Malatya 44

Spread the love

Malatya Cumhuriyetle birlikte 20 Nisan 1924 Anayasasının 89. Maddesi gereği il olmuştur. 21.07.1922 tarihinde Vehbi Bey Malatya’ya Vali olarak atanmış ve Malatya’nın ilk valisi olmuştur. Bugüne kadar toplam 41 Vali değiştiren Malatya’da en uzun süre Ahmet KINIK Vali olarak görev yapmıştır.
Malatya’nın en güzel binalarından birisi olan Malatya Hükümet Konağı, 1938 yılında Malatya Valisi İbrahim Ethem AKINCI tarafından temeli atılarak yapımına başlandı ve 1 Eylül 1941 Pazartesi günü yapılan bir törenle hizmete açıldı. O tarihde şehrin ayrı yerlerinde bulunan resmi daireler bu tarihten itibaren hükümet konağına taşınarak burada hizmet vermeye başladı. Yıllar sonra Malatya Valisi Kutlu AKTAŞ’ın valiliği sırasında boyatılmak suretiyle dış cephe boya rengi değiştirildi. 2002 yılının Kasım ayından itibaren çift kat olan orijinal pencereleri ve dış kapıları değiştirilerek yenilendi.


2011 yılında Malatya Valisi Doç. Dr. M. Ulvi SARAN tarafından, hem güçlendirme hem de restorasyon çalışması yaptırıldı. 2013 yılında Malatya Valisi Vasip ŞAHİN tarafından da çalışmaların tamamlanması ile yeniden hizmet vermeye başlaması için açılışı gerçekleştirildi.
Hükümet Konağı, iki yıllık tadilat süresince bugün Yeşilyurt ilçesi sınırları içerisinde bulunan Sıtmapınarı Mahallesindeki  Halk Eğitim Merkezi’nde geçici olarak hizmet verdi.
Şehrin merkezi bir konumda ve Battalgazi ilçesi sınırları içerisindeki İstiklal Mahallesinde yer alan 3 kat ve 1 bodrum katından oluşan Malatya Hükümet Konağı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sivas Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 02.11.2009 tarihinde almış olduğu kararla anıt eser olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Malatya Valisi Aydın BARUŞ

Vali Göreve Başlama Tarihi
Aydın BARUŞ 05.11.2018

Kimdir? 1968 yılında Edirne’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Edirne’de tamamladı. 1993 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.
1994 yılında Sakarya Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışırken aynı yıl Bursa Kaymakam adayı olarak atandı.
1996-2008 yılları arasında sırasıyla; Demirköy Kaymakam Vekili, Hisarcık-Azdavay-Çağlayancerit Kaymakamı, Ardahan Vali Yardımcısı ve İncesu Kaymakamı olarak görev yaptı.
2007-2008 yıllarında Bakanlıkça gönderildiği İngiltere’de Portsmouth Üniversitesi Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi “Avrupa Çalışmaları” bölümünde yüksek lisansını tamamladı.
2008-2010 yılları arasında Eğitim Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü, 2010-2014 yılları arasında Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı görevlerinde bulundu.
2014-2015 yılları arasında Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcısı ve İçişleri Bakan Danışmanı olarak çalıştı.
19.02.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Valiler Kararnamesi ile Bolu Valisi olarak atandı.

04.03.2015-05.11.2018 tarihleri arasında Bolu Valisi olarak görev yapan Vali Aydın BARUŞ, 26.10.2018 tarih ve 2018/202 sayılı Cumhurbaşkanlığı Atama Kararı ile Malatya Valiliği görevine atanmış olup, 05.11.2018 tarihinde ilimizdeki görevine başlamıştır.
İngilizce bilmekte olup, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Nüfus ve İdari Yapı

        2019 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre; Malatya’nın toplam nüfusu 31 Aralık 2019 itibarı ile 800.165 olarak gerçekleşmiştir. En büyük nüfus 319.618 kişi ile Yeşilyurt İlçesinde, daha sonra 304.787 kişi ile Battalgazi İlçesinde ikamet etmektedir.  İl nüfusunun ilçelere dağılımı aşağıda gösterilmiştir:

İlçeToplamErkekKadın
Akçadağ29 06415 21613 848
Arapgir10 2755 2315 044
Arguvan7 6263 8733 753
Battalgazi304 787149 942154 845
Darende26 16613 14713 019
Doğanşehir38 69019 79518 895
Doğanyol4 0512 0462 005
Hekimhan18 3459 3239 022
Kale6 0853 0013 084
Kuluncak7 7833 9233 860
Pütürge13 8896 7867 103
Yazıhan13 7867 0596 727
Yeşilyurt319 618158 907160 711
TOPLAM800 165398 249401 916

Diğer Bilgiler Malatya İlinde Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde  13 ilçe belediyesi ile 718 mahalle bulunmaktadır. İlçelere bağlı belediyeler ve mahalle sayıları aşağıda gösterilmiştir: 

İlçe AdıBelediye SayısıMahalle Sayısı
Akçadağ177
Arapgir163
Arguvan149
Battalgazi1103
Darende167
Doğanşehir139
Doğanyol116
Hekimhan165
Kale128
Kuluncak128
Pütürge168
Yazıhan133
Yeşilyurt182
TOPLAM                            13718

Spor Faaliyetleri

Malatya’da sporun tarihsel süreci; düğün, bayram gibi özel günlerde halkın büyük bir katılımı ile yapılan karakucak güreşleri, atlı cirit oyunu, saldırım taş atma (bacak arası), ileri taş atma, kuvvet denemesi (taş kaldırma) at yarışları, halat (kendir) çekme, yüzme vb. geleneksel sporlarla başlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında Malatya’da spor, geleneksel sporların yanında, mahalle aralarında yapılan futbol maçları, okullarda, müesseselerde ve halkevlerinin bünyesinde yapılan sportif faaliyetlerle devam etmiştir. Malatya’nın ilk spor kulübü olan Malatyagücü kulübünün kurulmasından sonra, Fıratspor, Akınspor, Coşkunspor, Adafıspor, Demirspor, Orduzu Maarif Spor, Malatya İdman Yurdu, Havagücü, Malatya Gençlik, Darendespor kulüpleri kurulmuştur. 1966 yılında Akınspor, Çoşkunspor, Hürriyet Gençlik ve Adafıspor, birleşmesi ile Malatyaspor kulübü kurulmuştur. Bu kulübümüz uzun yıllar Türkiye liglerinde Malatya’yı temsilen çok önemli ve başarılı faaliyetler yapmıştır. Ayrıca 1986 yılında kurulan Malatya Belediye Spor Kulübü 2009 – 2010 Futbol sezonunda Türkiye 2. Ligine çıkma başarısı göstermiş ve 12 Mayıs 2012 tarihli kongre ile ismini Yeni Malatya Spor Futbol Kulübü olarak değiştirilmiş olup, ardından Futbol 1.nci Ligine çıkmış, 2017 – 2018 Futbol sezonundan beri de Süper Lig de ilimizi başarı ile temsil etmektedir. 29 Haziran 1938 yılında Beden Terbiyesi ve Umum Müdürlüğünün kurulması, yurt çapında sporda teşkilatlanma ve yeni spor kulüplerinin kuruluşunu yaygınlaştırmıştır. Buna paralel olarak ilimizde de Tekel, Sümer ve Şeker gibi müesseseler spora çok önem vermiş ve bu çerçevede yüzme, bisiklet, atletizm, voleybol, futbol, boks, güreş ve tenis gibi birçok sporların başlamasına ve gelişmesine katkıda bulunmuştur. 

Malatya ilinde sporda ilk tesisleşmeler Tekel, Sümer gibi müesseseler eli ile başlatılmış olup, bu tesislere en eski ve en kapasiteli örnek Sümerbank fabrikasının alanında yaptırılan yüzme havuzu ve atlama kuleleri sayılabilir. Bir başka önemli kurum tesisi ise şeker futbol sahasıdır. Bu saha da uzun yıllar Malatya sporcularına hizmet etmiştir.  Beden Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğünün ilimizdeki kapsamlı tesisleşme programı 3 ana dönem halinde gerçekleşmiş olup;  1.nci dönem 1965’ten sonraya tekabül etmektedir. Bu yıllarda 15.000 kişilik İnönü Stadyumu ve 1.500 kişilik Atatürk Spor Salonu inşa edilmiş ve hizmete açılmıştır.  2.nci tesisleşme dönemi ise 1985 yılında Merhum Turgut ÖZAL’ın Başbakanlığı ve Sn. Metin EMİROĞLU’nun bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde yapılan en önemli tesislerin başlıcaları, açık ve kapalı yüzme havuzları, Yeşiltepe ve Arapgir Spor Salonları, merkez idari bina ve lojmanlar ile muhtelif ilçe ve semtlere futbol sahaları sayılabilir.  3.ncü ve en önemli tesisleşme dönemi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ nın Başbakanlığı  döneminde 2003 tarihinde başlamış yoğunlaşarak devam etmektedir. Bu dönemde Malatya merkezde bulunan ve fiziki olarak yıpranmış olan Atatürk Spor Salonu, İnönü Stadyumu, Kapalı Yüzme Havuzu ve idari bina gibi tesislerin bulunduğu alan TOKİ’ye devir edilip bu tesislerin yerine daha modern daha işlevsel ve daha kapasiteli Tesisler Şeker arazisinde bulunan alana yapılmıştır. Başlatılan bu tesisleşme hamlesinin ne denli büyük olduğu, Yapılan Tesislerin Cumhuriyet tarihimiz boyunca ilimize yapılan yatırımların yaklaşık 4 katı tutarındadır. 

Bu dönemde  yaptırılan önemli tesisler; 27.044 Seyirci kapasiteli Malatya  Stadyumu, 4000 seyirci kapasiteli Malatya Merkez Spor Salonu, İçinde birkaç branşın icra edileceği Çok Amaçlı Spor Salonları ve İdari Bina, Darende İlçesi 1000 Kişilik Spor Salonu, Hekimhan İlçesi Kapalı Halı Saha Tesisi, Orduzu Pınarbaşı Olimpik Açık Yüzme Havuzu, Tecde Spor Salonu (400 Kişilik), Akçadağ İlçesi Ören Sentetik Futbol Sahası, Doğanşehir Spor Salonu, Yeşilyurt Merkez İlçe Sentetik Futbol Sahası, Doğanyol İlçesi Futbol Sahası, Akçadağ İlçesi Spor Salonu (250 Kişilik), Battalgazi Merkez İlçe Spor Salonu (1000 Kişilik), Darende İlçesi Balan Sentetik Futbol Sahası, Pütürge İlçesi Sentetik Futbol Sahası, Yeşilyurt Merkez İlçesi Yakınca Spor Salonu (250 Kişilik), Doğanşehir İlçesi Futbol Sahası, Arapgir İlçesi M.Y. O Spor Salonu, Arapgir İlçesi Sentetik Futbol Sahası, Gençlik Merkezi, Darende İlçesi Karakucak Güreş Alanı ve Sentetik Futbol Sahası, Yeşiltepe 2 ve 3 Nolu Futbol Sahası Yapımı, 3 Adet Açık Semt Sahası (Melekbaba Yeşiltepe,Göztepe), Battalgazi Erenli Açık Halı Saha, Kale İlçesi Sentetik Çim Sahası,Konak Sentetik Futbol Sahası, Yazıhan Sentetik Futbol Sahası, Darende Kapalı Halı Saha, Doğanyol Kapalı Halı Saha, Yeşiltepe 1 Nolu Sahanın Modernizasyonu ve Ampüte Sahasının Yapımı, Doğanyol Sentetik Futbol Sahası, Olimpik Atletizm Kompleksi Onarım İşi,  yapımı v.b gibi tesislerdir. Bu tesisler ilimizde yaşayan tüm vatandaşlarımız ve sporcularımızın hizmetine girmiş durumdadır. İlimizde yapılan spor faaliyetlerinin başarı seviyesi Malatya ilinin yer aldığı Sosyo – Ekonomik bölge açısından değerlendirildiğinde çevre illerde dahil ve bölgeye göre oldukça yüksek seviyelerdedir. İlimizde yapılan spor çeşidi 42’ye, Spor Kulübü Sayısı 175’e ulaşmış bulunmaktadır. SGM Lisanslı Sporcu Sayımız 66.903, Okul Sporlarına katılan Sporcu Sayısı 13.117, Sporcu Kartlı (İl Spor Merkezleri) Sporcu Sayısı 19.715, Diğer Kamu Kuruluşları ile spor kulüplerinin açmış olduğu İl Spor Merkezlerinden yararlanan sporcu sayısı 18.858, TFF Futbolcu Sporcu Sayısı 18.407, Yetenek Taramasında Taranan Sporcu Sayısı 13.483, Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi 4.510, Evinin Sultanları Voleybol Projesi 172, 3×3 Basketbol Projesinden ise 189 sporcuya ulaşmış bulunmaktayız ve sporcu sayılarımız halen gelişmeye devam etmektedir.   İlimizde yetişen sporcularımız özellikle Engelli branşlarda oldukça başarılı sonuçlar almıştır. İşitme Engelli, Özel Engelli ve Ampüte Milli takımımıza giren Malatya’lı sporcularımız Avrupa ve Dünya şampiyonalarında, Engelli Olimpiyatlarında ve Türkiye Şampiyonlarında yüksek dereceler elde ederek göğsümüzü kabartmaya devam etmektedir. Diğer branşlarda ise Atletizm, Güreş, Boks, Kick Boks, Taekwondo, Hokey, Masa Tenisi, Modern Pentatlon ve Badminton gibi branşlarda oldukça başarılı sporcular yetişmiştir. Yalnızca 2009 – 2020 yılları arasında  ilimizden Milli Takımlara değişik branşlarda 334 sporcu gönderilmiş olup bu sayı ise ilimiz Gençlik ve Spor İl Müdürlüğümüzün, Gençlerimizin, Kulüplerimizin ve Antrenörlerimizin ne denli başarılı olduğunun çok önemli bir göstergesidir.

Malatya Kayısısı

Tarihi kaynaklara göre Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.
Kayısı, coğrafik olarak dünyanın hemen hemen her yerine dağılmış olsa da daha çok Akdeniz’e yakın olan ülkelerde Avrupa, Orta Asya, Amerika ve Afrika kıtalarına yayılmış ve burada yetişme alanları bulmuştur. Dünya yaş kayısı üretiminde Türkiye birinci sıradadır. Türkiye’yi İspanya, İtalya, birleşik devletler topluluğu, İran Fransa, Yunanistan ve ABD izlemektedir. Bu birinci grup ülkelerin yaş kayısı üretimleri 100 bin tonun üzerindedir. Birinci gruba Fas, Pakistan, Suriye, Çin, Güney Afrika, Macaristan, eski Yugoslavya, Romanya, Avustralya, takip etmektedir.

 Dünya yaş kayısı üretiminin yaklaşık % 10-15’inin yapıldığı Türkiye’de 6 kayısı bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgeler;Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi
Kars, Iğdır bölgesi
Akdeniz (Mersin, Mut, Antakya) bölgesi
Marmara Bölgesi
Ege Bölgesi
İç Anadolu Bölgesi
Bu bölgeler içerisinde Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi dışındaki bölgelerin üretimleri sofralık tüketime yöneliktir. Birinci bölgedeki kayısıların çoğunluğu kurutulmakta ve bu bölge dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık % 85-90’ını karşılamaktadır.

Coğrafi Konum

GENEL DURUMMalatya; Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Havzasında ve Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van çöküntü alanının güneybatı ucunda yer almaktadır. Çevresini doğuda Elazığ ve Diyarbakır, güneyde Adıyaman, batıda Kahramanmaraş, kuzeyde Sivas ve Erzincan illeri çevirir.

İl topraklarının yüzölçümü 12.313 km2 olup,35 54′ ve 39 03′ kuzey enlemleri ile 38 45′ ve 39 08′ doğu boylamları arasında kalmaktadır. Malatya, Sultansuyu ve Sürgü çayı vadileri ile Akdeniz’e, Tohma Vadisi ile İç Anadolu’ya, Fırat Vadisi ile Doğu Anadolu’ya açılarak bu bölgeler arasında bir geçiş alanı oluşturur. JEOLOJİK YAPI

Malatya il alanı, Alp kıvrımlaşması sonrasında şekillenmiştir. Daha sonra III. Jeolojik zamanın sonuyla IV. zamanın başlarında ortaya çıkan tektonik hareketler sırasındaki kırılma ve kıvrılmalarla kimi kesimleri yükselmiş ya da çökmüştür. İl alanında çok şiddetli aşınmalar olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur. Başta Malatya ovası olmak üzere ilin diğer ovaları bu gelişmelerle ortaya çıkmıştır.

Bu nedenlerle il alanında III. zaman yaşlı kalker ve konglomeralar, volkanik küller çok yaygındır. Malatya ovası, yükseltileri 1500 metreyi aşan dağ sıraları ve platolarla çevrili, geniş bir çöküntü alanıdır. Yükseltisi 915950 metre arasında değişen bu çöküntü alanının kuzeyi beyaz ve yeşil marnlarla kaplıdır. Bu oluşumların üzerinde kuzeye eğimli göl kalkerleri yer alır. Ovanın kuzey doğusunda ise kuzeybatı yönüne doğru uzanan andezit lavları ile tabakalaşmış beyaz ve yeşil marnlar göze çarpmaktadır. Çöküntü alanının güneyi III. zaman eosen kalker serileri ile örtülüdür. Kuzeye doğru eğimli bu yapı, il merkezinin güneyinde mikaşistlerle tabakalaşmış, mermerleşmiş, kalkerlere dönüşür. İl merkezi ile Malatya dağlan ve Fırat vadisi arasındaki alana IV. zamanda taşınarak oluşmuş eski alüvyonların altında III. zaman yaşlı gabbrove granodiyoritler uzanmaktadır. İl alanının güneybatı ve batısında III. zaman neojen kalkerleri egemen durumdadır. 5060 metre kalınlıkta yatay tabakalar oluşturan aynı yaştaki konglomeralar Tohma, Sultansuyu ve Kuruçay vadilerine doğru sokulurlar. TOPRAKLAR

Malatya’da hemen hemen tüm büyük toprak türlerine rastlanır. Büyük kesimi dik evim, sağlık ve erozyon nedeniyle sorunlu olan bu toprakların başlıcaları ve özellikleri şöyle sıralanabilir :

İl alanında değişik yaşlı kireç taşlarının üzerini koyu, organik madde yönünden zengin kahverengi orman toprakları kaplar. Bu olgun topraklar, hafif eğimli kesimlerde kalın, daha eğimli kesimlerde ise ince tabakadır. Bu topraklar yükseltinin 1000-2000 metre arasında değiştiği ve yıllık yağış ortalaması 7800 mm.nin üzerinde olan alanlarda yayılır.

Yağış miktarının yeterli olmasına rağmen, ayrışmaya dayanıklı ve yüzeye paralel olarak uzanan kireçtaşı tabakası, derin toprak oluşumunu engellemektedir.

Malatya dağlarının batı kesimlerinde, değişik şistlerle başkalaşım serileri üzerinde ve orman örtüsü altında kireçsiz kahverengi orman toprakları oluşmuştur. Bu olgun toprakların yapısında serbest kireç yoktur. Topraklar daha eğimli kesimlerde yarı olgun durumdadır. Ayrışma ve organik madde birikimi ile oluşmuş üst toprak dışında pek tabakalanma da yoktur. Bu toprakların yayılım alanında yıllık yağış ortalaması 600 mm’nin üzerindedir. Doğal örtüyü yapraklı ağaçlardan meşe, ibrelilerden bodur ardıçlar ve kızılçamlar oluşturur, ilde orman kuşağından kurak kuşağa geçişte volkanik oluşumlu alanlar, yer yer kireçsiz kahverengi topraklarla örtülüdür. Bu olgu topraklar, aşınınım pek şiddetli olmadığı kesimlerde de hayli derindir. Yayılım alanında yıllık ortalama yağış 400 mm dolayındadır. Doğal bitki örtüsü alan bakımından olmasa da, nitelik açısından ildeki en önemli toprak grubu alüvyonlu topraklardır. Malatya ovası ve bu ovanın devamı durumundaki düzlüklerle Fırat, Tohma, Sultansuyu, Sürgü ve Kuruçay vadilerindeki taban topraklar alüvyonlarla kaplıdır.. Bu genç topraklar akarsularla taşınarak yatay biçimde istiflenmiş maddelerden oluşmuştur. Birikinti maddelerinin taşındığı yüksek alanlar genellikle değişik yaşlı kireç taşlarından oluşmaktadır. Arada yer yer dış püskürükler görülür. Bu nedenle bütün alüvyonlu topraklar kireçlidir. Bu genç toprakların oluşumu için, özel iklim ve bitki örtüsü gerekmez. Kuru ve sulu tarla tarımı yapılan bu topraklarda, tahıl ürünleri sanayi bitkileri, meyve ve sebze yetiştirilmektedir.

İlde, ovaların çevresindeki az eğilimli alanlarda, yer çekimi ve küçük akıntılarla taşınarak yığılmış maddelerin oluşturduğu kolüvyol topraklar vardır. Alüvyonlu topraklarda olduğu gibi yatay tabakalanma görülmeyen bu topraklarda genellikle kuru tarım yapılmaktadır. Bu topraklarda başta tarım ürünleri olmak üzere meyve yetiştirilmektedir.

İlde, bu toprak grupları dışında az bir alanda kırmızı Akdeniz toprakları, hidromorfik alüvyol topraklar vardır. Ayrıca çıplak kayalıklar, ırmak kıyı kumulları ve ırmak taşkını yataklarına da rastlanır. YERYÜZÜ ŞEKİLLERİDAĞLAR

İl alanının büyük bir bölümü, III. jeolojik devirdeki Alp kıvrımlaşması sırasında şekillenen Güneydoğu Torosların kolları, ilin güneyini doğu-batı yönünde baştanbaşa kaplar. Güneyde daha düzenli sıralar oluşturan bu dağlar doğrudan Tohma suyu aracılığı ile ya da Fırat’a katılan çok sayıda akarsuyla sıkça parçalanmıştır.

Malatya’daki Dağlar
Güneydoğu Torosları, Gaziantep Gölbaşı’nın kuzeyinde yer alan Kapıdere boğazından sonra çeşitli kollara ayrılır. Dağ kütlesinin güney kolunu oluşturan ve batı-doğu yönünde uzanarak Besni, Adıyaman ve Kâhta ile Malatya ovasını dolduran dağlara Malatya dağları adı verilir. Yüksek ve çok dalgalı olan Malatya dağları çeşitli yönlerde inen akarsularla parçalanmıştır. Bu sebeple Malatya dağlarında önemli düzlükler yoktur. Doğanşehir ovasının doğusunda düzenli sıralar oluşturmaya başlayan bu dağl ar, Fırat vadisine kadar zaman zaman genişleyerek, zaman zaman daralarak uzanır. Malatya dağlan üzerindeki en önemli doruklar, batıdan doğuya doğru 2100 Korudağ, 2.424 Karakaya Tepe, 2.006 Becbel Tepe, 2.544 Beydağı, 2.150 Kelle Tepe, 2.306 metre yükselti Gayrık Tepedir.

Nurhak Dağları
Sultansuyu Vadisinin batısında ve Kahramanmaraş topraklarından il alanına giren Nurhak Dağları, Güneydoğu Torosları’nın kuzeye açılan kolunu oluşturur. Vadiye paralel olarak kuzeydoğu yönünde uzanan bu dağlar Tohma vadisi ile bölünür.

Aynı zamanda, batıya ve kuzeybatıya doğru açılarak, Tohma havzasInı batıdan kuşatır.
Nurhak dağlan üzerindeki en önemli yükseltiler şunlardır. Derbent dağı (2.428 m.) Kepez dağı (2.140 m.) ve Kuşkaya Tepesi (1.922 m.), Akçadağ (2.013 m.).

Malatya ovası, Tohma vadisi, Darende ve Doğanşehir arasını bütünüyle kaplayan Nurhak dağları ve uzantıları, yeryüzü şekilleri bakımından Malatya dağlarından değişiktir. Malatya ve Doğanşehir ovalarıyla, Tohma, Sultansuyu vadilerine göre yaklaşık 500 metre yükseklikte çok dağlı bir yeryüzü şekli oluşturan bu dağlar, genellikle volkanik kökenlidir. Bu dağlardan kaynaklanan akarsular, doğuda Sultansuyu’na doğru akarak derin vadiler oluştururlar. Yükseklik çoğunlukla 2000 m’nin altındadır.

Akçababa Dağları
Tohma vadisi ile Kuruçay vadisi arasında yer alan bu dağlar, Nurhak dağlarının kuzey doğuya doğru sokulan uzantıları durumundadır. Pek yüksek olmayan Akçababa dağları, kuzeybatı yönünde yayılarak geniş bir alanı kaplar. Genellikle çıplak olan bu dağlar güneybatıdan kuzeydoğuya doğru Kuyucakbaşı Tepe (1.734 m.), Akçababah Tepe (1.164 m.), Ahbaba Tepe (1.857 m.) ve Leylek Dağı (2.052 m.) dir.

Yama Dağı
Büyük bölümü Sivas il alanında bulunan Yama dağı kütlesi güneye ve güneydoğuya doğru açılarak Malatya’nın kuzeyini bütünüyle kaplar. Batıda Kuruçay vadisine, güneydoğuda Fırat vadisine kadar uzanan Yama dağı ve uzantıları genellikle volkanik yapılıdır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Bu dağlar geniş, toplu ve yüksek bir kabartı oluşturmaktadır. Önemli doruklar dışında bu kesim, genellikle bir plato görünümündedir.

Bu sıranın en önemli yükseltileri Arguvan’nın batısında 1516 metre yükseltili Doyukan tepe, Kozdere’nin doğusunda 2.310 metre yükseltili Hasbek tepe ve Arapgir’in batısında 2.402 metre yükseltili Göl dağı’dır.
Bundan başka doğuda Venk ve Izollu dağları, Pütürge ile Izollu arasında Şakşak, Pütürge’de Kubbe, Akdoğan; Arguvan-Arapgir arasında Çangal Aynaca, Eğerli; Hekimhan yöresinde Demirli, Kızılhisar, Zürbehan; Darende yöresinde Hezanlı, Ademkıran, Alidede, Heyik, Kuduz, Beynamaz dağı; Yeşilyurt yöresinde Karadağ, Karataş, Keklicek, Akseki dağları ile; Akçadağ yöresinde Öğlekayası, Kartal Kaya ve Kurugöl gibi dağlarla tepeler vardır. PLATOLAR

Malatya il alanında platolar çok geniş yer tutar. Genellikle kalker yapılı olan dağlar, hızla aşınarak orta ve yüksek platolara da dönüşmüştür. Volkanik hareketler sonucu çıkan lavlar dalgalı yapıyı düzleştirerek geniş düzlüklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Güney Platoları
Malatya dağları üzerinde sıralanan platolardır. Burada, dağlar yüksek ve düzenli sıralar oluşturduğundan kuzey ve batı yamaçlarında çeşitli yükseltilerde alt alta, ya da yan yana dizilmiş platolar vardır. Bu platolar su kaynakları bakımından zengindir.

Batı Platoları
Batı platoları, güney platolarına göre daha alçak yükseltide olup, yükseltileri 1500 metrenin üzerine çıkmaz. Yörede dağlar, düzenli sıralar oluşturmayan tek tek kütleler durumundadır. Tohma suyu ve kolları ile parçalanmış ve oldukça derin vadiler arasında sıralanan platolar, genellikle kuru ve çıplaktır. Bu platolar Aygörmez ve Kepez dağlarından, Tohma vadisine, Akçababa dağlarından Tohma ve Kuruçay vadilerine doğru yükselti kaybederek sıralanır.

Kuzey Platolar
Malatya’nın en önemli platolarıdır. Yama dağının eteklerinde sıralanan ve Yama Platoları adıyla da anılan yüksek düzlükler Fırat vadisine doğru ilerler. Kuzey platolarının, Sivas sınırlarına yakın kesimleri daha geniş ve düzdür. Bu sebepten buradaki platolar daha küçük ve değişik yükselti basamaklarına dizilmiş taraçalı bir yapıdadır.

Vadiler ve Ovalar
Malatya il alanında vadilerin önemi büyüktür, ildeki bütün vadiler Fırat ana vadisine açılmaktadır. Bunlardan özellikle Tohma vadisi, yan vadileri ile geniş bir ağ oluşturur. Bu vadilerin tabanları Fırat vadisine yaklaştıkça genişler ve ilin önemli ovaları ortaya çıkar. Bu vadilerin büyük bir bölümü günümüzde Karakaya Baraj Gölü alanında kalmıştır. Öbür vadiler de yer yer genişleyerek çeşitli yükselti basamaklarında sıralanan büyüklü küçüklü düzlükler oluşturur. OVALAR

Malatya Ovası, Doğanşehir Ovası, İzollu Ovası, Mığdı Ovası, Sürgü Ovası, Akçadağ Ovası, Yazıhan Ovası, Mandara Ovası, Çaplı Ovası, Distrik Ovası ve Erkenek Ovaları’dır.

Malatya Ovası
Tohma, Sultansuyu ve Fırat vadileri arasında kalan çok geniş bir alanı kaplar. Ortalama yükseltisi 900 m. olan bu geniş düzlük, kademe kademe yükselen ve 1500 m. ye kadar çıkan platolarla, yüksek dağlarla çevrilidir. Ovanın yüzölçümü 830 km2’yi bulur. Batı-doğu yönünde uzanan Malatya Ovası bir çöküntü alanıdır. Akarsuların alüvyonları ile dolması sonucu oluşmuştur. Akarsuların taşıdığı bu genç dolgu maddelerinin kalınlığı 50 ile 100 metre arasında değişmektedir. Dolgu tabakasının kalınlığı, ovanın kenarlarına doğru incelir.

Ova genellikle düzdür. Ancak çevreden inen küçük akarsuların vadilerinde derinlik 60-100 m.ye ulaşır. Böylece hafif dalgalı bir yapı oluşmuştur. Malatya Ovası, kalın bir toprak tabakası ile kaplı olup, verimlidir. Çok geçirgen olduğundan su tutmaz ve çabuk kurur. Bu nedenle, tarımsal üretim açısından sulama son derece önemlidir. 1975’de Tohma üzerinde yapılan Medik Barajı, Sultansuyu ve Beylerderesi’neden yararlanılarak bazı alanlar sulamaya açılmıştır.

Doğanşehir Ovası
Tohma vadisine güneyden açılan Sultansuyu vadisinin her iki yanma sıralanmış, küçüklü büyüklü düzlüklerin tümüne birden Doğanşehir Ovası adı verilmektedir. Ova Suçatı’ndan sonra Doğanşehir’e doğru daralmaya başlar. îlçe merkezinde yükselti 1.250 metreye ulaşır. Sultansuyu ve kolları ovadan pek derin olmayan yataklarda akar.

İzollu Ovaları
Malatya ovasının doğusunda Fırat nehrinin dar ve derin bir koridor oluşturduğu Kömürhan boğazına kadar uzanan kesimindeki, irili ufaklı düzlüklere Izollu ovaları adı verilmektedir. Bunlar, Malatya dağlarından başlayarak kuzeydoğu yönüne uzanarak Karakaya baraj gölüne doğru açılan taraçalı düzlükler durumundadır.

Erhaç Düzü ile Arga ve Ören Yazıları
Malatya ovasının batıya doğru uzantıları durumunda olan bu düzlükler yer yer dalgalı ovalardır. Sultansuyu vadisi ile Tohma vadisi arasında kalan üçgen biçiminde alanı dolduran bu düzlüklerin yükseltisi, Malatya ovasına göre daha fazladır.

Mandıra, Tafta ve Milli Yazıları
Yarı ova nitelikli alanlardan Mandıra düzü, Sultansuyu ile Beylerderesi arasında; ötekileri ise, Beylerderesi doğusunda kalmaktadır. Malatya ovasının güney uzantıları durumundaki bu alanlar, daha yüksek ve daha dalgalıdır.

Mığdı Düzü
Ayvalı, Tohma ile Hacılar Tohması vadilerinin birleşme noktasında yer alır. Darende’nin doğusunda ve güneydoğusunda geniş bir alanı kaplayan ovanın yüzölçümü yaklaşık 50 km2’dir. Ovanın orta kesimleri düz olup, kenarlara doğru yükselti artar ve dalgalı bir yapı ortaya çıkar. Genişleyen vadi tabanı akarsuların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu oluşan toprak, verimli bir durumdadır. Yeşil örtü, yalnızca su kenarlarında söğüt ve kavak ağaçlarından oluşur.

Fırat Vadisi
Türkiye’nin en önemli vadilerinden birisidir. Çok derin ve sarp olan Fırat vadisi, keskin dirsekler çizerek uzanır. Sarplaşan vadi, bu yapısını Malatya topraklarında Söğütlü çayı vadisi ile birleşene kadar sürdürür. Bundan sonra vadi genişlemeye başlar. Akarsu, çok geniş bir yatakta akmakta iken zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar oluşturur. Göldağı ve Sarıçiçek yaylası hizasından sonra yapı birden değişir. Fırat vadisine doğru eğimli geniş oluklar ortaya çıkar. Bunlar, Tohma ve Kuruçay vadileridir. Fırat vadisinin bu yapısı, Malatya dağlarının doğu ucuna kadar sürer. Burada vadi yeniden daralır. 100 km. den uzun bir boğaza dönüşür. Kömürhan Boğazı adıyla anılan bu boğazdan sonra vadi, il topraklarının dışına çıkar.

Tohma Vadisi
Sivas topraklarından iki kol halinde başlayan Tohma vadisi, Fırat vadisine doğru geniş bir oluk oluşturur. Darende yanından bu kollar genişlemeye başlar. İlçenin doğusunda birleşir. Vadilerin birleşme yerinde geniş bir düzlük oluşur. Mığdı düzü adıyla anılan bu yüksek ovadan sonra vadi, biraz daralarak doğu yönünde uzanır. Sonra güneyden gelen Sultansuyu vadisi ile birleşerek birden genişler ve Fırat vadisine açılır. Genişleyen vadi tabanında, ilin en önemli düzlüklerinden Malatya ve Doğanşehir ovaları ile Erhaç düzü ve Yazıhan düzü sıralanmaktadır.

Kuruçay Vadisi
Yama dağının batı eteklerinden başlayan vadi, başlangıç kesimlerinde pek derin değildir. Tohma vadisinde sıkça rastlanan sarp ve dar boğazlar yoktur. Bunun başlıca sebebi yöredeki, aşınarak yuvarlanmış yeryüzü şekilleridir. Ayrıca vadiyi aşan akarsuyun havzası küçük ve akıttığı su miktarı da azdır. Yine Kuruçay vadisi orta bölümünde biraz daralır. Daha sonra tabanı genişleyerek Tohma ve Fırat vadileri ile birleşir. Kuruçay vadisinde Çapıtlı yazısı ile Yazıhan düzü dışında ovalık alan yoktur.

Çapıtlı yazısı
Kuruçay vadisinde, Hasançelebi yöresini kaplayan düzlüğe Çapıtlı yazısı denir. Akgedik diplerinden Hasançelebi’ye doğru uzanan bu yüksek ovanın boyu 20 km.yi geçer. Genişliği 10 km. ye ulaşır. Ova, genelde düz olmakla birlikte, yer yer hafif dalgalı bir yapıdadır.

Yazıhan Düzü
Bu ova, Tohma ve Kuruçay vadilerinin Fırat’a açıldığı noktada yer alır. Malatya ovasından Tohma suyu ile ayrılır. Tohma suyunun kuzeyinde kalan ve Kuruçay vadi tabanını da kapsayan alanın bütününe Yazıhan düzü denilmektedir. Mayatya ovasına göre daha yüksekte kalan Yazıhan düzü su kaynakları kıt olduğundan kuru ve çıplaktır. Tohma suyu ova yüzeyine göre derinde kalmaktadır. Kuruçay ise yaz aylarında kurumaktadır. BAŞLICA AKARSULARI

İlimizin başlıca akarsuları; Söğütlü Çayı 17.5 km., Morhamam Çayı 22.5km., Kuruçay 67 km.Tohma suyu 52.5 km., Sultansuyu 21.5 km., Sürgü suyu 30 km., Beylerderesi 38 km., Mamihan çayı 10 km., ve Şiro çayı 37 km. dir.

Söğütlü Çay
Göl dağının güney yamaçlarından başlayan bu vadi pek uzun değildir. Önce güneye, sonra güneydoğuya uzanarak Fırat’a açılmaktadır. Vadi yer yer genişleyerek büyük olmasa da tarım açısından önemli ovacıklar meydana getirmektedir. Bunların başlıcaları; Diştrik ve Arguvan yazılarıdır. Diştrik yazısı, Söğütlü çay vadisinden bucağı vadisine doğru yayılan düzlüğe denilmektedir. Küçük bir ovadır. Uzunluğu ve genişliği 17.5 km.ye ulaşan ova, yer yer dalgalı ve taşlıktır.

Arguvan Yazısı
Söğütlüçay vadisi Arguvan yakınında genişler, burada uzanan düzlüğe Arguvan yazısı adı verilmektedir.

Sürgü Vadisi
Göksu vadisinin başlangıç bölümünü oluşturan bu vadi, Karakaya tepenin güney yamaçlarında başlamakta, 20-30 km. aynı yönde uzadıktan sonra, önce batıya, sonra güneye ve güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek il dışına çıkmaktadır. Daha sonra Göksu vadisi adı altında Adıyaman topraklarını geçip Fırat vadisine açılmaktadır. Vadide ilin tarım bakımından önemli olan Sürgü ovası yer almaktadır.

Sürgü Ovası
Malatya çöküntü alanının güneybatı ucunda yüksek bir ovadır. Genişleyen vadi oluğunun akarsuların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu oluşan topraklar çok verimlidir. Sürgü çayı üzerine kurulan Sürgü barajından sulanmaktadır. Malatya ovasına göre daha yüksekte kaldığından kışlar biraz sert geçmektedir.

AKARSULARI
Malatya ili, Fırat havzası üzerinde yer alır. Havzanın yukarı Fırat bölümünde oldukça geniş alanı kaplayan il toprakları, yer üstü su kaynakları açısından hayli zengindir.

Fırat Havzası
Türkiye’nin en büyük havzasıdır. Su toplama alanı 127.000 km2 dolayında olan havzanın yıllık ortalama su hacmi 28 milyar m3’ü aşmaktadır. Fırat havzasında 4.900.000 hektara yakın ovalık alan vardır. Bunun 1.700.000 hektar yer alan akarsuların en önemlileri Tohma suyu, Kuruçay, Fırat nehri ve Sürgü çayıdır.

Fırat Nehri
Keban Barajı’ndan çıkan nehir Malatya’nın Elazığ ile sınırını oluşturacak şekilde güneybatıdan güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek akar. Önce Kuruçay’ı sonra Tohma suyunu alarak akan Fırat, zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar oluştururdu. Bu alan günümüzde Karakaya Baraj Gölü sahası içinde kalmıştır. Fırat nehri, Kömürhan mevkiinde Doğu Anadolu’nun en uzun ve en derin boğazlarından biri olan Kömürhan boğazına girerek akmasına devam edip, boğazdan sonra Malatya-Diyarbakır sınırını oluşturmaktadır. Diyarbakır Çüngüş ilçesi yakınlarında Karakaya Barajı kurulmuştur.

Tohma Suyu
Malatya’nın doğu sınırını oluşturan Fırat nehrinden sonra ilin büyük akarsuyu Tohma’dır. iki koldan oluşmaktadır. En uzun kolu olan Ayvalı, Tohma çayı, Uzunyayla’dan diğer kolu olan Hacılar Tohması ise Tahtalı dağlarından doğar. Bu iki kol Malatya il sınırına girerek Mığdı üzerinde birleşip dar ve uzun Şuğul boğazından geçtikten sonra Malatya ovasından geçerek Fırat nehrine katılır. Tohma suyunun Şuğul boğazından kurtulduğu yerde Medik barajı kurulmuştur. Tohma suyu Malatya ovasından akarken kuzeyde Halavun çayı ile Epreme çayı, güneyde Dipsiz çayı, Sultansuyu, Beylerderesi Horata çayı ile Orduzu çayını alarak Fırat nehrine dökülmektedir. Bu sular Sultansuyu, Doğanşehir ve Malatya ovalarının sulanmasında önemli yer tutmaktadır.

Kuruçay
Yama dağı batısından doğan Kuruçay, Hasançelebi, Hekimhan ve Fethiye’yi geçtikten sonra Eğribük yönünde Fırat’a katılır. Yaz aylarında suyu iyice azaldığından bu sudan pek faydalanılamamaktadır.

Sürgü Çayı
İlin güneybatı ucunu oluşturan Sürgü yöresinin sularını toplayan bu çay, Malatya yöresinin batı kesimlerinde yer alan Karakaya tepesinin güney yamaçlarından doğar. Sürgü çayı, Göksu ırmağının önemli bir koludur. Sürgü kasabasından sonra, Kapıdere’ye kadar batı yönünden akan çay sonra güneye döner. Burada, Göksu ile birleşen ve Göksu adını alan akarsu, doğuya dönerek Adıyaman il sınırına girerek Adıyaman il topraklarından Fırat’a katılır. Sürgü çayı üzerinde Sürgü barajı kurulmuş olup, bu barajdan geniş bir alan sulanmaktadır. Malatya’nın bu önemli akarsuları dışında ya doğrudan Fırat’a, ya da diğer büyük akarsulara karışan çok sayıda küçük çay ve dereleri vardır. Bunlar: Eğmir, Mircan, Göksu, Aksu, Şiro, Berenge, Söğütlüçay, Sazdere, Şotikdere, Kozluk Çayı, Yenice Çayı, Setrek Çayı, Arapgir Çayı, Davulga, Cevizlisu gibi irili ufaklı akarsulardır. BARAJLAR İlimizde Sürgü, Medik, Polat ve Sultansuyu barajları olmak üzere 4 baraj bulunmaktadır. Polat ve Sultansuyu barajları sulama amaçlı, Medik Barajı Sulama + Elektrik amaçlı ve Sürgü Barajı da Sulama + Taşkın koruma amaçlı olarak inşa edilmiştir.

Sultansuyu barajı 1993’te hizmete açılmış olup, en yeni barajımızdır. 1996 yılında Çat barajının da hizmete açılması beklenmektedir. GÖLLER

Malatya’da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların kaynak alanlarında ve düşük yükseltiri plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı 5 gölet vardır. Bunlardan; Orduzu Sulama Göleti, Orduzu Zorbalı Sulama Göleti ve Hançayı II. Sulama Göleti, Malatya Merkezde, İsaköy sulama göleti Arguvan ilçemizde; bir sulama göleti de Darende ilçemizde bulunmaktadır.

Karakaya Baraj Gölü
Malatya merkez ilçesinde 42, Pütürge ilçesinde 15, Akçadağ ilçesinde 2, Arguvan ilçesinde 6, Arapgir ilçesinde 2 köy olmak üzere toplam 67 köy göl alanı içerisinde kalmış olup, baraj gölü Malatya il sınırları üzerinde 150.875.583 m2’lik bir alanı kaplamaktadır

BİTKİ ÖRTÜSÜ
Malatya toprakları önemli bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden il alanının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı iken sonucu bu örtü zamanla yok olmuştur. Doğal şartlar ormanların kendi kendisini yenilemesini büyük ölçüde güçleştirdiğinden yer yer bozkırlar ortaya çıkmıştır.

İl arazisinin 367.253 hektarı (% 30)’u ormanlık ve fundalıklarla, 125.156 hektarı (% 10)’u ise çayır ve meralarla kaplıdır. İl topraklarının güneyini boydan boya kaplayan batı-doğu doğrultulu Malatya dağları, meşenin egemen olduğu bozuk nitelikli korular ve baltalıklar iyi nitelikli koru ve baltalıklara dönüşmeye başlar. Malatya dağlarının batı ucunda Sultansuyu vadisine bakan yamaçlarda Doğu Anadolu’da ortadan kalkmakta olan ibrelilerden kızılcıklara rastlanır.

Malatya dağları üzerinde yer alan platolar ile Malatya ovasına yakın kesimlerde yer alan yarı ova nitelikli düzlükler, zengin çayır otları ile kaplıdır. İl alanının güneybatısını kuşatan dağlar ve platolarda doğal bitki örtüsü hemen hemen ortadan kalmıştır. Daha çok meşelerden oluşan bozuk nitelikle orman kalıntılarından başka canlı örtüye rastlanamaz. Bu örtüye yer yer yabani meyve araçları ile kaynak ve vadi boylarında kavak ve söğütler katılmaktadır. Bitkisel üretim yapılan kesimlerde meyvecilik doğal örtüye göre daha yaygındır.

Malatya’nın kuzeyini kaplayan dağlar ise örtü bakımından Pütürge ve Doğanşehir yöreleri kadar olmasa da batıya göre daha da zengin sayılır. Bu yörelerde, çoğu bozuk nitelikli olmak üzere meşenin çoğunlukta olduğu yapraklı ormanlar vardır. Bu kesimde kalın bir toprak tabakası ile meyve ağaçları, söğüt ve kavaklıklar görülür.

Geleneksel El Sanatları

Yöreye yönelik el sanatları, günümüzden 30-35 yıl öncesine kadar canlılığını sürdürürken teknolojik gelişmeler ve değişen ihtiyaçlar sonucu unutulmaya, hatta kaybolmaya yüz tutmuştur. Özellikle küçükbaş hayvancılıkla uğraşılan köylerde halı, kilim ve heybe dokumacılığı yapılmaktadır. Yine bazı köylerde geçmişte yaygın olan culfa dokumacılğı ve çarpana dokumacılığı bugün özelliğini kaybetmiştir.Bakırcılık sınırlı olarak sürdürülürken; ahşap oymacılığı, arabacılık, semercilik, yemenicilik gibi iş kolları kalkmıştır. Bunlardan sadece semercilik alanında bir-iki usta mesleğini sürdürmeye çalışmaktadır.Kuyumculuk alanında önceleri önemli bir yeri olan Halep işi, Şam işi diye bilinen bilezikler ile hap denilen burmalı inci gerdanlıklar şimdi önemini kaybetmiştir.Ağaç işleri olarak; Malatya konaklarında ahşap oyma süslemeleri ile birlikte diğer ağaç işleri kullanım sahası yaygın bir görünüm arz ediyor. Bunların korunması ve geleneksel mimari tarzda yapılacak yapı süslemelerinde kullanılmasıyla yaşatılması sağlanabilecektir.Tahılların saklanıp korunduğu üç bölmeli “Ambar”, yemeklerin saklandığı tel dolaplar, içi oyuk yayık olarak kullanılan güğüm, tekneler, yün çıkrıkları, harman savurma makineleri, kaşıklar, yine harman savurma makineleri, kaşıklar, yine harman savurmada kullanılan yaba, ahşap işlemeli kahve ve tahıl havanları, ocak davlumbazları bulunmaktadır. Bugün bunlar önemini yitirmiştir.
Geçmişte yaygın bir fonksiyonu yerine getiren Bakırcılar Çarşısı günümüzde hediyelik eşya yapımına yönelmiştir. Bugün bakırın kullanım alanı yerine porselen, çelik, alimünyum, cam eşyanın yaygınlaştığı görülmektedir. Daha yakın yıllara kadar teşt, kazan, (don kazanı, bulgur kazanı, kuşgana, cıngırlı kazan), sitil, sini (büyük sini, orta sini, tepsi) çeşitli boyutlarda tas, sehen (tabak), ibrik, eleğeni yapıldığı görülmüştür. Bunlar; Selçuklu, Osmanlı bezekleriyle bezendiği, stilize edilmiş çiçek ve geyik, karaca, kuş motifleriyle süslenmiştir. Çömlek eşyalar olarak kırmızıya çalan topraktan fırınlanarak yapılan su testileri, içi yayvan tavalar, tencereler görülmektedir. Bu meslek dalı da günümüzde tamamen fonksiyonunu yitirmiştir.
Ahşap kalıplar yapılan bez ve kumaş baskıcılığı olarak çit baskıcılığı, perde, sofra bezi, yazmacılık gibi zenaat kolu Malatya ve Arapgir ilçesinde yakın yıllara kadar önemini korumuştur.

Günümüzde sofra bezi baskıcılığı ve özellikle yaşlı kadınların halk oyunları ekiplerindeki bayanların önlük/peştemal olarak kullandıkları ve giyim eşyası olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan “bervanik” yapımcılığı bir usta tarafından yapılmış, Hıdır ORAL ustanın ölümüyle de bu meslek bitmiştir.. Dokumacılık sahasında gelişmeler geniş bir görünüm arzeder.Halı çeşitlerinin yanı sıra kilim ve cicim dokumacılığını yitirmiştir. Culfa türür dokumalar önemini kaybetmiş, bu tezgahlarda yolluk ve sofralık az da olsa yapılır. Diğer taraftan Yeşilyurt ilçesinde geçmiş yıllarda el tezgahlarında dokunan “Çırmıktı” dokuması diye tanınan dokumalar kaba giyside ve yaygı yapımında kullanılmıştır.Arapgir ilçeside geçmişte geniş bir iş sahası olarak “Manusa Dokumacılığı” 1100’e varan düz tezgâh ve jakarlı tezgâh çevrenin kumaş ihtiyacını karşılamaktaydı. Bu tezgâhlarda dokunanlar Anadolu’nun birçok yöresine ve kervanlarla Halep’e götürülüp satılmaktaydı. Bu sanayi kolu tamamen yok olmuştur.
Malatya dokumacılık ürünleri içerisinde kilim ve halı dokumacılığında Ören, Kürecik, Dirican, Parçikan, Başören, Sinan Köyü halıları ünlüdür. Malatya kilimleri; dikdörtgen yüzeyi çeviren ve Kale burçlarını andıran sularıyla ayırt edilir. Orta bölümlerinde altıgen ve sekizgen madalyonlar bulunur. Kuş ve deve boynu, akrep ayağı, koç boynuzu ve geometrik şekillere rastlanır. Alın yanında kara, kahverengi, bej, lacivert, ak renk sık kullanılır. Kilimlere yörede “Yedi dağ çiçeği” denilmektedir. Dirican kilimleri “Dirican gözü ak kilimi” ve “sandık kilim” olarak tanınır. Sandıklı kilimler ise zemin dikdörtgenler ile bölünmüş, her bölüme sandık adı verilmiştir. Sinan kilimlerinde ise kemer suyu, eşkenar dörtgendir. Kilimin ana deseni güldür.
Cicim dokumaları yapılan Malatya’da dokuma işi yataş tezgahlarda olur. Cicim dokumasında sergi, çuval heybe torba, çoban çantası yapılmaktadır.
Malatya, halılarıyla da ünlü bir kentimizdir. Özellikle Ören, Başören, Dirican, Parçikan, Kürecik halıları adını duyurmuştur. Günümüzde devlet desteği ile açılan ve Halk Eğitim Merkezi’nin köylerde kurduğu tezgâhlarda dokunan halılar geniş bir gelişim göstermektedir. Yine Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları ile ilgili dönem kursları düzenlenmektedir.Yörenin ünlü Ören halıları bordürlüdür. Ortada madalyonlar bulunur. En çok koç boynuzu, ejderha pençesi, stilize çiçekler, bitki filizleri gibi bezekler; ak, kara, al ve lacivert renkler olduğu gibi, çözgüsü pamuk olanlar da vardır. Halı ve bu teknikle dokunan ürünler; yan halısı, taban halısı, divan halısı, seccade, halı yastığı çanta, heybe gibi zengin çeşitleriyle bir kullanım sahası yaratmıştır. Malatya halılarının bir dm2’sindeki düğüm sayısı 700 civarındadır. Halıların bazılarının saçakları düz, bazılarının ise örgülüdür. Kullanılan yün geçmiş yıllarda tamamen kök boyalarla boyanırken, günümüzde bu boyama azalmıştır. Yerini hazır boyalar almıştır. 

Turizm

Malatya, Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısında, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan yolların kavşağında bulunmaktadır. Karakaya Baraj Gölü altında kalan Cafer Höyük kazılarından elde edilen bulgulara göre Malatya’nın tarihi dokuz bin sene öncesine uzanmaktadır. Orta Asya, Orta Doğu ve Mezopotamya’dan gelen ticarî yolların kesişmesi ve batıya geçit veren bir konumda bulunması nedeniyle Malatya, tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Malatya, Kültepe kaynaklarında Melita olarak anılmaktadır. Hititçenin çözülmesinde büyük katkısı bulunan Bedřich Hrozný bu sözcüğün Hititçede bal anlamına geldiğini ortaya koymuştur. Melita, Asur ve Urartu kaynaklarında Maldiya, Melitea, Melid, Melide, Meliddu, Malita şekline dönüşmüştür. Araplar şehre Malatiyye demiş; nihayet Türklerin gelmesiyle Malatya adına kavuşmuştur. Geçmişi Paleolitik çağa kadar uzanan Malatya, Neolitik, Kalkolitik, Bronz çağlarında yerleşim görmüş; Hitit, Asur, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerine tanıklık etmiştir. Roma ve Bizans döneminde önemli bir doğu kenti olarak göze çarpan Malatya, ilk kez Emeviler devrinde Müslümanların eline geçmiş, Emeviler ve Abbasiler döneminde İslam-Bizans savaşlarına sahne olmuştur. Danişmentoğulları ve Selçukluların 12.yüzyılda Malatya’ya egemen olmasının ardından Memluklu ve Dulkadiroğulları Beyliği dönemi başlamış, 1515’de Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı dönüşü Turnadağı savaşı ile Osmanlı topraklarına katılmıştır. 

Malatya’nın ilk yerleşim yeri, Orduzu beldesinde yer alan Arslantepe Höyüğü’nün Kültür Dolgusu 30 m. yüksekliğindedir. M.Ö.5000 bin yıllarından 11.yüzyıla kadar yerleşim görmüştür. Roma İmparatorluğu, M.S. 2.yüzyılda şehri, Arslantepe’nin 4 km. kuzeyinde Fırat Nehri’ne daha yakın bir nokta olan bugünkü Battalgazi (Eski Malatya) ilçesinin olduğu yere taşıdı.  19.yüzyılda şehrin merkezi bir kez daha değişti. 1830’lu yılların sonuna doğru şehirde yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hastalıkların artması; Osmanlı ordusunun Nizip Savaşı nedeniyle Eski Malatya’da beklenenden daha uzun süre kalması, şehir halkının 10 km güneydeki Aspuzu’ya kalıcı olarak yerleşmesine neden oldu. Bu tarihten sonra şehrin merkezi olan Aspuzu’ya Malatya denilmeye başlandı. Belli bir süre Eski Şehir ve Aşağı Şehir olarak anılan önceki şehre ise Eski Malatya denildi; 1987 yılında ise Malatya’nın bir ilçesi olup Battalgazi adını aldı.  Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Maraş Eyaletine bağlı olan Malatya, 1847 yılında Harput Eyaleti’ne bağlanmış ve Türkiye Cumhuriyeti 1924 yılında il statüsünü vermiştir.  Malatya Denilince…

Tohma ve Fırat Nehri başta olmak üzere zengin su kaynakları ile geniş ve verimli ovalara sahip olan Malatya; hem geçmişte, hem de günümüzde birbirinden lezzetli meyvelerin yurdu olmuştur.Bu iki büyük su kaynağı Malatya sınırlarından geçse de şehir merkezi ve çevresi yüzyıllar boyunca sulama ve içme suyunu Tohma ile Fırat’tan değil, Beydağı’nın eteğindeki Gündüzbey Pınarbaşı’ndan kaynayan Derme Suyu’ndan aldı. Bunun nedeni ise Derme’nin çıktığı yerin daha yüksekte oluşu ve hâlen kullanılan kanal sistemi sayesinde tüm şehrin su ihtiyacının rahatlıkla karşılanabilmesiydi.Derme, Evliya Çelebi’nin “Aspazon (Aspuzu); suları, havası ve bolluğuyla yeryüzünün tüm öbür bağlarından, bahçelerinden üstündür.” dediği şehre can suyu olmuştur. Derme Suyu’nun beslediği geniş ve bereketli Malatya Ovası’nda yerli ve yabancı gezginlerin lezzetini öve öve bitiremediği kayısı, kiraz, üzüm, elma, armut ve ayva başta olmak üzere birçok meyve geçmişte olduğu gibi günümüzde de yetiştirilmektedir.1992 yılına kadar bu suyun bir bölümü içme suyu olarak, geri kalanı da sulama amaçlı kullanılıyordu. Günümüzde Derme Suyu’nun tamamı Malatya şehir merkezi ve civardaki yerleşim yerlerine içme suyu olarak verilmektedir. Malatya Kayısısı

Kendine özgü tat ve aroması, sarı ve turuncu güzel rengi, kadifemsi meyve etiyle her yaştan tüketicisi olan bir meyvedir kayısı. Yaş ve kuru olarak üretilen kayısının reçeli, pestili, nektarı, pekmezi ve tatlısı başta olmak üzere birçok tüketim şekli bulunmaktadır. Kayısı yaklaşık 60 ülkede yetiştirilir ama Malatya dünya kayısısının başkentidir; yeryüzünün en lezzetli kayısılarının yurdudur.Türkiye yaş kayısı üretiminin yaklaşık % 50’si, kuru kayısı üretiminin ise % 85-90’ı Malatya’da yapılmaktadır. Her yıl 100 bin ton kuru kayısı ihracatından 300–350 milyon dolar civarında gelir elde edilen kayısı, başta Malatya çiftçisi olmak üzere şehrin ekonomisinde çok önemli bir yere sahiptir. Dünya kuru kayısı ticaretinin ise yaklaşık % 80-85’i Malatya’ya aittir. Malatya’da üretilen kuru kayısının, hem üretim hem de ihracat rakamları dikkate alındığında dünyada aranan ve bilinen bir ürün haline geldiği kolayca anlaşılmaktadır.Malatya kayısısını tadan bir kimse hemen özel bir meyve ile karşı karşıya olduğunu fark eder. Yerli ve yabancı herkesin beğenisini kazanan Malatya kayısısının en önemli özelliği meyvedeki kuru madde miktarının (suda çözünebilir kuru madde) yüksek, organik asit miktarının ise düşük olmasıdır.Malatya kayısısının yaklaşık 3–3,5 kilo yaşından bir kilo kuru kayısı elde edilirken diğer kayısı çeşitlerinin ancak 5–7 kilosundan bir kilo kuru kayısı elde edilebilmektedir. Malatya kayısısı renk, şekil, tat, aroma ve irilik bakımından birbirinden farklı çok sayıda çeşide sahiptir. Temmuz ayında milyonlarca ağaçtan toplanan kayısı kurutulur ve çoğunluğu yurtdışına, bir bölümü ise iç piyasaya satılır. Son yıllarda yaş kayısı satışında artış görülmektedir.Yöre halkının mişmiş dediği Malatya kayısısının Hacıhaliloğlu, Kabaaşı, Soğancı, Hasanbey, Çöloğlu, Çataloğlu ve Şekerpare adıyla bilinen çeşitleri kurutulup işlenmekte, ardından paketlenmekte ve satışa sunulmaktadır.Kayısı, insan vücudu için önemli ve gerekli bileşiklere sahiptir. Mineral maddelerden potasyum, fosfor, kalsiyum, demir ile A vitamini(β-karoten) bakımından zengindir. A vitamini, organizmanın ve sağlıklı hücrelerin direncini artırarak vücudu kansere karşı korumaktadır.  Bu koruyucu aktivite sigara ve alkol kullananlar için daha da önemlidir. Diğer taraftan, A vitamin açısından zengin olan kuru kayısının yaşlanmayı geciktirici, kan yapıcı bir besin olduğu, cilt güzelliğine ve saça olumlu etki yaptığı bilinmektedir. Kayısı, diyet lifi bakımından da çok zengindir. Diyet lifi, sindirim sistemi için çok yararlıdır.Malatya’nın geçit iklimi ve kireçli topraklarına yüzlerce yıllık bir süreçten sonra adapte olan kayısılar oldukça hassas bir meyve olduğundan başka iklim ve toprak koşullarına götürüldüğünde çoğu kez aynı kalitede verim alınamaz.Kayısı binlerce Malatyalı aileye geçim kaynağı, ekmek parası demektir. Sadece Malatyalılar faydalanmaz bu güzel meyveden. Hasat zamanı başka illerden mevsimlik işçiler gelir, onlar da bütçelerine katkı sağlarlar.“Malatya’dan evinize dönerken kayısı götürmezseniz, hoş geldiniz demezler!” sitemiyle karşılaşmamak için kayısınızı almayı unutmayın! KÜLTÜR VARLIKLARIARKEOLOJİK MERKEZLER Arslantepe

Malatya’nın yedi kilometre kuzeydoğusunda, Fırat Nehri’nin batı kıyısı yakınındaki Orduzu beldesinde yer alan Arslantepe Höyüğü, M.Ö. 5000 yıllarından M.S. 11.yüzyıla kadar yerleşim görmüş ve Bizans mezarlığı olarak yerleşimini tamamlamıştır. İlk kazılar 1932 yılında Fransız Louis Delaporte başkanlığındaki bir ekip tarafından yapılmıştır. Bu kazılarda şehrin girişinde iki aslan heykeli, bir kral heykeli, kabartmalar ile Geç Hitit Sarayı kalıntıları bulunmuştur. 2. Dünya Savaşı’nın ardından yine Fransız arkeolog C. Schaeffer alanda birkaç derin sondaj açmışsa da sürekli kazılar 1961’de önce İtalyan Piero Merigi ve Salvatore Puglisi, sonra da Alba Palmieri başkanlığında Roma La Sapienza Üniversitesi’nden bir ekip tarafından başlatıldı. Palmieri’nin 1990’da ölümünden bu yana kazıları yine aynı üniversiteden Prof. Dr. Marcella Frangipane yürütmektedir.Höyükte yapılan kazılar sonucunda M.Ö. 3600 ve 3500’lere tarihlenen bir tapınak, M.Ö. 3300-3000 yıllarına ait kerpiç saray, iki bini aşkın mühür baskısı, koridor bezemeleri, kral mezarı ve birçok eserin yanı sıra arsenikli bakırdan yapılan mızrak ve kılıçlar bulunmuştur. Yaklaşık 5000-5300 yıllık, kabzaları gümüş kakmalı bu kılıçlar bugüne kadar dünyada bulunan en eski kılıçlar olarak tarihteki yerini almıştır. . Etkin bir mühürleme sisteminin kullanıldığı ve bürokrasinin geliştiği, güçlü dini ve siyasi kurumları olan devlet sisteminin doğuşuna kanıttır.Arslantepe’de 1900-1932’lu yıllarda bulunan eserler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, 1961 kazılarından sonra bulunan eserler ise Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir. İlk kazılarda bulunan kabartmalar, iki aslan heykeli ve Kral Tarhunza heykeli o dönem Malatya’da müze olmadığından, Ankara’ya götürülmüştür.Elde edilen bu eserler ve yapılan araştırmalar, Arslantepe’nin Yakın Doğu’da ilk devletlerin oluşum sürecinde en önemli yerleşim yerlerinden birisi olduğunu göstermektedir. Burada ortaya çıkarılan anıtsal mimari kalıntılar Arslantepe’yi emsalsiz tarihi mekânlar arasına sokmuştur. Nemrut

Nemrut Dağı Milli Parkı, Pütürge’nin Büyüköz köyü ile Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için, 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı’nın yamaçlarına yaptırdığı mezar ve anıtsal heykeller Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisidir. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmış olup, 8-10 metre yüksekliktedir.Eski çağlarda Kommagene olarak anılan bölgede I. Mithradates tarafından bağımsız bir krallık kurulmuş; krallık, onun oğlu I. Antiochos (M.Ö. 62-32) döneminde önem kazanmıştır. M.S. 72 yılında Roma’ya karşı yapılan savaşın kaybedilmesinin ardından krallığın bağımsızlığı sona ermiştir.Nemrut Dağı’nın doruğu yerleşme yeri olmayıp, Antiochos’un tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hâkim bir noktadadır. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin ana kayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde, 150 metre çapındaki tümülüs, küçük kaya parçalarıyla örtülerek koruma altına alınmıştır. Her ne kadar yazıtlarda kralın mezarının burada olduğu belirtiliyorsa da bugüne kadar keşfedilememiştir.Doğu ve batı teraslarında Antiochos ile tanrı ve tanrıça heykellerinin yanı sıra aslan ve kartal heykelleri bulunmaktadır. Batı terasında eşsiz bir aslanlı horoskop yer almaktadır. Heykeller Helenistik, Pers sanatı ve Kommagene ülkesinin özgün sanatı harmanlanarak yontulmuştur. Bu anlamda Nemrut Dağı’na Batı ve Doğu uygarlıklarının köprüsü denebilir.Kommagene Krallığı’nın tarih sahnesinden silinmesiyle Nemrut Dağı’ndaki eserler yaklaşık iki bin yıl boyunca yalnızlığa terk edilmiştir. 1881 yılında yöreyi görevli olarak gezen Alman mühendis Karl Sester, Nemrut Dağı heykellerine rastlamış ve İzmir’de bulunan Alman Konsolosu’nu, Kommagene Krallığı’na ait harabeleri, tanrı heykellerinin oturtulduğu kaidelerin arkasındaki Grekçe yazıtları göremediğinden Asur harabeleri zannederek haberdar etmiştir. Karl Sester, dev heykelleri keşfetmenin heyecanıyla bu hataya düşmüştür. 1882 yılında Otto Puchstein ve Karl Sester Nemrut’ta inceleme yapmıştır. Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) Müdürü Osman Hamdi Bey 1883 yılında bir ekiple gelip Nemrut’ta çalışmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın ardından Amerikan arkeolog Theresa Goell ve Alman Karl Doerner; Nemrut ve yöresinde kazı, araştırma ve inceleme yapmışlardır.Malatya’dan Nemrut’a, yaklaşık 100 kilometrelik Malatya-Pütürge-Tepehan yolu takip edilerek ulaşılmaktadır. Kırk Kardeşler Şehitliği Battalgazi ilçesinin doğusunda bulunan Kırk Kardeşler Şehitliği doğal bir tepe üzerine kurulmuştur. Halk, bu mezarlığın Battalgazi ve kırk arkadaşının burada yaptığı savaşlarda Battalgazi’nin kırk arkadaşının şehit düşmesi sonucu meydana getirildiğine inanmaktadır. Yapılan incelemelerde Selçuklu taş işçiliği ve süslemesinin hâkim olduğu mezar taşlarının yanında Osmanlı Dönemi özelliklerini gösteren mezar taşlarına da rastlanmıştır. Geniş bir alanı kaplayan mezarlığın orta kısmında, Kırk Kardeşler Şehitliği yer almaktadır. 2011 yılında burada Müze Müdürlüğü başkanlığında KUDEB (Koruma, Uygulama ve Denetim Bürosu) işbirliği ile hafriyat ve temizlik çalışmalarına başlanmıştır. 13. yüzyıla tarihlenen mezarlıkta üzeri yazılı birçok lahit ve mezar taşı ile Roma ve Bizans Dönemlerine tarihlenen sikkeler ortaya çıkmıştır. Ansır Mağaraları Yazıhan Ovası’na hâkim bir yerde, Yazıhan ilçesinin 10 kilometre batısında, Buzluk Köyü’nde bulunan ve tarihî İpek Yolu ile Bakır Yolu üzerinde yer alan Ansır Mağaraları gerek doğası, gerekse manzarası ile önemli bir konuma sahiptir. Bu mağaraların insanlar tarafından ne zaman barınak haline getirildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte kaya mağaralarında Yontma Taş Devri ve Hitit uygarlıklarının izlerine rastlanır. Bu mağaralar halk arasında Buzluk Mağarası ismi ile de tanınmıştır. Ayrıca Ansır Vadisi’nde yer alan tarihî yerleşmeler Roma ve Bizans Dönemi izleri de taşımaktadır. Geçmişi çok derin izler taşıyan bu mağaraların, Hıristiyanlığın yayılma safhasında devrin hükümdarının zulmünden kaçan Hıristiyanların yerleşim yeri olduğu da söylenmektedir. Efsaneye göre, Şehristan Kralı, dış saldırılardan kendisini korumak için mağaralardan en yükseğine yerleşmiştir. Kayaların altında üç kilise ile 40-50 dolayında oda şeklinde harabeler bulunur. Mağaraların hemen eteğinde kültür katmanı ve mezarlık alanı bulunmaktadır. Bu mezarlıkta Hitit aslanı özelliği gösteren kaba yontu taşlar bulunmaktadır.Saklı kalmış tarih ve doğa güzelliğine sahip olan Ansır Mağaraları’na ulaşmak için biraz yorulmak gerekiyor; ancak, mağaralara ulaşınca bu yorgunluk unutuluyor.  Bu noktadan Malatya Merkez, Yazıhan ve Battalgazi ile Karakaya Barajı’nın o muhteşem manzarası gözlerinizin önüne seriliyor. CAMİLERBattalgazi Ulu Camii

Battalgazi ilçesinde (Eski Malatya) bulunan bu cami Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında 1224 yılında inşa edilmiştir. Kitabesine göre mimarları Yakup bin Ebubekir el-Malati ve Mansur bin Yakup’tur. Tuğladan yapılmış kısımlar ilk cami şeklini, taş olanlar ise daha sonra yapılan ilaveleri gösterir. Dört eyvanlı plan ile İran’daki Büyük Selçuklu camilerinin Anadolu’daki ilk ve tek örneğidir. Mihrap önü kubbesine bitişik, ortasında bahçesi ve havuzu ile iç avlu, planın esasını meydana getirmektedir.Firuze ve patlıcan moru çini mozaiklerden geometrik yıldız ve geçmeler, kemer yüzünde kalmış olan kitabe ve yine zikzak biçiminde çini mozaiklerle kaplı sütunlar caminin göz alıcı süslemeleridir. Kubbe iç yüzeyi tuğla kaplamalı muazzam bir çini süslemeye sahiptir. Kubbe etekleri ise üçgenlerin geometrik sanatı şeklinde örgü tuğlalar ile süslenmiştir.Cami ilçe merkezinde olup haftanın her günü ziyaretçilere açıktır. Yeni Cami (Hacı Yusuf Taş Camii) Malatya şehir merkezinde yer alan cami, 1843 yılında ulemadan Hocazade Hacı Yusuf tarafından yaptırılmıştır. 2 Mart 1893 tarihindeki Büyük Zelzele’de hasar görmüş ve yıkılmıştır. O camiden günümüze ancak şerefesine kadar sağlam kalan minaresi gelebilmiştir. Yıkılan caminin yerine bugünkü cami yaptırılmıştır.Cami yıkıldıktan hemen sonra inşaata başlanmış; fakat yardımların yetersiz kalması üzerine inşaat bir süre durmuştur. Daha sonra devrin padişahı II. Abdülhamit’e başvurulmuş ve padişahın yardımlarıyla yapımı tamamlanarak 1912’de hizmete açılmıştır.  I. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla ara verilen son cemaat yerinin üzerindeki küçük kubbeler ile iki adet ince minarenin yapımı Cumhuriyet’in ilk yıllarında tamamlanabilmiştir.Cami tamamen muntazam sıralı silme taşlarla yapılmıştır. Harimin dört fil ayağı üzerine merkezinin büyük bir kubbe ile örtülü olması klasik Osmanlı mimarisine uygundur. Kubbenin ağırlığı beşik tonoz ve küçük kubbeler ile yan duvarlara aktarılmıştır. Merkezî kubbe ve küçük kubbelere mekânı aydınlatması amacıyla pencereler açılmıştır. Yine aynı şekilde ana duvarlara açılan pencerelerle hem mekânın aydınlatılması sağlanmış hem de duvarların kütlevî görüntüsü hareketlendirilmeye çalışılmıştır.Mihrap dışarı doğru taşkın olarak yapılmıştır. Mihrabın yanında yer alan minber ceviz ağacından yapılmış olup oldukça süslü ve zariftir.Son cemaat yeri sütunların taşıdığı beş kubbe ile örtülüdür. Üç girişi bulunan caminin asıl girişi kuzeyde yer almakta ve her iki tarafında da iki şerefeli zarif birer minare bulunmaktadır. İlk camiden kalan minare ise caminin hemen yanında doğu yönünde bulunmaktadır. Yusuf Ziya Paşa Camii Şehir merkezinde Mücelli Caddesi üzerinde, İzzetiye Mahallesi’nde yer almaktadır. Genelde Paşa Camii adıyla anılmaktadır.Caminin giriş kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre yapı, H.1208 / M.1793-1794 yılına aittir. Şadi Paşa tarafından annesi Ayşe Hatun adına yaptırılmıştır. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı harim ve ona kuzeyden birleşik olan aynı doğrultuda son cemaat yerinde oluşan yapının; son cemaat mahallinin batı duvarına bitişik olarak yer alan minaresi sonradan (1961) yapılmıştır. Cami avlusunun doğusunda, son cemaat mekânına bitişik olarak birbirine bağlı iki tonozlu türbe bulunmaktadır. Türbede, tonozların altında ve kemerlerin altında olmak üzere biri kadın -Malatya Mutasarrıfı Şakir Paşa’nın kızı- ikisi erkek olmak üzere üç sanduka bulunmaktadır. Mihrap düzgün kesme taştan yapılmıştır. Cami, son cemaat yerinin tümü, payeler, portal (giriş kapısı) ve pencere çerçeveleri düzgün kesme taş malzeme ile yapılmıştır.

Arapgir Ulu Camii Eski Arapgir Osman Paşa Camii’nin kuzeyine düşen kayalık bir yamaç üzerine 14. yüzyılda İlhanlılar döneminde inşa edilmiştir. Plan açısından değişik bir görünümü olan bu yapı yöre halkı tarafından Ulu Cami olarak tanımlanıyorsa da aslında cami olmayıp, bağlantılı bulunduğu hanikâh ile yapılmış bir dergâh külliyesidir. Camiye kuzey duvarında yer alan çok süslü bir ana kapıdan girilir. Tamamı taş kabartma olan ana kapıda geometrik şekillerle bitkisel motifler zengin bir tarzda işlenmiştir. Yapının doğu duvarı üzerinde iki penceresi vardır. Camiye batıdan bakılınca yalnızca toprak üstünde kalmış arka arkaya iki kubbe görülür. Çıkış kapısı ekseni üzerinde arka arkaya iki kubbeli bölüm ve tam karşıda ise mihrap yer alır. Fethiye (Abdusselam) Camisi Yazıhan ilçesi Fethiye beldesinde bulunan cami, 1566 yılında Malatya Beylerbeyi Abdusselam Oğlu Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Plan tarzı itibari ile yan mekânlı, tabhaneli camiler grubuna girmektedir. Kuzey cephesinin ortasında sivri kemerli bir nişin ortasında bulunan yuvarlak kemerli kapıdan ana mekâna girilmektedir. Ana mekân yan mekânlardan çok kuvvetli bir şekilde soyutlanmış, yan mekânlar küçültülmüş, orta alan büyütülmüş, dört köşede tromplarla sekizgen yüksek bir kasnaktan sonra hafif konikleştirilmiş bir kubbe ile kapatılmıştır. Köprülü Mehmet Paşa Camii Hekimhan ilçesinde ve Taşhan’ın 50 metre kadar güney doğusunda tek minareli bir cami olup 1661 yılında yaptırılmıştır. Asıl mekâna giriş kapısı üzerinde talik hatla yazılmış kitabesi vardır. Caminin tamir kitabesinde 1815 tarihi okunur. Cami minaresi batı duvarına bitişiktir. Son cemaat yeri revaklıdır. Beş küçük kubbe burayı örter. Revak kemerleri sivridir ve yuvarlak mermer sütunlar üzerine oturur.Esas mekân dikdörtgen şeklindedir. Ortada yer alan büyük kubbe iki yana doğru beşik tonozla genişletilmiştir. Kubbe sekizgen kasnak üzerine oturur. Gümrükçü Osman Paşa Camii Cami, Arapgir ilçesi Osmanpaşa Mahallesi’nde yer alır. Cami duvarları üzerinde Hicri 1209, 1228 ve 1229 tarihlerine ait üç ayrı kitabe bulunmaktadır. Tek minareli, tek kubbesi olan tipik bir Osmanlı Dönemi yapıtıdır. Camiye dış avlu kapısından girilir. Caminin dış duvarlarının tümü yontu kesme taştan örülmüştür. Caminin yan duvarları kalın payandalarla takviye edilmiştir. Yan duvarlarda üçer, ön ve arka duvarlarda ikişer pencere vardır. Caminin son cemaat yeri ise tamamen ahşaptan inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin tavanını sekiz sütun taşır ve mekânı sekiz bölüme ayırır. Her bölüm geometrik desenlerle tezyin edilmiştir. Ana mekâna son cemaat yerini ortalayan bir kapıdan girilir. Asıl mekân kare olup, kubbesi oldukça yüksek tutulmuştur. Adı geçen bölümlerde zengin kalem işçiliği görülür. Emir Ömer Mescidi Mescit, Battalgazi ilçesi Roma Sur Duvarları içerisinde Alacakapı Mahallesi’nde bulunmaktadır. Tamir kitabesine göre 1563-64 yılında Miralay Hüsrev Bey tarafından tamir edilmiştir. Yapı, bir mescitten çok türbe olarak ziyaret edilmektedir. Dikdörtgen planlı tipik bir yapıttır. Cümle kapısı orijinal durumunu koruyan süslerle tezyin edilmiştir. Giriş kısmının batısında bir mezar bulunmaktadır. 1960 ve 2007 yıllarında ise Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce onarımı yapılmıştır. Akminare CamiiBattalgazi ilçesinin şehir surlarının dışında, Derme Suyu’nun kenarında yer alan cami 1732 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Zaim Yusuf oğlu Himmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi mevcuttur. Cami kare planlı ve tek kubbe ile örtülü ve kuzeyinde yapıdan ayrı olarak minaresi ile bir Osmanlı eseridir. Kubbe sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Cami 1974 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. İnşa malzemesi olarak kesme taşı ve moloz taş kullanılmış olup kubbe sonradan beton sıva ile desteklenmiştir. Zamanla yıpranmış olan minare taşları numaralandırılarak sökülmüş ve eksik kısımları tamamlandıktan sonra bugünkü hâline getirilmiştir. Minare kare kaide üzerinde yükselen silindirik gövdeli ve tek şerefelidir. Tamamen düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Bahri CamiiMerkez ilçeye bağlı Erenli Beldesi’nde yer alan 1667 yılında yaptırılmış bir Osmanlı eseridir. Merkez Mahallesi’nde evlerin ortasındaki geniş alanda yer alan Bahri Camii, aynı alandaki Eski Mezarlık ve Yeni Cami ile birlikte Belde’ye güzel bir görünüm vermektedir. Türk-İslâm şehir mimarisine uygunluk gösteren bu yerleşim kompozisyonu, Belde’ye tarihî bir yerleşim yeri niteliği kazandırmaktadır. Bahri Camii, ahşap tavanlı camilerden olup, alt kısımları taş, üst kısımları ise kerpiçle inşa edilmiştir. Cami’in üstü toprak dam olup, çok yakın bir dönemde bu toprak dam üzerine çatı ilave edilmiştir. Ortadaki ahşap sütunlar ve dış duvarlar üzerine ana hizanlar (ana kirişler) ve onların üzerine de ara hizanlar (ara kirişler) oturtulmuş; toprağın dökülmesini engellemek amacıyla da ara hizanların üzeri tahtayla kapatılmıştır. KİLİSELERTaşhoron Kilisesi Malatya merkez Çavuşoğlu Mahallesi’nde yer alan bu Ermeni kilisesi, dikdörtgen bir plan üzerinde kesme taşlarla, 19. Yüzyılın son çeyreğinde, inşa edilmiştirDoğu Anadolu’daki tek kubbeli kiliselerin en önemli örneklerden birisidir.  Yapı, dikdörtgen planda olup, kesme taşlarla inşa edilmiştir.  Kiliseye, mermerle süslü bir kapıdan girilmektedir. Girişi batı kısmında yer alan yapının doğusunda bir apsis bulunup, bu apsisin sağında ve solunda merdivenlerle çıkılan karşılıklı dört küçük apsis daha yer almaktadır. Kubbesi tuğladan yapılmış olup yer yer çökmüştür. Kubbe bezemesinde merkezden başlamak üzere burgu motifinin yanı sıra geniş bir çembere ekli sekiz adet demet yer almaktadır. Bunu takip eden sırada yine aynı sayıda kanatlı, uzun, saçlı, kısa kollu pileli elbisesi olan el ele tutuşmuş birbirine benzeyen ve cepheden tasvir edilen kadın figürleri (azizeler) bulunmaktadır. Azizelerin ayak hizasında aynı şekilde cepheden tasvir edilen erkek figürleri de yer almaktadır. Venk Manastırı/Şapeli Malatya merkez ilçeye bağlı, Çamurlu köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabede “Aziz Kirkor’un kapısı 1670 yılının Mart ayının 18’inde, Simon Gabiskos eli ile yapıldı.” denilmektedir. İbadet edilen ana bina halen ayaktadır. 12,5 x 6,90 m ebadında dikdörtgen bir plana sahiptir. Giriş batı cephesindeki küçük kapıdan sağlanmakta, kapının tam karşısında apsis bulunmaktadır. Apsisin sağında ve solunda azizlerin mekânı yer almaktadır. Apsise iki basamakla çıkılmaktadır. Kapının üzerinde bulunan kitabeye göre, şapelin Kirkor Lusavoriç’e izafeten yapıldığı anlaşılmaktadır. TÜRBELER VE KÜMBETLERSomuncu Baba Camii ve Türbesi

Darende ilçesinin Zaviye Mahallesi’nde bulunan Somuncu Baba Türbesi, Somuncu Baba Camii ve Balıklı Göl ile bir arada bulunur. Türbede yapım tarihine ait bilgi bulunmamakla birlikte caminin minaresi 1686 tarihlidir. Caminin ortasında türbe bulunmakta ve onun içerisinde de Cumhuriyet devri ahşap işçiliği ile yapılmış bir sanduka yer almaktadır. Türbeyi içinde muhafaza eden Şeyh Hamit-i Veli Zaviyesi’ne ait olan caminin yıkılması ile yerine bugünkü taş ve ahşap malzemeden inşa edilen cami yapılmıştır. Caminin güney yönünde dikdörtgen bir oda vardır. Bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Türbe içinde taş mimarili kabirler bulunmaktadır. Ayrıca caminin bodrum katında, Somuncu Baba Müzesi bulunmaktadır. Kanlı Kümbet Battalgazi ilçesinin Meydanbaşı Mahallesi’nde ve eski mezarlığın içinde yer alır. 12.-13.yüzyıl Selçuklu yapısı olduğu düşünülmektedir. Halk arasında cellathane olarak bilinse de bu yapı aslında kripta odası bulunan bir anıt mezardır. Kare bir plan üzerine inşa edilen yapıt iki kısımdan meydan gelmiştir. Birinci kısımda cenazenin gömülü olduğu yer, yani kripta görülür. Burası taş örülerek yapılmıştır. Ağırlıklı olarak tuğla kullanılan ikinci kısım ise türbe denilen, halkın bir zamanlar ziyaret ettiği üst kısımdır. Sıddı Zeynep Kümbeti Battalgazi ilçesinin Karahan Mahallesi’ndedir. Kayseri’de bulunan Miladi 1184 tarihini taşıyan aynı sitildeki kümbetten yola çıkılarak, bu türbenin de Danişmend sultanlarından birine ait olma ihtimali oldukça kuvvetlidir. Kümbet, 1965 yılında halkın yardımlarıyla onarılmıştır. Kümbetin içten ve dıştan sekizgen piramidal bir gövdesi ve külahı vardır. Yapıda tamamen düzgün kesme taş kullanılmıştır. İçerisinde, son zamanlarda betonla yenilenmiş sade bir mezar bulunup, bu mezarın kime ait olduğuna dair herhangi bir kitabesi mevcut değildir. İçerisinde bulunan kabrin tam olarak kime ait olduğu bilinmemekle beraber,  Hasan Basri Türbesi Battalgazi ilçesi Karahan Mahallesi’nde, Kırk Kardeşler Şehitliği’nin yanında bulunmaktadır.  Türbe, şimdiki yerine Karakaya Baraj Gölü altında kalan Korucuk köyünden taşındığı için zaman zaman Korucuk Türbesi( Korucuk Ziyareti) adıyla da anılmaktadır. Halkımız türbeyi günümüzde de yoğun bir şekilde ziyaret etmektedir. Zeynel Abidin Türbesi Türbe, Battalgazi ilçesi Atabey İskelesi yakınındadır. Türbenin Hz. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin Hazretleri’ne ait olduğu söylenmektedir. İmam Zeynel Abidin Hazretlerinin imamet kutsal emanetlerini babası İmam Hüseyin’den Kerbelâ’da teslim aldığı rivayet edilmektedir. Türbenin herhangi bir kitabesi mevcut değildir. Karakaya Barajı suları altında kalmaması için şimdiki yerine (Atabey İskelesi yakınına) taşınarak yeniden inşa edilmiş olup yan tarafında cem evi bulunmaktadır. Türbeyi, her yıl gittikçe artan sayıda vatandaşımız ziyaret etmektedir. Nefise Hatun KümbetiKümbet, Battalgazi şehir surlarının dışında, Meydanbaşı Mahallesi’nde, bir evin ön bahçesinde bulunmaktadır. Türbeye ait herhangi bir kitabe mevcut değildir. Muhtemelen 14. yüzyılda yapılmıştır. Türbenin içerisinde bir mezar mevcut olup mezarın şahide taşında: Emir Sührab Bey Kızı Hacı Nefise Hatun ismi yer almaktadır.Üstü pandantifli kubbe ile örtülüdür. Türbenin kubbe ve pandantiflerinde tuğla, diğer kısımlarında ise düzgün kesme taş kullanılmıştır. KERVANSARAY, HAN, BEDESTEN VE MEDRESELERSilahtar Mustafa Paşa Kervansarayı

Battalgazi ilçesi Alacakapı Mahallesi’nde, 1637 tarihinde IV. Murat’ın silahtarı Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.  68 x 76 metre boyutunda dikdörtgen bir alan üzerine, açık avlu ve kapalı hol olarak inşa edilmiştir. Kemerli olan giriş kapısının her iki yanında bir oda görülür. Bu kapının üstünde duvar içerisinden merdivenle çıkılan bir mescit olduğu sanılan kısma varılır. Holün avluya bakan yüzünde ve girişin her iki yakasında üstleri tonozla örtülü altışar oda sıralanır. Asıl kapalı kısmın üstü ise üç sıra tonozla örtülmüştür. Tonozlar sade ayaklar üzerine basmaktadır.Yapının mimarı Halep Mimarbaşısı Üstat Mehmet’in oğlu Üstat Ebubekir’dir. Doğu’ya giden yollar üzerinde bulunan bu kervansaray, şehrin ticari yoğunluğunu göstermesi açısından önem taşır. Ticari olduğu kadar askerî fonksiyonu da bulunan han oldukça sağlam bir temel üzerine kurulmuştur. Bir çizgi üzerinde sıralanmış dükkânların külliye halinde yer aldığı bir yapıdır.Hanın iki kitabesi mevcuttur. Biri iç han girişinin kapısının üstünde, diğeri avlu giriş kapısının üzerindedir. 2007-2010 arası yapılan restorasyonda kervansarayın ön yüzünü çevreleyen dükkânlar kaldırılmış, mescit bölümü, revaklar, havuz bölümü ve duvarlar restore edilmiştir.Kervansaray haftanın her günü 09.00-17.00 arası ziyarete açıktır. Kapalı olması halinde karşıda bulunan Battalgazi Belediyesi’ndeki görevlilerle temas kurulup açılması sağlanabilmektedir. Taşhan Hekimhan ilçesindedir. İki bölüm halinde yapılmıştır. Giriş kapısı üzerinde Ermenice, Süryanice ve Eski Anadolu Türkçesiyle yazılmış kitabesi vardır. Selçuklu sülüsü ile yazılan kitabede Arapça yazılmış tarih H.615 (M.1218)’tir. Kitabede adı geçen Selçuklu sultanı I. İzzettin Keykâvus’tur(1210-1219). II. Kılıçarslan’ın torunu, I. Keyhüsrev’in oğlu olup tahta çıkmadan evvel Malatya valisi olarak görev yapmıştır. Hana ismini veren ve hanı yaptıran Ebu Salim Bin Ebu’l-Hasan Ela – Şamas el- Hekim el-Malatî devrin meşhur doktorlarındandır. Hekimhan Taşhan planı, önde kare bir avlu, etrafında sıralanan odalar, avlunun arka tarafında dikdörtgen şeklinde ve kendi içinde üç bölüme ayrılan kapalı hol kısmından ibarettir. Giriş kapısının sağındaki ve solundaki köşe odaları kare planlı ve kendi içinde bölümlere ayrılmış olup, her odada ocak vardır. Yan odaların üzerleri kaburgalı beşik tonozludur. Hanın ikinci bölümündeki yanı kapalı hol, üç nefe ayrılmıştır. Kapalı kısmın batı duvarını destekleyen payandalar vardır. Kapalı holün yan duvarlarında çörtenler mevcuttur. Millet Hanı Arapgir ilçesinde hanın yapım tarihine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. İlçe halkı tarafından 1850’li yıllarda yapıldığı belirtilmektedir. Uzun yıllar ticaret merkezi olarak kullanılmıştır. Hanın yapısı dikdörtgene yakın yamuk bir plan örneği göstermektedir. İki katlı olan han, ortada üzeri açık havuzlu kare planlı avlu ve bu avlunun etrafına dizili olan dükkânlardan oluşmaktadır. Dükkânların önü taşıyıcı ağaç direklerle revak görünümündedir. Alt katta 12, üst katta 13 dükkân bulunmaktadır. Her iki kat aynı plan özelliği göstermektedir. Dükkân duvarları kerpiç örgülü ve sıvalıdır. Çatısı 1980’li yıllarda yenilenmiş ve sac ile kaplanmıştır. Giriş kapısı üzerinde kitabe taşının olduğu yer boştur. Sevserek Han Han, Malatya merkeze bağlı Yaygın beldesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Yapılan Kazıda çıkan bakır sikkeler M. 1230 yılından başlayarak geç Osmanlı Dönemi tarihini vermektedir. Sevserek I. Han’ın, 80 m doğusundaki II. Han ile birlikte Selçuklu Dönemi’nde önemli bir menzili oluşturdukları ve Osmanlı Dönemi’ne gelindiğinde artık menzil olmaktan çıktıkları anlaşılmaktadır.Şehir merkezine 21 km uzaklıktadır. Batıya meyilli arazi üzerine güney-kuzey yönünde eş odaklı planda inşa edilmiştir. Mekânın eyvana açılan kapısının etraf taşları sökülmüştür. Eyvanın batısında ise iki mekân bulunmaktadır. Eyvana bitişik ve 3.80×4.00m ebatlarında olan mekânın, kalan duvar kalıntılarından buraya açıldığı ve üzerinin tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Kuzeybatı köşedeki 3.80 m x 3.90 m ebatlarındaki mekân doğrudan dışarıya açılmaktadır. Şişman Han Battalgazi Şişman Köyünün 2 km. güneyinde, Şişman Çayının batı kıyısında, Haraphan Mevkiinde, doğu-batı yönlü bir yapıdır. Han, yörede “Sultan Murat Hanı” olarak anılmakla beraber, yapı tarzı bakımından ve diğer benzer hanlara yakın benzerliğinden dolayı XIII. yüzyılda inşa edildiği ve Selçuklu Hanı olduğu düşünülmektedir. Eski kervan yolu güzergâhında bulunmaktadır. Dikdörtgen planlıdır. Girişi batıdan, üstü tonozlu ve bütün cephe boyunca uzanan giriş kısmından sonra geniş bir avlu bulunmaktadır. Orta avludan kemerli kapılar ile tonoz örtülü yan odalara geçilir. Yer yer kesme taşların kullanıldığı iç duvarlarda ahşap hatıl izleri görülmektedir. Girişin ilerisindeki enlemesine sahın tonozu her iki uçta boylamasına yan sahınlarla verev kesiştiği bölümleri ile diklemesine gelen üç sahından ortadakinin tonozu çökmüş, diğer yerler ise yer yer yıkılmıştır. Portalin bütün taşları ile batı cephesinin kaplama taşlarının büyük kısmı, yine güney duvarının kaplama taşlarının çoğu sökülmüştür. Bu durum diğer dış cephelerde de görülür. 

Yusuf Paşa Bedesteni Bedesten, Darende ilçesi, Zaviye Mahallesi’nde bulunan mezarlığın içerisinde yer alır. Yapı, klasik Osmanlı kapalı çarşı planlıdır. Dikdörtgen planlı yapı, klasik Osmanlı kapalı çarşıları planına uygun olarak, ortadaki büyük avlunun etrafına dükkânların sıralanmasından oluşmaktadır. Yapıya üç kapıdan girilmektedir. İki kapı tonozlarla dışa çıkıntı yaparak hem dükkân sayısını çoğaltmakta, hem de yapıya hareketlilik sağlamaktadır. Yapının iç duvarları kesme taş, örtü sistemi ise moloz taştır. Avlu üstü açık, dükkânların üzeri beşik tonozludur. Şahabiyye-i Kübrâ Medresesi Battalgazi ilçe merkezindeki Ulu Cami’nin kıble yönünde bulunmaktadır. 1530 tarihli Malatya Tahrir Defteri’nde yer alan; “Şahabeddin Hızır bina etmiştir.” ibaresinden anlaşıldığına göre, Medresenin “Mir-i Ümera” lakabıyla bilinen Şahabeddin Hızır tarafından inşa edildiği tespit edilen medreseden günümüze birkaç kalıntı ulaşmıştır. Araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar neticesinde buranın önemli bir medrese olduğu ve Selçuklular tarafından yaptırıldığı belirtilmiştir. Medresenin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, Fransız Konsolos F. Grenard 20.Y.Y başlarında Malatya’da yaptığı inceleme gezisinde bu medresenin giriş kapısında 41 kitabe görmüş ve yayımlamıştır. Medrese, Şemseddin Muhammed İbni Osman adlı bir usta tarafından onarılmıştır. Bütün kayıtlardan çıkarılan ortak kanaat, bu medresenin, Ulu Cami ile çağdaş olduğu yönündedir. KALELER VE KÖPRÜLEREski Malatya Şehir Surları  Battalgazi ilçesinin merkezinde bulunmaktadır. Miladi 1. yüzyılın sonlarına doğru Roma İmparatoru Titus (79-81) zamanında Lejyon Karargâhının (XII. Lejyon) inşası ile başlayan sur inşaatı Traianus, tarafından genişletilerek devam ettirilmiştir. I. Constantius (363) saltanatı döneminde surun yapımını hızlandırmış, Justinianos (Jüstinyen) zamanında (527-565) ise en son şeklini almıştır.Bir zamanlar Melitene şehrini dış saldırılara karşı koruyan surlardan günümüze yer yer temel izleri ile bir kaç burcu kalmıştır. Beşgen bir plan üzerine kurulmuş olan surlardan ayakta kalan parçalardaki yapı tekniğinden; duvarların iç ve dış yüzünün düzgün iri boyutlu taşlarla kaplandığı, düz taşların arasının moloz taşlarla doldurularak harç ile kaynaştırıldığı anlaşılmaktadır. Sonradan yapılan tamirlerde zarar gören kısımlar kesme taşlarla takviye edilmiştir. Kayıtlara göre surun 95 burcu ve 11 kapısı olduğu anlaşılmaktadır.Evliya Çelebi kale hakkında Seyahatname’sinde bilgi vermekte ve Halife Harun Reşid’in surları çok para harcayarak yeniden yaptırdığını yazmaktadır. Doğanşehir’deki Zibatra Kalesi’nin Harun Reşid tarafından yaptırılmış oluşu, Evliya Çelebi’nin bu yazdıklarını doğrular niteliktedir. Evliya Çelebi, surların uzunluğunu da 5100 adım olarak bildirmektedir. Zengibar (Sengbar) Kalesi

Darende ilçesinde Tohma Çayı’nın batısında, Somuncu Baba Türbesi ve Osmanlı Mezarlığı arasında kalan alandadır. Osmanlı yapısıdır. Kale batı yönünde dik bir yamaçla Osmanlı Mezarlığı’na kadar inmektedir. Darende ilçesinin sırtını dayadığı dağlık yamacın üzerinde yer alan kalenin kapı girişi, sarp kayalıkların geçit verdiği dik yamaçta inşa edilmiştir. Kapı tek girişli olup, kesme taşlardan yapılmıştır. Kayaların dik oluşundan dolayı geçiş sadece bu kısımdan sağlanabilmiştir. Tepe üzerindeki alanda ve Tohma Suyu’na yakın bölümlerde sur kalıntıları yer yer halen ayaktadır. Büyük Kozluk Köprüsü Köprü, Arapgir ilçesinin 15 km kuzeybatısında Kozluk Çayı üzerine yapılmıştır. Orta ayak üzerindeki kitabe çok aşınıp yıprandığından yapım tarihi kesin olarak belirlenememiştir. Ancak, köprünün yapım tekniği İlhanlılar Döneminde yapıldığını göstermektedir.Eski Arapgir Kalesi ile bağlantıyı sağlar. 45,80 m uzunluğunda, 4,60 m genişliğinde ve 7.30 m yüksekliğinde olan köprü iki gözlüdür. Temeli büyük blok taşlarla, diğer kısımlar ise kesme taşlarla inşa olunmuştur. Kemerler arasında bir çıkıntı yaptırılarak üst geçit genişletilmiştir. MALATYA KONAKLARIGenel Bilgi Geleneksel Malatya konakları, genelde iki katlı olup kendilerine has özel bir yapı tarzına sahiptirler. Yörenin ikliminden ötürü evler, kalın duvarlı ve birbirine uyumlu küçük pencereleri olan müstakil yapılardır. Bazı örneklerde üç katlı evlere de rastlanmaktadır. Bu yapılarda zemin katlar verecekleri hizmete uygun olarak çeşitli bölümlerden oluşur. Mimari yapı elemanlarının başında taş, kerpiç ve ahşap gelmektedir. Temel; kesme taştan, yerden bir metre kadar yükseltilip yapılır. Kapı, pencere, oda taban ve tavanları, duvar arası hatıllar, dış doğrama, merdiven, dolap, yüklük ve askılık gibi yerlerde ahşap kullanılmıştır. Demir özellikle pencere ve itina ile işlenmiş kapıların üzerindeki havalandırma ve aydınlatma kısımlarında kullanılmıştır. Giriş katında zahirelik(kiler) ile hızna denilen mutfak ve kış damı denilen büyük bir oda bulunmaktadır. Üst kata ahşap merdivenlerle çıkılır. Merdiven üst katın sofasına çıkar. Misafir ve oturma odaları ile diğer müştemilat bu sofanın etrafında yer alır. Selamlık ve haremlik olarak kullanılan bu katta ihtiyaca uygun odalar yer almaktadır. Beşkonaklar

Saray Mahallesi Sinema Caddesi üzerinde bulunan bu konaklar, geleneksel Malatya konaklarının yapım özelliklerini taşırlar. Sivil mimarinin güzel örneklerinden olup 1900’lü yılların başlarında inşa edilmişlerdir. Yan yana beş konaktan oluşan bu binalar sokağa cepheli iki katlı evlerdir. Dış cephede ana yapı malzemesi olarak kerpiç kullanılmış, duvarları bağlayan hatıllar, iç doğramaları, döşemeleri, tavanları, pencereleri, kapıları, yüklükleri, merdivenleri ve sekileri ise ahşaptan yapılmıştır. Demir ise sadece kapılarda, pencerelerde ve kapı üstü havalandırmada parmaklık olarak kullanılmıştır. Ana giriş kapıları çift kanatlı olup üzerinde rüzgârlık veya aydınlık olarak nitelenen ve çoğunlukla oval yapıda pencereler bulunmaktadır. Pencere hizasından sokağa doğru çıkıntı biçiminde kafesli cumba bölümü bulunur. Geniş sokak kapısından selamlık adı verilen bölüme girilir. Bu bölüm, evin misafir odasıdır ve diğer odalara göre daha büyüktür. Evlerin avlularındaki zemin kat taşlık olup, genelde yassı plaka halinde taşlar yan yana dizilerek yapılmıştır. Zemin kat odaları ambar, kiler ve tandır olarak kullanıldığından pencereleri küçük olarak yapılmıştır. Arka bahçelerinde başta kayısı olmak üzere, çeşitli meyve ağaçları bulunmaktadır. Evlerin üst katındaki yatak odalarında çift kanatlı ahşap kapaklı dolaplar bulunur. Burada dikdörtgen planlı kış damı adı verilen ve genellikle kışın kullanılan oturma odası bulunur. Odanın karşısında nimseki denilen bir bölüm vardır. Bu bölüm oda seviyesinden daha yüksekte olup, buradaki sekinin üzeri de halı ve minderlerle kaplanmıştır. Yenileme çalışmaları 2006’da başlatılıp 2009 yılında tamamlanan Beşkonaklar, çeşitli sanat ve kültür hizmetleri için kullanıma açılmıştır.  Beşkonakların Öyküsü

Beşkonaklar’da geçmişte Malatya’nın önde gelen aileleri oturmuştur. Yaklaşık 120 yıl önce Hacı Sait Efendi (Turfanda) tarafından yaptırılan Beşkonaklar, önce bir cihannümalı ev ve ona bitişik dört ev olmak üzere beşi bir bütün olmak üzere inşa edilmiştir. Hacı Sait Turfanda’nın torunu Şerafettin Arpacı’nın verdiği bilgiye göre; evlerden birisini “Elmalı Ailesi” ne satılmış olup, diğer evler kendisinden sonra mirasçılarına intikal etmiştir.Caddenin sonuna doğru yolun karşı tarafında yine bir sıra halinde sivil mimari evler yer alır. Buradaki evler Hacı Sait Efendi(Turfanda) ve diğer dört kardeşi tarafından yaptırıldığı için “Beşkardeşler” olarak anılır.Beşkonaklar(Sinema) Caddesindeki bir kısmının bahçesinden (avlu) su harığı (ark) geçtiği, yolunun parke taşlı olduğu ve burada faytonların işlediği anlatılanlar arasındadır.1945-1960 yıları arasında Beşkonaklar’da oturmuş olan Meryem Sözen’in anlatımıyla; buradaki konaklarda önceleri memurların ve maddi durumu yüksek kimselerin oturduğunu belirtirken birkaç isim saymaktadır: Gazi İlköğretim Okulundan Caddeye doğru gelince 1. Konakta Dr. Ali ve Mühendis Mustafa Turfanda, 2.konakta Dr. Ali Turfanda’nın annesi Emine Hanım, H.Süleyman Sözen ve üst katta Ağır Ceza Reisi Rıza Bey. Daha sonra da Binbaşı Avni Bey oturmuştur. 3. Konakta önce Albay Hâkim Hikmet Bey, ondan sonra da Turfandaların torunu Noter Hediye Yücebilgin oturmuştur. 4. Konakta Turfandaların damatlarından Sıdık Arpacı, 5.Konakta da Konağı satın almış olan Hacı Nevzat Elmalı oturmuştur. Sonraki yıllarda Meryem Sözen’in anlatımına göre Malatyalı ailelerden Şavatalar, Sözenler, Öğretmen Faik Turfanda ve Yemenici Hüseyin Efendi’nin de Beşkonaklar’da ikamet ettiklerini belirtmiştir. İstanbulluoğlu Konağı Konak, Malatya şehir merkezindedir. Taş temelli ve iki katlı olan yapı, kerpiçle inşa edilmiş, ancak çıkmalar ahşap dolgu olarak yapılmıştır. Yapıya cadde yönünde çift kanatlı ve ahşap kaş kemerli aynalığı olan kapıdan girilir. Birinci katta bir salon, dört oda; ikinci katta da bir salon, dört oda yer alır. Konak, üst katındaki çıkmaları ve çıkmaların arasında kalan boşluklarıyla çok yönlü bir güzellik kazanmıştır. Yapı, şemsiye çatılıdır. Yapıda taş, ahşap ve kerpiç malzeme kullanılmıştır.  İstanbulluoğlu Konağı’na,  Atatürk(Kışla) Caddesi’nin üst kısmında bulunan Tekke Camii’nin altındaki pasajdan geçip merdivenlerden indikten sonra 30 metre yürüyerek ulaşabilirsiniz. Tarihi konak,  hâlihazırda BİLSAM’a (Bilgi Yolu Eğitim Kültür ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) ev sahipliği yapmaktadır. Karakaş Konağı Malatya, Merkez, Niyazi Mahallesi, Karakaş Çıkmaz Sokakta bulunan Karakaş Konağı 1875-1880 yılları arasında, Karakaşlı Mehmet Efendi’nin oğlu Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. Konakta ilk yapıldığı yıllarda Hacı Mustafa Efendi, annesi, ağabeyinin iki oğlu ve iki gelini, sonradan olan yedi çocuğu ile kalabalık bir aile oturmuştur. Sonradan ise evde yalnızca Hacı Mustafa Efendi ve ailesi kalmıştır. Hacı Mustafa Efendinin vefatından sonra büyük oğlu Ahmet ve küçük oğlu Şevket aileleri ile birlikte bu evde yaşamışlardır.Dikdörtgen planlı (Hilani plan tipi) yapı iki katlı olup kerpiçten yapılmıştır. Yapının damı aslında düz damlı olup sonradan kiremit kaplama kırma çatı ile örtülmüştür. Konağın avluya bakan yanı eyvanlıdır. Zemin katta; taşlık denilen sofa, içinde tahtıbek denilen dolap grubu ve ocak bulunan nimsekili kış damı, hızna/kiler;  eyvanlı oda ve yatak odaları bulunur. Zeminden üst kata ahşap merdivenle çıkılır. Üst kattaki odalar genellikle yazlık kullanıma göre düzenlenmiştir. Şahnişli (çıkmalı) Başoda, Eyvanlı oda ve oturma -yatma amaçlı kullanılan odalar bu katta yer almıştır. Yapı Restore edilmiş olup, taşınmaz kültür varlığı olarak 1989 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Yeşilyurt Evleri Yeşilyurt ilçesi ve Gündüzbey beldesinde birçok eski ev-konak bulunmaktadır. Bunlardan 29 tanesi tescillenerek koruma altına alınmış, restore edilmiş veya restorasyonu devam etmektedir. İlçenin çarşısı olan Adıyaman Caddesi’nde geleneksel mimariye sahip birçok evin bir arada olması, ortaya güzel bir görüntü çıkarmaktadır. Abdullah Ağa Konağı Yeşilyurt ilçesi, Mollakasım Mahallesinde, Kaymakamlık Binasının karşısında bulunan konak, 1900lı yılların başında, ilçenin eski belediye başkanlarından Abdullah (Kekevi) Ağa tarafından yaptırılmıştır.  Taş temel üzerine, kerpiç duvar örgülü, iki katlı, kırma çatılı, kiremit örtülüdür. Her iki caddeye bakan cephesinde dışa çıkmalı şahniş bulunur. İç mekânlarda değişik amaçlı nişler mevcut olup, duvarlarda ahşap kuşaklarla sağlamlaştırma ve hareket sağlanmıştır ve ahşap işçiliği kullanılarak iç mekânlarda dekorasyon yapılmıştır. Üstkattaki hayat bölümünün saçaklarında ahşap oyma şeritler yer alır. Merdiven ve balkon korkulukları ahşap işlemelidir. Geleneksel Yeşilyurt Evleri mimarisinin en iyi örneklerindendir. Evin iç bölümleri ahşap işçiliği kullanılarak değişik mekânlar yaratılmıştır. Kerpiç malzemeden yapıldığı için sonradan çeşitli onarımlar görmüştür. Darende Evleri Darende merkez Heyiketeği ve Nadir mahallelerinde beş ve Balaban beldesinde üç ev tescillenerek koruma altına alınmıştır. Taş temel üzerine kerpiçten yapılan evler Darende mimarisinin güzel örneklerini yansıtmaktadır. Balaban Evi         Davutlu Mahallesi, Elbistan Caddesi üzerinde yer almaktadır. Evin yol cephesinde şahniş ve zemin kat önünde taştan yapılmış, kemerli bir niş içinde akan bir çeşmesi bulunmaktadır. Kapalı bir eli böğründe ile birinci kat desteklenmektedir. Kireç sıvalı olan evin dış cephesindeki sıvalar yer yer dökülmüştür. Arkada küçük bir bahçesi olan ev, zemin + 1 katlıdır. Düz toprak dam olan evin çatısı sonradan sac ile kaplanmıştır. Evin alt katında iki adet kiler, kadı odası denen başoda ve iki küçük oda vardır. Tavanlar merteklidir, duvarlar kireç sıvalıdır. Evler taka denilen bir sistemle iletişimin rahat yapılabilmesi için birbiriyle bağlantılı yapılmıştır. Dış duvarlarda iletişimi sağlayan taka denen bu delikleri görmek mümkündür. Tabanlar tahta döşemedir. Eve giriş kuzey taraftaki sokaktan sağlanır. Dikey dikdörtgen pencereler demir parmaklıklıdır. Çeşmede 4 satır halinde “Hayırlı işlerin ve iyiliklerin (ihsanların) sahibi Hacı Abdurrahman Paşa, O ne istiyorsa ve O ne diliyorsa Allah onu kolaylaştırsın, 1177 tarihinde ve hayırlı seferler ayında.” yazısı okunmaktadır. 2011 yılında Malatya Valiliği’nce sokak sağlıklaştırması projesi ile onarılmıştır. Arapgir Evleri Arapgir ilçesinde tescilli beş konak bulunmaktadır. Bunlar içerisinde en çok bilineni Çobanlı Konağı’dır. Çobanlı Mahallesi’nde, bahçe içinde, üç katlı olarak yapılmış konağa avludan geçilerek girilir. Birinci kat depo ve diğer hizmetler için, ikinci kat da selamlık ve haremlik olarak kullanılmıştır. Beyler Konağı Arapgir merkezde, Yukarı Yenice Mahallesi Bali Mevkii (Beyler Sokak)’ta; 531 ada, 6 parsel üzerindeki evin dış duvarları kesme taştan yapılmıştır. Yüzeyin bir kısmı çamur sıvalıdır. Evin; üç sokaktan, bir de bahçe yönünden 4 girişi vardır. Sahınlıklar taşla kaplı, iç plan düzeni yer yer bozulmuştur. Odalarda dolap yerleri, bazı odalarda yarım ve tam sekili oturma sedirleri mevcuttur. İçi beyaz toprakla sıvalı ve badanalıdır. Giriş katından alt ve üst çatı katına çıkan basamaklı bölümler bulunur. Girişte 10 kadar oda, zeminde bahçeye bakan tarafta ocak yeri, tandır, çeşme ile soğutmalık ve ambarın bulunduğu oda vardır. Sokağa bakan ahır ve merek kısmına girişte 3 mekân bulunmaktadır. İç ve dış kapılarda tokmak ve şakşakı adı verilen madeni aksam da yer alır. İç mekândaki dolaplar ahşap olup, basit süslemeler bulunmaktadır. Çobanlı Konağı Konak; ilçe merkezinin kuzey kesiminde, Çobanlı Mahallesi Mevkiinde, bahçe içinde üç katlı olarak, taştan yapılmıştır. Duvarlar    yapılırken taşları yerleştirebilmek için bazı kısımlara tahta hatıllar atılmıştır. Binanın ikinci ve üçüncü katlarının dış kısmı ile çatı kısmı sac kaplamadır. Cephede veya herhangi bir yerinde bir kitabe ve süsleme yoktur. Girişte önce bir avluya, oradan da konağa girilmektedir. Birinci kat depo ve diğer hizmetler için, ikinci kat selamlık ve haremlik olarak kullanılmıştır. Merdivenler, korkuluklar ve tavanlar tahtadan yapılmış olup, tavanlar düz tavan olarak yapılmıştır. Tabanlar bazı odalarda düzgün taşlarla, bazı odalarda tahtalarla kaplıdır. Duvarların bazılarında dolap olarak kullanılan nişler mevcuttur. Gerek bu nişlerde, gerekse ahşap veya taşlı kısımlarda hiçbir süslemeye rastlanmamıştır. Restorasyonuna başlanmıştır. TABİAT VARLIKLARIKANYONLAR, VADİLER, MAĞARALAR, ŞELALE VE YAYLALARTohma Çayı Kanyonu

Darende Somuncu Baba Camii ile Taş Köprü arasında kalmaktadır. Tohma Çayı’nın her iki yamacı dik kayalıklar ve sarp bir vadi biçimindedir. Kayalıklar üzerindeki doğal oyuklar ve mağara şeklindeki kısımlar dikkati çekmektedir. Ayrıca bu kayaların yamaç kısmında, kayalar oyularak Somuncu Baba Camii’ne kanal ile su getirilmiştir. Kısmen yıkılmış vaziyette olan bu kanalın bazı kısımları beton yapı malzemeleriyle onarılmıştır. Alanda raftingtrekkingfoto safari ve tırmanış gibi etkinlikler yapılmaktadır. Bu alanda rafting sporları için başlangıç noktası bulunmaktadır. Sekiz kilometre uzunluğundaki kanyon, orta zorlukta rahat bir parkur olup, gidiş-geliş yaklaşık bir saat sürer. Somuncu Baba otoparkından kanyona 10 dakikada ulaşılabilir. Tohma Ozan Kanyonu Kanyon, Darende, Akçadağ ve Yazıhan ilçesi hudutlarında kalmaktadır. Darende ilçesi Ozan köyünden başlayıp, Akçadağ ilçesi Aşağıköy Mahallesi’nde son bulan 18.730 metre uzunluğundaki Tohma Çayı yatağında yer alır. Oldukça dik ve sarp kayalık alanların oluşturduğu kanyon vadide, su debisi yüksektir. Alanın içinde doğal mağaralar da bulunur. Girmana Vadisi Hekimhan ilçesine bağlı Girmana beldesindedir. Doğal güzellikleriyle dikkat çeken Girmana Vadisi’nin turizme kazandırılması amacıyla Malatya Valiliği tarafından ‘Girmana Vadisi Çevre ve Rekreasyon Alanı’ projesi hazırlanmış ve resmi çalışmalara başlanmıştır. Malatya şehir merkezine 60, Hekimhan’a 20 kilometre mesafedeki Girmana Vadisi’ne, Yazıhan-Fethiye üzerinden de gidilebilmektedir. Levent Vadisi

Vadi, Akçadağ ilçesi Levent beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Malatya’ya yaklaşık 57 kilometre uzaklıktadır. Saklı kalmış doğa harikalarından biri olan vadi, kaya kabartmaları ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini beklemektedir. Jeolojik olaylar sonucu oluşan farklı büyüklükteki mağaralarda Geç Hitit Döneminden kaldığı düşünülen kaya kabartmaları bulunmaktadır. Bu vadi, doğa yürüyüşüparaşütkaya tırmanışıkampçılık ve izcilik gibi spor ve alternatif turizm faaliyetlerinin rotası olmaya adaydır.Malatya Valiliği’nin girişimleriyle vadiye bir jeopark kurulacaktır. Ayrıca iki yanı kayalıklardan oluşan vadiyi yerli ve yabancı ziyaretçilerin izlemesi için 240 metre yüksekliğinde seyir terası kurulmuştur. Arapgir Kozluk Çayı Kanyonu Bu kanyon, Arapgir ilçesinin hudutlarında kalmaktadır. Malatya’ya uzaklığı yaklaşık olarak 140 kilometredir. Kanyon-Vadi, Kozluk Çayı üzerinde bulunan Çiğnir Köprüsü’nden başlayıp, yine Arapgir-Kemaliye karayolunun yakınındaki eski köprü (Eski Kozluk Köprüsü) civarında bitmektedir. Toplam uzunluğu 17.847 metredir. Yer yer dik ve sarp kayalıkların yer aldığı kanyon-vadi çevresindeki alanlarda dağ keçisi ve diğer bazı yaban hayvanlarına rastlanmaktadır. Erkenek-Karanlıkdere Kanyonu Doğanşehir ilçesine bağlı Erkenek kasabası sınırları içerisinde bulunan ve doğa harikası bir mekân olan Karanlıkdere Kanyonu, Malatya şehir merkezine yaklaşık 100 kilometre mesafededir. Kanyonun en derin yerindeki uzunluğu 2324 metredir. Malatya-Adana karayolu, kanyon ile paralel olduğu için, burada yolculuk yapanlar müthiş doğa manzarasını izleme fırsatı bulurlar. Yol seviyesinden kanyonun derinliği, 100 metreden daha fazladır. Ne kadar yakından da baksanız çoğu zaman kanyonun tabanını göremezsiniz. Kanyondaki su, yer yer açıktan, 30 metre yükseklikten şelale oluşturarak akarken, yer yer de kayaların arasından akar ve göremezsiniz. Yolunuz Karanlıkdere Kanyonu yakınına düşecekse eğer, fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayınız. Günpınar Şelalesi

Darende ilçesine bağlı Günpınar köyündedir. İlçeye sekiz kilometre uzaklıktadır. Suyu kaynağından üç kademe halinde, yaklaşık 40 metre yükseklikten dökülmektedir. Şelalenin sol tarafında ana dereden bağımsız gelen kaynak suyu, kış mevsiminde donarak şelaleyi adeta Pamukkale’ye benzetir.Şelalenin çevresinde yeme-içme tesisleri de bulunmaktadır. Ayrıca suyun kaynağına doğru 1,5 kilometre kadar yürüyüş imkânı vardır. Yama Dağı Yaylası ve Kayak Tesisi Büyük bölümü Sivas il sınırları içinde bulunan Yama Dağı kütlesi güneye ve güneydoğuya doğru açılarak Malatya’nın kuzeyini bütünüyle kaplar. Batıda Kuruçay vadisine, güneydoğuda Fırat vadisine kadar uzanan Yama Dağı ve uzantıları genellikle volkanik yapılıdır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Bu dağlar geniş, toplu ve yüksek bir kabartı oluşturmaktadır. Önemli doruklar dışında bu kesim, genellikle bir plato görünümündedir. En yüksek noktası Ozan Gediği Tepesi olup, 2.375 metredir. Yüksek tepeler arasında yaylalar bulunmaktadır. Yama yaylalarında yazları yaylacılar görülür. Su olan her yerde çadır görmek mümkündür.Alternatif turizm faaliyetleri kapsamında, Malatya Valiliği’nin girişimiyle, Hekimhan Yama Dağı’nda kayak tesisleri yaptırılıyor. Malatya’ya 117 km ve 2500 metre yükseklikteki Yama Dağı’ndaki tesislerde 72 yataklı bir konaklama ünitesi, 800 kişi/saat Teleski Kapasitesi ve 1150 metre uzunluğunda  pisti olan tesisin sadece Malatya’ya değil yakındaki Gaziantep, Adıyaman, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Elazığ, Diyarbakır ve diğer yerlerden gelen vatandaşlara da hizmet vermesi hedefleniyor. Sarıçiçek Yaylası Osmanlı döneminde Dağili nahiyesi sınırlarında bulunan Sarıçiçek Yaylası “peynir ve bal kaynağı” olarak ün yapmıştır. Yaylanın ortalama yükseltisi 1500 ila 1700 metre arasındadır. Dağlarla çevrili yörede Kozluk Çayı, Kayaarası denilen derin vadilerden akar. Bitki örtüsü olarak seyrek de olsa meşe, su kenarlarında söğüt, kavak, çınar ve meyve ağaçları yer almaktadır. Arapgir, Arguvan, Divriği ve Kemaliye ilçeleriyle çevrelenen yayla; Malatya, Erzincan ve Sivas illerinin sınırını belirler.Otu ve suyu bol olan bu yaylaya çevre il ve ilçeler ile köylerinden her yaz yaylacı aşiretler gelir. Baharla beraber yaylaya gelen aşiretler, Eylül ayına kadar burada konaklarlar. Binlerce koyundan oluşan sürülerden elde edilen süt peynir haline getirilip satış için şehirlere gönderilir. MESİRE ALANLARISultansuyu Harası

Akçadağ ilçesi sınırları içinde bulunan Sultansuyu Harası, Malatya’nın 27 kilometre batısında Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisinde bulunmakta olup, merkez arazileri oldukça eğilimlidir. Malatya Erhaç havaalanı ile Tohma Vadisi arasındadır.Hara, 1865 yılında “Sultansuyu Çiftlikatu Hümayun” adı ile kurularak, ordunun binek at, keçe, yapağı v.b. hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini 1908 yılına kadar sürdürmüştür. Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir. 1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 500 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa HARA ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek, yerine topçu alayı kurulmuştur. 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayı buradan kaldırıldıktan sonra Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinin, at ıslahı ve aynı zamanda çöl karakterine sahip safkan Arap atı yetiştirerek, bu suretle memleket atlarının kan değişikliğini sağlamak, aynı zamanda ordunun ihtiyacı olan hafif süvari bineği atı yetiştirmek amacıyla yüksek vekiller heyetinin 29 Temmuz 1928 tarihli ve 6943 Sayılı Kararnamesi ile “Sultansuyu Harası” kurulmuştur. Halen Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nce işletilen hara, safkan Arap atlarıyla ünlüdür. İşletme, yöre çiftçisine tarım ve hayvancılık alanında destek de sağlamaktadır.Safkan Arap atları yetiştirilen Sultansuyu Harası’nda ve yakınındaki Sultansuyu Barajı ve çevresinde piknik yapma ve dinlenme imkânı bulunmaktadır. Orduzu Pınarbaşı Mesire Alanı Orduzu Pınarbaşı, Malatya merkezinde adı en çok bilinen mesire yeridir. Malatya-Elazığ karayolu üzerinde, merkeze 5 kilometre mesafede, Orduzu beldesindedir. Kaynak sularının önüne set çekilerek oluşturulan göl ve gölün her iki yamacındaki çam ve diğer ağaçlar çok güzel bir manzara ortaya çıkarmaktadır. Malatyalılar ve Malatya’daki misafirler, her mevsim bir başka güzel olan mesire yerine özellikle yaz aylarında büyük ilgi gösterirler. Orduzu Pınarbaşı’nda arzu ederseniz seyrine doyum olmayan manzara eşliğinde piknik, arzu ederseniz yürüyüş yapar, arzu ederseniz de göl kenarında hizmet veren lokantalarda manzara eşliğinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. Takaz Mesire Alanı Doğanşehir’in 14 kilometre güneydoğusunda Sürgü beldesinde bulunan Takaz, yöre halkının oldukça rağbet ettiği bir mesire yeridir. Malatya’dan da her gün çok sayıda ziyaretçi, güzelliklerini görmek ve lezzetli alabalıklarından yemek için Takaz(Takas)’a gitmektedir. Malatya’ya 70 kilometre mesafede olan mesire yeri soğuk ve temiz sularıyla doğal bir akvaryum görünümündedir. Beypınarı Mesire Alanı              Polat beldesine 3 kilometre, Doğanşehir’e ise 7 kilometre uzaklıkta bulunan Beypınarı mesire alanı, Doğanşehir’de Takaz’dan sonra en beğenilen mesire alanıdır.  Bir araziden çıkan kaynak suyu değerlendirilerek çok güzel bir alabalık çiftliği kurulmuştur. Güzel bir gün geçirmek isteyenler için ideal bir dinlenme yeridir. Beypınarı’nda çok güzel bir de kır lokantası bulunmaktadır.  Ailece rahat gidilebilen hoşça vakit geçirilebilecek şehrin gürültüsünden uzakta olan bir yerdir. Gündüzbey Mesire Alanı Yeşilyurt’un Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki beldesi Gündüzbey, özellikle yaz aylarında serinliği, yeşilliği, bol oksijenli temiz havası ile yöre insanı ve Malatyalıları beldeye çekmektedir. Gündüzbey’ deki piknik alanları ile ünü Malatya’yı aşan yeşillikler içindeki “kır lokantaları” Malatyalıların ve dışarıdan gelen misafirlerin uğrak yerleridir.  Horata Mesire Alanı İl merkezine 5 kilometre mesafedeki Konak kasabasında, Beydağı’nın eteklerinden çıkan Horata Suyu’nun çevresinde yer alan bir mesire alanıdır. Yaz aylarında kent merkezinden Horata’ya giden Malatya halkı, soğuk ve temiz Horata Suyu’nun etrafında piknik yapıp dinlenme olanağı bulmaktadır. Piknik yerine girişte, kişi sayısına göre belli bir ücret alınmaktadır.  Arzu edene piknik alanında mangal hizmeti de verilmektedir. İÇMELERİspendere Şifalı İçme Suları Malatya şehir merkezine 25 kilometre mesafededir. Suyunun, sindirim sistemi, idrar yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır. Adliye Binası karşısındaki çevre yolu durağından yaz aylarında 06.00’dan itibaren her 1,5 saatte bir 21.30’a kadar otobüs seferleri mevcuttur. İçme suyunun olduğu yerde bir işletmeye ait tesis bulunmakta (Telefon: 394 11 21- 394 10 10), oda ve villa tipi konaklama ve yeme içme hizmeti sunmaktadır. Tesis çevresinde pide fırını, market, kasap ve lokanta mevcuttur. Balaban İçmesi D/300 karayolu üzerinde, Darende’ye 18, Balaban belde merkezine 2,5 kilometre mesafededir.  İklim koşulları nedeniyle 1 Haziran-15 Eylül arası açıktır. Buraya doktor tavsiyesiyle gidilmektedir. İçme, böbrek rahatsızlığı çekenlere önerilmektedir. Burada çamur banyosu olanağı da vardır. İçme çevresindeki tesiste (Telefon: 635 60 58) pansiyon ve ev tipi konaklama mevcuttur. İstenmesi halinde yemek de verilmektedir. Balaban belde merkezine taksiyle gidilip alışveriş yapılması da mümkündür. ANITLAR VE HEYKELLERAtatürk Anıtı Kışla Caddesi ile Tandoğan Caddesi’nin kesiştiği dört yol kavşağındadır. 1945 yılında yapımına başlanan anıt 1947 yılında tamamlanarak açılmıştır. Anıt, heykeltıraş Hakkı Atamulu tarafından yapılmıştır. Anıt, taş kaide ve bronz heykeller kombinasyonundan oluşmaktadır. Heykeller Atatürk ve genç bir atletten oluşmaktadır. Atatürk gençten daha uzun, şapkasız, askeri kıyafetiyle, arkasında pelerini, sol ayak ileride ve yüzü gence dönük sağ elinin işaret parmağıyla ileriyi göstermektedir. Genç, Türk bayrağını tutmaktadır. Kompozisyonda ifade edilen mana, Atatürk ve gençliktir. İnönü Anıtı Vilayet Konağı önündeki meydanda bulunan anıtın yapımına 1946 yılında başlanmış, 1947 yılında bitirilmiştir. Heykeltıraşı Nejat Sirel ve Hakkı Atamulu’dur. Kaide kısmında antik beyaz taş kullanılmıştır. Anıtın dört cephesinde İstiklal Savaşı’na katılmış olan tam teçhizatlı Mehmetçik, elinde disk tutan genç bir sporcu, sol elinde kitabı, sağ elinde meşalesiyle bir öğrenci, buğday tarlası içerisinde kadın ve erkek çiftçi ve çekici ve örsüyle erkek figürleri bulunmaktadır. Ozan Anıt Mezarı Darende ilçesinin, Ozan Köyü’nde bulunan ve köy halkı tarafından Mescit olarak adlandırılan anıt mezar, Roma Dönemine ait olup, köyün yaklaşık 500 m kadar kuzeyinde ve kayısı bahçeleri arasındadır. Anıtın 100 metre batısında ise Tohma Çayı akmaktadır. Anıt mezar, düzgün kesme taşlardan yapılmış olup, kare planlıdır. Batı yönünde bir giriş kapısı ve taşıyıcı olmayan 12 adet yarım sütundan oluşmaktadır. Kral Tarhunza ve Aslan Heykelleri 1930’lu yıllarda Fransızlar tarafından Arslantepe kalıntılarından çıkarılıp Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne taşınan ve halen orada sergilenen Kral Tarhunza ve iki adet aslan heykeli ile 15 adet farklı ebatlarda kabartmaların kopyaları, vaktiyle yapıldığı gibi aynı taşı(andezit taşı) kullanarak ve aynı ölçülerde yapılmıştır. Malatya Valisi Sayın Ulvi Saran’ın direktifiyle yapılan ve bir buçuk yılda tamamlanan heykeller Arslantepe Açıkhava Müzesi’ne yerleştirilmiştir. ANIT AĞAÇLAROrduzu Çınar AğacıBattalgazi’nin Çınarı olarak bilinen çınar ağacı Malatya’ya 7 kilometre uzaklıkta Orduzu Beldesi’nde Çarşıbaşı Mahallesi Çınarçeşme Mevkii’nde yer almaktadır. Ağacın gövde kalınlığı 7.20 metre olarak ölçülmüştür. Boyu yaklaşık 15 m olan yaşlı ağacın gerçek yaşı kesin olarak bilinmemekle birlikte, zamanla içi boşalan ağacın ana gövdeden iki dala ayrıldığı görülmüştür. Dalların gövde sürgününden büyümüş 8–10 metre boyunda yan dalları mevcuttur. Ağacın gövdesi iç kısımdan çürümüş ve büyük kovuklar oluşmuştur. Ağacın kök kısmı taş bir duvar örülerek sağlamlaştırılmıştır. Ağacın etrafında gözeler halinde su akmaktadır. Battalgazi Çınarı’nın bulunduğu alan çınar ağacı ve yanındaki pınardan oluşan bir ziyaret yeridir. Rivayete göre 8.yüzyılda yaşadığına inanılan Battalgazi, hayvanlarını buraya sulamaya getirmiş; suladıktan sonra elindeki çınar çubuğunu suyun kenarına dikmiş ve o çubuktan da bugünkü çınar ağacı yetişmiştir. Ormaniçi Köyü Çınar Ağacı Pütürge İlçesi, Ormaniçi Köyü’nde, Köyiçi mevkiinde yer almaktadır. Ağacın gövde çapı 10,60 metre olarak ölçülmüştür. Boyu yaklaşık 10 – 15 metre olan ve yaşı kesin olarak bilinmeyen ağaç oldukça yaşlıdır. Ağacın ana gövdesinde öz odunda çürüme meydana gelmiş olup, kovuklar oluşmuştur. Ana gövdeden dört ayrı dala ayrıldığı görülmüştür. Ağacın gövde sürgününden büyümüş 50 – 100 cm. çaplarında, 8 – 10 m. boyunda yan dalları mevcuttur. Ana gövdenin içi boşalan kısmına, biriken yağmur sularının ağaca zarar vermemesi için toprak doldurulmuştur. Doğu yönündeki ana dallardan biri gövdeden yana doğru ayrılmıştır. Bu ana dalın kırılmaması için dalın altına taş bir duvarla destek yapılmıştır. ÇARŞILAR, ALIŞVERİŞ VE DİNLENCE MERKEZLERİÇARŞILAR VE ALIŞVERİŞ MERKEZLERİMalatya Çarşıları Hakkında Her ne kadar süpermarketler ve alışveriş merkezleri şehrin muhtelif yerlerinde yükseliyorsa da Malatya şehir merkezinde konumlanan geleneksel çarşı-pazarlar canlılığını halen korumaktadır. Malatya şehir merkezi 19.yüzyılın ortalarına kadar bugünkü Eski Malatya’da (Battalgazi) idi. O tarihten sonra şehrin merkezi Aspuzu’ya (bugünkü Malatya) kaydı ve halen şehrin göbeği olarak kabul edilen Teze Camii (Yeni Cami) etrafı ve yakınında çarşı-pazar olarak şekillenmeye başladı. Halen aynı yerde kentin dokusunu-ruhunu yansıtan birçok dükkâna rastlamak mümkün. Kasap Pazarı, Bakırcılar Çarşısı, Sebze-Meyve Pazarı, Balık Pazarı, peynirciler, kadayıfçılar,  yağcılar, baharatçılar, demirciler, sadece ayakkabı satılan Mısır Çarşısı, dibek kahve satanlar, elle ayakkabı imal edilen Esnaflar Çarşısı bir diğerine yürüyüş mesafesindedir. Şire Pazarı

Bunların arasında Şire Pazarı çarşıda özel bir yere sahiptir. Her ne kadar şire sözcüğünün anlamı “üzüm ve öteki meyvelerin suyu” veya “üzüm suyu ve nişasta kaynatılarak yapılan kuru tatlıların genel adı” olsa da Malatya’da bu pazar, öncelikle “Kuru Kayısı Pazarı” demektir. Kayısı, hasat zamanları yaş olarak tüketilse de, çoğunlukla kurutulup paketleniyor ve öylece satışa sunuluyor. Şire Pazarı’ndaki dükkânlarda kuru kayısının yanı sıra kayısıdan yapılmış lokum, sucuk, döner, reçel vb. bulabilirsiniz. Ayrıca bu pazarda yörede üretilen pekmez, Hekimhan cevizi, siyah üzüm ve bal ile başka illerden getirilen kuru ürünler satılıyor. Bakırcılar Çarşısı

Geçmişte büyük rağbet gören Bakırcılar Çarşısı günümüzde hediyelik eşya yapımına yönelmiştir. Çarşıda teşt, kazan, sitil, sini, tas, sehen (tabak), ibrik, el leğeni bulmak mümkündür.  Bakırcılar Çarşısını ziyaret eden ziyaretçiler zevk ve beğenilerine uygun eşyalar bulmakta sıkıntı çekmeyeceklerdir. İnönü Kapalı Çarşısı İnönü Kapalı Çarşısı, şehrin merkezinde Vilayet Binasının önünde, şehir meydanının altına inşa edilmiştir. Kapalı çarşıda ağırlıklı olarak kuyumcu dükkânları ile giyim eşyası satan mağazalar mevcuttur. Sahaflar Çarşısı Eski yeni, istediğiniz her tür kitabı bulabileceğiniz Sahaflar Çarşısı, kitap dostlarının ve öğrencilerin en sık uğradıkları yerdir. Sinema ve Atatürk (Kışla) caddelerinden girebileceğiniz İstanbul Pasajı’nda bulunan Sahaflar Çarşısı görülmeye değer. NERELERİ NASIL GEZELİM? Binlerce yıldır doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden gelen yolcuların bir yorgunluk molası verdiği, konaklayıp dinlendiği Malatya birçok şaire ilham kaynağı olmuş; Evliya Çelebi gibi ünü asırları ve ülkeleri aşan edebiyatçı ve gezginler Malatya’nın güzelliklerini büyük bir hayranlıkla anlatmışlardır. Malatya şimdi de geçmişi, bugünü, doğal güzellikleri ve misafirperver insanları ile sizleri karşılamaya, ağırlamaya hazır…Malatya’ya hangi yönden gelirseniz gelin, Malatya il sınırından girdiğinizde sizi, Malatya’nın doğal ve tarihi güzellikleri, konuksever halkı karşılayacaktır. Eğer bahar ve yaz aylarında gelirseniz yeşilin en güzel tonuna bürünmüş kayısı bahçelerini seyretme ve lezzetine doyum olmayan kayısılarını yeme fırsatı bulursunuz. Malatya merkezde gezinizi Kernek’teki Arkeoloji Müzesi’nden başlatabilirsiniz. Buradan çıkınca Sinema Caddesi’ndeki Etnografya Müzesi ile Atatürk heykelinin karşısındaki Atatürk Müzesi’ne 10-15 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz.Merkezde Yeni Cami, Yusuf Ziya Paşa Camii ve Taşhoron Kilisesi de görülebilecek yerler arasında. Yeni Cami valilik binasının tam karşısında, Yusuf Ziya Paşa Camii ise aynı binanın güneybatısında, Mücelli Caddesi’nde, 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde.Taşhoron Kilisesi çevre yolunun hemen kuzey tarafında Çavuşoğlu Mahallesi’nde.  Merkezden 20 dakikalık yürüyüş gerektiriyor. Çamurlu köyündeki Venk Kilisesi’ne gitmek için araç şart.Aracınızla veya belediye otobüsleriyle Arslantepe ören yeri ve Battalgazi (Eski Malatya) ilçesine gidebilirsiniz. Tarih kokan Battalgazi’de özellikle Ulu Cami, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı ve yeni düzenlenen Sanat Sokağı (Çukurpınar Mahallesi) görülmeye değer yerler. Kuşkusuz gezilip-görülecek yerler sadece tarihi mekânlarla sınırlı değil. Merkezdeki Şire Pazarı ve çevresindeki çarşı-pazarlar görülmeli. Eğer yaz aylarında Malatya’da bulunuyorsanız, dondurmacıları, kafeleri, dondurmasını yiyip serinlemeye gelen, serinliğin ve güzelliğin tadını çıkaran insanlarla dolu, cıvıl cıvıl Kanalboyu’nda gezinti yapmadan, dondurma yemeden ayrılmayın. Türkülere konu olan Kernek ve Kanalboyu bütünleşmiş durumdadır zaten.Darende’de gezilip görülecek çok sayıda yer bulunuyor. Günpınar Şelalesi, Aslantaşlar, Somuncu Baba Külliyesi (namaz saatleri dışında), Darende Tanıtım Müzesi, kanyonun içindeki Çilehane, Kudret Havuzu, Hasan Gazi Türbe ve Şehitliği, Zengibar Kalesi, Bedesten, Sadrazam Mehmet Paşa Türbesi, kütüphane, Yuvalı sokakta restore edilmiş 4 ev, Balaban beldesi ilk akla gelenler… İlçe merkezi dışındaki Günpınar Şelalesi’ne (8 km.) Çınaraltı denen yerden minibüs kalkıyor. Tohma Kanyonu boyunca Köprügözü-Somuncu Baba arasında, Uzunok/Nadir Köprüsü ve Günpınar Şelalesi’nin olduğu mevkide doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.Mayıs sonu ve Haziran ayı içerisinde pazara gelen kirazıyla şenlenen Yeşilyurt ve beldesi, Gündüzbey Malatya şehir merkezinde yaşayanların en çok ziyaret ettiği yerler arasındadır. Bilhassa yazın şehrin çok sıcak, buraların ise serin olması Malatyalıları cezbediyor. Koruma altına alınmış cumbalı evleri ve çarşısıyla Yeşilyurt ve yine benzer mimarili evleri ve içinden geçen Derme Suyu’yla Gündüzbey, günübirlik ziyaret edilebilecek yerler.Güneşin doğuşunu ve batışını Nemrut’tan izlerseniz eğer, daha önce görmediğiniz eşsiz manzaraya tanık olacaksınız. Nemrut’a Pütürge’nin Tepehan beldesi üzerinden, Yandere ve Büyüköz köylerini geçerek, ulaşılabiliyor. Merkeze yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Nemrut Dağı’na kendi aracınızla tahminen 2,5 saatte ulaşabilirsiniz. Pütürge’nin dağlık ve dik yapısı nedeniyle bol virajlı ve sürekli tırmanma gerektiren bu yol son yıllarda Malatya Valiliği’nin çalışmalarıyla standartlara uygun hale getirildi. Ancak yine de Malatya çıkışında aracınızı kontrol ettirmeyi ve benzin almayı unutmayın. Kubbe Dağı’ndaki lokantada mola verebilirsiniz.

Müzelerimiz

Malatya Arkeoloji Müzesi

Antik çağlarda en eski ve ileri medeniyetlerin geliştiği Mezopotamya ile İç Anadolu arasında bulunduğu ve tarih öncesi ile tarihi kervan yollarının bulunduğu, yolların tabii geçitler verdiği konumlar itibariyle Malatya’nın jeopolitik önemi daima büyük olmuştur. Jeopolitik konumunun yanında hayatın ve uygarlıkların gelişmesinde önemli bir etken olan suyun katkıları da inkar edilemez.
Bu faktörler M. Ö. 8000 yılından itibaren, Pirot bölgesi, Caferhöyük neolitik yerleşimi ile başlayıp günümüze kadar Malatya’nın Anadolu’da gelmiş geçmiş bütün uygarlıkları ihtiva eden bir yer ve bölge olmasına sebep olmuştur.
Bu tarihi önem içerisinde, Malatya’da müzecilik fikri 1931-1937 yılları arasında, Arslantepe höyük ve Gelinciktepe’de yapılan kazılarda ortaya çıkan eserlerin, Malatya’da müze olmadığından Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmek için götürülmesi, sonucu    ortaya  çıkmıştır.
1971 yılında İnönü Parkında, bugün Evlendirme dairesi olarak hizmet veren binada ilk Müze açılmış, 1974 yılına kadar memurluk olan Müze, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığının onayıyla Müdürlük olmuştur.1975 yılında yapımına başlanılan Kernek Meydanı’ndaki yeni müze binasının inşaatı tamamlanmış, 1978 yılından itibaren Karakaya Baraj Gölü altında kalacak yerleşimleri kurtarmak amacıyla yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntularla daha da zenginleşen Malatya Müzesi yeni binasında 1979 yılında ziyarete açılmıştır. 1998 yılında yeni ve modern sergileme gereksinimiyle çalışmalar başlamış, 2001 yılında yeni bir proje hazırlanarak hayata geçirilmiş, Müze modern bir sergilemeye kavuşturulmuştur.
Müzemizde, teşhiri yapılan ve yeni düzenleme ile yeniden ziyaretçilerin görüşlerine sunulacak olan toplam 15.000 eser mevcuttur. Bu eserler; kazılar, satın alma, hibe(bağış) veya istirdat (el koyma) gibi yollarla Müzeye kazandırılan eselerlerdir. Yapılan bilimsel kazılar sonucu gün ışığına çıkarılan, neolitik, kalkolitik, Tunç çağı, Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu, çeşitli beylikler ve Osmanlı dönemi medeniyetine ait eserler, Müzemizin zenginlikleridir.
İlimiz sınırları içerisinde, Karakaya baraj gölü suları altında kalan alanlarda, Pirot, Caferhöyük, Köşkerbaba, İmamoğlu ve Değirmentepe höyük gibi kurtarma kazılarında ve 1961 yılından beri kazısı devam eden Arslantepe Höyük’te çıkarılan eserler geçmişi günümüze taşıdığı gibi, günümüzü de geleceği aktaran birer tarih laboratuvarı özelliğini verir Malatya Müzesine. Müzede bulunan nadide eserlerden birkaçı şunlardır: Neolitik Heykelcikler: M. Ö. 8000 yılına tarihlenen, kireç taşından yapılmış ilk heykel örnekleridir. 1985 yılında yapılan kurtarma kazıları sırasında, İzollu bölgesi Caferhöyük’te gün ışığına çıkarılmışlardır. Anadolu neolitik yerleşim birimleri ile çağdaş olan bu yerleşim yerinde, bu ilk heykel örneklerinin yanı sıra, tarıma geçiş ve toprağı ilk işleme kültürünün gelişmesinde kullanılan malzemeler de (Obsidyen bıçak, orak, ok ucu, keski ve delgiler) müzede yer alır.   
Kılıç ve Mızrak Uçları: Arslantepe, eski tunç devri (M.Ö. 3200-3000)1. tabakasında, toplu olarak bulunan bu eserler bronzdan yapılmış olup, arsenik alaşımlı olmaları ve bazılarının gümüş kakmalı olması ilgi çekmektedir. Devrine göre, formları, kakmaları ve arsenik alaşımlı olmaları bu eserlere arkeolojik literatürde          ünik  bir yer sağlamaktadır.
İnsan Mezarı: Arslantepe höyüğünde geç kalkolitik çağı katında bulunan bu mezar M.Ö.4000 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu’da ölü gömme adetlerinin ünik bir örneği olan bu mezar, orijinalliği bozulmadan sağlamlaştırılarak Müzeye getirilmiştir. Mezarda bulunan ceset, genç bir kadına ait olup, süs eşyaları ve mutfak kapları ile birlikte arkeolojik dilde hoker vaziyeti denilen, çocuğun ana rahminde duruş şekli gibi yatırılmış olarak defin edilmiştir.
Durum şöyle yorumlanmaktadır:
Devrin insanı dünyaya nasıl gelindi ise öyle gidilmesi düşüncesi ile ve tıp dünyasını çok yakından ilgilendiren bir yöntemle, devrinde çocuğun ana rahminde yatış şeklini bilen bir zihniyetle, kadın cesedini bu mezara defin etmişlerdir.
Ayrıca, yine ölü gömme adetlerini gösteren küp mezarlarda, sağlamlaştırılarak, müzede teşhire sunulmuştur.

Mühür Baskılar (Bulle): Arslantepe höyüğünde. eski tunç çağma (M.Ö. 3200-3000) ait kültür katında bulunan, saray kalıntısının, giriş yönünde hemen solunda yer alan küçük bir mekanda topluca bulunan mühür baskıları, Arslantepe’nin (Melida/Maldiya günümüz Malatya’sının antik adı), o devi de büyük bir ticaret merkezi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.Bu buluntular geç kalkolitik çağda Arslantepe’de ortaya çıkarılan Saray kompleksi içerisinde ilkel muhasebe sistemi ve bürokrasinin ilk doğuşuna ışık tutmaktadırlar.
Kral Mezarı : Arslantepe kazılarında ortaya çıkartılan Geç Uruk Dönemi sarayının kralına ait M.Ö.2900 yılına tarihlenen ve 70’den fazla mezar buluntusu veren kral mezarının bir rekonstüriksüyonu Müze’de yapılarak sergilenmektedir. Kralın hoker vaziyette yatış biçimi ve mezarın üzerinde kurban edildiği varsayılan 4 kişinin bulunma pozisyonları ilgi çekmektedir.

Yine, ayrıca Karakaya baraj gölü su altında kalan ve kurtarma kazısı yapılan Değirmentepe höyük’te ortaya çıkarılan mühür ve mühür baskıları da aynı özelikleriyle dikkati çekerler. Bu nadide eserlerin yanı sıra, tüm eserler geçmişin kültür hazineleri olarak günümüze ışık tutmaktadır. Her eser kendi başına birer hazinedir. Haftanın 7 günü açıktır. Ziyaret saatleri yaz-kış 08:00-16:45 saatleri arası olup aynı zamanda Müzekart geçerlidir. ADRES: Kernek Mahallesi, Şehit Hamit Fendoğlu Caddesi, No: 33 Battalgazi / MALATYA              TELEFON: (0 422) 321 30 06  – 326 30 03  FAKS: (0422) 324 98 98                                                      E-POSTA: malatyamuzesi@kulturturizm.gov.tr MÜZE TEŞHİR VE SALONLARIMalatya Arkeoloji Müzesinin Giriş Katında 1.Arslantepe Salonunda;  tarihi bir kronoloji takip edilerek Kalkolitik Çağdan başlayıp Geç Hitit Çağına kadar Arslantepe Höyük  kültür katmanlarından çıkartılan  çanak çömlekler, kılıç-kamalar, mızrak uçları, mühürler, idoller, kemik, taş ve madeni aletler, takılar sergilenmektedir. Yine giriş katında bulunan ikinci salonda;  Karakaya Barajı Kurtarma Kazıları (Caferhöyük, Pirot, Değirmentepe, İmamoğlu, Köşgerbaba Höyük) çalışmalarında ortaya çıkartılan çanak, çömlek, heykelcikler, taş ve kemik aletler, döküm kalıpları, takılar vb. eserlerin yanı sıra diğer kurtarma kazılarından çıkartılan eserler ile derleme yoluyla Müzemize kazandırılan Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu Dönemlerine ait çanak, çömlek, madeni eserler, heykeller vb. buluntular sergilenmektedir. Ayrıca 1. Salonda;  Arslantepe Höyüğünün Geç Kalkolitik katmanında ortaya çıkarılmış olan “Kerpiç Sarayın”  iki bölümünün aslına uygun olarak (Duvar Resimleri ve Saray Deposu)   yapılmış rekonstrüksiyonu yer almaktadır. Yine bu bölümde Geç Kalkolitik Çağa tarihlenen kadın mezar gömüsü de sergilenmektedir. Malatya Müzesinin ikinci katı, Arslantepe Tematik Salonu olarak düzenlenmiştir.  Bu salonun bir bölümünde Kral Mezarı rekonstriksiyonu yer alır. Kralın mezar içinde yatış biçimi, mezar hediyeleri ve mezarın çevresinde hocker (anne karnındaki yatış pozisyonu) biçiminde gömülmüş kadınların betimlenmesi yapılmıştır.                 BEŞKONAKLAR ETNOGRAFYA MÜZESİ VE GELENEKSEL MALATYA EVİ Beşkonaklar’da geçmişte Malatya’nın önde gelen aileleri oturmuştur. Yaklaşık 120 yıl önce Hacı Sait Efendi (Turfanda) tarafından yaptırılan Beşkonaklar, önce bir cihannümalı ev ve ona bitişik dört ev olmak üzere beşi bir bütün olmak üzere inşaa edilmiştir. Hacı Sait Turfanda’nın torunu Şerafettin Arpacı’nın verdiği bilgiye göre; evlerden birisini “Elmalı Ailesi” ne satılmış olup, diğer evler kendisinden sonra mirasçılarına intikal etmiştir.Sinema Caddesi’nde Beş Konaklar diye tabir edilen konaklardan biri Etnografya Müzesi olarak hizmet vermektedir. 1935-40’lı yıllara tarihlenen bahçeli ev iki katlı olup, kerpiçten inşa edilmiştir. Alt kattaki hayat dikdörtgen bir avluya açılır. Hayatın sağ ve solunda 3 oda, ocaklık ve mutfak bölümü bulunur. Üst katta 6 oda yer alır. Bu bölümde Malatya ve yöresine ait etnografik eserler sergilenmektedir. Pazartesi günleri hariç haftanın her günü kışın 08:00-16:45 yazın 08:00-19:00 saatleri arası açık olup giriş ücretsizdir. ADRES: Kernek Mahallesi, Beşkonaklar  Caddesi, No: 19 Battalgazi / MALATYA              TELEFON: (0 422) 324 45 32    ATATÜRK ANI EVİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ Bakanlığımız, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün Makam olurlarıyla Atatürk Anı Evi ve  Etnografya Müzesi olarak işlevlendirilen Müzenin içerisinde, Atatürk’ün Malatya’yı ziyaretinde oturduğu oda, kitaplık ve kılıç-tüfeklerin sergilendiği oda, Atatürk’ün Malatya’yı ziyaretinde çekilen fotoğrafların sergilendiği oda ve Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temalı halıların sergilendiği mekanlar bulunmaktadır. Pazartesi günleri hariç haftanın her günü kışın 08:00-16:45 yazın 08:00-19:00 saatleri arası açık olup giriş ücretsizdir. ADRES: Küçük Hüseyinbey Mahallesi, Atatürk Caddesi No:73 Battalgazi/MalatyaTELEFON: (0 422) 321 21 25  ARSLANTEPE ÖREN YERİ AÇIK HAVA MÜZESİ

2011 yılında Açık Hava Müzesine dönüştürülüp ziyarete açılan Arslantepe Höyüğü Malatya’nın 7 km. Kuzeydoğusunda, Fırat ırmağının (Karakaya Baraj Gölü) batı kıyısı yakınındaki Orduzu Beldesinde yer alan Arslantepe Höyüğü’nün Kültür Dolgusu 30m. yüksekliğindedir. M.Ö.5000 yıllarından M.S.11.yy’a kadar yerleşim görmüştür. M.S.5-6yy’lar arasında Roma köyü olarak kullanılmış ve daha sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimini tamamlamıştır. Arslantepe’de ilk kazılar 1930’larda Louis Delaporte başkanlığında bir Fransız ekip tarafından yapılmıştır. Özellikle kazı Geç Hitit tabakalarında yapılmıştır. Kazılarda taş üzerine alçak kabartma ile dekore edilmiş avlu ve giriş kapısının iki yanında iki aslan heykeli ve karşısında devrilmiş bir kral heykeli ile bir Geç Hitit Sarayı bulunmuştur. Bu eserler o tarihlerde Malatya’da müze bulunmadığı için Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürülmüş ve halen orda sergilenmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız Arkeolog C.Schaeffer alanda birkaç derin sondaj açmışsa da sürekli kazılar 1961’de, önce Salvatore M.Puglisi, sonra da Alba Palmieri başkanlığında Roma “La Sapienza Üniversitesi”nden bir ekip tarafından başlatılmıştır. Palmieri’nin 1990’da ölümünden bu yana kazı başkanlığını yine aynı Üniversiteden Marcella Frangipane sürdürmektedir. Höyükte yapılan kazılar sonucunda; M.Ö.3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, M.Ö.3600-3500’lere ait tapınak, iki bini aşkın mühür baskısı, kaliteli metal eserler bulunmuştur. Elde edilen veriler göstermektedir ki o dönemde Arslantepe, aristokrasinin doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı resmi, dini ve kültürel bir merkezdir. 5.bin yılın sonundan 4.bin yılın sonuna kadar olan zaman süresi içinde Malatya’nın bu bölgesi her ne kadar Yukarı Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturmaktaysa da tam anlamıyla yerel özelliklerini yitirmemiştir. Özellikle 4.bin yılda Arslantepe Orta Fırat bölgesindeki yerleşmeler içinde önemli bir yer tutmaktadır. Geç Kalkolitik Çağ’da yerel yüksek tabakalardan oluşan sınıf, politik ve dinsel egemenliğin yanı sıra ekonomiyi, ürün ve üretim idaresini ellerinde tutmaktaydı. Yörenin su kaynakları bakımından zengin, dolayısıyla tarım için son derece uygun, ayrıca sık sık taşan Fırat Irmağı’nın taşkın alanı dışında kalması gibi ayrıcalıkları, Arslantepe’nin en azından M.Ö.5.bin yıldan Bizans Dönemi’ne kadar kesintisiz olarak iskân edilmesinde önemli etkendir. Yörenin doğal yapısından kaynaklanan gücü, yüksek tarım potansiyeli ile birleşince Arslantepe, topraklarını denetim altında tutabilen ve bölgedeki hammaddeyi işleyen ya da en azından işlenmesini organize eden egemen bir merkez konumunu kazanmıştır. Kerpiçten yapılmış anıtsal binaların bulunduğu geniş bir ortak kullanım alanı, 4.bin yılın sonlarında (M:Ö.3300-3000) tepenin güney-batı yamacında en az 2600m2’lik bir alana yayılmıştı. Bu alanda büyük olasılıkla farklı işlevlere sahip çeşitli yapılar yer almaktaydı. Ortaya çıkarıldığı kadarıyla bu kısım görkemli mimari ve işlevsel açılardan farklı bölümlerden oluşan büyük bir yapı topluluğudur. Çok amaçlı düzeninden dolayı bu anıtsal yapı topluluğu Saray olarak nitelendirilebilir. Sarayın koridor duvarları baskı motif ve duvar resimleri ile bezenmiştir. Binanın çeşitli bölümlerinde çok sayıda mühür baskısının bulunması, idari etkinliklerin yoğunluğunu ve bu işlerde, malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi bulunan çok sayıda memurun çalıştığını ortaya koymaktadır. Duvarlardaki zengin bezeme ve kabartmalarda gücü simgelemektedir. Bu bütün etkinliklerin merkezileştirildiği, kayıt amacıyla etkin bir mühürleme sisteminin kullanıldığı ve giderek bürokrasinin geliştiği, güçlü siyasi ve dini kurumları olan bir devlet sisteminin doğuşuna kanıttır. Geçmişte daha çok dinsel amaçlar için yapılan büyük yapı ilk kez başka işlevlerde kazanıp içinde kamu hizmetlerinin de görüldüğü, mimari açıdan gelişmiş, böylece Yakın Doğu’da sarayın başlangıcını oluşturmuştur. Saray kompleksinde arsenikli bakır alaşımlı, gümüş kakmalı kılıç, hançer gibi silahların yanı sıra yüksek ayaklıklı meyvelikler ve Mezopotamya tipi uzun vazolar da ele geçmiştir. Ayrıca sarayın hemen yanında M.Ö.2900’tarihlenen önemli bir kişinin (belki bir kralın) mezarı da ortaya çıkarılmıştır. Mezardaki zengin ölü hediyeleri ve mezarı kapatan taş kapak üzerinde bulunan kurban edilmiş 4 genç insan cesedi, bu mezarın bir kral mezarı olduğunu düşündürmektedir. Geç Uruk Dönemi’ne ait yapılar büyük yangınlarla ortadan kalktıktan sonra ortak kullanım alanı terk edilmiş, yerli geleneğe yabancı topluluklar yerleşmiştir. Bunu, gerek yerleşim düzeni ve konutlar, gerekse Doğu Anadolu-Transkafkasya kökenli çanak-çömlekler kanıtlamaktadır. Yerleşmenin ekonomik ve kültürel özellikleri bu yeni gelenlerin temelde kırsal, büyük olasılıkla yarı göçebe küçük topluluklardan oluştuğunu gösterir. Arslantepe’de Erken Tunç Çağı II (M.Ö.2700-2500)’nin başlangıcında Torosların kuzeyinde kalan bütün bölge Erken Tunç I’deki etkileri hala süren Suriye-Mezopotamya kültüründen kopmuş ve Doğu Anadolu- Transkafkasya kökenli geleneklere dayanan özgün ve incelikli bir kültür ortaya koymuştur. 3.bin yılın ikinci yarısında Erken Tunç III (M.Ö.2500-2000)’de bölgede yerel kültüre dayanan ve Anadolu’nun kentleşme geleneğine uygun bir yerleşme düzeninin yanı sıra surlarla çevrili kentlerin inşa edilmesine yol açan yeni bir süreç başlamıştır. Arslantepe’deki bu yerleşme Erken Tunç II’nin teraslar üstündeki geniş odalı büyük evlerini kullanmayı sürdürmüş ancak tepenin yamacından aşağıya doğru gelişmiştir. M.Ö.2000 yılında Arslantepe, Fırat Nehri’ne doğru genişleyen Hitit İmparatorluğu’nun Melidia-Meliddu adıyla şehri olarak kullanılmıştır. Bu yerleşim tepenin kuzey-doğu yamacına açılan şehir kapısı ve avlusuyla Orta Anadolu Hitit kentlerine benzeyen, etrafı toprak surla çevrili bir Geç Hitit şehri olarak kullanılmıştır. M.Ö. 5.binden -M.Ö.712 tarihindeki Asur istilasına kadar yerleşim yeri olarak varlığını sürdüren Arslantepe daha sonra bir süreliğine terk edilmiş, M.S. 5-6.yy’lar arasında ise Roma Dönemi köyü olarak kullanılmış ve daha sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimini tamamlamıştır. Kazılara Geç Uruk dönemi Sarayı ile Geç Hitit Sarayı alanında devam edilmektedir. Arslantepe’deki kazılara Prof. Dr. Marcella Frangipane Başkanlığındaki İtalyan Kazı Heyeti tarafından devam edilmektedir. Buluntular Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca Geç Uruk Dönemi’ne ait kerpiç Saray Kompleksinin Açık Hava Müzesi haline getirilmesi yönündeki projelendirme çalışması sürdürülmektedir. Bu projenin hayata geçirilmesi ile birlikte Arslantepe’nin ilimiz turizmine katkıları olumlu yönde artacaktır. Pazartesi günleri hariç haftanın her günü kışın 08:00-16:45 yazın 08:00-19:00 saatleri arası açık olup giriş ücretsizdir.

Mutfak Kültürü

Malatya geleneksel evlerinde mutfak ve kiler bulunur. Mutfak genellikle evin kuzeye bakan yönündedir. Kiler ise ya mutfağa bitişik ya da iki katlı evlerde alt katta bir bölümde bulunur. Mutfakta “Kaplık” ya da “terek” denilen raflar içerisinde kaplar bulunur. Mutfak veya kilerin bir tarafından “Aşlık”lar sıralanır. Kilerde yiyecek malzemelerinin yanı sıra kurutmalıklar, fazla eşya, buğday ve bunların elenmesinde kullanılan kalbur ve elek bulunur. Yatakların bulunduğu yüklük bu bölümde yer alır. Ocak mutfağın bulunduğu uygun bir yerde bulunur. Ocağın bir metre üzerinde davlumbaz vardır. Zahire ve kışlık yiyecekler, kilerin serin bir yerinde muhafaza edilir. Turşular ve reçeller bidonlara konularak burada saklanır. Kışlık et kavurması tenekelere basılarak kilerde yerden yarım metre yüksekte bulunan kerevetlerin üzerine         sıralanır.

Yemekler, yere serilen sofra bezi üzerinde konulan siniler üzerinde yenilir.
Malatya mutfak kültürü, zengin bir görünüm arzeder ve genellikle bulgur ağırlıklıdır. Özel günlerde yapılan kutlama, tören, çocuk görme, adak adama gibi günlerde yemeklerin çeşitliliği gözlenir. Doğum yapan lohusa kadını görmeye gidildiğinde Kuymak (Herle) götürülür.

Eve misafir geldiğinde, Hıdırıllez haftasında, bir rüya görüldüğünde hayıra çıkması dileğinde ise “Kömbe” yapılır. Ayrıca, Hıdırellez’de “Hızır Kömbesi”, “Sehen Kesmesi” gibi yiyecekler yapılarak en az yedi komşuya dağıtılır. Düğünlerde yemek türleri üç ana çeşit üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlar; etli bulgur pilavı, tiritli yemek ve mevsimine göre meyve, cacık ve salatadan oluşur.

Ölü ardından verilen yemekler ise düğünlerdeki yemek çeşitleri gibidir. Buna, “can aşı” veya “kırk yemeği” gibi genel     ad verilir.
Bu tür yemeklere ek olarak “un helvası”da yapılır. Yeni bir işe başlama, eve yeni birşey alma, kemer atma gibi durumlarda kömbe yapma ve kurban keserek komşulara dağıtarak geleneği sürdürmektedirler.

Mutfak kültüründe önemli bir yeri ekmek çeşitleri tutar. Bunlar; tandır etmeği, yufka ekmek, kınalı ekmek, taplama ekmeği, bazlama, ekşili ekmek, ballı ekmek, otlu ekmek, pileke, dönderme, taş küllüğü, tutmaç, saç yüzü, yağlı ekmek, saç üstü…
Çorbalar; mercimek çorbası, kavurmalı erişte-bulgur çorbası, tarhana çorbası, kara çorba, pıtpıtı çorbası, gendime çorbası, kulak çorbası, döğme çorbası, pirinç çorbası, ayali çorba, pirpirim çorbası, kelle-paça çorbası, ekşili çorba, keşli çorba, gurut çorbası, aşure çorbası, malhıta çorbası vb. sayılabilir.
Köfteler; Malatya mutfağında önemli bir yer tutar. Ana malzeme bulgurdur.Malatya’da 70’den fazla köfte çeşidi olduğu  bilinmektedir.

Bazılarının isimleri şöyledir:Analı-kızlı, içli köfte, sumaklı ekşili köfte, sıkmalı köfte, elmalı köfte, kurşungeçmez köftesi, gilgirikli köfte, ciğer köftesi, haşhaşlı top köfte, kel köfte, ıspanaklı dolma köfte, patatesli içli köfte, kabaklı çimdik köfte, yumru köfte, yumurtalı sıkma köfte, yoğurtlu balkabağı köftesi, etli çiğ köfte, çiğleme, mercimekli çiğ köfte, keloğlan köftesi, yavandan patlıcanlı köfte sayılabilir.

Sarma ve dolmalar: Dut yaprağı, kabak, pazı, zeytinyağılı marul sarmaları, asma yaprağı sarması, kiraz yaprağı, fasulye yaprağı sarması, pancar yaprağı sarması, soğan dolması, kabak çiçeği    dolması sayılabilir. Et ve sebze ağırlıklı Yemekler: Et tiridi, kabuk aşı, buğulama, sac kavurması, tiritli patates, tiritli fasulye, patlıcan dövmesi, boranı imam bayıldı, pancar kavurması ve sebzeli yemek çeşitleri  sayılabilir. Reçeller-Şuruplar-Turşular: Elma, ayva, kabak, çilek, erik, gül vb. gibi türlerden reçel yapılır. Yine üzümden kızılcık, vişne, erik, gül gibi türlerden şuruplar hazırlanır. Ayrıca; biber, salatalık, domates gibi sebzelerden turşu yapılır. Tatlı olarak dut helvası, üzüm pestili, köpük pestili, üzüm sucuğu, pekmez, çir kavurması, peynir tatlısı, deli kız baklavası, kaymaklı kayısı tatlısı, Arapgir’in peynir helvası, Halbur tatlısı, dolma tatlısı, sütlaç ve çiğdemli sütlaç sayılabilir.

MALATYA YEMEKLERİNDE EN ÇOK KULLANILAN MALZEMELER

Yöremizde yapılan yiyeceklerde kullanılan ana madde bulgurdur. Ancak değişik şekillerde hazırlanması, büyük ve küçüklüklerine göre gruplandırılarak kullanılması değişik isimler altında toplanmasına neden olmuştur. Baş bulgur, orta bulgur, yarma, sümüt gibi.

Bulgur: Buğday suyla büyük kazanlarda kaynatılıp bezlerin üzerinde güneşe yayılarak kurutulur, kurutma esnasında bozulmanın (ekşimenin) olmaması için zaman zaman karıştırılmasına, yağmur gibi olaylarla ıslanmamasına itina edilerek kurutma yapılır. Kurutulan buğday elenerek ayıklanır, değirmende belli kıvamda öğütülür. Elenmek suretiyle büyüklüğüne göre gruplandırılır. Baş bulgur, orta bulgur, çiğ köftelik ve sümüt olmak üzere. Sümüte halk arasında simit de denir. Çiğ köfte için; çiğ köftelik bulgur (orta bulgurun daha incesi) kullanılır.

Yarma: Etsiz köftelerin ve sarmaların yapımında kullanılır. Buğday yıkanır, kurutulur, ayıklanır. Değirmende belli bir kıvamda öğütülür. Bulgura göre daha ince ve unlu bir görünümü vardır. Yarma elenerek irileri ayırt edilir. Ayırt edilen iri yarmaya irinli adı verilir. Çorba ve bazı dolmalarda kullanılır.

Dövme: Halk arasında genelime adı verilir. Buğday yıkanır, kurutulur, ayıklanır, değirmende biraz ezilmek suretiyle elde edilir. Genellikle çorbalarda, bazen da pilav yapımında kullanılır.

Erik ekşisi: Yöremizde çok kullanılır. Özellikle ekşili köfte ve yemeklerde yer alır. Erik olgunlaşmadan toplanır, yıkanır büyük kazanlarda su ile kaynatılır. Bez torbalarda süzülerek posa ve suyu ayırt edilir. Suyu büyük tepsilerde güneşte bekletilerek kıvamlaştırılır, pekmez görünümdedir.

Kef: Tereyağı eritilir, süzgeçten başka bir kaba geçirilir, dipte kalan tortulu kısma bir miktar un ilâve edilerek kavrulur, tuz atılır. Bu şekilde hazırlanan yiyeceğe kef denir. Lezzet vermek amacıyla özellikle çorbalarda kullanılır.

Tarhana: Yöremizde hazırlanan tarhana, pek çok yörede hazırlanan un tarhanasından farklıdır. Dövmeyle hazırlanır. Dövme bol miktarda su ve tuzla iyice haşlanır. Fırından alınan ekmek hamuru maya olarak kullanılır. Ekmek hamuruna bir miktar un ve yoğurt karıştırılarak yoğrulur, mayalandırılır. Pişirilen dövme ılıklaşmaca, yoğurt, nane, maya ilâve edilerek iyice karıştırılır. Bez torbaya doldurulur, günde iki üç kez karıştırılarak suyunu iyice salması ve mayalanması sağlanır. (Bu işlem 45 gün sürer.) Parçalar halinde temiz örtülere yayılarak güneşte kurutulur. Kuruyan tarhana bez torbalarda kışlık erzak olarak muhafaza edilir.

Mercimek: Yöremizde; çorba ve köftelerin yapımında kullanılır. Bu mercimeğe çekilmemiş mercimek ya da kahverengi mercimek denir. Yeşil mercimeğin yarısı büyüklüğünde ve rengi kahverengidir.

Yarmaca: Siyah nohudun çekilmesi ile elde edilir. Görünümü nohudun ikiye bölünmüş ve biraz daha küçük halidir. Özellikle bulgur pilavı yapımında kullanılır.

Samut: Dere otunun tuzla salamura olarak hazırlanmış haline denir.

Kişniş: Kahverengi renkte güzel kokulu bir tohumdur. Kara kimyon adı da verilir. Teflon tavada kavrulduktan sonra havanda ezilir, toz haline getirilerek kullanılır. Ayrıca şekerleme sanayinde “kişniş şekerleri” yapımında kullanılır.

Maş: Kara nohut görünümünde biraz daha koyu renkli bir tohumdur.

Külah: Yaz mevsiminde dolmalık biber, patlıcan, salatalık oyularak bez üzerinde veya ipe dizilerek güneşte kurutularak hazırlanır. Bez torbalarda kışlık erzak olarak muhafaza edilir. Yöremiz köfteleriyle ünlü bir yöredir. Köfteler deyince akla hemen bulgur ya da yarma kökenli yemekler ve sarmalar gelir. Malatya’da ünlü olan bu köfteler çok çeşitlidir. Hemen hepsi, hazırlanan bu kitapta mevcuttur. Özellikle sarmaların yapımında kullanılan kiraz ayva fasulye yapraklan iplere dizilerek güneşte kurutulup kış için uygun yerlerde muhafaza edilmektedir.

Malatya Yöresel Yemekleri sayfalarımızın oluşturulmasında Malatya Valiliği tarafından 1996 yılında yayınlanan “Malatya’nın Mahalli Yemekleri” adlı kitaptan yararlanılmıştır.ÇorbalarEt ve Sebze YemekleriKöftelerPilavlarSalatalarTatlı ve Hamur İşleri

Halk Oyunları

Malatya, halay bölgesinde yer alır. Ancak, halay dışında oyunlara da rastlanmaktadır. Diğer illerde yapılan kültür alışverişi sonucu oyun çeşitleri artmıştır. Örneğin, Elazığ’da delilo, Adıyaman’da beşayak, papurinin ise Bitlis’te oynandığı görülür.

Halaylar, davul-zurna eşliğinde oynanır. Yörede halay çekmeye “Dillân Çekme” denilir. Beş kişiyle oynanan halayın başını çeken oyuncuya “halay başı” sonundaki oyuncuya “Pöççü” denilir. Her ikisi de elinde mendil bulundurur.

Çalgı olarak; davul, zurna, kaval başta olmak üzere bağlama, cümbüş ve darbuka çalınmaktadır. Arapgir ilçesinde klarnet daha yaygındır. Diğer taraftan halayların yanısıra toplu oynanan ve törensel bir karakter arzeden semahlar vardır. Malatya ve çevresinde Hızır Semahı, Bozok Semahı, Demdem Semahı, Arguvan Semahı, Kırat Semahı oynanmaktadır. Kına havası olarak bilinen “Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter” türküsü genç kızlar ve kadınlar tarafından kına yakılırken oynanır.

Malatya’da oynanan oyunlarda giysiler bu yöreyi tamamen yansıtmaz. İlçeler arasında değişik giysilere rastlanır. Genellikle halk oyunlarında, erkekler başlarına “Küm” denilen ak işlemeli “Papak” takarlar, Ancak, zaman zaman oyunlarda erkeklerin başı açıktır.

Bayanlarda başta “Küllük” adı verilen etrafı altın liralarla çevrili fes, fesin üstüne “Pusu” takılır. En üstü ise dolak, ya da yazma bağlanır. “Şalvar”, “Üç etek” ve üç eteğin üzerine bernavile denilen önlük giyilir. Bele sarılan renkli şalın kenarına beyaz ve kırmızı renkli mendil takılır. Ayakta ise nakışlı çorap ve siyah renkli yemeni bulunur.

Oyunların başlıcaları şunlardır:Ağırlama (Grani, Ağır, Ağır Malatya)/Alkışta (Arkuşta, Yarkutta, Halkuşta, Harkuşta)/. Aşırma Halayı / Arapgir Halayı/Bapuri (Papuri, Papori, Pagpuri)/Berde/Başayak Halayı/Çarşı Su Halayı/Cezayir
Oyunu/Çeçer/Dillan/Değirmenci Halayı/Delilo Halayı/ Gelin Halayı (Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter)/Gerzani Halayı/Gezinti/Güvenk (Kevenkj/Güzeller (Nâri)/Hem Hime (Hımhime)/Heyhat/Hoplama/Halayı/Hoşgeldin/ Karahisar Halayı/Keçike (Koçike), Keçikey, Lorke, (Lorki) Halayı/ Kemaliye Tamzarası/Kırıkhan/Kol

İsmet İnönü
24 Eylül 1884-25 Aralık 1973

Mustafa İsmet, Malatya’da yerleşmiş eski bir Türk ailesi olan Kürümoğollarındandır. Büyük babasının adı Abdülfettah’dır. Mahkeme üyeliklerinde bulunmuş ve Harbiye Nezareti Muhakeme Dairesi Mümeyyizliğinden emekli Hacı Reşit beyin oğludur. 24 Eylül 1884 de İzmir’de doğmuştur. Evli ve üç çocuk babasıdır. Babasının görevi nedeniyle Sivas’ta ilk okula başlamış, 1892 de Askeri Rüştiye’ye girmiş, 1895 de okulu bitirmiş, Sivas Mülkiye İdadisinde (lise) öğrenimine devam etmiştir. 31 Temmuz 1897 de babasının İstanbul’a tayini nedeniyle 6. sınıfta ayrılmış, Halıcıoğlu’ndaki Harp okulunun lise kısmını kaydolmuştur. 1900 da Liseyi bitirmiş, 14 Şubat 1901 de Topçu Harbiye sınıfına girmiş 1 Eylül 1903 de okulu birincilikle bitirmiş ve Topçu Mülazımı Sanisi (Teğmen) olmuştur. Okuldaki başarısı nedeniyle Erkanı Harbiye (Kurmay) sınıfına ayrılmış ve burayı da birinci ile bitirerek altın Maarif madalyası almıştır. 1903 de Pangaltı’da bulunan Harp Akademisine girmiş ve 26 Eylül 1906 da sınıfının birincisi olarak Kurmay Yüzbaşı rütbesi ile mezun olmuştur.

2 Ekim 1906 da Kurmay Yüzbaşı olarak Edirne’de Ordu Merkezinde ilk görevine başlamış ve Sahra Topçu 8. Alay 3. Bölük Kumandanı olarak görevine devam etmiş, 7 Kasım 1908 de Kolağası rütbesine yükselmiş ve Edirne 2. Tümenin Kurmaylık görevine getirilmiştir.

26 Şubat 1910 da İmam Yahya’ya karşı Hükümet tarafından harekete geçirilen Yemen Mürettep Kuvvetlerinin Kurmaylığına atanmış ve Hudeyde’ye gelmiştir. İmam Yahya ile yapılan görüşmelere katılmış ve gösterdiği başarılar nedeniyle 26 Nisan 1912 de Binbaşılığa yükseltilmiştir. 25 Şubat 1913 tarihine kadar Yemen’de Genel Kuvvetlerin Kurmay Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

Balkan harbinin çıkması üzerine İstanbul’a çağrılmış, 11 Nisan 1913 de Büyük Karargahı Umumi I. Şubesinde, 8 – 29 Eylül 1913 de Bulgar delegeleri ile İstanbul’da Barış görüşmeleri ile görevlendirilmiştir. 15 Aralık 1913 de Genel Kurmay 3. Şubesinde görevlendirilmiş, 2 Ağustos 1914 de ilan edilen genel seferberlik ile I. Ordunun Kurmaylığına atanmış, Osmanlı İmparatorluğunun 11 Kasım 1914 de savaşa katılmasından sonra 29 Kasım 1914 de Kaymakamlığa (Yarbaylığa) yükseltilmiştir. 1914 de Başkomutanlık Genel Karargahı I. Şube Müdürlüğüne atanmış, 16 Ağustos 1915 de Gümüş Harp Liyakat Madalyası kazanmış, Umumi Karargahta bir yıl bulunduktan sonra cephede görev istemiş, 2 Ekim 1915 de II. Ordunun Kurmay Başkanı olmuş ve 14 Aralık 1915 de Miralaylığa (Albaylığa) yükselmiştir. 30 Aralık 1916 da II. Orduya bağlı 4. Kolordu Kumandanlığına atanmıştır.

12 Aralık 1916 da Kafkas cephesindeki yararlıkları nedeniyle altın harp madalyası almış, 1 Mayıs 1917 de Filistin cephesindeki 20. ve 19 Haziran 1917 de 3. Kolordu Komutanlıklarına atanmış, 20 Eylül 1917 de 7. Orduya bağlı 3. Kolordu Kumandanı iken Atatürk’ün Başkomutanlığa verdiği önemli raporun hazırlanmasında rol oynamıştır. 1918 Sonbaharında Şeria vadisinde Kolordusu ile başarılar kazanmıştır.
Mondros mütarekesi görüşmeleri sırasında 24 Ekim 1918 de Harbiye Nezareti Müsteşarlığına getirilmiş, 22 Kasıma kadar bu görevde kaldıktan sonra, 29 Ocak 1919 da kurulan Mütareke Komisyonuna Askeri uzman olmuş ve Harbiye Nezaretinde bu amaçla kurulan Komisyona da Başkanlık yapmıştır. 4 Ağustos 1919 da Kolordu Komutanlığı yetkileri ile Askeri Şura üyeliğine ve Muamelatı Umumiye Müdürlüğüne atanmış ve 8 gün sonra bu görevinden alınmıştır.

8 Ocak 1920 de ilk defa Anadolu’ya geçmiştir. Davet üzerine İstanbul’a dönmüş, 16 Mart 1920 de İstanbul’un İşgali üzerine tekrar Anadolu’ya geçmiştir.

25 Nisan 1920 de seçilen geçici yürütme kurulunda Atatürk tarafından kendisine bir görev verilmiş ve 3 Mayıs 1920 de kurulan ilk İcra Vekilleri Heyetinde Genel Kurmay Başkanı olmuştur. İnönü; Edirne’yi seçerek Büyük Millet Meclisine Edirne Millet Vekili olarak girmiştir.

8 Kasım’da Garp Cephesi Komutanlığına (Genel Kurmay Başkanlığı görevi üzerinde kalmak üzere) atanmış, Çerkez Etem kuvvetlerini tasfiye etmiş, 10 Ocak 1921 de I. İnönü zaferini kazanmış ve Tuğgeneralliğe yükseltilmiş, 31 Mart 1 Nisan 1921 de II. İnönü kazanmıştır. 1921 de Fevzi Çakmak’ın Genel Kurmay Başkanlığına getirilmesi ile sadece cephe komutanlığı ile görevlendirilmiştir.
10 Kasım 1921 de Garp Cephesi Kuvvetleri, 2 Ordudan meydana gelmiş ve Ordular grubu halinde İsmet Paşanın Komutanlığına verilmiştir. 9 Eylül de kazanılan zafer üzerine rütbesi Ferikliğe (Korgeneralliğe) Yükseltilmiştir.

03-11 Ekim tarihleri arasında Mudanya’da Mütareke görüşmelerini sürdürmüş ve anlaşmayı imzalamıştır. 26 Ekim 1922 de Edirne Millet Vekili sıfatıyla Dışişleri Bakanı olmuş ve Lozan Konferansına heyet Başkanı olarak katılmıştır. I. Lozan Konferansı 4 Şubat 1923 de kesilmiş, II. Lozan Konferansı 23 Nisan 1923 de başlamış ve 24 Temmuz 1923 de Barış Anlaşması imzalanmıştır.14 Ağustos 1923 tarihinden 5 Mart 1924 tarihine kadar ikinci defa Malatya Milletvekili olarak Hariciye Vekili olmuş ve 30 Ekim 1923 de Türkiye Cumhuriyetinin ilk Başbakanı olmuştur. 20 Kasım 1924 de Başbakanlıktan çekilmiş ve 5 Mart 1925 de ikinci defa Başbakan olmuş ve 25 Ekim 1937 de istifa ederek ayrılmıştır. 1937 de kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır.

10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vefatı üzerine 11 Kasım 1938 de Cumhurbaşkanı seçildi. 14 Mayıs 1950 yılında yapılan seçimlerde Demokrat Partinin çoğunlukla iktidara geçmesi üzerine Cumhurbaşkanlığından çekildi ve o günden sonra muhalefet liderliği görevine başladı.(İnönü 3 Nisan 1939 – 8 Mart 1943 – 21 Temmuz 1946 seçimlerinde iki defa Cumhurbaşkanı seçilmiştir).

2 Mayıs 1954 de ve 27 Ekim 1957 seçimlerinde Malatya’dan Millet Vekili Seçilmiş, 20 Kasım 1961 de İnönü başkanlığında ilk Koalisyon Kabinesi kurulmuş ve bu kabinenin ömrü kısa olmuştur. 25 Haziran 1962 de ikinci bir Koalisyon Hükümeti kurmuştur. 25 Aralık 1963 de bağımsızlardan oluşan üçüncü Koalisyon Hükümeti kurulmuş ve bu koalisyon Şubat 1965’e kadar devam etmiştir. Ekim 1965 Seçimlerinde Adalet Partisinin çoğunlukla iktidara gelmesi üzerine ana muhalefet liderliğine devam etmiştir.

1931 de Atina’ya ve Budapeşte’ye 1932 de Moskova ve Roma’ya 1933 de Sofya’ya 1937 de Belgrat’a Paris’e ve Londra’ya ve 1963 de Kenedi’nin cenaze töreni için ve 1964 Haziran’ında Kıbrıs Sorunu için Amerika’ya gitmiştir. 25 Aralık 1973’te vefat etmiştir.

Kırmızı – yeşil İstiklal Madalyası vardır.

Turgut Özal
13 Ekim 1927 – 17 Nisan 1993

Turgut Özal, banka memuru Mehmed Sıddık ve ilkokul öğretmeni Hafize Hanım’ın çocukları olarak 13 ekim 1927’de Malatya’da dünyaya geldi. Babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini yurdun değişik yerlerinde tamamladı. Turgut daha dört yaşında iken aile Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı. Burası, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin’ Keykubat’ın Ertuğrul Bey’e yurtluk olarak verdiği, sonra da Ertuğrul Bey’in oğlu Osman Bey’in Osmanlı Devleti’nin temelini attığı yerdir. Yetiştiği bu çevre, Turgut Özal’ın kişiliğinin oluşumunda temel rol oynayacaktır.

Özal öğrenim hayatına burada başladı. Daha sonra aile Silifke’ye taşındı. Özal bu yıllarda ısrarla pilot olmayı arzu etmektedir. Fakat burada geçirdiği bir kaza onun bu arzusuna ulaşmasına engel olacaktır. Bindiği eşeğin üzerinden semer kaymış ve kolu hasar görmüştür. Bu, kolunun biraz kısa kalmasına sebep olmuş ve böylece pilotluk hayalleri de suya düşmüştür.

Mehmed Sıddık Bey’in görevi nedeniyle aile sık sık il değiştirir. Nitekim Özal bu arada orta okulu da Mardin’de bitirir. Ama Mardin’de lise yoktur. Annesi Hafize Hanım, oğlunun ya Konya Lisesi’nde ya da Kabataş Lisesi’ni okumasını arzu etmektedir. Her iki okul da paralıdır. Özal’ın paralı yatılı okuması gerekmektedir. Böylece Özal, 25 lira daha ucuz olduğu için, Kabataş’a değil, Konya Lisesi’ne verilir. Fakat bu arada ortanca oğul Korkut da Ortaokulu bitirir. Ailenin her iki çocuğu da paralı yatılı okutmaya gücü yetmemektedir. Aile buna da bir çözüm yolu bulur. İki kardeş de dayıları Süleyman Doğan’ın Malatya’daki evlerine belli bir kira karşılığında yerleştirilir. Yeğenleri Hüsnü de yanlarında kalacaktır.

Aile sonunda Kayseri’de tekrar buluştu. Özal liseyi Kayseri’de bitirir. Turgut Özal girdiği üç fakültenin de imtihanlarını başarır. Fakat bunların arasından İTÜ’nün Elektrik Mühendisliği’ni seçer. Burs almaya başlayınca ailesine yük olmaktan kurtulur.

Özal’ın yokluklar arasında geçen bu tahsil hayatı, hayata atıldıktan sonra hayır amaçlı çeşitli cemiyetlerde görev almasında da temel rol oynamıştır. Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken, daireye uğrayan ihtiyaç sahibi bir fakire verecek bir şey bulamayınca üzerindeki elbiseleri çıkarıp vermesinde, zorluklar ve yoksulluklar arasında geçen hayatının rolü büyüktür.

Üniversite yıllarında gençlik hareketlerinde de aktif rol alır. Talebe Cemiyetinde yardım kolu başkanlığı yapar. Kardeşi Korkut’la birlikte, “Anadolu’nun bağrından kopanlara İstanbul’u Tanıtma Kulübü’nü kurar. 1940’lı yılların o insan hak ve hürriyetleri açısından sıkıntılı günlerinde, Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesinin İslâmi usullere göre gömülmesi ve vatandaşın omuzlarında taşınması konusunda aktif rol oynar.

Özal, 1950 yılında üniversiteden mezun oldu. Aynı yıl Ankara elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde mühendis olarak çalışmaya başladı. Bu arada evlendi. Fakat bu evlilik kısa sürdü. 1952 yılında sona eren bu evlilikten sonra, kendisinin de çalıştığı EİEİ’de daktilocu olarak görev yapan Semra Hanım’la evlendi. Özal’ın bu evlilikten 3 çocuğu oldu.

Özal bu evlilikten hemen sonra mesleğinde ihtisas yapması amacıyla Amerika’ya gönderilir. Dönüşünde Elektrik işleri Etüd İdaresi’nde Genel Direktör Teknik Müşaviri olarak görev alır. 1958 yılında zamanın hükümetince kurulan Planlama Komisyonu’nun sekreterye görevini de yapan Özal, bu arada askerlik görevini de yapmak üzere 1959 yılında Ankara Ordudonatım Okulu’nda yedek subay olur. Devlet Su İşleri Genel Müdürü Süleyman Demirel de, usta asker Turgut Özal’ın yanında yedek subay öğrencisi olarak gelir ve Özal ona hem komutanlık, hem de öğretmenlik yapar. 1960 yılındaki askeri darbe sırasında Özal askerdir. Askerlik görevinin hemen ardından elektrik İşleri Etüd İdaresi’ndeki görevine tekrar dönen Özal, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluş çalışmalarına da katılır.

1965 seçimlerinden sonra Başbakan olan Süleyman Demirel’in yanında önce danışmanı olarak görev alan Özal, daha sonra da 1967 yılında DPT Müsteşarlığı’na getirildi. DPT’de sol planlamacılar ağırlıkta olmasına rağmen, ısrarla planlamada özel girişime ağırlık verilmesi gerektiğini savundu. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra DPT’daki görevinden ayrıldı ve Amerika’ya gitti. Burada 1973 yılına kadar kalyan ve Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde sanayi ve maden konularında özel danışmanlık görevi yapan Özal, yurda dönüşünde özel sektörde bankacılık, demirçelik, otomotiv sanayi, tekstil, gıda, döğme ve döküm alanlarında yönetici olarak çalıştı. 1977 Genel Seçimlerinde MSP’den İzmir Milletvekili adayı oldu ve seçimi az bir farkla kaybetti. Daha sonra MESS’de Sendika Başkanı olarak görev yaptı. Kasım 1979 yılında Süleyman Demirel Başkanlığında kurulan azınlık hükümetiyle tekrar devlet memurluğuna dönen Özal’a, Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşar Vekilliği görevi verildi. Türk ekonomisinin liberalleşmesini hedefleyen 24 Ocak kararlarının hazırlanmasında aktif görev aldı.

12 Ocak 1980 askeri darbesinden sonra kurulan Bülend Ulusu Hükümeti’nde ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. 22 ay kaldığı görevinden 14 Temmuz 1982 yýlýnda istifa etti 20 Mayıs 1983’te Anavatan Partisi’ni kuran Özal 12 Eylül sonrası yapılan ilk serbest genel seçimlerde 6 Kasım 1983’de 211 milletvekili çıkararak toplam 400 kiþiden oluşan parlamentoda çoğunluğu sağladı ve iktidar oldu.

Milli Güvenli Konseyi, seçimin Milliyetçi Demokrasi Partisi tarafından kazanılmasını ve Halkçı Parti’nin de ana muhalefet partisi olmasını arzu ediyordu. Özal’ın seçimleri kazanması sürpriz oldu. Kenan Evren Hükümeti kurma vazifesini Özal’a vermekte biraz tereddüt gösterdi ve Hükümeti de ancak 13 Aralık 1983’te onayladı. Birinci Özal Hükümeti 24 Aralık’ta güvenoyu aldı. İdari ve mali alanda devrim sayılacak kararlara imzasını attı ve ilk yapılan yerel seçimlerde de ezici bir üstünlük sağladı. 1984 yılı Mart’ında yerel yönetimlerde de iktidar oldu.

13 Nisan 1985’te yapılan ilk büyük kongrede tekrar genel başkanlığa seçilen Özal, 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkararak TBMM’de çoğunluğu sağladı. İkinci Özal Hükümeti 21 Aralık 1987 de açıklandı ve bu hükümet Türkiye Cumhuriyeti’nin 47. Hükümeti oldu.

18 Haziran 1988’de yapılan Anavatan Partisi 2. Olağan Kongresi sırasında Özal’a suikast girişiminde bulunuldu ve elinden yaralandı. Özal aynı gün takrar oy birliğiyle genel başkanlığa seçildi.
31 Ekim 1989’de Kenan Evren’den boşalan Cumhurbaşkanlığı makamına seçildi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak 9 Kasım 1989’da göreve başladı.

Herkes Özal’ın laik bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak cuma namazına gidip gitmeyeceğini merakla bekliyordu. Fakat o her zamanki gibi rahat ve tabulara meyden okuyan tavrıyla Ankara Kocatepe Camii’ne gitti ve cuma namazını kıldı. O gün Kocatepe’de izdiham yaşandı ve halk sevincinden gözyaşlarına boğuldu.

Türkiye’nin bölgesinde etkin rol oynamısını isteyen Özal, Balkanlara ve hemen peşinden Orta Asya’ya yaptığı o uzun ve yorucu seyahatlerden sonra döndüğü o çok sevdiği vatanında, 17 Nisan 1993’te vefat etti.

Cumhurbaşkanı seçildiğinin ertesi günü sevinç gözyaşlarıyla kendisini Kocatepe Camii’nde karşılayan halk, bu kez onu ayrılık gözyaşlarıyla aynı yerden uğurladı.
“Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak Adnan Menderes’in de bulunduğu yere defnedildi.

Halen kabri, çok sayıda vatandaş tarafından ziyaret edilmektedir.

ATATÜRK’ ÜN MALATYA’ YA GELİŞİ               

26 Ocak 1931   –  2 Mart 1931 tarihleri arasında gerçekleştirilen gezi programında Atatürk ve beraberindekilerin Malatya’ya gelişi, takip edilen ulaşım politikası ve dolayısıyla Fevzipaşa-Malatya demiryolu hattının hizmete açılışı ile ilgilidir. Atatürk 12 Şubat  1931 Perşembe günü Taşucu-Silifke üzerinden Mersin’ e gelmiş ve gerekli incelemeleri yapıp, vatandaşlarının sıkıntılarını dinledikten sonra, daha önceden hazırlanıp Mersin’ e getirilen  BEYAZ TREN  ile saat  18:00  sularında Malatya ‘ ya hareket etmiştir. Atatürk’ ün Malatya ‘ya yaptığı bu seyahat sırasında  maiyyetinde bulunanlar, ordu müfettişi Fahrettin ( ALTAY ), Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik (BIYIKLIOĞLU) , İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Recep Peker, A. Afet İnan, Vasıf ( ÇINAR ), Dr. Reşit Galip ve Cumhurbaşkanlığı erkanından Hasan Rıza  (SOYAK ), İsmail Hakkı ( TEKÇE ) ve baş yaver Rusuhi Bey ile değişik bakanlıkların kalabalık müşavir, müfettiş ve teknisyen kadrosu vardı.  13 Şubat 1931 Cuma günü saat 17:30 civarında Malatya ‘ ya ulaşan Atatürk, Malatyalılarla beraber olmak dışında, bu şehri ilk defa demiryolu ile güneyden Anadolu demiryolları ağına bağlamanın sevincini de yaşamış oluyordu.

Mustafa Kemal Atatürk, trenden iner inmez Başvekil İsmet Paşa’ ya çekilmek üzere Vali Mehmet Tevfik Beye verdiği telgraf metninde, yapılan faaliyetlerin öneminden şöyle değinmiştir.” … Yeni yapılan yol ile Malatya ‘ ya vardığımız bu günde, sizi takip ettiğiniz pek isabetli imar faaliyetlerinden dolayı bir daha tebrik ederek ve takdirlerimi arz ederim…”Atatürk, Tren garından İstasyon Virajı kavşağına kadar Malatyalılarla yürümüş, ardından yeni Açılan Atatürk Caddesini otomobille geçerek Türkocağı binasına gelmiştir. Mustafa Kemal  Malatya’ da ki zamanın büyük bir kısmını bugün ” Atatürk Evi ” adını taşıyan  Türkocağı binasında geçirmiştir. Mustafa Kemal’ in burada yaptığı ve daha çok demiryollarını ilgilendiren konuşması ise şöyledir :”   … Malatya ‘yı görmek Malatyalılarla daha çok görüşmek için bu kadar zaman kafi değildir. İleride daha uygun bir mevsimde belki Başvekil İsmet Paşa ile gelip görmek, sizlerle görüşmek fırsatını bulurum.” Demesi üzerine Malatya Belediye Başkanı Mustafa Naim KARAKÖYLÜ  Atatürk ‘ e hiç olmazsa birkaç gün kalmalarını arz edince Atatürk sözlerine şöyle devam etmiştir: ”… Arkadaşlar önemli bir ilimizin merkezine bizi getiren demiryolu olmuştur. Bugüne kadar bu önemli ve çok feyizli Malatya’ ya gelmek isteyenler bu medeni vasıtanın bulunmamasından dolayı isteklerine kolaylıkla muvaffak olamamışlardır. Bu istekler bu memlekete çok feyiz getirecek ve memleketin tabii değerlerinden dünyayı faydalandıracak mahiyettedir. Yeni eser, bu genel isteği tatmin edecektir ümidindeyim. Türkiye Hükümetinin tespit ettiği projeler dahilinde belirli zamanlar içinde vatanın bütün bölgeleri çelik raylarla birbirine bağlanacaktır. Bütün vatan bir demir kitle haline gelecektir. Demiryolları memleketin tüfenkten toptan daha önemli bir koruma silahıdır. Demiryollarını kullanacak olan Türk milletinin refeh ve medeniyet yollarıdır…” 13 Şubat akşamı Malatya’da,  Türkocağı binasında hazırlanan odada geçiren Atatürk 14 Şubat Cumartesi günü Belediyeyi ziyaret ederek, Belediye Başkanından şehrin ihtiyaçlarını öğrenip not ettirdikten sonra halk ile esnaf kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmüştür. Bu sırada Kooperetifçilik üzerinde ısrarla duran ve halkı bu yönde teşvik ederek destek vaad eden Atatürk, Milli Eğitim Müdüründen de  ” Millet Mektepleri ” ve eğitim hakkında gerekli bilgileri alıp bazı direktifler vermiştir.  Daha sonra çarşıyı gezen Atatürk, geç vakitlerde Dörtyol’a gitmek üzere yine özel trenle Malatya ‘ dan ayrılmıştır.

ATATÜRK’ ÜN   MALATYA’ YA İKİNCİ GELİŞLERİ ( 14 Kasım 1937 )

Mustafa Kemal Atatürk’ ün ikinci defa Malatya ‘ ya gelişinin sebebi yine demiryolu münasebetiyledir. 12 Kasım 1937 akşamı özel treni ile Diyarbakır-İran-Irak  hattının temel atma töreni için Ankara’ dan Sivas ‘ a hareket eden Atatürk, buradan  da 16 Ağustosta işletmeye açılan Çetinkaya hattından Malatya’ ya gelmiştir.Atatürk, bu gezi kapsamında Malatya, Elazığ, Tunceli ve Diyarbakır’ da incelemelerde bulunmuştur. O’nun  Malatya ‘ ya teşrifleri haber alınır alınmaz 12 Kasım 1937 Cuma gününden itibaren şehirde gerekli hazırlıklara başlandığı gibi Orgeneral Kazım Orbay ve Korgeneral Galip Deniz  Malatya’ ya gelmiş ve karşılama törenini gözden geçirmişlerdi.  Bu arada Kazım Orbay Atatürk ‘ ü karşılamak üzere Sivas’ a gitmişti. Bir gün sonra da Malatya Valisi   İ. Ethem Akıncı ile Korgeneral Galip Deniz Atatürk’ ü karşılamak üzere bir posta treni ile Malatya-Sivas sınırına kadar giderek karşılama törenini başlatmışlardı. Güzergahtaki köy, kasaba halkı  ,gece yarısından itibaren istasyonlarda Atatürk’ ü görebilmek için beklemeye başlamışlardı.Atatürk  Sivas- Malatya seyahati sırasında Yazıhan’ da mola vermiş, geceyi burada dinlenerek geçirdikten sonra 14 Kasım 1937 Pazartesi günü saat 12:00 sularında Malatya ‘ ya hareket etmişlerdir. Atatürk ve beraberindekilerin yer aldığı özel trenden başka Diyarbakır-Cizre hattı açılış törenine katılacakların yer aldığı ikinci bir tren de bu seyahatte eşlik ediyordu. Bu tren  Atatürk’ ün Malatya’ya gelişinden yaklaşık yarım saat sonra Diyarbakır’ a doğru yola çıkmıştır.

Atatürk ile beraber Malatya’ ya gelenler arasında; Başvekil Celal Bayar, Şükrü Kaya ( İçişleri Bakanı ), Ali Çetinkaya (Bayındırlık Vekili), Ali Kılıç, Salih Bozok, Recep Peker gibi simalar yer almaktaydı. Malatya programı çerçevesinde Atatürk, ihtiram kıt’asını, ilk, orta ve lise öğrencilerini teftiş ettikten sonra kendilerine tahsis edilen otomobil ile yapımına 25 Mayıs 1937′ de başlanan İplik ve Bez Dokuma Fabrikasına gitmiştir. 1937  yılında anayasada yer alan devletçilik ilkesinin bir yansıması olan ve yapımı süren bu fabrikada  gerekli incelemeler yapan ve bilgi alan Atatürk, fabrikanın biran önce bitirilmesi için gerekli emirleri de vermiştir. Ayrıca, bu seyahat dolayısıyla orada hazır bulunan İş Bankası  genel müdürü Muammer Eriş’e Malatya’nın kalkınması ile ilgili bir rapor hazırlaması ve en kısa sürede kendisine teslim etmesini emretmiştir.Buradan yapımı sürdürülen Devlet Hastanesine gidilmiş ve buradaki incelemelerin ardından değişik konular üzerinde görüşlerini tamamlayarak,  halkın alkış tufanı arasında istasyona geçmiş ve saat  14:00’de Diyarbakır’a gitmek üzere uğurlanmıştır.     

MALATYA ATATÜRK EVİ Eski Halkevi binası 1981 yılında düzenlenerek Malatya Atatürk Evi olarak ziyarete açılmıştır. Atatürk, Malatya’ya iki kez gelmiştir.İlkin; Malatya’yı Adana’ya bağlayan Demiryolunun 1931 yılı başlarında tamamlanması üzerine Atatürk, 13 Şubat 1931 günü trenle Adana’dan Malatya’ya gelmiş, Malatya’da bir gece kalmıştır. 1937 yılında Sivas Malatya Demiryolunun tamamlanması ile de 14 Kasım 1937 günü Sivas’tan Malatya’ya gelmiş, incelemelerde bulunarak aynı gün Diyarbakır’a hareket etmiştir. Atatürk’ün Malatya’ya ilk geldiği zaman bir gece kaldığı eski Türk Ocağı, daha sonra Halkevi Binası’nın giriş katındaki iki oda, 1981 yılında Atatürk Evi olarak düzenlenmiştir. Girişte, sağdaki ilk oda Atatürk’ün Halkevi’ni ziyaret ettiği sarada kullandığı masa ve koltukla döşenmiş, işlemeli bir sehpa konulmuştur. Girişin solundaki odada, Atatürk Kitapları sergilenmiştir.

Sivil Mimari

Malatya evlerinde kerpiçten sonra en çok kullanılan “ahşap” malzemelerdir. Duvarları bağlayan hatıllar, iç ve dış doğramalar, döşemeler, tabanlar, pencereler, kapılar, merdivenler, dolaplar tamamen ahşap malzeme ile yapılmıştır. Demir ise sadece kapılarda, pencerelerde ve kapı üstü havalandırmada parmaklık olarak kullanılmıştır. Geleneksel mimariyi yansıtması açısından Malatya’da merkezde iki katlı şahnişli (Çıkmalı Balkonlu), eyvanlı konutlar bulunmaktadır.Genellikle konak adı verilen büyük evlerinde Baş Oda denilen “Selamlık” bölümü ile alt girişte sahanlık/sofa bölümü de vardır.Geniş sokak kapısından bu bölüme girilir. Bu bölüm, evin misafir odasıdır ve büyüktür.Beşkonaklar’daki “Beşkonaklar” ve diğer geleneksel konutlar önemlidir. Yine merkezde Karakaş Konağı ve diğer birçok mahallede  iki katlı konut örnekleri mevcuttur. Yeşilyurt ve Gündüzbey, Yakınca; Darende ve Balaban, Pütürge’de de özgün örnekler vardır. Arapgir’deki yerin eğimine göre taş malzemeyle yapılmış bazen iki bazen de üç katlı olan konutlar da geleneksel mimari özelliklerin yaşatıldığı konut örneklerindendir.Yeşilyurt’un Yakınca Mahallesinde konutların avlularından geçen su harığı vardır. Geçmişte bu suyun geçtiği yere yapılan küçük havuzda ayran, yoğurt vb. kablar içinde konularak soğuması da sağlanırdı.Beşkonaklar’da konutların avlusundan geçen su harığı sistemi şimdi yok olmuştur.

EKONOMİYE GENEL BAKIŞ

Tarihsel süreç içerisinde “doğunun batısı batının doğusu” olarak tanımlanan Malatya, bu gün  de aynı konumunu sürdürmekte olup sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle bölgesinde önemli  bir cazibe merkezi durumundadır. İlin bu gün ulaştığı ekonomik gelişim düzeyinde Malatya ile özdeşleşen kayısı yetiştiriciliğinin etkisi yadsınamayacak düzeydedir. Malatya için ilahi bir lütuf olarak da kabul edilebilecek olan kayısı, özellikle 80’li yıllardaki dışa açık ekonomiye geçiş sürecinde önemli bir ihraç ürünü haline gelmiş ve ilin ekonomik gelişimine büyük katkı sağlamıştır/sağlamaktadır. Malatya, ekonomik gelişmesinin temelinde Kayısı yetiştiriciliğini önemli yer tutmasına rağmen günümüzde ekonomik kalkınma kaynaklarını çeşitlendirerek daha dengeli bir sektörel yapıya evrilmektedir. 

DPT tarafından en son 2003 yılında yayınlanan “İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması” sonucuna göre Malatya il geneli olarak tüm iller içerisinde sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 41. sırada yer almıştır. Kalkınma Bakanlığı tarafından yapılan “2011 Yılı İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması”na göre ise  Malatya  81 il arasında 42. sırada yer almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan İllerde Yaşam Endeksi-2015 sıralamasında Malatya tüm iller sıralamasında 53. Sırada yer almıştır.

       Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla  (Dolar)

 Kişi başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla Değer ($)
  Yıl20042006200820102012201420162017
                                   Türkiye5.9617.90610.93110.56011.58812.11210.88310.602
                                    Malatya3.4284.4886.2236.2346.8686.9546.4966.180

Malatya’ da 2004-2017 yılları arasında kişi başına düşen GSYH değerinde nispi  bir artış olduğu görülmektedir. Malatya’nın kişi başına GSYH’nın ülke ortalamasına yakınsaması 2006 yılında %56,8 iken 2017 yılında %58,3 düzeyine yükselmiştir. 

 Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın Sektörel Dağılımı

2017 yılı TUİK verilerine göre; Malatya’da GSYH’ nın  % 60,62’si hizmet sektöründe, % 27,03’ü sanayi sektöründe ve % 12,35  tarım sektöründe yer almaktadır.

80’li yıllara kadar sanayileşmesi büyük ölçüde kamu yatırımlarına (Sümerbank, Tekel ve Şeker Fabrikaları gibi) bağımlı olan Malatya, daha sonra özel teşebbüs eliyle kalkınma yolunda önemli atılımlar yapmaya başlamıştır. Söz konusu kalkınma hamlesinin altında yatan en önemli nedenler; Malatya için önemli bir gelir kaynağı olan kayısının il ekonomisine sağladığı parasal kaynak, devletçe verilen yatırım teşviklerinin amacına uygun kullanılması, Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri, ulaşım ve iletişim altyapısına dönük yapılan yatırımlar ile ilimizdeki müteşebbis potansiyelidir.

Organize Sanayi Bölgeleri: İlimiz Merkezinde 2 adet OSB üretim faaliyetlerini sürdürmekte,  Darende İlçesinde kurulan OSB’de parsel tahsisi çalışmaları devam etmekte, Akçadağ Mermercilik OSB  ile Malatya Tarıma Dayalı (Besi) Organize Sanayi Bölgesi ve Malatya Tarıma Dayalı (Sera) OSB kuruluş çalışmaları sürdürülmektedir.

Malatya I. Organize San. Bölgesi; 300 hektar arazi üzerine kurulmuştur. Toplam sanayi alanı 224 hektar,  tahsis edilen parsel sayısı 152’dir. I. OSB’nin yol, su, elektrik, doğal gaz ve arıtma tesisi gibi altyapısı ve sosyal tesisleri de tamamlanmıştır.

İlimizde I. ve II. OSB’de tahsis edilecek parsel kalmaması ve çok sayıda müteşebbisin yatırım için yer talep etmesi nedeniyle ortaya çıkan parsel talebi nedeniyle 1216 hektarlık tevsi alan I. OSB’ye eklenmiştir. İlk etapta 173 hektarlık alanın altyapısı tamamlanarak hizmete sunulmuştur.  Bu alanda 67 parsel yer almaktadır. Yine ilave alanda 347 hektarlık kısmının (88 sanayi parseli)  İhalesi yapılmış olup inşaat çalışmaları devam etmektedir.

II. Organize Sanayi Bölgesi ise 350 hektar arsa üzerine kurulmuş olup, toplam sanayi alanı 300 hektardir. II. Organize Sanayi Bölgesinin parsel sayısı 156, toplam müteşebbis sayısı 152 olup, parsellerin tamamı tahsis edilmiş olup altyapı çalışmaları tamamlanmıştır. OSB’lerdeki firmalar ağırlıklı olarak gıda ve tekstil sektöründe faaliyet göstermektedir.

MADENCİLİK

Madencilik alanındaki faaliyetler uzun yıllar kamu sektörü eliyle yapılmış, sektörel büyümeyi sağlayacak ölçüde özel kesim yatırımları çekilememiştir. İl ekonomisi içerisinde madencilik sektörü istenilen seviyede bulunmamaktadır.

Malatya İli başta demir, pirofillit ve mermer yatakları olmak üzere doğal kaynaklar bakımından önemli bir yere sahiptir. Malatya, önemli pirofillit yataklarına sahip olmasına karşın mevcut pirofillit yatakları gerektiği gibi değerlendirilememektedir. Benzer bir durum demir madenleri için de geçerlidir. Ancak son yıllarda özel sektörün madencilik alanındaki yatırımlarında artış görülmektedir.

İlimizde ekonomik değeri ve kalitesi çok yüksek olan yeraltı ve yerüstü maden yatakları bulunmaktadır. Bu madenler alüminyum, demir, krom, bakır, pirofillit, alçıtaşı, mermer, kurşun-çinko, vermikülit, asbest ve kömürdür.

ULAŞTIRMA

Karayolları


İlimizde toplam 1.168 km. karayolu ağı bulunmaktadır. Bunun 514 km.’si devlet yolu, 654 km.’si il yolu statüsündedir. İldeki  toplam karayolu ağının 423 km’si  bölünmüş yoldur.

Demiryolu


İlimizin demiryolu ağı; doğu, batı, kuzey ve güneyi birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görmektedir. Malatya dâhilindeki demiryolu ağı toplamı 238 km olup, ülke genelindeki demir yolları ağının yaklaşık % 3` ünü teşkil etmektedir.  Doğu ve güneydoğu ile iç ve batı Anadolu arasındaki demiryolu ulaşımında önemli bir kavşak noktasında bulunan Malatya’dan düzenli yük ve yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.

Havayolu


Malatya, sivil havacılık ulaşımına 1941 yılında açılan Erhaç Hava Meydanı ile kavuşmuştur. Askeri-Sivil nitelikli ve intifa hakkı Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile DHMİ Genel Müdürlüğünde bulunan Malatya Havaalanı, şehir merkezine 32 km uzaklıktadır. Havaalanında  yurt dışı uçuşları da yapılmaktadır.  Havaalanı 3350 metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde iki adet piste sahip olup modern güvenli iniş-kalkış teknolojisine sahiptir. Yıllık yolcu kapasitesi toplamda 1.500.000’dir. İlimizde son yıllarda uçak, yolcu ve yük trafiğinde ciddi bir artış olmuş ve bu artış sürmektedir. 2005 yılında 308.318 olan yolcu sayısı, 2009’da 462.884,  2013’de 639.807 olmuştur. 2018 yıl sonu itibariyle havayolu yolcu sayısı 872.136 kişi olarak gerçekleşmiştir.  

ENERJİ

İlimizin ekonomik ve sosyal gelişimine paralel olarak yıllar içerisinde enerji tüketimi artmaktadır. İlde  2017 yılında alınan enerji 1.270.395 KWh, satılan enerji ise 1.134.580 kWh’dır.

Doğalgaz; Malatya doğalgaz dağıtım lisans ihalesi 07.07.2005 tarihinde yapılmıştır. İl Merkezine  2006 yılında doğalgaz verilmeye başlanmıştır.  İlk etapta Battalgazi ve Yeşilyurt  İlçelerine doğalgaz götürülmüştür. 2017 yılı sonunda ise Akçadağ ve Doğanşehir İlçelerine doğal gaz götürülmüştür. Darende İlçemizde ise doğalgaz altyapı çalışmaları sürdürülmektedir.

2018 yıl sonu itibariyle il genelindeki abone sayısı  165.365,  fiili olarak doğalgaz  kullanan abone sayısı   155.355, çekilen hat uzunluğu ise 1.567 km’dir.

TARIM

Malatya hızlı bir tarıma dayalı ekonomiden sanayiye dayalı ekonomiye geçiş sürecini yaşamaktadır. Ancak her geçen gün hızlanmakta olan bu sürece karşılık, ekonomisinde tarımın etkisi hala büyüktür. Tarım sektörünün il ekonomisi içerinde önemli yer tutmasının en önemli nedenlerinden biri Malatya’nın, kendisi ile özdeşleşen kayısının, adı konmamış başkenti oluşudur. Ülkemizin pek çok yerinde ve dünyanın pek çok ülkesinde kayısı yetiştirilmekte ancak, Malatya kayısısı taşıdığı kendine has tadı ve aroması ile kuru kayısı üretimine son derece elverişli bir kayısıdır. Bu ise Malatya’yı dünya kuru kayısı üretiminde ilk sıraya oturtmuş ve markalaşan “Malatya Kayısısı” ile haklı bir üne kavuşturmuştur. Dünya kuru kayısı üretiminde ilk sırada yer alan Malatya ekonomisinde kayısıcılığın önemli bir yeri vardır.

Dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık 3/4’ünden daha fazla bir bölümünü gerçekleştiren Malatya’nın her yıl ülke ekonomisine 400-450 milyon dolar katkı sağladığı düşünülürse sektörün ilimiz ve ülkemiz için arz ettiği önem anlaşılabilir. 2018 yılında  yaş kayısı rekoltesi 401.363 ton, kuru kayısı üretimi ise 80.818 ton olarak gerçekleşmiştir. Kayısı yanında verimli arazilerinde pek çok tarımsal ürünün yetiştirilmesi il tarımının il ekonomisi içerisindeki payını geliştirmektedir.

İlin, tarım sektöründe üretilen katma değeri azaltmadan, sanayi ve hizmet sektöründe yaratılan katma değeri artırmak suretiyle İl ekonomisini sanayi ve hizmet sektörü ağırlıklı ekonomik bir yapıya kavuşturmak durumundadır. İl ekonomisinde tarımın ağırlıklı payı nedeni ile yüksek olan tarımsal istihdam ekonomideki gelişime paralel azalmaktadır.


İl Arazisinin Dağılımı 

İl arazisinin; 425.450 hektarını tarım alanı (sulanan-sulanabilir ve susuz), 729.551 hektarını tarım dışı alan (ormanlık- fundalık, çayır-mera) ve 86.199 hektarını kültür dışı alan (taşlık-kayalık, su satıhları, yerleşim alanları) oluşturmaktadır.

İlimiz arazi yapısı ve tarım alanlarının dağılımına ait detaylı bilgiler aşağıdaki tablolarda verilmiştir.

İlin Arazi Yapısı

ARAZİNİN KARAKTERİALANITOPLAM
(ha)ALAN (ha)
KÜLTÜR(TARIM)ALANISULANAN ARAZİ173.389 425.450 
SULANABİLİR ARAZİ218.557
SUSUZ ARAZİ33.504
TARIM DIŞIALANÇAYIR-MERALARORMANLIK VEFUNDALIK ALAN729.551729.551
KÜLTÜR DIŞIALAN TAŞLIK-KAYALIKLAR58.91086.199
SU SATIHLARI18.022
YERLEŞİM ALANLARI9.267
TOPLAM ALAN (ha)1.241.2001.241.200

Bitkisel ve Hayvansal Üretim

Tarımsal üretim; geleneksel usullerden kurtularak, hızla modernleşme yönündedir. Modern tarım teknolojilerinin yaygınlık kazanmasına bağlı olarak, ilde narenciye hariç her türlü tarımsal ürün yetiştirilebilmektedir. İlde yaygın olarak üretilen önemli tarım ürünleri ise; hububat, şeker pancarı, tütün, yaş sebze ve meyvelerdir.

Malatya’da tarımın önemli kollarından biri de hayvancılıktır. Geniş meraları ve yeterli besicilik imkânları hayvancılık için uygun bir ortam oluşturmaktadır.

İlde 2018 yılında 7.773 ton kırmızı et, 28.000 ton beyaz et, 226.595 ton süt, 462 ton bal üretilmiştir. Son yıllarda ilimizde su kaynaklarının değerlendirilmesi suretiyle su ürünleri yetiştiriciliğinde artış görülmektedir. 2018 yılında 2.415.000 kg balık elde edilmiştir.

ORMANCILIK

İlimizde ormancılık, sınırlı bir düzeydedir. Önemli orman alanları Pütürge, Doğanşehir, Hekimhan ve Arguvan İlçelerinde bulunmakta olup, il genelinde toplam ormanlık alan (%15) 189.340 Ha‘dır.  Kaliteli orman alanının büyük bir kısmı Pütürge İlçemizin sınırları dâhilindedir.

Ulusal Ağaçlandırma Eylem Planı kapsamında Malatya’da 2008-2017 yılları arasında yapılan ağaçlandırma çalışmaları aşağıdaki tablodaki gibidir.

        Milli Ağaçlandırma Seferberliği Kapsamında Yapılan çalışmalar   (2008-2018)

YılAlanı (Ha)Fidan Dikimi  (Adet)
20086.8417.352.600
20098.5359.066.835
20109.2827.636.813
201110.4585.280.330
20124.1105.613.208
20135.6003.067.500
20144.5002.975.000
20154.5001.454.000
20166.6079.720.000
20177.2051.249.290
20186.4003.250.000
Toplam74.03856.665.756

Beydağı ağaçlandırma sahasında uygulanan ağaçlandırma projesi ile kentin yanı başında genç bir orman yetişmektedir. Şehrin havasını değiştirecek Beydağı Ağaçlandırma  Projesi İl Merkezi için önem taşımaktadır.

TİCARET

İl ekonomisi içerisinde ticaret sektörü oldukça önemli bir yere sahiptir. Ticaret sektörü büyüklük itibariyle il ekonomisi içerisinde önemli  bir yere sahiptir. İl  ticaret sektörü başta kayısı olmak üzere dışsatıma konu ürünlerin dünya pazarına sunulmasını yanında dünya, ülke ve bölgede üretilen ürünlerin il tüketicisine sunulmasından aldığı ivmeyle canlı bir sektör olma niteliğini sürdürmektedir.

İlde artan ekonomik düzey ve alım gücüne bağlı olarak il içinden ve il dışından sermaye grupları ticaret sektörüne dönük yatırımlarını sürdürmektedir.  İlde sayıları artan modern alışveriş merkezleri ve canlanan ticaret hayatı bu sürecin en önemli göstergesidir.

İlimiz dış ticaret kompozisyonu zaman içerisinde değişim göstermiştir. İhracatın tarım ve tarıma dayalı ürünlerden sanayi ve ara malı ihracatına doğru bir kayma görülmektedir. İlin başlıca ithalat kalemleri pamuk-iplik, makine teçhizat,  haberleşme cihazları, tıbbi malzeme ve kimyasal ürünlerden oluşmaktadır. İhracat kalemlerinden bazıları ise  tekstil ürünleri,  mermer, meyve işleme makineleri,  elektrikli makine ve cihazları, araç yedek parçası, plastik boya, kayısı çekirdeği, yaş ve kuru kayısı ve işlenmiş gıda maddeleridir.

                             Malatya’nın  İhracat ve  İthalat Değerleri 
 Yıl  İhracat  (&)    İthalat  (&)
200271.618.00022.381.000
2014309.849.00082.952.000
2015250.998.00069.501.000
2016250.861.00085.924.000
2017238.283.687145.428.988
2018229.415.868105.549.157

İl turizm potansiyeli geçmişten günümüze korunarak taşınmıştır. Gerek sahip olduğu tarihî, doğal ve kültürel zenginlikleri gerekse bölgesinde bulunan önemli turistik değerler Malatya’nın turizm ekonomisini desteklemektedir. Son yıllarda sağlık turizmi, dikkate değer bir gelişim göstermiştir. Turgut Özal Tıp Merkezi, Karaciğer Nakil Merkezi, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve ilde her geçen gün artan sağlık yatırımları sektörün gelişiminde önemli bir itici güç durumundadır. İlimizde verilen nitelikli sağlık hizmetlerine ilave olarak Turgut Özal Tıp Merkezinin, organ nakli konusunda gösterdiği başarı ilimizi sağlık turizminde bölgesinde önemli bir noktaya getirmiştir.  

Geleneksel çarşı anlayışı ile modern alışveriş merkezlerini bir arada yaşatan Malatya’nın canlı ticaret hayatı küresel/yerel marka ve ürünlerin arzı ile yüksek düzeyde tüketici tatmini sağlayabilmektedir.  Hizmet sektörü son yıllarda artan yatırımlarla önemli bir düzeye ulaşmıştır. Hizmet sektörünün bu gelişimi kentin ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel gelişiminin altyapısını oluşturmaktadır.

Kaymakamlıklar (13)Belediyeler (14)B

Akçadağ

KaymakamHulusi TEKENüfus35359Kaymakamlık İnternet SitesiC

Arapgir

KaymakamMustafa DİLEKLİNüfus10868Kaymakamlık İnternet SitesiD

Arguvan

KaymakamAbdullah ŞAHİNNüfus8157Kaymakamlık İnternet SitesiE

Battalgazi

KaymakamAbdül Kadir DURANNüfus295821Kaymakamlık İnternet SitesiF

Darende

KaymakamMalik ÇALIŞIRNüfus29045Kaymakamlık İnternet SitesiG

Doğanşehir

KaymakamNüfus39454Kaymakamlık İnternet SitesiH

Doğanyol

KaymakamYunus Emre VURALNüfus4420Kaymakamlık İnternet SitesiI

Hekimhan

KaymakamAhmet ÖZDEMİRNüfus22867Kaymakamlık İnternet SitesiJ

Kale

KaymakamNurullah KAYANüfus6100Kaymakamlık İnternet SitesiK

Kuluncak

KaymakamOkan DAŞTANNüfus8384Kaymakamlık İnternet SitesiL

Pütürge

KaymakamRecep AYDINNüfus15049Kaymakamlık İnternet SitesiM

Yazıhan

KaymakamGüher Sinem BÜYÜKNALÇACINüfus16673Kaymakamlık İnternet SitesiN

Yeşilyurt

KaymakamTurgay GÜLENÇ

1

Malatya Büyükşehir Belediyesi

BaşkanSelahattin GÜRKANNüfus7970272

Akçadağ Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanAli KAZGANNüfus353593

Arapgir Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanHaluk CÖMERTOĞLUNüfus108684

Arguvan Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanMehmet KIZILDAŞNüfus81575

Battalgazi Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanOsman GÜDERNüfus2958216

Darende Büyükşehir İlçe Belediyesi

Başkanİsa ÖZKANNüfus290457

Doğanşehir Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanVahap KÜÇÜKNüfus394548

Doğanyol Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanHakan BAYNüfus44209

Hekimhan Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanTuran KARADAĞNüfus2286710

Kale Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanMurat KOCANüfus610011

Kuluncak Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanErhan CENGİZNüfus838412

Pütürge Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanMikail SÜLÜKNüfus1504913

Yazıhan Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanNevzat ÖZTÜRKNüfus1667314

Yeşilyurt Büyükşehir İlçe Belediyesi

BaşkanMehmet ÇINARNüfus304830

11.02.2020Battalgazi ve Kale İlçelerinde İncelemelerde Bulunuldu11.02.2020MHP İl Yönetiminden Vali Baruş’u Ziyaret10.02.2020Kamu Başdenetçisi Malkoç Malatya Valiliğini Ziyaret Etti10.02.2020Vali Baruş Pütürge ve Doğanyol İlçelerinde Deprem Bilgilendirme Toplantısı Düzenledi08.02.2020Ticaret Bakanı Pekcan, Malatya’da Bir Dizi Toplantı ve Ziyaretlerde Bulundu08.02.2020Deprem Değerlendirme Toplantısı Düzenlendi07.02.2020Vali Baruş Kale İlçe Muhtarlarıyla Deprem Bilgilendirme Toplantısı Düzenledi07.02.2020Malatya Valiliği Basın Duyurusu (Broşür)06.02.2020Vali Baruş Yeşilyurt İlçe Muhtarlarıyla Deprem Bilgilendirme Toplantısı Düzenledi06.02.2020Malatya Valiliği Basın Duyurusu (06.02.2020)06.02.2020Maliye Bakanı Albayrak Malatya’da05.02.2020Vali Baruş Muhtarlarla Deprem Bilgilendirme Toplantısı Düzenledi04.02.2020Malatya Valiliği Basın Açıklaması ( 04.02.2020)04.02.2020Vali Baruş Merkez İlçelerine Bağlı Mahallelerde İncelemelerde Bulundu03.02.2020Afet Koordinasyon ve Değerlendirme Toplantısı Düzenlendi02.02.2020Vali Baruş Depremin Etkilerinin Giderilmesi Çalışmalarına Devam Ediyor01.02.2020MALATYA VALİLİĞİ BASIN AÇIKLAMASI (01.02.2020)31.01.2020Vali Baruş Doğanyol ve Pütürge’de İncelemelerde Bulundu31.01.2020Vali Baruş Depremden Etkilenen Kale İlçesinde İncelemelerde Bulundu31.01.2020Deprem Nedeniyle Yıkılması Planlanan Binalar İle İlgili Toplantı Düzenlendi30.01.2020Bakan Soylu ve Bakan Koca Malatya’da29.01.2020Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları İlimizdeki Okulların Onarımını Üstlendi29.01.2020Bakan Kurum Malatya Merkez ve İlçelerinde İncelemelerde Bulundu28.01.2020TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu Malatya’da İncelemelerde Bulundu28.01.2020Malatya Valiliği Basın Duyurusu (28.01.2020)27.01.2020Malatya Valiliği Basın Açıklaması (27.01.2020)27.01.2020Vali Baruş Depremden Etkilenen Kale ve Merkez İlçelerinde İncelemelerde Bulundu26.01.2020Cumhurbaşkanımız Doğanyol’da İncelemelerde Bulundu26.01.2020MALATYA VALİLİĞİ BASIN AÇIKLAMASI (26.01.2020)25.01.2020Duyuru (25.01.2020)23.01.2020Vali Baruş Gençlik Spor İl Müdürlüğü ve Battalgazi Belediyesi Yatırımlarını İnceledi21.01.2020Vali Baruş’tan İnönü ve İlyas Mahalle Muhtarlarına Ziyaret


Show Comments

Yorum kapalı.