Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri
  • Hüseyin Yörükoğlu /

Savaştan sonra kurulan yeni devletin kısa bir süre sonra gelişip ilerlemesini etkileyecek bir çok atılımlardan bir önceki yazımızın konusu olan Sümerbanklar ise bir diğeri ise yerli bir eğitim ve kalkınma seferberliği olan Köy Enstitüleridir.

Köy Enstitüleri’nin mimarları başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İnönü-Mustafa Necati-Saffet Arıkan-Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’dur. Edilgen Osmanlı anlayışını kıracak yeni insanın yetişmesine sağlamak için kısa sürede bozkırlarda birer kültür ve uygarlık merkezleri kurulacaktır: Köy Enstitüleri.

Köy Enstitüleri bir tek şahsın verdiği ilhamla meydana gelivermiş kurumlar değildir. Onlar, Türk eğitmen, öğretmen ve aydınların birlikte çalışmasından, toplumun gücünden doğmuştur.

Mustafa Necati’nin bakan olması ile eğitim çabaları hızlanmış, farklı kültürler ve yaşam tarzlarının çeşitlendirdiği İzmir’de 1894’de doğan Mustafa Necati, gerek Balıkesir Kuva-yı Milliyesi’nin oluşumunda, gerek cephede eylemli olarak ve gerekse cephe gerisinde teorisyen ve fikir adamı olarak yer almıştır. Arkadaşları ile birlikte Kuva-yı Milliye güçlerinin sesini duyurabilmek amacıyla İzmir’e Doğru adlı gazete çıkarmışlardır. (Gökdemir, 2010, s. 10)

I.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne mebus olarak katılmış, Adliye Vekili, Mübadele İmar İskan Vekilliği dışında 1924 ile 1929’a kadar Maarif vekilliğini üstlenmiştir. Bu süreçte Öğretim Birliği Yasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde laik-demokratik eğitim sistemi tüm Türkiye’de kurumsallaştırmaya çalışılmış, Harf Devrimi ve Millet Mektepleri ile ilgili yasal düzenlemeler ve hazırlıklar gerçekleştirilmiştir. 1940’ da kurulan Köy Enstitülerine referans oluşturacak Köy Okulları, 1928’de öncü birkaç denemeyle Mustafa Necati’nin Maarif Vekilliği döneminde uygulama alanına konulan diğer önemli bir girişim olmuştur. Ne yazık ki 1 Ocak 1929’da aniden hayatını kaybetmiştir. (Gökdemir, 2010,, s.12)

Gazi Eğitim Enstitüsü

Köy Enstitülerine giden süreçte Atatürk’ün ülkemize kazandırdığı kurumlardan olan Gazi Orta Öğretmen Okulu ve Terbiye Enstitüsü’nden bahsetmemek olmaz. Bu okul eski Osmanlı eğitiminin temsilcisi olan İstanbul eğitimine karşı çağdaş uygarlığın bir kalesi gibidir.

1929-1948 arasında Resim-İş, Beden Eğitimi, Müzik, Eğitim (Pedagoji), Fransızca, İngilizce, Almanca bölümleri kurulmuş (Gazi Eğitim fakültesi, Tarihçe) olup, Köy Enstitülerine gelmeden çok önce eğitimle üretimi bir araya getirip barıştırmıştır.

Bu okul ilköğretim temeline dayanmayan orta ve yüksek öğretimin ülkenin çağdaşlaşmasına, sosyo-ekonomik kalkınmasına katkı sağlamayacağını göstermiştir.

Millet Mektepleri

1 Kasım 1928 yılında kabul edilen yeni harf inkılabının başarılı olması için Millet Mekteplerinden önce faaliyet gösteren Halk Dershaneleri teşkilatı ve yönetmeliği revize edilerek ve genişletilerek 1 Ocak 1929’da Millet Mektepleri açılmış ve açılış günü Maarif Bayramı olarak kutlanmıştır. Millet Mektepleri teşkilatı daha önce Arap harflerini bilen ve bilmeyenlere yönelik eğitim öğretim sürdürürken 1929 yönetmeliğiyle A ve B dershaneleri şeklinde teşkilatlanmıştır. Millet Mektepleri teşkilat olarak; Sabit Millet Mektepleri, Gezici Millet Mektepleri, Özel Millet Mektepleri, Köy Yatı Dershaneleri ve Halk Okuma Odaları şeklinde düzenlenmiştir. Bu eğitim kurumlarında daha çok ilkokul öğretmenlerinden yararlanılırken ilk yıllarda halk içinde eğitimli kişilerden de yararlanılmıştır. Bu kurumlar okuma yazma seferberliğini yürütürken bir yandan da Cumhuriyet ideolojisini ve hedeflerini tabana yaymıştır. Millet Mekteplerinin başarısı için Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde tüm millet seferber edilmiştir. Millet Mekteplerinde; Kıraat ve Tahrir Dersi, Hesap ve Ölçüler Dersi, Sağlık Bilgisi Dersi, Yurt Bilgisi Dersi okutulmuştur. Millet Mekteplerinin ilk yıllarındaki başarı durumları sonraki yıllarda istenilen düzeyde gerçekleşmemiştir. Bununla beraber harf inkılabı öncesi duruma göre başarı %100 dür. (Kılınç, 2018, s.1)

Nitekim, kurs niteliğindeki bu çalışmalarla 1936 yılına 2,5 milyon yurttaşımızın okuma-yazma öğrendiğini hatırlamak atılımın genişliği konusunda bir fikir verebilir (Tütengil,1998, s. 84)

Halk Evleri

Halk eğitimine yönelik kurumlar olarak daha önce açılmış olan Türk Ocakları 1931’de kapatılarak, 1932 Şubatında halkevleri açılmış, Ankara Halkevi ilk köy gezilerini düzenlemiş, değişik köylerden kişiler topluca köye giderek yardım edilmiş ve sosyal ilişkiler kurulmuştur. (Türkoğlu, 2017,s.100)

Ancak, ülkenin yüzde seksenini oluşturan köylü eğitim görmüyor, diğer yandan da ekonominin en büyük gücünü oluşturuyordu. Köylü hala Hititlerin yöntemi ile toprağını işliyor, eğitim köylüye erişmiyordu. Köylünün en temel gereksinimi ekonomik ve teknik yönden alete sahip olmaktı. Genel eğitim okulları bireye yalnızca okuma-yazma öğreten ve bilgi kültürü yükleyen okullardı.

Köy Eğitmen Kursları ve Önemi

Saffet Arıkan Kültür (Milli Eğitim) Bakanlığına getirildiğinde kendisinden istenen, köylere yönelik büyük bir eğitim seferberliğinin politikasını yaratmaktı. Arıkan’ın öncelikle yapacağı, ilköğretim işini temelden ele alıp, ülke çapında bir örgütlenmeyi uygulamaya koyabilecek yetkinlikte bir genel müdür bulmaktı. Arıkan’ın, Kültür (Milli Eğitim) Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne İsmail Hakkı Tonguç’u getirmesi Türk eğitimi bakımından pek önemli bir olay olmuştur. Köy Eğitmenleri, daha sonraki Köy Enstitüleri hareketi onun fikirleri ve başarılı çalışmaları sayesinde kurulmuştur.

Eğitmen konusunda sıkıntıda olan ve eski bir asker olan bakana, Atatürk, “Ordudan yararlanılamaz mı Saffet? Bizim ordumuzda ne çavuşlar vardı, biliyorsun; onlardan öğretmen yetiştirilemez mi?” demiş ve askerliğini onbaşı ya da çavuş olarak yapanlardan eğitmen yetiştirme projesi böylece ortaya çıkmıştır. (Aldemir, 2007, s.60)

Tonguç, küçük ıssız köyleri adım adım dolaşarak, terhis edilmiş çavuş ve onbaşıları bulmuş, onların köylü ile ilişkisini, bilgi derecesini araştırmıştır. (Aldemir, 2007, s.61)

Seçilen eğitmen adaylarının kendi kurslarını kendilerinin kurması, eğitim çalışmalarının iş içinde yapılması kararı alınmış, eğitim alanında kırsal kesimde yaşayan halk ile kentliler arasındaki bozuk dengeyi eşitlemek ve köy halkına pratik bilgi vermek amacıyla 1936’ da Arıkan’ın vekilliği döneminde köy eğitmeni projesi uygulamasına başlanmıştır. Askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan gençler, Ziraat Bakanlığı’nın iş birliğiyle, modern tarım tekniklerini uygulayan Mahmudiye Devlet Üretme Çiftliği’nde yetiştirilerek köylere gönderilmiştir. Kursun program ve dersleri Hesap, Türkçe, Yurt Yaşama, Tarih gibi genel bilgi derslerinden, Tarla Ziraatı, Ziraat Aletleri, Tohum ve Yem Nebatları, Hayvancılık, Sebze ve Meyvecilik, Sütçülük ve Süt Mamulâtı, Arıcılık, Tavukçuluk, Böcekçilik ve Ziraat sanatlarından oluşmuştur. Bunlardan başka adaylar inşaat işlerinde de çalıştırılmış, köyde lüzumlu ve uygulanması mümkün olan duvarcılık ve dülgerlik bilgisi ve bunlar ait beceriklilik dersleri verilmiştir. Bu suretle kursun ders ve iş programı, klasik okul ve öğretim programlarından ayrılmış, köylünün ihtiyaçlarını karşılayacak, köyde kullanılabilecek surette pratik bir karaktere dönüşmüştür. Alınan bu olumlu sonuca bakarak kursların çoğaltılmasına karar verilip yasa hazırlığına girişilmiş, 21.06.1936 tarihinde 3238 sayılı “Köy Eğitmenleri Yasası” TBMM’de onaylanmıştır. (Aldemir, 2007, ss.61-63)

Eğitmen yetiştirilmesi işine Köy Enstitüleri kurulana kadar bağımsız kurslar halinde, Enstitüler kurulduktan sonra da onlara bağlı olarak devam edilmiştir. 1937–46 yılları arasında 8 bin eğitmen yetişmiştir. Eğitmen projesi Türk eğitimine değerli sonuçlar getirmiş, eğitmen adaylarının seçilmesi, onların yetiştirilmesi için kullanılan metotlar başarılı olmuştur. Köyün hayat tecrübeleri içinde pişerek gelen bu gençlerden gördüğünü kolayca öğrenen, öğrendiğini kendine mal ederek uygulayabilen, güçlükten yılmaz, karakter sahibi, memleketine, bağlı bir eğitici sınıfı yetişmiş, eğitmen kurslarında yürütülen, iş içinde eğitim, gurup tartışmaları gibi ileri eğitim ilkeleri Köy Enstitülerinde geliştirilerek uygulanmıştır. (Aldemir, 2007, s.64)

Köy Öğretmen Okulları

Köy Eğitmenleri Yasası’nın Meclisten geçmesiyle beraber bir yandan eğitmen kurslarının sayısı artmış bir yandan da Köy Enstitülerinin temeli olan yeni öğretmen okulları önce Mahmudiye (Hamidiye Köyü) ve Kızılçullu’da, 1938’de de Kepitepe’de açılmıştır. Buralar öğretmen yetiştirilmede pilot uygulama bölgesi seçilmiştir. Böylece çok programlı eğitimin temelleri atılmıştır. Bu Köy Öğretmen okulları ile diğer köy öğretmen okulları köy enstitülerin laboratuvarı olmuş ve köy enstitüsüne dönüştürülmüşlerdir. Mahmudiye Köy Öğretmen Okulu da, Çifteler Köy Enstitüsü’ne dönüşmüştür. Köy Öğretmen Okulları’nda genel ve mesleki eğitim yan yana ve iç içe verilebilmiştir.

Aşağıdaki fotoğrafta Hasan Ali Yücel, İsmail hakkı Tonguç ve diğer yetkililer daha sonra köy enstitüsüne dönüşen Kızılçullu Köy Enstitüsünün önünde görülmektedir:

Eğitmen kursu ve öğretmen okulu programlarının aynı çatı altında ve ayrı olarak uygulanması ile geleceğin çok programlı ve mesleğe yönelik yeni eğitim kendini göstermeye başlamıştır.

Hasan Ali Yücel’in Bakan Olarak Atanması

1927 yılında Mustafa Necati’nin ekibinde bakanlık müfettişi olan Hasan Ali Yücel 28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olmuş ve Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç 1946 yılına kadar birlikte çalışmış ve hep ikili olarak anılmışlardır.

Bakan Yücel, kısa sürede dünya klasiklerinin çevirisi, çeşitli bilim ve kültür ansiklopedileri, dergi v.b. yayınlar, halk eğitimi, halkevleri, resim, müzik, tiyatro gibi etkinliklerin yerleşmesinin yolunu açacaktır.

Hasan Ali Yücel dünya klasiklerinin çevirisinin öncüsü olup, döneminde Babil, Hint, Çin, İslam, Eski Türkçe Metinlerden, Yunan, Latin, Avrupa, Rus ve diğer klasiklerden çeviri yapılmıştır.

1936’da denenmeye başlanan eğitmen kurslarını bitirenler köylerine gitmeye başlamış, Mahmudiye (Çifteler), Kızılçullu ve Kepirtepe, Gölköy’de yapılmakta olan öğretmen yetiştirme denemesi olumlu sonuçlar vermiş ve köyde eğitimle ilgili çekirdek oluşmaya başlamıştır. (Türkoğlu, 2017,s.148)

Birinci Eğitim Şurası

17-29 Temmuz 1939 tarihinde, Ankara’da ilk Eğitim Şurası toplanmıştır. Köyde eğitimi yüzde yüz gerçekleştirmek ve köyü eğitim yoluyla canlandırmak amacıyla yapılmış incelemelerden de yararlanılarak hazırlanan bir rapor Şura’ya sunulmuştur. Bu şura adı “Köy Enstitüleri” olacak yeni kurumlara ışık tutacaktır.

Şûrada Alınan Kararlar:

1.Üç sınıflı köy okullarının beş sınıfa çıkarılmıştır.

2.Okullarda derslerin öğleden önceye alınması ve öğle sonralarının ortaokullarda isteğe bağlı, liselerde mecburi olarak öğretmenlerin yönetiminde serbest ve ortak faaliyetlere ayrılması konusunda yapılan öneriler kabul edilmiştir.

3.Ortaöğretim kurumlarının il ihtiyacına göre bir planı hazırlanmıştır.

4.Erkek teknik, kız teknik ve ticaret öğretim kurumlarının yönetmelikleri ve öğretim programları incelenip karara bağlanmıştır.

Şûraya getirilen konularda en önemlisi okul ders kitaplarıyla ilgili olmuş ve tek tip kitap (devlet kitabı) sistemine gidilmesi teklif ve kabul edilmiştir.

5.Yüksekokul ve fakülteler Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Eğitim Şura Kararları, 1939)

İsmail Hakkı Tonguç Şura’da yaptığı konuşmada, “Köylerimizde nasıl öğretmen gereksinimi varsa, demirci, inşaatçı, kooperatifçi gereksinimi vardır. Geleceğin bu öğretmenleri klasik öğretmenler gibi yalnız abc öğretmekle kalmayacaklar; köyde geçerli ek bir meslek edinecekler, çocuklara ve köylülere bu mesleği öğretecekler. Onların demircilik, marangozluk vb. meslekleri öğrenmelerini sağlayacaklar…” (Türkoğlu, 2017,s.154)

Yine Şura’da yaptığı konuşmada okulun isminin neden “Enstitü” olduğunu Tonguç şöyle açıklar: “Bu kurumların eylemlerinin kapsamı sınırsız olacak, yalnız öğretmen, yalnız köye yarayışlı eleman yetiştirmekle kalmayacaklar, köylerin karşılaşacağı çeşitli sorunları içine alan çalışmalara yönelecekler, ilgili araştırma ve incelemelere yer verilecek, çözümler üretilecektir. Bunun içinde kültür, sağlık, bayındırlık vb. konular vardır”. (Türkoğlu, 2017,s.155)

Ülke küçük köylerine kadar ulaşacak bir eğitim ağı için önce dört eğitim bölgesine, bölgeler üç-dört ili kapsayan kesimlere ayrılacak, Enstitüler her kesimde öğretmen ve köye yarayışlı eleman yetiştiren birer merkez kurum olacaktır. Enstitüler çoğunlukla eğitmen kurslarının açıldığı yerde kurulacak, eğitmen kursları, kendi programlarıyla Enstitülere bağlanacaktır. Bu işte büyük küçük il sorunu olmamış, tarıma elverişli yerlerin bulunması ve iklim söz konusu olmuştur. Ancak, örneğin Isparta’da açılacak Enstitüde Burdurlu çocuklar da okuyacaktır. Aşağıda sözünü edeceğim Afyon’un Şuhut beldesinden Hasan Ataman Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’nde okumuştur.

Köy Enstitülerini Kurulması ve Faaliyetleri

Eğitmen ve öğretmen yetiştirme denemesinden alınan başarılı sonuçlara göre, 17 Nisan 1940’ta TBMM’de onaylanan 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Yasası ile Köy Enstitüleri kurulmuştur.

Köy Enstitüleri, 21 bölgede kurulmuştur (www.cag.edu.tr):

Köy Enstitüleri’nin kurulduğu İlçeler, iller ve kuruluş tarihleri ve kapsadığı iller aşağıdadır ; (Türkoğlu, 2017,ss.188,189)

  • Akçadağ, Malatya (1940)-Tunceli-Elazığ,
  • Akpınar-Ladik, Samsun (1940)-Amasya-Tokat,
  • Aksu, Antalya (1940)-Muğla-Mersin,
  • Arifiye, Sakarya (1940)-Bursa-Bilecik-İstanbul-Bolu,
  • Beşikdüzü, Trabzon (1940)-Ordu-Giresun-Gümüşhane-Rize,
  • Cılavuz, Kars (1940)-Artvin-Ağrı,
  • Çifteler, Eskişehir (1937)-Afyon-Kütahya-Uşak-Konya,
  • Dicle, Diyarbakır (1944)-Urfa-Mardin-Bitlis,
  • Düziçi, Adana (1940)-Maraş-Gaziantep,
  • Erciş, Van (1948)-Hakkari,
  • Gölköy, Kastamonu (1939)-Çankırı-Çorum-Zonguldak-Sinop,
  • Gönen, Isparta (1940)-Burdur,
  • Hasanoğlan, Ankara (1941)-Çankırı,
  • İvriz, Konya (1941)-Nevşehir-Niğde,
  • Kepirtepe, Kırklareli (1938)-Edirne-Tekirdağ,
  • Kızılçullu, İzmir (1937)-Manisa-Denizli-Aydın,
  • Ortaklar, Aydın (1944)-Denizli,
  • Pamukpınar, Sivas (1942)-Erzincan,
  • Pazarören, Kayseri (1940)-Yozgat-Kırşehir-Niğde,
  • Pulur, Erzurum (1942)-Bingöl,
  • Savaştepe, Balıkesir (1940)-Çanakkale.

 

3803 Sayılı Yasaya göre, Enstitülere, tam devreli köy okulunu bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları seçilerek alınmış, öğretmen olmayacağı kanısına varılan öğrenciler başka mesleklere ayrılmıştır. Enstitü çıkışlı öğretmenler atandıkları köylerin her türlü eğitim ve öğretim işlerini görecekler, örneğin, öğrenciler Enstitülerini kendi kurarak, tarımsal üretim ve hayvancılık yaparak, dikişlerini kendileri dikerek, teknik işlerini, binalarını kendileri yapıp, elektrik santrallarını kurarak, gerek tüm Enstitünün gerekse kendi eşyalarının bakım ve onarım işlerini; yollarını, kaldırımlarını, su kanallarını kendileri yaparak, bataklıklarını kendilerini kurutarak; dahası gereksinimlerinden çok üretip satarak, eğitimin parasal yükünü en aza indireceklerdir.

Enstitünün yerleri köylünün kullanmadığı işlenmemiş, verimsiz kamu topraklarından seçilmiştir. Verimsiz toprakların işlenerek verimli duruma gelmesi ülke için bir kazanımdır.

Yüksekokul ve fakülte, Gazi Eğitim Enstitüsü, öğretmen okulu, ticaret lisesi ve orta ziraat okulu, erkek sanat okulu ve kız enstitüsü, Köy Enstitüleri, inşaat usta okulu ve her türlü teknik meslek çıkışlılar Köy Enstitülerine atanabilecektir.

Önlerinde ilk planda 15 yıllık bir hedef söz konusudur. En az bir buçuk milyon köylü çocuğu okuma olanağına kavuşacaktır. Yapılan planlamaya göre, 1955’te tüm köyler okula, öğretmene, sağlıkçı ebe ve tarımcıya kavuşmuş olacaktır. Bakanlıktan gelen genelgelerde ve yasaya göre programın yarısının teknik ve tarım dersi çalışmalarına, yarısının kültür derslerine ayrılacağı bildirilmektedir. İlk yıllarda tarım ve teknik derslerinde Enstitülerin kuruluş işleri yapılıyordu. Tonguç’un, “yaşamın gerçek işleri içinde eğitim-öğretim görüşü ilke ediniliyordu.

Enstitülerin kapısına kilit vurulduğu görülmez, sınıflar yazda ve kışta ayrı zamanlarda izne çıkardı. Çünkü, bakım isteyen ağaçlar, hayvanlar, ekime hazırlanacak tarlalar vardı. Büyük yatırımların, atölyelerin, arabaların, araç ve gereçlerin bir süre kullanılmaması eğitim ekonomisi yönünden zarar getirirdi.

Geçek işler eğit-biliminin bulguları kullanılarak yapılırken, bir çok işlev birlikte yerine getiriliyor, öğrenmeler kalıcı oluyordu. Ezberci yöntem söz konusu değildi. Öğrenirken de yaşanacak ya da madde üretilecektir. Motorculuk dersinde, Enstitünün gerçek işlerini yaparken “beygir gücü” el arabası ya da başka bir gerçek aracı kullanırken “kaldıraç”, bir yapının çatısını kurarken “Pisagor Kuramı”, öğreniliyor, işlerle kuramlar çakıştırılarak iş içinde ve kalıcı olarak, bilginin işlevini görerek bilinçle öğreniliyordu. Öğrenciler iş içinde motor kullanmayı öğrenirken, aynı emekle elektrik santralı ile Enstitü ışığa, kazılan artezyen ile suya kavuşuyor, yapı işleri öğrenilirken, gerekli yapılar ortaya çıkıyordu. Marangozluk işliğinde pin-pong masası, mandolin vb. araç yapılıyordu. Resim, müzik, tiyatro gibi çalışmalar da iş alanlarında olduğu gibi gerçek bir iş haline dönüşüyor, insanı eğitip incelten doyum olmaz bir güzel sanatlar kültürü oluşuyordu.

Diğer taraftan Türkiye’nin ve “bir Doğulu devletin” tarihinde ilk kez kız ve erkek köylü öğrenciler, yatılı bir kurumun çatısı altında bir arada eğitim görmeye başlamıştır. Yani Gazi Eğitim gibi bir iki karma yatılı kurumların yanı sıra köylü çocukları için karma yatılı kurumların açılması olağanüstü bir yeniliktir.

1943-1947 yılları arasında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde kültür tarihi dersleri veren Sabahattin Eyuboğlu, Köy Enstitüsü’nün getirdiği düşünceleri özetle şöyle anlatır:

1-Enstitüler öğretimle eğitimin ayrılmazlığı ilkesiydi, okul insanı bir bütün olarak ele alacak, ahlakını bilgisinden, kafasını gönlünden ayrı düşünmeyecek, ders öğütün, öğüt dersin içine girecekti, Köy Enstitüleri öğretmenin eğitmen olmasını, Cumhuriyet imamlığı yapmasını istiyordu,

2-Enstitüler, öğretim ve eğitim işle birleştirilmesi, bilginin hayat savaşı içinde kazandırılması düşüncesi olup, işi sadece bir öğretim yolu değil, bir ahlak kaynağı olarak da sayıyordu,

3-Enstitüler, her türlü eğitim ve öğretim işine, çevresinin en kötü şartları içinde başlayarak, sulak, uğrak, yumuşak yerlerden ziyade en olmayacak yerlerde kuruluyorlardı, böylece öğrencinin gideceği yeri yadırgamaması, her çeşit zorluğu yenmeye alışması sağlanıyordu,

4-Köy Enstitüleri büyük değerlerin büyük çoğunluktan, niteliğin nicelikten çıkacağı düşüncesiydi, amacı aydın bir çoğunluk yetiştirmekti. (Tütengil,1998, ss. 86-87)

Türk felsefecisi Profesör Dr. Macit Gökberk de, Çağdaş kültürün aydınlığını toplumun en geniş tabanı olan köylüye kadar ulaştırmak düşüncesiyle kurulan ve işe yaradıklarının anlaşılması uzun sürmeyen Köy Enstitülerinin, Atatürk’ün ölümünden sonra kurulduğunu, ancak, bu enstitülerin O’nun sağlığında kurulan Köy Öğretmen Okulları’nın geliştirilmiş biçimleri sayılabileceğini, belirtmiştir. (Gökberk, 1997, ss.92,93

Dersler

A-Enstitülerin İş ve Üretim Alanları Ders ve Çalışmaları

Bir Enstitünün ilk günlerinde barınaklar (yatakhane, yemekhane, çamaşırlık, banyo gibi), derslikler, işlikler, laboratuvar, kitaplık, müzik odaları, yollar, kaldırımlar yapılması, bataklıkların kurutulması, ağaçlandırma, su yolu kazılarak, uzaklardan su getirilmesi, depo yapılması, elektrik santrali kurulması, tarım alanlarının işlenmesi öncelikli işlerdi.

İkinci Dünya Savaşı’nın kumaş ve bez sıkıntısında dokuma tezgahlarına geri dönülerek, kooperatifleşme yoluyla herkes buna yönelmiş, bunu Enstitüler de yapmıştır. Öğrencilerin ve Enstitünün günlük bakımları da kendileri tarafından yapılıyordu.

Enstitülerin iş ve üretim alanları ders ve çalışmalarının başlıkları aşağıda belirtilmiştir:

1-Tarım Dersleri ve Çalışmaları,

2-Teknik Sanatlar Ders ve çalışmaları,

3-Köy Ev ve El Sanatları Ders ve Çalışmaları. (Türkoğlu, 2017, ss.258)

Aşağıdaki fotoğrafta Hasan Ali Yücel, uygulamalı tarım dersini denetliyor: (onedio.com’dan alınmıştır):

B-Programın Bilgi ve Kültür Boyutu

Bilgi ve Kültür Ders ve Çalışmaları

Kültür derslerinin iş alanlarında ve uygulama içinde yapılması, bilgilenme ve kültürlenme yönünden büyük bir verimlilik yaratmıştır. Enstitüler kültür dersleri ile iş alanları ile beklenenin üstünde bir verimle çalışarak, bölgelerde birer kültür merkezi durumuna gelmişledir. Öğrenciler en başta kitap okuma alışkanlığı kazanmış, özgür bir tartışma ve öğrenme ortamı yaratılmış, güzel sanatlar kültürü ve eğitimine dayanan bir sistem oluşturulmuştur. Yöntem “iş içinde eğitim” idi. Bilgi ve kültür, bilgi ve iş birbirinden kopuk değildir. Bilgi işe dönüşünce kültür yaratıyordu. Ezberci eğitim ülkeden silinmek isteniyordu.

Bilgi ve Kültür Ders ve Çalışmalarının başlıkları aşağıda belirtilmiştir:

1- Okuma-Okutma-Yazdırma (Dil ve Edebiyat Eğitimi),

2- İş İçinde Matematik,

3- Fen ve Doğa Bilimleri,

4- Sosyal Bilgiler Alanı,

5- Askerlik Dersleri. (Türkoğlu, 2017, ss.292)

C-Güzel Sanatlar Eğitimi

Köy Enstitülerinde etkin alanlardan biri de sanat eğitimi ve güzel sanatlar kültürüydü. Amaç, sanatçı yetiştirmek değil, eğitim ortamını ve niteliğini zenginleştirip toplumun ve bireyin sağlıklı gelişimine olanak yaratmaktı. Her öğrenci halk oyunlarını oynayacak, şarkı türkü söyleyecek, tiyatro yapacak, çalgı çalacaktır.

Köy Enstitülerinin ilk ilkesi iş içinde eğitim ve üretimse, ikincisi de kültür ve sanat zenginliği içinde eğitim, güzel sanatlar içinde eğitimdir.

Güzel Sanatlar Eğitimi Başlığı Altında yapılan Dersler:

1-Resim-Elişleri,

2- Müzik Dersleri ve Çalışmaları,

3-Tiyatro,

4-Ulusal Oyunlar, Beden Eğitimi ve Spor.

Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını göstermiştir. (Türkoğlu, 2017,ss.318)

D-Öğretmenlik Bilgisi Ders Uygulamaları

Önceki ve sonraki öğretmen yetiştiren kurumlarda “Meslek Dersleri” adı altında okutulan bu derslerin adı, Köy Enstitüleri Öğretim Programı’nda “Öğretmenlik Bilgisi” adı ile yer almıştır. Program’da birinci olarak genel kültür, ikinci olarak öğretmenlik alanının bilgi ve becerileri, üçüncüsü nasıl öğreteceği, eğiteceği, yöneteceği gibi mesleğin yöntem, teknik, bilgi ve becerilerini içeriyordu.

Programda yer alan öğretmenlik bilgisi dersleri şunlardı:

1-Toplumbilim ve Köy Toplumbilimi,

2-İş Eğitbilimi ve iş Ruhbilimi,

3-Çocuk Ruhbilimi ve Ruh Sağlığı,

4-Eğitim Tarihi-İş Eğitim Tarihi,

5-Öğretim Yöntemi ve Uygulama. (Türkoğlu, 2017,ss.334)

Bu bağlamda Köy Enstitüleri’nin misyonu, öğretmen ve köy meslekleri erbabını yetiştirmek, bunların yanında bütün köy sorunlarının çözüm yollarını bulmak için araştırmalar, incelemeler yapmak olacaktır. Yani demek oluyor ki köydeki hayatı canlandıracak kılavuzları yetiştirecek; ayrıca köyün türlü uğraşılarla söktüremediği problemler, o kesimin enstitüsüne aktarılacak; bunlar bilimin ve deneylerin sürekli güçleri ile aydınlığa kavuşturulacaktır. (Balkır,1998,s.122)

E- Derslerin Dağılımı

Aşağıda Köy Enstitüleri’nde uygulanan derslerin 5 yıla dağılımı görülmektedir.

Kültür dersleri : 114 hafta

Zıraat dersleri: Haftada 58 hafta,

Teknik dersler: Haftada 58 hafta, (Türkoğlu, 2017, S.213)

Enstitüsünde Yetişen Öğretmenlerimize Ait Anekdotlar

Sırası gelmişken, bu enstitülerde yetişmiş üç öğretmenimizden söz etmek istiyorum.

Çifteler Köy Enstitüsü Mezunu Hasan Ataman

Hasan Ataman, 1925 yılı Şuhut, Afyon Doğumludur. 1940 yılında Çifteler (Eskişehir) Köy Enstitüsüne girmiş, 1945 yılında mezun olmuştur. Uzun boylu olması nedeniyle okulda voleybol oynamış, mandolin çalmıştır. Çiftelerde öğrenci iken “Ataman’ın Köyü” adında bir piyes yazmış ve bu piyesi oynanmıştır.

Ardından köy edebiyatı hareketinin şiirdeki temsilcilerinden biri olan şair, eğitimci ve yazar Mehmet Başaran ile Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde bir süre eğitim öğretim görmüştür.

Hasanoğlan’dan ayrılan Hasan Ataman memleketi olan Şuhut’a bağlı Hallaç Köyü’ne ilkokul öğretmeni olarak atanmış, atandığı köyde bir okul binası bulunmadığı için, öğrencileri ile bir okul inşa etmiştir. Bu okulda öğretmenlik yaparken gelirini Köy Enstitülerinde olduğu gibi hazinenin arazisinde yetişen ürünlerden elde etmiştir.

Hallaç Köyünden ve birkaç köyde daha çalıştıktan sonra Şuhut’a tayin olmuştur. Hasan Ataman’ın bir çok öğrencisi Üniversite mezunu olup bir çok da bilim insanı yetiştirmiştir. İlerleyen yıllarda Şuhut’ta Kurtuluş İlkokulu’nda yöneticilik yapmıştır.

Cumhuriyet döneminde ülkenin sosyal ve kültürel kalkınmasında, Cumhuriyet’in getirdiği değerlerin geniş halk kitlelerine ulaşması için 1932 tarihinde açılmış olan Halkevine üye olmuş ve sosyal, siyasal ve kültürel faaliyetlerini burada da sürdürmüştür.

Diğer taraftan 1950 ve 60 yıllarda ortaokullarda yeterli ortaokul öğretmeni olmadığından derslere çoğunlukla Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler girmiş, Hasan Ataman da Şuhut’ta ortaokul öğrencilerine beden eğitimi, ticaret ve yurttaşlık dersleri vermiştir.

Aşağıdaki fotoğrafta genç öğretmen Hasan Ataman Şuhut Halkevi üyeleri ile Afyon Halkevine Ocak 1946 tarihinde gerçekleştirdikleri ziyaret neticesinde Halkevi üyeleri ile birlikte görülmektedir (Zeybek kıyafetli üyenin tam arkasındaki genç üye Hasan Ataman’dır):

Şuhut’ta Çifteler Köy Enstitüsünde almış olduğu tiyatro eğitiminin ürünü olarak çeşitli oyunlar sahneye koymuş, bazılarında kendisi de oynamıştır.

Ünlü yazar, sendikacı Fakir Baykurt’un başkanı olduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nda faal olarak çalışmış ve Fakir Baykurt ile arkadaşlığı uzun süre devam etmiştir.

Mezun olduğu Çifteler Köy Enstitüsü Müdürlerinden M. Rauf İnan’la da ilişkisi sürmüştür.

İlerleyen yaşına rağmen aldığı eğitimin sonucu olarak folklorla ilişkisini sürdürmüş, aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü üzere 83 yaşında bile halk oyunu oynamaya devam etmiştir:

Kitap ve gazete okuma alışkanlığını bırakmayan, gününün önemli bir kısmını okumaya ayıran ve 2009 yılında hayatını kaybeden Hasan Ataman hala “Ataman Hoca” olarak anılmaktadır.

Gönen Köy Enstitüsü Mezunu Şen Ziya Doğan

Yakinen tanıdığım diğer bir Enstitü mezunu Şen Ziya Doğan, 1934 yılı Dazkırı Afyon doğumlu olup, 1946 yılında Gönen (Isparta) Köy Enstitüsüne girmiş, 1950/51 öğretim yılında mezun olmuştur. Okulda futbol oynamış, mandolin çalmıştır. Bir süre de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde spor eğitimi görmüştür.

Mezuniyet sonrası ilk görev yeri Dazkırı’nın Kızılören köyü ilkokulu olup, okulunun sınıflarını boyamış, kırık öğrenci masalarını tamir etmiş, yıkık bahçe duvarını onarmış, çocuklarını okula göndermeyen velileri ikna etmeye çalışmış, köy halkını aydınlatmaya başlamış ve aydınlanmadan rahatsız olanların şikayeti üzerine sürgün edilmiştir. Gittiği yerlerde köy imamı, muhtar ve köyün ağaları ile uğraşmak zorunda kalmış, ancak köylüleri aydınlatmaya da devam etmiştir.

Dazkırı Orta Okulu’nda beden eğitimi derslerine girmiştir.

Dazkırı Halkevlerinde faaliyetlerde bulunmuş, Ziya Hoca’nın çalıştırdığı Dazkırı Halkoyunları Ekibi TRT’de gösteri de yapmıştır.

Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nda faal olarak çalışmış, Dazkırı’da TÖS başkanlığı yapmış, Enstitü yılarında tanıştığı Fakir Baykurt ile yılarca süren arkadaşlığı olmuştur.

Aşağıdaki fotoğrafta öğrencilik yıllarında Şükriye Tütengil ile görülmekte olup, Şükriye Tütengil Kepirtepe ve Aksu Köy Enstitülerinde çalışan 7 Aralık 1979 tarihinde katledilen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü Başkanı olan Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in eşi olup Şen Ziya Doğan’ın bir süre öğretmenliğini yapmıştır.

Üst paragraflarda Enstitülere, tam devreli köy okulunu bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları seçilerek alındığı, öğretmen olmayacağı kanısına varılan öğrencilerin başka mesleklere ayrıldığı belirtilmiş olup, Şen Ziya Doğan öğretmen olmaya hak kazanan öğrencilerdendir.

Akpınar Köy Enstitüsü Mezunu Duran Kılınç

Bir çok meziyete sahip Köy Enstitüsü mezunlarından biri olan ve 2000 yılında tanıştığım Ladik-Akpınar (Samsun) Köy Enstitüsü mezunu Duran Kılınç ile uzun sohbetlerimiz olmuş ve bana kendi eliyle üçünü bir arada ciltlemiş olduğu Gazi Terbiye Enstitüsü öğretmenlerinden Fuat Baymur’un Tarih Öğretimi, Geometri Öğretimi, Coğrafya Öğretimi adlı kitaplarını hediye etmiştir:

Kapatılması

“Toprak sahipleri ve gerici çevreler halkın kalkınmasından ve aydınlanmasından ürktüler. Enstitülere “Bunlar komünist yuvası oldu,” diyerek saldırmaya başladılar. Kapatıldı Köy Enstitüleri. Neden? Yurtsever, üreten, aydın ve aydınlatan, uyandıran insanlar yetiştirdiği için… Neden? Köylü yoksul, cahil kalsın da sömürene kul köle olsun, avuç açsın, üstelik ona duacı olsun diye. Kimler kapattı? Milletin kazancının milletin kesesine girmesini, köylünün efendi olmasını istemeyenler…” (Topuz 19 Mart 2021 Cumhuriyet Gazetesi)

Neden kapatıldığını, bir dönem Van milletvekilliği de yapan Kinyas Kartal en güzel şekilde özetlemiştir.

“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.” ( Taşkın, 17 Nisan 2021 Cumhuriyet Gazetesi)

Neden kapatıldığını Köy Enstitüsü mezunu yazar Pakize Türkoğlu ise; “Köy Enstitüleri’nin kapanmasına neden olanlar, çoğu TBMM’deki toprak ağaları, aşiret reisleri ve onları destekleyen tutucu eğitimcilerdi. Çıkarlarının bozulacağından kaygı duyuyorlardı.” Sözleri ile ifade eder.

Emekli Öğretim Görevlisi Recep Nas, “Kapattılar Köy Enstitülerini, Türkiye’nin ışığını söndürdüler.” demektedir.

Yeri gelmişken kapatılan Ortaklar Köy Enstitüsü ile ilgili bir anımı anlatmak istiyorum; 1996 yılında Ortaklar (Aydın)’ın Tekin Köyü’nden Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu Bayram Oğul adlı emekli bir öğretmenle tanışmıştım. Beni öğretmen okulu olarak faaliyet gösteren okullarına götürmüş, inşa ettikleri binaları tek tek göstermiş (ana bina, kütüphane, atölye, fırın vb.), o binalar ile ilgili anılarını anlatmıştı. Ancak, üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim ilkesi benimsenerek yapılan binaların ne kadar bakımsız olduklarını, bir kısmının ise kullanılmadığını ve kullanılmadıkları için de çok daha kötü durumda olduklarını görmüştük. Öyle ki, bir kurban bayramı öncesi olan bu gezimizde binaların bazılarının ahır olarak kullanıldığına, dahası, gezimiz sırasında rastladığımız ve konuştuğumuz öğretmen ve öğrencilerin Enstitü ile ilgili doğru dürüst bilgiye bile sahip olmadıklarına şahit olmuş, büyük bir üzüntü ile okuldan ayrılmıştık.

S O N U Ç

Sümerbanklar ve Köy Enstitüleri başta Atatürk olmak üzere yeni kurulan Cumhuriyet’in kadrolarının ürünüdür.

Zira Mustafa Kemal, savaşın hemen ardından: Üç buçuk yıl süren bu kargaşadan sonra, savaşımızı bilimsel alanda, ekonomi ve eğitim alanında sürdüreceğimizi, deklare etmiş ve Cumhuriyetin geleceği için iki önemli konuya, ekonomi ve eğitime bir an önce el atılması gereğini ortaya koymuştur.

Sümerbank Fabrikaları bulundukları şehirlerin, 21 adet Köy Enstitüsü ise bulundukları bölgelerdeki köylerin çehresini değiştirmiş, ancak bir süre sonra faaliyetlerine son verilmiştir.

Çok yakından tanımam nedeniyle bütün Sümerbank fabrikalarını temsilen ele aldığım ve 1937 ile 2002 tarihleri arasında faaliyet gösteren ve bir sosyal fabrika olan Nazilli Sümerbank Basama Fabrikası sadece basma üretmemiş, Nazilli’ye ilkleri yaşatmış, Nazilli halkının aydınlanmasında büyük katkısı olmuş, halk ve özellikle de çalışanlar müzik, sinema, tiyatro spor, kültür, sağlık, eğitim ve teknolojiden bir çok şehrin halkından daha fazla yararlanmış, yöre ziraatının hem verim, hem de teknolojik gelişmesinin önünü açmış, Nazilli ekonomisi canlanmış, sadece fabrika çalışanları değil, çiftçi ve esnaf da yaratılan katma değerden yararlanmıştır.

Köy Enstitüleri üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim ilkesini benimsemiş, 21 adet Köy Enstitüsü, kamuya ait büyük bir arazinin içinde öğretmen ve öğrenci iş birliği ile köylerde yaratılan bir vaha olmuş, bu vahaların bütün bir ülkeyi kapsaması amaçlanmıştır. Kültür dersleri, ziraat dersleri ve teknik dersler iç içe öğrenilmiştir. Nazilli Sümerbank gibi elektriğini kendisi üretmiş, suyunu kendisi tedarik etmiş, tarımsal üretimde ilerleme sağlanmasında etken olmuştur. Bütün öğrenciler bir müzik aleti çalmış, spor yapmış, bol bol kitap okumuş, tiyatro etkinliklerinde bulunmuştur. Arazide ve imalathanede yaratılan değerler köylü ile paylaşılmıştır.

Türkiye’nin bir dönem “ekonomik” ve “sosyo-kültürel” sorunlarının üstesinden gelen, Atatürk’ün ve genç cumhuriyetin kurduğu Halkevleri, Uçak sanayi, Demiryolu, Türkiye Şeker Fabrikaları, Bursa Merinos Halı Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikaları da Sümerbanklar ve Köy Enstitüleri gibi “dev projeler”di.

Maalesef bilinçli bir şekilde yok edilmişlerdir.

  • Hüseyin Yörükoğlu

Kaynakça

  • Aldemir, E, (2007),T.C. İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enst. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı- Kültür (Milli Eğitim) Bak. S. Arıkan’ın Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
  • Aldemir, E, (2007),T.C. İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enst. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı- Kültür (Milli Eğitim) Bak. S. Arıkan’ın Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
  • Aldemir, E, (2007),T.C. İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enst. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı- Kültür (Milli Eğitim) Bak. S. Arıkan’ın Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
  • Aldemir, E, (2007),T.C. İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enst. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı- Kültür (Milli Eğitim) Bak. S. Arıkan’ın Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
  • Balkır, S., E., (1998), Eski Bir Öğretmenin Anıları-Süleyman Edip Balkır, I. baskı,s.122
  • Gazi Eğitim Fakültesi, Tarihçe-Misyon-Vizyon
  • Prof. Dr. Gökberk, M. (1997),Aydınlanma Felsefesi, Devrimler ve Atatürk, I.baskı, s.92,93
  • Yayına Hazır. Dr. Gökdemir, O, (2010 ) İzmir’e Doğru – 1. Baskı,S. 7,10,
  • Yayına Hazır. Dr. Gökdemir, O, ( 2010 ) İzmir’e Doğru -1.Baskı s. 12,
  • T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Eğitim Şura Kararları, (1939),
  • Dr. KILINÇ M. (2018) Millet Mektepleri ve 1929 Yılı Millet Mektepleri Faaliyetlerinin Basına Yansımaları adlı makale S.2
  • Tütengil, C. O. (1997) Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak-I. baskı, s. 84,
  • Tütengil, C. O. (1997) Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak-I. baskı, ss. 86-87
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri,VI. Baskı, s.100,
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı, ss148,
  • Türkoğlu P. (2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı, s.154
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,s.155
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,s.188,189
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,s.213,
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,ss.221-228,
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,s.258
  • Türkoğlu P. (2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,ss.259-292
  • Türkoğlu P. ( 2017 ) Tonguç ve Köy Enstitüleri, VI. Baskı,ss.293-318
  • Topuz, H. Enstitülerine Yazık Oldu,19 Mart 2021 Cumhuriyet Gazetesi,
  • Taşkın H. Açmadan Solan “21 Cumhuriyet Kalesi”,17 Nisan 2021  Cumhuriyet Gazetesi

Etiketler

Fehmi Duman