kategori Arşivleri: Turizm

Kadına cinayetlerinde rekor kırdık… Necdet Buluz

Kadına cinayetlerinde rekor kırdık…

Necdet Buluz

Kadına ve çocuklara şiddet, taciz ve cinayetlerde geçtiğimiz 2017 yılının rekor yılı olduğunu söylersek şaşırmazsınız değil mi? Ne acıdır ki, her geçen yıl Türkiye kadına ve çocuklara şiddette, taciz ve cinayette rekor üzerine rekor kırıyor.

Kadın cinayetlerinde 2017 rekor yılı Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri tablosu giderek ağırlaşıyor. 2016 yılında erkek şiddeti nedeniyle hayatını kaybeden kadın sayısı 328 iken, bu rakama geçtiğimiz yıl 409’a yükselmiş bulunuyor.

“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu” verilerine göre, 2015 yılında 303 olan kadın cinayeti, 2016 yılında 328, geçtiğimiz yıl ise 409’a yükselerek son yılların en yüksek rakamına ulaştı. 2017 yılında kadınların 88’i kendi hayatına dair karar almak, 30’u ise boşanmak istediği için cinayete kurban giderken, 134 şüpheli ölüm ve 110 bahanesi tespit edilemeyen kadın cinayeti gerçekleşti.

Cinayete kurban giden kadınların yaş aralığı incelendiğinde, 15-25 yaş aralığında toplam 65 kadının öldürüldüğü belirlendi. Yıl içerisinden yaşanan cinayetlerde 57 ölümle İstanbul başı çekerken, İzmir’de 32, Antalya’da 25, Bursa’da 18, Adana’da 17, Gaziantep’de 15, Konya’da ise 12 kadın cinayeti gerçekleşti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadına ve çocuğa yönelik şiddet olaylarına ilişkin olarak yaptığı açıklamalarla yüreklere su serpti ama, önemli olan bu şiddet ve cinayetlerinin önüne nasıl geçileceğidir. Biz, bu konuda alınan ve alınmakta olan önlemleri yeterli görmüyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda yaptığı açıklamaya hep birlikte göz atalım:

“Bu konunun aslında izahı söz konusu değil. Bunlar cani. Bunlar insanlıktan nasibini almış değil. Gerçekten bu son dönemde yaşadıklarımız hakikaten, televizyon ekranlarında izlediğimiz zaman ‘Acaba’ diyoruz ‘Bu medyayı mı suçlasak; Bunları göstermeyin’ Toplum bunalımın içerisinde giriyor. Diğer taraftan da ‘İbret olabilir mi?’ düşüncesine giriyorsunuz. Bunu gördüğü zaman bazı vatandaşlarımız ‘İdam’ diyor. O yavruları nasıl öldürürsün ya. Sende zerre kadar vicdani bir şey yok mu? Kendini öldürsen ne yazar öldürmesen ne yazar. Hemen yorumlar başlıyor, ruhsal bunalım neticesinde böyle oldu. Tamam, da ruhsal bunalıma girmeyen de var. Buna toplumsal olarak vereceğimiz tepki çok çok önemli. Onları bu toplumun içinde önce kendi akrabalarından yakınlarından başlamak üzere yalnızlığa itmek, ya da onları bu psikolojik sıkıntılardan çıkarmak için önce yakınlarının bazı adımlar atması gerekir. Burada Diyanet’e düşen büyük görev var.”

“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”, basından ve kendilerine ulaşan ailelerden edindikleri verilerle  kadın cinayetleri raporu hazırlamış ve bunu da kamuoyu ile paylaşmıştı. Kadın hareketinin kadın cinayetlerine ilişkin tahlillerine de yer verilen rapordan kısa bir alıntı.

Kadın cinayeti verilerinin, adının “Kadın Bakanlığı” olması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koordinasyonluğunda devlet tarafından takip edilmesi gerektiği, ancak devletin böyle bir girişimi olmadığı belirtiliyor. Bunun nedeni ise raporda şöyle açıklanıyor:

“Nedenleri ve nasıl gerçekleştiği araştırılmadan veya bilinmeden bir sorunun önüne geçmek mümkün değildir. Yetkililerin 2015’te dile getirdiği “kadına şiddete 0 tolerans” çözüme giden her somut adımın atılmasını gerektirmektedir. Bu somut adımlara kadın hareketinin çalışma ve deneyimleriyle ortaya koyduğu her talep somut sebepleriyle dahildir. Kadın cinayetleri verileri de devlet tarafından “aile içi, ev içi” gibi evli olmayan kadını görmezden gelen terimlere sığınmadan, gerçekleri kırpmadan, “kadın cinayetlerine 0 tolerans”ın gerçek bir politika olduğunu gösterecek şekilde kadınların ve toplumun bilgi edinme hakkını ihlal etmeden açıklanmalıdır.”

Kadın cinayetlerinin artması ile ilgili 2015’den günümüze kadar olan gelişmelere de bakalım:

2015 yılında 303 kadın kardeşimiz kadın olduğu için öldürüldü. 2013’te 237 ve 2014’te 294 kadın cinayeti işlendi, buna göre 2015’te kadın cinayetlerinde ciddi önlemleri gerektiren bir artış görülüyor. 2015 Ağustos’ta 27, Eylül’de 32, Ekim’de 21, Kasım’da 28 ve Aralık’ta 32 kadının öldürülmesiyle yılın son aylarında kadınlar daha fazla öldürüldü. En çok kadın cinayeti işlenen İstanbul’da 44, İzmir’de 20, Ankara’da 15, Diyarbakır’da 13, Antalya ve Bursa’da 12, Adana, Gaziantep ve Muğla’da 11, Kocaeli’de 10, Mersin’de 9 kadın hak mücadelesi verirken hayatını kaybetti.

Görüşümüze gelince:

Kadınlarımız, ikinci, üçüncü sınıfta görülmemelidir. Kadının toplumumuzdaki yeri bellidir. Siyaset ve sivil toplum örgütleri başta olmak üzere, kadınlarımıza gereken önem verilmiyor. Kadını yükseltecek, yüceltecek ve toplumdaki yerini sağlamlaştıracak adımların atılmasını bekliyoruz. Kadınlarına değer vermeyen ülkeler çağdaşlığı da yakalamaktan uzak kalmışlardır. Özellikle yaşadığımız şu günlerde buna öylesine ihtiyaç duyduğumun altını kalınca çizelim.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz

İZSU’ya Japon Partner

OLASI bir depremde İzmir’deki su ve kanalizasyon sisteminin zarar görmesini önleyebilmek için Japon uzmanlarla ortak çalışma yürüten İzmir Büyükşehir Belediyesi, risk değerlendirme sistemi uygulayarak rehabilitasyon planı oluşturacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü, kentin kanalizasyon sistemi için ‘risk yönetiminin’ oluşturulması amacıyla Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve Sendai Belediyesi ile başlattığı ortak çalışmada yeni bir adım daha attı. Sendai Belediyesi İnşaat Genel Müdürü Sadanori Murakami, İş Planlama Dairesi Başkanı Tomoki Nakajima, Kanalizasyon Dairesi Başkanı Tetsuya Mızutani, Kanalizasyon Dairesi Başkan Yardımcısı Akihiko Otsubo ve JICA Türkiye Ofisi Başkanı Takehiro Yasui’yi İzmir’de ağırlayan İZSU Genel Müdürlüğü, Japonlarla yürütülen ortak çalışmalar kapsamında kanalizasyon risk değerlendirme sistemi uygulanarak risklere dayalı yatırımlar için karar verme kriterlerinin belirleneceğini ve bir rehabilitasyon planı oluşturulacağını duyurdu.

Olası bir depremde İzmir’in su ve kanal sisteminin zarar görmemesini hedefleyen proje çerçevesinde, birçok büyük depreme maruz kalmış Sendai Belediyesi ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı’ndan (JICA) gelen uzmanlar, İZSU’da devam eden çalışmalar hakkında bilgi verdi. Proje kapsamında, İzmir’deki kanal sisteminin işlevini korumak, risk değerlendirmesini yapmak ve mevcut sistemin yıpranma derecesini ölçmek için çalışmalar yürüten Japon uzmanlar ve İZSU Genel Müdürlüğü yetkilileri, sözleşme çerçevesinde projenin 3 yıl süreceğini ifade etti.

TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLACAK BİR PROJE

Japon uzmanları ‘İzmir’de Risk Yönetimine Dayalı Kanalizasyon Sistemini İyileştirmek için Kapasitenin Geliştirilmesi Projesi’ toplantısı öncesinde makamında ağırlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, bu ortak çalışmanın hem İzmir ve Sendai belediyeleri hem de Türkiye için yararlı ve örnek olacağını ifade etti.

OLASI DEPREME KARŞI İZSU ÖNLEMİ

İzmir’deki kanal sisteminin risk değerlendirmesini yapmak ve ihtiyaç duyulması halinde yapılacak yatırımları belirlemek için yaklaşık 1.5 sene önce Japonlarla ortak çalışma başlatan İZSU Genel Müdürlüğü, projenin 2019 yılında tamamlanacağını duyurdu. Çetin Emeç Salonu’nda gerçekleştirilen ortak toplantıda konuşan İZSU Genel Müdürü Fügen Selvitopu, İzmir’in birinci derecede deprem bölgesinde yer aldığını ve  8 bin yıllık tarihi boyunca yıkıcı depremlerle karşılaştığını hatırlattı. Selvitopu, mevcut tüm önemli alt ve üst yapıların envanterini çıkarmak, olası depreme karşı risk grubunu analiz etmek ve tüm önlemleri alarak depreme hazır hale gelmek amacıyla yürüttükleri çalışmanın detaylarını da anlattı.

JAPONLAR İŞBİRLİĞİNİN ARTMASINDAN YANA

4 gün boyunca bulunduğu İzmir’in kendilerini çok etkilediğini söyleyen Sendai Belediyesi İnşaat Genel Müdürü Sadanori Murakami ise kanalizasyon alanına ilişkin teknik destek projesinin bir başlangıç olması umuduyla iki kent arasında kültürel ve eğitime dayalı paylaşımlar ile turizm konusunda yeni ortak adımlar atılması dileğinde bulundu.

Entelektüel dünyanın yeni buluşma adresi: “Kartepe Zirvesi”

Doğal güzellikleri ve kayak merkezleri ile ünlü olan Kartepe Zirvesi, İzmit Körfezi ve Sapanca gölü arasında yer almaktadır. Kocaeli’nin en güzel köşelerinden biri, en yüksek noktasıdır.

Kocaeli; sanayi, ticaret, lojistik ve bilişim sektörlerinde Türkiye ve dünyanın büyük ve öncü şehirleri arasında almaktadır. Türkiye’de Sanayinin Başkenti olarak anılmaktadır. Uluslararası yatırımların nitelik ve nicelik olarak çokluğu, şehrin ilgi alanlarına uluslararası bir derinlik katmaktadır.

Kocaeli’nin coğrafi konumu şehre doğal bir kavşak kimliği kazandırmaktadır. Türkiye’nin batısıyla doğusu Kocaeli üzerinden kavuşmaktadır. Şehir; kara, deniz ve tren yolu altyapısıyla fiziki ulaşım ve ulaştırma merkezi olmasının yanı sıra, kültür ve medeniyet açısından da geçmiş ve bugünü, doğu ve batıyı buluşturmaktadır.

Kartepe Zirvesi Projesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, şehrin uluslararası konumu ile doğu ve batıyı buluşturma potansiyelinden hareketle geliştirilmiştir. Zirve; insanlığın problemlerine çözüm üretme fırsatı sunan 21. yüzyılda, yaşanmakta olan iyimser olunamayacak süreçlerin düzeltilmesine yapıcı ve etkin katkılar üretmek üzere yapılandırılmıştır.  İnsanlığın bugünü ve geleceği için yeni çağın ürettiği fırsatları değerlendirmek, problemlerin çözümü için politika önerileri geliştirmek temel hedeftir.

Çağın imkanlarıyla fiziki ve sosyal etkileşim kolaylaşmış; gezegende yaşanan her hangi bir gelişme ya da problem, uzak yakın ayrımı yapmadan bütün insanlığı etkilemeye başlamıştır. İnsanlığın sorunlarına çözüm önerisi geliştiren, çözüm üreten yapıların bu gelişme doğrultusunda çoğaltılması bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Kartepe Zirvesi bu ihtiyaca Kocaeli’den yapılan bir katkıdır.

Demokrasi, Darbe, Göç, Gelir Dağılımı, Egemenlik, Dünya Düzeni, Irkçılık, İslamofobi, Savaş, Güvenlik, Eşyaların İnterneti… İnsanı ve insanlığı ilgilendiren her konu, siyasal ve sosyal boyutlarıyla Kartepe Zirvesi’nin konusudur. Her yıl düzenlenecek zirvede, o yıl belirlenmiş ana tema üzerinde mental ve pratik yaklaşıma sahip entelektüellerin yapacağı toplantılarda insanlık için fırsat alanlarına işaret edilecek, problemlere çözüm önerileri geliştirilecektir. Kartepe Zirvesi Bildirgesi ile sonuç dünya kamuoyuna ilan edilecektir.

Kartepe Zirvesi 2017’nin ana teması; Darbeler olarak belirlenmiştir. Uluslararası 15 Temmuz ve Darbeler Sempozyumu: Küresel Etkiler, Medya ve Demokrasi zirvenin ana etkinliği olarak planlanmıştır. Sempozyumun yanısıra zirvede; dünyanın farklı bölgelerinden entelektüel, medya mensubu ve siyasetçilerin katılacağı, konferans ve paneller düzenlenmektedir.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Kocaeli Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi, TRT, Anadolu Ajansı, Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ve TASEN paydaşlığında, Kartepe Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek; Uluslararası 15 Temmuz ve Darbeler Sempozyumu: Küresel Etkiler, Medya ve Demokrasi programı yerli ve yabancı akademisyenlerden büyük ilgi görüyor.   Darbeler Hakkında 106 Akademik Bildiri Sempozyum’da akademik bildiri sunma müracaatları tamamlandı. 262 akademisyen tarafından hazırlanan 223 bildiri için Bilim Kurulu’nun yaptığı değerlendirmeler sonuçlandırıldı. 106 bildiri sempozyumda sunulmak üzere seçildi. Türkiye dahil 30 ülkeden bilim insanları sempozyumda bildirilerini sunacaklar. 15 Temmuz özelinde dünyadaki darbe mekanizmasını ele alan bildirilerin, politika yapıcı ve karar vericilere yeni ufuklar açması bekleniyor.   91 Üniversiteden Katılım Var Uluslararası 15 Temmuz ve Darbeler Sempozyumu: Küresel Etkiler, Medya ve Demokrasi ana temasıyla düzenlenen Kartepe Zirvesi’ne 91 üniversiteden yapılan başvuralardan seçilen bildiriler sunulacak.. Panel toplantılarda ise Türkiye dahil 30 ülkenin üniversitelerinden konuşmacı, darbe konusunu; zemini, etkileri ve darbeyle mücadele yöntemleri açısından masaya yatıracak.   Yurt Dışından 36 Akademik Bildiri Sempozyuma ev sahipliği yapan Kartepe Zirvesi yurtdışından akademisyen, entelektüel, medya mensubu ve aktivistlerden büyük ilgi görüyor. 53 ülkeden 36 akademik bildiri ve 17 panel toplantı başvurusu yapıldı.  Darbelerden en çok zarar gören Şili, Arjantin, Kolombiya gibi ülkelerden başvurular, ilk sıralarda yer alıyor.   Darbe Dünya Sisteminin Kanseri Zirve ve sempozyuma gösterilen yoğun ilgiden hayli memnun olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim KARAOSMANOĞLU; “Kocaeli alın terinin olduğu kadar akıl terinin de şehridir. Doğu ve Batı’nın buluştuğu şehrimizde doğudan ve batından düşünce, bilim insanları; darbe gibi dünya sisteminin kanseri olan bir konuyu ele alacak. Akıllar bu kanserin tedavisi için seferber olacak. Türkiye’nin doğruları söyleyen sesine Kartepe Zirvesi’nden güç verecek olmaktan dolayı mutluyuz. Vicdanın ve aklın sesini her ortamda yükseltmeye devam edeceğiz inşaallah.”   Ücretsiz Ön Kayıt 26-28 Ekim tarihinde gerçekleşecek Uluslararası 15 Temmuz ve Darbeler Sempozyumu ve Kartepe Zirvesi kapsamında düzenlenen paneller ve konferanslarda dinleyici olmak için ön kayıt yaptırmak gerekiyor. 1 Ekimde başlayacak kayıtlar ve dinleyici katılımı ücretsiz ve kontenjanla sınırlı. Ön kayıtlar www.kartepezirvesi.com ve www.15temmuzsempozyumu.com adreslerinden yapılabilecek.
Bu haber http://www.kartepezirvesi.com/’dan alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Doç. Dr. İbrahim Kalın, 26 Ekim Perşembe günü saat 11:30’da Demokrasi Salonunda “15 Temmuz: Darbe, Demokrasi ve Uluslararası Sistem” başlıklı konferansa konuşmacı olarak katılacak. İbrahim Kalın Kimdir? İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden 1992 yılında mezun olan Kalın, İslam düşüncesi ve felsefe alanındaki yüksek lisans çalışması için Malezya’ya gitmiş ve 2 yıl sonra Türkiye’ye geri dönmüştür. Doktora çalışmaları için tekrar harekete geçmiş ve 1996 yılında doktora çalışmalarını yapmak üzere George Washington Üniversitesine gitmiştir. Türkçe çeviri konularında da birçok kazanımı bulunan İbrahim Kalın, Japon araştırmacı Toshihiko Izutsu’nın ‘İslam’da Varlık Düşüncesi’ kitabını Türkçeye çevirerek katkı sağlamıştır. 2005-2009 yılları arasında SETA Vakfı’nın kurucu başkanlığını da yapmıştır. 2007 yılında İslam ve Batı adlı kitabı yayımlanmıştır. 2009 yılında Dış Politikadan Sorumlu Başbakan Başdanışmanlığına getirildi. 2011 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliğine atandı. 2012 yılında ise Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevini üstlendi. İbrahim Kalın son olarak 11 Aralık 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı sözcüsü olarak atanmıştır.
Bu haber http://www.kartepezirvesi.com/’dan alınmıştır.

26 EKİM PERŞEMBE

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 08:30 – 09:00
    Kayıt
  • 09:00 – 09:10
    Açılış
  • 09:10 – 09:20
    Film Gösterimi
  • 09:20 – 10:10
    Açılış Konuşmaları
  • asd
    İbrahim KARAOSMANOĞLU
    Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı

  • asd
    Hüseyin AKSOY
    Kocaeli Valisi

  • asd
    Prof. Dr. Numan KURTULMUŞ
    Kültür ve Turizm Bakanı
    Sempozyum Onursal Başkanı

  • asd
    Fikri IŞIK
    Başbakan Yardımcısı

  • asd

26 EKİM PERŞEMBE

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • asd
    AÇILIŞ KONFERANSLARI
  • 10:30 – 11:15
    Gunter VERHEUGEN
    AB Genişlemeden Sorumlu Eski Komiseri

    “Avrupa Birliği Felsefesi ve Demokrasinin Darbelere Karşı Korunma Refleksleri”
  • 11:15 – 11:30
    Kahve Arası

  • 11:30 – 12:15
    Doç. Dr. İbrahim KALIN
    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Büyükelçi
  • asd
    “15 Temmuz: Darbe, Demokrasi ve Uluslararası Sistem”
  • asd

26 EKİM PERŞEMBE

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 13:30 – 15:00
    DEMOKRASİ, PARLAMENTO VE DARBELER

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör

    Mehmet Ali ŞAHİN
    TBMM Eski Başkanı Karabük Milletvekili

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Oktay ESADOV
    Azerbaycan Meclisi Başkanı
    Edin MUSIC
    Bosna-Hersek Federasyonu Parlamentosu Temsilciler Meclisi Başkanı

  • asd

26 EKİM PERŞEMBE

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 13:30 – 15:00
    MEDYANIN EN UZUN GECESİ: 15 TEMMUZ

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör

    Ali SAYDAM

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Nevzat ÇİÇEK
    Gazeteci – Yazar
    Fatih ER
    TRT World
    Hande FIRAT
    CNN TÜRK
    Oğuz HAKSEVER
    NTV
    Nedim ŞENER
    Gazeteci – Yazar

  • asd

26 EKİM PERŞEMBE

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 16:00 – 17:30
    15 TEMMUZ VE MEDYA

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör


    Dr. Ravza KAVAKÇI KAN
    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Stelyo BERBERAKIS
    Gazeteci – Sabah Gazetesi
    Wadah KHANFAR
    Gazeteci – Al Jazeera Eski Ceo
    Okan MÜDERRİSOĞLU
    Gazeteci – A Haber
    Mohsin Majid Mughal
    Gazeteci – TRT World

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 09:30 – 10:00
    SİYASAL AÇIDAN TÜRKİYE’DE DARBELER

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör


    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
    Prof. Dr. Şükrü KARATEPE
    Sabahattin Zaim Üniversitesi
    Prof. Dr. Fuat KEYMAN
    Sabancı Üniversitesi
    Prof. Dr. Atilla YAYLA
    İstanbul Medipol Üniversitesi

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 11:00 – 12:20
    15 TEMMUZ: KÜRESEL ETKİLER

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör


    Prof. Dr. Kemal İNAT
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Kemal İNAT
    Sakarya Üniversitesi

    Almanya’nın 15 Temmuz Politikası

    Yrd. Doç. Dr. Nebi MİŞ
    Sakarya Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye’de Siyasal ve Toplumsal Dönüşüm

    Yrd. Doç. Dr. İsmail Numan TELCİ
    Sakarya Üniversitesi

    Ortadoğu Ülkelerinin 15 Temmuz Darbe Girişimine Yaklaşımları

    Arş. Gör. Mustafa CANER
    Sakarya Üniversitesi

    15 Temmuz Karşısında İran’ın Tutumu ve Türkiye-İran İlişkilerine Etkisi

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 11:00 – 12:20
    15 TEMMUZ VE ULUSLARARASI MEDYA

    Özel Oturum
  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Nilüfer NARLI
    Bahçeşehir Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Yrd.Doç Dr. Abdulkadir GÖLCÜ
    Selçuk Üniversites

    Arap Basının 15 Temmuz 2016’da Başarısız Darbe Girişimi’ne Demokrasi Söylemi Açısından Tepkileri

    Yrd. Doç. Dr. Seham HENDAWI
    Süleyman Demirel Üniversitesi

    15 Temmuz Olayları ve Arap Baharı Ülkelerindeki Medya’daki Yansımaları

    Öğr. Gör. İzzetullah ZEKİ
    Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişiminin İslam Dünyasında Yansımaları: Afganistan Örneği

    Oğuztoğrul TAHİRLİ
    Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet İdarecilik Akademisi

    Azerbaycan Basınında 15 Temmuz

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 11:00 – 12:20
    DARBELER: PSİKO-SOSYAL ANALİZ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Nihat ERDOĞMUŞ
    Yıldız Teknik Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Hasan TUTAR
    Sakarya Üniversitesi

    Darbenin Birinci Yıldönümünde Post-Travmatik Stres Bozukluğuna Neden Olan Risk Faktörlerinin Tespitine Yönelik Bir Araştırma

    Yrd. Doç. Dr. Çiğdem GÜLMEZ
    Kastamonu Üniversitesi

    Ahlaki Çözülme : 15 Temmuz Şiddetini Kolaylaştıran Bazı Psiko- Bilişsel Mekanizamaların Analizi

    Yrd. Doç. Dr. Adem PALABIYIK
    Muş Alparslan Üniversitesi

    Darbeden Demokrasiye FETÖ’den Direnişe: 15 Temmuz Gecesinde Halkı Sokağa Çağıran Sürecin Sosyo-Politik İnşası

    Yrd. Doç. Dr. Kasım TATLILIOĞLU
    Bingöl Üniversitesi

    15 Temmuz Darbesi ve Darbelerin PsikoSosyal Sonuçları Üzerine Genel Bir Değerlendirme

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 11:00 – 12:20
    DARBELERLE MÜCADELEDE SİYASAL LİDERLİK

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Bekir Berat ÖZİPEK
    İstanbul Medipol Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ejder OKUMUŞ
    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

    15 Temmuz Girişiminin Önlenmesinde Siyasi Liderliğin Tarihi Rolü

    Yrd. Doç. Dr. Ali KORKMAZ
    Sibel GÜLER
    Erciyes Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Ulusal Basında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

    Emre ZENGİN
    Kocaeli Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi Sürecinde Toplumsal Hareketlenme ve Katalizör Bir Unsur Olarak Liderlik Profili

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    EROL OLÇOK SALONU
  • 11:00 – 12:20
    DÜNYADA DARBE DENEYİMLERİ (I)

  • asd
    Oturum Başkanı


    Prof. Dr. Muhittin ATAMAN
    Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Abdallah Zakaria IDRİS 
    Uluslararası Afrika Araştirmalar Merkezi Baskani  / Sudan  

    Türkiye’de Başarısız Darbe Girişimi Ve Bunun Türk-Afrika Ortaklığı Üzerindeki Etkileri

    Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hüsrev ÇELİK, Merve ŞAHİN 
    Düzce Üniversitesi, Marmara Üniversitesi

    Müslüman Kardeşler’in Mısır Dış Politikasında Aktörleşme Sorunsalının 3 Temmuz Bağlamında Analizi

    Yrd. Doç. Dr. Gülşen AYDIN
    Atatürk Üniversitesi

    Darbelerin Olumsuz Etkileri: 1998 Ermenistan Saray Darbesi

    Yrd. Doç. Dr. Serkan ÜNAL
    Çankırı Karatekin Üniversitesi

    Mısır’da 3 Temmuz Darbesi, Batı’da Real Politik Körlük

    Uzman Hasan Tevfik GÜZEL
    Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi

    Darbeler Ülkesi Irak : 1958 – 1968

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 14:00 – 15:20
    DÜNYADA DARBE DENEYİMLERİ (II)

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Miguel BARRIENTOS
    • Universidad Abierta Interamericana

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Miguel BARRIENTOS
    Universidad Abierta Interamericana

    Darbeler, Latin Amerika’da Demokrasi ve Zorluklar

    Yrd. Doç. Dr. Ena KAZIĆ
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Ceza Hukukunun Demokrasinin Korunmasına Katkısı

    Kamal QURRISH
    Aktivist

    Türkiye’de Darbe Girişimi

    Dr. Moustafa El-GUINDY
    15 Temmuz Olaylar, Süreçler, Kahramanlar ve Siyasi Sonuçlar

    Jorge Elías Gil VIANT
    Aktivist
    1 Ekim 1957: İstanbul’dan Bir Kübalı Doktorun Fulgenco Batista’nın Diktatörlüğü ve Küba Askeri Darbesinin Feci Sonuçları Hakkında Suç Duyurusu

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 14:00 – 15:20
    DARBELER VE “YENİ MEDYA”

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. İlyas AKHİSAR
    Kocaeli Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Yrd. Doç. Dr. Baki CAN
    Arş. Gör. Mustafa AYDEMİR

    Ege Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişiminin Yeni Medyada Yansımaları: Siyasal Liderlerin Twitter Kullanımları

    Yrd. Doç. Dr. Lale ŞIVGIN DÜNDAR
    Başkent Üniversitesi

    Suskunluk Sarmalının Kırılmasında Sosyal Medyanın Etkisi : 15 Temmuz Darbe Girişimi

    Yrd. Doç. Dr. Mustafa Sami MENCET
    Akdeniz Üniversitesi

    Toplumsal Ayrışmada Asabiyet Etkisinin Sosyal Medyadaki Yansımaları: 15 Temmuz Kalkışması Örneği

    Yrd. Doç. Dr. Ali ÖZCAN
    Gümüşhane Üniversitesi

    Yeni Medya Eski Darbeye Karşı: 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminde Medyanın Etkisi

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 14:00 – 15:20
    İSLAM, BATI VE DEMOKRASİ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Ata ATUN
    KKTC Yakın Doğu Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Yrd. Doç. Dr. Nudzejma OBRALIC
    Dr. Almasa MULALIC

    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi
    Askeri Darbelerin Söylem Çözümlemesi: 15 Temmuz 2016’da Bir Olgu

    Dr. Salah Eddine ARKADAN
    Kuwait Körfez Üniversitesi

    Sünnilerle Şiiler Arasındaki Çatışmaların Riski, Özgürlük, Demokrasi ve Halkın Güvenliğine Karşı Bir Tür Darbe

    Dr. Federico DONELLI
    Genoa Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye’nin Afrika Politikalarına Etkisi

    Dr. Harun KARCİC
    Gazeteci – El Jazeera Balkanlar

    Batı Medyası ve Türkiye’deki Askeri Darbe Girişimi: Neden Çifte Standart?

    Dr. Ahmad TAYEL
    Kafrelsheikh Üniversitesi

    İslam ve Demokrasi

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 14:00 – 15:20
    ULUSLARARASI SİSTEM VE DARBELER

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Betül KARAGÖZ YERDELEN
    Giresun Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Betül KARAGÖZ YERDELEN
    Giresun Üniversitesi

    Emperyalizmin ‘Açık Hedef Belirleme’ Projesinin Üçüncü Dalgası ve 15Temmuz 2016 Darbe Kalkışması

    Doç. Dr. Bengül GÜNGÖRMEZ
    Uludağ Üniversitesi

    Batı’nın ‘Gnostik’ Gizli Eli : FETÖ ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi

    Yrd. Doç. Dr. Ömer ASLAN
    Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (UTGAM)

    Darbe Teşebbüsleri Ne Zaman Başarısız Olur? Soğuk Savaş Sonrası Dokuz Darbe Teşebbüsünün Tarihsel Mukayesesi

    Yrd. Doç. Dr. Erdem ÖZLÜK
    Selçuk Üniversitesi

    Batı’nın, 15 Temmuz’da Darbe Girişiminde Türkiye’ye Yönelik Düşmanlığı ve İkiyüzlülüğü

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    EROL OLÇOK SALONU
  • 14:00 – 15:20
    15 TEMMUZ SONRASI ULUSLARARASI İLİŞKİLER

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Hamza ATEŞ
    İstanbul Medeniyet Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Hamza ATEŞ
    Yunus ÇOLAK

    İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi

    Türk Kamu Diplomasisi, Türkiye’nin Görüşlerinin Yabancılara Benimsetilmesinde Ne Kadar Etkin? Türkiye’deki Yabancı Öğrenciler Gözünden 15 Temmuz

    Doç. Dr. Murat ERCAN
    Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi

    15 Temmuz Sonrası Türkiye-Avusturya İlişkileri; Avusturya’nın 15 Temmuz Darbe Girişimi Okuması

    Doç. Dr. İrfan Kaya ÜLGER Çağla Özdemir
    Kocaeli Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişiminin Ardından Türkiye-AB İlişkileri

    Dr. Araz ASLANLI
    Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Azerbaycan

    Arş. Gör. Nazlı USTA-LAZARIS
    Erciyes Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi : Türk – Yunan İlişkilerinde Yeni Bir Kriz (mi?)

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 15:30 – 16:40
    DÜNYADA DARBE DENEYİMLERİ (III)

  • asd
    Oturum Başkanı

    Yrd. Doç. Dr. Christopher GUNN
    Coastal Carolina University

  • asd
    Konuşmacılar

    Yrd. Doç. Dr. Dževad DRINO
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Aykırı (Sanal) Tarih ya da Devlete Yönelik Türkiye Tarihi Deneyi

    Yrd. Dr. Christopher GUNN
    Coastal Carolina Üniversitesi

    1960 Darbesi ve ABD

    Yrd. Doç. Dr. Admir MULAOSMANOVIĆ
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Başarısız Darbe Denemelerinin Mukayesesi: Bosna-Hersek 2.5.1992. ve Türkiye Cumhuriyeti 15.7.2016.

    Yrd. Doç. Dr. Emir SULJAGIC
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Bosna Hersek’teki Etnik Temizliğin Başlangıç Noktası Olarak Darbe

    Dr. Fabián Lavallén RANEA
    Abierta Interamericana Üniversitesi

    XXI. Yüzyılın ‘Darbe Davaları’ Üzerine Bir Retrospektif: Sivil ve Askeri İlişkiler ve Çağ Dışı Siyasi Şiddet Yöntemleri

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 15:30 – 16:40
    FETÖ YAPILANMASI

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Adem ÇAYLAK
    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ramazan BİÇER
    Sakarya Üniversitesi

    15 Temmuz Darbesinin Arkasındaki Örgütlerin Karakteristik Özellikleri

    Prof. Dr. Yakup BULUT
    Mustafa Kemal Üniversitesi

    Sivil Toplumdan İhanet Örgütüne Giden Yol: FETÖ

    Prof. Dr. Adem ÇAYLAK
    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Dinci” Ya Da “Sekülarist” Tekelcilik Olarak Radikalizm: Gülenist Hareketin “Öteki” Algısı Üzerinden Eleştirel Bir Analiz

    Çağatay GÜLAŞTI
    15 Temmuz Milli İrade ve Demokrasi Derneği

    Terör Örgütü FETÖ’nün Ülkemizde ve Dünyada STK’lar Üzerine Yapılanması

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 15:30 – 16:40
    DARBELERLE (İDARİ VE HUKUKİ) MÜCADELE

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Tayfun AMMAN
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Doç. Dr. Cengiz GÜL
    Erciyes Üniversitesi

    15 Temmuz Sonrası Türkiye’de Hükümet Sisteminin Dönüşümü

    Yrd. Doç. Dr. Adnan KÜÇÜK
    Kırıkkale Üniversitesi

    Türkiye’de Askeri Darbelere ve Askeri Vesayet Düzenine Müsait Zemin Oluşturan ‘Çıkış Garantileri’ne’ Yönelik İyileşmeler

    Yrd. Doç. Dr. Bayram ÖZBEY
    Gaziantep Üniversitesi

    Kamuda FETÖ ve Benzeri Örgütlenmelerin Önlenmesi Bakımından Liyakat İlkesinin Önemi

    Hüseyin Murat LEHİMLER
    Kentsel Gelişim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

    Devletin Sivil Toplumculuk ve Demokratikleşme Süreçlerinde Tarihsel Bir Deneyim Kaynağı Olarak ‘Dar’ül Meşayih

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 15:30 – 16:40
    DARBELER VE EKONOMİ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. İbrahim Güran YUMUŞAK
    İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ersan ÖZ
    Öğr. Gör. Emrah NOYAN

    Pamukkale Üniversitesi

    Darbe Ekonomisi ve Darbelerin Vergi yapıları Üzerine Etkisi: Türkiye Örneği

    Yrd. Doç. Dr. Eyüp AKÇETİN
    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

    Askeri Darbeler ve Ekonomik Büyüme

    Yrd. Doç. Dr. Bilal BAĞIŞ
    Bingöl Üniversitesi

    Siyaset, Ekonomi ve Demokrasi Perspektifinde 15 Temmuz Destanı

    Dr. Emre SAYGIN – Dr. Tahsin YAMAK
    Bayrampaşa Belediyesi

    Darbelerin Ekonomisinden ‘Ekonomik Darbe’ye 15 Temmuz: Gelenek, Teşebbüs, Direniş ve Önlemler

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    EROL OLÇOK SALONU
  • 15:30 – 16:40
    15 TEMMUZ VE MEDYA

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Davut DURSUN
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Doç. Dr. Hamit ERSOY
    Yrd. Doç. Dr. Ferhat BAKIR

    Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

    15 Temmuz Sonrası Kalkışması Öncesi ve Sonrası Süreçte Reytingler

    Doç. Dr. Murat ÖNDER
    Arş. Gör. Hazan GÜLER

    Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Batı Medyasında 15 Temmuz Darbesine İlişkin İlk İzlenimler

    Yrd. Doç. Dr. Filiz Barın AKMAN
    Yrd. Doç. Dr. Beyazıt AKMAN

    Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi Batı Medyası Söylem Analizi

    Dr. Haluk ÖLÇEKÇİ
    Gazi Üniversitesi

    Vekâlet Savaşlarının Bir Aracı Olarak Medya ve 15 Temmuz Sürecinde FETÖ’nün Medya Faaliyetleri

    Fahrettin DEDE
    TimeTurk

    15 Temmuz Darbe Girişiminin Ortadoğu Siyasal Hafızasına Etkisi: Arap Baharı’nda Bir Kırılma Noktası

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 16:50 – 18:10
    15 TEMMUZ’UN ANATOMİSİ

    Özel oturum
  • asd
    Moderatör

    Prof. Dr. Şükrü KARATEPE
    İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ata ATUN
    KKTC Yakın Doğu Üniversitesi

    Prof. Dr. Nilüfer NARLI
    Bahçeşehir Üniversitesi

    Prof. Dr. Bekir Berat ÖZİPEK
    İstanbul Medipol Üniversitesi

    Doç. Dr. Şener AKTÜRK
    Koç Üniversitesi

  • asd
    asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 16:50 – 18:10
    DARBELER VE YEREL MEDYA

  • asd
    Oturum Başkanı

    Dr. Ali YEŞİLDAL
    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Burçin SAĞLAM

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
    Kocaeli Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Kocaeli Medyasının Tutumu

    Yrd. Doç. Dr. Akın DEVECİ
    Kocaeli Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişimine Karşı Örgütlenme Sürecinde Yerel Basının Rolü: Kocaeli Yerel Basını Örneği

    Yrd. Doç. Dr. Erdem YAVUZ
    Erzincan Üniversitesi

    Demokrat Parti’ye Muhalif Yayın Yapan Erzurum Basınında 1960 Darbesi Algısı (Hür Söz -Mayıs-Haziran Sayıları)

    Bilal TUNÇ
    Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi

    27 Mayıs Askeri Darbesi’nin Kocaeli’ndeki Etkileri

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 16:50 – 18:10
    DARBELERİN DİLİ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Doç. Dr. Tülay ÇULHA
    Kocaeli Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Doç. Dr. Ali BÜYÜKASLAN
    İstanbul Medipol Üniversitesi

    15 Temmuz: İtaatten İhanete Bir Darbe Kalkışmasının Terminolojisi

    Yrd. Doç. Dr. Nurhayat ÇALIŞKAN AKÇETİN
    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

    Darbeler ve Dönüştürülen Kavramsal Algılar

    Yrd. Doç. Dr. Osman ARICAN
    Bülent Ecevit Üniversitesi

    15 Temmuz Sonrası Toplumsal ve Siyasi Uzlaşı Üslubu: 7 Ağustos 2016 Yenikapı Mitingi

    Yrd. Doç. Dr. Şahru PİLTEN UFUK
    Sakarya Üniversitesi

    Darbelerin Dili

  • asd

27 EKİM CUMA

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 16:50 – 18:10
    TÜRKİYE’DE DARBELER VE 15 TEMMUZ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Abdülkadir ŞENKAL
    Kocaeli Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Doç. Dr. Ali ASLAN
    SETA Vakfı

    Türkiye Demokrasi Tarihinde 15 Temmuz’un Anlamı

    Yrd. Doç. Dr. Enes BAYRAKLI
    Türk Alman Üniversitesi

    Almanya’nın FETÖ Politikası

    Yrd. Doç. Dr. Vahap COŞKUN
    Dicle Üniversitesi

    Darbe Kapısını Kapatmak

    Dr. Veysel KURT
    SETA Vakfı

    Türkiye’de Askeri Darbeler ve 15 Temmuz

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 09:30 – 10:50
    TARİHİ AÇIDAN TÜRKİYE’DE DARBELER

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör

    Prof. Dr. Haluk SELVİ
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Davut DURSUN
    Sakarya Üniversitesi

    Prof. Dr. Kurtuluş KAYALI
    Ankara Üniversitesi

    Prof. Dr. Haluk SELVİ
    Sakarya Üniversitesi

    Doç. Dr. Funda SELÇUK ŞİRİN
    Kocaeli Üniversitesi

    27 Mayıs Askeri Darbesi ve Falih Rıfkı Atay

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 11:00 – 12:20
    DARBELER DENEYİMLERİ: LATİN AMERİKA

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof.Dr. Paulo Gustavo Pellegrino CORREA
    Federal Do Amapa Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof.Dr. Paulo Gustavo Pellegrino CORREA
    Federal Do Amapa Üniversitesi

    Brezilya’daki Yumuşak Darbeyle Brezilya Kamu Üniversitelerinin Etkisizleşmesi

    Prof. Dr. Tania Tamayo GREZ
    Chile Üniversitesi

    Şili’de 1973’te Sivil-Askeri Darbe Sonrası Hükümet Ofisi Sansür ve Propaganda

    Dr. Hugo Ramírez ARCOS
    Rosario Üniversitesi

    Kolombiya’da Sivil-Asker İlişkileri: Rojas Pinilla’nın Askeri Diktatörlüğünden (1953-1957) Ordunun Katılımıyla Çatışma Sonrası Dönem

    Donaldo Rafael Armenta ESCORCİA
    Economist

    Darbe Sonrası Latin Amerika

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 11:00 – 12:20
    FETÖ VE DİN

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Ramazan BİÇER
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ejder OKUMUŞ
    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

    Darbe ve Din: 15 Temmuz Örneği

    Doç. Dr. Hasan Yücel BAŞDEMİR
    Edinburgh Üniversitesi

    15 Temmuz Sürecinde FETÖ’nün Epistemik Stratejileri

    Yrd. Doç. Dr. Abdullah İNCE
    Sakarya Üniversitesi

    Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dini Gruplar (DİB Yayınları Bağlamında Bir Analiz)

    Yrd. Doç. Dr. Hülya TERZİOĞLU
    Sakarya Üniversitesi

    FETÖ Hareketi Sahih İtikadın Neresinde?

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 11:00 – 12:20
    FETÖ: FELSEFİ/TARİHİ ARKA PLAN

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Mehmet EVKURAN
    Hitit Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Mehmet EVKURAN
    Hitit Üniversitesi

    Politik- Teolojik Bir Arzu Olarak Darbe ve Darbecinin ‘Sırlar Odası’ 15 Temmuz Darbe Girişiminin Dinî Referanslarına Dair İnceleme

    Yrd. Doç. Dr. Ahmet DAĞ
    Kırklareli Üniversitesi

    Tarihsel Olarak Dini-Siyasal-Felsefi Topluluklar ve Araçsallaştırılmış Bir Kültün Anatomisi

    Yrd. Doç. Dr. Ahmet KESGİN
    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Haşhaşilikten Makyavelizme Modern Siyasi Bir İdeolojinin Doğuşu: FETTUŞİLİK

    Yrd. Doç. Dr. Mustafa SARMIŞ
    Aksaray Üniversitesi

    Sosyal Grup Yapılarını İnşa Eden Temel Özelliklerin Dini Gruplar Tarafından Araçsallaştırılması (Kült Bir Grup Olarak FETÖ’nün Sosyo-Psikolojik Analizi)

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 11:00 – 12:20
    TÜRKİYE’DE VESAYETÇİ KURUMLAR VE DARBE İLE MÜCADELE

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Atilla YAYLA
    İstanbul Medipol Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Hamza ATEŞ
    Arş. Gör. Aydın AKPINAR

    İstanbul Medeniyet Üniversitesi

    Stratejik Kamu Kurumlarını Ele Geçirmenin Aracı Olarak Yüksek Öğretimde Yapılanmak: Fetö’nün Yargı, Mülkiye, Emniyet ve Askeriyeye Eleman Yetiştiren Yükseköğretim Kurumlarındaki Yapılanmasının Sayısal Analizi

    Prof. Dr. İbrahim DURSUN
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    FETÖ’nün Polis Akademisi Yapılanması ve Emniyet Teşkilatının Darbe Girişiminin Önlenmesindeki Rolü

    Prof. Dr. Ulvi KESER
    KKTC Amerikan Üniversitesi

    Özel Kuvvetler Komutanlığı ve 15 Temmuz Darbe Süreci

    Yrd. Doç. Dr. Cengiz SUNAY
    Yalova Üniversitesi

    27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a Askeri Darbelerde Üniversitelerin Rolü

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    EROL OLÇOK SALONU
  • 11:00 – 12:20
    15 TEMMUZ: OLAYLAR VE SÜREÇLER

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Zeynep KARAHAN USLU
    Çankaya Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Doç. Dr. Vehbi BAYHAN
    İnönü Üniversitesi

    Toplumsal Hareketler Sosyolojisi Bağlamında 15 Temmuz Direnişi

    Doç. Dr. Ali CİN
    Akdeniz Üniversitesi

    Darbe Terminolojisinin Anlam Bilimsel Açıdan İncelenmesi

    Yrd. Doç. Dr. Hicabi ARSLAN,
    Yrd. Doç. Dr. Mustafa ASLAN,
    Yrd. Doç. Dr. Aynur ÖRNEK

    Aydın Adnan Menderes Üniversitesi

    Olağanüstü Dönemlerde Demokratik Yaşam: 15 Temmuz 2016 Sonrasında Temel Hak ve Hürriyetlerdeki Değişimlerin Yazılı Medyadaki Haberlere Yansımalarının Analizi

    Yrd. Doç. Dr. Lokman ZOR
    Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi

    15 Temmuz Darbe Girişiminin Ertesi Gününe Ait Ulusal Gazete Manşetlerinin Karşılaştırmalı Analizi

    Öğr. Gör. Şeyhmus ORKİN
    Okutman Hatip ERDOĞMUŞ

    Muş Alparslan Üniversitesi

    15 Temmuz Darbesine Karşı Kürtlerin Tutumu: Muş Örneği

  • asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 14:00 – 15:20
    İSLAM DÜNYASINDA DEMOKRASİ VE DARBELER

    Özel Oturum
  • asd
    Moderatör

    Muhammed Al ADİL
    Türk Arap İşbirliği Cemiyeti (TASEN) Başkanı

  • asd
    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. HAGGAR MAHAMAT
    Cad Universitesi / Cad / Bati Afrika

    Batı Afrika’daki başarısız darbe girişiminin yankıları Afrika’daki FETO Okullarının Etkisi,Türkiye’nin Afrika’daki çıkarlarını korumak için ne yapması gerek?

    Prof. Dr. Saida LATMANI
    Abdelmalek Saadi Üniversitesi

    Uluslararası Hukuk Dengesi İçinde Darbeler. Türkiye’deki Başarısız Darbe Girişimi Örneği

    Jaber ALHARAMI
    Gazeteci Yazar / Katar

    Türkiye’de Başarısız Darbe Girişimi ve Körfezin Güvenliğine Etkileri… Mevcut Körfez Krizi ve Katar’a Yapılan Kuşatma Örneği

    Prof. Dr. Hashim Ahmed NGHAUMESH
    Ürdün Petra Üniversitesi

    Türkiye’de Başarısız Darbe Girişimi ve Irak, Suriye ve Körfez’in Güvenliğine Yansımaları

    Tohamy Salama MONTASER
    Gazeteci Yazar / Darulakhbar Gazetesi / Misir

    Arap Medyasında Türkiye’de Başarısız Darbe Girişimi

    Prof. Dr. Didi SALECK
    Moritanya Üniversitesi

    İslam Dünyasındaki Darbelerin Tehlikesi: İnsan Ve Ülkelerin Geleceği

  • asd
    asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    MİLLİ İRADE SALONU
  • 14:00 – 15:20
    ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTLERİ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Yrd. Doç. Dr. İdil Tunçer KILAVUZ
    İstanbul Medeniyet Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Nazm ül İSLAM

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Türkiye’de Asker-Sivil İlişkileri ile İlgili Mitler ve Gerçeklikler: Başarısız 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ile Birlikte Bir Sorgulama

    Prof. Dr. Metin BOŞNAK
    Sabahattin Zaim Üniversitesi

    FETÖ: Dini Sivil Toplum Örgütü mü? Terörist Kült mü?

    Yrd. Doç. Dr. Senija TAHIROVIC
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Psikolojinin Yaşam Boyu Perspektifinden; Toplumsal Değişmelere Etki Eden Şiddet

    Dr. Mekhti Shamatovich SHARIFOV
    Rusya Hukukçular ve Noterler Akademisi

    Örgütlenmenin Egemenlik Üzerindeki Etkisi

  • asd
    asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    ÖMER HALİSDEMİR SALONU
  • 14:00 – 15:20
    TÜRKİYE’DE DARBELER: TARİHİ ARKA PLANI

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. İbrahim ŞİRİN
    Kocaeli Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Ayşe Tuba ÖKSE
    Kocaeli Üniversitesi

    Eski Önasya’da Darbeler ve Sonuçları

    Doç. Dr. Bülent ARI
    Mustafa Kemal Üniversitesi

    20. Yüzyıl Âşık Geleneğinde 1960 – 1980 Darbeleri ve Darbe Karşıtlığı

    Doç. Dr. Hasan DURAN
    Öğr. Gör. Mehmet Enes SALKIN

    İstanbul Üniversitesi
    Mersin Üniversitesi

    1983-1997 Yılları Arasında Hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri İlişkileri

    Yrd. Doç. Dr. Yusuf Ziya KESKİN
    Erzincan Üniversitesi

    27 Mayıs ve 12 Mart Askeri Müdahalelerine Siyasilerin, Aydınların ve Yazarların Tepkisi

  • asd
    asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    PROF. DR. İLHAN VARANK SALONU
  • 14:00 – 15:20
    DARBELER: TÜRKİYE DENEYİMİ

  • asd
    Oturum Başkanı

    Prof. Dr. Fuat KEYMAN
    Sabancı Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Serpil Seda ŞİMŞEK

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Darbelere Giden Süreçte Medyanın Algı Operasyonları: 27 Mayıs ve 15 Temmuz’un Karşılaştırmalı Analizi

    Doç. Dr. Yusuf GENÇ
    Sakarya Üniversitesi

    Darbelerin Önlenmesinde Sivil Örgütlenme Olarak STK’ların Rolü

    Yrd. Doç. Dr. Onur OKYAR
    Çankırı Karatekin Üniversitesi

    Temmuz Çıkmazı: İran ve Türkiye Darbe Girişimlerinin Değerlendirilmesi ve Öneriler

  • asd
    asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    EROL OLÇOK SALONU
  • 14:00 – 15:20
    15 TEMMUZ VE ULUSLARARASI MEDYA: AVRASYA

  • asd
    Oturum Başkanı

    Doç. Dr. Bilal ÇELİK
    Sakarya Üniversitesi

  • asd
    Konuşmacılar

    Yrd. Doç. Dr. Muhidin MULALIC
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Content Analysis of Western Balkans Daily Newspapers on July 15 Coup D’état in Turkey

    Dr. Ahmed KULANIC
    Uluslararası Saraybosna Üniversitesi

    Balkan Media Perception of the 2016th Coup Attempt in Republic of Turkey

    Dr. Natela B. POPKHADZE
    TTiflis Basınında Mayıs-Haziran 2016 Türkiye Yayınları

  • asd
    asd

28 EKİM CUMARTESİ

  • asd
    DEMOKRASİ SALONU
  • 14:00 – 15:20
    SEMPOZYUM DEĞERLENDİRME OTURUMU

  • asd
    Sempozyum Düzenleme/Yürütme Kurulu

    Prof. Dr. Yılmaz BİNGÖL
    Prof. Dr. Haluk SELVİ
    Prof. Dr. İbrahim ŞİRİN

DEMOKRASİ SALONU
16:00 – 17:00
2017 KARTEPE ZİRVESİ
DEKLARASYONU
1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33

34

35

36

37

38

39

40

41

42

43

44

45

46

47

48

49

50

51

52

53

2

3

4

5

6

7

8

1

2

3

4

5

6

AHUNBAY, “Dünya Mirası Listesi’ndeki Eserler Korunmalı”

AHUNBAY, “Dünya Mirası Listesi’ndeki Eserler Korunmalı”

Edirne Belediyesi, Türk Mühendisler ve Mimar Odaları Birliği Edirne İl Koordinasyon Kurulu, TMMOB Mimarlar Odası Edirne Temsilciliği ve Edirne Kent Konseyi’nin daveti üzerine Edirne’ye gelen Türk bilim dünyasının sayılı isimlerinden biri olan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın, Edirne’de ‘UNESCO Dünya Mirası Ölçütleri, Türkiye’deki Dünya Mirası Koruma Uygulamaları’ isimli bir konferans verdi.

Reklam

AHUNBAY, “DÜNYA MİRASI LİSTESİ’NDEKİ ESERLER KORUNMALI”

Edirne Belediyesi, Türk Mühendisler ve Mimar Odaları Birliği Edirne İl Koordinasyon Kurulu, TMMOB Mimarlar Odası Edirne Temsilciliği ve Edirne Kent Konseyi’nin daveti üzerine Edirne’ye gelen Türk bilim dünyasının sayılı isimlerinden biri olan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın, Edirne’de ‘UNESCO Dünya Mirası Ölçütleri, Türkiye’deki Dünya Mirası Koruma Uygulamaları’ isimli bir konferans verdi.

AHUNBAY, “DÜNYA MİRASI LİSTESİ’NDEKİ ESERLER KORUNMALI”

ETSO Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansın açılış konuşmasını Edirne Belediye Başkan Vekili Selçuk Çakır yaptı. Konuşması Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ‘Her Şey Biter Edirne Bitmez’ sözüyle başlayan Çakır, “Milletlerarası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi yönetmeliğine göre; Türkiye’deki anıtların incelenmesini özendirmek, korunmasını sağlamak, halkın ilgisini çekmek ve bu ilgiyi artırmak amaçlarıyla ICOMOS Türkiye Milli Komitesi kurulmuştur. ICOMOS Sempozyumu 16.11.2009 tarihinde yine bu salonda yapılmıştır. Bu sempozyumun konusu Selimiye Camii ve Külliyesi Dünya Mirası Yolu’nda idi. Bu hedefe 2011 yılında ulaşıldı. Darısı Uzunköprü ve II. Beyazıt Külliyesi. Sayın Hocam Edirne olarak verdiğiniz ev ödevlerini yapmaya çalışıyoruz. Selimiye Meydanı Kentsel Tasarım Projesi kurul onayının son aşamasında bulunmaktadır. Alan içerisinde Yemiş Kapanı Hanı var. Sondaj, kurtarma kazıları yapıldı bitti. Sorun var mı denilirse ‘Evet’ var. Görüşleriniz yol göstericiliğiniz için teşekkür ediyor, şimdiden bu bilgileri size arz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne’ye ilk olarak 1970 yılında geldiğini ifade eden Prof. Dr. Zeynap Ahunbay, “ Türkiye’de çok değerli dünya mirası eserlerimiz var. Bunlardan biri de Selimiye Camii. Her ülke bir dosya hazırlıyor, bir raporla UNESCO’ya iletiliyor. Her sene başka bir ülkede toplanıyor uzmanlar.   Gönderilen dosyalar tartışılıyor. Türkiye’de şu anda 17 tane alan UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta. Bu eserlerin korunması da çok önemli. Bir yerin dünya mirası seçilmesi için insanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olmak gerekiyor.  Selimiye Camii’nde görüyoruz. Mimar Sinan, insan dehasının en üst düzeyinde bir yapıyı kazandırmış. Selimiye Osmanlı döneminin yapıtıdır. Osmanlı dönemini yansıtıyor. Şehrin en süt noktasına konulmuş, çarşılarla birlikte planlanmış” diye konuştu.

Dünya Mirası Listesi’nde yer alan dünyadaki ve Türkiye’deki eserler  hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Ahunbay, “Selimiye Camii yüzyıllar içinde bir takım depremlere maruz kalmış. Fakat çok sağlam olduğu için ayakta kalabilmiş. Savaşlar görmüş, kuşatılmış, toplar isabet etmiş. Selimiye Camii’ni yapılırken, gelir getirmesi için bazı ticari binalarda yapılmış. Bunlar 19 ve 20 yüzyılda geçirdiği savaşlar ve depremler nedeniyle harap olmuş. Ben geldiğimde önünde park vardı ve Selimiye Camii maket gibi görünüyordu. Buradaki kentsel kayıp önemli” dedi.

Son restorasyonda çok güzel bezemelerin ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Ahunbay,” Çok değerli bir varlığımız var. İyi bakmamız gereken bir miras. Çevresinde uygun olmayan tabelalar var. Bunların ayıklanması, Selimiye’nin daha iyi sunumunu sağlayacaktır. Ayağa kaldırılması düşüncesini yeni duyuyorum. Bir arkeolojik kalıntı var orada. Yerini koruması daha doğru olacaktır. Tarih bir takım şeyleri yıkmış. Ama şuanda başka bir durumla karşı karşıyayız.  Bizim sadece Selimiye camini değil, çevredeki yapıları da tüm kenti koruma altına almamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

Reklam

  • EDİRNE KÜLTÜR KOKTU

    EDİRNE KÜLTÜR KOKTUEdirne Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen Edirne 5. Kitap Fuarı 9. gününde birbirinden değerli yazarlara ev sahipliği yaptı….

  • ÖĞRENCİLER, KİTABI VE KİTAP FUARINI ANLATTI

    ÖĞRENCİLER, KİTABI VE KİTAP FUARINI ANLATTI

  •  HAFTA SONU 41 YAZAR KİTAP FUARINDA

    HAFTA SONU 41 YAZAR KİTAP FUARINDAEdirne Belediye Başkanlığı tarafından bu yıl 5’incisi düzenlenen ve fuar boyunca 46 seçkin yayınevinin stant açtığı Edirne Kitap…

    • İTFAİYEDEN KEDİ KURTARMA OPERASYONU

      İTFAİYEDEN KEDİ KURTARMA OPERASYONU

      Edirne’de ağaçta mahsur kalan kedi Edirne Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekiplerinin başarılı çalışması…

    • GEÇMİŞ OLSUN

      GEÇMİŞ OLSUN

      Edirne şehir merkezine içme suyu sağlamak üzere, Edirne İçme Suyu Kayalıköy Barajı Projesi kapsamında,…

Hilvan Belediyesi" Her Zaman Sizinle ve Sİzler İçin Varız"

Hilvan Belediyesi Cadde Ve Sokakları Yıkadı

Aşırı kirlenen ana cadde ve sokakların yıkanması için Hilvan belediyesi temizlik işleri müdürlüğü ekipleri yıkama çalışması başlattı .Hilvan’ın temiz bir ortama kavuşması için her türlü imkanı seferber eden Hilvan Belediye başkanı Aslan Ali Bayık cadde ve sokakların temizliğine oldukça önem veriyor.Temizlik işleri müdürlüğünden bilgi alan ve Hilvan’ın güzel ve temiz bir ortama kavuşması için talimat veren başkan Aslan Ali Bayık Çalışmaların hız Kesmeden devam etmesini istedi.
konu hakkında önemli açıklamalarda bulunan Hilvan Belediye Başkanı Aslan Ali Bayık tüm cadde ve sokaklarımızda yol yıkama çalışması yapılıyor.Vatandaşlarımızın toz ve topraktan olumsuz şekilde etkilenmemesi için çalışmalarımızı gece gündüz demeden devam ediyoruz.Hilvan Belediyesi Cadde Ve Sokakları Yıkadı İhtiyaç duyulan bütün mahallelerde yıkama çalışması yapılacak bu süreçte çalışmalarımızı anlayışla karşılayan esnaflarımıza ve halkımıza teşekkürlerimi sunuyorum belediyemiz temizlik işleri ekipleri cadde ,sokak ve mahalle ayırmaksızın çalışmalarına devam edecek açıklamasında bulundu.


Aslan Ali BAYIK 

1961 Yılında Hilvan’ın Kepirhisar Köyü’nde doğdu. İlkokulu doğduğu köy olan Kepirhisar’da okuduktan sonra orta ve lise öğrenimini Şanlıurfa’da tamamladı. 1984 ile 1988 yılları arasında Hilvan Belediyesinde memurluk hayatına başlayan Aslan Ali Bayık, su işlerinden sorumlu olarak görev yaptı.

Belediyecilik hayatına 1988 yılında Hilvan Belediyesinde başlayan Bayık, ardından Şanlıurfa Belediyesine geçerek çeşitli birimlerde idareci olarak çalışma hayatını sürdürdü.

25 yıl boyunca belediyecilik yapan Bayık, aynı zamanda eğitim hayatını da devam ettirerek Harran Üniversitesi İklimlendirme Programından mezun oldu. 

Edindiği belediyecilik tecrübelerini hayata geçirmek ve ilçesine hizmet etmek amacıyla 2004 yılında siyasete atıldı. AK Parti’den belediye başkan adayı oldu ancak çok az bir farkla seçimi kaybetti.

Halk ile iç içe ve bütünleşerek yaşamına devam eden Bayık, çıktığı siyaset yolundan yılmayarak 2009 seçimlerinde yeniden aday oldu. Saadet Partisi’nden girdiği seçimi kazanan Aslan Ali Bayık, “Hilvan Sevdalısı” sloganıyla girdiği hizmet yolunda birçok ilke imza atarak Hilvan’a yenilikçi bir belediyecilik anlayışını getirdi.

Bayık, ilçesine en iyi şekilde hizmet vermek ve hayalindeki projeleri daha erken hayata geçirmek için 28 Aralık 2010 tarihinde AK Partiye geçiş yaptı. 

Belediye başkanlığı yaptığı birinci dönemde Hilvan’ın en büyük sorunlarını gidererek geleceğe yönelik kalıcı çalışmalara imza attı. Başkanlığının ikinci döneminde de başlattığı projeleri devam ettiren Bayık, halen Hilvan Belediye Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.

Gerek aile içinde, gerek çalışma ortamında ve gerekse de halk içinde mütevazi kişiliğiyle bilinen Aslan Ali Bayık evli ve 6 çocuk babasıdır.

Belediye Meclis Üyeleri

Edirne Belediye Meclisi’nin Eylül Ayı Toplantısı gerçekleşti

Edirne Belediye Meclisi’nin Eylül Ayı Olağan Toplantısı, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın başkanlığında gerçekleştirildi.

Belediye Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda 3’ü gündem dışı olmak üzere toplamda 14 madde görüşüldü.

Tüm İslam Alemi’nin ve Belediye Meclis Üyeleri’nin geçmiş Kurban Bayramını kutlayan Gürkan, “ Bu kurban Bayramı’nda ülke genelinde yaşanan kazalarda 122 vatandaşımız hayatını kaybetti. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yine Hakkari’de bir şehidimiz vardı. Hain teröristler tarafından şehit edildi. Şehidimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Türk Milleti’ne de başsağlığı diliyorum” dedi.

Bir önceki toplantıya ait tutanakların okunmasıyla başlanan toplantıda 10-14 Ağustos 2017 tarihleri arasında Antalya’da 78 ilden 2 bin 866 sporcunun katılımıyla Türkiye Tekvando Şampiyonası’nda Türkiye Şampiyonu olana Edirne Belediyesi’nin sporcusu Irmak Çetin ile Türkiye Üçüncüsü olan Güneş Takas’ın ödüllendirilmesi kararı görüşüldü. Sporcuları tebrik eden Başkan Gürkan, “Ayrıca kentimizin en önemli değerlerinden biri olan Trakya Birlik’in sporcusu Yasemin Adar, Dünya Şampiyonu olarak, ilk kadın güreşçimiz olarak tarihteki yerini aldı. Trakya Birlik’in yönetimini, Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen’i ve çalışanları tebrik ediyorum. Dünya Şampiyonumuza bir beşibiryerde verelim. Ve öneriyi maddeye ekleyelim”dedi. Madde, oy birliğiyle kabul edildi.

İmar Komisyonu’na havale edilen ve planların görüşüleceği 11. Madde öncesinde AK Parti Meclis Üyesi Turgut Terzi ve MHP Meclis Üyesi Ahmet Karagülle söz alarak, Edirne’nin önünün açılması için ‘evet’ oyu kullanacaklarını söyledi.

Daha sonra söz alan Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, onaylanacak planlar ve basında çıkan haberler hakkında açıklama yaptı.

Özellikle Kavgaz Bölgesi’ndeki imar planlarıyla ilgili konuşan Gürkan, “Kavgaz bölgesindeki imar planı ile ilgili birkaç bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Bugüne kadar aldığımız bütün kararlarda; yasa gereği ilk olarak plancılar çalışıyor, meclise geliyor, meclis kabul ediyor ve bir ay boyunca askıda kalıyor. Askı süresince itirazlar varsa itirazlar alınıyor. , İmar Komisyonunca itirazlar tekrar değerleniyor. Tekrar meclise geliyor ve meclis karar alıyor. İmar olayında hiçbir zaman; zaten yasalar gereği kimsenin bir şey saklaması mümkün değil. Bizden önceki yönetimlerde de, başka belediyelerde de bu durum bu şekilde. İmarla ilgili ne karar alırsanız alın; bir ay boyunca askıda kalmalı. İtirazları tekrar değerlendirip, mecliste karar almalısınız. Böyle bir süreçte neyi ve nasıl gizleyeceksiniz” dedi.

Göreve başladıklarında söz konusu planın askıda olduğunu ifade eden Gürkan, “Tabi, askı sürecini durdurduk ve inceledik. Kentlerin güncel ihtiyaçları, ileriye dönük projeksiyonları, kentlerin yeni talepleri anlamında bir değerlendirme yaptık ve bir takım değişikliklere gittik. Bu yeni bir plan değil 2013 yıllarında hazırlanmış bir plan. 3 tane değişiklik oldu. Şahısların kırpık hisselerini bir araya getirerek, sağlık tesisinde değişiklik yaptık. 66 dönümlük bir eğitim alanı vardı. Onu değiştirdik. 27 yıl eğitim sektöründe çalıştım. Her kademesinde görev aldım. 66 dönümü hiç kimse kamulaştırmaz. Bu kadar kamulaştırmayı hiçbir kurum yatırmamıştır. Benim talimatımla 66 dönümlük eğitim kampüs alanını 5’e böldüler. 5 ayrı yere eğitim kampüsü yapılabilecek. Yeşil alanla ilgili bir değişiklik yapıldı. Yeşil alanlar dağınıktı. Yeşil alanların bir araya toplanmasını istedim. 130 bin metrekare bir yeşil alanı bir araya topladık. Buraya kent park yapacağız. Trakya’da böylesine büyük bir kent park yok. İçerisinde yürüme alanları, havuzları, kafeleri olacak” ifadelerine yer verdi.

Planla ilgili 6 itiraz dilekçesi verildiğini anlatan Gürkan, “3 tanesi dava açtı. Yürütme durdurma kararı alındı. Hiç birinde planla ilgili olumsuz bir şey yok. 25 binlik planın çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanması gerekir dediler. Bu planı geçtiğimiz yıl kabul ettik, askıya çıkardık, bütün süreçler bitti. Tapulama işlemleri bitti. Ruhsat aşamasına geldik. 7 ay sonra ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onaylaması gerekir, ruhsat vermeyin’ diye bir yazı geldi. Oysa kanun 15 gün içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bildirilir. Biz bildirdik. Neden 7 ay sonra itiraz geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bayramdan önce planlarımızı onayladı. Şimdi bizin onaylayacağımız 5 bin ve binlik planlar aslında bizim bir yıl önce onayladığımız planlar. Yeni bir şey yapmıyoruz. 2016 Nisanı’nda 25 binliğe bağlı 5 binlik ve binlik planları; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı daha önce yaptığımız 25 binlik planı aynen onayladığı için bizde geçen yılki 5 binlik ve binlik planları; plana uygunluk açısından tekrar onaylıyoruz, yoksa bir değişikli söz konusu değil. Planın iptal olduğu falan yok” dedi.

Edirne doğuya doğru gelişen ve otomobil kullanan sayısının çok olduğu bir şehir olduğunu anlatan Gürkan, “Belediyeye ait arazileri böldürdüm. 2 tane 4 dönümlük alanı belediye adına benzinlik olarak koydurdum. 2 tane benzinliği konut arsası olarak satsaydım; ikisini de 12 trilyon TL’ye satabilirdim. 2 benzinliğin değeri 12 milyondan kat ve kat çok olur. Ben isteseydim 2 benzinliği herhangi bir vatandaşın arsasına koyardım; farkında bile olmadı kimse, kanunu bir işlem üstelik ama ben Edirne Belediyesi’ne kasasına girsin istedim. Kötümü yaptım. Edirne Belediyesi adına 2 tane benzinlik koyarak, yanlış yaptıysam adalet gelsin hesap sorsun” diye konuştu.

Edirne Belediyesi Eylül Ayı Olağan Toplantısı’nda görüşülen gündem maddeleri için tıklayın

Reklam

BELEDİYE MECLİSİ’NİN EYLÜL AYI TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

EDİRNE BELEDİYE BAŞKANLIĞINDAN 5393 sayılı Belediye Kanununun 20 ve 21 nci maddesi hükümlerine uyularak Belediye Meclisinin 05.09.2017 Salı günü saat 15:00’te Belediye Meclis Salonunda yapacağı Eylül ayı toplantısına ait gündem aşağıya çıkarılmıştır. Anılan gün ve saatte Meclis Üyelerinin toplantıda hazır bulunmaları ilan olunur. Gündem : 1- Bir önceki toplantıya ait 01.08.2017 tarihli tutanak. 2- Belediye Meclisinin 01.08.2017 tarih ve 2017/140 sayılı kararının tashih edilmesi ile ilgili Yazı İşleri Müdürlüğünün 10.08.2017 tarih ve E.211024 sayılı yazısı. 3- Belediyemiz Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 2017 Mali Yılı Bütçesi T-1 Cetvelinde yer alan “Çift Kabinli Pikap alımı” ibaresinin yerine “Yol Çizgi Kamyonu alımı” ile değiştirilmesi ile ilgili Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 15.08.2017 tarih ve E.212351 sayılı yazısı. 4- Ulaşım Komisyonunca alınan 11.08.2017 tarih ve 2017/04 sayılı Ulaşım Komisyon kararı ile Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 11.08.2017 tarih ve E.211332 sayılı yazısı. 5- Plan ve Bütçe Komisyonunca alınan 16.08.2017 tarihli Plan ve Bütçe Komisyon Kararı ile Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 18.08.2017 tarih ve E.213269 sayılı yazısı. 6- İçkili Yerler Bölgesi ile ilgili Zabıta Müdürlüğünün 18.08.2017 tarih ve E.213361 sayılı yazısı. 7- Minikler Türkiye Taekwondo Şampiyonasında dereceye giren Belediyemiz Sporcularına ödül verilmesi ile ilgili Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünün 17.08.2017 tarih ve E.213141 sayılı yazısı. 8- Arsa satışları ile ilgili Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün 23.08.2017 tarih ve E.214767 sayılı yazısı. 9- Havsa Belediye Başkanlığınca düzenlenecek olan 17. Tarım Aletleri ve Hayvancılık Festivali kapsamında; 09 Eylül 2017 tarihinde yapılacak konsere Belediyemizce katkı yapılması talepleri ile ilgili Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünün 25.08.2017 tarih ve E.215432 sayılı yazısı. 10- Uzunköprü Belediye Başkanlığınca düzenlenecek olan 2. Kültür Sanat ve Tarım Festivali kapsamında; 14 Eylül 2017 tarihinde yapılacak konsere Belediyemizce katkı yapılması talepleri ile ilgili Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünün 25.08.2017 tarih ve E.215488 sayılı yazısı. 11- İmar komisyonuna havale edilen konular ile ilgili olarak imar komisyonunca alınan 25.08.2017 tarih ve 2017/63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71 sayılı imar komisyon kararları ile İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 25.08.2017 tarih ve E.215743 sayılı yazısı

Yazdan Kalma Bir yazı

YAZDAN KALMA BİR YAZI

( 1 )

Ama yaz, ve hani derler ya,
“yazdan kalma” diye, onlar da olmayacak-
artık hiçbir şey gelmeyecek.

(Ingeborg Bachmann)

Enis Batur, Oktay Rifat’ın yolculuk kitapları üzerine düşüncelerini aktardığı bir yazısına da yer veriyor kitabında. Burada “Üç günlük geziyle bir yazar bir yeri,  bir memleketi tanımaz.  Kendine göre bir sonuçlara varır.  Hep genel konularda dolaşır durur.” diyormuş Oktay Rifat. (Oktay Rifat’a Doğru, Sel Yayıncılık,  2014, s. 112)

Geçen yaz yaşadıklarımı ben de sezon sonundan alarak aktarayım size.  Ancak bendeki gözlemler üç günlük değil bir ömürlük sayılır.

“Bir sahil kentinde limana bağlı teknelerin ağırlığını ‘küçükler’ oluşturuyorsa, orada insanlık sürüyor demektir.” demişti Nazım Alpman bir köşe yazısında (18 Ağustos 2008, Birgün)

Kumla’da Gemlik-Küçükkumla-Mudanya arası işleyen bir İDO vapuru var. Gemlik ve Armutlu’dan İstanbul’a giden bir de hızlı feribot. Büyüklerden her ikiside. Sahilin sessizliğini onlar bozuyorlar. Ama niye yalan söyleyeyim boğaz vapuru her uğradığında onu gördükçe mutlu oluyorum.

Sahili düzenli dolaşan iki de gezi motoru var. Mehtap turlarıyla ünlü İzzet Kaptan ve Behçet Kaptan. Ama o eski, nostaljik tadı yok tekne turlarının da. Sahiller sitelerle boydan boya apartmanlarla çevrilmiş çünkü.   Mavinin yanına yakışan o yemyeşil kıyıları, zeytinlikleri, çamlıkları, çınar gölgelerini arıyorsunuz.

İzzet Kaptan emekli olmuş,  yolculuklara yakışan mehtap turlarının adını belediye “mavi tur” koymuş. Behçet Kaptan başka. Gemlik’te banklarda oturmuş kitabımı okuyorken Behçet Kaptan’ın  küçük sevimli teknesi anonslar yapıyordu. Saat 15:00’da; “Gemlik-Küçükkumla Turu”. Benim için iyi bir fırsat. Hem böylece yıllar yıllar sonra Gemlik-Manastır-Küçükkumla sahillerinin son durumunu denizden de görebilecektim.

Ve motorlarda çalan müzikler, benim küçüklüğümde Modern Talking ile Nurtaç Düzgit/Grup Turbo kasetleri falan çalınırdı. O yıl hangisi moda ise… Denizi yaran küçük tekne yaz sezonu boyunca aşina olduğum şarkıyı dinletiyor yine:

Dön hadi artık dünyaya

Aç gözünü zaman dar

Vazgeç artık eh be yavrum

Bunun sonu çok zarar

Eller ne dese inanmadın

Yürek yandı aldırmadın

Vuruldu kaç kere yüze

Sevmiyor dediler duymadın

Her yer de okyanus sen boğuldun derede

Zamanla unutulur hani aklın nerede

Saatin mi bozuldu niye kaldın geçmişte

Al bir zaman bir de akıl bu da benden sana hediye

(Derya Uluğ/Okyanus)

Kıyıdaki değişimi daha iyi görebilmek için sancak tarafında yerimi aldım ve küpeşteye de hafiften yaslandım. Cep telefonu elimde kamerası alesta. Anımsadığım her yeri tek tek çekeceğim.  Gemlik Körfezinin sol tarafı kıyı boyunca serbest liman bölgesi (Gemport).  Sağ taraf çay bahçesi ile ünlü Manastır mevkii. Adını eski zamanların keşişler bölgesi olmasından alıyor. En tepeye kadar yazlıklarla dolmuş.

Manastır da 1984’e kadar şirin ve boş bir sayfiye yeriydi. Bu tarihten sonra heyelan tehlikesine ve Bayındırlık Bölge Müdürlüğü Afet İşlerinin raporlarıyla tescil edilmesine rağmen… Uğur, Huzur ve Küçük adlı apartmanlar da yıktırılmıştı…

Halbuki ne kadar güzeldi. Küçükken sık sık gelirdik buraya. Gemlik’ten kalkan küçücük motorların yanaştığı ahşap şirin bir iskelesi vardı. Yamaçtan incecik ama çok soğuk ipil ipil bir pınar akardı. Hani karpuz çatlatan dedikleri cinsten. Günübirlikçiler o pınarın çevresinde toplanırlardı. Pınar suyunda adeta buz kesen bostanlar yaz ortasının pikniğine serin lezzetler katardı. Arada da keşişlerden arta kalan kalıntılar üzerinde kurulan çay bahçesinden mesireciler ihtiyaçlarını karşılarlardı. Apartmanlar arasında sıkışıp kalmış bu yerin şimdiki adı da “Saklı Bahçe”olmuş.

Deniz güzel miydi değildi belki çakıl taşlık maşlıktı falan ama bizlere yetiyordu. Henüz bozulmamış zeytinlikler, işgal edilmemiş kıyılar…

Manastır’dan sonraki rota Küçükkumla sahili. Sahile adını veren kıyıdan köy 3 km içeride.

İnsan bir yerde uzun zaman kalınca bazı şeyler değerini mi yitiriyor ne? Galiba beklentiler karşılıksız kalıyor ve bazı şeyler de gizemini yitiriyor. Bir zamanların zeytinliklerle kaplı Küçükkumla’sının betonlaşan şantiye halindeki görünümü bende bu duyguyu yaratmıştı. Binerken 10 liralık bileti kesen lostromonun yanında duran Kaptan’a “Ben Küçükkumla’da kalacağım” demiştim. Sezon sonu olduğundan fazla müşteri de yoktu çünkü…

İndikten sonra büyük hayal kırıklığıyla eve doğru yol alıyorum…

Hatırlıyor musun

Nasıl sapsarı 

Katırtırnakları açar

deniz kıyılarında

(Sappho)

Karşı yaka, körfezdeki yerleşimlerden, körfezin çıkış noktalarından biri de Mudanya’dır…

Peki Mudanya farklı mı?

Mudanya hem mütareke binası hem de poyraz rüzgarıyla meşhur. Son yıllarda ilçe kıyılarını işgal eden yüksek apartmanlar poyrazı kestiğinden  mi nedir eski Mudanya müdavimlerinin  şikayetlerine neden olmuyor değil. Poyraz aslında Yunanca Boreas’tan geliyor. Poyraz’ın hikayesini bilir misiniz? Halikarnas Balıkçısı “Anadolu Efsaneleri” adlı kitabında aktarıyor.  Pan bir periye (Prtys) aşık oluyor. Onu kaçırmak isteyince peri çama dönüşüyor. Çamlar işte bu perinin ruhunu simgelediğinden her poyraz estiğinde inliyorlardı.  Flüt çalıp dolaşan Pan  çobanların tanrısıdır. Satirler  keçi ayaklıdır. O da bir satirdir. Pan hedonizmi yani dünya zevklerine düşkünlüğü simgelemektedir.  Panik yani çığlık sözü de ondan gelmektedir.

Kumyaka ve Trilye Mudanya kadar ünlü iki şirin Rum köyü. Buradaki kiliselerin de tarihi açıdan önemi çok yüksek. Bahar ayıyla beraber Kumyaka ile Trilye arasındaki asfalt yol kenarlarına katırtırnakları ile laden çiçekleri eşlik ediyor. Akdeniz iklimi öyle bir iklim ki çakır dikeni ile katır tırnağı yan yana. Katırtırnaklarından sözaçınca da aklıma Kumyaka geliyor…

Kumyaka’lı ablayla tesadüfen karşılaşmıştık Bursa’da bir yerde. Bir arkadaşımla Körfez’deki kıyıların betonlaştığından  dem vuruyorduk.  Meğerse o da kulak misafiri olmuş.  Mudanya’dan da söz açıldığında söze giriveriyor: “Mudanyamız güzeldir.”

Mudanya’da oturduğunu fakat  Kumyaka’lı olduğunu söylüyor. Kumyaka-Trilye arasında yaptığımız bir yürüyüşte asfalt yol boyunda  tüneyen çok büyük bir yılanla karşılaştığımızı söylemiştim. Cevabı hazırdı ona da: “Sen fırsatı kaçırmışsın yılan para demektir.”  Ne yapaydım yani eve mi götüreydim yılanı diye söylendim, hayret o ise köyde doğduğu halde hiç yılan görmemiş. Mezarlığa geldiklerinden falan söz açıp gitti…

Yılan, tahminim bir bozyörük (hazer) yılanıydı… Tehlikesiz hatta yararlı bir hayvandır ama çok iri ve ürkütücü bir hayvandı. O ise benim bedenimden ürkerek fırlayıp kaçmıştı. Zaten Türkiye’de yaşayan 54 tür yılandan sadece 13 türün zehirli, 3 türün yarı zehirli, 38 türün ise zehirsiz olduğu bilinir.

Denize yakın yaşamanız balıklar ya da deniz kuşlarına yakın olmakla beraber karayla ilintili canlılardan uzak olacağınız anlamına gelmez. Bir yol boyunda iri bir yılana rastlayabileceğiniz gibi bir çadır kampındaki baraka veya  ağaçlar arasında da yaşamını sürdüren yırtıcı hayvanlara  rastlayabilirdiniz. Hepsi de sonuçta bir insandan ürküp kaçarlar.  Kurşunlu’da mesela gelincik (kakım) görürdüm. Ancak bazı hayvanlar hakkında insanların önyargıları vardır. Gelincik ve yılan hakkında anlatılanlardan bir tanesi ise ibret verici:

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan önce ölen ve yalnız yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması için ormanda yaralı bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan gibi olmasa da gelincik biraz uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna da bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincik ile bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner.  Gelinciğin kanlı ağzını görür. Çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Odada beşiğin içindeki bebeğini ve yanında duran parçalanmış bir yılanı görür…

Kraliçe Viktorya döneminin de bir simgesi haline gelen bu korkusuz ve cesur hayvanın kürkü  bir şal gibi  boynunu da süslermiş…

Yılan görmek paraya tabirse ya yunus balığı neyin alametiydi. Kumla’da geçen yaz  iki kez canlı canlı yunusları gördüm.  İlkinde Büyükkumla’da denizden iki defa fırlayıp kaybolmuşlardı. Yanımdaki bir genç kitap okuduğum bankta bana bakıp “Sen de gördün mü?” diye sormuştu.  Ben daha önce yunusların körfezde sadece heykellerini görürdüm, Gemlik’te, Mudanya’da, Güzelyalı’da ve Küçükkumla’da…

Diğerini ise Küçükkumla iskelesindeki oltacılar göstermişti.  O daha açıkta yüzüyordu çünkü.  Balıkçılardan niye bu kadar seyrek göründüklerini sorduğumda  aslında açık denizlerde yaşadıklarını  fakat sardalya sürülerinin peşine takılarak kıyıya kadar sokulduklarını öğrenmiştim. B.Kumla’dakiler çok daha yakında görünmüşlerdi. Zaten bir dip balığı değil zargana, sardalya, palamut, hamsi, istavrit, uskumru, kılıç gibi su yüzeyine yakın yaşayan hava balıklarıydı bunlar.

Yukarıda çamlar, meşeler,  ardıçlar,

Ve çoğu unutulmuş ağıl yerleri

Önlerinde, susuz, sessiz bahçeleriyle

Taştan, tuğladan evler

Sade, sımsıcak köy evleri

Aşağıda dar uzun çayırlar

Ve yol boylarında

İncecik ve yalnız kızlar gibi

Yaban gülleri

(Ferit Durmuş)

Ferit Durmuş 1954 Ankara Örencik doğumlu.  İnsan sevgisiyle dolu doğuştan şair. Bursa’da yaşıyor. “Geçip Giderken” ilk şiir kitabı. Her dizesi sevgi, özlem ve doğa sevgisi içeren şiirler yüklü. İnsana ve doğaya olan yakın duyarlılığı kadar toplumsal sorunlara da duyarlı. Bunu yakından bilenlerden biriyim. Neden mi? Çocukluğumdan tanışız çünkü.

Geçtiğimiz günlerde yaptığımız kısa bir telefon görüşmesinde bana Kurşunlu’dan çocukluk günlerimden kalan aramızdaki konuşmayı anımsattı. Taştan kumdan kale yapıyormuşuz.  Ona, “Her taşın bir öyküsü vardır” dediğimi anımsattı. Bir güzel insana ne de güzel söylemişim. Unutmamış…

O yıllar kumdan kaleler kurardık, kumsaldaki taşlarla ördüğümüz minik iskelelerimiz de olurdu. Ben çocuktum o ise genç bir şair…

Narlı’da bir çocuk babasına suda yüzen yavru kefal (ilarya ya da liza) sürülerini gösteriyor heyecanla. Adam çocuğa “Deniz böyle temiz olursa balık da çok olur bak” diye öğüt veriyor. Karacaali köyü kahvesinde çardak altına toplanmış ihtiyarlar da kendi aralarında tartışıyor. Masa üzerindeki bir kafesin içine 2 kumru konmuş. Biri kuşlara bakıp konuşuyorken, beriki “Bu kuşlar aslında kafeste yaşar” diyor. Belli ki kafesin sahibi o, kuşları kafesleyen de galiba o. Ama kuşlar öyle mi? Kuşlar doğaya ait tıpkı denizdeki balıklar gibi…

“Bir hayvan bütün  işinin yaşamak olduğunu düşünür; insan ise yaşamı  bir şeyler yapmak için  bir olanak olarak görür.” der Aleksandr Herzen  (Suçlu Kim? Yordam Kitap,  1.Baskı, 2016, s. 28) Hayvanların insanları şüpheye düşürecek  yetenekleri de var halbuki bilhassa yuvalar kurma konusunda. Bu tür belgesellerden  birisinde bu muazzam yuvalara şahit olmuştum.  Bir erkek kirpi balığının eşini cezbetmek için kumdan yaptığı  yuva insanı hayrete düşürüyor. Hele ki bu yuvalara gösterdikleri ihtimam yanında evlerimiz bizim kumdan kalelerimiz kadar ilkel kalıyorlardı. Ya binbir sabır ve meşakkatle kunduzların inşa ettikleri o  muhteşem barajlar, yer altına kentler kuran karıncalar, kuleler diken termit yuvaları. Onlara kim söz söyleyebilir ki.

 “Mekanın Poetikası”  ise Gaston Bachelard’ın bir başyapıtı.  “Bu kitapta inceleme alanımızın iyice belirlenmiş olması, bizim için çok elverişli bir durumdur. Gerçekten de çok basit hayalleri, mutlu mekanın hayallerini incelemek istiyoruz.  Soruşturmalarımıza, bu yönelim çerçevesinde, yer-severlik (to pophilie) adı verilebilir.” diyordu Bachelard. (İthaki Yayınları, 2013, s. 27-28)

“Her hayvanın kendi yuvasını yaparken gösterdiği ustalık ve özen  o hayvana öylesine uygundur ki,  daha iyisini becerebilecek  başka bir varlık yoktur. Bu da onu tüm duvarcılardan, marangozlardan ve yapı ustalarından daha yetkin kılar;  çünkü şimdiye kadar hiçbir insan kendisi ve yavruları için,  o küçücük hayvanların yaptığı ölçüde yetkin bir yapı ortaya koymamıştır,  öyle ki bu konuda  şöyle bir atasözü bile vardır: insanlar  her şeyi yapmayı becerir, kuş yuvasından başka.”  (a.g.e., s. 125)

Örneğin, sosyal dokumacı kuşlarının (philetarius socius)  yuva ve paylaşım konusundaki dayanışmaları insanlara parmak ısırtacak seviyededir.  Vogelkop çardak kuşları ise   dişisine yaptığı   kur ve  yuva süslemesiyle  insan hemcinslerine taş çıkartır.

“Ama içi boş bir kabuk, tıpkı boş bir kuş yuvası gibi, sığınma üstüne kurulan düşleri çağırır. Doğa, bizi şaşırtmak için çok basit bir yol kullanır: yaptığı şeyi kocaman yapmak.” (Bachelard, a.g.e., s. 141-157)   Dev istiridye (tridacna gigas) 14 libre (7 kg) lık bir yumuşakça olmasına rağmen  kabuklarının ise her biri  250-300 kg gelir ve boyları 1-1,5 metre arasındadır. Çin’deki zengin mandarinlerin bu hayvanın tek bir kabuğundan yapılmış banyoları bile vardır…

Benim deniz canlılarıyla yaşadığım ilk heyecan çocukluk yıllarıma rastlar. O vakitler zeytinlikler çadır yeri olarak kiraya verilirdi. Şimdi adı Gemlik’le anılan Kurşunlu’da birkaç yaz geçirmiştik. Lodoslu bir günde kıyıya vurmak üzere olan  iki küçük zargana balığını   deniz suyuyla doldurduğum bir leğene koymuş, elimle yakaladığım yavru balıkları ertesi gün denize bırakmıştım. “Her Gün Yaşamak” adlı minik öykümde anlatmıştım bunu.

Bundan başka birçok kıyı balıklarını da yine Kurşunlu’da tanıdım. Kaya balıklarını, dikenli izmaritleri, isparileri.  Büyükkumla’ya ziyaretlerimizden birinde daha yakından tanıştım horozbinalarla. Bu küçük ama yapışkan balıklar da kıyıya yakın ve yosunlarla kayalar arasında yaşıyorlardı. Bir taşın altından bir yosunun arasından çıkıveriyor ama elinizden kayıveriyorlardı. Avucumun içinde misafir etmiştim kazara onları da…

İnsanlar ne diye bu kadar özensiz, gelişigüzel ve umursamazcasına konutlar yapar ki…

( 2 )

“Jan Hendrik van den Berg şöyle yazar: Şairler ve ressamlar doğuştan fenomenologtur.  Hayalgücü, sergilediği capcanlı eylemlerle bizi geçmişten de gerçeklikten de  koparıp alır. Kapılarını geleceğe açar. Hayal etmeden nasıl öngörebiliriz ki?” diyor aynı kitapta Gaston Bachelard (s. 20-27)

Hiçbir zaman Fransa’yı terk etmemiş veya bir vahşi orman görmemiş olmasına rağmen, en ünlü resimleri vahşi orman resimleridir  Henri Rousseau’nun. Şöyle dermiş: “Seralara girip egzotik diyarların yabancı bitkilerini gördüğümde, sanki bir rüyaya girmiş gibi oluyorum.” Lise yıllarında ders kitaplarımı tablo imitasyonlarından kaplamaktan hoşlanırdım. Defter kapaklarımdan bir tanesi de Henri Rousseau’nun 1910 yılında yaptığı Negro Attacked” (Jaguar saldırısı) tablosu idi.

Ya zakkumlar. Mis kokularıyla rengarenkler. Pembe hayaller gibi. Geçen yıl yaya yolunu yapınca kaybolup gitmiş zakkumlar da. Şu Küçükkumla’ya da keşke bir ressam eli deyse diyorum.

Ancak bugün (Mehmet Aksoy heykeli örneği) ülkede egemen olan sanat anlayışıyla geleceğe bakışın ipuçları veriliyor aslında. Küçükkumla’ya da yansıyor bir şekilde. Yazları yaşamaya başladığım bu beldenin hemen girişinde Tankut Öktem’in de bir heykel atölyesi bulunur. Ölümünden sonra kızı Oylum Öktem İşözen atölyeyi yürütüyor. Küçükkumla’ya girişinizde  sizi ilk karşılayan bu heykeller olur. Heykellerden birisi de Zeki Müren’in heykelidir (aynı heykelden şimdi Bodrum’daki evinin bahçesinde de vardır bir tane)… Atatürk’ün, İnönü’nün heykelleri ve daha birçok heykel bulunur. Oylum Öktem İşözen atölyenin başına gelenleri heykellere saldıranları üzülerek anlatır…

 “Bir kasabada günlerce kalırsınız. Belediye parkında oturmaktan, derenin kenarındaki gazinoda gazoz içmekten, belediye meydanındaki çok katlı iki üç binayı görmekten içinize sıkıntı çöker.  Tozlu yollarda geçen şehirlerarası otobüsler bile bir yenilik getirmeye başlar size.” (Oğuz Atay, Tutunamayanlar, 61. Baskı, s. 574)

Küçükkumla’daki akşam yürüyüşleri de meşhur.  Sıkılan kendini sahile atıyor. Akşam saatlerini iple çekenler de vardır. Kim bilir? Sahil yolu yer yer çay bahçeleri, çay ocakları, lokanta ve balıkçı dükkanlarıyla vs. kaplı ama en çok da butiklerle dolu. Buna ek birçok süpermarket ve küçük bir de “Halk Pazarı” var. Alışveriş 20:00 gibi canlanıyor…

Yıllar önceki 25 Ocak 2005 tarihli gazeteden bir haber başlığı: “Marmaris’te kitapçıdan eser yok. Butikler her yeri işgal etti.” Marmaris Belediyesi’nin yaptığı bir işyeri taramasında hiç kitapçı olmadığı saptanmış. Bar ve cafeler,  konaklama tesislerinin ve restoranların yoğunlukta olduğu ve toplam 3 bin işyeri bulunan  Marmaris’te bir tek kitapçının olmaması hayli ilginç değil mi?

Aynı yılın sonundaki  başka bir haber ise (8 Aralık 2005) vak’aya ışık tutar nitelikte: “Bu ormanı yok edip golf sahası yapacaklar.” Antalya Manavgat Sorgun çamlığına  golf tesisi yapılmak istenmesine karşın  sivil toplum üyeleri  ormanın yok edilmemesi için karşı olduklarını ifade eden  dosyayı başbakanlığa  göndermişler…

O günden bugüne yıllar geçti, durum ne kadar değişti bilmiyorum. Geçen yaz Küçükkumla’da da daha ilk günlerde benzer hayal kırıklığını yaşamıştım; Kumla’daki yazlığı bana satan emlakçı gence “Burada rahat kitap okuyabileceğim bir mekan var mı?” diye sormuştum. Sadece B.Kumla’daki küçücük bir parkı tarif edebilmişti. Oysa 1-2 kitabevi olmasına ve kitapçıya ilgi de gösterilmesine rağmen parkta başta 1-2  bayan dışında hiç kitap okuyana rastlamamıştım. Gerçeğin   nedenini ancak sezon sonunda anlayabildim. Onu da anlatayım.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu insanların birbirleri üzerinde egemenlik kurmak için elde etmeye çalıştıkları sermayeyi ekonomik (maddi), toplumsal  (sosyal) ve kültürel (eğitim yoluyla kazanılmış) sermaye olmak üzere üç türe ayırmıştı. Kültürel sermaye Bourdieu’ya göre kişinin entelektüel birikimidir. Bourdieu bunların pratikte yansıyan toplamına ise “Simgesel Sermaye” demişti. Tanımladığı başka bir ünlü kavramsa “Simgesel Şiddet”ti. Simgesel şiddet ise varolan düzenin (iktidarın) yeniden üretimi ve devamını sağlamak  için uygulanan fakat fiziksel şiddet içermeyen baskı biçimi…

Birçok kitap okudum geçen yaz o parkta ve aynı banklar üzerinde. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ını, Melih Cevdet Anday’ın “Aylaklar”ını, Demirtaş Ceyhun’un “Entelektüel’den Entel’e”sini, Jean Paul Sartre’ın, “Aydınlar Üzerine”sini, Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ını…

“Herkes bir köşeye oturmuş. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Böyle kaç yer sayabilirsin bu şehirde?” (Oğuz Atay, Tutunamayanlar, 61.Baskı,  s. 539)

“Mikro Faşizm” ya da Mahalle Baskısı, dışlama, zorlama, yaptırım amaçlı toplum içinde kendinden farklı kesimlere uygulanan baskı biçimlerini ifade ederler. Biz Şerif Mardin’in “mahalle baskısı” kavramını tartışmıştık konuşmuştuk hep. 1981’de kullanılmış ilk kez mahalle baskısı kavramı “Türkiye’de Din ve Laiklik” adlı bir makalede… Oysa sıradan ya da mikro faşizm gerçeği de vardı… Sıradan faşizmin tarifini de Tanıl Bora Birikim dergisinde yapmış ilk defa. Bora ise sıradan faşizm kavramı yerine kullanarak günlük ilişkilerde kendini dışa vuran baskı şeklinin en tehlikelisi olduğunu belirtmişti. Bachmann Sorunsalı’na (çekip gitme isteği) da adını veren şair yazar İngeborg Bacchman’ ın üzerinde bilhassa durduğu kavramlardan birisidir  mikro faşizm:

“Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar… ve ben anlatmak istedim ki, savaş ve barış yoktur, hep savaş vardır…”

Daha önce de bir şeyler okumuştum hakkında Malina’nın… Sonra geçen yaz bu parkta romanın tamamını okudum… Yazlıktaki banklar üzerinde ve yanımda o parkın müdavimi olan sevimli bir kedinin eşliğinde. Sıradan faşizmi de bu sözlerle anlatıyordu Bachmann…

Bunlardan bilhassa niye bahsettim. Yukarıda anlatayım demiştim ya. Kumla’da gün içindeki programımın akışı pek değişmezdi.  Sabah kahvaltısından sonra o gün okuyacağım kitabı çantama koyar evden çıkardım. Son durağım B.Kumla Köyü. Genellikle önce köy kahvesinde anıt çınarın yanındaki masalardan birisine oturur çay ve soda içerdim. Oradan da Ali Sevinç Parkı’na geçerdim.  Her gün öğleüstü sıcakları bastırana kadar bu böyle sürer giderdi.  Ta ki motosikletli birkaç gencin yanıma sokulup  motor gürültüsüyle  beni taciz etmesine kadar.  Bu tacizler neyse ki  sezon sonuna denk gelmiş oluyordu. İşte aynı parkta okuduğum Malina da böyle… Buna denk gelmişti. Küçükkumla için adeta seferberlik ilan eden belediyeler demek ki sıra Büyükkumla’ya gelince es geçmişti…

Biraz deniz kenarı biriktirdim,

sessizlik

biraz

rüzgara sözüm var.

(İlhan Berk)

Çadırıyla gelen üniversiteli iki genci de o zaman tanıdım. Şık bir minik çadırın parçalarıyla ufak bir  tatil kaçamağı yapmaya karar vermişler gibiydiler. İki arkadaş ya da iki kafadar. İkisi de çekingendi. Baktım ki bu gençler zor durumda ben de hemen çemirledim ve çadırı kurmalarına yardım ettim. Sonunda çıka çıka bir çenge ortaya çıktı. Yani derme çatma bir çadır.  Burak ile Şafak (ya da bana kendilerini öyle tanıttılar) inanın belki de hayatlarındaki en güzel 2 günlük tatili yaptılar orada. Ertesi gün parka geldiğimde denizde hem sohbet ediyor hem de birbirleriyle şakalaşıyorlardı.

Gençlik öyle bir yazdır ki
Ne yurt ne ev ne oda
Yalnızca gökyüzü
Yeter insana

(Haydar Ergülen)

Kumla’nın en güzel köşelerinden biri Ali Sevinç Parkı’nda oturmuş etrafı seyrederken pikniğe gelmiş çocuklardan biri eline konmuş bir böceği annesine gösteriyor; küçük çocuk avazı çıktığı kadar  “böcek anne bak böcek” diye çığlık atarken   benim de o anda sevinçle  “böcek böcek” diye bağırasım geliyor…doğayı ne kadar seviyorum börtü böceğiyle…  “Hiç böcekten korkulur mu?” diye bağırıyor yaşlı bir adam…

Çocuklar ve yaşlılar… Hele hele ki çocuklar…  Küçükkumla onlara çok daha güzel… Biri bana bir balkondan tükürüp içeri kaçan afacan… Diğeri Annemle Küçükkumla’da dolaşırken belki de ikimizden birinin kafatasını yarıp geçecek 1 kg lık bir dirhemi pencereden sokağa fırlatan cinai bir vak’anın müsebbibi olacaktı yaramaz… Hepsi şaka gibi ama gerçek. Geçen yaz Kumla’da yaşadıklarımız inanın aslında biraz facia, biraz korku filmi gibiydi.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla
.

(Nazım Hikmet)

Gemlik-Narlı arası halk otobüsleri gider gelirler. Gemlik-Küçükkumla arası 8 km. dir Küçükkumla’dan ötesi Narlı arası  da 8 km. Küçükkumla sahili topu topu 1-2 km. Geçen yaz ben de kafama estikçe değişiklik olur diye hepi topu 3-4 kez en fazla 15 km sahilde gidip geldim. 2’si Küçükkumla’dan Narlı’ya yaya olarak.  Yöredeki ünlü dondurmacının Küçükkumla’dan sonraki bir şubesi de Narlı’da. Burada görevli genç bunu öğrenince şaşırıyor. Çünkü yol yürüyüş için müsait değil. Bana kalsa  Gemlik-Armutlu arasını da yürürüm. Tam 35 km. Ne var ki işte yol müsait değil. Küçükkumla ve Narlı sahilini boydan boya kaldırımla kaplatan belediye Küçükkumla-Narlı  arasındaki güzergaha bir yaya yolu yapmayı akıl edememiş!

Gemlik ve Trilye’nin zeytinleri, Karacaali’deki fıstık çamları ve Narlı’ya adını veren Nar yemişi…  Narlı balıkçı barınağı ve deniz feneriyle de dikkat çeken bir balıkçı köyü idi. Şimdi yenilenen o görkemli camii minaresiyle de dikkati celbediyor, reklamı yapılan tesisle de. Peki bu şatafatlar niye? 9 Eylül 2011 tarihli Gemlik Körfez gazetesinde yayınlanan bir haberde yöredeki gazetecilerden Kadri Güler açıklıyor:

“Bu tesisin bulunduğu koyda özel yazlık konutlar var. İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın da burada bir konutu var. Kadir Topbaş’ın orada olması, Oba Sitesi’nin bulunduğu bölgeye hizmetin de gelmesine kolaylık sağlamış. Topbaş’ın Narlı Köyü’ne de büyük yararları dokunmuş. Narlı Köyü’nün iskelesinin yapılması, yeni çeşme, sahil yolunun asfaltlanması Topbaş’ın yüzü suyu hürmetine yapıldığını sanıyorum.”

Tesis denilen Karacaali’deki izci kampının hemen yanındaki bir koyun sosyal tesis adı altında otel yapılıp halka kapatılmasıydı. Yani Bursa Büyükşehir Belediyesinin Narlı’daki tesislerinden bahsediyorum. Günlüğü 80-100 liraya önceden rezerve edilen bir yerden sosyal tesis diye söz etmek mümkün olabilir miydi?

Son yılların en itici sloganlarından biri şu “Cazibe merkezi olacak” sloganı. Özellikle belediyeler çok sık kullanıyor bunu. Bırakın o yer cazibe merkezi olmasın ve doğal kalsın. Sizin cazip dediğiniz şey belki başka biri için öyle değildir;  ya asfalt, ya cam, ya beton ya da demirdir. Gemlik’e bağlı Karacaali’deki  İzcilik Kampı da cafe, restoran ve toplantı salonundan oluşan tatil köyüne dönüştürülüyormuş… Öte yandan büyükşehir belediyesi Bursalıların doğal güzelliklerden, denizden yararlanacağını iddia ederek 55 odalı 150 kişinin konaklayacağı “ayrıcalıklı” bir tatil köyü inşa ediyormuş!

Gemlik ilçesi ile arasında sadece 8 km. lik kısa bir mesafe olmasına rağmen Gemlik ile Kumla’nın ambiyansı çok farklıdır. Gemlik kendi sanayii için bir banliyösü iken Kumla Marmara Bölgesi’nin bir sayfiyesi hatta Ankaralısı, Eskişehirlisi için de bir tatil yeri sayılır.  Kıyılar apartmanlarla çepeçevre çevrilince Kumla’daki  bu yağmadan da kazançlı çıkanlar hanımağa dedikleri olmuş.  Çünkü vakti zamanında erkek kardeşlerine zeytinlikler verilirken kıyılar taşlık, kumlu ve verimsiz diye çeyiz olarak kızlara taksim edilmiş.

Büyükkumla köyü ise deniz kıyısında olmasına rağmen denizle neredeyse iç içe. Ancak köyde günlük yaşam pek değişikliğe uğramamış. Birkaç (esnafa göre yaz 2) aylık yazlıkçı uğrağında alışveriş canlanıyor, esnaf kazanıyor. Köylüler de bu kalabalıktan incir, zeytin ve zeytinyağı gibi yöresel ürünler satarak istifade ediyor. Balık satışını ufak kayıklarıyla sahilin uygun yerlerine yanaşarak bizzat kendileri yapıyor.

( 3 )

Küçükkumla köyü 3 km içeride demiştik. Bütün yaz boyu adını duyduğumuz köylerle balkonumuzdan seyrettiğimiz zirvelere doğru kısa bir tur düzenlemek istiyoruz. İlk durağımız Küçükkumla köyü. Köylüler bizi iyi karşılıyor. Köy kahvesine oturuyoruz.  Çaylarımızı yudumlarken ilk dikkatimizi çeken görmeye asmalar gibi alışık olmadığımız kivi ağacı. Meyveleri de gel beni ye dercesine tepemizden başımıza sarkıyor.

Köyde geleneksel Türk tipi eski evler ve oldukça gösterişli kubbeli eski bir hamam var. Bu yapı bana başka bir Rum köyü olan Özlüce’deki kaderine terk edilmiş kilise’yi anımsatıyor. Bence bu tip yapılar Vakıflar ya da devlet kurumları tarafından sadece onarılmalı tescil edilmeli ve sonra da köylülere teslim edilmelidir. Bir kültür merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledim. Dernek, kooperatif, kahvehane, düğün salonu, okul, derslik, her ne için bir şekilde böylesi tarihi yapılar kullanılmalı ve yaşatılmalıydı. Ben eski evlerin fotoğraflarını çekerken Küçükkumla köyünde tanışıp konuştuğumuz bir köylü dertliydi: “Sahili çok daralttılar” diyordu…

Tatil yörelerinde pek görmeye alışkın olunmayan ancak Kumla’da sezon boyunca sürdürülen bu inşaat çalışmaları bir şeye değdi mi peki? Sahildeki arazileri dönüm dönüm satmaktan öte. Kumsala yayılan şezlong ve çadırları kiraya vermekten başka…  Belediye başka ne yapar?

Plajı satmak veya kiralamak denizi halktan soyutlamaktır. Kumsala yıllar önce oturtulmuş apartmanların alt katlarını adeta dalgalar yalıyor. Birinin bodrum penceresinden içeri göz attığınızda şaşıp kalırsınız. Güneşlenmek için kullanılması gereken kumsal bu binaların bodrum katlarına hapsedilmiş. Hem bu apartmanlarda yaşamak da büyük cesaret…

“Belli mi olur ne zaman değişeceği denizin.”

(Semonides)

Köyden ayrılıyoruz. Zirveyi görebilmek için mümkün oldukça nasıl ki dağdan uzaklaşmak gerekirse “Dağlara çıkmayan uzakları göremez” diyor ya bir Çin atasözü tepelere doğru uzanıyoruz. Tepelere uzanan dolambaçlı yol ise bitmek bilmiyor. Küçükkumla’dan yamaçlara doğru çıkıldıkça soğuğa pek dayanıklı olmayan zeytin ağaçlarının da seyrekleştiğini yerini makilere bıraktıklarını görüyorsunuz. Isı rakım yükseldikçe nispeten düşüyor ve hava birden birkaç derece soğuyor tabi. Zirveye ulaşıyoruz. İnsanlar buralara da el atmış birkaç tesis ve düzlük bir alanda meşelik içinde de bir piknik yeri var. Zirve seyir terası gibi. Aşağılara bakınca  yazlıkçıların  da zeytin ağaçlarının yetişmesine uygun ılıman bölgeleri ne kadar işgal ettiğini görüyorsunuz…

Eski filmlerdeki siyah beyaz fotoğraflardaki Gemlik’in ya da ortaçağdaki adıyla Kios ya da eski adıyla Gemilik’in güzelliğinden eser bırakılmamış. Gemlik’i güzelleştirmek adına betonlaştırmak “Gemlik’e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma” diyen Orhan Veli’ye nazire yaparcasına beton görüntüsü çıkarı vermektir karşınıza… Homeros “sıvı altın” dermiş ya zeytinyağına lime lime kesilmekte o altın damarlarımız… 1971 de çekilen “Ah Bir Zengin Olsam” cıvıl cıvıl renkleriyle  eski evleriyle hayal perdesi gibi. 1962’de Gemlik’te de çekilmiş “Gurbet Yolcuları”nın manzarası eşliğindeki o dokunaklı “Göçmen Kızı” türküsünün sözleri geliveriyor aklıma:

Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda
Elinde bir besli kuzu hem kucağında

Doğru söyle göçmen kızı annen var mıdır
Ne annem var ne babam kalmışım öksüz
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gizli yerde sarayım seni

Telgrafın tellerinden haber var mıdır
Ne haber var ne mektup kalmışım öksüz

Memduh Ün, “Sinemaların üzerindeki büyük afişlere  ‘fener’ denirdi eskiden” diyordu Pınar Tınaz Gürmen’e (Türk Sinema ustalarından Sinema Dersleri,  İnkılab Kitabevi, 2006). İşte ben bu fenerlerden geçerken gördüm. Küçükkumla’da “Cinema Venüs” adında 1 tane sinema var. Başka birine  daha rastlamadım. Olmamasından iyi, küçük ama şirin…

Günümüzde giderek tatil ve dinlenme gibi aktiviteler için geliştirilen sunum (konsept) oteller, kruvaziyer gemiler, butik oteller, tatil köyleri ve benzerleri tatil anlayışlarını farklı konumlara taşıdı. Tatil artık deniz, güneş ve kumsaldan ibaret değil kimine göre. 3e dedikleri eğitim, eğlence ve heyecan gibi işlevler de aranıyor. Hem konfor hem de hizmet bekleniyor.

Rant değeri yüksek (alışveriş ve ticaret merkezlerine, eğitim kültür ve ulaşım olanakları gelişmiş bölgelere yakın)  diye kullanım ömrü dolmadan yıkılan binalar ülke ekonomisine de sosyal ve ekonomik maliyetler yükler. “Demek elli yılda bir evler, kuşaklar ve anılar değişiyor. Yaşamak böylece al baştan mı ediyor? Hayır değişerek sürdürüyor kendisini.” diyordu Melih Cevdet Anday (Aylaklar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1.Basım, s. 202).

Ne diyordu Yunan yazar Kozmas Politis, “Zaman, eline geçen her şeyi mahveden gözü dönmüş insanoğlunun yanında çaylak kalır.” (Yitik Kentin Kırk Yılı, Belge Uluslar arası Yayıncılık, 1994, 2.Baskı, s.41)  Ne yazık ki Türkiye ile gelişmiş dünya ülkeleri arasında kentleşme konusunda çok farklı bakış açısı bulunduğunu yazan iki köşe yazısı okumuştum. İlkini Oktay Akbal Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yazmıştır. Akbal’a göre Avrupa’da tarihsel doku korunuyor, kentler ise dışarıya doğru gelişiyordu. Ancak bizde tersineydi. Oray Eğin ise Akbal’dan yıllar sonra benzer konuyu ele alıyor  İsrail’le Türkiye arasında bir karşılaştırma yapıyordu. Eğin’e göre  İsrail’deki resmi binaların korunmuş eski yapılar olmasına karşılık çalışanların temiz giyimli insanlar oldukları vurgulanıyordu. Ancak bu da bizde tersineydi. Aslında her iki yazı tarihe ve insana  verilen değer üstüne dikkat çekmek için kaleme alınmıştır. Bu iki yazıyı anımsayınca, son yıllarda yaşanan doğa katliamları ile ilgili haberleri okudukça insanın “inşaat fakültelerini kapatın, yerine  tarım, deniz, orman okulları açın” diyesi geliyordu…

Geçtiğimiz günlerden birinde yıkılıp yeniden yapılmakta olan  Çevre ve Şehircilik  Bursa İl  Müdürlüğü’nün inşaatının yanından geçiyordum. Bir tarafta mesaisi biten işçiler toplanmış, mesaisini tamamlamış Yapı İşleri  Müdürlüğü bürokratları da yollara dökülmüşlerdi. İster istemez gereksiz bulduğum yıkım ve mahalleyi duvar gibi kapatan yeni  inşaat üzerine serzenişte bulunuyorum. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü çalışanlardan biri konuşmamızı duymuş olacak ki bana bakıp gülümseyerek “Yenilemek iyidir” diyor. Yazık, kalan kısmını belki bahçeli lojmanları da yıkacaklarını da öğrenmiş oldum ondan. Birilerinin kazanç elde etmesi için iş çıkarıldığını söyleyince de “Maliyetler  bir türlü düşmedi.” diyordu…

2016 yazında Kumla’dan Gemlik’e halk otobüsüyle dönüşüm sırasında bir vatandaşın çevrecilerle ilgili bir veryansınına da tanık olmuştum. Çevrecileri  devletin işine karışmakla itham ederek  yazlık  konutlarda oturan  vatandaşları kastederek şikayet etmeye hakları olmadığını ima ediyordu. Haklı mıydı tabi ki hayır çünkü o sıra yörede henüz maden faciasının acıları sürerken Soma  Yırca’da temel geçim kaynağı zeytinliklere kurulması planlanan bir tesis için 6 bin tane asırlık zeytin ağacı bir gecede yerinden sökülüyordu…

Sadece Soma’da mı? Bodrum’da, Manisa’da, İskenderun’da, daha birçok yerde benzer şekilde zeytin ağacı katliamı sürüyordu…

Gemlik Körfezi boylu  boyunca zeytinliklerle kaplı ve yemyeşildi bir zamanlar. Tabi ki (Gemlik Sunğipek Fabrikası Asım Kocabıyık) üniversite yerleşkesine dönüşen kısım hariç bırakılırsa Gemlik’ten Kumsaz’a kadar olan bölge yıllar önceden fabrikalarla dolup taşmış sonra Serbest Ticaret Bölgesi olmuştu. Rıhtımına yanaşmak için  açıklarda bekleşen konteynırlar ve diğer yük gemileri ise artık körfezin değişmeyen manzarasından bir parça

Ne var ki denizin kuşları martılar, karabataklarla, tepelerde tek tük kalmış zeytinliklerle de olsa bütün çirkin ve düzensiz yanlarına rağmen körfez yine de doğaseverlere yazı iple çektiği güzellikleri sunmaya devam ediyor. Siz bu satırları okuduğunuzda belki ben de balkonumdan zeytinlikleri sonra sahile yürüyüp denizi seyre dalmış olacağım. Belki bu yıl,  belki son defa…

İnsan ayrılırken
fırlatmalı şapkasını denize,
içinde yaz boyu topladığı
deniz kabukları
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda,
kurduğu sofrayı sevgilisine,
devirmeli denize,
bardağında kalan şarabı dökmeli denize,
ekmeğini balıklara vermeli
ve denize bir damla kan katmalı,
bıçağını dalgalara saplamalı
ve salmalı sulara ayakkabılarını,
yürek, çapa ve haç
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda!
Döner gelir sonra.
Ne zaman?
Sorma.

(Ingeborg Bachmann)

TAMER UYSAL KİMDİR?

1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı

Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden 2015’te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır. Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press …) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı.

Türkiye çapında yazı ve şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte

TUYED’in yeni yönetimi belirlendi

TUYED’in yeni yönetimi belirlendi

Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği’nin (TUYED) 11’nci Olağan Genel Kurul toplantısına katılan üyeler, yeni yöneticilerini belirledi. TUYED üyeleri, divan başkanlığına sunulan tek listedeki isimleri oy birliğiyle yönetime seçti.

TUYED üyelerinin Taksim Ramada Hotel’de gerçekleştirilen Genel Kurul’da oylarıyla belirlediği yeni yönetim şu isimlerden oluşuyor: Hasan Arslan (Turizm Aktüel), Sayime Başçı (Sözcü), Burak Coşan (Hürriyet), Savaş Daş (Turizm Güncel), Yılmaz Keleş (Turizm Ajansı), Kerem Köfteoğlu (China Today Türkiye/Para) İsmail Toksoy (Dünya).

TUYED yönetim kurulu yedek üyeliğine ise Özlem Kapar Bayburs (Para/Turizm Günlüğü) Gönül Yıldırım (Kurumsal İletişim Uzmanı) ve Hatice Ünal (Hotel & Restaurant Magazine) seçildi.

TUYED Denetleme Kurulu asil ve yedek isimleri ise şöyle belirlendi: Osman Nihat Aydoğan, Mehmet Güneli, Prof. Dr. Nüzhet Kahraman, Mehmet Ali Doğan, Özlem Kasa, Halil Öncü

Göynüklü Kadınlarla Belediye El Ele Verdi, 200 Yıllık Tarihi Ev Müzeye Dönüştü

Göynük Belediyesi ve Göynüklü kadınlar el ele verdi, 200 yıllık tarihi konak müzeye dönüştü. Tarihi Kentler Birliği (TKB), Göynük’te bulunan Gürcüler Evi Kent Müzesi’ni, ‘Müze Özendirme Ödülü’ ile onurlandırdı

GÖYNÜKLÜ KADINLARLA BELEDİYE EL ELE VERDİ, 200 YILLIK TARİHİ EV MÜZEYE DÖNÜŞTÜ

TARİHİ KENTLER BİRLİĞİ’NDEN GÖYNÜK BELEDİYESİ’NE MÜZE ÖDÜLÜ

GÜRCÜLER EVİ KENT MÜZESİ ‘MÜZE ÖZENDİRME ÖDÜLÜ’NE DEĞER GÖRÜLDÜ

GÖYNÜK BELEDİYE BAŞKANI KEMAL KAZAN:

“BU ÖDÜLÜN SAHİBİ GÖYNÜKLÜ KADINLARDIR”

Tarihi Kentler Birliği’nden ‘Sakin Şehir Göynük’e anlamlı bir ödül geldi. Osmanlı dönemi kent mimarisi ile dikkat çeken ve Anadolu’nun kültürel, tarihsel zenginliklerine ev sahipliği yapan Göynük’ün ‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’, Tarihi Kentler Birliği (TKB) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen ‘Müze Özendirme Yarışması’nda ödüle değer görüldü. “Göynüklü kadınların ve Göynük Belediyesi’nin işbirliğinde kurulan ‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’ Osmanlı mimarisi ve geçmiş dönemin izlerini taşıyan zengin koleksiyonu ile seçici kurulun dikkatini çekti” diyen Göynük Belediye Başkanı ve İPEKBİR Başkanı Kemal Kazan, ‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’nin aldığı bu ödülde Göynüklü kadınların katkısının ve emeğinin büyük olduğunu vurguladı.

Göynük’te tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkma, gelecek nesillere aktarma hedefiyle çalıştıklarını belirten Kazan, “Gürcüler Konağı olarak da adlandırılan ‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’, Göynük’ün en değerli hazinelerinden. Göynük Belediyesi olarak Osmanlı ve Anadolu mimari yapılarının en güzel örneklerinden biri olan bu konağı aslına uygun şekilde restore ettik. Zamana meydan okuyan, 200 yıllık bir mimari örneği. Müze koleksiyonumuzun ve arşivimizin oluşmasında, Göynüklü kadınlarımızın büyük özverisi ve işbirliği var. Bu tarz ödüller Cittaslow Göynük’ün doğru yolda olduğunu gösteriyor. Bu müzenin kentimize kazandırılmasında emeği olan kadınlarımıza teşekkür ediyorum. Ödülün asıl sahibi Göynüklü kadınlardır” dedi.

SİVAS’TA GENİŞ KATILIMLI ÖDÜL TÖRENİ

Türkiye’de 451 üyesi bulunan TKB’nin iyi müzecilik örneklerini çoğaltmak ve yerel yönetimlerin müzecilikte önderliklerini geliştirmek amacıyla bu yıl ilk kez düzenlediği ‘Müze Özendirme Yarışması’nda dereceye girenlere ödülleri, 13 Mayıs’ta Sivas Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde yapılan törenle verildi. TKB Başkanı ve Samsun Büyükşehir Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın, Müzeler Genel Müdürü Yalçın Kurt, Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri, ÇEKÜL Vakfı Başkanı ve TKB Danışma Kurulu Üyesi Prof.Dr. Metin Sözen ile birlikte yaklaşık 300 belediye başkanının katıldığı törende, Göynük Belediyesi’nin de aralarında olduğu 19 belediyenin müzecilik uygulamaları ödüllendirildi. Göynük Belediyesi’nin ödülünü Başkan Yardımcısı Günay Can, Gaziantep eski Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzel’den aldı.

“NOSTALJİK BİR YOLCULUĞA ÇIKABİLİRSİNİZ”

‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’nin yaşayan bir tarihe ev sahipliği yaptığını kaydeden Başkan Kazan müzenin özelliklerini şöyle anlattı:

“7 odalı bu konağın her köşesinde dönemin günlük yaşamına dair ipuçları var. Kültürel ve geleneksel değerlerimizin izleri var. Burayı gezerken her odaya, her eşyaya tarihin ruhunun sindiğini hissediyoruz. Pencere kenarındaki sedirleri, oturma eyvanları, ocak başındaki sinileri, bakır mutfak eşyaları… ‘Kim bilir buralara kimler oturdu, bu sinilerde hangi konuklar ağırlandı, ne sohbetler edildi’ diye düşünüyorsunuz. Tarihe yolculuk var bu müzede. Efe giysileri, kadın bindallıları, renkler, işlemeler, süslemeler, örtüler, danteller, halılar ve geleneksel el sanatları ile bizi nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Tarihi Kentler Birliği’nin Belediyemizi ‘Müze Özendirme Yarışması’nda ödüle değer görmesi bizi çok mutlu etti. Bizi biz yapan değerlerimizi koruyarak, yaşayan müzecilik anlayışımızı hayata dahil ederek geleceğe taşıyoruz. ‘Gürcüler Evi Kent Müzesi’, gelenek ve göreneklerimizin gelecek kuşaklara aktarılmasında, kent kimliğinin oluşturulmasında belediye ile halkın el ele verdiği başarılı bir örnek. Bu açıdan da çok değerli. Kültür ve sanatın korunması için müzelerin rolü büyük. Çocuklarımız bu müzeler sayesinde geçmiş kuşakların nasıl yaşadığını keşfedebilecek. Bu müzenin, Türkiye’nin dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen yapıların restorasyonu ve yaşatılması çabalarına da örnek olmasını diliyoruz. Herkesi müzemizi görmeye davet ediyoruz.”

GÖYNÜK AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİ

Göynük’ün turizm konusunda önemli bir cazibe merkezi olduğunu kaydeden Kazan, Cittaslow ünvanını aldıktan sonra ulusal ve uluslararası düzeyde kente ilginin arttığını kaydetti. Göynük’ün yaşayan bir açık hava müzesi özelliği taşıdığına dikkat çeken Kazan, “Göynük’ün her sokağında, her köşesinde tarihin izlerini keyifle takip edilebiliyor, zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz. Bizim görevimiz bu canlı ve zengin tarihimizi koruma-kullanma dengesi içinde sürdürebilir kılmak. Göynük Belediyesi olarak, Dünya Sakin Şehirler Ağı Cittaslow Birliği’ne kabul edilmemizin en önemli nedenlerinden biri de, tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatma yönündeki kararlılığımız ve sürdürebilirlik bilincimiz” değerlendirmesinde bulundu.

 

ÇEKÜL Akademi eğitimleri devam ediyor

Kültür mirası niteliği taşıyan farklı ölçeklerdeki yapıların günümüz koşullarına uyarlanması, yeni koşullar ışığında yeniden işlevlendirilmesi ve aynı zamanda tarihsel çevreyi gözetecek bütüncül yaklaşımdan ödün verilmemesi, bugünün incelik gerektiren gündem konularından biri. Kentsel Koruma Eğitimlerini bu arka plan bilgisiyle planlayan ÇEKÜL Akademinin, “Tarihi Yapılarda İşlevlendirmeye Yönelik Yaklaşımlar, Tarihi Dokuda Yeni Yapı Tasarımı” başlıklı eğitimi, 29-31 Mart tarihlerinde, yüksek mimar Y. Metin Keskin tarafından verildi. Şerifler Yalısında gerçekleştirilen eğitime Manisa, Trabzon, Muğla, Aydın, Ordu ve İstanbul Büyükşehir ile Eyüp, Merkezefendi, Fatih, Nilüfer, Talas, Kadirli ve Elazığ belediyelerinin uzman kadroları katıldı.

Katılımcılar, eğitimin ilk iki gününde kuramsal restorasyon kavramının tarihçesi ve gelişimi üzerine bilgi aldı. Örnek yapılar üzerinden “mimari miras kapsamındaki yapıların işlevsel değerlendirmesi nasıl analiz edilebilir?”, “doğru işlev hangi yöntemlerle belirlenir?”, “tarihi yapılara ilişkin tasarım yöntemlerinin sorunları nelerdir?” soruları ekseninde tartışan katılımcılar, eğitimin son gününde bir işlevlendirme projesini yerinde değerlendirme fırsatı buldu. Kentsel Koruma Eğitimleri kapsamında Santralistanbul’a giden katılımcılar, yapı hakkında bilgi aldı.

  

1911’de Haliç’te kurulan ve 1983 tarihine dek İstanbul’un elektrik ihtiyacını karşılayan, Osmanlı Devleti’nin kent ölçekli ilk elektrik santrali Silahtarağa Elektrik Santrali, endüstri mirasımızın önemli örnekleri arasında yer alıyor. 2004-2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen renovasyon çalışmaları sonunda yeniden işlevlendirilerek Santralistanbul adıyla hizmet vermeye başlayan tarihi yapı, bünyesinde Türkiye’nin ilk endüstriyel arkeoloji müzesi olan Enerji Müzesini; çağdaş sanat sergileri ve kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği Ana Galeri ve İstanbul Bilgi Üniversitesi eğitim binaları ile yeme-içme mekânlarını barındırıyor.

Her kente kent müzesi

ÇEKÜL Akademi koordinatörü Kibele Eren ve ÇEKÜL Akademi eğitmenleri Nadir Mutluer ve Y. Metin Keskin tarafından verilen “Her Kente Kent Müzesi-I” başlıklı eğitim, “İşlevlendirme ve Kuruluma Yönelik Yaklaşımlar” alt başlığıyla 5-7 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi.

Bursa, Erzurum, Ordu, İstanbul ve Mersin Büyükşehir ile Elazığ, Buca, Eyüp, Akçakoca, Fatih, Nilüfer, Beşiktaş ve Kırklareli belediyelerinden gelen uzmanların katılımıyla yapılan eğitimde kentte yaşayanların kentlilik bilinci kazanmaları ve yaşadıkları kenti sahiplenmelerini sağlayan “kent müzesi” kavramı ve uygulamaları işlendi. Kenti tarihi perspektifi içinde farklılıklarıyla yansıtan kent müzesi uygulamalarının çağdaş bir anlayış ve yöntem doğrultusunda yaygınlaştırılması, eğitimin başlıca hedefleri arasında yer alıyor.

ÇEKÜL Akademi koordinatörü Kibele Eren’in verdiği; müze ve kent müzeleri tarihçesi eğitimiyle başlayan programda, kent müzelerinin kent için önemi, yerel yönetimlerin görev ve sorumlulukları aktarıldı. Müze kurulum sürecinde yönetsel ve içerik yapılanmasının da anlatıldığı birinci günde eğitimin öne çıkan başlıkları örgütlenme, finansal kaynak, insan kaynağı, araştırma ve bilgi toplama ile koleksiyon oluşturma idi.

Yüksek mimar ve restorasyon uzmanı Y. Metin Keskin, bir kent müzesini belirleyen başlıca kriterlere açıklık getirdi. Yapının simgesel değeri, kolay ulaşılabilirliği, mekânsal karakteri bu kriterlerin önde gelenleri. Eğitim süresince, planlamada müze yapısının plana ve mimari tasarıma etkisi, müzenin ek yapılarla donatılabilirliği, restorasyon ve işlevlendirme konularının kent müzeleri kurgusundaki yeri vurgulandı.

Müze tasarımcısı Nadir Mutluer’in iç tasarım, konsept ve sergileme başlıklarına eğilen eğitiminde katılımcılara, kent müzelerinin günlük yaşamda kentliler tarafından odak noktası haline getirilmesinin yöntemleri tartışıldı.

Sabit sergilerin yanı sıra, kent belleği-kitaplığı, etkinlik-toplantı alanları, hediyelik/satış mağazası, dinlenme mekânları, yaratıcı çalışmalar ve uygulama atölyeleri ile geçici sergi alanı alanlarına sahip müzelerin çağdaş ve yenilikçi bir anlayışa uygun olarak kendini güncellemesinin de imkanları konuşuldu. Eğitim, bir atölye çalışmasıyla devam etti. Gruplara ayrılan katılımcılar, örnek kent müzesi bina planları üzerinden kendi müze senaryolarını oluşturdu.

Eğitim, Bursa’da düzenlenen uygulama ile son buldu. Bursa Kent Müzesi başta olmak üzere, Merinos Tekstil Sanayii Müzesi, Enerji Müzesi, Göç Tarihi Müzesi ve Vakıf Kültürü Müzesini gezen katılımcılar, uzmanlardan detaylı bilgiler aldı.

Kent müzeleri eğitiminin ikincisi Güz Döneminde “İşletme ve Sürdürülebilirlik” konu başlıklarıyla ele alınacak.