

Ve de hükümet İsrail karşısında geri adım atmış sayılmayacak mıdır?

Milliyetçi Hareket Partisi İsraille ilişkilerin iyileşmesinden, makul bir çerçeveye oturmasından prensipte rahatsız değildir.

Bizim söylediğimiz karşılıklı çıkarların gözetilmesidir.

Bizim istediğimiz geçmişteki sözlerin çiğnenmesinden dolayı hiç olmazsa aziz milletimizden özür dilenmesi veya pişmanlık emarelerinin gösterilmesidir.

Aynı şey Rusya’yla ilişkiler için de geçerlidir.

Sayın Cumhurbaşkanı Rusya’ya yeni bir mektup göndermiştir.

Medyaya yansıyan budur.

Bu mektubunda, Türkiye-Rusya ilişkilerini düzeltmek için her şeyi yapacağının garantisini vermiştir. İddialar bu yöndedir.

Ve de Rus uçağının düşürülmesinden dolayı üzüntü duyduğunu açıklamıştır.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin canlanması tabii olarak olumlu ve isabetlidir.

Ama 24 Kasım 2015’de düşürülen Rus uçağının egemenlik haklarımızı ihlal ettiğini hiç kimse inkar edemeyecektir.

Sayın Erdoğan’ın hamlesi karşılıksız kalırsa, Türkiye tek taraflı boyun eğmiş olacaktır.

Bu ise Türkiye’nin oyuncağa dönmesine, hiçbir yaptırım ve caydırıcılığının kalmadığına kanıt sayılacaktır.

Şayet bu olursa ortada çok ciddi bir kriz var demektir ve Türkiye her türlü iç ve dış operasyona açık ve müsait hale gelecektir.

Dış politikada sabır, dirayet ve ihtiyat şarttır.

Günü birlik ve hamasi sözlerin faturası gün gelecek herkese çıkacaktır.

Yanlış taktiklerle doğru stratejinin uygulanması, strateji yanlışken taktik kazanımlarla mesafe alınması görülmüş, duyulmuş şey değildir.

Cılız mevzi kazanımlarıyla dış politik hedeflere ulaşmak da hayaldir.

Bu itibarla hükümet dikkatli, ilkeli, uyanık, şuurlu ve milli gerçeklere tam bir bağlılıkla hareket etmeli, Türkiye’yi ayağa düşürecek, tartıştıracak, zayıflatacak korkaklık ve öngörüsüzlükten kesinlikle uzak durmalıdır.

Vizyon odaklı ve etkili bir dış politika izlediğini, Türkiye’nin küresel sorunların çözümüne katkıda bulunan ve ortaklığı aranan uluslararası bir aktör haline geldiğini iddia ederek bugünlere düşe kalka ulaşan AKP, unutulmasın ki, tarihi bir vebal ve sorumluluk altındadır.

Değerli Milletvekilleri,

Parti olarak aylardır tartışmaların odağındayız.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni alt etmek, tesirsiz ve edilgen hale getirmek için pis bir oyun sahnelenmektedir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in varlığından ürken ve rahatsız olan çevreler kullanacakları ve yönetecekleri işbirlikçi aktörleri çok çabuk bulmuşlardır.

Bunların fıtratı bozuk, fikri bulanıktır.

Bunlar her kılığa giren, her kaba sığan kurnazlıktadır.

Hep söyledim, yine söylüyorum; amaç MHP’yi marjinalleştirmek, bileğini bükmek, siyasetten ve Meclis’ten mümkünse tasfiye etmektir.

Bu nedenle bünyemize harici müdahaleler çoğalmıştır.

Nitekim oyun büyük ve ahlaksızdır.

Biz bu oyunu çok şükür zamanında gördük ve bozmak için yüreğimizi koyduk.

Biz bu oyunun figüranlarını tanıdık, taktıkları maskeleri yırtmak için geceyi gündüze kattık.

Pensilvanya’dan talimatlı mihraklar, MHP’ye yuvalanıp kontrol edeceklerini zannedecek kadar küçülmüş, ufalanmış, vicdanen dağılmışlardır.

Bu kutlu davaya paralel şırıngasını saplamak için kuyruğa girip, paradigma aşısı için sabırsızlananlara, bizde ne uzatılacak bir el, ne de açılacak bir kapı asla yoktur, bundan sonra da olmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi şehitlerimizin muazzez bir yadigarıdır, şirret hesaplarla önü kesilemeyecek, geleceği silinemeyecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi ülkücü ömürlerin aziz bir hatırasıdır ve de ülkücülükten geçinen, ülkücü gibi etrafta gezinen karanlık emellere, karaborsacı ellere peşkeş çekilmeyecek, teslim edilmeyecektir.

Biz davamızı sokakta bulmadık, oyunlara aldanıp de hiçbir hasis ve haine devretmeyecek, asla da vermeyeceğiz.

Bildiğiniz gibi, partimizi içine alan hukuki süreçler sürekli farklılaşmakta, gün geçmiyor ki yeni durumlar ortaya çıkmaktadır.

24 Haziran’da, Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Haziran’da yapılan korsan kurultayda alınan kararlar ve yapılan Tüzük değişiklikleriyle ilgili ihtiyati tedbir kararı vermiştir.

Böylelikle korsan kurultay tüm sonuçları itibariyle beklemeye alınmıştır.

Çoktan liberalliğe dümen kırmış bazı kalem sahipleriyle Erdoğan’ın yanından uzaklaştırılmış bir kısım cahil köşe yazarının, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını hazmedemediği görülmektedir.

Birisi kendi pejmürde haline yanmaz, MHP’nin hali diye yazı kaleme alır.

Birisi edepsizce, MHP’de yenilenme isteyenlerin üstüne masabaşı karalamalarla gidildiğini, mizansen manşetlerle saldırıldığını söyler.

Birisi elindeki kör hançeri ve kendi genetik hasarını saklayarak kasap bıçağı ile MHP’nin genlerine müdahale ediliyor, der.

Siyaset dışı ameliyat diyeni mi ararsınız, ali cengiz oyunu diyene mi bakarsınız.

Bunların alayı MHP’nin düşüşünü gözleyen, fakat hayatları boyunca buna şahit olamayacak kırık ve çürük kalem sahibi medya simsarlarıdır.

Bunlar gibilerinin bastığı yerde ot bitmez, olduğu yerde bereket kalmaz.

Yalan bunlarda, çarpıtma bunların mesleğidir.

Ne yaparlarsa yapsınlar, bu kutlu davayı yolundan döndüremeyecekler, oyuna getiremeyecekler, Türklüğün özlemini sindiremeyeceklerdir.

Dün de, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı; 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin tensip ve ek tedbir kararı karşısında, parti Tüzüğümüzün 63. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğundan 10 Temmuz’da planladığımız 6.Olağanüstü Büyük Kurultayımızda seçim yapılamayacağına hükmetmiştir.

Kaldı ki bu hüküm, söz konusu mahkemenin kararı kesinleşesiye kadar sürecektir.

Buradan çıkardığımız sonuç şudur:

Hukuken 10 Temmuz’da Genel Başkan ve Genel Merkez Organlarının seçiminin gerçekleşmesi şu aşama ve tablo karşısında mümkün değildir.

Tüzük değişikliği konusunda ise, 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tedbir kararı bulunduğundan, bu çerçevede bir değişikliğe gitmek de usul ve esas açısından doğru ve yerinde görülemeyecektir.

Yargısal süreçler 10 Temmuz 2016’da yapmayı düşündüğümüz 6. Olağanüstü Büyük Kurultayımızı şimdilik imkânsız kılmaktadır.

Bundan sonra izlenecek yol haritamızı, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararına karşı paralel kuryelerin YSK’ya yaptıkları itirazlar netleştikten sonra milletimizle ve aziz dava arkadaşlarımızla anında paylaşacağız.

Ne ilginçtir ki, kendilerini mutlu eden yargı kararlarını alkışlayan, hayal kırıklığı yaşamalarına yol açan yargı kararlarını çekinmeden eleştirenlerin traji komik hallerini herkes görmektedir.

MHP üzerinde oynanan oyunlara muhalif adı altında payandalık yapan bir avuç kendini bilmezin sosyal medya üzerinden estirdiği iftira yağmurunu ve yüzsüz ithamlarını da esefle takip edip not alıyoruz.

İkircikli ve tutarsızlığın esiri olan bu şahısların bize akıl vermeye kalkışması, birliğimize ve dirliğimize musallat olma iştahları beyhude bir çırpınıştır.

Bunlar için, kurulan oyun tezgâhında kıvrana kıvrana azap duymak, sonra da pişmanlıklar içinde uzun bir dinlenme safhasına geçmek kaçınılmaz bir akıbettir.

Onlar tamamen serbest kalıp süresiz dinlenmeye çekilirken; bizim işimiz vardır, yapacaklarımız çoktur, her dava arkadaşım milletiyle buluşacak, görüşecek, anlaşacak ve kaynaşacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Allah’ın izniyle iktidar mücadelesine tüm gücüyle asılacak, hedeflerine ulaşacak, her oyunu da bozacaktır.

Bilmeyen varsa söyleyeyim, engel tanımayız, müfterileri takmayız, yılmayız, yıkılmayız, yenilmeyiz, Türklüğün ve Türkiye’nin hizmetinden bir an olsun vazgeçmeyiz.

Bu hafta idrak edeceğimiz Kadir Gecemizi, haftaya karşılayacağımızı Ramazan Bayramımızı bugünden tebrik ediyor, Cenab-ı Allah’tan nice Ramazanlara hep beraber ulaşmayı niyaz ediyorum.

Sözlerime son verirken sizleri bir kez daha saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.

MHP'de Hareketli bir gün yaşanıyor

MHP Genel Başkan Adayları Meral Akşener, Sinan Oğan, Ümit Özdağ, Koray Aydın, Mustafa Sait Gönen ve Süleyman Servet Sazak salonda. Salt çoğunluğun bulunduğu, imza atan delege sayısının kurultayın toplanması için yeterli sayıya ulaştığı belirtiliyor. Kurultay kısa süre içinde resmi açılışının yapılması bekleniyor. Öte yandan genel başkan adayları Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan, diğer genel başkan adayı Meral Akşener’e karşı ‘Güç Birliği’ hareketi oluşturdu.

MHP’de muhalif adaylar bugün parti tüzüğünü değiştirmek için toplandı. Salon içi ve dışında yoğun güvenlik önlemi alındı. Partililer salona gitmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Parti yönetimi kurultaya katılmadı. MHP kurultayına gelen ilk isim Ümit Özdağ oldu! Genel Başkan adaylarından Meral Akşener’in salona ‘Başbakan Meral’ sloganı ile girmesi gerilime neden oldu. Yan yana oturan genel başkan adaylarının hararetli tartışması dikkat çekti. Hazirun cetveline imza atan delege sayısının kurultayın toplanması için yeterli sayıya ulaştığı belirtiliyor.

ADAYLAR SALONA GELDİ

Genel Başkan adaylarından Meral Akşener ve Koray Aydın, 10.10 sıralarında salona girdi.Akşener ve Aydın sloganlar eşliğinde karşılandı.
Kurultay salonuna ilk gelen Genel Başkan Adalı Ümit Özdağ oldu. 09.32’de gelen Özdağ ile birlikte Yusuf Halaçoğlu da salona giriş yaptı

MHP’de 1 Kasım seçimi sonrası harekete geçen muhalifler, 7 ay sonra olağanüstü kurultayı bugün topluyor. Ankara’da Büyük Anadolu Oteli’nde gerçekleştirilecek kurultayda, Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ önce güçlerini birleştirip tüzüğü değiştirmeye çalışacak.

Kurultayda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kürsüye davet edilecek ancak Bahçeli dahil genel merkezden kimse kurultaya katılmayacak. Muhalifler iç tüzüğü değiştirebilirse ardından seçimli olağanüstü kurultay kararı alınacak.

‘GÜÇ BİRLİĞİ’ HAREKETİ

Öte yandan, kurultaya saatler kala iftarda bir araya gelen genel başkan adayları Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan, diğer genel başkan adayı Meral Akşener’e karşı ‘Güç Birliği’ hareketi oluşturdu. Gerekçe ise Akşener’in tek başına hareket etmesi. İftar yemeğinden Genel Merkez’in 10 Temmuz’da yapacağı olağanüstü kurultaya katılma kararı da çıktı.

Salona giren Genel Başkan Adayları yan yana oturdu. Genel Başkan adaylarının aralarındaki hararetli tartışma dikkat çekti. Kurultaya saatler kala iftarda bir araya gelen genel başkan adayları Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan, diğer genel başkan adayı Meral Akşener’e karşı ‘Güç Birliği’ hareketi oluşturma karara almıştı. bu tartışmanın bu birliktelikle ilgil olduğu düşünülüyor.

ŞARKILAR ÇALINDI

Kurultay salonunda Mustafa Yıldızdoğan, Ahmet Şafak ve Kıraç’ın MHP için hazırladığı şarkılar çalındı. Uzun araç kuyrukları oluşurken, binlerce partili de araçlarını bırakarak kongre salonuna yürüdü. Salona giremeyenler ise dışarıya kurulan dev ekranlardan gelişmeleri takip ediyor.

meral

O MADDE DEĞİŞECEK

Olağanüstü kurultayda, parti tüzüğünün 63. maddesi değiştirilerek olağanüstü kongrelerde de seçim yapılabilmesinin önü açılacak. Divan, seçimli kurultayın ne zaman yapılacağına ilişkin önergeleri delegelerin oylarına sunacak.

ARBEDE YAŞANDI

MHP Genel Başkan Adayı Sinan Oğan’ın salona girişi sırasında yanında bulunan partililer üstlerini aratmak istemedi. Bunun üzerine polis ile partililer arasında arbede yaşandı. Çoğu partili yaşanan bu tartışma üzerine kongre alanına aranmadan geçti.

SİNAN OĞAN’IN YANINDAKİ SÜRPRİZ İSİM

Iğdır eski Milletvekili Sinan Oğan, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in kızı ÇağrıTürkeş ile birlikte salona geldi.

İLK AÇIKLAMA OĞAN’DAN GELDİ: YETERLİ SAYIYA ULAŞTIK

MHP’nin 6. Olağanüstü Büyük Kongresi öncesi Söğütözü’ndeki Anadolu Otel’de delegelerle biraraya gelen MHP Genel Başkan Adayı Sinan Oğan, kongreyle ilgili yaptığı konuşmada “Görüldüğü gibi kongre heyecanını bütün ülkücüler yaşıyor. Biraz önce havaalanı yanındaki Büyük Anadolu Otel’deydim. Bütün delegelerimiz oradaydı. Bütün delegelerimizde coşku var. Şimdi de buradayız. Burada da aynı şekilde coşku bütün delegelerimizi sarmış durumda. Allah’ın izniyle yarın ülkücülere yakışır, centilmenlik içinde olağan bir kongre yapacağız” ifadelerini kullandı.

Kongre için yeterli sayıya ulaştıklarını belirten Oğan, “Şu an yeterli sayı mevcut. Yolda olan delegelerimiz de var. Dolayısıyla bu konuda şimdiden yeterli sayıya ulaştık diyebiliriz”şeklinde konuştu.

devletbey1

MHP’DE KURULTAY GÜNÜ: BAHÇELİ NE YAPACAK?

Son seçimlerin en büyük kaybedeni Devlet Bahçeli koltuğunu korumak için her türlü adımı atıyor. En son Gemerek mahkemesi üzerinden tüzük kurultayını durdurmaya çalışan Bahçeli bunu başaramayınca yeni bir hamle daha yapmaya hazırlanıyor. Bahçeli’nin yeni hamlesi kurultay mekanıyla ilgili. Bahçeli, Kurultay’ın Ankara dışında olduğunu ileri sürerek, kurultayı geçersiz kılmak için mahkemeye gitmeye hazırlanıyor.

Bahçeli bu konuda şöyle dedi:

 MHP lideri Bahçeli, tüzük kurultayının yok hükmünde olduğunu söylemiş, yerine de itiraz etmişti. Bahçeli, “Arkadaşlarımız 19 Haziran’da yasal olmayan bir kurultaya davet edildi. Ankara’nın dışında, ayrı yargı çevresi olan Akyurt ilçesinde parti kongresi yapmak yasal bir işlem değildir” demişti. 

Devlet Bahçeli yeniden genel başkan seçildi.

Milliyetçi Hareket Partisi  11. Olağan Büyük Kurultayı “Bizimle Yürü Türkiye” sloganıyla Ankara’da başladı. Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin ‘iki bayram bir arada olsun’ teklifi ile 21 Mart Nevruz gününe denk getirilen kurultay, Arena Spor Salonu’nda şenlik havasında gerçekleştirildi.

Milliyetçi Hareket Partisi   lideri, Cumhurbaşkanı Erdoğan için, “kaçak ve karanlık sarayında diktatörlük hesapları yapan 17/25 rumuzlu şahıs” ifadesini kullanırken, Başbakan Davutoğlu’na ise, “saray süsü Başbakan”, hükümete ise, “sanal hükümet” olarak seslendi. İsim vermeden “izleme heyetinde” olacağı söylenen sanatçı Kadir İnanır’a yüklenen Bahçeli, “Şimdi de İzleme heyeti kurulmuştur. Bu heyet neleri izleyecektir. Sözde sanatçılar, gazeteciler, Yeşilçam kalıntıları, PKK’nın boğazda demlenen adamları hangi film fırıldağını çevireceklerdir?” dedi. 20 bin kişinin katıldığı kurultayda Bahçeli, 1149 delegenin oyuyla yeniden genel başkan seçildi.

11buyukkurultayduyuru

MHP’DEN BİR İLK 
MHP’nin bugünkü kurultayında, daha önceki kongrelerden farklı olarak Merkez Yönetim Kurulu iç in “çarşaf liste” uygulamasına gidildi. 75 kişilik MYK için, 140 kişi aday oldu. Adayların adı tek tek kürsüden okundu. MHP kaynakları, listede yer alan ilk 75 kişinin ise, MHP yönetiminin “anahtar listesi” olduğu vurguladılar.

EKİBİNDEN VAZGEÇMEDİ
MHP Lideri Devlet Bahçeli, mevcut yönetimdeki tüm Genel Başkan Yardımcıları, Genel Sekreter ve genel sekreter yardımcılarını MYK aday listesine aldı. Bahçeli, yönetiminde yer alan isimlerin tümünü, MYK için hazırladığı anahtar listeye dahil etti.

fırıldakkim

“ASENA”NIN YÖNETİMDE ADI YOK

Merkez Yönetim Kurulu aday listesinde, kadınlar azınlıkta kaldı. Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin 75 kişilik MYK anahtar listesine, ancak 7 kadının ismi girebildi.

Devlet Bahçeli, konuşmasının hemen başında Kongre’nin hedefini de iki kelime ile ortaya koydu; “kucaklaşma” ve “kararlılık gösterme…” MHP Lideri “kucaklaşmak ve kararlılığımızı göstermek için buradayız” dedi. Ankara’dan “ebedi Başkent” olarak bahseden Bahçeli, Kongre’nin nevruz günü yapılmasını ise, “yeni bir günde, yeni diriliş destanı yazmak için beraberiz. Türk’ün bahar bayramında yeniden doğuş, yeniden milli doğruluş amacıyla biriz ve birlikteyiz” dedi.

demirdov

‘AKP’Lİ YILLARI SİLMEK İÇİN…’

Bahçeli konuşmasında, partililere “AKP’li yılları silmek için hazırsınız” diye seslendi. En sert mesajlarından biri ise şu oldu; “vatanı ablukaya alan insan surietlerine tahammülsüzsünüz. Kalplere kızgın hançer gibi saplanan AKP’li yılları silmek için buradasınız…”

Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve hükümete çok sert ifadelerle seslendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan için, “kaçak ve karanlık sarayında diktatörlük hesapları yapan 17/25 rumuzlu şahıs” ifadesini kullanırken Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ise, “saray süsü Başbakan”, hükümete ise, “sanal hükümet” olarak seslendi. 

Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon ve Balyoz gibi davalar konusundaki “kandırıldım” açıklamasına da sert çıktı. Erdoğan’ı, “bir dönem işbirliği yaptıklarını, bugün suçlamakla” eleştiren Bahçeli, “Erdoğan’ı her önüne gelen kandırıyorsa, Türkiye batmış demektir. Erdoğan’ın onun bunun ağzına göre iş yapıyor ve tuzağa düşüyorsa, Türkiye çukurda demektir. Ülkemiz art niyetilerin elindedir” dedi. Bahçeli, çözüm süreci müzakerelerini de “ihanet” olarak nitelendirerek, “AKP iktidarı Türk tarihine, Türk milletine ve TC devletine alenen ihanet etmiştir. Devletin bölünmesi için imralı canisiyle müzakereye oturmuştur” 

Devlet Bahçeli, konuşmasında çözüm sürecine karşı MHP’nin sakin duruşuna yönelik getirilen eleştirilere de yanıt verdi. “Bugüne kadar içimiz kan ağladı, ama vakur duruşumuzu bozmadık” diyen MHP Lideri, “Ancak şimdi bıçak kemiğe dayanmıştır. Türkiye’yi bölmek için yola çıkan hıyanet çetesini uyarıyoruz” dedi. Bahçeli şöyle konuştu; “Sağduyu ve soğukkanlılığımızı teslimiyetle karşıtırmayın, atalete yormayın. Sorumlu durumuşumuzdan dolayı meydanı boş sanmayın. Türkiye sevdamızı sınamaya asla kalkışmayın. Bizde bölünecek ülke yoktur, bizde yıkılacak devlet yoktur, bizde parçalanacak vatan yoktur. Hain ve sinsi tuzaklarını, Erdoğan ve Davutoğlu’nun başına yıkarız.”

MHP Kongresi’nde Genel Başkan seçimlerinin tamamlanmasının ardından, partinin en üst organı olan Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin seçimine geçildi. Ancak kürsüden MYK adaylarının ismi tek tek okunduğunda, ortaya büyük bir sürpriz çıktı: MHP’nin MYK listesinde iki tane “Haberal” yer alıyor. Listede adı okunan ilk “Haberal”, CHP Milletvekili Mehmet Haberal’ın, daha önce de MHP Yönetiminde yer alan oğlu Erkan Haberal. Erkan Haberal, MHP’den 7 Haziran seçimlerinde milletvekili adaylığı için de başvuruda bulunmuştu.

devletmhp1devletmhp

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı  Devlet Bahçeli’nin
11. Olağan Büyük Kurultay açılışında yapmış oldukları konuşma metni.
21 Mart 2015

Mazisi Kahramanlıklarla Bezenmiş Büyük Türk Milleti,

Ekranları Başında Bizi İzleyen Muhterem Vatandaşlarım,

Kurultay Divanı’nın Sayın Başkan ve Üyeleri,

Dost ve Kardeş Ülkelerin Saygıdeğer Temsilcileri,

Türk-İslam Ülküsünün Yılmaz Bekçisi Fedakâr Ülküdaşlarım,

Türklük ve Türkiye Sevdasıyla Yanıp Kavrulan Değerli Dava Arkadaşlarım,

Sevgili Bozkurtlarım, Asenalarım,

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli Basın Mensupları,

Yeni Gün’de, yeni bir diriliş destanı yazmak, yükselen Türkiye’nin ülküsüyle, yepyeni ümitlerle coşmak için beraberiz, bir aradayız.

Türk’ün Bahar Bayramı’nda yeniden doğuş, yeniden milli doğruluş amacıyla biriz, birlikteyiz.

Bugün idrak ettiğimiz Nevruz’un güzelliklerin habercisi olmasını diliyorum.

Aziz milletimizin ve sizlerin Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

Kucaklaşmak ve kararlılığımızı göstermek için buradayız.

Allah’a hamd olsun ki, 11. Olağan Büyük Kurultayımızı ebedi başkentimiz Ankara’da toplamış bulunuyoruz.

Türkiye’nin gözü kulağı bu salondadır.

Türklüğün kalbi bu salonda atmaktadır.

Türk-İslam alemi bu salondan duyulacak umut dolu mesajlara kilitlenmiştir.

Çok şükür Türkiye buraya akmış, yurdumun her köşesinden koşup gelen kutlu yürekler Ankara’ya dolmuş taşmıştır.

Sözlerimin bu aşamasında sizleri en halisane, en samimi, en içten duygularımla selamlıyorum.

Her birinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

11. Olağan Büyük Kurultayımızı şereflendiren her kardeşimi, her dava arkadaşımı özlemle bağrıma basıyorum.

Türkiye’nin kurtuluşu için bağımsızlık ateşi yakanlar buradadır. Hoş geldiniz.

Türkiye’nin tüm güzelliklerini, milletimin tüm haslet ve emanetlerini getirenler aramızdadır. Hoş geldiniz.

Edirne’den Hakkâri’ye, Trabzon’dan Mersin’e milli heyecan ve mirası getirdiniz. Hoş geldiniz.

Anadolu yaylarının yelini, Anadolu bozkırlarının esintisini, taşımızın toprağımızın, dağlarımızın ovalarımızın bereketini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Türk milletinin sadasını, Türk tarihinin nidasını, kardeşlikle geçen asırların duasını getirdiniz. Hoş geldiniz.

Kilim oldunuz gönüllerde dokundunuz, sevda oldunuz dilden dile dolaştınız, şiir oldunuz mısralarda okundunuz, bayrak oldunuz semalarda dalgalandınız, tarih oldunuz yerküreye iz bıraktınız. Hoş geldiniz.

Sizler yenilgiyi reddeden asaletsiniz.

Sizler yılgınlığı elinin tersiyle iten iman anıtlarısınız.

Sizler yozlaşmaya yıldırım gibi düşecek iffet ve itibar akınısınız.

Sizler Türkiye’siniz, Müslüman Türk milletini payidar kılacak yegâne kudretsiniz.

Görüyorum, Türkiye’nin içine alındığı tahakküm çemberini kırmak için azimlisiniz.

Biliyorum, vatanı ablukaya alan insan suretlerine tahammülsüzsünüz.

Binbir acı ve kaybın kazıdığı yüz kırışıklıklarından süzülen yaşları, kalplere kızgın hançer gibi saplanan AKP’li yılları silmek için hazırsınız.

Biliniz ki, Türkiye’nin geleceği sizlere bağlıdır.

Biliniz ki, vatanın nusret, saffet, izzet ve ismet-i haremi sizinle var olacaktır.

Gözlerinizden aydınlık yarınların müjdesi parlamaktadır.

Yüzlerinizden müreffeh ve muazzez bir Türkiye çağrısının sıcacık izleri pırıl pırıl yansımaktadır.

Ruhlarınızdan muzaffer devirlerin, mutlu ve huzurlu dönemlerin daveti yankılanmaktadır.

Duruşunuz dosta güven, düşmana korku salmaktadır.

Bugün bu salonda Kuvay-i Milliye ateşi yeniden yakılmaktadır.

1919’un Samsun’undan 1922 İzmir’ine kadar kademe kademe yayılan Milli Mücadele şuuru tekrar canlanmaktadır.

Vatanını canından aziz bilen ülkü neferleri Türkiye’yi yaşatmak, Türk milletini müdafaa etmek için ayaktadır.

Türkiye’nin bölünmesine dur diyecek, sosyal ve ekonomik inişine engel olacak milli uyanış ve milli ahlak çok şükür kabına sığmamaktadır.

Milliyetçi-Ülkücü vicdanlar “Bizimle Yürü Türkiye” diye seslenmektedir.

Biliniz ki bugün burada yalnız değiliz.

Bu toprakları bizlere vatan yapan kutlu ecdadımızın ve bu uğurda toprağa düşen aziz şehitlerimizin ruhları ve anıları bizimledir.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in, Hakk’a yürüyen dava ve ülkü şehitlerimizin hatıra ve emanetleri bugün aramızdadır.

Hepsini rahmet, hürmet ve minnetle anıyorum.

Vatan ve millet aşığı siz değerli dava arkadaşlarımı hasret ve muhabbetle kucaklıyorum.

Bu sevinci ve heyecanı bizlere yaşatan, bu anlamlı ve tarihi günde buluşmamızı nasip eden Yüce Rabbim’e şükrediyorum.

Hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Hoş geldiniz, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Allah hepinizden ayrı ayrı razı olsun, her daim yâr ve yardımcınız olsun.

Aziz Türk Milleti,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bugün Türkiye’nin milli ve manevi değerlerine sahip çıkma kararlılığımızı yedi düvele haykırıyoruz.

Bugün, Milliyetçi Hareket’in, Türk milletini ekonomik sıkıntıların cenderesinden kurtarmak için iktidara yürüdüğünü ilan ediyoruz.

Bugün Türkiye’yi soyanlardan, hırsızlık ve yolsuzluk yapanlardan ne pahasına olursa olsun hesap sorulacağını tarihe not düşüyoruz.

Bu salondan yükselen ses; vatan ve millet sevgisinin, milli onur ve haysiyetin, milli vicdanın gür sesidir.

İnancım odur ki, milli çağrımız tüm Türkiye’ye, tüm Türk ve İslam coğrafyalarına dalga dalga yayılacaktır.

Sesimiz İmralı’da ve Kandil’de yankılanacak, bölücü hainlerin kabusu olacaktır.

Beştepe’den duyulacak, kaçak ve karanlık sarayında diktatörlük hesapları yapan 17-25 rumuzlu şahsın uykularını kaçıracaktır.

Duruşumuz teslimiyetçilerin, saray süsü Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ve sanal hükümetinin korkulu rüyası olacaktır.

Bizi duyan rüşvetçiler, yolsuzluk yapanlar, hırsızlar ve Türkiye’yi dört koldan dolandıranlar korkudan sinecek delik arayacaktır.

Türk milleti buradan çıkacak sesi beklemektedir.

  • Bu ses; yoksulların, işsizlerin, mazlumların ve kimsesizlerin ümit kapısı olacaktır.
  • Bu ses; can çekişen köylü ve çiftçilerin, yaşam savaşı veren memur ve işçilerin can simidi olacaktır.
  • Bu ses; çaresiz esnaf ve sanatkarların, tüccar ve işadamlarının,  dar gelirlilerin, mahsun emeklilerin, boynu bükük dul ve yetimlerin nefesi olacaktır.
  • Bu ses; AKP mağdurlarının, ekonomik sıkıntıların pençesinde kıvranan tüm kesimlerin heyecanı ve sığınağı olacaktır.

Bizim yolumuz bellidir.

Bu yolda haram yoktur, kul ve yetim hakkına el uzatma yoktur, al bayrağımıza ihanet yoktur, bölücü hainlerle yol arkadaşlığı yoktur.

Bu yolda, Türk milletinin kardeşliğini sarsmak, milli kimliğiyle oynamaya çalışmak, Türkiye’yi bölüp parçalamak için İmralı canisi ile tezgah kurmak yoktur.

Yolumuz nurlu, yönümüz uğurlu, yürüyüşümüz kararlıdır.

Bu itibarla diyorum ki, “Bizimle Yürü Türkiye.”

 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Kabul edelim ki,

11.Olağan Büyük Kurultay’ımız ülke ve millet olarak yaşadığımız sorun ve açmazların muhasebesi için eşsiz bir fırsattır.

Tasavvurlarımızın ağırlık merkezini, elbette “Nasıl bir Türkiye”, “Nasıl bir Dünya” sorularına verilecek sağlam ve tutarlı cevaplar oluşturacaktır.

Fikir ve hedeflerimizin istikameti bu cevaplara göre tezahür edecektir.

Dünyanın en zorlu, en çetin; aynı zamanda en nadide, en güzel coğrafyasında bin yıldır yaşamaktayız.

Kaderimiz vatan coğrafyasında düğümlenmiştir.

Milli ruh ve karakterimize anlam katan değerler üzerine bastığımız bu dualı topraklarda olgunlaşmıştır.

Geleceğimize yön veren veya vermesi gereken milli politikaların esası coğrafyaya göre şekillenmiş ve içerik kazanmıştır.

Hafızamızda taşıdığımız, hayalini kurduğumuz, hatırasını yaşattığımız her toprak parçası bizim için vatan olmuştur.

Şayet karşı karşıya olduğumuz tarihi tehdit ve husumetleri okuyamazsak ya da hafife alırsak, benzerlerine geçmişte muhatap kaldığımız acı ve ızdırap verici kayıpları tekrar yaşamamız kaçınılmazdır.

Türk milliyetçilerinin tarih belleği çok güçlüdür ve öyle olmalıdır.

Şanlı geçmişimiz hamaset ve ezber dolu sözlere hapsedilemeyecek kadar önemlidir, özeldir, varlığımızın öznesidir.

Tarih yalnızca başarı hikâyelerinden, zafer dönemlerinin anlatımından ve kahramanların özgeçmişinden ibaret değildir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, 1444 Varna Zaferi’nden 1571 İnebahtı Deniz Savaşı’na kadar geçen 127 yılda hiç yenilmemesi bizim için gurur verici iken, sonraki yüzyıllardaki geri çekilme ve toprak kayıpları şüphesiz hüzünlü vakalar zinciri olarak kayıtlara geçmiştir.

Asırlar boyunca Asya, Afrika ve Avrupa’da Türk bayrağı dalgalanmış, Türk’ün sesi dinlenmiş, Türk töresinin hükmü yürümüştür.

Ne var ki bu tablo uzun soluklu olmamış, olamamıştır.

Tarihe ibret ile bakarak milletimizi ayakta tutan manevi dinamikleri öğrenmek şarttır.

Bu sayede karşımıza çıkacak tehlikeleri tanımamız da mümkündür.

Bugün bölücülük ve çok kültürlülük maskesi ile Türksüz bir Anadolu yaratma emellerinin arkasında bin yılı bulan bir derinlik vardır.

Amaç Türklüğü yuvasında ve yurdunda eritmektir.

Amaç Türksüz millet oluşturmaktır.

Yüzyıllarca hesap ve hevesler hep buna dönük olmuş ve hiç kesilmemiştir.

Haçlı operasyonları sürekli bunun için plan yapmştır.

Türk’e etnik mercekten yaklaşan içimizdeki gafillerin niyetiyle, 100 yıl önce Çanakkale’ye üşüşen sömürgeci güçlerin gayesi maalesef ki aynıdır.

İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk milletinin varlığını hazmedemeyenlerin yüzyıllar süren karanlık teşebbüsleri hiç bitmemiştir.

Türkleri Anadolu’dan atma hayali, yüzyılları aşarak günümüze kadar ulaşan vazgeçilmez kabus senaryosu haline gelmiştir.

Bu emellerin yol haritasının ilk işareti, Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesi ile başlamıştır.

Binli yılların başından, 1700’lü yılların başına kadar tarihe hükmünü veren, sözü dinlenen, saygı duyulan Türk milleti ve onun cihan devletidir.

Bu hâkimiyet dönemi boyunca, Osmanlı’nın çıkış noktası, güç kaynağı Anadolu toprakları ve üzerinde yaşayan Türk milletidir.

Türk cihan devleti, enerjisini, dinamizmini ve kudretini bugün tartışmaya açılan vatan coğrafyasından beslenerek sağlamıştır.

İmparatorluğun yönetim merkezlerinin sırasıyla Söğüt, Bursa, Edirne ve İstanbul olması da tesadüf değildir.

 Türklerin giderek yaşama ve var olma alanını daraltan ve onları Anadolu’ya doğru sıkıştıran sürecin en vahim aşaması Çanakkale’dir.

Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı 1915 yılına kadar süregelen toprak ve nüfus kayıpları ile çok ağır bir insanlık trajedisi yaşadık.

Yaklaşık yedi asırda fethettiğimiz toprakları iki asırda kaybederek geri çekildik.

Çanakkale’de zaferle sonuçlanan mücadele bu şartlarda gerçekleşmiştir.

Artık Türk milleti için dönülecek toprak parçası, gidilecek göç güzergâhı, verilecek vatan köşesi kalmamıştır.

Ya bu topraklar tutulacaktır, ya da Türk milleti Anadolu’dan atılacak ve tarihten silinecektir.

Bu itibarla Çanakkale Savaşları herhangi bir harp değildir.

Bu savaş, yüzyılların birikmiş hınç ve intikamı için yurdumuza saldıran haçlı zihniyetine karşı şanlı bir müdafaanın adıdır.

Türk milletinin, yaklaşık iki yüzyıldır cepheden cepheye yenilgilerle kırılan gururu bu muhteşem zaferle onarılmıştır.

Bu tazelenmiş kudret, birkaç yıl sonra Milli Mücadele döneminin ihtiyacı olan ruh ve heyecana da rehberlik etmiştir.

Türklük, Dünyaya, vereceği toprağın ve tavizin bittiğini bu savaşla ilan etmiştir.

Çanakkale ruhu ile tüm dünyaya meydan okumuştur.

Bu nedenle, bizim için Çanakkale, asil millet evlatlarının ruh, inanç ve kandan vücuda getirdikleri aşılmaz son kalesidir.

Çanakkale, bizim için bir coğrafi bölgenin adından önce, her karış toprağına bir yiğidin uzandığı dünyanın en büyük şehitliğidir.

Çanakkale, aklın ve izanın durduğu, bir ilahi duyuş ile kendinden geçmiş binlerce isimsiz kahramanın, can vermek için birbiri ile yarıştığı bir manevi imtihan alanıdır.

Çanakkale, barutun inanç; çeliğin itaat; donanmanın cesaret, silahın millet karşısındaki çaresizliğinin ateşle tescilidir.

Çanakkale, milletin topyekûn bir direnişi ve kanlı gömleğiyle kara toprağa giren on binlerce kınalı şehidin, siperden sipere taşınan muhteşem destanıdır.

Lapsekili Ali, Akyazılı Mehmed, Yanyalı Hulusi, Ohrili Kemal, Sorgunlu Murat, Pütürgeli Bilal, Ezineli Yahya Çavuş, Konyalı Mıstık ve daha nice ana kuzusu Çanakkale’yi geçilmez yapmıştır.

Nusret Mayın Gemisiyle devleşen Tophaneli Yüzbaşı Hakkı, “Korkmayın evlatlarım” diye bağıran Binbaşı Mahmud Sabri, 57. Alay’ın başında şehadete koşan Yarbay Hüseyin Avni Çanakkale’yi Ehl-i Salibe dar etmişlerdir.

Anafartalar ve Conkbayır’da ölmeyi emreden Mustafa Kemal, sırtına Türk tarihini alan Seyit Onbaşı vatan için ölüme kafa tutmuşlardır.

Çanakkale; kan gövdeyi götürürken, fırın gibi siperlerde, kurşun yağmuru altında, öleceğini bildiği halde ileri atılmaktan korkmayan kahraman neslin hatıra ve nişanesidir.

Gözlerimiz hasretle yaşarıyor.

Göğsümüz iftiharla kabarıyor.

Yüreklerimiz coşkuyla çarpıyor.

Çünkü Çanakkale’de vatan korunmuş, milletin şerefi kollanmıştır.

Vatan nedir bilmeyen, ruhsatlı Türk düşmanlarının Çanakkale edebiyatı yapması kirli sicillerini aklamaya yetmeyecektir.

Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nu havaya uçurup korkakça kaçanların Çanakkale kahramanlarından bahsetmeleri yüzsüzlüğün zirvesidir.

Serok Ahmet’e göre vatan kaybı başarıdır.

17-25 Erdoğan’a göre toprak kaybı kutlanması gerek bir zaferdir.

PKK’nın gölgesine sığınmak, teröristlerin kortejiyle emniyete alınmak, hainlerin gözetiminde hareket etmek itibardır.

Bunlar Çanakkale’de olsalardı, tek kurşun atmadan vatanı teslim ederlerdi.

Bunlar Milli Mücadele yıllarında yaşalardı işgalcilere bin takla atarlar, bayraklarını sevinçle sallarlardı.

Bunlar Damat Ferit’e bile rahmet okuturlar, Ali Kemal’i bile aratırlardı.

Zira bunlarda milli namus yoktur.

Zira bunlarda milli haysiyet kadavra halindedir.

Erdoğan’a göre vatan sıradan toprak parçasıdır.

Erdoğan’a göre vatan kupon araziden farksızdır.

Bize göre ise vatan namustur.

Aziz atamız Dedem korkut soy soylamış ve demiştir ki;

“El olma, elin olma, elden olma. El olan, elin olan, elini de, kolunu da, vatanını, bayrağını, dinini, namusunu ve dahi devletini de kaybedecektir.”

El olan, elin taşeronluğuna gönüllü ve görevli olan AKP vatana yabancı ve uzaktır.

Ve Davutoğlu’nun AKP’yi, rahmetle andığımız Dedem Korkutla ilişkilendirip irtibatlandırması tam bir akıl tutulmasıdır.

AKP’nin aile fotoğrafına yakışacak olan Dedem Korkut neslinin kanını döken cani ve saldırganlardır.

Tehdit var diye, can güvenliği bahane gösterilerek vatan toprağını boşaltmak nerede görülmüştür?

Ne işimiz vardı Çanakkale’de? Ne geziyorduk kıtalar arasında? Yüzyıllarca niçin kan verdik, hangi amaçla canımızdan olduk?

Yurt içinde 349, yurt dışında 34 ayrı devletin sınırları içinde bulunan 78 şehitliğimiz nasıl izah edilecektir?

Madem tehlike varsa, madem güvenlikle ilgili riskler had safhada ise, her seferinde toprak mı vereceğiz?

2 bin 224 yıl önce Mete Han’ın, millete ait olan, ataların mezarlarını saklayan toprak, yani vatan verilemez buyruğunu bilen yoktur.

119 yıl önce, II. Abdülhamid’in, Siyonist emellere, “Türk İmparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Hiçbir parçasını vermem, canlı beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmem” beyanını duyan yoktur.

Vatan kanla alınmıştır, son damla kana kadar teslim edilmeyecektir.

Üzerine bastığımız topraklar şehadetlerle vatanlaşmıştır, Türk milletinin son ferdi şehit olmadıktan sonra vatan düşmeyecektir.

Şehitler tepesi boş değildir, bekleyen ve nöbet tutan cesaret timsalleri işte burada, bu salondadır.

AKP’yle beraber bayrak inmiş, vatan gitmiş, devlet dibe vurmuştur.

Türkiye utanç üstüne utanç yaşamaktadır.

IŞİD tehdidi karşısında bölgenin en güçlü ordusuyla vatan toprağı korunamamıştır.

Ecdadımızın manevi emanetleri çuvallara doldurulmuş, kemikleri sızlatılmış, Türk milletinin başı öne eğdirilmiştir.

Bu zilletin, bu ihanetin kara damgası, bunun sorumlularının alınlarından ebediyen silinmeyecektir.

Milli vicdanı kanatan bu rezalet karşısında Milliyetçi Hareket Türk milletinin duygularına tercüman olmuştur.

Vatan toprağı, al bayrağımız, ecdadımızın yadigârı kutsal emanetler bizim için mukaddestir.

Biz; vatanı kutsal, milleti aziz biliriz. Milli birliğimiz üzerinde titreriz.

Vatan; Orhun’da Bilge Kağan, Malazgirt’te Alparslan, Caber’de Süleyman Şah, Söğüt’te Ertuğrul Gazi, Niğbolu’da Yıldırım, Kosova’da Murad, İstanbul’da Fatih, Viyana’da Kanuni, Ankara’da Mustafa Kemal’dir.

Vatan Turan’dır, vatan vicdanlarda çizilmiş fütuhat haritalarıdır.

Geldiğimiz yerleri unutmadık, göçtüğümüz coğrafyaları hafızamızdan çıkarmadık.

Biliyoruz ki, Balkanlara yüz çevirmek küçülmek demektir.

Ortadoğu’da BOP planlarına yataklık yapmak felaket demektir.

Ankara’da esip gürleyip Batı’da sinmek ve susmak, komşu coğrafyalarda emperyalizm uşaklığına soyunmak onursuzluk demektir.

Türkmeneli’ne kayıtsız kalmak, Türkmen kardeşlerimizin feryatlarına kulak tıkamak vefasızlık ve kalleşlik demektir.

Akmescit’i umursamamak uyuşmak ve uyuklamakla aynı anlamdadır.

Türk’ün ayak bastığı her yer bizim müstesna cevherimizdir.

Bu nedenle merhum Hüseyin Nihal Atsız diyordu ki;

Turgut Reis’in mezarı olan Trablus’u, kahraman Türk kadınlarına mezar olan Rodos’u, Azerbaycan’ı, Kırım’ı, Türkistan’ı, Kafkasya’yı, Altayları, Uralları unutmadık.

Biz de unutmayacağız, unutturmayacağız.

Unutursak Allah affetmez, ecdat bağışlamaz.

Vatanın tapusu, bu uğurda toprağa düşen şehitlerimize zimmetlidir.

Vatansızlara, hainlere, köksüz ve kozmopolit arzulara teslim edecek ne bir parça toprağımız ne de bir değerimiz vardır.

Türkiye’nin namusunu koruyamayanlar kim olursa olsunlar Milliyetçi Hareket’i karşılarında bulacaklardır.

Biz, merhum şairimiz Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu vatan kimin” şiirinin şu mısralarını bilir, bunu söyleriz.

“Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıradağlar gibi duranlarındır,

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,

Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

Her taşı yakut olan bu vatan

Can verme sırrına erenlerindir”

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Türk milliyetçiliği; Samsun kıyılarından Ankara’nın bereketli vadisine kadar aşama aşama büyüyen istiklal ve istikbal mücadelesinin ana dinamiği, ana fikridir.

Türk milliyetçiliği tarih boyunca yaşanan şehadettir.

Bu haliyle milliyetçilik milletimizi uyaran yürekli iradenin ölüm kalım sürecindeki güvencesidir.

Ve milletimizi uyandıran yüksek fazilet simgesidir.

Milliyetçiliğimize modern karakterini kazandıran hiç kuşkusuz ki milleti egemen bir varlık olarak tarif etmesidir.

Milli devlet, milletin egemenlik haklarının vücut bulduğu ve korunduğu merkezdir.

Bu itibarla da saldırıların odağındadır.

Türk milliyetçiliği haklı olarak yaşanmış ve yaşanması muhtemel çöküşlerden dolayı beka kaygısı taşımaktadır.

Çünkü Türk milliyetçiliği tarihsel olarak sorumlu ve kurucu bir değerdir.

Çöken İmparatorluktan devlet çıkaran Türk milliyetçiliğidir.

Biten umutları tazeleyen, kapanan ufukları açan Türk milliyetçiliğidir.

Türk milliyetçiliği Türk milletinin tüm güzelliklerinin milli ve manevi potada kaynaşmasıyla billurlaşmıştır.

Bizim milliyetçiliğimiz soysuzlaşmaya engeldir.

Bizim milliyetçiliğimiz köksüzlüğe duvar, kimliksizliğe deva, bağımsızlığa davettir.

Bizim milliyetçiliğimiz millet ve medeniyet mücadelesidir.

Bizim milliyetçiliğimiz milli hakimiyet manasına geldiği için demokrasi vazgeçilmez, ikame edilmez mevkidedir.

Milliyetçilik bir kültür hareketi olması dolayısıyla ırkçılığı, halka dayanan bir siyasi hareket olarak da otoriter sistemleri tümden reddetmektedir.

Manası ve fonksiyonunu büyük ölçüde kaybetmiş kavramların medeniyet adına empoze edilmesi, milliyetçiliğin kötü gösterilme sinsiliği bizatihi çağdaş olmanın inkârıdır.

Milliyetçilik, milli kültürü bizzat medeniyet kaynağı haline getirmek ve milleti kontrolsüz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarma hareketidir.

Tarihin tekerrür etmesi, dünde acı birer tecrübe olarak kalmasını dilediğimiz travmaların bir kez daha vasat bulmaması öncelikli isteğimizdir.

Milleti yıkılmaz bir kale haline getiren milli kültür Türkiye’de zayıflatılmak, gevşetilmek, yok edilmek istenmektedir.

Milli refleksleri köreltmek, milli hassasiyetleri çökertmek, milli duyguları çözmek amacında olan karanlık odaklar, yerli ve yabancı çıkar grupları hiç durmamaktadır.

Milliyetçiliği ayaklar altına alan Recep Tayyip Erdoğan’ın çabası boşuna değildir.

Türklükle karşıma gelmeyin diyen, Türk’üm seslenişinden ürken, Ne Mutlu Türküm diyene sözünden irkilen Recep Tayyip Erdoğan’ın zalimlere hizmet ettiği çok açıktır.

AKP’nin iktidar yıllarında milli kültürümüz çok ağır bir darbe almıştır.

AKP’nin iktidar yıllarında birlik ve kardeşlik hukukumuz ağır bedeller ödemiştir.

Türk kültürünün eşsiz bir veçhesi ve vecdi olan Nevruz Bayramı’nın kimler tarafından kundaklandığı, kimlerin elinde heba edildiği ortadadır.

Nevruz Türk kültür coğrafyasının birlik, dirlik ve dostluk sembolü; bolluk ve bereket simgesidir.

Nevruz yalnızca bir mevsimsel dönüş değil, barış ve kardeşlik pınarıdır.

Öyle inanılmaktadır ki, gece ile gündüz Nevruz günü yaratılmıştır.

Hz.Adem ile Hz.Havva Nevruz günü Arafat’ta buluşmuştur.

Hz. Nuh’un gemisi Nevruz günü Cudi Dağı’na oturmuştur.

Hz. Yusuf Nevruz Günü kuyudan çıkarılmıştır.

Hz. Yunus Nevruz Günü balığın karnından kurtulmuştur.

Türk milleti Nevruz Günü demir dağları eriterek Ergenekon’dan çıkmıştır.

Bozkurt, tıpkı bugün olduğu gibi, milletin önüne Nevruz Günü düşmüştür.

Nevruz’da yanan ve yakılan ateşler sevgileri pekiştirmiş, bağlılıkları güçlendirmiştir.

Balkanlar, Ortadoğu ve Avrasya’yı kapsayan çok büyük bir alanda milyonlarca soydaşımız Nevruzla bahara uyanmıştır.

Nevruz, aynı zamanda, barış ve huzurun tomurcuklarının açtığı, ortak milli ve manevi değerler etrafında kenetlenme ve kucaklaşma vesilesidir.

Fakat Nevruz’da hainler meydanlara çıkmaktadır.

AKP-PKK koalisyonu Nevruz’u bölücülüğün günü haline getirmektedir.

Biz bugün buradayız ve Nevruz’da 11.Olağan Büyük Kurultayımızı yapıyoruz.

Ne var ki, Diyarbakır’da ihanet mektupları okunmaktadır.

Türkiye’nin kuyusu kazılmaktadır.

Türk milletinin varlığı ufalanmaktadır.

Nevruz kirletilmekte, hain pazarlıklara paravan yapılmaktadır.

Ne ibretliktir ki, bölücü hainler Nevruz Bayramı’nı da sahiplenmektedir.

Alçak emellerini haykıracakları, devlete meydan okuyacakları bir vesile olarak kullanmaktadır.

Bugün de hayâsız tahriklerle ortalığa dökülmüşler; kin, nefret ve ihanet ateşleri yakmak için toplanmışlardır.

Çok şükür millet burada, Türkiye aramızdadır.

Biz yapmak için uğraşıyoruz, onlar yıkmak için çırpınıyor.

Biz birlik diyoruz, onlar bölünelim istiyor.

Biz kardeşlik diyoruz, onlar fitne çığlığı atıyor.

Ve AKP’de bu şirrete payanda oluyor, destek veriyor, yardım ediyor, ön açıyor.

Ama biliniz ki, Türkiye’nin geleceğini ateşe atmaya yeltenen bölücü hainler, yaktıkları bu ateşin içinde yanıp kül olacaklardır.

Türkiye’nin önünü aydınlatacak ateş, bugün bu salonda Milliyetçi Hareket’in yaktığı milli birlik ve kardeşlik, milli uyanış ve diriliş ateşiyle körüklenmektedir.

Bugün bu salonda yakılan ateş, büyük Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini koruyacak azim ve kararlılığının ateşidir.

İmralı canisinin mesajı okunacakmış.

Bebeklere kurşun sıkan bir katilin ne diyeceği, hangi fitne ve fesat sözlere imza atacağı günlerdir konuşulmaktadır.

Mütareke basını, yandaş ve köşesiz yazar çizer takımı İmralı canisinin ağzına bakmaktadır.

PKK’nın siyasi kolu, AKP’nin klonlanmış ve kopyalanmış hali HDP gün aşırı İmralı’dadır.

Ankara-İmralı-Kandil arasında ihanet mesaisi vızır vızır işlemektedir.

Türkiye pazarlık masasındadır.

Türk vatanı ve Türk milleti ihanet ağındadır.

Öcalan canisi ne isterse AKP’ye yaptırmaktadır.

Türk milleti böylesi bir çürümüş iktidarı hiç görmemiştir.

Teröristbaşının 10 maddelik ihanet ve melanet metni saraylarda okunmuş, Erdoğan ve Davutoğlu adeta sevinç çığlıkları atmışlardır.

10 maddelik “Bölünme Manifestosu” ile ihanet resmiyet kazanmıştır.

Ortak açıklamayla AKP ile PKK eşitlenmiştir.

İmralı canisinin dikte ettiği bu 10 madde, Türkiye’nin bölünmesinin yol haritasıdır.

ihanet müzakereleri bu esaslara göre yürütülecek ve 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP ile PKK’nın ortaklaşa hazırlayacağı yeni anayasanın omurgasını ve çatısını bunlar oluşturacaktır.

AKP ile PKK’nın yeni demokratik Cumhuriyet’i bu esaslar üzerine bina edilecektir.

Yeni vatan, millet ve kimlik tanımını teröristbaşı dikte ettirecek, PKK’ya ilk etapta özerklik, teröristlere af ve bebek katili serbest kalarak siyaset yolu açılacaktır.

Süreç rezaleti yeni anayasayla sonuçlandırılacak, çözülme somutlaşacak, Türkiye’nin çivisi tamamen çıkacaktır.

AKP hükümeti, Türkiye’nin bölünmesi için PKK ile resmi söz kesmiştir.

Yeni anayasa, AKP–PKK siyasi birlikteliğinin ihanet sertifikası; dağ-ada ve sarayda ikmal edilmiş eşkıya fermanı olacaktır.

PKK silah bırakmamış, silahtan vazgeçmemiştir. Ve buna da niyeti yoktur.

İhanet müzakereleri silah tehdidi altında sürmektedir.

Terör örgütü sadece, AKP’den istediklerini alıncaya kadar eylem yapmayacağını söylemektedir.

Bunun ön şartı da, Türk ordusunun PKK teröristlerine karşı silahlı mücadeleden vazgeçmesidir.

Tahkim edilmiş çatışmasızlıktan kastedilen karşılıklı ateşkestir.

Erdoğan’ın Başkanlık ihtirasları ile PKK’nın Türkiye’yi bölme emelleri kesişmiştir.

Meksika Modeli, Türk Tipi Başkanlık derken dört parçalı Kürdistan küresel güçlerin teşvik ve tazyikiyle Erdoğan ve Öcalan’a çözülme şartnamesiyle ihale edilmiştir.

AKP-PKK yeni anayasaya bel bağlamıştır.

Buradaki “al–ver” pazarlığının özü şudur:

Ver Başkanlığı, al özerkliği

Ver Başkanlığı, al teröristbaşının özgürlüğünü.

Erdoğan’ın meydan meydan dolaşarak “Yeni anayasa için 400 milletvekili” çığırtkanlığı yapmasının arkasında yatan da budur.

Bu zihniyete yeminlerini çiğneten, Anayasa suçu işleten koltuk ve bölünme hırsıdır.

AKP-PKK-HDP koalisyonu Türkiye’nin karşısına geçerek Türk milletinin iliğini, kemiğini kurutmaya azmetmiştir.

Şimdi de Öcalan’ın emri doğrultusunda izleme heyeti kurulmuştur.

63’lükler arasında yer alan bazı yozlaşmış isimler PKK amigosu, PKK maskotu, PKK tayfası olarak yeniden tedavüle çıkmışlardır.

Bu heyet neyi izleyecek, neleri seyredecektir?

Sözde sanatçılar, sözde gazeteciler, Yeşilçam kalıntıları, PKK’nın boğazda demlenen adamları, para içinde yüzen elemanları hangi film fırıldağı çevireceklerdir?

Namertler, nankörler, nimet bilmeyenler bize neyi anlatacaklar, Türk milletine neyi kabullendireceklerdir?

Türkiye yenilmiştir de sırayı tasfiye memurları mı almıştır?

Türk milleti dağılmıştır da devreye ganimet paylaşımı mı girmiştir?

HDP’liler 16 kişilik izleme heyetinin oluşturulduğunu geçtiğimiz günlerde açıklamışlardır.

Çözülmeye memur edilmiş, meşrebi ve mizacı bulanık bir başbakan yardımcısı, bunu hemen yalanlamış ve uydurma olduğunu söylemiştir.

Çok geçmeden Erdoğan’ın dizinin dibinden ayrılmayan aynı kişi, izleme heyetinde 5-6 kişinin yer alacağını itiraf ve ifade etmiştir.

Erdoğan ise dün izleme heyetinden ‘haberim yok’ demektedir.

Bunu doğru bulmadığını açıklamaktadır.

Siz bakmayın Erdoğan’ın bu kaçak güreşmesine.

Siz inanmayın sahte sözlerine.

“PKK’yla görüşüyorsun” dediğimiz de ağız dolusu hakaret etmiş, şeref resti çekmiş, inkar yolunu tercih etmişti.

Ancak şerefsizliğin kimin ayağına dolandığı, kimin alnına yapıştığı kısa sürede vuzuha kavuşmuştu.

Erdoğan’ın izni ve icazeti olmadan PKK heyeti kurulmaz, kurulamaz.

Doğu’da Kürt sorunu yaygarası koparan, Batı’da ‘ne Kürt sorunu kardeşim’ diyen bu Erdoğan’dır.

Mısır’da İhvancı, Erbil’de peşmergeci, İmralı’da peşkirci, Brüksel’de AB’ci, ABD’de BOP’çu, tarihte mandacı, Erivan’da diasporacı, Moskova’da Şangay’cı, Kıbrıs’ta Rum’cu, Kandil’de işbirlikçi, Ankara’da 36 etnik tetikçi aynı kişidir.

Erdoğan her şey olmuştur, her şeye gönül vermiştir; ama bir tek Türk olamamış, bir tek Türklüğü içine sindirememiştir.

Bu zihniyet diyor ki, “Türk sadece bizim ülkemizde etnik anlam taşır. Batılılar gözünde geçmişten bu yana her Müslüman Türk’tür.”

Türklüğü etnik seviyeye indiren, Kürt kökenli kardeşlerimi siz-biz diye ayıran Erdoğan gaflettedir, şuursuzluğun gayya kuyusundadır.

Ve böyle bir kişinin Cumhurbaşkanı olması büyük bir talihsizliktir.

 

Değerli dava Arkadaşlarım,

Erdoğan devamlı çark etmektedir.

Erdoğan devamlı falso yapmakta ve yalpalamaktadır.

Türk askerinin başına çuval geçirilmesini seyredenler, PKK’nın taş yağmurlarına, alçak provokasyonlarına sessiz kalanlar bugünlerde bambaşka tavırdadır.

Türk ordusuna alçakça kumpas kurulurken suç ortaklığı yapan, darbe davalarının savcısıyım diye ortaya çıkan Erdoğan’ın, şimdilerde aldatıldık, yanıltıldık, yanlış bilgilendirildik sözleriyle pişmanlık duyması münafıklık ve ikiyüzlülüktür.

Paralel yapı dedikleri AKP’nin eseridir.

12 yıl birbirlerinin gölgesi ve paraleli olanlar karanlık bir yolda beraber yürümüşlerdir.

Kim hukuksuz ve kanunsuz işlere bulaştıysa, kim kirli kumpas ve tezgahlarla masum insanları mağdur ettiyse, bunun hesabını Türk adaleti önünde verecektir.

Mehmetçiğe hayatı zindan eden adam yine kılık değiştirmiştir.

Milli güvenliğimizi harap eden, vatanı satan kişi bir kez daha sözünden dönmüştür.

Mehmetçiğin moral değerlerini aşındıran şahıs modaya uymuş, bir zamanlar işbirliği yaptığı çevrelere tüm günahı yüklemiştir.

Erdoğan’ı her önüne gelen kandırıyorsa, Türkiye batmış demektir.

Erdoğan iradesini aldırdığından onun bunun ağzına göre iş yapıyor ve tuzağa düşüyorsa Türkiye çukurda demektir.

Ülkemiz art niyetlilerin elindedir.

Altını çizerek söylüyorum ki, ihanet, en aşağılık suçların başında gelmektedir.

AKP iktidarı Türk tarihine, Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine alenen ihanet etmiştir.

Türk milletinin etnik temelde ayrıştırılması ve devletin bölünmesi için İmralı canisi ile müzakere masasına oturmuştur.

Bu ihanet sürecinin mimarı Recep Tayyip Erdoğan ve İmralı’daki cani yoldaşıdır.

Bu zat, şimdi Cumhurbaşkanı olarak teröristbaşı ile müzakereleri yönetmekte ve yönlendirmektedir.

Başbakan Davutoğlu da, bu süreçteki taşeronluk görevini layıkıyla yerine getirmektedir.

Gerçeklerin Türk milletinden saklanması için her yalana başvurulmuş, büyük bir karartma uygulanmıştır.

AKP hükümeti tam bir teslimiyet anlayışıyla İmralı’nın önünde diz çökmüştür.

İmralı dayatmış, AKP gerilemiştir.

Kandil ayar vermiş, AKP hizaya gelmiştir.

PKK tehdit etmiş, AKP sinmiştir.

Hükümet İmralı’nın maskarası, Kandil’in oyuncağı olmuştur.

Bu onur ve haysiyet kırıcı durumu sineye çekmiş, bu bölünme sürecini sahiplenmiştir.

Bundan cesaret alan bölücü hainler iyice azmıştır.

Devlet, Güneydoğu’nun bazı bölgelerinde görünmez olmuş, güvenlik güçleri adeta silah bırakarak kışlalarına ve karakollara çekilmiştir.

Bayrak yakılmaktadır.

Bugün PKK bazı pilot bölgelerde fiili hakimiyetini ilan etmiştir.

Ve paralel devlet gibi faaliyet göstermektedir.

Sözde vergi daireleri açmışlar, yol kesip kimlik kontrolü yapmışlar, yerel asayiş güçleri adıyla devriye görevine çıkmışlar, çadır mahkemeleri kurarak yargılama bile yapmışlardır.

Bölgede sokak terörü de tırmandırılmıştır.

Atatürk heykelleri yıkılmakta, teröristlerin heykelleri dikilmektedir.

Eli kanlı teröristler için sözde şehitlikler inşa edilmektedir.

AKP hükümeti bütün bu rezaletler karşısında, İmralı’nın ve ihanet sürecinin hatırına sessiz ve tepkisizdir.

PKK’nın şehir yapılanması KCK, bölgede adeta egemenlik yetkileri kullanırken, AKP hükümeti hala “güzel şeyler olacak” masallarıyla Türk milletini oyalamaktadır.

PKK üniversitelerimizde de örgütlenmiştir.

Bazı üniversiteler, bölücü hainlerin kontrolüne geçmiş, PKK’nın propaganda cephesi ve eylem platformuna dönüşmüştür.

Hükümet sesiz ve umursamazdır.

Rektörler PKK çetelerine teslim olmuştur.

Güvenlik güçleri sinmiştir.

Terör örgütü serbestçe at koşturmaktadır.

Geçtiğimiz ay Ege üniversitesinde evladımız Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun bu şerefsiz hainler tarafından alçakça şehit edilmesinin acısı yüreklerimizdedir.

Hükümetin, Rektörlüğün ve güvenlik güçlerinin ihmali ve aymazlığı sonucu Fırat evladımız katledilmiştir.

Bunların hepsinin eline Fırat’ın kanı bulaşmıştır.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; bu kanın hesabı bir gün çok ağır bir biçimde sorulacaktır.

Buradan sevgili evladımız Çakıroğlu’na bir kere daha Yüce Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Tarihte hainlerin başına ne geldiyse, bugünün hainlerini de bekleyen akıbet aynısı olacaktır.

Türk milleti ihanete geçit vermeyecektir.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en alçak ihanetiyle karşı karşıyadır.

Milli birliğimiz ve varlığımız tehdit altındadır.

Bölünme tehlikesi kapıdadır.

Türkiye adım adım kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenmektedir

Sözün bittiği yere gelinmektedir.

Vatanını ve milletini seven herkesin bu hain hesapları ve tuzakları boşa çıkarmak için milli birlik ruhuyla ayağa kalkması tarihi bir görevdir.

Bölücü hainler ve ihanet ortakları şunu çok iyi bilmelidir ki:

  • Bizim için;

Vatan ve bayrak her mülahazanın üstündedir.

Devlet ebed müddettir.

Büyük Türk milletinin birliği ve dirliği en değerli hazinemizdir.

  • Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve sahibi büyük Türk milletidir.

PKK rahatsız oluyor, Erdoğan bozuluyor, Davutoğlu gocunuyor diye, Türk milleti devletinden, isminden ve milli kimliğinden vazgeçmeyecektir.

Kürt kökenli kardeşlerim bu büyük milletin ayrılmaz, kopmaz, eşit ve yeri dolmaz mensuplarıdır.

Ve kanlı şebeke Kürt kökenli kardeşlerimin temsilcisi olamayacaktır.

İmralı’daki katil Kürt kökenli kardeşlerime liderlik yapamayacaktır.

  • Türk milleti, ortak kimliği olmayan bir halk yığını, bir etnik mozaik değildir. Bir ve bütündür.
  • Bölücüler dayatıyor diye etnik parçalara bölünmeyecektir.
  • Türkiye Cumhuriyeti devleti bölünmez bir bütündür.
  • Hainler bekliyor diye özerk bölgelere, federasyona, eyaletlere ayrılmayacaktır.
  • Tek bir vatan vardır ve bu Türk vatanıdır.

Vatan ile ilgili tanım Kurtuluş Savaşında yapılmış ve bu bahis kapanmıştır.

PKK zorluyor, Sevr’ciler, Mondros’çular, murdar emeller talep ediyor diye ne millet, ne devlet, ne kimlik, ne de tarihteki yerimiz tekrar tanımlanmayacaktır.

  • Türkçe, ortak kültür hazinemizdir, resmi ve eğitim dilimizdir.

AKP-PKK anlaştı diye iki dilli parçalı toplum yapısına dönülemeyecektir.

  • Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk milleti ve Türk bayrağı ortak çatımızdır.

Etnik köken farklılıkları bahanesiyle bu çatı yıkılamayacaktır.

Bunu herkes böyle bilmeli, boş hayaller peşinde koşmamalıdır.

Bugüne kadar hain tahrikler ve saldırılar karşısında bağrımıza taş bastık, bir kardeş kavgasına sürüklenmemek için azami özen gösterdik.

İçimiz kan ağladı, vakur duruşumuzu bozmadık.

Öfkemizi bastırdık, dişimizi sıktık, sabrettik ve bekledik.

Ama şimdi bıçak kemiğe dayanmıştır.

Türkiye’yi bölmek için yola çıkan hıyenet cephesini buradan uyarıyoruz:

Demokratik meşruiyet anlayışımızı teslimiyetle karıştırmayın.

Sağduyumuzu ve soğukkanlılığımızı atalete yormayın.

Sorumlu duruşumuzdan meydanı boş sanmayın.

Vatan ve millet aşkımızı, Türkiye sevdamızı sınamaya asla kalkışmayın.

Milliyetçi Hareket; Türkiye’nin milli birliğinin temel harcıdır, bin yıllık kardeşliğimizin son umudu, son burcu, son mevziisidir.

Bizde bölünecek ülke yoktur.

Bizde yıkılacak devlet yoktur.

Bizde parçalanacak vatan yoktur.

Bizde teslim edilecek millet olmayacaktır.

Hain hesapları, sinsi tuzakları Erdoğan, Davutoğlu ve militanlarının başınıza yıkarız.

Milliyetçi– Ülkücü Hareket kutsal vatan için her fedakarlığı göze almıştır.

Bu nöbet nerede bulunmasını gerektiriyorsa, biliniz ki orada olacaktır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Türkiye bir felaket uçurumunun kenarına sürüklenmektedir.

Buna dur diyecek yegane güç Türk milletidir.

77 gün sonra yapılacak seçimler, Türkiye’miz ve aziz milletimiz için  “var olma  –  yok olma” seçimleridir.

Bu tarihi yol ayrımında aziz milletimiz sandık başında vicdanının sesini dinleyerek bir karar verecektir.

Türkiye hırsızlığa, rüşvet ve yolsuzluğa teslim mi olacak, yoksa hırsızlık ve yolsuzluk yapanlardan hesap mı soracak?

Ülkemizi hırsızlar mı yönetecek, yoksa temiz, namuslu ve dürüst bir zihniyet mi iktidara gelecek?

7 Haziran’da Türk milleti buna karar verecektir.

Millet etnik temelde ayrışarak bir kardeş kavgasına mı sürüklenecek,

Yoksa milli birliğini koruyarak aydınlık bir geleceğe mi yürüyecek?

Türkiye, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruyarak güçlü bir ülke olarak varlığını sürdürecek mi,

Yoksa bölünerek, parçalanarak tarih sahnesinden silinecek mi?

Türk milleti seçim sandığı başında buna karar verecektir.

Yoksulluk, işsizlik, açlık ve sefalet Türk milleti için bir kader olarak mı kabullenilecek,

Yoksa köylü ve çiftçimizin, memur ve işçimizin, esnaf ve emeklimizin nefes alacağı ve ayağa kalkacağı bir refah dönemi mi gelecek?

Türk milleti seçim sandığı başında buna oy verecektir.

Aziz milletimizin önündeki seçim ve tercih açıktır:

Ya ahlak kazanacak ya da ahlaksızlık tavan yapacaktır.

Ya zorbalık ve kanunsuzluk egemen olacak, ya da adalet ve hukuk hakimiyet kuracaktır.

Ya demokrasi gülecek ya da diktatörlük pekişecektir.

Ya çatışma genişleyecek ya da kucaklaşmanın sıcaklığı hissedilecektir.

AKP’yle ya istikrarsızlık sürecek ya da huzur ve sükûnet MHP’yle gelecektir.

Büyük Türk milleti 7 Haziran’da sandık başında bunlara karar verecektir.

7 Haziran seçimleri Türkiye’nin kurtuluşu için son şanstır.

AKP sandığa gömülmezse, Türkiye’nin geleceği sönecektir.

AKP gitmezse Türkiye batacak, milli ruh kırım ve izmihlale uğrayacaktır.

İşbaşındaki AKP yönetimi; vatan ve millet sevgisinden nasibini almamış, ahlaken çürümüş, yalan ve haram, rüşvet ve hırsızlık erbabı inançsızlar ve sefiller topluluğudur.

Bunların siyasi kıbleleri oynak ve değişkendir.

Çıkarları neredeyse, oraya döndükleri bir gerçektir.

Bunlar Cami’de siyaset yaparlar, Kabataş yalanından ve başörtüsü istismarından medet umarlar.

Firavun ve Yezid AKP’ye hulul etmiştir.

Kilise’de haç çıkarırlar, Havra’da mum yakarlar; Papa heykeli altında sırıtıp batıla yancılık yaparlar.

Şahsi ve siyasi ikbal ve menfaat dışında mukaddesat tanımazlar.

Hırsızlıkta rekor kırarlar, para sıfırlarlar, ne var ki yüzleri hiç kızarmaz, gözleri hiç yaşarmaz, vicdanları hiç sızlamaz.

AKP bundan sonra 700 bin liralık rüşvet kol saatiyle anılacak, ayakkabı ve çikolata kutusu denilince akla AKP gelecek, evdeki paraları sıfırlama muhabbeti açıldığında herkes dönemin Başbakanı’nı  hatırlayacaktır.

AKP’nin maskesi düşmüş, foyası dökülmüş, ipliği pazara çıkmıştır.

Yüce Peygamberimizin buyurdukları gibi İslam, güzel ahlaktır.

Harama el uzatanın, rüşvet alanın, hırsızlık ve yolsuzluk yapanın ahlakından söz edilemeyecektir.

Dönemin Başbakanı başta olmak üzere AKP ileri gelenlerinin ahlaki sicili ortaya dökülmüştür.

Bunların muhafazakârlığı ve mukaddesatçılığı büyük bir aldatmacadır.

AKP’ye oy vermiş temiz ahlaklı ve ihlas sahibi vatandaşlarımız, bunları görecek ve haramın peşinden gitmeyecektir.

İslam dininin haram ve günah saydığı her kepazeliği yapan, ama yine de iman bahsinde mangalda kül bırakmayan din tüccarlarına artık aldanmayacaktır.

Yüksek sesle diyorum, inanmış bir kalple çağrıda bulunuyorum:

Rüşvete karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

Çöken ve yalnızlaşan dış politikaya karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

Adaletsizliğe, ahlaksızlığa, asayişsizliğe, kutuplaşmaya, kavgaya, kargaşaya, karanlığa karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

1 katrilyon 370 trilyon liraya yaptırılan, aylık sabit giderleri 21 milyon lira olan bin 150 odalı kaçak saraya karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

Kutuculara, kasacılara, millete küfreden havuzculara, gemicilere, villacılara karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

AKP-HDP-PKK ve küresel şarlatanlara karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

İhanete karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

Çözülmeye ve çürümeye karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

İşsizliğe, yoksulluğa ve yolsuzluk çetelerine karşı “Bizimle Yürü Türkiye.”

Toprağını ekemeyen çiftçilerimiz, siftah yapamayan esnaflarımız, muhtaç ve düşkün kardeşlerim, boş tencerelerin önünde gözyaşı döken analarımız size sesleniyorum, fakirliğe ve çaresizliğe karşı “Bizimle Yürüyün.”

İşsiz bırakılan, sınavlarda hakkı yenilen, azarlanan ve horlanan geleceğimizin güvencesi gençlerimiz sizlere diyorum, haksızlıklara karşı “Bizimle Yürüyün.”

Sefalet içinde yaşayan milyonlarca vatandaşım, safahat içindeki soyguncu azınlığa karşı “Bizimle Yürüyün.”

Eşitsizliği törpülemek, kişisel hak ve hürriyetleri genişletmek için “Bizimle Ol Türkiyem.”

Maddi ve manevi kalkınma için yollara düştük.

Milliyetsiz bir yükselmenin, ahlaksız bir kalkınmanın hem imkânı olmadığını, imkânı olsa bile kıymeti bulunmadığını düşünerek yollara koyulduk.

İman ve irfan harikası Türk milletini AKP tasallutundan kurtaracağız.

Ayırma ve kayırma partisini sandığa gömeceğiz.

Allah’ın izni, milletimizin desteğiyle 7 Haziran’da Milliyetçi Hareket Partisi iktidardadır.

Herkes hesabını buna göre yapmalıdır.

MHP, bütün tahminleri alt üst edecek, tüm beklenti ve öngörüleri bozacak ve Türk milletini iktidara taşıyacaktır.

Bizde çelik gibi yürek, demir gibi bilek, sarsılmaz irade, yüksek ahlak, şaşmaz irade, yenilmeyecek yüksek ülküler vardır.

Şimdi soruyorum sizlere;

7 Haziran’da destan yazmaya var mısınız?

7 Haziran’da ihanetin kökünü kazımaya hazır mısınız?

7 Haziran’da AKP’yi silecek, MHP’yi yükseltecek misiniz?

Çok çalışacak mısınız?

Rabbim hepinizden razı olsun.

Türkiye’nin teminatı sizlersiniz.

Yarınlarımızın güvencesi ve partisi Milliyetçi Hareket’tir.

Sözlerime son vermeden önce 11. Olağan Büyük Kurultayı’mızın ülkemize, milletimize ve Türk-İslam alemine hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Kurultayımıza katılan her bir dava arkadaşımı ve muhterem misafirleri saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye ve Türk milleti için üstlendiğiniz tarihi vazifede hepinize üstün başarılar diliyorum.

Kurultayımızın demokrasi hayatımızda bir dönüm noktasını olmasını temenni ediyor, bu süreçte emeği geçen her arkadaşıma teşekkür ediyorum.

Ötüken’den Malazgirt’e; Viyana Kapılarından Çanakkale’ye ve Büyük Taarruz’a kadar Türklüğü yaşatmak uğruna hayatlarını feda eden bütün ecdadımıza;

Muazzam bir mücadeleyle devletimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk ile kurucu kahramanlara,

Bölücü terörle mücadelede şehit düşmüş asker, polis ve vatandaşlarımıza,

Ve ebediyete intikal etmiş bütün dava ve ülkü arkadaşlarıma Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Gelenek haline getirdiğimiz üzere, Dedem Korkut’tan esinlendiğim yeni bir hayır duasıyla konuşmama son vermek istiyorum:

Hak Teala;

Karlı dağlarımızı yıkmasın.

Kardeşliğimizi ve birliğimizi bozmasın.

Devamlılığımızı kesmesin.

Umutlarımızı kurutmasın.

Huzurumuzu karartmasın.

Hayallerimizi daraltmasın.

Heyecanlarımızı azaltmasın.

Milletimizi korusun, devletimizi güçlü kılsın.

Ülkücünün alnını açık, talihini güzel etsin.

İmandan ayırmasın, derlesin, toplasın.

Günahlarımızı adı güzel Muhammet Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın.

Hepinize sevgilerimi sunuyorum.

Yolunuz ve bahtınız açık olsun.

Cenab-ı Allah yar ve yardımcısınız olsun.

Sağ olun, var olun.

Konuşmamı bitirir bitirmez, tarihi hatıralarımızı sembolize etmek amacıyla döveceğim demirin gönüllerdeki pası silmesini, kardeşliğimizi güçlendirmesini niyaz ediyorum.

Ve diyorum ki, “Bizimle Yürü Türkiye”, Ne Mutlu Türküm Diyene.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin
11. Olağan Büyük Kurultay kapanışında yapmış oldukları konuşma.
21 Mart 2015

Sayın Divan Başkanı,

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,

Değerli Basın Mensupları,

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İftiharla söylemeliyim ki, 11.Olağan Büyük Kurultayımız başarıyla ve partimize yakışan bir vakar içinde tamamlanmıştır.

“Bizimle Yürü Türkiye” seslenişimiz yerini bulmuştur.

Kurultayımız, partimizin iktidarına olan inancın vurgulandığı ve tazelendiği kutlu bir toplantı olmuştur.

Çözülmeye karşı keskin bir duruş sergilenmiştir.

Bölücü heveslere tavizsiz bir irade gösterilmiştir.

Türkiye’nin kalbi bugün Ankara’da atmıştır.

Bugün milli birlik ve kardeşlik ruhu kazanmıştır.

Bugün aziz milletimizin umutları yenilenmiştir.

Milliyetçi- Ülkücü Hareket, Nevruz Bayramı’nda Türkiye’nin uçuruma sürüklenmesine dur demek ve karartılmak istenen geleceğine sahip çıkmak için ayağa kalkmıştır.

Türkiye sevdamız, Türk milleti varlığımızdır.

Ağırlaşan sosyal ve ekonomik problemlerin çözümü için yeni bir ümit ışığı doğmuştur.

Toplumsal ve ahlaki çürümenin tedavisi için 7 Haziran’da bir fırsat kapısı açılmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi milli potansiyeli harekete geçirmek, devleti düştüğü yerden kaldırmak için heyecanlıdır.

Sosyolojik kaynaşmayı güçlendirmek, tarihi ve kültürel bağları kuvvetlendirmek, ortak geleceği teminat almak için mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi siyasal parçalanmaya, sosyal ufalanmaya, ekonomik dağılmaya, hukuki aşınmaya engel olacak; plan, proje ve reformlarla Türkiye’yi ayağa kaldıracaktır.

Demokrasiden taviz vermeyeceğiz.

Ekonomik gelişme ve kalkınma kararlığımızdan sapmayacağız.

Ülkemizin çehresini değiştirecek, kötü talihini tersine çevirecek milliyetçi irade ve milli vizyonla, Türkiye’yi bölgesel ve küresel zeminde parlayan yıldız haline getireceğiz.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket;

Musibetleri bitirecek, devlete sahip çıkacaktır.

İhanet sürecini kapatacak, millete sahip çıkacaktır.

13 yıldır süren kopkoyu bir cehalet, yokluk, yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar devri inşallah bizimle sonlanacaktır.

Bizim göbeğimiz vatan sevgisiyle kesilmiş, ruhlarımız onun aşkıyla ekilmiştir.

Hem göreneğe hem de gerçeklere dayanarak; milliyetçi tasavvur ve tekliflerimizi bizatihi hayatın içinden süzüp çıkararak yolumuza devam edeceğiz.

Aziz milletimizin her meselesine samimiyetle eğileceğiz.

Türkiye’nin her sorununu ciddiyet ve cesaretle ele alacağız.

İnsanımızın sıkan ve bunaltan her probleme kafa yoracağız.

Milliyetçi Hareket 78 milyon Türk vatandaşının gönlüne girmeye, gönülleri kazanmaya azimlidir.

Bu maksat ve muratla kollarımızı sıvadık, emin ve sağlam adımlarla yollara çıktık.

Kaynaştırıcı, yoğurucu ve birleştirici tutumumuzu kaybetmeyeceğiz.

Yeni Türkiye fitnesini her yerde anlatacağız.

Başkanlık rüyasına dalan 17-25 Erdoğan’a fırsat tanımayacağız.

İhanet pazarlıklarının; döviz, faiz, rant operasyonlarının iç yüzünü milletimize göstereceğiz.

Bin yıllık kardeşlik çınarının yaşaması için fedakarlıktan kaçınmayacağız.

Bizim gözümüzde milletimizin her ferdi saygın ve eşittir.

Bizim yüreğimizde herkese yer vardır.

Bizim sevgimiz herkese yetecektir.

Toplumsal kopuş ve kırılmalara karşı uyanık ve dikkatli olacağız.

Oyunlara gelmeyeceğiz, tezgâhlara düşmeyeceğiz.

Ne hesap görülecekse, kimin yakasından tutulacaksa hukuk ve demokrasi içinde ve iktidara geldikten sonra yapılacaktır.

İnanıyorum ki, bugünkü görkemli toplantımızla Türkiye’nin yüzü gülmüştür

Karanlıkta kurutuluşun adresi Milliyetçi Hareket’tir.

Türkiye’nin üzerine gerilmeye çalışan kefeni Milliyetçi Hareket yırtıp atacaktır.

Bölücü hainlere dur demenin, bin yıllık kardeşliğimizi koruyup yüceltmenin yolu Milliyetçi Hareket’tir.

Yoksulluğun, işsizliğin, açlık ve sefaletin belini kırmanın yolu Milliyetçi Hareket’tir.

Hırsızlardan ve soygunculardan hesap sormanın yolu Milliyetçi Hareket’tir.

Aziz milletimiz için son ümit, son çare Milliyetçi Hareket’tir.

Gece gündüz demeden çok çalışacağız.

Her kapıyı çalacağız, her insanımıza ulaşacağız.

Tarlada, fabrikada, bostanda, mezrada, çarşıda ve pazarda, her sokakta ve caddede, cami ve cemevinde, her yerde olacağız.

Her gönüle gireceğiz, her eli sıkacağız.

Kapımız ve gönlümüz herkese açık olacaktır.

 

Aziz Dava arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Bu vesile ile 11.Olağan Büyük Kurultayımıza katılan herkese teşekkür ediyorum.

Şahsıma gösterilen muazzam ilginin ve yüklenen tarihi sorumluluğun şuuruyla iktidar mücadelesini heyecanla ve iddiayla vereceğimden herkes emin olmalıdır.

Huzurlarınızda;

Yurt dışından gelen değerli konuklarımıza,

Bütün davetlilere,

Değerli delegelere,

Ülkemizin her köşesinden gelen vefakâr ülküdaşlarıma,

İradenin gerçek sahibi aziz dava arkadaşlarıma,

Fedakarca çalışan medya mensuplarına,

Kurultayın düzenlenmesinde emeği geçen herkese katkı ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Milliyetçi Hareketin sevdalılarına daha nice büyük kongreleri, aynı şevk, heyecan ve coşkuyla gerçekleştirmelerini temenni ediyorum.

İnanıyorum ki, Yüce Allah Türkiye’nin geleceğine sahip çıkma mücadelesinde heyecanımızı ve azmimizi karşılıksız bırakmayacaktır.

Kurultay sonucunun kutlu davamıza, partimize, demokrasimize, milletimize hayırlı-uğurlu olmasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyor, saygılarımla selamlıyorum.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.

“Bizimle Yürü Türkiye.”

Ne mutlu Türküm diyene.

mhpankara1mhpankara2mhpankara3mhpsakry1

Genel Başkan Devlet Bahceli'nin HayatıGenel Başkan Devlet Bahçeli

1948 yılında Osmaniye’de doğdu. Yörede Fettahoğulları olarak bilinen geniş bir Türkmen ailesine mensuptur.

İlköğrenimini Osmaniye’de, orta öğrenimini İstanbul’da tamamlayan Dr. Bahçeli, üniversite öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisinde yapmıştır.

Başlangıcından itibaren Ülkücü Hareket’in her kademesinde görevler üstlenerek Büyük Ülkü Davası’na hizmet etti.

Dr. Bahçeli, 1967 yılında Ankara İktisadi ve Ticari ilimler Akademisinde öğrenci iken Ülkü Ocağı Kurucusu ve yöneticisi olarak görev aldı. 1970-1971 yıllarında Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. Dr. Bahçeli, bir yandan aktif olarak Ülkücü Hareket’te yer alırken, diğer yandan da ilmi alandaki çalışmalarını devam ettirmiştir.

1972 yılından itibaren Ankara İktisadi ve Ticari İlimler akademisi ve bağlı Yüksek Okullarda İktisat Bölümü asistanı olarak görev almıştır. Dr. Bahçeli, yine 1970’li yıllarda Ülkücü Maliyeciler ve İktisatçılar Derneği’nin (ÜMİD-BİR) kurucularından, Üniversite Akademi ve Yüksekokullar Asistanları Derneği’nin (ÜNAY) kurucularından ve Genel Başkanlarındandır. İyi derecede İngilizce bilen Dr. Devlet Bahçeli, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İktisat Doktorası yapmış ve aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikasında Ana Bilim Dalı’nda 1987 yılına kadar öğretim üyeliği görevini sürdürmüştür.

Dr. Bahçeli yine bu süre içerisinde Türk-İslam alemi, Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Türk Tarihi ve Dış Politika konularıyla ilgilenmiş ve bu alanlarda çalışmalar yapmıştır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cezaevlerine doldurulan MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri ile mensuplarının haklı davalarının her platformda savunulmasında takdirle karşılanan çalışmalarda bulunmuştur.

Ülkücü kadroların yetişmesinde önemli görevler de üstlenen Dr. Bahçeli, Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından göreve çağırılması üzerine 17 Nisan 1987 tarihinde üniversitesindeki öğretim üyeliği görevinden istifa etmiş. 19 Nisan 1987 tarihinde yapılan MÇP Büyük Kurultay’ında parti yönetimine seçilmiş ve Genel Sekreterlik görevine getirilmiştir.

MÇP ve MHP’nin yönetim kadrolarındaki görevi, günümüze kadar kesintisiz olarak sürmüştür. Çeşitli zamanlarda Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği, Merkez Karar Kurulu Üyeliği, Genel Başkan Baş-Danışmanlığı görevlerinde bulunan Dr. Devlet Bahçeli, 6 Temmuz 1997 tarihli 5’nci Olağanüstü Kongre sonrasında MHP Genel Başkanı görevini üstlenmiştir.

12 Ekim 2003, 19 Kasım 2006, 8 Kasım 2009 , 4 Kasım 2012  ve 21 Mart 2015 tarihlerindeki MHP Olağan Büyük Kongrelerinde tekrar Genel Başkan seçilmiştir.

Haber-Fehmi DUMAN-Habervole  Genel Yayın Yönetmeni Ankara