kategori Arşivleri: Türkiye

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal Ankara’da Anıldı

8. Cumhurbaşkanı Merhum Turgut ÖZAL’ın Aramızdan Ayrılışının 25. Yılı Münasebetiyle Düzenlenen Anma Toplantısı  Türkiye Barolar Birliği  Konferans  Salonunda Yapıldı.

  • 17 Nisan 1993’te vefat eden Türkiye Cumhuriyeti’nin 8’inci Cumhurbaşkanı, hemşehrimiz Turgut Özal için ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla Ankara’da bir anma programı gerçekleştirildi.

Anavatan Partisi tarafından Türkiye Barolar Birliği toplantı salonunda düzenlenen anma programında yakın çalışma arkadaşları merhum Özal’ı anlattı.

Programın açılışında konuşan Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, partinin 1983’te Özal ve yakın çalışma arkadaşlarınca kurulduğunu hatırlatarak “O dönemki geçiş sürecinde iyi ki Özal ve arkadaşları ülkeyi teslim almışlar. Türkiye’ye bir çağ atlattırmışlar. O feyizle Anavatan Partisi dünyada çığır açtı. Parti, doğru yaptığı müddetçe de halktan kredisini aldı.” diye konuştu.

Çelebi, partinin merhum Cumhurbaşkanı Özal’dan sonra geçirdiği sürece ilişkin de bilgi verdi.

Türkiye’nin bugün, Özal ile ilk tanıştığı siyasi ortamı yaşadığını söyleyen Çelebi, “Maalesef birbirimize hep düşman olarak bakıyoruz. Bu kamplaşma ve ayrıştırma siyaseti bizi iyi yerlere götürmüyor. Tez elden bu siyasi iklimden ülkeyi kurtarmamız lazım.” ifadesini kullandı.

Çelebi, “Anavatan Partisi hiçbir siyasi partinin devamı değildir. Anavatan Partisi Özal’ın önderliğinde kurulmuş bir siyasi parti. Bazıları, ‘Şu parti ile şu parti birleşti, biz Anavatan Partisini de temsil ediyoruz.’ diyor. Biz böyle bir şeyi kesinlikle reddediyoruz.” şeklinde konuştu.

Yakın çalışma arkadaşları Özal’ı anlattı
Eski bakanlardan Oltan Sungurlu, merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın ülkeye kazandırdığı hizmetleri ve anılarını anlattı.

Sungurlu, Özal’ın bütün milleti kucaklayan ve bu ülkenin kalkınmasını isteyen bir kişiliğe sahip olduğunu aktararak “Turgut Özal, insana çok büyük saygı duyardı, herkesin fikrine hürmet ederdi. Turgut Özal demokrattı, hukuka saygılıydı, adildi, hemen karar verir, icra ederdi.” dedi.

-Türkiye gelişiyor, ilerliyor, yeni şeyler yapılıyor. Ama yeni fikirler oluşmuyor. Turgut Özal, Türkiye’ye yeni düşünceler getirdi, yeni bir hava estirdi. Bunun üzerine ne Anavatan Partisi ne de diğer partiler bir şey koyabildi. Türkiye, o açıdan bir kısırdöngüde. Yeni şeyler söylemek lazım. Türkiye’nin yeni  atılımlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Nitekim, yerinde saydığını herkes kabul ediyor.  Turgut Özal’ı, hâlâ aşamadığımız için konuşuyoruz. Kötü tarafı bu.

-Düşündükçe ben de şaşırıyorum. Bundan iki-üç sene evvel bir hastanenin bekleme yerinde bir vatandaş yanıma geldi. Özal’ı konuşmaya başladık. Bana dedi ki: “Oltan Bey, ben Ankara’nın yakın bir köyündenim. Biz köyden çıkınca ‘Ankara’ya gidiyoruz’ derdik, yani Ankara bizim için gurbetti. Şimdi Çin’de ve Amerika’da ticarethanem var. Bunu bize Özal sağladı.”


Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Kazım Kumpasoğlu dahil, gülümseyen insanlar

Sungurlu, Özal’ın Türkiye’yi yurt dışına açtığını, Türk milletini dünya vatandaşı yaptığını belirtti.

Eski bakanlardan Hüsnü Doğan ise Özal’ın cesur ve kararlı bir kişi olduğunu, korkarak hiçbir şeyin yapılamayacağını çok iyi bildiğini anlatarak “Özal ekonomik, teknik, insani yönüyle ve Türkiye’nin insanını birleştirici yönüyle de çok büyük miraslar bıraktı. Onun Türkiye’ye bıraktığı hizmetler için kendisine şükran borcumuz vardır.” dedi.


Eski milletvekillerinden Vahit Erdem de Özal’ın fikirleri ve ülkeye kazandırdığı hizmetlere ilişkin bilgiler aktardı.

Programa, Anavatan Partililerin yanı sıra, AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi ile siyasi partilerin temsilcileri katıldı

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, Ömer Ali Aydin ve Yavuz Karaman dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Ömer Ali Aydin ve Yavuz Karaman dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbise

Bahçeli: OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Bahçeli, devam eden OHAL’in arkasında durarak, “Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim. CHP ve TÜSİAD maksatlı konuşuyor. OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir” dedi.

Bahçeli, “Polis olmak zordur, gece gündüz millet için çırpınmayı, devlet için çalışmayı gerektirir. Mangal gibi yürek ister. Türk polisi, vatana millate cevval bir sadakat, asalet numunesi, hakikate dikkat göstererek 173 yılı geride bırakmıştır. Türk Polis Teşkilatı ile haklı olarak övünüyoruz. Üzerimize düşeni yapacağımızın sözünü veriyorum. Hangi zorluklarla, engel ve engellemelerle mücadele ettiklerinin farkındayız. Görevdeki ve emekli polislerimizin sosyal taleplerinin gerçekleşmesi için her görevi üstleneceğiz. Polislerimize verilen 100 lira temsil tazminatının artırılmasını talep ediyorum. Polislerimizin kimseye muhtaç olmadan yaşayacakları bir hayata erişmelerini sağlamalıyız. Şunu unutmayalım, asıl polis, asıl hakim ve savcı insanın kendi vicdanıdır. 15 Temmuz’da FETÖ’nün hain darbe girişimi sırasında Gölbaşı Polis Özel Harekat’ta şehit olan şehitlerimiz başta olmak üzere tüm polis teşkilatımızın günün kutluyorum ve en içten saygı ve sevgilerimle selamlıyorum” dedi.

Osmangazi Üniversitesi’ndeki katliama değinen Bahçeli, “Osmangazi üniversitesine görevlendirilmiş kara şahış, akademisyenlerimizi katletmiştir. Olayın önü ve arkası dikkate alınduığında üzüntümüz kadar kaygımızda büyümektedir. Görevleri başında uğradıkları saldırıyla yaşamını yitiren kardeşlerimize rahmet diliyorum. Üniversite hayatı tartışmalı, şahsiyet ve ahlakı sancılı, sosyal ve beşeri hayatı sakat ve alçak bir anda gündeme yerleşmiştir. Önüne gelene, kafasını taktığını, mesnetsiz iddialarla FETÖ’cü diye suçlayan cani, üniversitede korku haline gelmiştir. 4 ailenin umut ve hayallerini söndüren şerefsiz en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Üniversite yönetiminin katil ile ilgili akıl sağlığı yerinde değildi açıklaması özrü kabahatinden büyüktür. Madem akıl sağlığı yoktu neden gerekli önlemler alınmadı. Akli dengesi yerinde olmayan birinin ihbarlarına ihtimam gösterilmesi bir bakıma suç ortaklığı değil midir? Akli dengesi olmayan, ar damarı çatlak bir şahsın ne işi vardır üniversitede? Görevden alacak basiret hangi hallerde gösterilecektir? Üniversitede ilim ve irfanın omuz üstünde olunması gerekirken, taburların omuza alınması nasıl açıklanacaktır. Bu şahsın kripto FETÖ’cü olduğu herkesin dilindedir. Kim kime belge olmadan FETÖ’cü diyorsa onlarda bir kuyruk acısı, karanlık bir açık var demektir. FETÖ’cü olduğu konusunda birçok emare bulunan şahıs üniversiteye gölge düşürmüştür. Suç ve suçluya ön açanlar gizlenemeyecek kadar nettir. Sosyal medya zeminleri üzerinden ona bunu FETÖ’cü, çeteci gösteren, fitne yayan kim var ya lokması haram, ya da kripto damarı hafiyedir. Bunlar FETÖ’nün hedefleri için gizli bir faaliyet içinderdir. FETÖ’nün kökünün kurumasına destek verir gibi görünüp takoz koyan da bunlardır. Bunlara aldanmayın, kanmayın. Bu engelin kaldırılması vatan ve millet görevidir. FETÖ’nün kripto damarı son derece faal ve aktiftir. Kripto damarın tam manasında deşifresi ve imhası çok acil bir ihtiyaçtır.” açıklamalarda bulundu.

“OHAL BİTMEMELİ”

Bahçeli, devam eden OHAL’in arkasında durarak, “Koro halinde ‘OHAL kalksın’ diyenler, kaosa alkış tutan, kripto damara göz kırpan şuursuz ve sorumsuz zihniyetlerdir. Normal şartlarda değiliz ki OHAL’i kaldıralım. Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim. CHP’sinden TÜSİAD’ına, AB’sinden BM’ye kadar OHAL’e karşı gelenler, öncelikle Türk milletinin beka meselesini kavrayamayan, kavramak gibi dertleri de olmayan maksatlı çevrelerdir. OHAL’in sürmesi milli zorunluluktur. OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir” şeklinde konuştu.

“KAFALARINI EZMEK BORCUMUZDUR”

İran, Rusya ve Türkiye’nin Astana görüşmelerine değinen Bahçeli, “3’lü bir mekanizma kurulması konsuunda anlaşıldı. PYD’ye binlerce TIR silah gönderen ABD masa dışında bırakılmıştır. Bölgesel istikrar için terörle mücadele kapsamında TSK operasyon yapmış bölgenin sahiplerine geri vermiştir. Süren operasyonlar sivil hassasiyeti en üstte tutmaktadır. Türkiye, İran ve Rusya, Soçi’de üst düzey toplantılar düzenlemiştir. Yaşanan sivil kayıpların engellenmesini isteyen Türkiye büyük bir yol almıştır. Zirve sonrası açıklamada, Suriye’nin toprak bütyünlüğü konusundaki tavır oldukça değerlidir. Görüşümüz bu yöndedir. Suriye’deki teröristler sadece Türkiye için değil, bölgedeki tüm ülkeler için tehdittir. Suriye ve Irak’ın toprak bütnlüğünü kazanması Türkiye’nin beka meselesidir. Esad’ın katliamından bize ne deme lüksümüz yoktur. Sırtlarını nereye yaslarlarsa yaslasınlar kafalarını ezmek borcumuzdur” dedi.

“BU CHP’DEN Bİ’ HALT OLMAZ”

Cumhur İttifakı ile ilgili konuşan Bahçeli, “Cumhur ittifakının zayıflamasına izin vermeyeceğiz. 2019 Mart seçimlerinde dikkatli bir dil, hassas bir uslup kullanacağız. Asıl hedeften şaşmayacağız. AK Parti ile son derece seviyeli anlaşma ve uzlaşmaya dayalı tavrı sürdüreceğiz. Yol kazası istemiyoruz. Sığ çıkar hesaplarla hareket etmeyeceğiz. Denizi geçmek isterken derede boğulmayacağız. Pusuya yatıp Cumhur ittifakının çatlamasını bekleyenlere fırsat vermeyeceğiz. CHP’liler PYD’yi selamlasın biz önümüze bakacağız. CHP durmasın arka kapılarda, İP’le görüşsün, HDP ile buluşsun. Biz Zeytin Dalı hareketinin mirası ile sevinirken, CHP sanatçılarla uğraşmaya girişmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıkanı kulağı duymuyor. CHP’lilerin sanatçıları eleştirmesi akıl tutulması, ahlak kırılmasıdır. Bu son çıkışta sakat bir dünya görüşü sırıtmaktadır. Ana muhalefetin başındaki zat tavrını ve tarzını çirikin ve çirkefleştirmektedir. HDP’yi destekleyen sanatçıların dışındakiler cHP tarafından sanatçı sayılmıyor. Yazıkalr olsun. CHP ayrışmayı, kutuplaştırmayı destekleyen yobaz bir sistem haline gelmiştir. CHP Türk milletinin gerçeğinden bir haber garabete dönüşmüştür. Kurucu parti, cumhuıriyet düşmanlarının ini haline gelmiştir. Kahraman askerlerimize destek veren sanatçıların tutumu alkışlanacak bir tutumdur. Sayın Kılıçdaroğlu rahatsız olduysa kendine yakışanı yapsın. Kılıçdaroğlu ayaklarına Mekapklarını giyip YPG üniforması giyebilir. Önüne geçen yoktur, karşısında engelde yoktur. Buyursun yolu açık olsun. Türk milletinin hakkında vereceği hükmee seve seve ya da istemeye istemeye kabule etsin. CHP lideri Kılıçdaroğlu söz konusu çıkışıyla ülkemizin terörle mücadelesine karşı çıkan ülkelere dolaylı destek vermiştir. Gezi seviciler kandil sevdalıları devlete küfreden sözde sanatçılar CHP çatısı altında sonlarını hazırlayacaklar. Bu CHP’den bi halt olmaz ” şeklinde konuştu.

“TÜRK GENÇLİĞİNİN DEİZME KAYDIĞINI SÖYLEMEK AHLAKSIZDIR”

Deizm ile ilgili söylemlere değinen Bahçeli, “Türk gençliği, imanlı, inançlı, ahlaklı, dinine sağdıktır. Deizm’e kaydığını söylemek ahlaksızlıktır. Türk gençliğinin töhmet altında bırakılması ayıplı bir komplodur. Atalarımız boşuna söylememiş; Arefe günü yalan söyleyen, bayram günü utanır. Yüksek ülküler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanlara korkutur. Türk gençliği, inanç ve iman erleridir. Deizm ile uğraşanlar önce haram yiyenlere baksınlar. Münafıklara tedbir alsınlar. Bırakın hayallere pranga vurmayı, düşün Türk gençliğinin yakasından. Tüks gençliği din tacirlerinin üstesinden gelecek kıfayete sahiptir.” ifadelerini kullandı.

“YUNAN BAKANIN YEDİĞİ YÜREK AKLINI BAŞINDAN ALMIŞ”

Yunanistan Savunma Bakanı’nın açıklamalarına tepki gösteren Bahçeli, “Bu bakan artığı, Türkiye’yi düşman bellemiş. 7000 asker göndermiş. Bir olup bizi ezeceklermiş. Bakan aklını kaybetmiş. Yunan bakanın yediği yürek aklını başından almış. Tarihi unutmuş, tarihi tekerrür ettirmek bizim için çocuk oyuncağıdır. Bu defa Atina’ya kaçmak da yetmez. Mitolojiye kendini çok kaptırmış ki Poseidon olmaya özenmiş. Bir kliniğe yatsın. Ataları er meydanında cebini aldı. Konya kadar bir yer olmayan ülkenin siyasetçiler diş gösteriyor. Biz o dişleri kırmayı iyi biliriz. Biz Türk Milleti’yiz Yunan falan tanımayız. Düştüğümüz yerden doğrulur güneş olur doğarız. Artık bu çağda herkes pozisyonunu Türkiye’ye göre belirlemelidir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin,
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma metni.
10 Nisan 2018

Muhterem Arkadaşlarım,

Değerli Misafirler,

Sayın Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken aziz heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

An itibariyle, bizleri dinleyen, bizleri izleyen, dua ve destekleriyle mücadelemize şevk ve heyecan katan yurdumun her güzel insanına, her vatandaşıma gönülden selamlarımı gönderiyorum.

Bugün Türk Polis Teşkilatının 173’üncü yıldönümünü hem gururla, hem de buruk bir kalple kutluyoruz.

Buruk bir kalple kutluyoruz, çünkü Türk polisi milli güvenliğimizi temin amacıyla çok sayıda şehit ve gazi vermiş, onca badirelere göğüs germiştir.

Polis olmak zordur, gece gündüz devlet için çalışmayı, millet için çırpınmayı gerektirir.

Polis olmak; özveri ister, özgüven ister, öz değerlere bağlılık ister, yetmedi mangal gibi yürek ister.

Türk Polis Teşkilatı;

Suç ve suçluyla mücadelede cesaret nişanesi,

Vatana, millete, bayrağa sevgide cevval bir sadakat timsali,

Masum ve mağdurları korumada asalet numunesi,

Hakk’a riayet, halka hürmet, hakikate dikkat gösteren fedakârlık zirvesi olarak 173 yılı geride bırakmıştır.

10 Nisan 1845’den bugüne kadar, emniyet ve esenliğin bekçisi, asayiş ve toplum huzurunun güvencesi olmayı başaran Türk Polis Teşkilatımızla haklı olarak övünüyor, haklarını almaları, hak ettikleri mevki ve mertebelere gelmeleri için üzerimize düşen ne varsa yapacağımızın sözünü çok net bir şekilde veriyorum.

Biz polislerimizin hangi zorluklar altında görevlerini icra ettiklerinin bilincindeyiz.

Biz polislerimizin nelere katlanarak, neleri göze alıp, ne tür engel ve engellemeleri aşarak mesleki onurlarını muhafazaya çabaladıklarının da farkındayız.

Halen görevdeki polislerimizle birlikte gönül huzuruyla emekliliğini yaşayanların sosyal ve ekonomik taleplerinin gerçekleşmesi için meşru ve yasal zeminlerde her inisiyatifi üstleneceğiz, her gayreti göstereceğiz.

Ek gösterge artışından tutun da, emekli polislerimize verilen ve yıllardır hiç değişmeyen 100 liralık temsil tazminatının yükseltilmesi için lazım gelen girişim ve müracaatları derhal yapacağımızdan herkesin emin olmasını özellikle temenni ediyorum.

Türk polisinin; hainlerle mücadele ederken, hiç kimseye muhtaç olmayan haysiyetli bir hayata ulaşmaları en tabii haklarıdır.

Bunu onlara çok göremeyiz.

Bunu onlardan esirgeyemeyiz.

Türk polisi Türk milletinin beka ve güvenliğinin 173 yıllık hizmetkârıdır.

Dilerim ki, Türk polisi mahşeri vicdan türbesinin inanmış türbedarı olarak her daim var olur.

Şunu unutmayalım ki, asıl polis, asıl hâkim ve savcı insanın kendi vicdanıdır.

Vicdan ışıldıyorsa, vicdan işliyorsa; iyiyle kötünün, doğruyla yanlışın tafsilatlı tefriki mutlaka yapılacak, ne suç ne de suçlu aramızda barınmayacağı gibi başlarını kaldıracak dermanı bile bulunmayacaklardır.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sırasında, teröristlerin havadan bombaladıkları Gölbaşı Polis Özel Harekât Daire Başkanlığı’nda şehit olan 51 kahramanımız başta olmak üzere,

Yurt içinde ve yurt dışında terörle mücadele esnasında şehadet şerbetinden içen aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Türk Polis Teşkilatı’nın 173’üncü yıldönümünü içtenlikle kutluyor, halen görevinin başında bulunan veya emeklilik günlerini yaşayan, hiçbir millet düşmanına baş eğmemiş, onay vermemiş polislerimizi selamlıyor, hepsine aileleriyle birlikte en iyi dileklerimi sunuyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Gün geçmiyor ki, milletimizi sarsan ve acıya sevk eden bir olay yaşanmasın.

Gün geçmiyor ki, bir skandal patlamasın, bir vahşet ortaya çıkmasın.

5 Nisan 2018 Perşembe günü, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde duyanları şok eden, görenleri kahreden bir cinayet vuku bulmuştur.

Gözü dönmüş bir katil, insanlığın yüz karası bir cani anılan üniversiteyi kana ve kedere boğmuş, Türkiye’yi baştan ayağa öfkeye sokmuştur.

Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi’nden Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne akademik çalışma ve araştırma amacıyla görevlendirilen karanlık şahıs önüne kim gelirse soğukkanlı bir şekilde katletmiştir.

Aralarında ülküdaşımız Fatih Özmutlu’nun da bulunduğu dört üniversite mensubu, milletimizin dört evladı maalesef hayatını kaybetmiştir.

Bu hain saldırı hakikaten de sözün bittiği noktayı işaret etmiştir.

Olayın önü ve arkası dikkate alındığında üzüntümüz kadar elbette kaygımız da büyümektedir.

Öncelikle görevlerinin başında uğradıkları silahlı saldırı neticesinde son nefeslerini veren kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Ailelerinin, mesai arkadaşlarının, Eskişehirli vatandaşlarımın, aziz milletimizin, elbette hepimizin başısağolsun diyorum.

Üniversite hayatı tartışmalı,

Yurt dışında aldığı eğitimi şaibeli,

Karakter ve mizacı sorunlu,

Şahsiyet ve ahlakı sancılı,

Kavga ve şiddete meyilli,

Sosyal ve beşeri münasebetleri sakat ve marazi bir alçak birden bire ülke gündemine yerleşmiştir.

Bu alçak, üniversitede adeta terör estirmiş, akademik özgürlük ve hoşgörünün düşmanı kesilmiştir.

Önüne geleni, gözüne kestirdiğini, kafasına taktığını, hoşuna gitmeyeni, asılsız, mesnetsiz ihbar ve şikâyetlerle FETÖ’cü gösteren, FETÖ’cü diye suçlayan cani, bu tavırlarıyla Osmangazi Üniversitesi’nde huzursuzluk ve korku odağı haline gelmiştir.

Tertemiz insanlara çamur atan, üniversite ortamını karartan, çevresine huşunet ve husumetle davranan, bununla da kalmayıp dört ailenin umut ve hayallerini söndüren şerefsiz en ağır şekilde, hiçbir hafifletici sebep göstermeksizin cezalandırılmalı, bir daha da gün ışığı görmemelidir.

Üniversite yönetiminin hunhar olay sonrasında katil ile ilgili “akıl sağlığı yerinde değildi” açıklamasına sığınması özrün kabahatten büyüklüğüne çok açık delil teşkil etmiştir.

Cenab Şahabeddin’in, “başkası düştü mü çürük tahtaya basmasaydı deriz. Kendimiz düşünce bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikâyet ederiz” sözü burada anlamı bulmuştur.

Madem akıl sağlığı yoktu, neden gerekli önlemler alınmadı?

Madem bu alçağın aklından zoru vardı, niye itibar cellatlığı yapmasına sessiz ve tepkisiz kalındı?

Akli dengesi yerinde olmayan birisinin uyduruk şikâyetlerine ihtimam, ufunetli jurnallerine itibar edilmesi vahim bir çarpıklık, bir bakıma suç ortaklığı değil midir?

Ne işi vardır aklı ve ahlakı olmayan, üstelik ar damarı çatlak bir canavarın üniversitede?

Osmangazi Üniversitesi’nin yönetiminde bulunan şahıslar, yaşanmış bu kadar trajedi ve ağır sonuçlar karşısında, gereğini yapacak iradeyi, görevden ayrılacak basireti ne zaman, daha hangi hallerde göstereceklerdir?

Sorarım sizlere, üniversitede ilim ve irfanın omuzlarda olması gerekirken, masumların içine sere serpe uzandığı tabutların omuzlara alınması nasıl izah edilmelidir?

Suçlu sadece kurşunu sıkan mıdır?

Kaldı ki, bu katilin kripto FETÖ’cü olduğu herkesin dilinde, herkesin ifadesindedir.

Anlaşılan malum kripto FETÖ’cü suçsuz günahsız insanlara bühtanla saldırarak, suç imal ederek kendisini saklamaya, emellerini gizlemeye gayret etmiştir.

Cinayet gününe kadar da bunda ne yazık ki başarılı olmuştur.

Geçen haftaki grup konuşmamda demiştim ki;

“Kim ya da kimler ki, ona buna delilli, belgeli olmadan; önü-arkası tespit, teşhis ve tarif edilmeden FETÖ’cü diyorsa, dikkatinizi çekiyor ve uyarıyorum ki, onlarda bir kuyruk acısı, gizlenmeye, örtülmeye, kapatılmaya çaba gösterilen karanlık bir açık var demektir.”

İşte Osmangazi Üniversitesi’nde bunun acıklı bir örneği vuku bulmuştur.

Keşke yanılsaydık.

Keşke haklı çıkmasaydık.

FETÖ’cü olduğu konusunda güçlü emareler bulunan bir namus yoksunu, mezkur üniversiteyi kana ve gözyaşına bulamış, dahası saygınlığına gölge düşürmüştür.

YÖK derhal acil önlemleri devreye almalı, muhtemel saldırıların önüne geçmelidir.

Suç ve suçluya göz yumanlar, ön açanlar, buyur edenler de gizlenemeyecek kadar nettir.

Üstüne vazife olmadığı halde, Facebook, Twitter gibi sosyal medya zeminleri başta olmak üzere, ekranlarda, gazetelerde, aslı astarı olmadan ona buna FETÖ’cü diyen, onu bunu FETÖ’cü diye fişleyen, çeteci gösteren, dedikodu üreten, fitne yayan, değerli isimler üzerinde karalama yapan kim varsa, biliniz ki, ya lokması haram, ya da kripto damarın gizli hafiyesidir.

Bu hastalıklı tiplerin kimlerle sorunu varsa kötülemeye, suçlamaya, özellikle FETÖ’cü göstermeye çalışmaları Pensilvanya’nın ekmeğine yağ sürmektedir.

Bunlar, FETÖ’nün hedefleri için gizil ve gizli bir şekilde faaliyet içindedirler.

FETÖ’yle mücadeleyi çekemeyen sefiller bunlardır.

FETÖ’nün kökünün kurumasına bir yanda destek verir gibi görünüp diğer yanda takoz koymaya, mücadeleyi sulandırıp herkesi suçlu gibi göstermeye tevessül eden çıbanbaşları da bunlardır.

Diyeceğim odur ki, bunlara azami dikkat ediniz.

Bunlara aldanmayınız, bunlara kanmayınız, bunların oyunlarına gelmeyiniz.

FETÖ’yle mücadele ediyorum bahanesiyle, gerçek FETÖ’cüleri arkalayan, mazlumları hızara veren, insan onuruna kara çalan namertler mücadelenin önündeki en büyük engeldirler.

Bu engelin kaldırılması hepimiz için şarttır, vatan ve millet görevidir.

FETÖ’nün kripto damarı son derece faal ve aktiftir.

İlaveten devletle toplumu karşı karşıya getirmek için yeni tezgâhlar peşindedir.

FETÖ’yle mücadelede sonuç almak için projeyi hazırlayan mihraklar kadar, kripto damarın da tam manasıyla deşifresi, ardından da imhası çok acil ve kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

16 Ocak 2018 tarihli grup konuşmamda, FETÖ’yle mücadelede cevabını aradığımız sorularımızı sizlerle ve aziz milletimizle paylaşmış ve şunları sormuştum:

1-            FETÖ’yle mücadelede devlet aklı topyekûn devrede midir? Yoksa sınırlı sayıda kişinin, kısıtlı sayıda devlet ve siyaset adamının gayret ve çabasıyla mı süreç ilerlemektedir?

2-      FETÖ’yle mücadelenin bir stratejisi var mıdır? Bir konsept hazırlanmış mıdır? Siyasi ve hukuki bir eylem planı kurgulanmış mıdır?

3-      Fikri temelleri, milli hedefleri, hukuki sınırları berrak bir zihin ve siyasi kavrayışla belirlenmiş midir?

4-      Bu terör örgütüyle mücadelenin öncelikleri nedir? Neler olmalıdır? FETÖ’cülüğün standart bir tanım ve tasviri yapılmış mıdır?

5-      Biriken sosyal maliyet, devlete karşı yükselen önyargılar, toplumsal tabana yayılan mağduriyetler nasıl ve hangi tedbir zinciriyle bertaraf edilecektir?

Bu sorularıma verilecek makul ve mantıklı cevaplar, inanıyorum ki, mücadeleye herkesin onay vereceği, herkesin rahat bir nefes alacağı içerik katacak, istikamet çizecektir.

FETÖ’cülük zamanın bir anında durmuş, donmuş, beklemeye alınmış veya tesadüfen ortaya çıkmış bir halin, bir suçun, bir ihanetin özeti değildir.

FETÖ’cü, bilinçli hareket eden, kasten davranan, irtibat, iltisak ve bağlantılarıyla terör örgütünün büyümesine açıktan hizmet eden, bunu hayatının her anına taşıyan, her alanında yaşayan vatan hainidir.

Bize göre, FETÖ’cülüğün alametleri olarak;

Öncelikle bylock veya benzeri bir programı indirerek kullanmış, böylesi bir haberleşmeye gereklilik duymuş olmak,

Pensilvanyalı kardinale; ruhen, aklen, vicdanen iltica etmek, köleliğe tamam demek,

Terör örgütünün emellerine açıktan katkı vererek ve bunu süreklilik içinde yaparak hıyaneti diri tutmak, kanlı hedeflere kilitlenmek,

Dini kisveye bürünüp bir program dahilinde devleti ele geçirme hesaplarının merkezinde, vatanı parçalama planlarının içinde şuurla yer almak,

Terör örgütüne aidiyeti benimseyip kabullenmek, bunu da gerek yasa dışı yollarla gerekse de yasaların boşluklarından istifadeyle takviye etmektir.

Kanunen meşru bir sendika üyeliği muhatabını terörist yapacak mıdır?

Yine kanunlar çerçevesinde kurulmuş okullarda okumak, bankalara para yatırmak bir şahsın terör örgütü üyeliği için yeterli olacak mıdır?

Bunlar üzerine iyi düşünmek, yarınlarımızı riske atacak sosyal maliyetlere, içten içe büyüyen devlet düşmanlığına karşı mutlaka, ama mutlaka tedbir geliştirmek lazımdır.

FETÖ, yıllar boyunca devlet ve toplumla içiçe geçmiştir.

Bu çok bariz bir gerçektir.

Mücadelede örgütün tutunduğu zeminlerden sökülüp atılmasından ziyade yırtılarak, kazınarak, koparılarak yok edilmesi tek seçenek, tek çaredir.

Başka türlüsü de mümkün değildir.

İşte bu şartlar altında OHAL’in devamı, proje sahibi ülke ya da ülkelerle her düzeyde hesaplaşmaya hazırlık tarihi önemdedir.

Koro halinde, OHAL kalksın diyenler, kaosa alkış tutan, kripto damara göz kırpan şuursuz ve sorumsuz zihniyetlerdir.

Normal şartlarda değiliz ki OHAL’i kaldıralım.

Tehdit geçmedi ki OHAL’e son verelim.

CHP’sinden TÜSİAD’ına, AB’sinden BM’ne kadar OHAL’e karşı gelenler, öncelikle Türk milletinin beka meselesini kavramayan, kavramak gibi dertleri de olmayan maksatlı çevrelerdir.

Kripto damar kan dökmek, can havliyle efendilerinden aldığı talimatı yerine getirmek için hazırda beklerken, OHAL’i kaldırmaya teşebbüs veya bunu teşvik cinayettir, cüretkar bir gafilliktir.

Hele CHP yönetimi var ki, köprüye gelmeden geçmeye çalışacak kadar akıl fukarasıdır.

Akıl bir paraşüt gibidir, ancak açıldığı zaman iş görür.

CHP yönetiminin paraşütü uzun süredir kapalıdır, bunu da çakıldığı zaman bizzat anlayacaklardır.

Unutmayalım ki; kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte hem ışığı hem de gelecek treni görür.

Biz tüneli gördüğümüz gibi üzerimize gelen treni de çok net öngörüyoruz.

OHAL, hâlihazırda Türkiye gerçeğinin yansımasıdır.

Sürmesi de milli bir zorunluluktur.

FETÖ’cüler temizlenmeden, tehdit ve tehlikeler geçmeden OHAL bitmez, bitemez, bitmemelidir.

Aksini iddia edenler tek ayak üstünde kırk yalan söyleyen, müfteriklikte, iki yüzlülükte marka olan, Türkiye’nin var oluş davasına kast eden kokuşmuşlardır.

Bu kokuşmalara da Allah’ın izniyle müsaade etmeyeceğiz, tuzaklarında boğacağız.

Büyük kafaların büyük hedefleri vardır, küçük kafaların ise sadece arzuları.

Küçük kafalar talihsizliklere boyun eğerler.

Büyük kafalar ise talihsizliklerin üstünde yükselirler.

Türkiye yükselecektir, yükseklerde hak ettiği doruklara ulaşacaktır.

Buna hiçbir zalim, hiçbir hain, hiçbir işbirlikçi engel olamayacaktır.

Değerli Arkadaşlarım,

Bugüne kadar ülkemiz, Suriye’de barışın sağlanması, sivil kayıpların en aza çekilmesi, mücavir toprakların terör örgütlerinden temizlenmesi adına samimi ve kararlı bir duruş sergilemiştir.

Ne acıdır ki Suriye’de sivil ve masumların ölümleri son bulmadı.

Bir yanda teröristler, diğer yanda zalim Esad bebeklere, kadınlara, savunmasız insanlara acımadan kıydılar, vahşilikte yarış içine girdiler.

Mazlumlar Suriye’de iki ateş arasında kaldı.

Bugün insanlığın gözü önünde, Doğu Guta ve çevresinde tam bir katliam yaşanmaktadır.

Esad rejimi sivillere kimyasal silahlarla saldırıp çocukları öldürecek kadar denetim ve kontrolden çıkmıştır.

Doğu Guta’daki Duma bölgesine Sarin Gazı atan Esad yönetimi çok sayıda masumun ölümüne sebep olmuştur.

Şam yönetimi hesabı mutlaka sorulması gereken bir insanlık suçu işlemiştir.

Zalim Esad meşruiyetini, inandırıcılığını tamamen kaybetmiştir.

Suriye topraklarında, 11’inci yüzyılda Haçlı müfrezeleri ne yapmışsa Esad aynısıyla tatbik etmekte, hatta vandallığı bir adım ileriye taşımaktadır.

Görünen odur ki, Frenk zihniyeti tekrar hortlamış, Esad’a hakim olmuştur.

Doğu Guta’nın Duma bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırıyı nefretle kınıyor, şiddetle lanetliyorum.

Bu cani saldırganlıkta parmağı olan kim ya da kimler varsa doğduklarına pişman edilmelerini temenni ediyorum.

Önceki gece, Suriye’deki Tayfur askeri havaalanına yapılan füze saldırıları bölgenin çok şeye açık ve müsait olduğunu gözler önüne sermiştir.

Bu saldırıyı planlayıp icra edenlerle ilgili tutarsız, kafa karıştırıcı açıklamaların yapılması caniliği geriye itmekte, suçu gizlemektedir.

İnsanlık dışı saldırıların tevili yoktur.

Masumlara Sarin Gazıyla saldırılmasının hiçbir mazereti, hiçbir haklı gerekçesi olamayacaktır.

Esad döktüğü kanların, üstlendiği veballerin, işlediği cinayetlerin hesabını mutlaka vermelidir.

Artık Suriye’nin geleceğine, Suriyeliler karar vermeli, şiddeti durduracak irade ve müdahaleyi gecikmeksizin gösterebilmelidirler.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye-İran-Rusya 23 Ocak 2017 tarihinde Astana görüşmelerine başlamıştı.

Astana’da gerçekleşen ilk görüşme sonucunda üç ülkenin dışişleri bakanları Suriye’de ateşkesin ilan edildiği bölgelerde denetimde bulunmak için üçlü bir mekanizma kurulmasını kararlaştırmıştı.

Bölgesel istikrar adına ilk adım atılmış ve terör örgütü PYD/YPG’ye binlerce tır silah ve mühimmat gönderen ABD masanın dışında bırakılmıştı.

Astana’da kurulan masa etrafında dokuz görüşme gerçekleştirilmiştir.

Bu görüşmelerden sekizi 2017 yılında, sonuncusu ise 15 Mart 2018 tarihinde yapılmıştır.

Bölgesel istikrar için terörle mücadele eylem planı kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri PYD/YPG unsurlarının etkili olduğu alanlarda temizlik yapmış ve bölgeyi gerçek sahiplerine teslim etmiştir.

Suriyeli mültecilerin yurtlarına dönmesi ve kontrolsüz göçlerin tersine çevrilmesi için ortaya konulan irade meyvelerini vermeye başlamıştır.

Süren ve sürdürülen operasyonlar sivil hassasiyeti en üst düzeyde tutarak gerçekleştirilmektedir.

Bölgenin geleceği için Astana’da kurulan masa ile yetinilmemiş ve Türkiye-İran-Rusya Soçi’de yüksek düzeyli işbirliği için toplantılar düzenlenmiştir.

Suriye’de yedi yıldır süren iç savaş ortamının sona ermesi, buna bağlı olarak yaşanan sivil kayıpların önüne geçilmesi için yapıcı bir rol üstlenen Türkiye kısa zamanda önemli mesafeler almıştır.

4 Nisan’da Ankara’da Türkiye, Rusya ve İran Devlet Başkanlarının katılımıyla gerçekleşen liderler zirvesinde Suriye’nin istikrarlı geleceği ve terörle mücadele için varılan mutabakat bir kez daha yinelenmiştir.

Zirve sonrasında yapılan açıklamada üç ülkenin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik sergiledikleri duruş oldukça değerli ve önemlidir.

Bizim de görüşümüz bu yöndedir.

Ayrıca Türkiye’nin bölgede bulunan terör örgütlerine karşı başlattığı operasyonların devamı için ortaya koyduğu korkusuz irade bir kez daha dile getirilmiştir.

Unutulmamalıdır ki, Suriye’de yuvalanan terör örgütleri sadece Türkiye için değil, bölgedeki tüm devletler için tehdittir.

Aynı zamanda Esad rejiminin kimyasal silahlara sarılması tam bir facia, bölgesel ve küresel vicdana kast etmektir.

Var olan, günden güne derinlik kazanan tehditlerin ortadan kaldırılması, Suriye ve Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğü içinde huzura kavuşması Türkiye için bir beka meselesidir.

Ülke olarak “Suriye’deki terör örgütlerinden veya Esad rejiminin katliamlarından bize ne” demek gibi bir lüksümüz yoktur.

Devletin egemenlik haklarıyla birlikte milletin bekası tehlikeye girdiğinde karşımıza kim çıkarsa çıksın, bunlar sırtlarını nerelere dayarsa dayasınlar hak ettikleri dersi vermek, kafalarını ezmek yaşanmış Türk asırlarına karşı namus ve vefa borcumuzdur.

Biz borca sadığız, verdiğimiz sözü de Allah şahittir ki tutarız.

Muhterem Milletvekilleri,

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin geleceğini tayin edecek, istikrar ve normalleşmesini temine yarayacak bir yönetim yapısıdır.

Bu nedenle lazım gelen, eksik kalan uyum yasalarının süratle çıkarılması gerekmektedir.

Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 2019’dan itibaren yerleşmesi, kurum ve kurallarıyla hayata geçmesi için tüm gücüyle çalışacaktır.

Bu maksatla Cumhur İttifakı’nın zayıflamasına, zaafa düşmesine hiçbir şart altında izin vermeyeceğiz.

2019 yılının Mart ayında yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri’nde dikkatli bir dil, hassas bir üslup, Cumhur İttifakı’nın doğasını zedelemeyecek bir kampanya stratejisi izleyeceğiz.

Asıl hedeften şaşmayacağız.

Ağaca bakarken, ormanı gözden kaçırmayacağız.

Zarfa değil, mazrufa kafa yoracağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi’yle son derece olgun, düzeyli, seviyeli, anlaşmaya ve uzlaşmaya dayalı ittifak hukukunu Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerine kadar sürdüreceğiz.

Yol kazası istemiyoruz, siyasi provokasyonlara kapalı duruyoruz.

Kısır siyasi polemiklerle, sığ çıkar hesaplarıyla hareket etmedik, etmeyeceğiz.

Denizden geçmeyi amaçlarken derede boğulmayacağız.

Aşırı gurur, ışığa bakarken kör olmaktır; bu itibarla tevazudan, engin gönüllükten vazgeçmeyeceğiz.

Pusuya yatıp Cumhur İttifakı’nın çatlamasını bekleyen odaklara asla fırsat vermeyeceğiz.

CHP’liler PYD’yi selamlasın, PKK’lıları cezaevlerinde ziyarete koşsun.

Biz işimize bakacağız, önümüze bakacağız, milletimize bakacağız, Cumhur İttifakı’nın başarıya ulaşması için canla, başla mücadele edeceğiz.

CHP durmasın arka kapılarda, siyasi mahzenlerde, kuytu köşelerde İP’le görüşsün, HDP’yle buluşsun, FETÖ’yle uzlaşsın, PKK’yla anlaşsın; biz cumhurun iffet ve iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatmanın heves ve heyecanıyla yoğrulacağız.

Biz Zeytin Dalı Hareketi’nin zafer ve onuruyla sevinirken, bu miras yedi CHP hazımsızlık krizine girip sanatçılarla uğraşmaya, bunlara hakarete girişmiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı eşliğinde Hatay Oğulpınar Hudut Karakolu’na giden sanatçılara, sporculara reziller diyerek kesif bir cephe açmıştır.

Her yeni açıklaması bir öncekini aratan CHP liderindeki tahammülsüzlük, basiretsizlik; hezeyan boyutlarını aşmış, siyasi cinnete varmıştır.

“Politik çapsızlık ve yetersizlik sendromu” kronik bir hâl alan Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıkanı kulağı duymuyor; diline gelen, gönlünden geçene bile rahmet okutuyor.

Diyor ya Hz. Mevlana; “garez gelince hüner kaybolur, yüzlerce perde iner gönülden göze.”

CHP liderinin malum sanatçıların Afrin’de destan yazan Mehmetçiğe moral ziyaretini en hakaretamiz ifadelerle eleştirmesi akıl tutulması, ahlak kırılmasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun Mehmetçiği bağrına basanlara büyük bir şiddetle saldırması, sadece düşünce özgürlüğüyle açıklanamaz.

Bu son çıkışta; millete yabancı bir zihniyet, çarpık bir bakış açısı, sakat bir dünya görüşü çok net biçimde sırıtmaktadır.

CHP’nin sanatçı kabul ve takdir kriterleri de evlere şenliktir.

Ana muhalefetin başındaki bu zat, her geçen gün tarzını ve üslubunu çirkinleştirmekte, çirkefleştirmektedir.

Türkiye’de aşırı solcu olmayan, devlete isyan etmeyen, sözde barış adına Türk askerinin haklı operasyonlarına karşı çıkmayan, HDP’yi zımnen de olsa desteklemeyen sanatçı; CHP tarafından sanatçıdan sayılmıyor.

Böyle bir zihniyete tek kelimeyle yazıklar olsun diyoruz.

CHP’nin, Afrin şehitlerini anmak isteyen üniversite öğrencilerine saldıran teröristlere “evlatlarımız!” diye sahip çıkmasıyla Afrin kahramanlarına moral ziyareti düzenleyen sanatçılara hakaret etmesi aynı ruh hastalığının belirtisidir.

Bugünkü CHP, aziz Atatürk’ten sonra özellikle sanat camiasında kutuplaşmayı ve ayrışmayı körükleyen, kendileri gibi düşünüp inanmayanları dışlayan, tutucu, softa ve yobaz bir geleneğin siyasi temsilcisi hâline gelmiştir.

Ana muhalefet, halktan kopmuş, millî hassasiyetlerden uzaklaşmış; örf, âdet ve geleneklerimizle köprüleri atmıştır.

CHP, Türk milletinin gerçeklerinden ve sosyal dinamiklerden bihaber siyasi garabete dönüşmüştür.

Ne yazık ki Cumhuriyet’i kuran parti, kurucu değerlerden hızla uzaklaşarak “Cumhuriyet düşmanlarının ini” hâline gelmiştir.

Vatanseverlik, bayrak aşkı, millet sevdası, terörle mücadele gibi konular siyaset üstüdür.

Vatan ve bayrak sevgisinin, millî meseleler karşısında coşkun hissiyatın toplumsal tezahürünün sanatçılarda makes bulması olağandır, doğaldır ve normaldir.

Asıl anormal olan,  asıl ahlaki düşüklük olan bu makesin gözü dönmüşçesine eleştirilmesidir.

Millet tarafından beğenilen sanatçıların, kahraman askerlerimize moral vermek üzere ziyaret davetine icabet etmeleri alkışlanacak bir tutumdur.

Bundan eleştiri gerekçesi çıkarmak; cehalettir, aymazlıktır, terbiyesizliktir, tabansızlıktır.

Sayın Kılıçdaroğlu, rahatsız olduysa kendisine yakışanı yapmasını tavsiye ederiz.

Cumhurbaşkanı kamuflaj giyip sanatçılarla birlikte sınır karakolumuza gitmişken, Sayın Kılıçdaroğlu da mekapları ayağına geçirip terörist kıyafetlerini üzerine giyip doğruca PKK/PYD/YPG tünellerinde soluğu alabilir, arkadaşlarıyla çay partili, bol bol ihanet anısıyla dolu akşamlarda hasret giderebilir.

Önüne geçen yoktur, karşısında engel yoktur.

Buyursun, yolu açık olsun.

Ancak Türk milletinin hakkında vereceği siyasi hükme de ister seve seve, ister zoruna gide gide rıza göstersin, göstermek durumunda kalsın.

Millî Mücadele yıllarında; Halide Edip başta olmak üzere dönemin yazar, sanatçı ve gazetecilerinin çoğunluğu Mustafa Kemal Paşa’ya ve Ankara hükûmetine açık destek vermişlerdi.

Hatta Halide Edip, cepheye giderek Halide Onbaşı unvanını almıştı.

Sayın Kılıçdaroğlu, bunu da eleştirecek midir?

Millî Mücadele’ye hasım olan Ali Kemal ve muhalif İstanbul basınının sergilediği tutumun aynısıyla CHP’de vücut bulması kepazeliktir.

CHP lideri Kılıçdaroğlu; söz konusu çıkışıyla Türkiye’nin bekası için gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı’nı tenkit eden, ülkemizin terörle mücadelesine karşı çıkan emperyalist ülkelere ve onların taşeronlarına dolaylı destek vermiş, kucak açmıştır.

Türk milleti temellerinden kopan CHP’yi mahkum edecek, siyasi erimeye bırakacaktır.

Gezi seviciler, Kandil sevdalıları, YPG’ci düşükler, FETÖ’cü şerefsizler, eski tüfekler, komünist kalıntılar, Türklüğe ve devlete küfreden sözde sanatçılar CHP’nin çöken çatısı altında kalacaklar, sonlarını hazırlayacaklardır.

Diyorum ki, bu CHP’den bir halt olmaz, bu CHP’den bir sonuç çıkmaz.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bazı derneklerle düzenlediği “Gençlik ve İnanç Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde, hepimizi tedirgin ve rahatsız eden bir tespit yapılmıştır.

Buna göre Türk gençliği deizme kayıyormuş.

Yani Allah’a inanan, ama dine inanmayan bir gençlik doğuyormuş.

Bu neticeye nasıl ulaşıldı, hangi delil ve tespitlerle böylesi bir kanaat uyandı bize göre belirsizdir.

İmam Hatipli kardeşlerimizin de bu kategoriye alınması oldukça düşündürücü, oldukça sarsıcıdır.

Şunu özellikle ifade etmeliyim ki, Türk gençliği inançlıdır, ahlaklıdır, imanlıdır, dinine, diyanetine, geleneksel değerlerine, kültürel emanetlerine bağlı ve sadıktır.

Türk gençliğinin deizme kaydığını söylemek densiz bir uydurmadır.

Yüzbinlerce Ülkü Ocaklı evladım bu tezi çürüten bir asalete, duruşa, ve inanca şuurla sahiptir.

Türk gençliğinin itham edilmesi, töhmet altında bırakılması ayıplı ve ahlaksız bir komplodur.

Düşünmek görmektir, temiz bir vicdanla düşünenler gerçekleri muhakkak surette göreceklerdir.

Atalarımız boşuna söylememiş; arife günü yalan söyleyen, bayram günü utanır.

Türk gençliğine ateizmin bir önceki istasyonu olan deizm karası çalanlar, yüzleri varsa utansınlar, onurları kaldıysa nedamet getirsinler.

Yüksek ülküler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür.

Türk gençliği yüksek ülkülere tırmanmayı göze alan, eften püften tezviratları ayağının altına alan inanç ve iman erleridir.

Onlar gelecektir, gelecek onların iradelerine emanettir.

Deizmle uğraşanlar, önce haram yiyenlere baksınlar.

Sahte fetva makamlarıyla uğraşsınlar.

Çocukları istismar eden kansızlarla ilgili çalıştay düzenlesinler.

Münafıklara, müşrik emellere, kafir niyetlere tedbir alsınlar.

Bırakın hayallere pranga vurmayı.

Düşün Türk gençliğinin yakasından.

Çekin ellerinizi Türk gençliğinin yarınlarından.

Türk gençliği haklıdır, haysiyetlidir, erdemlidir, inanç kalpazanlarının, din tacirlerinin üstesinden gelecek güce, yeterliliğe, kabiliyet ve kifayete hamd olsun sahiptir.

 

Değerli Milletvekilleri,

Sözlerime son vermeden, Yunanistan’ın yandan çarklı, icazetli ve ruhen tükenmiş Savunma Bakanı’nın söz ve tehditlerine de kısaca değinmek istiyorum.

Bu bakan artığı, Türkiye’yi düşman olarak nitelemiş.

Ege adalarına ve sınıra ilave 7 bin asker göndermiş.

Birlik olup bizi ezeceklermiş.

Mart ayının başında tutuklanan iki Yunan askeri için de; “gerekirse gider onları alır getiririz” demiş.

Anlaşılan Yunan Savunma Bakanı aklını kaybetmiş, yediği yürek kendisini çıldırmanın eşiğine getirmiş.

Anlaşılan bu şahıs tarihi unutmuş, kovalandıkları, denize döküldükleri günleri hafızasından çıkarmış.

Arzu ederse, talebi olursa tarihi tekerrür ettirmek bizim için çocuk oyuncağıdır, bu defa Atina’ya kaçmakla da kurtulmaları imkansızdır.

Yunan Savunma Bakanı mitolojiye kendisini fazlasıyla kaptırmış olacak ki, Zeus’a özenmiş, Apollo’ya öykünmüş, Poseydon olmaya heveslenmiş.

Uykudaysa uyansın, histeri nöbetindeyse en yakın bir kliniğe yatsın.

Dedeleri Türk düşmanlığının bedelini ödediler, Anadolu’yu işgal ve istila teşebbüsünün cevabını er meydanlarında aldılar.

Konya kadar bile büyüklükte olmayan bir ülkenin sorumsuz ve sabıkalı siyasetçilerinin iki de bir dişlerini göstermesi beyhude bir çırpınmadır.

Biz yeri gelirse o dişleri sökmesini, hatta kırmasını çok iyi biliriz.

Keskin bıçak olmak için çok çekiç yedik, daha da çekiç kaldıran olursa kafasına geçiririz.

Çünkü biz Türk milletiyiz.

Yunan munan tanımayız, PKK, FETÖ, PYD’den anlamayız.

Esareti boğarız. Zilleti ezeriz. Karanlığı yırtarız.

Düştüğümüz yerden doğrulur, güneş olur doğarız.

Devir artık başkalarının ne düşündüğünün dikkate alındığı devir değildir.

Artık bu çağda herkes pozisyonunu Türkiye’ye göre belirlemek mecburiyetindedir.

Asır Türk asrıdır. Hedef Kızılelma, hedef Turan ülküsüdür.

Yunanistan’ın maceraperest bakanı ve aynı düşünceye sahip siyasetçileri önümüzü kesmeye kalkışırlarsa, enselerinden tutacak iradenin tıpkı 1920’li yıllarda olduğu gibi Anadolu’da hazır beklediğini de hesaba katmaları kendilerine hassaten tavsiyem ve tembihimdir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı, saygıdeğer misafirlerimizi hürmetle selamlıyor, başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Bu hafta idrak edeceğimiz Miraç Kandilimizin mübarek olmasını niyaz ediyor, hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.

Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi

İYİ Parti Kurultayı yapıldı:Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi

İYİ Parti’nin 1. Olağanüstü Kongresi’nde tek aday Meral Akşener yeniden Genel Başkan seçildi. Kongreye gelen parti seçmenleri arasında “Bu bir kadın hareketi” diyenler de var, ülkücülükten vazgeçtiğini söyleyenler de .Dernekturk’den Fehmi DUMAN Ankara Arena’daki kongrenin nabzını tuttu.

İYİ Parti’nin 1. Olağanüstü Kurultayı, Genel Başkan Akşener’in de gelmesiyle başladı. Ankara Spor Salonu’nda “İYİ’ler kazanır” temasıyla düzenlenen kurultayı izlemek için gelenler, yoğun güvenlik önlemleri altında salona alındı. Kurultayın gerçekleştirileceği salona, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile Türk bayrağı asıldı. Akşener’in tek aday olacağı kurultayda, partiyi 2019 seçimlerine taşıyacak kadrolar şekillenecek.
İYİ Parti 1’inci Olağanüstü Kurultayı’nda tek aday ile girilen genel başkanlık seçimlerinde, partinin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Meral Akşener, yeniden genel başkanlığa seçildi. 1112 delegeden 1061’inin oy kullandığı kurultayda 1 oy geçersiz sayılırken, Meral Akşener 1060 oy ile yeniden genel başkan seçildi

KONGREDE DİKKAT ÇEKEN İSİM
İyi Parti’nin kongresinde dikkat çeken bir isim de yer aldı. Bir dönem Başbakan Yardımlığı yapan eski AK Partili Abdüllatif Şener davetliler arasındaydı. Şener’in görüntüsü, salondaki dev ekrana yansıtıldığında büyük alkış alması ‘Partiye mi katılıyor’ yorumlarına yol açtı.
KONGREDE YAŞANANLAR
Salona kurulan dev ekrandan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in fotoğraflarının bulunduğu sinevizyon gösterimi yapıldı.Balonlarla süslenen salonda “Türkiye İYİ olacak”, “İYİ’ler kazanır, Türkiye kazanır”, “Engelleri aşa aşa geliyoruz”, “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”, “Bize güven, kendine güven, Türkiye İYİ olacak”, “İYİ’ler, kötülerden cesur” pankartları asıldı.
Kurultayın yapıldığı salona gelen Akşener, partilileri selamladı. Bu sırada partililer “Cumhurbaşkanı Meral Akşener” sloganları attı. Kurultaya katılan madencilerce verilen bareti takan Akşener, küçük bir madenci heykelini de elinde taşıdı.
Bir çocuğu kucağına alan Akşener, kürsüye geçerek, “Hoşgeldiniz. Rabbime şükürler olsun, bu günleri bize gösterdi. İyi ki varsınız.” dedi.
İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray, bin 64 delegenin imzasıyla kurultayı açtıklarını belirtti. Divan Başkanlığına Abdul Ahat Andican seçildi. Akşener’in tek aday olacağı kurultayda, partiyi 2019 seçimlerine taşıyacak kadrolar şekillenecek.
AKŞENER: KADINLARA SESLENİYORUM, İYİ PARTİ SİZİNDİR
“Artık, çözümsüzlük ve umutsuzluk batağına saplanmak yok. Artık güç simsarlarından korkmak yok. Artık, bu ülkede iyileri ve iyilikleri konuşmamızın zamanı geldi. Herkes biliyor, hepimiz biliyoruz, ülkemizdeki bu sessizlik, huzurun sessizliği değil, korkunun sessizliğidir. Ekonomi tepetaklak olmuş yokuş aşağı inerken, korkunun suskunluğunu, huzurun sessizliği gibi yutturuyorlar. Bizler, biz iyiler, o korku duvarlarını yıkacağız. Bizler korkudan susanlardan değiliz, bizler, bağıranlara boyun eğenlerden hiç değiliz. Artık, anlaşıldı ki; ülkemizi iyi günlere İYİ Parti taşıyacak. İşte bu yüzden burası, düğün evidir, bayram yeridir.”
“KENDİ DÜZENLERİ İÇİN ÜLKENİN DÜZENİNİ BOZDULAR”
Ülkeyi yönetenlere seslenen ve eleştirilerini sıralayan Akşener, şöyle konuştu:
“Sizlere söylüyorum; artık bu aziz millete kör, sağır, dilsiz muamelesi yapamayacaksınız. Gerçeklerin üstünü, korku gücüyle, tehditle, medyaya abanarak örtemezsiniz. Bizler buna izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Bugün ülkemizi yönetenler, kendi düzenlerini kurmak için ülkemizin düzenini bozdular. İşsiz ve çaresiz gençlerimizi, plansız programsız açtıkları üniversitelerle oyalayacaklarını sanıyorlar. Yanılıyorlar. Sizler ve bizler, hepimiz; güzelim Türkiye Cumhuriyeti, yalanlar cumhuriyeti olmaktan kurtulsun diye, yorgun, yoksul, korkan, itelenmiş, işsiz ve yalnız kalmış, bıkmış, bunalmış herkesin içi ferahlasın diye siyaset yapıyoruz. Bu aziz millet ’Artık yeter’ dediğinde biter en güçlü saltanat. Bu aziz millet ’bitti’ dediğinde biter her şey. Çünkü ülkemizin, hepimizin, çoluğumuzun çocuğumuzun, bir tek ama bir tek kişi ayırmaksızın hepimizin rahat bir nefes almaya ihtiyacı var. Çünkü, anamız, babamız, çocuğumuz, gencimiz, yaşlımız, işçimiz, çiftçimiz, memurumuz, esnafımız, emeklimiz, hepimiz, krizden krize koşmaktan, gerim gerim gerilmekten bıktık, usandık. Millet oradan oraya savrulmaktan bıktı, usandı. Millet sizin sürekli aldatılmanızdan bıktı, usandı. Her aldanışınızdan sonra ağlamanızdan bıktı, usandı. Her aldanışınızın faturasını ödemekten bıktı, usandı. Durmadan ama durmadan yalan söylemenizden bıktı, usandı.”

“ALLAH’TAN BAŞKA GÜÇ TANIMIYORUM”
İYİ Parti’nin tüm kadrolarıyla ve teşkilatıyla an itibariyle ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu ifade eden Akşener, şunları söyledi:
“Her siyasi partiye nasip olmayacak genişlikte ve nitelikte bir çalışma kadrosuna sahibiz. Daha yola ilk çıktığımızda gördük ki; ’siyaset simsarları’ için korku dağları sarmış, masa altı ittifaklar çoktan kurulmuş bile. Saray odalarında pazarlıklara oturulmuş, Yargıtaylar tutulmuş, yollar kesilmişti. Özel hayatlarımıza hayasızca dil uzattılar, ’Allah var’ dedik. Engelleri aşa aşa geldik. Parti kuramaz dediler, kurduk. Kurultay yapamaz dediler. İşte, hem de on binlerle kurultay yaptık. Bizler engelleri aşa aşa geldik. Önümüze ne kadar engel koyarlarsa koysunlar, onları da aşa aşa geliyoruz. Milletimizin tepesinden sopanızı çekin, milletin omuzunda ele ihtiyacı var, o el olmak için geliyoruz. Ülkemizin unutulmuş değerlerini hatırlatmak, kaybolmuş iyiliklerini bulmak, kapılarımıza kilit üstüne kilit vurmadan yaşamak için geliyoruz. Ta ki, bu aziz milletin her bir ferdi rahat nefes alana kadar.Bizi yolumuzdan döndürebilecek Allah’tan başka bir güç tanımıyorum. Ancak unutmayın ki; kalabalıklarımızın gösterdiği gücü, umudu ve kararlılığı gören güç haydutları, üzerimize daha çok gelecekler. Biz buna da hazırız.
“BİZ MİLLETİMİZLE İTTİFAK YAPIYORUZ”

İYİ Parti’nin başka partilerle ittifak kurduğuna dair söylentiler çıktığını belirten Akşener, “Bize her gün bir partiyle ittifak kurduruyorlar. Yapmadığımızı yaptı, söylemediğimizi söyledi olarak yayıyorlar. Dürüst olun ey zalimler. Ahlaklı olun. Edepli olun. ’Fitne ve zulüm ölümden beterdir’ diyor Cenab-ı Hak. Eğer böyle devam ederseniz, bilin ki; ’Adınız Haccac gibi zalim yazılır tarihe.’ Kim kiminle ittifak yaparsa yapsın, biz milletimizle ittifak yapıyoruz” diye konuştu.

“TÜM ÇOCUKLAR ÖNCE MUTLU OLMALIDIR”

Türkiye’nin bir yalanlar cumhuriyetine dönüştüğünü söyleyen Akşener, konuşmasını şöyle tamamladı: “İYİ Parti, bu yalanlar cumhuriyetini dürüstlük cumhuriyetine çevirmek zorundadır. Velilerimiz daha fazla para harcıyor, çocuklarımız okullarında ortalama bir Avrupa ülkesinden daha fazla zaman geçiriyor. Sonuç? PİSA sonuçlarına göre 52’nci sıradayız, bin 800 saat yabancı dil dersimiz var, ama konuşabilenimiz yok. Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimiyle yap boz oyunları oynanmasına izin vermez. Biz, parası olan ailenin çocuğuyla, parası olmayan ailenin çocuğu farklı eğitimler almasın diye geliyoruz. Çocuklarımız sınavdan sınava koşturan yarış atı muamelesi görmemelidir. Başarılı ya da başarısız, engelli ya da engelsiz, tüm çocuklar önce mutlu olmalıdır. 21’inci yüzyılı doğru anlayabilmek gerekiyor. Ülkemiz 21’inci yüzyılı doğru analiz edebilen insanlarla yönetilmelidir. Yeni yüzyıl, yeni bir insan talep ediyor. Bu talebe ancak farklı düşünebilen,ÿfarklı görebilen öğrenci odaklı bir eğitim sistemiyle ulaşılabilir. Doğayı ve çevreyi koruyan tüm projeler, betonlaştırma projelerinden çok daha öne geçmelidir. Tüm doğa ve çevreyi konu alan sivil toplum kuruluşları, yönetim ortağımız olacaklar. Doğrusu budur. Ağaçlar kendilerini koruyamaz, dereler kendilerini koruyamaz, onları sadece ve sadece iyi insanlar korur. Biz koruruz.”

Geyve Boğazında Şehit Çoban Anıldı

Geyve Boğazında Şehit Çoban Anıldı

Geyve boğazı’nda düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadar ise,ışıksızı ne kadardır”deyip kaçırttıran “Çobanı Anma”yürüyüşü gerçekleştirildi

Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneğince düzenlenen geleneksel Şehit Çoban`ı anma etkinliğine Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı  Gültekin Tırpancı,Liberal Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Haluk AVCI,Sakarya  Medya Derneği Başkan Vekili  Fehmi DUMAN,  Sakarya  Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünden Doç.Dr.Mahnaz GÜMRÜKÇÜOĞLU YİĞİT,Gönül Elçisi  Sabahattin BİRİNCİ,Marmarabook Genel Yayın Yönetmeni  Necla BAKAN  ve  çok sayıda  doğa  sever  katıldı

Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneğince düzenlenen geleneksel Şehit Çoban`ı anma etkinliğinin altıncısı  yapıldı.Geyve Akıncı Mahallesinde doğa yürüyüşü ile başlayan  Şehit Çobanı Anma Yürüyüşü sebzeli bulgur pilavı ve ıhlamur çayı ikramıyla son buldu.

Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Kamuran Tan “Geyve Boğazında düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadar ise ışıksızı kim bilir ne kadardır” dedirtip kaçırtan şehit çobanı anma yürüyüşü gerçekleştiriyoruz.


Bir gece Geyve boğazı Çobankale mevkiinde karargah kuran düşman birliğini fark edip, onları korkutmak amacıyla sürüsündeki keçilerin boynuzuna çıra bağlayıp yakarak, Kocatepe sırtlarında dolaştırıp düşmanın ” “Türklerin ışıklısı bu kadar ise ışıksızı kim bilir ne kadardır” dedirttirerek kaçıran çobanı anma proğramımıza  katılan herkese  teşekkür ederim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,AK Parti Sakarya 6. Olağan İl Kongresine katıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Sakarya İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Bizim hiç kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Ne komşularımıza ne de diğer ülkelere hiçbir zaman husumetle yaklaşmadık, yaklaşmıyoruz. Hiçbir ülkeyle de ilişkilerimizi zedelemek istemiyoruz. Türkiye’nin dostluğunun kıymeti ancak kaybedilince anlaşılır. Biz her zaman komşularımızın, kardeşlerimizin kendinden emin olduğu, sırtını dayadığı, itimat ettiği bir ülke olduk” dedi.





Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Sakarya 6. Olağan İl Kongresine katıldı. Serdivan Kapalı Spor Salonunda düzenlenen kongre öncesinde kendisini bekleyen vatandaşlara selamlama konuşması yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra kongrenin yapılacağı salona geçerek partililere hitap etti.

“SIRF ÇIKARLARI İÇİN DÜNYAYI AYAĞA KALDIRANLARDAN OLMADIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının başında, ülkemizin gönül coğrafyasının 780 bin kilometrenin kat kat ötesinde olduğunu ifade ederek “Kalbimizin bir yarısı İstanbul, Diyarbakır, Trabzon, Antalya, İzmir ise, diğer yarısı Halep’tir, Kerkük’tür, Kudüs’tür, Sancak’tır, Buhara’dır, Urumçi’dir. Biz Edirne’nin, Yozgat’ın, Erzurum’un meselesiyle hemhâl olduğumuz kadar Kırım’daki, Kafkasya’daki, Türkistan’daki, Afrika’daki, Güney Asya’daki sıkıntılarıyla da dertleniyoruz. Ülkemiz ve milletimiz için çalıştığımız kadar dünyanın dört bir yanındaki ezilenler için de mücadele veriyoruz” dedi.

Kendilerinin sırf çıkarları için dünyayı ayağa kaldıranlardan, petrol, altın, elmas için coğrafyamızı kan gölüne çevirenlerden de asla olmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir medeniyetin temsilcileri olarak herkes için adalet, hürriyet, güven ve istikrar istediklerini söyledi.

“BEBEK CESETLERİNİN SAHİLE VURMADIĞI BİR DÜNYANIN MÜCADELESİNİ VERİYORUZ”

Sömürünün olmadığı, bebek cesetlerinin sahile vurmadığı, Akdeniz’in karanlık sularının on binlerce masum için kabristana dönüşmediği daha merhametli bir dünyanın mücadelesini verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Gazze’de, Doğu Guta’da top oynayan çocukların savaş uçakları tarafından vahşice katledilmediği bir bölgenin hayalini kuruyoruz. Biz hiç kimsenin ötekileştirilmediği, hiç kimsenin baskı, zulüm, işkence görmediği dünyaya kavuşmasının kavgasını veriyoruz. Bizim mücadelemiz ikbal değil istikbal mücadelesidir. Bizim kavgamız çıkar değil hak ve adalet kavgasıdır. AK Parti’ye gönül veren, bu kutlu çatı altında hizmet eden her bir yol arkadaşımın hedefi, gayesi, evet kızılelması budur. Unutmayın, bizim kızılelmamız sonu belli olan değil, bizim kızılelmamız ilayı kelimetullahtır. İnşallah son nefesimize kadar yılmadan, yorulmadan, zorluklar karşısında asla pes etmeden bu mücadeleyi sürdüreceğiz. İşte neredeyiz bugün? Afrin’de. Niye, işgal için mi? Toprak almak için mi? Hayır. Ülkemizi taciz eden teröristler var ya işte biz o teröristleri kovalıyoruz. Zannediyorum şimdi herhâlde 3 bin 500’e ulaşmıştır ama buraya gelmeden önce rakam 3 bin 300’dü, etkisiz hâle getirdiğimiz teröristler” şeklinde konuştu.

“ŞEHİTLERİN KANLARINI YERDE BIRAKMAMAKTA KARARLIYIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençliğe inanmayanların olduğunu kaydederek, “Bu gençliğe inanmayanlar var. Niye inansınlar ki? Onlar Kandil Dağı’nda veriyorlar 14-15 yaşındaki çocuğun eline tüfeği, nasıl adam öldürülür, onu öğretiyorlar. Biz ise veriyoruz eline tableti, nasıl dünyaya istikamet çizilir, onu öğretiyoruz. Farkımız bu. Onun için inşallah önümüzdeki mart yerel seçimleri, ardından kasım Hükûmet Sistemi Cumhurbaşkanlığı seçimi, buna çok iyi hazırlanmamız lazım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Sakarya’nın yiğit evladı, şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk olmak üzere tüm şehitleri rahmetle yâd ettiğini ifade ederek, “Ölürsek şehit, kalırsak gaziyiz diyerek üzerlerine atıldıkları katil sürülerini darmadağın eden kahramanlarımıza, terörle mücadele şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum” dedi. Millet olarak ne yapılırsa yapılsın, şehit ve gazilere olan borcun ödenemeyeceğinin farkında olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehitlerin kanlarını yerde bırakmamakta da kararlıyız. Nasıl şehit kaymakamımızın kanını yerde koymadıysak, yurt içinde ve dışında bekamıza kasteden soysuzlardan da işledikleri cinayetleri muhakkak soracağız, soruyoruz. Nasıl ki Türkiye tüm imkânsızlıklara rağmen, bir asır önce bekasına yönelik senaryoları Çanakkale’de, Sakarya Meydan Savaşı’nda paçavraya çevirmişse bugün de aynısını yapacak güç ve kudrete sahiptir” dedi.

ANADOLU’YU YURT EDİNMENİN BEDELİNİ BİN YILDIR FAZLASIYLA ÖDEDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkenin ihsanla, lütufla birilerinin kolları ve kanatları altında kurulmadığını, bu toprakları 1071’den beri şehitlerin kanları ile yoğurularak vatan kıldığımızı belirtti. Anadolu’yu yurt edinmenin bedelinin bin yıldır fazlasıyla ödendiğini, hâlâ da ödemeye devam edildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hafıza tazelemek isteyenler gitsinler yakın tarihlerine baksınlar. Boylarından büyük laflar edenler gitsinler masal yerine önce iyi bir tarih kitabı okusunlar. Sakarya Meydan Muharebesi’nde salamura olmaktan nasıl kurtulduklarını, denize dökülerek buraları nasıl terk ettiklerini çok iyi öğrensinler” dedi.

Ülke olarak hiç kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüzün olmadığını bir kez daha tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşulara ve diğer ülkelere hiçbir zaman husumetle yaklaşmadıklarını, hiçbir ülkeyle de ilişkileri zedelemek istemediklerini söyledi. Türkiye’nin dostluğunun kıymetinin ancak kaybedilince anlaşılacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz her zaman komşularımızın, kardeşlerimizin kendinden emin olduğu, sırtını dayadığı, itimat ettiği bir ülke olduk. Vatandaşlarımızın hak ve hukukunu koruma noktasında nasıl tavizsiz olmuşsak, diğer ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekte de o derece titiz davrandık. Önümüzdeki dönemde de aynısını yapacağız. Kendimizle beraber bölgemizin de güvenliği için çalışmayı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında Sakarya’nın son 16 yıldır demokrasinin, millî iradenin, AK Parti’nin adalet ve kalkınma mücadelesinin en güçlü destekçilerinden biri olduğunu söyledi. Sakaryalılara 16 Nisan referandumunda yüzde 68 gibi Türkiye ortalamasının çok üstünde bir oran ile evet demesi dolayısıyla teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 seçimlerinde de Sakarya’dan benzer bir tablo beklediğini ifade etti.

“SAKARYA’YA SON 15 YILDA 19 KATRİLYON LİRALIK YATIRIM YAPTIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’a giden süreçte en büyük referans kaynaklarının yaptıkları hizmetler olduğunu ifade ederek Sakarya’ya son 15 yılda 19 katrilyon liralık yatırım yaptıklarını bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitimde 2 bin 900 yeni derslik inşa ettik Sakarya’da, 9 bin 400 yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtlarını şehrimize kazandırdık. Önümüzdeki yıl Pamukova’da 250 kişilik bir yurt daha açıyoruz. 100 bin öğrencisiyle Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birine sahip Sakarya’ya ikinci bir devlet üniversitesi daha kuruyoruz. Sporda 28 bin seyirci kapasiteli bir stadyumu Sakaryalı sporseverlere armağan ettik. Sağlıkta 15 yılda 43 adet tesisi sizlerin hizmetine sunduk. İçinde 200 yataklı kadın-doğum ve çocuk hastalıkları hastanesinin de olduğu 7 sağlık tesisimizin inşası sürüyor. Bunların dışında şimdi bir hazırlığımız var, o da inşallah 1000 yataklı bir şehir hastanesi inşası için çalışmalarımız sürüyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan toplu konutta Sakarya’da 7 bin 400 konut projesini hayata geçirdiklerini ifade ederek şunları kaydetti: “Sakarya’ya 2002 yılına kadar 133 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı. Biz 15 yılda buna 211 kilometre daha ilave ettik. Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren projesi sadece Ankara ve İstanbul’un değil aynı zamanda Sakarya’nın da en önemli projelerinden biri. Sadece hızlı treni değil Sakarya’ya hızlı tren fabrikasını kurmak da bize nasip oldu. Bu fabrika hızlı tren setlerini ve metro araçlarını üretiyor. Şu ana kadar 166 adet tren setinin üretimi burada tamamlandı. Gebze-Sabiha Gökçen-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-yeni havalimanı-Halkalı hızlı tren projemizin yapım ihalesine bu yıl çıkıyoruz. Uzunluğu 224 kilometre olan bu hat, İpek Demiryolu güzergâhının ülkemizden geçen bölümünün Avrupa bağlantısını oluşturan kısımlarından biri, maliyeti 8,5 katrilyon lira olan bu hızlı tren hattını 2023 yılında hizmete açmayı hedefliyoruz.”

“MİLLET EN BÜYÜK HAKEMDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında kendilerinin ana muhalefet partisi gibi istismar siyaseti değil hizmet, proje ve eser siyaseti yaptıklarını ifade etti. Ana muhalefetin FETÖ’ye destek vermekten, bölücü terör örgütüne payende olmaktan arta kalan vaktini çok lüzumsuz işlerle harcadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların Türkiye’de dikili bir ağaçları dahi olmadığını, çünkü millete hizmet gibi bir dertlerinin bulunmadığını belirtti.

Her fırsatta gerilimi artırarak, milleti birbirine düşürerek bugüne kadar gelmeyi başardıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Ancak denizin bittiğini, yalan ve iftiralarla bir yere varamayacaklarını elbette anlayacaktır. Atalarımızın güzel bir lafı var, ‘huylu huyundan vazgeçmez’ diyor. Bunlar da alışkanlıklarını bir türlü bırakamıyorlar. FETÖ’cülerin kulaklarına fısıldadığı bühtanlar üzerinden milletimizi oyalamaya, ülkeyi kendi kısır çekişmelerine hapsetmeye çalışıyorlar. Biz elbette bunlara prim vermeyeceğiz. Kendi gündemimize yoğunlaşacak, Sakarya’ya son 15 senede yaptığımız hizmetleri daha da katlamanın mücadelesini vereceğiz. Şunu unutmayın: Millet en büyük hakemdir. Kendine hizmet edenle sabah-akşam Türkiye düşmanlarına yancılık yapanları bu millet görüyor. Kimin ne yaptığını, hangi partinin kendisi için çalıştığını insanımız çok iyi biliyor. Herkesin notunu da seçim sandığı önüne gelince veriyor. İnşallah 2019 seçimlerinde de milletimiz yine basiret ve ferasetle hareket edecek, kendisi ve ülkesi için en doğru olanı Allah’ın izniyle yapacaktır. Bizim görevimiz, o zamana kadar çalışmak, gayret sarf etmektedir. Ben bu konuda sizlere güveniyorum.”

 

İYİ Kİ Sakarya'da Türk Kadınlar Birliği ve İYİ Kİ Tevhide Yağan Var

Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Demokrasi Meydanı’nda program düzenledi.

Programa Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tevhide Yağan, İYİ Parti İl Başkanı Hüsamettin Atasever, Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Elif Erdem Düzgün ve çok sayıda vatandaş katıldı.

 

SORUMLU KİM?

Programda konuşan Türk Kadınlar Birliği 2. Başkanı Nurçin Süzen, “Toplumun yarısını oluşturan kadınlarımız, sorunlarımızı gündeme getirdiğimiz gün olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ülkemizde insanlığın kabul edemediği bir sorunla ne yazık ki karşı karşıya. Toplumsal cinsiyet bakış açısının hakim olduğu düzende, uygulamalarda devletten himaye bekleyen, istismara uğrayan çocuklarımız, sokak ortasında öldürülen, şiddet gören kadınlarımız, erken yaş evliliklerde kız çocuklarımızın uğradığı tacizden sorumlu kimi tutacağız” dedi.

ÇAĞDAŞ BİR GELECEK

Bir insan onurunu zedeleyen olayların önlenmesi için, güçlü, kararlı ve uygulanabilir yaptırımlar geliştirilip toplumun her kesiminde bir etki oluşturulması gerektiğini söyleyen Süzen, “Tüm dünyada ve Türkiye’de kadın direnişlerinin, kadın mücadelesinin en onurlu günü olan 8 Mart Kadınlar Günü’nde, çocuk istismarı, çocuk evlilikleri ve kadın cinayetlerinin son bulması için, en büyük gayretimiz ve özlemimiz, içinde bulunduğumuz yüzyılın kadınla erkeğin eşit bireyler olarak aileden, siyasal yaşama, bilimden sanata tüm değerleri birlikte paylaşacağımız, birlikte yücelteceğimiz, çağdaş bir gelecek olması dilediğimizdir” ifadelerine yer verdi.

İyi  Parti Sakarya  İl Başkanı Doktor Hüsamettin ATASEVER 25  Kişilik  İyi Partili  Kadın ve  Yönetici ile  Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesinin  Proğramına  katılan  Tek  Parti  Önderi  oldu

ADİL VE İNSANCA

Süzen, “İşte bu nedenle artık kadınlar başta insan hakları, silahsızlanma, barış, sağlık, toplum ve doğa olmak üzere yeryüzünde ki dengelerin korunması ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakılabilmesi için kadınların, siyasal yaşama daha eşit koşullarda katıldıklarında, birçok aksaklıklar kendiliğinden çözülecektir. Çünkü biliyoruz ki, toplumların geleceğini belirleyen kadınlardır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde barış ve huzurun tüm dünyaya egemen olacağı daha adil ve insanca yaşanabilir bir toplum, bir ülke, bir dünya temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.

Konuşmalarının ardından Tiyatro Suretler ekibi sahne alarak kadınların yaşadığı sorunları anlatan oyun sergiledi.

Oyun gösterimi bittikten sonra katılımcılarla toplu fotoğraf çekimi yapıldı.

Açılış konuşması yapılmadan önce meydandan geçen mendil satan kadın sahneye yönelerek mikrofonu eline aldı.

Yüksek sesle bağırarak çocuklara yapılan cinsel istismara tepki göstererek, “Çocuklarımıza bunları yapanlara, bu devletimizde suç. Onlarında kolunu bacağını kıracaklar. Onların çoluğu çocuğu da yetim kalacak. Onların çoluğu çocuğu da var.  Onların çoluğu çocuğu yok mu da çoluğa çocuğa işkence yapıyorlar. Bizimde var çoluğumuz çocuğumuz. Yola sokağa koy veremiyoruz. Okula kendimizi götürüp getiriyoruz. Öğretmenler bile çocuklara işkence yapıyorlar.” dedi.

Irak Türkmeneliler Sakarya’da  Ayakta  kalma  mücadelesi veriyor

Irak Türkmeneliler Sakarya’da  Ayakta  kalma  mücadelesi veriyor

Dernektürk  Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN Irak Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Sakarya Şube Başkanı Dr. Eşref Kamil   ile  Konuştu.

Sakarya  Karasu İlçesinde  1000  Aile Yaşıyor

Sakarya  İlinde  Yaşayan  Kerkük ‘ten göç edip  Sakarya  iline gelenlerin  çok  değişik  sorunları  olduğunu Irak Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Sakarya Şube Başkanı Dr. Eşref Kamil  Anlattı.

Dr. Eşref Kamil  Irak Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Sakarya Şubesi olarak   sorunları  en aza  indirmek için  çalışıyoruz.dedi.

Türkiye’nin bölgedeki haklarından vazgeçmesinin ardından Türkmenlerin zorlu yılları da başladı. Zaman zaman katliamlara,göçlere ve asimilasyona maruz kaldılar.

Fehmi DUMAN /  FESA Ajans-Dernektürk / Türkmeneli Dosyası

Dünden bugüne Irak Türkmenleri

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Irak’ta Arap ve Kürtlerden sonra bölgenin üçüncü önemli unsuru Türkmenlerdir. Türkmenlerin Irak’a ilk gelişleri İslam’ın ilk dönemlerinde oldu. Türkmenler sınır boylarında görevlendirildiler ve bölgeyi vatan kabul ettiler.

Emeviler dönemine denk gelen bu yerleşimlerden sonra bölgeye gerçekleşen bir diğer göç hareketi  Abbasiler döneminde yaşandı. Türkmenler Hilafet merkezini korumak göreviyle Irak’ın güney,orta ve Kuzey kesimlerine yerleştirildi. Uzun süreler İslam devletine hizmet eden Türkmenler için ayrıca Samarra adı verilen bir de şehir inşa edildi.

Selçuklu’dan Osmanlı’ya

Türklerin bölgeye yoğun yerleşimleri ise 1055 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin ordusuyla Irak’a girmesi ile başladı.  “Selçuklular devri Irak toplumu için en önemli devirlerdendir. Birlerce guz Irak’a ferden ferda köleler yada bir kaç gurup olarak değil , hür,Müslüman, fatih ve idareci bir topluluk olarak girdiler. Burada mülkün sahibi gibi davrandılar. el-Cezire, Şam ve Acem ülkeleri idareleri altına girdi.” Iraktaki Türk nüfus Selçuklulardan sonra Atabeylikler döneminde de artarak devam etti.  Zengiler olarak adlandırılan Merkezi Musul olan Musul Atabeyliği (1127-1223) ile merkezi Erbil olan ve adına Beğtiginliler denilen Erbil Atabeyliği (1144-1232) bölgede hakimiyet sağlayan güçlü yönetimlerdi. Bölgede hakimiyet kuran diğer beylikler  ise Hamrin dağları ile Hanekin dolaylarinda hüküm süren Türkmen İyvaki Beyliği ile Kerkük’te hüküm süren Kıpçak Beyliğiydi.

Yaklaşık 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan bölgenin kaderi I.Dünya savaşının son günlerinde değişmeye başladı. Osmanlı devleti Irak cephesinde ilk zamanlarda önemli başarılar elde etse de savaşın sonuna doğru pek çok kayıp  vererek Musul’a kadar çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı devleti 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak teslim oldu.  Ancak buna rağmen İngilizler ateşkesi çiğneyerek 10 Kasım günü Musul’u işgal ettiler.

İngiliz işgali ve Irak Türklerinin mücadelesi

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Irak’ın İngiliz işgaline girmesi, Türkmenler için, karanlık bir dönemin başlangıcı oldu. Toprakları İngiliz işgaline uğrayan Musul, Kerkük ve Erbil Türklerinin ileri gelenleri işgal güçlerine karşı  mücadele etmek için hemen harekete geçtiler.  İlk olarak, İngilizlerin, halkı Osmanlı devleti aleyhine kışkırtmalarını önlemek için çalışmalar yaptılar. İngilizlerin bölgedeki siyasi hakimleri, para vererek elde ettikleri bazı aşiret reislerini yanlarına çekmek için büyük gayret gösteriyorlardı. Buna karşılık, Türklerin ileri gelen liderleri, İngilizlerin bu gayretlerini boşa çıkarmak için büyük çaba harcadılar.

İngiliz işgalinden sonra Bağdat’ta, Kerkük’te, Musul’da ve Irak’ın başka şehirlerinde,  Osmanlı hakimiyetinin tekrar kurulmasını isteyen pek çok kişi vardı. Bunlar Bağdat’ta gizli bir Türk Cemiyeti kuruldu. Kısa zamanda çoğunluğu Kerküklü Türk ve Kürt subaylar ile emekli veya görevlerine son verilmiş birçok Arap subayı ve çok sayıda sivil bu cemiyetin etrafında toplandı.

Irak’ın genelinde İngiliz mandaterliğine karşı büyük bir tepki birikmekteydi.  Nihayetinde bu tepkiler 4 Temmuz 1920’de isyan halini aldı. İngiliz yönetimine karşı çıkan isyanlardan biri de tamamı Türkmenlerden oluşan Telafer’de yaşandı. Arap aşiretleri de bu isyana destek verdiler. Ancak bu isyan İngilizler tarafından bastırıldı. Telaferliler şehri terk etmek zorunda kaldılar. İngilizler ise boş olarak girdikleri şehri top ateşiyle yıktılar. Bir süre sonra Telaferiler şartlı olarak yurtlarına geri dönebildilerse de halkın ileri gelen lider ve aydınların bir çoğu tutuklandı ve sürgün edildi.

Musul, Misakı Milli’ye dahil

Misakı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul bölgesi için Türkiye siyasi çabaların dışında askeri  bir takım faaliyetlerde de bulunmaktaydı. 1922 yılında bölgenin geri alınması için Yarbay Özdemir Bey görevlendirildi. Birtakım başarılar da sağlandı. Özdemir Bey Süleymaniye’ye kadar bölgeyi ele geçirdi. Ancak Kurtuluş savaşı sonrası İngilizlerle yeni bir savaşa girmemek adına Musul’un geleceği Lozan konferansına bırakıldı.

Lozan görüşmelerinde Musul’un meselesinde bir sonuca varılamadı ve Musul’un geleceği sonraya Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak görüşmelere bırakıldı. Buradan bir netice çıkmaması halinde ise konunun Cemiyet-i Akvam’a ( Milletler Cemiyeti ) götürülmesine karar verildi.

Lozan konferansından sonra Türkiye ile İngiltere arasında başlayan ikili görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. İngilizler petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük civarını Türkiye’ye bırakmayacaklarını açıkça ifade ettiler. Türkiye bölge ile ilgili tezlerini Cemiyet-i Akvam’da da savundu. Ancak Cemiyeti Akvamdan Musul’un Irak’a ait olduğu yönünde  bir karar çıktı. Nihayetinde Türkiye 1926 yılında Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda kaldı.

Irak Krallığı dönemi 1918-1958

Türkiye’nin bölgedeki haklarından vazgeçmesinin ardından Türkmenlerin zorlu yılları da başladı. Zaman zaman katliamlara,göçlere ve asimilasyona maruz kaldılar. 1918’de İngiliz hakimiyetine geçen Irak’ta 2 yıl sonra resmi olarak manda yönetimi kurulmuştu. Kurulan bu yeni yönetimin kabinesinde Kerküklü bir Türk bakan da vardı. Irak ile İngiltere’nin imzaladığı antlaşmaya göre hazırlanacak anayasada vatandaşlar arasında siyasi farklılıklar gözetilmemesi, okullarda anadilde eğitim yapılacağı belirtildi. 1925 yılında çıkarılan ilk anayasa hem Arapça hem Türkçe olarak yazıldı.1931 yılında çıkarılan yerli diller yasasıyla da Türklerin çoğunluk oluşturduğu bölgelerde eğitim dilinin Türkçe olacağı ve mahkemelerde yargılamanın Türkçe yapılacağı belirtildi. Ancak 1936 yılında yaşanan hükümet değişiminden sonra verilmiş olan haklar geri alınmaya başlandı.

Cumhuriyet dönemi

Irak Türklerinin yaşamış oldukları siyasî gelişmeler,  özellikle 1958’den günümüze kadar olan dönem içerisinde, Irak’taki siyasi , askeri olaylara paralel bir şekilde gelişti. 14 Temmuz 1958’de gerçekleşen askeri darbe sonrasında Irak’ta Kraliyet rejimi devrildi ve  yerine Cumhuriyet rejimi kuruldu. Ancak cumhuriyet dönemi de Türkmenler için huzur getirmedi. Bir yıl sonra Cumhuriyetin birinci yıldönümü kutlamaları sırasında, Kerkük’te Türkmenlere yönelik büyük bir katliam gerçekleştirildi. Tarihe 59 Kerkük Katliamı olarak geçen üç gün süren katliamda kadın çocuk yaşlı çok sayıda insan öldürüldü. Evleri dükkanları yağmalandı.

Baas dönemine gelindiğinde ise 24 Ocak 1970 tarihli karar ile Türkmenlerin kültürel haklarının verilmesi kabul edildi. Ancak bu karar göstermelikti ve kısa süre sonra içeriği boşaltıldı. Ve 1975’ten sonra Türkmenleri Araplaştırma politikasına döndü.  Türk okullarının isimleri Arapça isimlerle değiştirmekle başlayan süreç Kerkük ve çevresinde Türklerin nüfusunu azaltmaya ve bölgeye  yönelik  Arap göçlerini teşvikle aratarak devam etti.

Saddam Hüseyin’in iktidara geldiği 1980’den itibaren ise bu politika daha planlı hale getirildi. Saddam Hüseyin yönetimi, Ocak 1980 tarihinde almış olduğu bir kararla, Türkmenleri topluca güneye ve oralarda Araplar arasında üç ayrı bölgede yerleştirme kararını aldı.  Ancak Eylül 1980 tarihinde başlayan İran-Irak Savaşı nedeniyle bu girişimden vazgeçildi. Bununla beraber savaş süresince yine de Türk bölgelerine  Arapların yerleştirilmesine devam edildi. Bu amaçla, 1984 ve 1986 yıllarında Devrim Komuta Konseyi  aldığı kararlar ile  nüfus kütüğünü Kerkük’e nakledenlere büyük maddi destekler verildi.

Körfez Savaşı sonrası

Buna karşın Türkmenlere yönelik her türlü zulüm, sürgün, işkence ve idam sıradan hale geldiği bu yıllarda, Türkmenlerin gayrimenkul ve ticarî araç almaları, Arap ortağı olmadan işyeri açmaları yasaklandı.

Irak’ın  Kuveyt’i işgali sonrasında, Irak ordusunun Kuveyt’ten büyük bir bozguna uğratarak çıkartılmasının ardından , güneyde Şiîler ve kuzeyde Kürtler tarafından başlatılan 1991 halk ayaklanmasına Türkmenler de katıldılar.

Saddam Hüseyin rejimi, güneydeki ayaklanmayı bastırdıktan sonra, 1991 senesinin Mart ayında,kuzeyde Kürtlerin ve Türkmenlerin başlatmış oldukları ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırdı. Yaşananların ardından  bir milyon insan (Türkmenler ile Kürtler), Türkiye ve İran’a sığınmak zorunda kaldılar.

1991’de başlayan Amerikan müdahalesinin ardından 36.paralelin kuzeyi fiilen merkezi yönetim dışında ve Amerika tarafından koruma altına alındı. Böylece Türkmenlerin büyük  kısmı  daha özgür bir ortama kavuştu. 2003 işgaline kadar süren bu dönemde başta Kerkük olmak üzere Türkçe eğitim veren okullar ve Türkçe gazete-dergi ve radyo-televizyon yayını başladı.

Irak’taki Türkmen nüfusun ne kadar olduğu ise net olarak bilinmemekte.  1957 yılında Irak’ta henüz Krallık döneminde yapılan nüfus sayımında ülkede 500.000 ve 1959’da yayınlanan sayımlarda ise Türkmenlerin sayısı 567.000 olarak gösterilmiştir. Iraktaki nüfus artışı dikkate alındığında yaklaşık 2 milyon kadar Türkmen nüfusun olduğu tahmin edilmektedir.

Her şeye rağmen Türkmenler, Irak’ta kardeşlik ocakları, ülke dışında dernekler ve partiler kurarak varlıklarını sürdürdüler. 1959 yılında İstanbul’da Irak Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurdular. Türkmen Kardeşlik Ocağı 9 Mayıs 1960 tarihinde Bağdat’ta kuruldu. Daha sonra diğer Türkmen yerleşim merkezlerinde şubeler açıldı. Bir kültür derneği olarak Türkmenlik ruhunun sürdürülmesinde önemli hizmetler ifa etti. Milli Demokratik Türkmen Örgütü, 7 Ekim 1980 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da kuruldu.

Örgüt Türkmenleri temsilen Iraklı muhalif grupların teşkilatı olan Irak Ulusal Demokratik Cephesi içerisinde yer aldı. Irak Milli Türkmen Partisi, 1988 yılında gizli olarak Ankara’da kuruldu. 1991 yılında kendini ilan etti. Parti birinci kongresini 1993 yılında Ankara’da, ikinci kongresini ise 1996 yılında Erbil’de gerçekleştirdi. 1990’lı yıllarda başka Türkmen partileri, vakıf ve dernekleri de kuruldu. Türkmen kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla 24 Nisan 1995 tarihinde Türkmen Cephesi teşkil edildi; 4-7 Ekim 1997 tarihlerinde Erbil’de Birinci Türkmen Kurultayı, 20-22 Kasım 2000 tarihleri arasında yine Erbil’de İkinci Türkmen Kurultayı düzenlendi.

Burada 1990 sonrasında kurulduğundan bahsettiğimiz Irak’taki Türkmen kuruluşlarının hepsi Kuzey Irak denilen güvenli bölgede ortaya çıkmışlardır. Bağdat’ın kontrolündeki 36. paralelin güneyinde yaşayan büyük Türkmen çoğunluğunun Türkmenler olarak hiç bir milli ve kültürel hakkı yoktur. Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenler 1990’lı yıllarda Doğuş, Türkmeneli ve Musul gazetelerini ve Erbil Kalesi isimli aylık bültenlerini çıkardılar. Bu süreli yayınların bir kısmının tamamı Türkçe bir kısmının ise yarısı Türkçe ve yarısı Arapçadır. 1993 yılında Erbil’de ilk Türkmen radyosu açıldı, bunu Kifri izledi. İlk Türkmen televizyonu yine Erbil’de 1994 yılında yayına geçti. 1993 yılından itibaren Türkmenler ana dilleriyle eğitim veren okullar açtılar.

Irak’ta Türkmenlerin büyük çoğunluğu Sünni, az bir kısmı ise Şii Müslümandır. Erbil Kalesi’nde oturan çok az sayıda Hrıstiyan Türkmen de vardır. Sünnilik veya Şiilik, Türkmenler arasında ayrılık yaratan bir unsur değildir. Irak’ta dini ve milli hayat birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içedir. Irak’ta camiler ve tekkeler birer dini eğitim merkezidir. Din adamları usta çırak ilişkileri içerisinde yetişmektedirler. Irak’ta Mevlevi, Bektaşi ve Safevi tekkeleri vardır. Bu tekkelerin çoğunda şeyhler ve diğer ileri gelenler Türkmenlerdir.

Irak Türk edebiyatında şiir çok ağırlıklı ve önemli bir yer tutar. Bölgenin Türk hakimiyetinden çıkışından sonraki ilk dönem Türk edebiyatçıları arasında Hıdır Lütfi, Mehmet Sadık ve Kutsizade Ahmet Medeni Efendi zikredilebilir. Hepsi de şairdir. Mehmet Sadık, İzzettin Abdi Bayatlı, Hasan Görem, Osman Mazlum, Ali Marufoğlu, Celal Rıza, Mehmet İzzet Hattat, Ata Terzibaşı ve Fahrettin Ergeç eski şiir yazma geleneğini takip eden şairler olarak; Nesrin Erbil, Salah Nevres, Necmettin Esin, Nihat Akkoyunlu, Ata Bezirgan, Erşet Hürmüzlü ve Muzaffer Arslan ise yeni tarzda eserler veren şairler arasında zikredilebilir.

 

Anavatan , Doğru Yol , Hak ve Adalet ile Adalet Partisi ittifak Yaptı

Siyasete Yeni Bir İttifak Haberi Bomba Gibi Düştü

Gerçek merkez sağın katıksız temsilcileri ittifak

Türk siyasetinin gerçek anahtar partisi ittifakı

Turgut Özal ‘ın, Adnan Menderes’ in Süleyman Demirel ‘in gerçek temsilcileri neferleri parti ittifakı

Merkez sağın gerçek çatı ittifakı toplanma yeri

Bu ittifakı yanına alan veya birlik hareket eden Cumhurbaşkanlığınıda alır

Milletvekili çoğunluğunda alır

Çünkü bu ittifak %74,5 muhafazakar kesimin temsilcisi ittifak 

Bu ittifak şahlanacak ş aha kaldıracak ittifaktır de merkezi merkez sağı

Meclise sunulan ittifak kanun teklifi kapsamında; Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Hak ve Adalet Partisi ile Adalet Partisi ittifak olduğunu açıkladı.

AKP ile MHP’nin 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde ittifak yapma kararının ardından yeni bir ittifak açıklaması daha geldi.

DYP Genel Başkan Yardımcısı Salih Önel’in gazetemize yaptığı açıklama ile teyid ettiğimiz habere göre bugün Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Hak ve Adalet Partisi ile Adalet Partisi ittifak olduğunu açıkladı.

Doğru Yol Partisi, 1 Kasım 2017 seçimlerinde yurt içinden 13 bin 674, yurt dışından 455 oy almıştı. 1 Kasım seçimlerinde yer almayan Hak ve Adelet Partisi’ne ise 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimde Türkiye’den 5112 yurt dışından 595 oy çıkmıştı. Anavatan Partisi ile Adalet Partisi ise 2015’teki iki genel seçime de katılmamıştı.

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, 2019 yılı için Türkiye’nin kaderini değiştirecek çok önemli bir seçim atmosferine yaklaşıldığını ifade ederek, “Seçimin hayati önem taşıdığını biliyoruz. Yeni oluşan partilere bakıyoruz, suni rüzgarlarla bu işin gerçek sahibi onlar gibi görünüyor ama bu işin asıl sahibi bizleriz, bizsiz hiç kimse oyun yapmasın. 30 yerde teşkilatı olmayan partiler gündeme getirilirken, devlete ciddi katkıları olmuş ANAP’ın, DYP’nin, AP’nin sayılmaması bu misyona gönül veren insanlara yapılan saygısızlıktır. Seçim atmosferine girdiğimizde bu birliktelik çığ gibi büyüyecek. Biz hiç kimseye yedek lastik, yama olmaya gelmiyoruz. Gerçek alternatif oluşum yapılıyor” açıklamalarında bulundu.

Hak ve Adalet Partisi Genel Başkanı Yiğit Zeki Öztürk ise iktidara aday bir parti olduklarını belirterek, “Bizi kimse yok zannetmesin” dedi. Öztürk, ortak bir aday çıkarılıp çıkarılmayacağı konusunda, “Zamanla göreceksiniz, hiç kimsenin beklemediği birileri olabilir” karşılığını verdi.

Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet  Öz de ittifakı “Dört plakayı birleştirdik” diye tanımladı. Demokrasiye sahip çıkmak adına bir ittifak kurduklarını dile getiren Öz, “Cumhurbaşkanımız ‘dünya beşten büyüktür’ diyor ya, Türkiye de beşten büyüktür. Bu sistem bizleri bir araya getirdi ve işimize yaradı. Diğer partilerle de görüşüyoruz. Biz Afrin’de PKK’yla terörle mücadele etmiyoruz, emperyal bir güçle mücadele ediyoruz. Cumhurbaşkanımız burada doğru söylüyor. Yeni bir pakt oluşuyor, bu Türk’ün dünyadaki gücüdür. Rusya da bize muhtaç, Amerika da, Avrupa Birliği de bize muhtaç” diye konuştu.

   

Sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa İl Kongresinde yaptığı konuşmada “Suriye’deki kardeşlerimizin can güvenliği yokken, onuru ve namusu tehdit altındayken, biz burada nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabiliriz? Onun için El Bab’tayız, onun için Afrin’e doğru ilerliyoruz, onun için Mümbiç’i teröristlerden temizleyeceğiz, onun için tüm sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa 6. Olağan İl Kongresi’ne katıldı. GAP Arena Salonunda gerçekleştirilen kongre öncesinde, salon önündeki vatandaşlara bir selamlama konuşması yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra kongrenin yapıldığı salona geçti ve partililere hitapta bulundu.

Şanlıurfa’nın, 16 Nisan halk oylamasında, yüzde 71’lik “evet” oranıyla, Türkiye’de 13’üncü sırada yer aldığını, ilçeleri Harran’ın yüzde 97, Akçakale’nin yüzde 95, Eyyübiye’nin yüzde 82 oranında “evet” oyu verdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, destekleri ve ahde vefaları dolayısıyla Şanlıurfalılara teşekkür etti.

Şanlıurfa’nın “şanlı” unvanını, şehri işgal eden düşman kuvvetlerini söküp attıkları için aldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tıpkı bugün olduğu gibi, alçaklıktan, riyakârlıktan, söz verip tutmama huyundan vazgeçmeyen düşman kuvvetleri ve onların kanatları altında şımaranlar, Urfalılardan hak ettikleri Osmanlı tokadını yemişlerdir” diye konuştu.

“NE TERÖR ÖRGÜTLERİ NE DE ONLARI KULLANANLAR BU TOPRAKLARDA KARŞILIK BULAMAYACAK

Türkiye’nin, bugün de, yine Şanlıurfa’nın hemen yanı başında benzer oyunlarla, benzer tezgâhlarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şunları kaydetti: “Dün, güya müttefiklerin güvenliğini tehdit eden bir durum ortaya çıktığı için bölgeye gelenler, bugün de terör örgütleri bahanesiyle aynı işgalin peşindedirler. Dün, buralara geldiklerinde yıllarca bu ülkenin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş kimi hainlerin desteğini yanlarında bulanlar, bugün de benzer şekilde terör örgütleriyle al takke-ver külah ilişkisi içindedir. Urfalılar bu haksızlığa dün de razı olmamıştı, bugün razı olmuyor. Onun için de, ne terör örgütleri ne de onları maske gibi kullananlar bu topraklarda karşılık bulmuyor, bulamayacak.”

Hazreti İbrahim’den Hazreti Elyasa’ya, Hazreti Şuayp’tan Hazreti Yakup’a pek çok peygamberin yaşadığı topraklarda teröristlerin kök salmasının mümkün olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün de Urfa, Kürdüyle, Arabıyla, Türküyle, hangi kökenden olursa olsun tüm vatandaşlarımızın birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, huzur içinde yaşadığı bir şehrimizdir. Urfa’daki kardeşlik manzarası, tüm Türkiye’ye örnek olacak. Şanlıurfa, sadece kendi sınırlarımız içindeki değil, Suriye’den gelen 500 binin üzerindeki misafirimizin de huzur ve güven içinde yaşadığı emin bir belde olmuştur” dedi.

“SIĞINMACILAR GÖNÜL HUZURU İÇİNDE KENDİ EVLERİNE DÖNECEK”

En kısa sürede, Şanlıurfa’nın yanı başındaki toprakları da teröristlerden temizleyeceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fırat sınırından başlayıp Ceylanpınar’a kadar olan bölgeyi, kendimiz ve Suriyeli kardeşlerimiz için güvenli hâle getirdiğimizde, buradaki sığınmacılar gönül huzuru içinde kendi evlerine döneceklerdir” ifadelerini kullandı.

Bir asır önce, zor şartlar altında emperyalist güçlere teslim olmayan, düzenli ordusu ve milletinin gücüyle mücadele veren Türkiye’nin, bugün 81 ili, 81 milyon nüfusu, güçlü siyasi ve ekonomik altyapısıyla farklı bir yerde bulunduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir asır önce başaramadıklarını şimdi gerçekleştirebilecekleri hayaline kapılanların olduğunu görüyoruz. Bunların kendilerine ancak, şöyle sağlam bir Osmanlı tokadı yedikten sonra gelebilecekleri anlaşılıyor” şeklinde konuştu.

“En sıkıntılı, en sancılı döneminde ezanına, bayrağına, toprağına, kardeşliğine, geleceğine sahip çıkan bu millet, bugün mü teslim olacak?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç-beş teröristi kuşatıp silahlandırarak bunu başaracaklarını sananlara gereken cevabı vermeye başladıklarını, sabır ve kararlılıkla hareket ettiklerini, sağlam adımlarla operasyonları yürüttüklerini söyledi.

“BURNUMUZUN DİBİNDE BİR TERÖR KORİDORU OLUŞTURULMASINI SEYREDECEK DEĞİLİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şunları söyledi: “Yıllar boyunca sınır güvenliğimizi ve kardeşlerimizin huzurlu geleceğini tesis etmesini beklediklerimizin, bunun yerine tam tersine, burnumuzun dibinde bir terör koridoru oluşturmasını herhâlde seyredecek değiliz. Bakınız, Suruç’un hemen karşısında bir yerde, DEAŞ bahanesiyle ortalığı ayağa kaldırıp, bölücü örgüte zemin kazandırdılar. O bölgeden ülkemize, çoğunluğu da Kürt kardeşlerimizden oluşan yüzbinlerce kişi geldi, misafirimiz oldu. Şimdi orada DEAŞ var mı? Yok. Ama bu gelen kardeşlerimizin çok büyük bir bölümü hâlen ülkemizde yaşamaya devam ediyor. Niçin? Çünkü dünkü DEAŞ’la bugün orada bulunan PYD arasında hiçbir fark yok. İkisi de terör örgütü, her ikisi de eli kanlı katil sürüsü…”

Bu terör örgütlerinden birinin İslam’ı, diğerinin Kürtleri istismar ettiğini; üstlerindeki yaldız kazındığında aynı suratın ve aynı kirli senaryonun çıktığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta dün DEAŞ saflarında savaşların bir kısmının, bugün bölücü terör örgütü kimliğiyle yine karşımıza çıktığını biliyoruz. Zaten Rakka’da sıkıştırılan DEAŞ’lıların, PYD ve onu destekleyen güçler eliyle başka bölgelere nakledildiğinden tüm dünyanın haberi var” şeklinde konuştu.

“BATI MEDYASININ TERÖRİSTLERİ BIRAKIP TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALMASI AYRI BİR GARABET”

Afrin’in bir köyünde yaşları 65- 90 yaşları arasındaki 4 sivilin, YPG’li teröristler tarafından bağlanıp çevrelerine bombalı tuzakların kurulmasını ve Türk askerleri tarafından kurtarılmasını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karşımızda işte böylesine insanlıktan nasibini almamış, masumların hayatları üzerinden kendilerine çıkar sağlamaya çalışan bir nebbaşlar güruhu vardır” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna rağmen batı medyasının teröristleri bırakıp Türkiye’yi hedef alması da ayrı bir garabettir. Ne yapsalar boş… Kaderin üstünde bir kader vardır. Onun için bu iş ya olacak, ya olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Bir terör örgütünün ortaya salındığını, sonra bir başka terör örgütüyle onun güya kovulduğunu; ancak aynı vahşet, baskı ve zulmün devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu arada olan, Suriye’nin gerçek sahipleri olan Araplara, Kürtlere, Türkmenlere oluyor. Terör örgütlerinin ve rejimin cenderesi altında can veren, zulüm gören bu insanlara kimsenin dönüp baktığı yok” diye ekledi.

SALİH MÜSLİM’İN GÖZALTINA ALINMASI

Kırmızı bültenle aranan, YPG terör örgütünün sözde eski eski eş başkanı Salih Müslim’in Çekya’nın başkenti Prag’da yakalanıp gözaltına alınmasına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Temenni ederim ki Çekya, bunu bize teslim eder. Teslim ettikten sonra adaletin nasıl tecelli ettiği görülür” dedi.

Dünyanın pek çok yerinde Zeytin Dalı Harekâtının konuşulup eleştirildiğine dikkat çeken ve “Ama bir günden bir güne gelip de, samimi olarak Urfa’daki, Antep’teki, Hatay’daki, diğer şehirlerimizde Suriyeli kardeşlerimizin hâlini-hatırını soran yok” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği’nin Suriyeli mülteciler için kullanılmak üzere Türkiye’ye vermeyi taahhüt ettiği 6 milyar avroluk mali yardımın 6’da birini dahi vermediğini, dünyanın diğer ülke ve kurumlarından gelen yardımın da 600 milyon doları dahi bulmadığını aktardı.

Türkiye’nin ise, Suriyeli ve Iraklı mülteciler için 30 milyar dolar civarında harcama yaparak, kardeşlerine sahip çıkıp onları mağdur etmediğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizden başka bu fedakârlığı gösterebilen bir ülke de yoktur. Batılı yardım kuruluşlarının dünyanın çeşitli yerlerinde yürüttükleri yardım operasyonlarını, oralarda yaşanan rezaletleri de çok iyi biliyoruz” sözlerine yer verdi.

“BİZİM GÖNÜL SINIRLARIMIZ, NE DİKENLİ TELLERLE NE DE GÜMRÜK KAPILARIYLA SINIRLIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eşrefi mahlûkat, yani Allah’ın yarattığı en şerefli varlık olarak gördüğümüz insana hizmeti, asli vazifemiz kabul ediyoruz. Dikkat ederseniz, Suriye’den ülkemize gelenleri genellikle ‘misafirlerimiz’ olarak ifade ediyoruz. Hep söylüyorum, bizim gönül sınırlarımız, ne dikenli tellerle ne duvarlarla ne gümrük kapılarıyla sınırlıdır. Onlar sadece ülkemizin resmî sınırlarıdır. Gönül sınırlarımızın ufku bunların çok ötesindedir. Üzüntülerimizi ve sevinçlerimizi paylaşırken, resmî sınırlarımıza değil gönül sınırlarımıza bakarız. Suriye’deki kardeşlerimizin can güvenliği yokken, onuru ve namusu tehdit altındayken, biz burada nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabiliriz? Kardeşlerimiz zulüm altında inim inim inlerken, biz burada başımızı yastığa nasıl koyup rahatça uyuyabiliriz? Ne inancımız, ne de ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz değerler bize böyle bir hakkı vermiyor. Onun için El Bab’tayız, onun için Afrin’e doğru ilerliyoruz, onun için Mümbiç’i teröristlerden temizleyeceğiz, onun için tüm sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

“ŞANLIURFA’YA 15 YILDA 36 MİLYAR LİRALIK YATIRIM YAPILDI”

Konuşmasında Şanlıurfa’ya yapılan yatırım ve hizmetlere de değinerek, geçen 15 yılda şehre yaklaşık 36 milyar liralık yatırım yapıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu parayla şehrin her alandaki eksiklerini tamamlamanın, sorunlarını çözmenin gayreti içinde olduklarını söyledi.

Eğitimde, 11 bin 258 yeni derslik inşa ettiklerini, 3 bin yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtları yaptıklarını; sağlıkta aralarında 500 yataklı Eğitim-Araştırma ve 400 yataklı Eyyübiye Hastanelerinin de olduğu 14’ü hastane 81 tesisi şehre kazandırdıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, inşa edilecek şehir hastanesinin, projeyi gerçekleştirecek firmada kaynaklanan bir sebeple geciktiğini dile getirdi. İlgili firmaya son bir şans verdiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimsenin, eften püften sebeplerle milletimizi de, devletimizi de oyalamasına göz yumamayız. Şayet süratle projeye başlayıp, en geç 2021 yılında Urfalı kardeşlerimizi bu hizmetle buluşturamazlarsa, hiç kusura bakmasınlar, biz kendi başımızın çaresine bakar, başka bir yolla bu işi hallederiz” açıklamasını yaptı.

Atatürk Barajı üzerinde inşa edilen Nissibi Köprüsü’nün yanı sıra, toplu konut, ulaşım, tarım, sulama ve diğer alanlarda şehre yapılan yatırım ve hizmetlerden de örnekler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, parti il teşkilatındaki ana kademe, kadın ve gençlik kollarından 2019 seçimlerine kadar gece gündüz kapı kapı dolaşarak çalışmalarını istedi.

Konuşmasının ardından kongrenin yapıldığı mekânda Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin ile Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi’yi ayrı ayrı kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehirde yapımı süren projeler ve tamamlanan çalışmalara ilişkin bilgi aldı.

Avukat Edip Serdip Dokumacı  resmen adaylığını açıkladı

Avukat Edip Serdip Dokumacı  resmen adaylığını açıkladı

İYİ Parti’de 4 Mart Pazar Günü  Atatürk Kapalı Spor Salonunda yapılacak olan 1. Olağan kongresine Avukat Edip Serdip Dokumacı adaylığını açıkladı.

Avukat Edip Serdip Dokumacı” Değerli dostlarım,hepinizin bildiği gibi;partimizin kuruluş aşamasından beri,vatan ve bayrak sevdamız nedeni ile büyük bir mücadelenin içindeyiz.Partimizin kuruluş felsefelerinden biri demokrasidir.Hatta sözde değil uygulamada demokratik hayata dönüş en büyük hedeflerimizden biridir.Bu bağlamda; partimize gönül vermiş arkadaşlar,görevde bulunan arkadaşlarımız ve parti büyüklerimizin bir çoğu ile yaptığımız değerlendirmeler ve teveccühleri neticesinde ,4 Mart Pazar günü yapılacak İYİ parti 1.Olağan Kongresi’ne İl başkan adayı olmaya karar vermiş bulunmaktayım.Tüm dostlarımızı yanımızda görmekten büyük onur duydum


Genç ve Dinamik kadromuzun hiç yılmadan koşacağının ,Sakarya demokratik hayatına yeni bir heyecan geleceğinin,partimizin ülke çapındaki karşılığının şehrimize fazlasıyla yansıyacağının,parti içi liyakat ve adalette sıfır tavizle hareket edileceğinin,doğrunun yanında yanlışın kimden olursa karşısında olacağımıza şimdiden söz veriyorum.

İYİ niyet ile aldığımız kararın ülkemize,şehrimize ve milletimize hayırlı olmasını diler,sevgi ve saygılarımı sunarım

Tepkiler

Nuriye Sak Karaarslan Allah yardımcın olsun iyi olacak inşallah Çıktığın yolda Allah utandırmasın inşallah

Alican Karaarslan Yolun açık olsun başkanım arkanda binler 

TC Kaya Cetin Başarılar dilerim dostum. Yolun açık olsun.

Murat Bölükbaşı Hayırlı ve başarılı olsun serdip hocam.

Turan Çakar Demokratik teamüllerin rafa kaldırıldığı bu ortamda, Tüm Türk siyasetine örnek olabilecek olgunlukta,bir kongre yapmak en büyük arzumuz, Partimizin İl başkanlığına aday olmak kendini yeterli gören her üyemizinin hakkıdır, İnanıyorumki bu yarış tüm İYİ Partililerin ve İYİ partili olmak isteyen vatandaşlarımıza olumlu mesajlar verdiğimiz bir kongre olur.

Gülfem Erdinç Cebe Allah yar ve yardımcın olsun değerli arkadaşım; ülkenin senin gibi İYİ insanlara ihtiyacı sonsuz🙏🏼

Umut Sıy 4.Mart daki kongrenin ilimizde ve ülkemizde liyakatsizliğin, hukuksuzluğun, yalanın ve riyanın son bulacağı bir kongre olur. Partilerimizden ayrılıp neden İYİ parti ceketi giydigimizin hatırlanmasına vesile olur. Allah her daim iyilerle beraber yürümemize vesile olur inşallah.

Metin Karacançay Hayırlı uğurlu olsun. Allah mahçup etmesin. Başarıların daim olsun abi.

Müyesser Dokumacı Tüm Sakarya’ya hayırlı uğurlu olsun.Kaç gündür heyecanınızı yakından takip eden biri olarak ,tüm ekibine başarılar diliyorum.Hepinize kolay gelsin Demokrasi isteyen doğru insanlar hep bir arada . Şimdiden tebrik ediyorum..

Besim Erman Birlik ve beraberlik olmadan sadece günü kurtarmak adına atılan adımlar her zaman olduğu gibi sadece hüsranı geciktirmiştir. Siyaseten sağlanan birliktelikler ise akıl gücünü arttırarak geleceğe umut dolu adımlar atılmasına neden olur. Sayın genel başkanımızın da geçtiğimiz günlerde yaptığı 300 kişilik toplantı bu bağlamda atılan en güzel adımlardan biridir. Tecrübe yeni beyinler ile birleştiğinde işte o zaman Türkiye İYİ olacaktır.

Mecdi Cengiz Hiç kuşkum yok, partimize yakışan ÖRNEK BİR KONGRE yapacağız. Kazanan İYİ parti olacak,Sakarya olacak. Görüş,düşünce ve dileklerine yürekten katılıyorum.

HABER  Fehmi DUMAN-Necla BAKAN  Fesa Ajans -SAKARYA