kategori Arşivleri: MHP Haberleri

Levent Bülbül; ' Bizim kapımız her zaman açıktır '

Levent Bülbül; ‘ Bizim kapımız her zaman açıktır ‘

Milliyetçi Hareket Partisi rutin olarak gerçekleştirdiği haftalık olağan basın toplantılarına il binasında devam ediyor.

Düzenlenen basın toplantısında İl Başkanı Levent Bülbül partiden istifa edenler ve Ekim ayından itibaren artan enflasyon rakamları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Zamların vatandaşın kazançlarını kayıba dönüştürdüğünü söyleyen Bülbül: ” Enflasyon rakamları Ekim ayı itibari ile oldukça arttı. Ekonomide bu gidişat iyi bir gidişat değildir. Zamlar vatandaşın belini büktü” dedi.

Bülbül toplantıda yeni eğitim sistemi ile ilgili de açıklamada bulunurken, sistemin değişmesi ile birlikte emlak manipülasyonun çıkacağını belirtti.

Son olarak geçtiğimiz günlerde gündem olan MHP’den  İYİ Parti’ye geçmek için istifa eden üyeler ile ilgili konuşan Bülbül: ”Bizden gidip geri dönenlere kapımız her zaman açıktır. İlimizde Serdivan’dan on iki, Arifiye’den iki kişi istifa etmiştir. Bizim kapımız her zaman açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi’ni yüceltende budur. Yakın zamanda yeni üyelerimizi de kamuoyuna açıklayacağız ” 

MHP Geyve İstişare Toplantısı Yaptı

MHP Geyve  İstişare  Toplantısı  Yaptı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Geyve İlçe Başkanı Şerafettin KAYA , Allah birliğimizi ve beraberliğimizi bozmasın dedi.

Sakarya’nın Geyve  ilçesinde teşkilatlanma çalışmalarına ağırlık verdiklerini ifade eden Şerafettin KAYA  Bizler Alparslan’ın torunlarıyız.

Üye kayıtlarının başladığını ifade eden Başkan KAYA, ” Artık birlik olmanın zamanı gelmiş ve çoktan geçmiştir.Bu akşam arkadaşlarımızla  istişare toplantısı yaptık.Allah birliğimizi ve beraberliğimizi bozmasın”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Geyve İlçe Başkanı Şerafettin KAYA

MHP Sakarya İl Başkanı M. Levent Bülbül Güven Tazeledi.

MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül Güven Tazeledi.

Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya İl Teşkilatı 12. Olağan Kongresi Adapazarı Orhan Gazi Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel Sakarya Kongresini Divan Başkanlığı üstlendi. Divan Başkan Yardımcılığını   Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA,Katipliği Dursun Yelken Yaptı.

Kongrede bir  Konuşma Yapan MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül  çok  sert  konuştu.

MHP Milletvekili Açba dan sert sözler..

MHP Milletvekili Açba, “iktidarın temsilcileri şehit cenazesinde en ön saftaydılar uzanıp yüzlerinin kızarıp kızarmadığı’na bakmak istedim” diyerek Ak Partili vekili bombaladı

İSİM VERMEDEN ELEŞTİRDİ

MHP Sakarya Milletvekili Zihni Açba partisinin il kongresine şehidimizi son yolculuğuna uğurladıktan sonra katıldı. Açba kongreye katılan partililere Sakaryalı Jandarma Uzman Çavuş Yakup Yılmaz’ın cenazesinde ki izlenimlerini aktardı. Açba , “Cenaze namazını kılarken en ön safta it denilen Öcalan’a “Onunla empati yapmak lazım” diyen iktidarın milletvekilli vardı. Arka saflardan çok merak ettim acaba yüzü kızarıyor mu” diye. Uzanıp bakmak istedim. Yine aynı ön safta hain örgütün siyasi sözcülüğünü yapan Osman Baydemir’e elinde karanfillerle ziyarete giden eski belediye başkanı  25 nci Dönem Sakarya Milletvekili olan şahsı da gördüm” diyerek teröristle yakın ilişkili isimlere gönderme yaptı.

TERÖRLE MÜCADELE

Terörle mücadeleyi destekleyen sözler sarf eden Açba ” İki sene önce Türkiye’de “Böyle şeyler olur mu ?

Türkiye’de bunlar yapılabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti bunları yapar mı?

Diye sorduğumuzda bu ülkenin vatandaşların yüzde 90’nının “Hayır ya bu devlet öyle bir hale geldi ki bunları yapabilmesi mümkün değil.

Bu örgütle mücadele edemez. Bu örgütlerle kucak kucağa oturmuş bir devlet yönetimi var.”

Kanaatini ifade edecek iken Allah’ım şükürler olsun bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti kendini iktidar olarak yönetenlerin bizim kanaatimize göre yanlışlıkları var ama terörle mücadeleye konusunda destekliyoruz.

Şunu da söylemek lazım. İktidarın yarınlarına kefil miyiz?

Bizler asla yarınlarına kefil değiliz”

Kongrede konuşan il Başkanı Levent Bülbül, “15 Temmuz’u darbe girişimi olarak ifade ediyoruz ama bunu bir iç savaş girişimi olarak da niteleyebiliriz. Milliyetçi Hareket Partisi’nden başka bu hadiseleri görüp gerekli uyarıları yapan ve geleceğimize sahip çıkarak Türk devletinin çökeltilmesine müsaade etmeyiz diyen başka bir hareket yok” dedi.

Divan Başkanı Ruhsar Demirel ise, “Ben demin raporların oy birliği ile kabul edilip edilmediğini sordum ama bakıyorum ki burada gönül birliği var”

Yapılan oylamada tek aday olan Levent Bülbül 549 delegenin oyuyla tekrar başkan seçildi.

SAKARYA  İL  YÖNETİM KURULU

Muhammed Levent Bülbül. Kerim Ergezen, Erbay Kayatürk, Ömür Açba, Rafet Bayram, Fethi Paker, Murat Aşan, Ahmet Kazıcıoğlu, Suat Yılmazer, Yılmaz Salman, Dursun Yelken, Engin Kaba, Serdar Gül, Sema Balaban, Ahmet Ziya Akar, Muhammet Varol, Muttalip Açıkgöz, Hüdaverdi Bahadır, Paşa Demirci, Halil Hakan Oturmak, Hasan Sağlam, Leyla Tankal, Kemal Tank, Ahmet Boyun, Oğuz Alkaş, Ali Öğütlü, Cüneyt Karaman, Mustafa Kanarya, Aydın Bostancı, Fatih Şimşek, Kubilay Acartürk, Fatih Kır, Mehmet İr, Abdulmelik Yavuz, İbrahim İskender, Fatih Özkür, Bülent Hoşsöz, Nihat Bakır, Nurcan Serdaroğlu, İslam Tiryaki, Vadettin Uzunoğlu, Yasin Alkan, Bahadır Çallı, Turhan Tuncay, Yıldıray Yılmaz, Hasan Coşkun, Mustafa Erdik, Mehmet Ergin Salan, Vedat Balcıoğlu.

Üst Kurul Delegeleri: Levent Bülbül, Ahmet Koyun, Ahmet Kazıcıoğlu, Ahmet Ziya Akar, Ali Doğan Eroğlu, Berat Taner, Kemal Tank, Kerim Ergezen, İsmail Küçük, Oğuz Alkaş, Ömür Açba, Suat Yılmazer, Turgut Babaoğlu, Yılmaz Salman.

 

MHP Geyve İlçe Başkanı  Şerafettin KAYA,Geyve Belediyesi Meclis  Üyesi Engin TOKLU MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel , Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA, MHP  Sakarya İl  Başkanı Muhammed Levent Bülbül  Görüşme  İmkanı Buldular .

Muhammed Levent BÜLBÜL “Yapılan Eleştiriler Akla Zarar”

Muhammed Levent BÜLBÜL “Yapılan  Eleştirlier  Akla  Zarar”

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL “referandum çalışmaları kapsamında geldiği Manisa’da, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, 16 Nisan’da hayır çıkmasıyla ‘Yunan ordusunu denize dökmüş gibi sevinç yaşayacakları’ yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, canlı yayında, “Evet çıksa bile yine Samsun’dan çıkarız ve sizi İzmir’den denize dökeriz” sözleriyle  çok büyük skandala sebep olmuşlardır.

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL”Biz  Türk Milliyetçiler  yanlışlara  izin vermeyiz”

Milliyetçi Haraket Partisi  Sakarya İl Başkanı  Muhammed Levent BÜLBÜL “Yargı  nasıl  şekilleniyor.Bu gün   bu  konuda   düşüncelerimiz  açıklayacağım. Anayasa Mahkemesi onbeş üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, (…) (1) en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde (…) (1) en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu on üç üyeden oluşur; iki daire hâlinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca; üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasında n seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması hâlinde ikinci oylamada üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması hâlinde, ikinci oylamada üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır.

Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini ve hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçileri, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Şerafettin KAYA, MHP Geyve İlçe Başkanlığına aday oldu

Şerafettin KAYA, MHP Geyve  İlçe Başkanlığına aday oldu

Şerafettin KAYA,  23 Nisan 2017 Pazar günü  yapılacak MHP Geyve  İlçe Kongresinde başkanlığa aday olduğunu açıkladı.

23 Nisan Pazar günü yapılacak Milliyetçi, Hareket Partisi Geyve  İlçe Kongresinde başkanlığa aday olduğunu açıklayan Şerafettin KAYA, “Bugüne kadar verilen görevlerden hiç kaçmadığımız gibi bugün de yaklaşan ilçe kongresinde ülkücü büyüklerimizin verecekleri her türlü görevi gurur ve onurla kabul edeceğiz” dedi.

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan KAYA, “Ülkemizin dar boğazdan geçtiği bu kritik dönemde biz Türk milliyetçileri, ülkücüler; üstlenmiş olduğumuz görevin farkındayız. Bu kritik süreçte ülkücü kadroların gücü, siyasi yeteneği ve bilgi birikimin en yüksek seviyede olması eski tarih, yakın tarih ve gündemle alakalı gerçek bilgilere sahip, ocak kültürü almış, bir diğer tabirle ocakta pişmiş ülkücülerden oluşmuş olması elbette ki her dava adamının arzusudur. Kuruluşundan günümüze kadar ülkenin sigortası konumunda olan mensubiyetinden onur ve gurur duyduğum Milliyetçi Hareket Partisi’nin birçok kademesinde görev aldım.  1,8  yıl ilçe  başkanlığı görevini yürüttüm. Üstlendiğim görevleri vefakâr ülkücü abilerimle ve kardeşlerimle birlikte tüm gücümüzle yerine getirmeye çalıştık. Bugüne kadar verilen görevlerden hiç kaçmadığımız gibi bugün de yaklaşan ilçe kongresinde ülkücü büyüklerimizin verecekleri her türlü görevi gurur ve onurla kabul edeceğiz. Bu bağlamda 23.04.2017 Pazar günü yapılacak olan MHP Pazar ilçe kongresinde başkan adayı olduğumu ülkücü camiaya ve kamuoyuna saygıyla ilan ediyorum.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Nisan’da Sakarya’da

MHP  Lideri Devlet  Bahçeli  1  Nisan’da  Sakarya’da

Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül  haftalık basın toplantısını  İl  Başkanlığında  yaptı.

Muhammed Levent Bülbül  “Türk ve Türkiye düşmanları devrededir.Karşımızda çok çetin bir oyun sahnededir.Bu oyun acımasız, vahşi ve ahlaksızdır.Küresel komplonun hedefinde Türk milleti vardır.Bu nedenle terör örgütleri kışkırtılmaktadır.

Bu nedenle tehditler yoğunlaşıp derinleşmektedir.Türkiye kuşatma altındadır.Yıkım müteahhitleri, sanal sorun mucitleri taarruzdadır.Bin yıllık kardeşliğimizden rahatsız olan mihraklar içimizde ve çevremizde kanlı nöbettedir.Bizim nezdimizde hem evet, hem de hayır diyen her vatandaşım, her kardeşim bir ve aynıdır.Fakat bu defa hayırda hayır yoktur.Ayağımıza pranga vurmak, bağımsızlığımıza bitirmek isteyen terör örgütleri ve arkasındaki ülkeler karşımızdadır.Bu oluyorken, yalan kafilesi sapıtmış, ölçü ve ayarı iyice kaçırmıştır.Rejim değişecek diyorlar, külliyen yalandır.Değişecek olan sadece hükümet etme sistemidir, yenisinin adı da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir.Federal sistem gelecek, Türkiye eyaletlere bölünecek, üniter yapı bozulacak diyorlar. Tümden iftira, tümden hayal mahsulüdür.

Milliyetçi Hareket Partisi varken, Bu Millet  şuurlu ve uyanıkken, Türkiye’yi federasyona sürüklemeye hiçbir işbirlikçi, casus, melun ve yabancı ajanın gücü yetmeyecektir.

Ve de böyle birisi veya birileri henüz anasının karnından doğmamıştır.

İlk dört madde güvencededir. Teminat Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Anayasa’ya millet damgasını vurmuştur.

Kırmızı çizgilerimizi aşındırmaya kalkanın alnını karışlayacağımız da iyi bilinmelidir.

TBMM etkisiz ve yetkisiz hale getirilecek diyorlar; bu da ham ve hayasız bir uydurmadır.

Bilakis yasama ve yürütmenin arasına kalın çizgi çizilmektedir.

Meclis asli fonksiyonuna kavuşmaktadır.

Siyaset ve devlet yönetiminde olası çatışma ve cepheleşme ihtimali en aza indirilmektedir.

Yargı tekelleşmekten, yanlı davranmaktan kurtarılacak, bağımsızlığının yanında tarafsızlığa ulaşacaktır.

Tek adam yönetimi olacak diyorlar, bunu söyleyenlerin tarih cahili oldukları, geçmişimizde dahi böyle bir yönetim modelinin hiç görülmediği açık ve ortadadır.

Biz istiklalimizi muhafaza etmek için 16 Nisan’a evet diyoruz.

Biz, 2007’de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine karar verilmesinin ardından yeşeren sistem tartışmalarını bitirmek için evet diyoruz.

Biz, yedi düvele karşı daha güçlü devlet, daha mutlu millet için evet kararındayız.

Oturup konuşmazsak ayırıp çatıştıracaklar.

Uzlaşıp yarınlarımızı belirlemezsek istiklalimizi çalacaklar.

Devletin süratli kararlar aldığı, TBMM’nin aktif ve etkin olduğu bir sistemi kurmazsak 15 Temmuz’da harekete geçenler tekrar varlığımıza suikast yapacaklar.

Türkiye’den intikam almak için kuyruğa girenlere karşı tarafsız duramayız.

Biz tarafız, çünkü biz 48 yıldır hakkın, hukukun, haysiyetin, milli namus ve bekanın tarafındayız.

Namussuzlar bunu anlayamayacaktır.

Devletin adalet yörüngesine sabitlenmesi gerekmektedir.

Siyasetin toplum sözleşmesinin sınırlarına çekilmesi elzemdir.

Türk devlet geleneği neyi buyuruyor, neyi işaret ediyorsa biz oradayız, onu yapıyoruz, orada olacağız.

 “Devlet İçin Evet, Millet İçin Evet, Cumhuriyet İçin Evet, Türklüğün Bekası İçin Evet, Türkiye İçin Evet”

“Evet, Yine Evet, Bir Kez Daha Evet, Sonuna Kadar Devlet, Sonsuza Kadar Millet”

Bu ülke için yeminimiz var, vazgeçilmeyecektir.

Yeminlerimizi tutarız. Biz Milliyetçi Hareketiz.

Yeminlerimizi savunuruz. Biz Türk-İslam’ın ümidiyiz.

Yeminlerimizi çiğnetmeyiz. Biz ecdadın kahramanlık nefesiyiz.

Türk milletinin zaaf anını kollayanlar hiç boş durmamıştır.

Yarım kalmış işgal emellerini tamamlamaya çalışanlar ara vermemişlerdir.

Bu kez yöntemleri, kaleyi içeriden yıkmak için işbirlikçiler yetiştirme ve gayri milli zihniyetlerle eylem ve amaç birliği yapmaktır.

15 Temmuz ihanet ve melanetine bakınca bu konuda epey bir mesafe almış oldukları hepimizin malumudur.

Bugün, Türk milletinin üzerinde oynanan oyunların başlangıcı, yirminci asrın başında Çanakkale’ye çarpıp dönen stratejik senaryolarda gizlidir.

Günümüzde gerçekleşenler, kahraman atalarımızın Lozan’da durdurduğu emperyalist zalim sürecin, yeniden ve farklı formatlarla Türk milletine dayatılmasından başka bir şey değildir.

Lozan’dan önceki son durak Sevr ve son ders ise Çanakkale Savaşlarıdır.

Tam 102 yıl önce, Çanakkale’de başarılamayan, ancak Sevr’de dayatılanlar, Türk milleti için ayrılıştır, bölünüştür, parçalanıştır, yok oluştur.

Nitekim 15 Temmuz’da karşımıza tekrar çıkanlar, dün Çanakkale’de denizi boylayanların kalıntılarıdır.

Biz, vatan kaybına asla müsaade edemeyiz.

Biz, bu zillete asla katlanamayız.

Rengini şehitlerimizin kanından almış al bayrağımızın düşmesini,

Bağımsızlığımızın haykırışı olan İstiklal Marşımızın susmasını,

İnancımızın mukaddes çağrısı olan  ezanımızın kesilmesini,

Nifak ile bin yıllık kardeşliğimizin bozulmasını, asla sineye çekemeyiz.

Şehitlerimiz, gazilerimiz, aziz ecdadımız emin olsun; iş başa düşerse bu vatanı, bu milleti, bu devleti son damla kanımıza kadar müdafaa ederiz.

Bu nedenle hiç kimse meydanı boş bulup zehir saçmasın.

Milliyetçiyim pozlarıyla düşman sevindirmesin, onun bunun eteğinin altına gizlenmesin.

Millet tektir, vatan tektir, devlet tektir, bayrak tektir, dil tektir.

Türkiye, millete mensubiyet şuuru taşıyan herkesindir.

Bu cennet ülke 16 Nisan’ın bereket ve birlik ruhuyla sonsuzluğun ufkuna ulaşacaktır.

Kendimize güveniyor, milletimize inanıyoruz.

Ayağımıza kurşun sıkmayacağız, papaza kızıp oruç bozmayacağız.

Ezik durmak yok, boyun bükmek yok, Çanakkale’yi unutmak, 15 Temmuz’u akıldan çıkarmak asla yok.

Biz kardeşiz, biz milletiz, biz hep birlikte Türk vatanı, Türk devletiyiz.

Önümüze bakacağız, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe olacağız.

Milli varlık ve güvenliğimizi tehdit edenlere karşı aynı safta mücadele halindeyiz.

Konu vatansa, siyaset ikinci plandadır.

Konu bekaysa, geçmişi unutmadan, içi içe geçmiş sıkılı yumruklarla geleceğe bakmamız şarttır.

Bizim sevdamız Türkiye’dir, Türk-İslam’ın parlak geleceğidir.

Bizim sevgi ve bağlılığımız kökeni, mezhebi, yöresi ne olursa olsun tüm kardeşlerimize yetecektir.

Yolunuz, bahtınız, alnınız açık olsun diyorum.

Türkiye için evet, istiklal için evet, istikbal için evet; Ne Mutlu Türküm diyene sözünü yaşatmak için evet, evet, evet.

 

MHP Sakarya’da “Neden EVET”i anlattı

MHP  Sakarya’da “Neden EVET”i  anlattı

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal, MHP Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA , İl Başkanı M.Levent BÜLBÜL ile birlikte  Basın Toplantısı Gerçekleştirdi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal: “MHP’nin AK Parti ile hedefleri aynı ancak vatandaşlara anlatma şekli kendine özgü olacak”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi olarak, başta anayasa referandumu ve “evet” kampanyasının değerlendirmesi olmak üzere, gündemdeki gelişmeleri değerlendirmek ve teşkilat yöneticilerimizle istişarede bulunmak amacıyla  düzenlemiş olduğumuz istişare toplantısına katılmak amacıyla, Sakarya  milletvekilimiz Sayın Zihni Açba ve MYK üyemiz Sayın Musa Küçük ile birlikte Sakarya ilimizde bulunuyoruz. MHP bugün itibarıyla 35’den fazla ilimizde gerçekleştirdiği istişare toplantılarına bu hafta sonu da devam etmektedir. Bu basın toplantısının ardından istişare toplantımızı ve bazı kuruluşlara ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz.

Ben öncelikle siz basın mensuplarına ve bizleri sizlerle buluşturan; başta il başkanımız Sayın Levent Bülbül olmak üzere, tüm yöneticilerimize ve katılımcılara teşekkür ediyorum

Türk milleti üst üste felaketler yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti her yönden korkunç ve dış destekli bir terör kuşatması altındadır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin tabiriyle “artık bıçak kemiği delmiş, sabır taşı çatlamış, tahammül eşiği geçilmiştir.” Yurtiçinde farklı terör örgütlerince çeşitli illerimizde ve değişik tarihlerde düzenlenen hain saldırılar sonucu verdiğimiz şehitlerin ardından, ülkemize sınır dışından gelen terör tehditlerini bertaraf etmek üzere Fırat Kalkanı harekatında görev yapan çok sayıda askerimiz de şehit olmuştur. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun, Türk Milletinin başı sağ olsun.

Kandil’den afrin’e terör koridoru tamamen temizlenmeli

Suriye’de ve Irak’ta yaşanan gelişmeler uzun süredir ülke gündemini meşgul etmektedir. Ülkemizin hemen sınırlarının ötesinde yıllardır süren bir kaos ve iç çatışma vardır. Gerek Irak gerek Suriye’de yaşanan çatışmalar hem ülkemizin güvenliğini, hem bölge ülkelerini tehdit eder hale gelmiş, hem de artık tahammül edilemez bir insani dramın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bu durumun bize göre iki kaynağı vardır ve söz konusu iki kaynak kurutulmadan bölgeye barış ve huzurun gelmesi mümkün değildir. Bu iki terör ve çatışma kaynağı PKK/PYD ve IŞİD’tır.

Aslında Sayın Genel Başkanımız 6 Ağustos 2012 tarihinde bu tehlikeye işaret etmiş ve şöyle demiştir:

“Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla; batı ucu Afrin’i ve doğu ucu da Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.”

 “Irak ve Suriye başta olmak üzere, bölge ülkeleri küresel vesayeti reddetmeli, insan varlıklarını ve coğrafi bütünlüklerini müdafaa edecek basiret, cesaret ve dirayeti gösterebilmelidir.

Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmek için kolları sıvayan, yeni devletler kurmak için fırsat kollayan çevrelere, lobilere, silah ve terör baronlarına karşı herkes uyanık olmalıdır. Türk devleti, Misak-ı Milli’nin sınır boyunca sahnelenen fitne kampanyasına karşı tüm milli güç unsurlarıyla göğüs germelidir.”

Müttefiklerimiz terör örgütlerine silah veriyor

Bilindiği üzere, müttefiklerimiz Suriye’de yaşanan iç savaşın içinde bir başka iç savaş yürütmekte ve yıllardır Türkiye’ye saldıranların taşeronu olarak kullandığı PKK’ya ve onun Suriye’deki uzantısı konumundaki PYD-YPG-YPJ’ye destek vermektedirler. DSG adı altında terör örgütü PKK’ya IŞİD’le mücadele ediyor bahanesiyle destek veren müttefiklerimizin silahlandırdığı unsurlar sınırlarımızın içinde askerimize polisimize ve vatandaşlarımıza yönelik kanlı saldırılar yapmakta onların verdiği mühimmatları ve silahları kullanarak Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çevirmeye çalışmaktadırlar.

ABD’nin yeni başkanı Trump tarafından PKK-PYD-YPG’ye zırhlı araç, silah, mühimmat dağıtımının hızlandırılması ve hatta tank verilmesi; Rusya ve ABD arasındaki dar alandaki paslaşmalar elbette soğukkanlılıkla ve milli duyarlılıkla yorumlanmalıdır.

Aslında Ortadoğu’da haritaların değişeceğini söyleyenlerin asıl hedefinin Türkiye olduğu, gerek 2011’den sonra yaşananlar, gerekse 15 Temmuz darbe girişimi neticesinde bütünüyle ortaya çıkmıştır. Türkiye bir taraftan IŞİD, diğer taraftan ise PKK ile istikrarsızlaştırılıp bir iç savaşa sürüklenmek istenmektedir. Bunun önlenmesi için de sınırlarımızın dışında yuvalanan bu terör yapılarının yok edilmesi icap etmektedir.

Kıbrıs ve ege adaları konusunda oldu-bitti kabul edilemez

Öte yandan, Kıbrıs müzakereleri de Rum liderin toplantıyı terk etmesi sonucu akamete uğramıştır. Bize göre, vatan toprakları üzerinden müzakere yapan KKTC heyetinin hangi çevre ve emellere hizmet ettiği bellidir.

Bilinmelidir ki Kıbrıs, Türkiye’nin en önemli milli davasıdır. Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde kurucu anlaşmalardan kaynaklanan vazgeçilmeyecek ve tartışılmayacak ahdi hak ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Siyasi çözüm kapsamında Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin aşındırılması ya da olumsuz etkilenmesi hiçbir şart altında kabul edilmeyecektir.

MHP Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve yaşayabilir çözümün; iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanmasına dayanması gerektiğine inanmaktadır.

Kıbrıs’ta Rum tarafının çekilmesiyle akamete uğrayan müzakerelerin; Türkiye’nin kırmızı çizgilerini ortadan kaldıracak, Kıbrıs Türklüğünü azınlık statüsüne indirerek adadaki varlığını tehlikeye atacak, iki kesimlilik ve siyasi eşitlik anlayışını zayıflatacak bir düzlemde sürdürülmesi asla kabul edebilir bir durum değildir. Kıbrıs’ta Kıbrıs Türkünün 1974 öncesi şartlara zorlayacak hiçbir oldu bitti kabul edilmemelidir. Türk vatanını terk etmek doğru değildir ve Kıbrıs’taki Türk toplumunun aleyhine yapılacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilmesi de mümkün değildir.

Kıbrıs’ın sancısı artarken, Ege Denizi ısınmakta, burnumuzun dibindeki ada ve kayalıklar Yunanistan tarafından oldubittiye getirilerek düşmanca istila edilmektedir. İki devlet Kardak üzerinde birkaç kez karşı karşıya gelmiştir. Yunanistan Savunma Bakanı Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst yönetiminin Ege’deki dik ve milli duruşuna hayasızca misilleme yapmıştır. Üstelik bu ülke, hain FETÖ’cüleri iade etmeyerek kimlerle el ele, kol kola olduğunu, aynı tutumuna geçmişte çok defa tesadüf edildiği gibi yine göstermektedir.

Türkiye’yi tehdit eden bir diğer terör örgütü de FETÖ’dür.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milleti 15 Temmuz akşamı bu hain terör örgütünün alçak bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kalmıştır. Daha önce yaşadığımız hiçbir darbe veya darbe teşebbüsü bizleri 15 Temmuz gibi derinden sarsmamıştır. Bize göre bir işgal teşebbüsü olan 15 Temmuz kalkışmasında TBMM’yi bile bombalayan namussuzları Müslüman Türk milleti lanet ve beddua ile anacaktır.

Türkiye ile hesabı olan çevreler terörist başı Gülen’i koz olarak ellerinde tutmuşlardır. FETÖ’cüler kimin işine yarıyorsa silah gibi kullanılmıştır. Fetullahçı terör örgütü devletimizi ur gibi sarmıştır. Türk devletinin kritik noktalarına özenle yerleşmişlerdir. Bu kaleyi içten çökertme harekatıdır. Yıllardır din kisvesi altında üremiş, güçlenip ortaya çıkmak için uygun zaman aramıştır. Dinler arası diyalog uydurmasının yapılması da boşuna değildir. FETÖ’cü teröristler 3. bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaşmasına hizmet etmiştir.

Türk-İslam Medeniyetinin temellerini atan ve akla ve ilme önem veren Türk Müslümanlığı anlayışı yerine, vahşi küreselleşmenin temsilcisi olan batının bize dayattığı “Ilımlı İslam” yalanının peşine takılmamış olsaydık; bunlar başımıza gelmeyebilirdi. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yaşadığımız travmanın arka planında da bu anlayıştan uzaklaşmamız yatmaktadır.

15 Temmuz darbe kalkışmasının arka planını anlayabilmek için, ülkemizdeki din anlayışını ve din eğitimini gözden geçirmek gerekmektedir. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü ve yapısı sorgulanmalı ve yeniden yapılandırılmalıdır. Dinin hedefi insandır, dinin amacı insanın ahlaki olgunluğunu tamamlamasını sağlamaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Atatürk’ün Genel Kurmay Başkanlığı ile birlikte kurdurduğu ve büyük önem verdiği bir kurumdur, bu kurumun dinimizin yüce prensiplerini ve birlik beraberlik ruhunu halkımıza benimsetmesi gerekiyor. Eğer İslam dinini hurafelerden, dogmalardan uzaklaştırarak, gerçekten anlatabilseydik subaylarımızın paşalarımızın bir vaizin peşine gitmesi mümkün olur muydu? Akademisyenlerimizi böyle kandırılabilir miydi?’ 2023 ve 2053 “Lider Ülke Vizyonumuza’’ erişebilmek; millî değerlerin yanı sıra, manevi değerlere de önem verip insanları eğitmekle mümkün olacaktır.

MHP Uzlaşmacı, barışçı, kucaklayıcı ve sorumluluk alan bir siyaset anlayışına sahiptir

Gelinen noktada meselelere salt “siyasî parti” çerçevesinden değil “siyasî duruş”, “ilke”, “amaç ve hedefte uzlaşma” çerçevesinden bakılmasının mecburiyet haline gelmiştir. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğe taşınması için benzer hassasiyetleri paylaşan tüm kesimlerin böyle bir bütünleşme ideali etrafında toplanması ise içinden geçilen bunalımlı dönemden çıkmanın ilk şartıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen, sorumluluk için gayret gösteren, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesini ortaya koyan bir siyaset anlayışını benimsemektedir.

Türkiye merkezli yeni bir medeniyetin tesisi için özümüze dönmeliyiz

MHP, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya tesis etme anlayışını kendisine siyasi misyon olarak kabul etmiştir. Bu misyon, hem Türkiye’yi lider ülke konumuna taşıyacak, hem de başta Avrasya coğrafyasındakiler olmak üzere, bütün mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına vesile olacaktır.

Bunu başarmanın şartı, öncelikle Türkiye’nin Türk milletinin özünü temsil eden değerlere yönelmesinden geçmektedir.

Türk milleti, Türk-İslam geleneğinin ve görkemli bir medeniyetin mirasını yaşayan, yaşatan ve nesilden nesile taşıyarak tarih ve kültür potasında buluşturan bir milletin; Türkiye ise, bu mirası barındıran toprakların adıdır.

İnanıyoruz ki Türk milleti, sahip olduğu tarihi tecrübe ve kültürel derinliğe, demokratik evrensel kazanımları da katarak yeniden büyük bir sentez yaratma imkan ve potansiyeline sahiptir.

Türk milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşünün manevi kökleri Türk-İslam kaynaklarında mevcuttur. Kültürel temellerini kadim değerlerimizden alan bu yürüyüş, ihtiyaç duyduğu enerjiyi ise Türk milletinin büyüme, ilerleme, çağlar üzerinden sıçrama ve yeryüzüne adalet taşıma ideallerinden alacaktır.

2053’te 100 milyonu aşan nüfusu, 50 milyona ulaşan istihdamı, 3,2 trilyon dolara varan ihracatı, 10 trilyon doları yakalayan Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası ve 100 bin doları bulan kişi başına milli geliri yanında Türkiye ve Türk milleti; yüzyılları bulan mazlum milletlerin sömürülmesinin ve demokrasi, insan hakları ve adalet adına sürdürülen zorbalık düzeninin bitirilmesini sağlayacak medeniyet inşasıyla, İstanbul’un fethinden 600 yıl sonra yeniden bir “Çağ” açacaktır.

Tüm bu değerlendirmelerin ışığında sizlere tekraren ifade ediyorum ki;

MHP ne demişse milletimizin lehinedir.

MHP neyi istemişse milletimizin menfaatinedir.

MHP ikbalin değil, istikbalin peşindedir.

MHP millet ve vatan davasının savunucusudur.

MHP binlerce yıllık Türk-İslam ülküsünün varisi, bu çağdaki emanetçisidir.

MHP;“Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” diyen …

         “Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur; ruhsuz beden ceset olur” diyen…

bir anlayışın temsilcisidir.

MHP; Türkiye’yi 2023’te Lider Ülke, 2053’te Süper Güç yapma hedefine ulaşmak için her türlü çalışmaya ve fedakarlığa hazırdır!

MHP; Türkiye’yi Atatürk’ün gösterdiği, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet yürüyüşüne Türk Milleti ile birlikte çıkmaya hazırdır!

21. Asrın Türk asrı olacağına ve bu asrı insan merkezli Türk-İslam medeniyetinin belirleyeceğine olan inancımla;

Devlet için EVET…

Millet için EVET…

Cumhuriyet için EVET…

Türklüğün bekası için EVET…

“Türkiye’nin güçlü bir yönetime ihtiyacı var”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal  , AK Parti ile hedeflerinin aynı olduğunu ancak referandum çalışmalarının kendilerine özgü olacağını bildirdi. Günal, “Biz referandum da kurumsal kimlik olarak kendi çalışmalarımızı yürütüyoruz. Tabi ki hedefimiz aynı, ‘evet’ çıkması için uğraşıyoruz ama çıkış noktamızda, vatandaşlara anlatma şeklimizde kendimize özgü olacak. Onlarda kendi çalışmalarına başladılar. Tabi ki aynı hedefe doğru çalışıyoruz ancak yöntemlerimiz ve araçlarımız kendimize özgü, Soruna seyirci kalan değil, yapıcı uzlaşmacı bir muhalefet anlayışı içerisinde meselelere bakmaktadır. Bizim için önce ülkemizin geleceği ve güvenliği önemlidir. Bu kapsamda doğru yapılan çalışmalara destek olmaya devam edeceğiz.

Başta melun FETÖ terör örgütü olmak üzere, ister PKK, ister PYD densin, ister YPG densin, isterse IŞİD, isterse DAEŞ densin fark etmiyor, bütün terör örgütlerinden de arınarak Suriye’deki operasyonunda başarıyla tamamlanması sadece Suriye değil bütün terör örgütü koridorunun da temizlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kapsamda da önümüzdeki süreçte Türkiye’nin güçlü bir yönetime ihtiyacı vardır. Bu yönetim tartışmalarını da biran önce sonlandırması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, bu teklifin arkasında durmasının nedeni budur. Bunu da önümüzdeki süreçte milletimize anlatmaya devam edeceğiz.”

MHP Sakarya  Milletvekili Zihni AÇBA” MHP. Referanduma “Evet” demekle kendi kapısına kilit vuracaktır” diyenlere soruyorum; MHP.nin genel başkanı, Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in boynuna ip geçirmek isteyen 1980 darbesi ülkücü hareketi bitirememiş ise 16 Nisan mı bitirecektir?”

MHP.Gen.Bşk.Yardımcısı Doç Dr Mehmet GÜNAL’ sunumuyla “Anayasa Değişikliği ve Referandum Süreci” Konulu istişare toplantısı Serdivan Belediyesi Kongre Salonunda yapıldı

MHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Günal “Sakarya milletvekilimiz Zihni Açba ve MYK üyemiz Musa Küçük ile birlikte Sakarya istişare toplantımızı gerçekleştirdik. Başta il başkanımız Levent Bülbül olmak üzere tüm emeği geçen yöneticilerimize ve katılımcılara teşekkür ediyorum.”dedi

     

Muhammed Levent Bülbül "Bizim yönümüz Hakk’a, yüzümüz halka dönüktür"

MHP Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül Haftalık Basın Toplantısını İl Başkanlığında gerçekleştirdi.

MHP Sakarya İl Başkanı Muhammed Levent Bülbül “Milliyetçi Hareket Partisi her türlü engelleme ve karşı saldırılara rağmen milletine hizmet etmenin gururuyla yoluna devam etmektedir.

Ne var ki çıkarcılar yeniden işbaşındadır.

İlkesizler bir kez daha devrededir.

İradesizler azgınca faaliyettedir.

Milletten korkanlar, kaçanlar ve karanlık emeller hiç olmadığı kadar faaldir.

Milli iradeden umudunu kesmiş odaklar, siyaseti kavga ve kutuplaşmaya tahvil etmek isteyen oluşumlar nifak kuyruğundadır.

Bu çevreler hoplasalar da, zıplasalar da, olmadı her türlü yalan ve dedikoduyu tedavüle soksalar da Türk milletinin egemenlik haklarına asla ambargo koyamayacaklardır.

Millet son karar merciidir.

Millet hükmün sahibi, bağlayıcı söz ve iradenin ta kendisidir.

Milliyetçi Hareket, lobilerin, kulislerin, insanımıza tepeden bakan, değerlerimize ters yaklaşan zümre ve kaymak tabakaların partisi değil, Türklüğün kalpgahı, Müslüman Türk milletinin yürek atışıdır.

Sözümüz millet, sevdamız devlet, sancağımız vatandır.

Devlet-i ebed müddet, millet-i ebed müddet dünden bugüne vazgeçmediğimiz, bundan sonra da vazgeçmeyeceğimiz kavlimiz ve kararlılığımızdır.

Türk-İslam ruhundan doğduk, bu ruh var oldukça hilalimizin ışığı, Milliyetçi-Ülkücü ömürlerin ümit güneşi sönmeyecektir.

Aramıza karamsarlık sokmaya çalışan, içimize kötümserlik aşılamaya çabalayan mihraklar dün olduğu gibi bugün de vardır ve bilinmektedir.

Bu nedenle 48 yıldır şeytan taşladık, 48 yıldır ihanet ve melaneti kovaladık.

Bazen içimizden devşirilenler, bazen dışımızdan derlenenler bu kutlu çatıyı dağıtıp devirmek için tüm güç ve imkânlarıyla uğraştılar.

İşbirlikçiler hiç durmadı, hazımsızlar hiç yorulmadı, Türk’e kefen biçen kokuşmuşlar hiç teklemedi, hiç de sendelemedi.

Devamlı kör bir arayış içinde oldular.

Sürekli kirli bir fırsat kolladılar.

Aralıksız, fasılasız MHP düşmanlığını diri tuttular.

Ama unuttukları, görmezden geldikleri veya göremedikleri bir gerçek vardı ki, o da şudur:

Milliyetçi Hareket Partisi Türk tarihinin canlı, coşkulu ve cesaret dolu bir simgesidir.

Üç Hilal Türk-İslam medeniyetinin inmeyecek yadigârıdır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket şehit ocağı, gazi yuvasıdır.

Kuyulardan parlayıp çıkan Yusuf’un mirasçılarına, balığın karnını yarıp sabrın mükâfatını bulan Yunus’un sevdalılarına, Efendimizin tebliğiyle müşerref olan iman ve ihlas ehlilerine, sorarım sizlere, kast etmek kimin harcı, kimin haddidir?

Tarih milletini arayan ülkülerle, ülkülerini kaybetmiş milletler için nice acımasız ve talihsiz olaylara sahne olmuştur.

Yine tarih devletinden olmuş milletlerle, milleti parçalanmış, ufalanmış, hatta zaman içinde silinip gitmiş birçok devlete de şahitlik etmiştir.

Hamdolsun Türk milletinin ülküleri öteden beri, tarihin başlangıcından itibaren kurduğu devletlere feyiz ve ilham vermiştir.

Biz bu yüksek ülküleri kendimize rehber yaptık.

Ülkülerimizle devletin ve milletin varlığına baş koyduk, gerektiği yerde de baş verdik. Fakat kesinlikle baş eğmedik, zalimlere baş üstüne demedik.

Ötüken’de 1297 yıldır dimdik ayakta duran Türk’ün yazılı şeref abideleri bizlere her zaman vazife yüklemiş, ecdadın vakarını hatırlatmıştır.

Bu muhteşem abidelerin bizzat mimar ve müellifi Türk milletidir, bu zamandaki temsilcileri de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’tir.

Genel Merkezimizin önünde tüm haşmet ve hatırasıyla duran üç abideden yükselen muazzam çağrılar bizim beka ve birliğimizin ana fikri, ana yörüngesi, ana çatısıdır.

“Ey Türk titre ve kendine dön” seslenişini duymak istemeyen kulaklar, görmek istemeyen gözler, tarih ötesinden gelen bu kutlu sesle, inanıyorum ki uyanacak, kendine gelecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi hürmet ve hayranlıkla andığımız ecdadımızın buyruklarına sonuna kadar bağlı ve sadıktır.

Aksini iddia edenler Türk milletinin karşısında mevzilenmiş çıbanbaşları, Türk tarihine hıyanet ve haysiyetsizlikle isimlerini kazımış rezillerin bugünkü elebaşlarıdır.

Siyasetimizin ilkeleri 48 yıldır değişmemiştir.

Fikriyatımızın kaynağı 48 yıldır dönüşmemiştir.

Ülkülerimizin omurgası 48 yıldır darbe yememiştir.

Bize dava hatırlatması yapıp geçmişimizden koptuğumuzu utanmadan söyleyenler, en başta kendilerinin nerede ve kimlerle yan yana durduğunu, ahlak ve cesaretleri varsa itiraf etmelidirler.

Eğer itiraf edemiyorlarsa, edecek kadar da yüzleri yoksa, o zaman ya önümüzden çekilecekler, ya da üzerlerine basıp geçmemizden şikayet etmeyeceklerdir.

Merhum Başbuğumuz demişti ki, “Emanet olunan davayı kucakladım. Hiç arkama bakmadan, tereddütsüz, hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum.”

Aynısını biz de yapıyoruz, yapmaya da inançla devam edeceğiz.

Tozumuzda oynayanlar, bizlere yetişip önümüze kesmek isteyenler her zaman olduğu gibi kaybedip mahcubiyet içinde kıvranmaya şimdiden mahkumdur.

Arkasına bakanın önünü göremeyeceği Türk hakanlarından bizlere kadar ulaşmış bir öğüttür.

Maksat ve muradımız açıktır.

Doğru zamanda uygulayacağımız yanlış bir siyasetin bizleri ve bize umut bağlamış milletimizi felakete götüreceğini biliyoruz.

Yanlış zamanda uygulayacağımız doğru siyasetin de bize ve bize inananlara zarar vereceğinin farkındayız.

Çarenin tükenmediği ve ışığın tamamen kaybolmadığı hiçbir ortamda “ya hep ya hiç” diyerek yol alamayız.

Bizim siyaseten ilerleyişimizin yol haritasında sabır, akıl, şuur, denge, ihtiyat, meşruiyet, demokratik ve milli ahlak yer almaktadır.

Türk Milliyetçiliği, taşınması çok ağır bir sorumluluk ve çok şerefli bir hüviyettir.

Milliyetçiliğe asıl anlamını veren, ideal ile gerçeğin, imkân ile mümkünün, olmuş ile olanın, akıl ile inancın makulde buluşturulmasıdır.

Maziden atiye devam eden uzun ve kutlu yolculuğun son 48 yılına mühür vurmuş Türk milliyetçilerinin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin öncelikli gayesi kahramanların nesilden nesile taşıdığı milli bekanın devamını sağlamaktır.

Bu hedef mukaddes bir emanetin muhafazası, her neslin diğerine devretmek zorunda olduğu baki bir mukadderatın bayraklaştırılmasıdır.

Beka, yani payidarlık, ebedi kalıcılık bize atalarımızdan intikal etmiş misak ve mirastır.

Ve bunun korunması, kollanması, gelecek kuşaklara sağ salim devri her türlü siyasi ve ideolojik aidiyetin, dünyevi ve başka heveslerin üstünde bir konudur.

Şayet bekamızda bir kayıp olursa, milli birlik ve varlığımızda bir kırılma ve kopma görülürse, biliniz ki, yüzyıllar geçse de, beşeri ve kültürel hazine olan milletimizi tekrar ayağa kaldırmak, milli bekayı yeni baştan tesis etmek mümkün olmayacaktır.

Bunun devasa faturası ise kaybolmuş devlet, mahvolmuş vatan, dağılmış millet, işgale uğramış milli namustur.

Uyarılarımızın nedeni budur.

Israrla üzerinde titreyip paylaştığımız kaygılarımızın merkezinde bu tehlikeler vardır.

Özellikle anayasa değişikliği kapsamındaki değerlendirme ve tercihlerimizde ve evet kararımızın ağırlık merkezinde yoğunlaşan, sıklaşan, hatta kuşatmayı şiddetlendiren yakın tehditler bütünüyle hâkim ve belirleyicidir.

Milliyetçi Hareket Partisi meselelere zamanlar üstü bir düşünce ve kavrayış derinliğiyle yaklaşmaktadır.

Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben felsefemizin özü de budur.

Başkaları gibi sorumsuz davranamayız.

Başkaları gibi günü birlik yaşayamayız.

Tarihin yanlış yerinde durmaz, duramayız.

İstismara bel bağlayamaz, aldatma ve kandırmaya heves edemeyiz.

Akıntının karşısında kürek çekmek yerine, yön ve istikamet vermenin akıllıca olduğuna inanır, bunu yaparız.

Çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Çünkü biz nereden gelip nereye gitmek istediğini bilen, bunu özümseyen ve hatta damarlarına kadar hisseden Türk-İslam ülküsünün çelikten bileği tunç yürekli Türkleriz.

Yarın ve daha sonraki gün, yani 8-9 Şubat’ta idrak edeceğimiz partimizin 48. kuruluş yıldönümünde elbette yaşanmışlıkları, hepimizi duygulandıran hatıralarımızı iftiharla anacağız.

Bunu yaparken diyeceğiz ki, bizim kimseye diyet borcumuz yoktur.

Bizden akçeli veya değil alacaklı olan da yoktur.

Pazarlık, arka kapı siyaseti, al-ver anlaşması, siyasi menfaat beklentisi bize yabancı ve uzaktır.

Tersini iddia edenler ahlaksızlığın sembolü, yalan ve riyanın çukurudur.

Ardımızda ecdadımızın hayır duası, yanımızda milletimizin alicenap desteği, gönlümüzde şehitlerimizin mübarek hatırası, gözümüzde Türklüğün gür meşalesi, üzerimizde Yüce Allah’ın himayesi vardır, inşallah da ilelebet var olacaktır.

Bu hareket dualıdır ve bu büyük dava hainlere sur çekmiş, fitnecilere dur demiş ve bizlere de şuur vererek geleceğin yüksek ülkülerini nurlandırmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli ve demokratik mücadelesinden ürken, çekinen, adeta öcü gibi görenler, bundan böyle de huzur ve rahat yüzü göremeyeceklerdir.

Zira tarih boyunca fikrimiz vardı, şimdi fiziken ve vicdanen varız, fitnekolikler bilsinler ki, her zaman da var olacağız.

Bunu örselemeye, öğütmeye hiçbir fani ve ihanet fedaisinin gücü yetmeyecektir.

Unutmayınız ki,

Bu kadar haklı olan,

Bu kadar haklı çıkan,

Ancak, bu kadar da hakkı yenmiş bir dava olmamıştır.

İşte biz, bu hakkın sonuna kadar peşindeyiz.

Türk Milliyetçileri mağdur olmuştur, sıkıntıya düşmüştür. Ama hiçbir zaman mağlûp olmamışlardır.

Allah’ın izniyle bundan sonra da olmayacağız, pes ettiğimizi, teslim olduğumuzu en azından dünya dönerken hiç kimse göremeyecektir.

Partimizin kuruluşunun 48.yılı vesilesiyle, Türklüğü yaşatmak uğruna hayatlarını feda eden kahraman ecdadımızı; bugün bölücülükle mücadele ederken şehit düşen kahraman güvenlik güçlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnet duygularımla yâd ediyorum.

Bir ülkü etrafında toplanmak için bizlere liderlik etmiş, yol göstermiş, bizleri yetiştirmiş olan, ömrünü Türk-İslam ülküsüne adamış Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e, aziz şehitlerimize, ebediyete intikal etmiş bütün dava arkadaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Anayasa değişikliğine evet diyoruz ya, sıkıntıları, açmazları, ağrı ve sancıları bundandır.

Buradan söylüyorum, bu vesileyle herkese açık açık duyuruyorum; eğer Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istinasız Sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli ve kafasına sokmalıdır.

Bunlar çılgına dönüp kudursalar da; millet için evet, devlet için evet, Cumhuriyet için evet, Türklüğün bekası için evet diyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi, dünkü sözlerini çiğnememiş, inkar etmemiştir.

Konuşmamın başından beri vurguladığım beka meselesi için, ki birileri için beka bir vadinin adı olabilir, inisiyatif üstlendik, devlet ve milletin geleceği için sorumluluk altına girdik.

Bu kararımızın altında yatan üç kritik dönemeç vardır.

İlk olarak, 21 Ekim 2007 tarihinde anayasa değişikliği referandumuyla Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmesidir.

Bu yolu açanlar 367 tıkacının fail ve fanatik tetikçileridir.

Buna neden olanlar TBMM’de Cumhurbaşkanının seçilmesine direnip ülkeyi erken seçime götüren CHP’nin başını çektiği kaos çetesidir.

Ve o tarihlerde TBMM’deki tıkanmışlığı açan, demokrasinin çarkını döndüren de Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur.

Bu tarihi duruş ve irademizden dolayı bizi eleştirenlerin alayı birden bugün yine karşımızdadır.

İkinci olarak, 10 Ağustos 2014’de yapılan Cumhurbaşkanı seçimidir.

İlk kez bir Cumhurbaşkanı millet tarafından doğrudan doğruya belirlenmiş, yeni ve zorlu bir dönemin rotası çizilmiştir.

Ve ne kadar itiraz edip ne denli karşı çıksak da, siyasi güç ilişkisinden doğan fiili durum ülke yönetimini tepeden tırnağa sarsmış ve sarmıştır.

Sayın Erdoğan, bizatihi ve aracısız millet tarafından seçildiğinden hareketle, alışılmış ve sembolik bir Cumhurbaşkanı olmayacağını defalarca dile getirmiştir.

Bu durum yeni şartları ve farklı bir yönetim yapısını meydana çıkarmıştır.

Her fırsatta Cumhurbaşkanının anayasal sınırlarından taşmaması gerektiğini vurgulamamız herhangi bir cevap bulmamış, Türkiye adı konmamış, yani fiilen uygulanan partili Cumhurbaşkanlığı sistemine zoraki de olsa dümen kırmıştır.

Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanı sistemin fiilen değiştiğini 14 Ağustos 2015 tarihinde Rize’de ilan etmiştir.

Bir yanda milletten direkt yetki alan bir iktidar partisi ve başbakan, diğer yanda yine milletin doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanı Türkiye’nin ikili siyasi ve yönetim yapısını ortaya çıkarmıştır.

Bırakınız siyasi köklerinin ayrı olmasını, aynı partiye dayanan Cumhurbaşkanı ve başbakan arasında bile gerilim ve anlaşmazlıkların çıkabileceğini, bunun da sistemik ve rejim krizlerine dönüşebileceğini mutlaka bilmek, öngörmek şarttır.

Ve de bunun örnekleri görülmüş, yaşanmıştır.

Üçüncü ve en önemlisi olarak, 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasının toplumsal ve siyasal alana yüklediği mecburi durum muhasebesi ve tarihi sorumluluklardır.

Siyasetin kulvarı 15 Temmuzla birlikte değişmiş, siyasi aktör ve kurumların hanesine yeni ve ertelenemez mükellefiyetler yazılmıştır.

FETÖ darbe teşebbüsü milattır; tavrımız, tarzımız, siyasetimizin üslup ve mesajları bu ihanetin öncesi ve sonrasıyla elbette aynı olmayacaktır.

15 Temmuz’da gördük ki, ikinci Sevr yanı başımızdadır.

15 Temmuz’dan çıkardık ki, vatan, devlet ve istiklal kaybı an meselesidir.

MHP2 MHPSAKARYA

İşgalin eşiğinden döndük.

Parçalanmanın kıyısında durduk.

Milli mukavemet olmasa, millet müdahale etmese felaket son yurdumuzu kasıp kavuracak, hepimizi yiyip bitirecekti.

Son iki yüzyıllık darbeler tarihimizdeki örneklerden en vahşisini, en şiddetlisini, en gözü kararmışını yaşadık.

Açıktır ki, bazı feci olay ve dönüm noktaları toplum ve milletlerin zihni doku ve donamında değişimlere yol açmaktadır.

Böyle zamanlarda sistemsel düzeltme, değişim ve yeni denge arayışları normaldir, beklenmelidir.

Evetle Türkiye kazanacak, millet kazançlı çıkacak, Türklüğün gurur ve şuuru, İslam’ın ahlak ve fazileti yeni bir ruhla Türkiye’nin prangalarını sökecektir.

PKK hayır diyormuş, varsın desin, bunu kendilerini Türk milliyetçisi sanan, yine toplanıp toplanıp dağılan, tutunacak demir parmaklık arayan, aslında dalından kopmuş kurumuş yaprak gibi savrulan zavallılar düşünsün.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket gönüldaşlarıyla, sevdalılarıyla, ülküdaşlarıyla, oy veren vermeyen milyonlarca kardeşiyle bir ve beraberdir, bunu karartmaya hiçbir çapsız ve çamur zihniyetin ömrü yetmeyecektir.

FETÖ’cülerin, bunların kuklalarının entrika ve algı oyunları tutmayacaktır.

Millete sırt dönen, milletten ödü patlayan, milleti hasolar memolar şeklinde gören, adında halk olup halkla hiçbir bağı olmayanlar Türkiye’nin gücü karşısında şok olacaklar, referandum sonrası kaçacak delik arayacaklardır.

Millet hakim ve hakem, biz ise hadimiz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözümüz milletimizin tercümanı ve tarihe geçmiş milli beyanı ve beka duruşudur.

Tekrar söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti adıyla ve üniter devlet çatısı altında, Türk milleti kimliği ile beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ve kurucu kahramanlar tarafından konulmuştur.

Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geri dönüş yoktur.

Anayasanın ilk dört maddesi üzerinde kim ya da kimlerin hasmane hesabı varsa önce bizi aşmak, bizim bedenlerimizi berhava etmek durumundadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi hak ve hukukuna can pahasına sahip çıkacaktır.

Türkiye Devleti bir Cumhuriyet olup ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür

Türk milleti tarihi ve kültürel kökleri itibariyle ayrılık kabul etmeyen bir cevherdir.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, istiklâl ve bağımsızlık mücadelemizin taçlandırılmasıdır.

Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.

Milliyetçi Hareket, bu kutlu değerleri ve kutsal emanetleri, gösterecekleri yüksek fedakârlık, kararlılık, milli şuur ve millet sevgisi ile korumaya yeminlidir.

Bunlar, bizim varlık ve yaşama nedenlerimizdir, bu kutlu siyasi hareketin kırmızıçizgileridir.

AYRINTILAR GELİYOR

MHP, tabela partisine döner…

MHP, tabela partisine

döner…

Necdet Buluz

Uzun zamandır Milliyetçi Hareket içinde başlayan rahatsızlıklara her geçen gün yenileri ekleniyor. Genel Merkez karşıtı tutum izleyen teşkilatların kapatılması ya da yeniden atamalar yapılması MHP tabanında daha da tepkilere yol açıyor.

Toplantılarda “parti içi demokrasiyi” savunan Genel Başkan Bahçeli ve ekibinin, partiye gönül verenleri sadece muhalefet yaptıkları ya da yenilikçilik hareketi içinde bulundukları için doğramalarının da “parti içi demokrasiyi” katlettikleri görülüyor.

İlçe teşkilatlarını tek tek kapatan MHP’ye bir şok da Genel Başkan Yardımcısı Zuhal Topçu’dan geldi. MHP Genel Başkan yardımcısı ve Ankara Milletvekili Zühal Topçu görevinden istifa etti. Genel Başkan yardımcılığı görevini bırakan Topçu’nun istifası, Devlet Bahçeli tarafından da kabul edildi.

Topçu’nun istifasının iki nedeni olabileceğini düşünüyoruz:

Birincisi, Bahçeli’nin Topçu’yu azletmeye hazırlanması. Bunu gören Genel Başkan Yardımcısının azledilmeyi beklemeden istifa etmeyi uygun bulduğudur. İkincisi de, parti içindeki dengelerin iyice bozulduğunu gören Topçu’nun artık bugünkü kadro içinde yer almamayı düşünmüş olmasıdır.

Çünkü tabandaki hareket giderek genişliyor. Bu da hiç kuşkusuz parti yönetimine yansıyor. Parti yönetiminde bulunanların da bu nedenle çok büyük bir baskı altında olduklarını söyleyebiliriz.

Bazı ilçelerde ise toplu istifalar birbirini izliyor.

Son olarak MHP Ordu Gölköy İlçe Teşkilatı toplu olarak istifa etti

Alınan istifa kararında Genel Merkezin, delegenin olağanüstü kurultay talebini görmezden gelmesi, Genel Başkan adayları ve değişim isteyen delegeye hakaretlerde bulunulması sebep gösterilerek “Ordu ilinde en yüksek oy oranına sahip olan ilçemizin MHP yönetim kurulu da Genel Merkez yönetimimiz tarafından “yapılan haksız uygulamalara” daha fazla sessiz kalamayacağını ilan ederek topluca istifa etmiştir.” açıklaması yapıldı.

Bir başka dikkat çeken noktaya da bakalım:

MHP Genel Merkezi tarafından görevden alınan ya da toplu istifa eden il ve ilçelerde, beldelerde Milliyetçi Hareketin en fazla oy aldığı yerler olarak görünüyor. Bunun son çarpıcı örneğini Bodrum’da gördük. MHP’nin Bodrum’daki % 5-7 oranındaki oyunu % 35’lere taşıyan kadrolar görevden alındı. Çokları kırgın, üzgün ve küskün.

amhpsakarya25

Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünelim:

Partide küskünler çığ gibi büyüyor. Neredeyse Milliyetçi Hareket bölünme noktasına geldi. Bölünmese bile, partinin bugünkü konumu ile bir seçimde baraj altında kalabileceği görülüyor. Giderek küçülen, hiçbir şey üretemeyen, iktidar partisinin “koltuk değneği”görevini yapan bir partinin ayakta kalabilmesi mümkün müdür?

Eninde sonunda MHP’nin bir tabela partisi görünümü içine düşeceğini görmemek için kör olmak gerekiyor.

Milliyetçi Harekete Genel Merkez tarafından “ipotek konduğu” söyleniyor. Ülkücü iradenin yok sayılması ve buna karşı önlem alınması Genel Merkezi “yok hükmünde” gösteriyor. Çünkü MHP’de değişime adım adım daha da yaklaşıldığını görmekteyiz.

Böyle bir siyaset yapmanın sonunun pahalıya mal olacağını artık herkesin görmesi gerekmiyor mu? Parti parçalanır ya da baraj altında kalırsa bunun sorumlusu kim olacak? Zaten, bazı çevreler de Milliyetçi Harekette böyle bir sonun olmasını bekliyor. Buna neden meydan verilmek isteniyor?

MHP’de değişim isteyenlerin hedefi, partini yenilenmesi, iktidara oynayacak konuma gelmesi, sadece ülkücü tabana değil, tüm Türkiye’yi kucaklaması ve milletin ışığı noktasına gelmesidir.

İşte, bugünkü kadro ve anlayışla bunun olmayacağı görüldüğü için dipten sarsıntılar başladı. Tabanın iradesine saygı duymak, demokratik kurallar içinde seçime gitmek, ülkücülerin istediği doğrultuda kararlar almak ve partiyi asıl sahiplerine teslim etmek kadar doğal bir şey olabilir mi? Bundan niçin kaçılıyor?

Özcan Yeniçeri Hoca, “MHP’deki dip dalga”yı anlatırken özetle şu görüşleri dile getiriyor. Yazımızı bu alıntı ile noktalıyoruz:

“MHP’nin olağanüstü kongresine iştirak eden kitlenin miktarı, büyük sayılar yasası gereği milliyetçi ülkücü camianın ortak aklıdır. Olağanüstü kongre için imza veren delegeler ile Ankara’ya gelen kitleler MHP’nin ortak aklının muharrik gücüdür. MHP’lilerin iktidar talebi bu dip dalgasını harekete geçirmiştir. Aslında MHP özelinde tartışılan da milliyetçi ülkücü camianın iktidara olan arzusudur. Ülkücü hareketteki iktidar arzusunun bu denli şiddetli olması nedensiz değildir. Ülkücü hareket yalnızca 12 eylül öncesinde üç binin üzerinde şehit vermiştir. Onların geride bıraktıkları öksüzler, dullar ve çaresizlerin sayısı ise yüz binleri bulmaktadır. Sakat kalanlar, hapishanelere düşenler ve yurt dışına çıkmak zorunda kalanlarla milliyetçi ülkücü hareket, mağdurlar ve mazlumlar hareketi hüviyetine bürünmüştür. Ülkücüler daha 12 Eylül döneminin travmasını atlatamamışken, on dört yıllık AKP iktidarı dönemi gelmiştir. Bu dönemde de ülkücüler ezilmiş, sürülmüş, görevlerinden alınmış, örselenmiş ve hırpalanmışlardır.”

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

 

Devlet Bahçeli "Ormanlarımız bu ülkenin soluk borusu, can evidir"

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında MHP’de yaşanan yargı sürecini değerlendirirken, kurultayın şimdilik imkansız olduğunu söyledi. Bahçeli Brexit ve İsrail mutabakatını da değerlendirdi

Devlet Bahçeli: 10 Temmuz’daki kurultay şimdilik imkansızdır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP’de yaşanan yargı kaosu için, “Hukuken 10 Temmuz’da genel başkan ve genel merkez organlarının seçimi şu anda mümkün değildir. Tüzük değişikliği konusunda tedbir kararı bulunduğundan usul ve esas açısında doğru değildir. Yargısal süreçler 10 Temmuz’daki büyük kurultayımızı imkansız kılmaktadır. Bundan sonraki yol haritamızı milletimizle anında paylaşacağız” dedi.

Türkiye ile İsrail arasında imzalanan mutabakat metnini eleştiren Bahçeli, “AKP hükümeti, özür, tazminat ve ambargo şartı ileri sürmüştü. Ancak ambargonun kalkmayacağı itiraf edilmiştir. Bu anlaşmanın neresi zaferdir?” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararını değerlendiren Devlet Bahçeli, “Artık derin bir uçurum söz konusudur” derken, İngiltere Başbakanı David Cameron için, “Layığını buldu” dedi.

DEVLET-BABA_grup

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Önemli sayılabilecek gelişmelere tanık oluyoruz. Hava sıcaklarıyla birlikte siyasetin de ısındığını görüyoruz.

orman1

ORMAN YANGINLARI: MHP HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIR

AKP hükümetinin fırsatçılara prim vermemesi şarttır. 2B statüsündeki ormanlarımızla ilgili çıkarcılara engel olmalıdır. Orman yangınlarındaki ihmaller de incelenmelidir. Her ihtimal dikkate alınmalıdır. Teröristlerin her yola tevessül ettiği malumdur. Orman yangınlarıyla mücadele çok yönlü ve kararlı şekilde sürdürülmelidir. MHP, ormanlarımızın korunmasıyla ilgili her samimi adıma desteğini verecektir.

BREXİT: ARTIK DERİN UÇURUM SÖZ KONUSU

Birleşik Krallık’ta tarihi bir referandum gerçekleşmiştir. Bu referandum büyük bir yankı bulmuş, uluslararası dengeleri sarsmıştır. Halkın kararına saygı duyulmalıdır. Birleşik Krallık AB ile ortak gelecek görmemiştir. Cameron referandum kartını devreye koyarak halkına sorması, taşları yerinden oynatmıştır. 50 yaş altı kuşağın AB’ye olumlu tavrı, 50 yaş üstünün olumsuz bakışı bir kutuplaşmanın da işareti olmuştur. Başbakan istifa kararı almış, diğer pek çok ülke AB’yi sorgulamaya başlamıştır. Birleşik Krallık’ta dip dalgaya tutunan bazı siyasetçiler AB’den ayrılmanın altyapısını oluşturmuştur. Artık derin bir uçurum söz konusudur.

MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin, 28 Haziran 2016 Salı günü TBMM Grup Toplantısı’nda yapmış oldukları konuşma  TAM METNİ

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Muhterem Misafirler,

Değerli Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis grup toplantımıza başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Hiç kuşku yok ki, iç ve dış politika kapsamında çok yoğun günlerden geçiyoruz.

Mübarek Ramazan ayının son günlerinde ülke ve dünya siyaseti açısından önemli sayılabilecek gündem ve gelişmelere üst üste şahit oluyoruz.

Hava sıcaklarının artmasının yanında, siyasetin de ısındığını, özellikle dış politik havzada çok yönlü hareketlenmelerin yaşandığını biliyor ve görüyoruz.

Ancak değerlendirmelerime geçmeden evvel, ülke genelinde çıkan orman yangınlarından duyduğum üzüntüyü bilhassa ifade etmek istiyorum.

Sebebi ne olursa olsun, çıkan orman yangınları bu ülkeye büyük zarardır ve ziyandır.

Yeşil örtümüzün, hepimizin titizlikle koruması gereken doğa zenginliğimizin bir kıvılcımla küle dönmesi tam anlamıyla katliamıdır.

Antalya Kumluca ve Adrasan’ın alevlere mahkum olması, hatta tesis ve otellere kadar yayılması elbette kaygı vericidir.

Ayrıca son bir hafta içinde Bodrum ve Edirne’de yanan yüzlerce hektarlık orman milletimiz adına kahredici bir kayıptır.

Orman köylüsü kardeşlerimiz perişan vaziyettedir.

Yangınlar sonucunda, yeni imar alanlarının açılıp açılmayacağı, ilave otel veya konut yapımının olup olmayacağı herkesin aklındaki sorular arasındadır.

Ormanlar yanarken, rantiyecilerin sevinmesi, arazi mafyalarının umutlanması, imar vurguncularının heveslenmesi, talancıların heyecanlanması mümkündür ve beklenmelidir.

AKP hükümetinin fırsatçılara prim vermemesi, alevden çıkar umanlara göz açtırmaması şarttır.

2/B statüsündeki ormanlarımızla ilgili hesabı olan çıkarcılara,  yağmayı meslek edinmiş yerli ve yabancı odaklara engel olunmalıdır.

Orman yangınlarında ihmal, kusur, sabotaj gibi hususları da ayrıntılarıyla incelemek lazımdır.

Her ihtimal dikkate alınmalıdır.

Türkiye düşmanlarının insan ve doğa varlığımıza husumeti bilinmektedir.

Teröristlerin ormanlarımızı yakmak, ülkemizi karanlığa çevirmek için her yola tevessül ettiği malumlarınızdır.

Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadele çok yönlü ve kararlı şekilde sürdürülmelidir.

Bu konuda devletin her kaynak ve gücü gecikmeksizin, ertelenmeksizin devreye alınmalı, seferber edilmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi ormanlarımızın korunmasıyla ilgili her samimi adıma, her kalıcı tedbire milli bilinç ve sorumlulukla desteğini verecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Birleşik Krallıkta, 23 Haziran 2016 günü, AB’nin geleceğiyle ilgili tarihi bir referandum gerçekleşmiş ve sonuçlar belli olmuştur.

Bu referandum hem bu ülkede hem de Avrupa siyasetinde büyük bir yankı bulmuş, uluslararası dengeleri doğal olarak sarsmıştır.

Britanya halkı yüzde 51,9’luk bir oy oranıyla 43 yıllık AB macerasına sandık yoluyla son vermiştir.

Öncelikle halkın kararına saygı duyulmalıdır.

Birleşik Krallık AB’yle ortak bir gelecek görmemiştir.

Brexit oylaması AB’ye yönelik güvensizlikleri derinleştirmiştir.

Birleşik Krallık Başbakanının referandum kartını devreye koyarak AB’de kalıp kalmama tercihini halkına sorması taşları yerinden oynatmıştır.

Bu ülkede 50 yaş altındaki kuşağın AB’ye olumlu tavrı, 50 yaş üstünün ise olumsuz ve soğuk bakışı aynı zamanda bir kutuplaşmanın da işareti olmuştur.

Birleşik krallık’ın AB’ye hayır demesiyle Başbakan Cameron istifa kararı almış, diğer birlik üyesi pek çok ülke AB’yi sorgulamaya başlamıştır.

Başta küreselleşmeye karşı yükselen tepki dalgası ve mülteci yığılmasından duyulan endişe olmak üzere, bizi dizi itiraz 23 Haziran referandumunda etki ve neticelerini göstermiştir.

Birleşik Krallıkta, toplumsal dip dalgaya tutunan şüphe ve tereddütleri kaldıraç gibi kullanan bazı siyasetçiler AB’den ayrılmanın alt yapısını oluşturmuşlar, sosyal tabanını inşa etmişlerdir.

AB için 23 Haziran öncesiyle sonrası arasında artık derin bir uçurum söz konusudur.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek için kahin olmaya da gerek yoktur.

Brexit kararı, mali piyasaları sallamış, AB’den kopma taleplerini güçlendirmiş, karamsar bekleyişleri tırmandırmıştır.

Bilindiği üzere, 2002-2007 yılları arasında küreselleşme süreci parlak bir dönem yaşamıştır.

Dünya ekonomisi yüzde 5’i aşan bir büyüme performansı yakalamıştır.

Ne var ki, 2008 yılında ortaya çıkan finansal kriz dünya ekonomisine hakim olan sanal bahar havasını da sonlandırmış, insanlığı vahim sorunlarla yüzleştirmiştir.

Krizle birlikte büyüme oranları dibe vurmuştur.

Avrupa ülkelerini pençesine alan durgunluk, istikrarsızlık ve işsizlik döngüsü sosyal çöküşlere, siyasal kaynamalara, ekonomik yıkımlara ardına kadar kapı aralamıştır.

Kazanın bir avuç elitten ibaret, kaybedenin ise milyarlarca insan olduğu adaletsiz ve ahlaksız sömürü düzeni haklı olarak her vicdan sahibi tarafından kıyasıya eleştirilmiştir.

Özellikle Almanya, Fransa ve Birleşik Krallığın dünya ekonomisindeki payı yıllar içinde yüzde 13’ten yüzde 8,5’e gerilemiştir.

Yükselen piyasalar düşüşe geçmiştir.

Popülist eğilimler öne çıkmaya başlamıştır.

Kontrolsüz göç dalgaları, artan şiddet ve terör vakaları, egemenlik paylaşımlarının doğurduğu yan tesirler ülkeler arasında görünmeyen duvarların örülmesine neden olmuştur.

Üretimi dışlayan, finansal oyunlara dayanan dünya ekonomisi bir yanda geniş bir mağdur kitlesi yaratırken, diğer yanda çalışmadan, yattığı ve oturduğu yerden servet kazanan küçük bir zümreyi palazlandırmış, yeşertmiştir.

Haklı olanın değil güçlü olanın sözünün geçtiği; kirli ve karanlık çevrelerin egemen olduğu bir dünya sisteminin elbette uzun süreli ayakta kalması, işbirliği kanallarını canlı ve açık tutması akla ve mantığa aykırı olacaktır.

Her ne kadar yeni bir pişmanlık referandumu için imza kampanyası düzenlense de, Britanya halkının 23 Haziran iradesi, genel olarak anlık bir gelişmenin ürünü olmayıp, uzun senelerin mahsulüdür.

Bu söylediklerim Birleşik Krallıktaki referandumun bir yüzüdür.

Ancak meselenin ülkemizi ilgilendiren diğer bir yüzü vardır ki, bu da samimiyetle ve milli vicdan eşliğinde yorumlanmalıdır.

23 Haziran öncesi Britanya vatandaşları Türkler gelecek diye korkutulmuş, muhtemel göçmen akışı olacak iddiasıyla demokratik tercihleri çarpıtılmıştır.

Bu bize göre milletimize, Türklüğün haysiyetli ve vakarlı mevcudiyetine ağır bir hakaret ve cürümdür.

İngiliz kibir ve kurnazlığı tesirlerini bir kez daha göstermiştir.

AB’yle yollarını ayırmak için bahane arayan bu ülkenin Türklüğe çamur atması, Türkleri aşağılaması utanmazlık ve küstahlık örneğidir.

Türk milletinin her ferdi, gittiği ülkelere sorun değil, ancak şeref kazandırmıştır.

Biz vardığımız her yere onur ve itibar götürürüz, biz bulunduğumuz coğrafya ve ülkelere ahlak ve kaliteyi öğretiriz.

Türkleri öcü gibi gösterip nefret suçu işleyenlerin asırlarca taşıdığı kirli mirastan bir şey kaybetmemesi ayıplı ve alçaltıcı bir handikaptır.

Birleşik Krallıkta, 23 Haziran öncesi Türkler üzerinden yapılan provakatif kampanyanın her türlü spekülasyon ve saptırmaya davetiye çıkardığı, insanlık değerlerini öğüttüğü açıktır.

Aşırı uçların ve marjinal kesimlerin Türkleri karalamanın bir fırsatı olarak gördüğü referandum sürecinde, Birleşik Krallık Başbakanı da iyi bir sınav verememiş ve layığını bularak sınıfta kalmıştır.

Türkiye’nin AB’ye girişi için 3 bin yılını işaret eden bu şahıs, kısa sürede ağzının payı almış, üç günde kurumuş bir ağaç gibi devrilip gitmiştir.

Elbette herkes mayasına, meşrebine ve mizacına uygun hareket edecektir.

Diyorum ki, Türk milletini hor ve hakir görmek, küçümseyip karartmak mazisi kan ve sömürü kokan hiçbir emperyal ülkenin haddi ve harcı olamayacaktır.

Değerli Milletvekilleri,

23 Haziran referandumu AB’nin fay hatlarını çatlatmıştır.

Birleşik Krallığın AB’den tam ayrılışı için iki yıllık bir sürenin geçmesi öngörülmektedir.

AB’nin çekirdeğini oluşturan ülkeler bu ayrılığın kısa sürede olmasını istemektedir.

Anlaşılan bu zorlu ve yıpratıcı sürecin daha da kronik olaylara ve telafisi maliyetli olacak hasarlara meydan vermemesi planlanmaktadır.

Birleşik Krallığın karar ve iradesinden sonra AKP hükümeti de meseleye uzak kalmamıştır.

Başbakan’dan bakanlara kadar herkes kendi birikim ve kanaati çerçevesinde değerlendirmeler yapmıştır.

Görüldüğü kadarıyla AKP hükümeti Birleşik Krallığın AB’den kaydını sildirmesine pek de sıcak bakmamıştır.

Başbakan Türkiye’nin AB yolunda çalışan bir ülke olduğunu ifade ederek, güçlenmesine vurgu yapmıştır.

Bunu yaşlı kıtanın güvenliği ve istikrarı için önemli görmüştür.

Ve de AB’nin gelecek vizyonunu gözden geçirmesini önermiştir.

Şunu herkesin görmesi lazımdır ki, AB’nin yapısı fiili bir Hıristiyan kulübü şeklindedir.

Eğer birliğin iddia edildiği gibi bir gelecek vizyonu varsa, buna göre temellenecektir.

AB’nin, Müslüman Türk milletini bu nüfus ve değerler yapısıyla kabullenmesi zannederim mümkün değildir.

Biz ne yaparsak yapalım; milli ve manevi kabullerimizden taviz vermeden, egemenlik haklarımıza sırt çevirmeden, Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı inkar etmeden AB’ye girmemiz devenin iğne deliğinden geçmesi kadar imkansızdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak AB’ye bakış ve değerlendirmelerimizde istikrarlı ve tutarlı biz çizgi takip ettik.

Geçmişte sarfettiğimiz sözlerimiz elbette tüm delil ve belgeleriyle ortadır ve partimizin resmi internet sayfasında herkesin erişebileceği kadar yakındır:

30 Kasım 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizde karşılıklı anlayış, saygı ve işbirliğinin belirleyici olmasını savunduk.

6 Aralık 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği ve üye devletlerin, toprak bütünlüğümüze ve insanlarımızın yaşama hakkına kasteden bir terör örgütü karşısında ülkemizden yana açıkça tavır almasını istedik.

14 Aralık 1999 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Birliğin bütünleşme konusunda, ülkemize mesafeli yaklaştığını, Türkiye’nin sorunlarını büyütme ve yalnız bırakma şeklinde özetleyebileceğimiz dostane olmayan bir tavır geliştirdiğini söyledik.

İlave olarak dedik ki: Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edilişimiz bir lütuf değildir. Adaylık statüsü, her şeyden önce başlangıçta imzalanan anlaşmalardan kaynaklanan bir hakka dayanmaktadır.

24 Şubat 2000 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standartlardan, Avrupa değerleriyle çatışan tavır ve söylemlerden kaçınması gerektiğine vurgu yaptık.

Yine dedik ki: Türkiye, temel tercihini Avrupa Birliği’nden yana yapmıştır. Ancak, bu ilelebet devam edecek bir mecburiyet olarak algılanmamalıdır.

21 Mart 2000 tarihli Meclis Grup toplantımızda; onurlu ve adil bir birlikteliğin, sadece Türkiye’nin değil, bütün Avrupa’nın ve Dünya’nın yararına olacağına dikkat çektik.

5 Kasım 2000 tarihli 6. Olağan Büyük Kongremizde aynen şöyle demiştim:

“Partimizin, Avrupa Birliği’ne yaklaşımında, Avrasya coğrafyasının bir barış, istikrar ve refah adası olmasına dair görüşü rol oynamıştır.

Devamla şunları dile getirmiştim: Milliyetçi Hareket Partisi, Avrupa Birliği’ne tam üyelik meselesini önemsemekte ve ciddiye almaktadır. Birlik yönetimi, Türkiye’nin üyeliğine gerçekçi ve samimi bir şekilde yaklaştığı ölçüde, katılımın makûl bir zaman aralığında realize olacağına inanmaktadır.”

21 Kasım 2000 tarihli basın açıklamamızda; Birlik yönetiminden iyi niyetle hazırlanmış inandırıcı bir üyelik politikası izlemesini talep etmiştik.

27 Mart 2001 tarihli Meclis Grup toplantımızda; Türkiye AB arasındaki ilişkilerin çok boyutlu ve tarihi bir birlikteliğin inşa süreci olarak ele alınmasını temenni etmiştik.

Ve de Doğu ile Batının kucaklaşmasına vesile olacak, küresel ve bölgesel istikrara katkı sağlayacak demiştik.

2 Haziran 2001’de Almanya’da Avrupalı muhataplarımıza seslenmiş ve şu görüşlerimizi paylaşmıştım:

“Türkiye’nin Avrupa Birliği ile her ülke ve devlet gibi, adil ve onurlu bir işbirliği içinde bulunmak istemesinde yadırganacak bir yan yoktur.

Türk insanının ortak düşüncesi ve beklentisi, kendisine tarihi ön yargılarla ya da fiili ön şartlar öne sürülerek yaklaşılmamasıdır.”

29 Kasım 2001 tarihli Meclis Grup toplantımızda AB yöneticilerine;

Birlik yönetiminin, Türkiye karşısında Avrupa Birliği bünyesinde var olan güçlü dirençleri aşmayı ve önyargıları yenmeyi gerçekten isteyip istemediğini,

Batı Avrupa toplumlarının, Müslüman Türk toplumunu aralarında görmeye ne kadar hazır olduklarını,

Birlik yönetiminin bu doğrultuda herhangi bir politikasının var olup olmadığını,

Türkiye’yi sürekli rahatsız eden terörist örgütlerin Batı Avrupa’daki uzantılarıyla etkin bir mücadeleyi ne zaman vereceklerini özellikle sormuştuk.

14 Haziran 2006 tarihli yazılı basın açıklamamızda; Türkiye-AB ilişkilerinin, senaryosu yalan, aldatmaca ve samimiyetsizlik olan bir pembe dizi niteliği kazandığını açıkça ileri sürmüştük.

19 Eylül 2006’da, AB’nin Türkiye’yi oyaladığını,

9 Kasım 2006’da, AB sürecinin tıkandığını,

19 Kasım 2006’da, AB’nin Türkiye’yi dışlayıp haysiyetiyle oynadığını,

30 Kasım 2006’da, AB rüyasının sonuna gelindiğini,

8 Aralık 2006’da, AB trenin Kıbrıs makasında raydan çıktığını,

25 Aralık 2007’de, Avrupa Birliği’nin PKK terörü ve etnik bölücülük konusundaki tutumunun her yönüyle bir riyakarlık örneği olduğunu,

12 Şubat 2008’de, AB ile teslimiyet mahkumiyet ilişkisinin varlığını,

6 Mayıs 2008’de AB’nin Türkiye’ye karşı önyargılı ve dayatma içinde hareket ettiğini,

16 Ekim 2012’de Türk milletinin seçeneksiz olmadığını,

Ve de milli onur ve ilkelerimize aykırı hareket eden, egemenlik haklarımızı zedeleyen her küresel projenin ne bizim onayımızı alacağını ne de milletimiz de karşılık bulacağını güçlü şekilde haykırdık.

Yıllardan beri ilkelerimizi kararlıca savunduk, AB’yle ilgili düşüncelerimizde çelişkiye düşmedik.

Ve geldiğimiz bu aşamada diyebiliriz ki, AB’nin suyu çoktan ısınmış, kendi kendini yiyen ve tüketen bir organizmaya dönüşmüştür.

AB, yıllarca Türkiye ve Tük düşmanlığına sığınak olmuştur.

AB üyesi ülkelerle elbette sosyal, ekonomik ve siyasal ilişkilerimiz karşılıklı çıkarlar ekseninde sürmeli, hatta güçlenmelidir. Buna itirazımız yoktur.

Ancak sonu gelmeyen müzakere süreçlerinin, dipsiz kuyuya dönmüş ev ödevlerinin, artan baskı ve azarlamaların bir sınırı vardır ve bu sınır geçilmiştir.

AKP hükümetinin AB’yle zig zaglı diyalogları, inişli çıkışlı ilişkileri, milli haklarımızı ucuz pazarlıklarla gölgelemesi, Avrupalı komiserlerin ağzına bakan acziyeti Türk milleti tarafından hiç hoş karşılanmamıştır.

AB süreci mutlaka milli bir perspektifle tekrar ele alınmalıdır.

Türkiye, başkasının himmet ve himayesine muhtaç olmayacak kadar büyük ve kudretli bir ülkedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB üyeliğiyle ilgili; “Biz de gerekirse referanduma gideriz” görüşü ise yersiz, anlamsız ve zamansızdır.

AB ayak sürüyor, ağırdan alıyor, zamana oynuyor, Türkiye’yi almamak için bin dereden su getiriyor, Sayın Erdoğan ise halka soralım diyor.

Sayın Cumhurbaşkanı, cevabı bal gibi bilinen bir soruyu aziz milletimize niye sormayı gündeme getiriyorsunuz?

Buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz?

53 yıldır Avrupa kapısında bekletiliyoruz, o fasıl açıldı, bu fasıl kapanmadı diyoruz hala bir arpa boyu mesafe alamıyoruz.

Türk milletinin AB’ye bakışını bilmek ve öğrenmek için plebisit türü bir oylamaya hiç gerek yoktur.

Zaten her şey ortadadır.

Yalnızca siyasi sorumluluk taşıyanların mühürlü kalpleri temizlensin, kapalı gözleri açılsın, tutuk iradeleri ipotekten kurtulsun yetecektir ve Türk milletinin AB’ye karşı tutumu anlaşılacaktır.

Milletimiz kendi geleceği ve kaderi üzerinde dün olduğu gibi bugün de tek söz söyleyendir, bunun aksini düşünmek Brüksel tutsaklığı, yabancı hayranlığıdır ki, buna bizim sıcak bakmamız olmayacak bir şeydir.

Muhterem Milletvekilleri,

Bir ülkenin dış politikasını tayin eden en önemli faktör coğrafyası, jeopolitik konumu, milli ve tarihi referanslarıdır.

Ülkelerin ekonomik ve siyasi gücü de dış politikanın plan ve işleyişinde önemli bir etkendir.

Bilelim ki, iç istikrarsızlık çok boyutlu ve aktif bir dış politika oluşumunun önüne set çekecektir.

Dış politikanın hedefi; eldeki tüm imkanlar kullanılarak ülkenin güvenlik, siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarlarının savunulması, geliştirilmesi olmalıdır.

Belirlenmiş bir amaca ulaşmak için taktik ve stratejilerin çatısı iyi kurulmalıdır.

Herhangi bir sorunun çözümünde iki taraf ülkenin aynı anda kazançlı çıkması, yani kazan kazan sloganının gerçekleşmesi uluslararası ilişkilerin ruh ve akışına istisnalar dışında uygun değildir.

Her iki tarafın kazanması ancak tarafların çıkarları arasında bir denge kurulmasıyla mümkündür ki, bu da kolay olmayacaktır.

Eğer bir sorunla ilgili çözüm olacaksa, bu her şeyden önce adil ve hakkaniyete müzahir olmalıdır.

Sorunların çözümü ancak iki tarafça da aynı derecede ve samimiyetle istendiği takdirde gerçekleşebilecektir.

Eğer karşı taraf buna hazır değilse, çözüm de imkansız veya gerçekçi değildir.

AKP, 2009’dan beri İsrail’le sürtüşmekte, atışmakta, ağır eleştirilerle iç kamuoyuna mesaj vermektedir.

İsrail’e söylenmedik söz bırakılmamıştır.

Fakat dün Başbakan’ın yaptığı açıklamalarla İsraille ilişkilerin düzeleceği, yeni bir evreye gireceği müjdelenmiştir.

Bugün Roma’da iki ülke karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan anlaşmaya imza atacaklardır.

Böylece 2009 yılının Ocak ayında Davos’ta başlayan “One Minute” şovu bitmiş, istismar perdesi kapanmış olacaktır.

31 Mayıs 2010’da, ambargo altındaki Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine, uluslararası sularda ağır bir saldırı düzenleyen İsrail, 10 Türk vatandaşını öldürmüş, onlarcasını da yaralamıştı.

Bu tarihten sonra Türkiye-İsrail ilişkileri kopmuş, iki ülke arasında her alanda bir gerileme yaşanmıştı.

Cumhurbaşkanı İsrail’i terör devleti olarak defalarca suçlamıştı.

İsrail Gazzeli çocukları plajlarda öldürüyordu. Erdoğan bunu haklı olarak şiddetle tenkit ediyordu.

İsrail’in barbarlıkta Hitler’i geçtiğini dillendirmişti.

İsrail’e döktüğü kanlardan dolayı hesap sorulacağını hatırlatıyordu.

Bu ülkeden hiçbir zaman iyi niyet beklenmemesini söylüyordu.

Cinayetlere seyirci kalınmayacaktı.

Mavi Marmara gemisine saldırı savaş sebebiydi.

Sayın Erdoğan, Başbakan görevindeyken çok kesin ve bağlayıcı konuşmuş ve şöyle demişti:

“Ben bu görevde bulunduğum sürece hiçbir zaman İsraille olumlu bir şeyi düşünemem. Zulüm bitmedikçe Türkiye İsrail arası normalleşemez.”

Demek ki, zulüm bitmiş ve normalleşmenin kapakları aralanmıştır.

Bizden de buna inanmamız istenmektedir.

Cumhurbaşkanı bu yılın Ocak ayında, Kral Selman Bin Abdülaziz’in davetiyle gittiği Suudi Arabistan dönüşü uçakta; İsrail’e ihtiyacımız olduğunu söylemişti.

Şu anda AB Bakanı olan şahıs da, AKP sözcülüğü görevini yürütürken, İsrail devletinin Türkiye’nin dostu olduğunu birden bire hatırlamıştı.

Meğerse hükümet uzun süredir İsraille gizli gizli buluşup anlaşmanın yollarını arıyormuş da bizim haberimiz olmamıştır.

Madem İsraille anlaşılacak, barışılacak, kucaklaşılacaktı, bunca sert söze, bunca su katılmamış hakarete ne gerek vardı?

Geçmişteki sözleri nereye koyacağız?

Bu keskin çarkı nasıl izah edeceğiz?

Teröristlerde onur ve gurur arayanlar, dış politikada ne ilke, ne seviye, ne de inandırıcılık bırakmışlardır.

Biz demiyoruz ki, İsraille kavga edelim.

Biz istemiyoruz ki, İsraille düşman kamplara ayrılalım.

Ancak 2009’dan beri süregelen İsrail husumetini birden bire unutmak, üzerine sünger çekmek; nerede kalmıştık, hadi işimize gücümüze bakalım demek bir defa millete saygısızlık değil midir?

AKP hükümeti hangi İsraille anlaşmıştır?

Gazze’yi yakıp yıkan; Doğu Kudüs’te terör estiren; fosfor bombalarını Filistin’in üzerine yağdıran İsrail nereye gitmiş; katliamlar ne çabuk unutulmuştur?

Geçen hafta da söyledim; ülkeler arasında kalıcı dostluk ve düşmanlık olmaz.

Fakat son yedi yıllık sözleri ne yapacağız, nasıl yok sayacağız

İsrail’in lekeli sicilinin temizlendiğini nasıl kabulleneceğiz?

AKP hükümeti, İsraille ilişkilerinin düzelmesi için özür, tazminat ve Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını şart olarak ileri sürmüştü.

İlk iki şartın yerine gelmesine rağmen, ambargonun kalkmayacağı bizzat İsrail Başbakanı tarafından itiraf edilmiştir.

Başbakan Netanyahu Roma’da, Türkiye’den gönderilecek insani yardımların İsrail limanları üzerinden Gazze’ye ulaştırılacağını ifade etmiştir.

İsrail Başbakanı bunun yanında, ülkemiz topraklarından İsrail’e yönelik terörist faaliyetlerine izin verilmeyeceğini, anlaşmanın İsrail doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına imkan vereceğini açıklamıştır.

Peki bu anlaşmanın neresi zaferdir? Hangi İsrail diz çökmüştür?

Türkiye’den İsrail’e yönelik, bizim bilmediğimiz hangi terörist faaliyet vardır?

Eğer Netenyahu’nun bu sözleri anlaşmada açık veya örtülü varsa, hükümet buna nasıl evet demiştir?

Terör ihraç eden, masumları katleden İsrail Türkiye’yi terörle aynı kefeye koyma hakkını nereden ve kimden almaktadır?

İsrail doğal gazını bizim üzerimizden Avrupa’ya ulaştıracaksa, Roma’daki anlaşmanın gerçek kazananı bu ülke olmayacak mıdır?

Ve de hükümet İsrail karşısında geri adım atmış sayılmayacak mıdır?

Milliyetçi Hareket Partisi İsraille ilişkilerin iyileşmesinden, makul bir çerçeveye oturmasından prensipte rahatsız değildir.

Bizim söylediğimiz karşılıklı çıkarların gözetilmesidir.

Bizim istediğimiz geçmişteki sözlerin çiğnenmesinden dolayı hiç olmazsa aziz milletimizden özür dilenmesi veya pişmanlık emarelerinin gösterilmesidir.

Aynı şey Rusya’yla ilişkiler için de geçerlidir.

Sayın Cumhurbaşkanı Rusya’ya yeni bir mektup göndermiştir.

Medyaya yansıyan budur.

Bu mektubunda, Türkiye-Rusya ilişkilerini düzeltmek için her şeyi yapacağının garantisini vermiştir. İddialar bu yöndedir.

Ve de Rus uçağının düşürülmesinden dolayı üzüntü duyduğunu açıklamıştır.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin canlanması tabii olarak olumlu ve isabetlidir.

Ama 24 Kasım 2015’de düşürülen Rus uçağının egemenlik haklarımızı ihlal ettiğini hiç kimse inkar edemeyecektir.

Sayın Erdoğan’ın hamlesi karşılıksız kalırsa, Türkiye tek taraflı boyun eğmiş olacaktır.

Bu ise Türkiye’nin oyuncağa dönmesine, hiçbir yaptırım ve caydırıcılığının kalmadığına kanıt sayılacaktır.

Şayet bu olursa ortada çok ciddi bir kriz var demektir ve Türkiye her türlü iç ve dış operasyona açık ve müsait hale gelecektir.

Dış politikada sabır, dirayet ve ihtiyat şarttır.

Günü birlik ve hamasi sözlerin faturası gün gelecek herkese çıkacaktır.

Yanlış taktiklerle doğru stratejinin uygulanması, strateji yanlışken taktik kazanımlarla mesafe alınması görülmüş, duyulmuş şey değildir.

Cılız mevzi kazanımlarıyla dış politik hedeflere ulaşmak da hayaldir.

Bu itibarla hükümet dikkatli, ilkeli, uyanık, şuurlu ve milli gerçeklere tam bir bağlılıkla hareket etmeli, Türkiye’yi ayağa düşürecek, tartıştıracak, zayıflatacak korkaklık ve öngörüsüzlükten kesinlikle uzak durmalıdır.

Vizyon odaklı ve etkili bir dış politika izlediğini, Türkiye’nin küresel sorunların çözümüne katkıda bulunan ve ortaklığı aranan uluslararası bir aktör haline geldiğini iddia ederek bugünlere düşe kalka ulaşan AKP, unutulmasın ki, tarihi bir vebal ve sorumluluk altındadır.

Değerli Milletvekilleri,

Parti olarak aylardır tartışmaların odağındayız.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni alt etmek, tesirsiz ve edilgen hale getirmek için pis bir oyun sahnelenmektedir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in varlığından ürken ve rahatsız olan çevreler kullanacakları ve yönetecekleri işbirlikçi aktörleri çok çabuk bulmuşlardır.

Bunların fıtratı bozuk, fikri bulanıktır.

Bunlar her kılığa giren, her kaba sığan kurnazlıktadır.

Hep söyledim, yine söylüyorum; amaç MHP’yi marjinalleştirmek, bileğini bükmek, siyasetten ve Meclis’ten mümkünse tasfiye etmektir.

Bu nedenle bünyemize harici müdahaleler çoğalmıştır.

Nitekim oyun büyük ve ahlaksızdır.

Biz bu oyunu çok şükür zamanında gördük ve bozmak için yüreğimizi koyduk.

Biz bu oyunun figüranlarını tanıdık, taktıkları maskeleri yırtmak için geceyi gündüze kattık.

Pensilvanya’dan talimatlı mihraklar, MHP’ye yuvalanıp kontrol edeceklerini zannedecek kadar küçülmüş, ufalanmış, vicdanen dağılmışlardır.

Bu kutlu davaya paralel şırıngasını saplamak için kuyruğa girip, paradigma aşısı için sabırsızlananlara, bizde ne uzatılacak bir el, ne de açılacak bir kapı asla yoktur, bundan sonra da olmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi şehitlerimizin muazzez bir yadigarıdır, şirret hesaplarla önü kesilemeyecek, geleceği silinemeyecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi ülkücü ömürlerin aziz bir hatırasıdır ve de ülkücülükten geçinen, ülkücü gibi etrafta gezinen karanlık emellere, karaborsacı ellere peşkeş çekilmeyecek, teslim edilmeyecektir.

Biz davamızı sokakta bulmadık, oyunlara aldanıp de hiçbir hasis ve haine devretmeyecek, asla da vermeyeceğiz.

Bildiğiniz gibi, partimizi içine alan hukuki süreçler sürekli farklılaşmakta, gün geçmiyor ki yeni durumlar ortaya çıkmaktadır.

24 Haziran’da, Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Haziran’da yapılan korsan kurultayda alınan kararlar ve yapılan Tüzük değişiklikleriyle ilgili ihtiyati tedbir kararı vermiştir.

Böylelikle korsan kurultay tüm sonuçları itibariyle beklemeye alınmıştır.

Çoktan liberalliğe dümen kırmış bazı kalem sahipleriyle Erdoğan’ın yanından uzaklaştırılmış bir kısım cahil köşe yazarının, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını hazmedemediği görülmektedir.

Birisi kendi pejmürde haline yanmaz, MHP’nin hali diye yazı kaleme alır.

Birisi edepsizce, MHP’de yenilenme isteyenlerin üstüne masabaşı karalamalarla gidildiğini, mizansen manşetlerle saldırıldığını söyler.

Birisi elindeki kör hançeri ve kendi genetik hasarını saklayarak kasap bıçağı ile MHP’nin genlerine müdahale ediliyor, der.

Siyaset dışı ameliyat diyeni mi ararsınız, ali cengiz oyunu diyene mi bakarsınız.

Bunların alayı MHP’nin düşüşünü gözleyen, fakat hayatları boyunca buna şahit olamayacak kırık ve çürük kalem sahibi medya simsarlarıdır.

Bunlar gibilerinin bastığı yerde ot bitmez, olduğu yerde bereket kalmaz.

Yalan bunlarda, çarpıtma bunların mesleğidir.

Ne yaparlarsa yapsınlar, bu kutlu davayı yolundan döndüremeyecekler, oyuna getiremeyecekler, Türklüğün özlemini sindiremeyeceklerdir.

Dün de, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı; 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin tensip ve ek tedbir kararı karşısında, parti Tüzüğümüzün 63. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğundan 10 Temmuz’da planladığımız 6.Olağanüstü Büyük Kurultayımızda seçim yapılamayacağına hükmetmiştir.

Kaldı ki bu hüküm, söz konusu mahkemenin kararı kesinleşesiye kadar sürecektir.

Buradan çıkardığımız sonuç şudur:

Hukuken 10 Temmuz’da Genel Başkan ve Genel Merkez Organlarının seçiminin gerçekleşmesi şu aşama ve tablo karşısında mümkün değildir.

Tüzük değişikliği konusunda ise, 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tedbir kararı bulunduğundan, bu çerçevede bir değişikliğe gitmek de usul ve esas açısından doğru ve yerinde görülemeyecektir.

Yargısal süreçler 10 Temmuz 2016’da yapmayı düşündüğümüz 6. Olağanüstü Büyük Kurultayımızı şimdilik imkânsız kılmaktadır.

Bundan sonra izlenecek yol haritamızı, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararına karşı paralel kuryelerin YSK’ya yaptıkları itirazlar netleştikten sonra milletimizle ve aziz dava arkadaşlarımızla anında paylaşacağız.

Ne ilginçtir ki, kendilerini mutlu eden yargı kararlarını alkışlayan, hayal kırıklığı yaşamalarına yol açan yargı kararlarını çekinmeden eleştirenlerin traji komik hallerini herkes görmektedir.

MHP üzerinde oynanan oyunlara muhalif adı altında payandalık yapan bir avuç kendini bilmezin sosyal medya üzerinden estirdiği iftira yağmurunu ve yüzsüz ithamlarını da esefle takip edip not alıyoruz.

İkircikli ve tutarsızlığın esiri olan bu şahısların bize akıl vermeye kalkışması, birliğimize ve dirliğimize musallat olma iştahları beyhude bir çırpınıştır.

Bunlar için, kurulan oyun tezgâhında kıvrana kıvrana azap duymak, sonra da pişmanlıklar içinde uzun bir dinlenme safhasına geçmek kaçınılmaz bir akıbettir.

Onlar tamamen serbest kalıp süresiz dinlenmeye çekilirken; bizim işimiz vardır, yapacaklarımız çoktur, her dava arkadaşım milletiyle buluşacak, görüşecek, anlaşacak ve kaynaşacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Allah’ın izniyle iktidar mücadelesine tüm gücüyle asılacak, hedeflerine ulaşacak, her oyunu da bozacaktır.

Bilmeyen varsa söyleyeyim, engel tanımayız, müfterileri takmayız, yılmayız, yıkılmayız, yenilmeyiz, Türklüğün ve Türkiye’nin hizmetinden bir an olsun vazgeçmeyiz.

Bu hafta idrak edeceğimiz Kadir Gecemizi, haftaya karşılayacağımızı Ramazan Bayramımızı bugünden tebrik ediyor, Cenab-ı Allah’tan nice Ramazanlara hep beraber ulaşmayı niyaz ediyorum.

Sözlerime son verirken sizleri bir kez daha saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.